efvan

Emre Yalçın
yazıyor

NBA TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ



O DEDİ, BU KODU!

KNICKS TARİHİNDEN

ENCORE
Haftanın lafı, gafı ve safı...

TRANSITION
NBA'dan kısa kısa...


TÖRKİŞBASKETBOL

YUROBASKET


COURTSIDE

Bizi seyredenler, alkışlayanlar, yuh çekenler vs.







Montreal Caz Festivali



(14 Haziran 2002, Cuma)

Ah keşke bütün takvim böyle prime-time'a denk gelse de, şu yarışları ağız tadıyla, elimizde biramız, "günümüz bölündü" diye dertlere kalmadan seyredebilsek. Kimbilir, belki yarış da bunun için diğerlerine göre daha keyifli gelmiştir.

Şaka bir yana, sezonun en zevkli yarışlarından birisini izledik ve Formula 1'in kaybolmaya yüz tutmuş heyecanı 15 günlüğüne de olsa geri geldi. Takımların pit-stop stratejileri arasındaki farkın da büyük katkısıyla, bir sürü geçiş ve heyecan vardı.

Ömrü çok az yarış kazanmasına izin vermiş olsa da, sürüş tekniği sebebiyle hem Ferrari, hem de F1 dünyasının en çok takdir edilen pilotlarından birisi olan Gilles Villeneuve'ün ismini taşıyan pist, bence bu sezonun sonucunu kesinleştiren bir yarışa şahit oldu. Williams'ın iki pilotuna 43 puan fark atan Schumi, bana göre şampiyonluğunu kesinleştirdi gibi. Bundan sonra, 1999'daki gibi bir kaza geçirip sezonun kalanında yarışamama durumu hariç, Michael'in şampiyonluğunu engelleyebilecek bir vaziyet görünmüyor. Gerçi F2002'nin piyasaya ilk çıkışındaki eziciliğin Kanada'da bir miktar azaldığını gözlemledik. Bir kez daha pole position'ı kaptırdılar ve önde oldukları zaman farkı açmayı başarsalar da, McLaren ve Williams'ı öyle kollarını sallaya sallaya geçemediler. Hem de Kanada gibi geçişe imkân veren bir pistte.

McLaren çaktırmadan Williams ile arasını kapatmaya başladı ama Williams'ın sezonun ikinci yarısında kullanmayı planladığı yeni aracın performansı ne olur bilinmez.

Orta sıralardaki mücadele ise giderek daha da zevkli hale gelmeye başladı. Üç büyükler hariç geri kalan 8 takımın da olası puanlar için şansları birbirine çok yakınlaşıyor gibi. Ama bir mucize olmazsa, 1999'dan beri süre gelen şekilde, Ferrari-Williams-McLaren haricinde bir yarış birincisi görmemiz zor.

Güzel yarıştı vesselam ve bu defa "Ne diye izliyorum ben bunları" diye düşünmedik.

Sıra geldi "kim ne yapmış" köşemize…

Ferrari: İlk turun sonunda hemen herkesin aklında aynı soru vardı: Gene yapacaklar mı? Rubens öndeydi ve bu durumu son tura kadar sürdürmesine izin vardı ama ya sonra?.. Allahtan güvenlik aracı piste girdi de Barrichello'nun çift pit-stop stratejisi elinde patladı ve geriye düştü. Çift pit-stop seçmesi bana göre gereksizdi çünkü yarışa üçüncü sırada başlamıştı. Barrichello'nun stratejisinin güvenlik aracına çarpması ne kadar şanssızlıksa, yarışın ortalarında spin atmasına rağmen duvara çarpmadan durabilmesi de o kadar şanstı.

Startla beraber takım arkadaşına geçilen, daha sonra da önce Barrichello'nun, sonra da Montoya'nın (birisi erken gelen) pit-stopuyla öne geçen Schumi, gerçekten de kariyerinin en rahat birinciliklerinden birisini aldı. Barrichello ise yarışın son kısımlarında Coulthard'ı oldukça sıksa da, tek geçiş denemesinin başarısız olmasından sonra çok fazla zorlamadı ve üçüncülüğe razı oldu. Yarış sonrasında Rubens'den özür dileyen DC, geçişi önlemek için geç frenajla son şikanı pas geçtiğini ancak Barrichello'nun da şikanı pas geçtiğini görünce yol vermeye gerek duymadığını söylemiş. Barrichello ise olaya biraz bozulduğunu belli etse de böyle şeylerin yarışlarda olabileceğini söyledi.

Schumi'nin şampiyonluğu artık kesin gibi görünse de, sanırım Ferrari yetkilileri de rakiplerinin arayı kapamaya başladığını görmüşlerdir. Ama büyük ihtimalle eldeki imkânlarla mükemmele yakın bir araba yaptıkları için rakiplerinin de bu seviyeye doğru ilerlemesi karşısında yapabilecekleri pek bir şey yok gibi.

McLaren: Sezon başından beri göstermekte zorlandıkları rekabetçi tutumu son üç yarışta fazlasıyla hissettirmeye başladılar. Geçen sezon baş belâmız olan çekiş kontrol sisteminin son iki yarışta, özellikle startta mükemmel çalışmasına takımın dayanıklılığı da eklendi ve iyi sonuçlar gelmeye başladı. Özellikle DC, iki hafta önceki birinciliğinin ardından Pazar günü de ikinci olmayı başararak, sürücüler klasmanındaki ikincilik için iddialı konuma geldi. Takım patronu Ron Dennis, David'in üzerindeki şampiyonluk baskısı kalktığı için iyi yarışlarda iyi performans çıkarmaya başladığını söylemiş. İyi de kardeşim, siz bu adama şampiyonluk mücadelesi yapması için para vermiyor musunuz?! Her neyse, sinir yapmıyorum.

Raikonnen ise sonunda bir yarış bitirebildi ve dördüncü oldu. Brezilya'dan bu yana çeşitli nedenlerle yarış bitiremeyen genç Fin, pit-stoplara kadar Ralf'in baskısını üzerinde hissetse de, ciddi bir geçiş denemesiyle karşılaşmadan sürmeyi başardı.

Takımın sezon başına göre iyiye gittiği kesin. En azından "Best of the Rest" gibi kendileri için utanç verici bir yerden tekrar üç büyüklerin arasına katıldılar. Yaz aylarında Michelin'in katkısının da artacağı düşünülürse, daha alacak çok puan var. Ama bir yarış daha kazanmak hâlâ zor görünüyor. Çözülmesi gereken bir sorun da sıralama turlarında alınan kötü sonuçlar. McLaren önündekilere biraz daha korkunç kâbuslar gördürmek istiyorsa Cumartesi gününden aralarına sızmayı başarmalı. (bkz. Monaco)

Jordan: Son üç yarıştır yıldızı parlayan bir takım daha... F1'in en yetenekli pilotlarından birisi olan Giancarlo Fisichella, Avusturya ve Monaco'dan sonra Montreal'de de beşinci olmayı başararak, takımını dördüncülük için mücadele edenler arasına soktu. Cumartesi günü altıncı olarak büyük iş başaran Fisichella, startta yaşadığı vites problemi nedeniyle iki sıra kaybetse de tekrar yükselmeyi başardı ve beşinciliğe kadar tırmandı. Yarış sonrasında Fisichella, sonlara doğru Raikonnen'den hızlı olduğunu fakat onu zorlamak yerine pozisyonunu korumayı tercih ettiğini söylemiş.

İlk transfer edildiğinde "Honda'ya şirin görünmek için yapılmış bir hareket" olarak düşünsem de, Takuma Sato giderek yeteneğini ortaya koymaya başlıyor. İki hafta önce geçişin imkânsız olarak nitelendirildiği Monaco'da iki sollama yapmayı başarmasının ardından (kazayla yarış dışı kaldı o ayrı!), bu hafta da 15. başladığı yarışı 10. bitirmeyi başardı.

Jordan'ın, yeni Honda motorunu BAR'dan daha iyi değerlendirdiği kesin. Belki de geçen ay içinde meydana gelen işten çıkarmaların, geride kalanlara da itici bir etkisi olmuştur. Kimbilir... Ama çok kötü geçen zamanlardan sonra Eddie Jordan biraz rahat nefes almayı haketti.

Renault: Sonunda başarılı olmayı hakeden bir isim daha; Jarno Trulli. Sezon başından beri bir türlü arabasını finişe getiremeyen İtalyan, Monaco'daki dördüncülüğün ardından Kanada'da altıncı olmayı başardı. Yarış içinde kimseyi geçmek zorunda kalmayan Trulli, Villeneuve ve Montoya'nın dışarda kalması, Heidfeld'in pit cezası alması ve Ralf Schumacher'in pit felâketi yaşamasıyla dört sıra yükseldi. Bir başka yeteneği kabul edilmiş pilot olan Trulli, yarış sonunda Ralf'in sıkıştırmasına maruz kalsa da finih çizgisini altıncı geçmeyi başardı.

Sezon başında Trulli'nin üzerinde gezinen kara bulutlar, bu aralar Jenson Button'u rahatsız etmeye başladı. Sezona iyi bir başlangıç yapan ve böylece geçen sene kaybettiği motivasyonu yeniden yakalayan genç Button, iki yarıştır finiş göremiyor. Bu hafta sonu da 13. başladığı yarışın ilk turunda 10'unculuğa kadar yükseldikten sonra motorunun iflas etmesiyle yarış dışı kaldı.

Renault'nun sezon başındaki parlaklığı sönmeye başlamış gibi görünüyor. Kendileri mi yerinde sayıyor, yoksa McLaren, Sauber ve Jordan mı yükselişte bilinmez ama Renault'nun mücadelesi üçüncülükten dördüncülüğe kaymış durumda. Pilotların yarış içerisinde frenlerden şikayet ettiği biliniyor. Bakalım ikinci yarıda neler olacak.

Williams: Aslında ceza tahtasında olmaları gerek ama Ralf Schumacher klasmana yedinci olarak girdiği için buradalar. Halbuki Montoya yarışa pole position'da başlayarak başarı sağlamıştı. Startta Schumi'nin önünü kesme planları yaparken önünü boşalttığı ve daha hafif olan Barrichello'yu ihmal etti ve ilk virajın sonunda ikinciliğe düştü. JPM daha sonra güvenlik aracının piste girişiyle tek pit-stopunu 14 gibi çok erken bir turda yaptı ve beşinciliğe düştü. Kolombiyalı daha sonra günün (ve belki de sezonun) en şık hareketlerinden birini yaparak tek hamlede hem Ralf'i, hem de Raikonnen'i geçti. Montoya'nın bu güzel performansını en azından bir podyumla tamamlamasını motoru engelledi ve birinci Schumi'ye hızla yaklaşırken, bitime 13 tur kala yarış dışı kaldı.

Ralf'in yarışı da ondan hallice değildi. Dördüncü sırada start almayı başarsa da, ilk virajdan önce Raikonnen'e geçildi ve yarışın ilk yarısını onu çok yakından takip ederek geçirdi. Pit-stopunda yaşadığı benzin pompası sorunu ona pahalıya maloldu ve 10. sıraya kadar geriledi. Tam yedinciliğe kadar yükselip bir puan için Trulli'yi kovalamaya başlamışken, önce motoru, sonra da yarış bitti.

Williams'ın iki senedir kronikleşen motor ve pit-stop problemlerini bu yarışta da gördük. Zaten bunun için Ferrari'nin üstünlüğü bârizleşiyor. İngiliz takım, son dört startında üç defa motor problemi yüzünden dışarıda kaldı. Sezonun ikinci yarısına yeni bir araba hazırlıyorlarmış. Du bakalım n'olcek!

BAR: Daha iyi ama yeterince değil. Panis en sonunda bir yarış bitirmeyi başardı. Cumartesi günü 11. sırayı almayı başaran Fransız pilot, yarış başında çift pit-stop yapan araçlara geçilse de, daha sonra aynı araçların ikinci pit-stoplarını yapmasıyla tekrar yukarılara çıktı ve sekizinci bitirmeyi başardı. Yeni arabadan oldukça memnun görünen Panis, yerlerinin ne olduğunu gördüklerini ve sezonun ikinci yarısında daha ileri gitmeyi beklediğini söylemiş.

Bu aralar aldığı ücretle F1 dünyasını oldukça meşgul eden Villeneuve ise daha sekizinci turda motor sıcaklığının aşırı yükselmesi sonucu yarış dışı kaldı. Büyük ihtimalle yapılacak olan tek pit-stopun mümkün olduğunca geç yapılması planlanarak araç çok dolduruldu ve motor yaklaşık %55'inde tam gaz çalıştığı bu pistin yükünü baştan kaldıramadı.

Takım genelde otomobilin gösterdiği performanstan mutlu, özellikle sezon başından beri oldukça başarısız olunan sıralama turlarındaki artan performanstan. Sezonun ikinci yarısı onlar için de çok önemli olacak. Şu anda puan alamayan tek takım ve sezonu böyle bitirirlerse kıyamet kopar.

Sauber: Kanada'dan memnun ayrılmayan bir takım da Sauber… Her iki pilot da daha yukarılarda yer alabilecekken bilgisayardaki yazılım sorunu sonucu araçların pit bölgesindeki hız limitine uyamaması nedeniyle ceza aldılar ve geride kaldılar. Üzerine Heidfeld ilk cezanın çıkışında kurallara uymadığı için bir ceza daha aldı. Halbuki özellikle Heidfeld yarışa yedinci başlayarak olası puanlara çok yakındı. Genç Alman yarış sonunda takım arkadaşının gerisinde kalarak 12. olurken, Felipe Massa ise 12. başladığı yarışı dokuzuncu bitirmeyi başardı.

Her iki pilotun da arabalarından memnun oldukları bir yarışı böyle bitirmeleri üzücü ama burası F1, olur böyle kazalar, yarış komiseri hemen yakalar, zorla sokar pitlere, rezil eder herkese!

Minardi: Bu aralar parasal durumu herkesin ağzına sakız bir başka kişi de Paul Stoddart ve takımı Minardi... Prost'un iflas etmesiyle TV yayınlarından ekstra 12 milyon dolar alması gereken takım, Phoenix GP'nin durumunun kesinleşmemesi nedeniyle bu parayı alamadığı için sıkıntıda ve dedikodulara göre İngiltere GP'si Minardi'nin son yarışı olacakmış. Doğrusu F1'deki kıdemli takımlardan sayabileceğimiz ve Jarno Trulli, Giancarlo Fisichella (ve son dönemlerde Fernando Alonso) gibi yetenekleri pistlere kazandıran Minardi'nin, hele böylesine bir gelişim sürecine girmişken kapanması yazık olur. (Meraklısına not: Phoenix GP adı altında kurulan bir takım Prost'un haklarını satın almış ancak takım hakkında tasfiye işlemleri başladığı için henüz FIA'dan yarış izni çıkmamıştır. Phoenix GP'nin ısrarını sürdürmesi Minardi'yi bu açıdan kötü etkilemektedir.)

Yarış performasına dönecek olursak, Minardi sıralama turları sonunda gene en geride olsa da, aracın dayanıklılığının sayesinde iki aracıyla birden finiş gördü. Mark Webber 11'inci, Alex Yoong ise 14. (son; Jenson Button klasmanda 15. görünse de bitime 5 tur kala dışarda kaldı) bitirdikleri yarışta araçtan oldukça memnun kaldıklarını söylediler. "Allah mutluluğunuzu daim etsin" diyelim.

Takım patronu Stoddart, esas rakiplerini geçmekten mutlu olduğunu söylemiş. Esas rakip kim acaba; 13. bitiren Frentzen ve Arrows mu, yoksa iki aracıyla birden dışarda kalan Jaguar mı?!

Arrows: Üç yarışlık bir çıkışın ardından Arrows bu yarışta yine düşüş gösterdi. Sıralama turlarında 17 (Bernoldi) ve 19. (Frentzen) olabildikten sonra, yarışta da pek bir varlık gösteremediler.

Frentzen, Minardi ve iki defa pit cezası alan Heidfeld'in bile gerisinde kalarak 13. olabilirken, aracın yeterince iyi dengelenmediğini ve frenlerde arada bir görülen sıkıntıların arabasını zorlamak için gerekli güveni ortadan kaldırdığını söylemiş. Bernoldi ise iyi başladığı yarışta aracın arka tarafında üç defa pite girmesine rağmen çözülemeyen bir sorun sonucunda dışarda kaldı. Genç Brezilyalı, sorun çıkana kadar arabasının oldukça rekabetçi olduğunu ve yarışta kalabilse daha da yükselebileceğini söylemiş. Bir dahaki sefere inşallah.

Arrows, Mayıs ayı boyunca gösterdiği pırıltıları sürdüremezse son sırada kalmama mücadelesine düşmek zorunda kalır.

Toyota: Sezona "mütevazıyız, iddialı değiliz" söylemiyle girip de beklenmedik puanlar alarak sükse yapan F1 sirkinin yeni takımı, sezon ilerledikçe söylemlerine uymaya başladı. İlk üç yarış sonrası sürekli süpriz beklenen Toyota, yavaş yavaş bu özelliğinden uzaklaşıyor. Kanada'da oldukça zor bir hafta sonu geçiren Japon takımı, sıralamalarda ancak 18. (Salo) ve 20. (McNish) olabildiler.

Salo, çift pit-stop stratejisinin getirdiği hafif araçla 10'unculuğa kadar yükseldikten sonra, önce tekerindeki bir patlak nedeniyle program dışı bir pit yapmak zorunda kaldı, daha sonra da pit alanındaki hız sınırını ihlâl ettiği için ceza aldı. Zaten arabasının frenleri de bu heyecana dayanamadı ve 42. turda tecrübeli Fin'i yarı yolda bıraktı. Alan McNish ise startta Pedro de la Rosa'yla çarpışınca arabasının ayarları bozuldu ve 46. tura kadar kör topal ilerledikten sonra spin atarak dışarda kaldı.

Jaguar: Vallahi ben artık bunlar için yazacak bir şeyler bulamıyorum. BAR gibi, sabırların yavaş yavaş sınırına yaklaşılan bir başka takım. Cumartesi günü 14. ve 16. olarak biraz umutlansalar da, Pazar günü işler istedikleri gibi gitmedi.

Tek pit-stop stratejisiyle yarışan Irvine 42. turda motordaki ısının aşırı yükselmesi nedeniyle yarış dışı kalırken, de la Rosa ise ilk turdaki çarpışmadan Alan McNish kadar ucuz kurtulamadı ve pite girmek zorunda kaldı. Pedro daha sonra yarışa dönmeyi başarsa da 29. turda vites kutusundaki bir problem nedeniyle kenara çekti.

Hem Irvine, hem de Niki Lauda, bu haftasonu kaydedilen ilerlemeden memnun kaldıklarını ve bunu diğer yarışlara taşımak istediklerini söylemişler. Hangi ilerlemeden bahsettiklerini anlamadım ama eğer böyle bir şey varsa bir an önce ortaya çıksa iyi olacak.

Offf, gene döktürmüşüz… Pilot olmasam da F1 yüzünden boyun ağrıları çeken nâdir insanlardan birisiyim herhalde! Ama olsun, zevkli bir iş bu... Herkese bir sürü selam, saygı sevgi vs…

emreyalcin55@hotmail.com


Monaco, mon amour!

(30 Mayıs 2002, Perşembe)
Selam millet! Heralde ağzımın kulaklarımda olduğunu tahmin edersiniz, değil mi? Bu sezon, başka bir mucize olmazsa, kazanabilecek gibi göründüğümüz tek yarışı kazandık. Cumartesi günü ön çizgide yer alınca, içimden "mekanik problem olmazsa kazanırız" demiştim. Şükür olmadı ve F2002'yi ilk defa yenme şerefi de bize ait oldu. Bir de bu sezon ilk defa bir yarıştan sonra Alman milli marşını dinlemedik ve de baba Rolf Schumacher (aslında oğluna da Rolf II adını vermiş ama nüfus memuru yanlış yazmış - yiğrenç espri!) bu sezon ilk defa bir yarıştan sonra kasıla kasıla yürüyemeyecek.

Aslında alışılmış Monaco'lardan farklı bir yarıştı diyebiliriz. Bir iki tane sollama bile oldu, yağmur kötü sürpriz yapmadı, ilk dört sıradakiler uzun bir süre birbirlerinin gözünün akını bile görebildiler, birkaç tane "vay vay vay vay" dediğimiz kazacıklar (zavallı Raikkonen) izledik. Perşembe gününden itibaren de, büyük takımlar pistin azizliğine uğrarken, diğer takımlar sürprizcikler yaptılar. Mesela antremanlarda McNish'in ikinciliği, Webber'in sekizinciliği, sıralamalarda Webber'in Jaguarları geride bırakışı (gerçi bu yakında "süprüz" olmaktan çıkacak gibi) ve Frentzen'in ısınma turlarındaki en iyi zamanı vs.

Artık alıştığınız üzere, her takım ne yapmış yarışta ona bakalım. Kazanandan geriye doğru.



McLaren:
Ron Dennis bile "Bir dahaki galibiyet üç aydan önce (Macaristan GP'si) biraz zor" demiş. Bence de öyle, hatta o bile o kadar kolay değil. Yine de sevinmemize engel olamazlar. İstikrarsız olduğu için Dünya Şampiyonluğu'na oynayamadığına inandığım Coulthard, oldukça iyi bir yarış çıkardı ve kazandı. Zaten DC'nin kazandığı yarışlar hep performansının doruğuna çıktıkları olmuştur. Bu yarışta da özellikle tur bindirmeleri çok iyi kullanarak (ki genelde bu konuda iyi değildir) pit-stopta kendisi için çok önemli olacak saniyeleri kazandı. Ah keşke bu performansını her yarışa taşıyabilse.

Raikkonen ise bu sezon yedinci ve takım arkadaşının gerisinde başladığı üçüncü yarışta startla beraber Barrichello'yu geçti ama daha sonra puan için bütün yarış boyunca bastıran Barrichello'nun hatasına kurban giderek 44. turda yarış dışı kaldı. Çocukcağız sezonun ilk yarışında üçüncü olup puan aldıktan sonra göze geldi ve ondan beridir Brezilya hariç yarış bitiremedi. Bu yüzden söylenecek fazla bir şey yok.

Tabii bu tamamen taktik bir zaferdir, onun için gaza gelmiyoruz. Bu sezonluk amaç takımlar ikinciliğini korumaya çalışmak ama o da şimdilik zor.

Bu arada Mika Hakkinen de hafta sonu Monaco'da boy gösterdi. Adamımız henüz karar vermediğini, aslında doğru dürüst düşünmediğini falan söyledi. Herhalde buralarda bir yerlerde Ron Dennis'i kızdırmış olmalı ki, takım patronu, nerdeyse baba-oğul ilişkisi yaşadığı Hakkinen'in 2003'te yerinin garanti olmadığını açıklamış. Daha da coşan Dennis, pilotların takımı tamamlayıcı bir unsur olduğunu ama asla takımın herşeyi olmadığını falan söylemiş. Ne dersin Jean Todt? Öte yandan McLaren 20 sene kadar sonrasının pilotunu bağlamış bile. Bakınız yandaki resim; Hugo Hakkinen!

Ferrari: Sanırım Avusturya'dan sonraki tepkilerin ardından yenilseler de biraz mutlular. Montoya'nın bitirememesiyle Schumi farkı daha da açtı. Şampiyona lideri (aslında "-a lideri" kısmının ne kadar gereksiz olduğunu hepimiz biliyoruz) Pazar gününe kadar çok ortalarda görülmedi ve üçüncü başladığı starttaki pozisyonunu koruyarak JPM-DC savaşında birinin hata yapmasını bekledi. Önde olsa gene acaip bir farkla kazanırdı büyük ihtimalle ama Monte Carlo sokakları onlara geçiş şansı vermedi. Yarış sonrasında, ön taraftaki mücadeleyi izleyerek gitmenin çok zevkli olduğunu söylemiş.

Barrichello ise startta Raikkonen'e geçilmenin hırsıyla kastıkça kastı ve sonunda ikisini de yaktı. McLaren dışarda kalırken, Barrichello da kazada 8'de 6 kusurlu bulunarak pit cezası aldı ve bu da o çok istediği puanı alamamasına mâloldu.

Takımın gelecek yarışlar için çok endişelendiğini sanmıyorum, birkaç yarış sonra bu iş bitecek.

Williams: Montoya'nın sezonun ilk yarışını kazanma umudu, neredeyse ilk virajda sona erdi. Halbuki sıralama turlarında çok iyi bir performans çıkarmış ve trafiğe rağmen son saniyede en ön sıraya geçmişti. 37 tur boyunca yılmadan DC'yi kovaladı ama motoru yüreğine ayak uyduramadı ve öldü.
Ralf de genelde kendi halinde yarıştı ve fazladan bir pit-stop yapmak zorunda kalmasına rağmen takım arkadaşının dışarda kalması sonucunda başladığı yerden bir sıra yükselerek podyumun en alt basamağına çıktı. (Bu arada podyum seremonisi ne kadar fiyaskoydu öyle. İlk defa bu kadar başarısız bir podyum izledim.)

Takım yetkilileri, bu kadar iyi pozisyonlarda başladıkları yarışta sadece üçüncü olabilmelerini, aracın hâlâ bu tip pistler için uygun olmamasına bağlamışlar. İyi de etmişler.

Renault: Trulli sonunda yarış bitirdi ve puan aldı. Önden iki kişinin abandone olup Barrichello'nun da ceza almasıyla kendini başladığı noktadan üç sıra yukarda buldu ve dördüncü oldu. Yarış sonrası yapılan analizlerde vites kutusundaki bir mührün yerinde olmadığının tespit edilmesi ve soruşturma açılması takımı biraz korkutsa da, Salı günü FIA ceza verilmeyeceğini açıkladı.

Button ise erken start aldığı için yarışın hemen başında pit cezası yedi ve sonra da iflâh olmadı. Son sıraya düştüğü yarışta yukarı çıkmaya çalışırken Panis'le çarpıştı ve ikisi de yarış dışı kaldı.

Trulli'nin sonunda yarış bitirmesi sevindirici. Bu yarış genellikle araçlar ve takımlar için bir söz söylemeyi olanaksız hâle getiriyor. Bu durum Renault için de geçerli. Bir de, zaten TV'den ne izleyebildiysek onun hakkında konuşabiliriz. Monaco'da da sağolsun kocaoğlanlar ekranı kimseye bırakmadılar.

Jordan: Gene yaptılar ve iki hafta önceki beşinciliği tekrarladılar. Jordan için Pazar günü, nerdeyse iki hafta öncesinden kopyalanmış gibiydi. Fisichella, 11. başladığı yarışta öndekilerin birer ikişer dökülmesiyle beşinciliği kazandı. Fisi pit-stop yaptıktan sonra aracın yol tutuşundan çok memnun kaldığını ancak yetiştiği Trulli'yi geçme riskini almak için geç kaldığını söylemiş. Jordan için olmasa da, Fisichella için seviniyorum doğrusu.

Sato için de Pazar günü, iki hafta öncesinden farksızdı. Halbuki Monaco'da sollama yapmak gibi çok zor bir manevrayı da başararak takdirimizi kazanmıştı. Takım 22. tur içinde arkasında kalan takım arkadaşının kendisinden daha hızlı olduğu için yol vermesini istemiş ve Takuma tünel içinde bunu yaparken pistin tozlu bir yerine denk gelerek kontrolünü kaybetmiş. Aslında Fisichella'yı da sağa sola kayan Sato'dan kurtuluşu için tebrik etmek lâzım.

Eddie Jordan da halinden memnun olacak ama bir de Sato her yarışta arabayı haşat edip mâli sıkıntılarını artırmasa... Arabayı Sato'ya zimmetlesinler bence!

Arrows: Önceki iki yarıştaki başarılarının tesadüf olmadığını bir kez daha gösterdiler. Frentzen sıralamalarda 12. olabilse de, Pazar sabahı ısınma turlarında en iyi zamanı yaparak dikkat çekti ve yarışı da Barrichello'nun baskısına karşı koyarak altıncı bitirmeyi başardı.

Bernoldi ise genelde şanssız bir yarış geçirdi. Önce startta geride bıraktığı Felipe Massa'nın arkadan çarpmasına kurban gitti ve uzunca bir pit-stop yaptı, daha sonra da şikanı pas geçtiği için pitten geçme cezası aldı. Ama yarışı son sırada da olsa bitirerek takımın dayanıklılığını ispatladığı için hem kendisi, hem takımı teselli buldu.

Arrows giderek orta sıralarda ağırlığını hissettirmeye başladı. Bu da mücadele eksikliği çekme tehlikesiyle karşı karşıya olan F1'e lâzım olan şey.

Sauber: Haftasonları iyi geçmedi. Sıralama turlarında Massa 13, Heidfeld ise 17. sırayı alabildi. Massa, Ste Devote virajını pek sevmiş olmalı ki, önce Bernoldi'yle çarpıştı, sonra da 64. turda kendi kendine duvarlara çarptı. Hafif bir çarpışma şoku geçiren Brezilyalı, viraja girerken frene bastığını ama arabanın yavaşlamadığını söylemiş. E bu durumda haliyle çarparsın duvara!

Heidfeld ise lastik basıncındaki sorun nedeniyle planlanmamış bir pit-stop yaptıktan sonra yarışı sekizinci bitirdi. İki tur geriden bitiren Alman pilot aracının hemen her yerinden şikayet etmiş ama maksadını yarışı bitirmek olarak belirlemiş. Bu durumda başarılı sayılır.

İlk defa iki pilotun birden aerodinamik yapı hakkında şikayet etmesi, Sauber'de pek görmeye alıştığımız bir şey değil.

Jaguar: Monte Carlo'da yarışın sonuna kadar dayanabilmenin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdiler. Koca kediler sondan ikinci ve üçüncü başlasalar da yarışı bitirmeyi başararak, bu başarıyı gösteremeyenlerin dökülmesiyle 9. ve 10. oldular. Irvine yarışa takım arkadaşı De la Rosa'nın gerisinde başlasa da, Pedro'nun Felipe Massa'nın arkasında kaybettiği zamanı değerlendirerek pit-stop sonrası öne geçti. Eleman yarış sonrasında, daha iyi bir sıralama derecesi elde etseler puan alabilecek yerde olabileceklerini söylemiş. De la Rosa da yarışı bitirmekten memnunmuş. Eh ne diyelim, alan razı, satan razı.

Minardi: Avustralyalı Mark Webber haftasonu boyunca göze batan isim oldu. Önce Perşembe günü (Monaco'da antrenmanlar Perşembe yapılır) sekizinci iyi zamanı yaptı, sonra da Cumartesi günü iki Jaguar'ı birden arkasında bıraktı. Pazar günü ise dokuzunculuğa kadar yükselmişken ön lastiklerinden birine hasar verip plan dışı bir pit-stop yapmak zorunda kalarak 11'inciliğe düştü. Yine de Webber, yarışı bitiren tek çaylak olarak biraz teselli bulmuştur heralde.

Alex Yoong ise bildiğimiz gibi. Tur yemekten sıkılana kadar yarışıyor, sonra da bir kaza yapıyor. Bu defa da Casino Square öncesi yoldaki parçacıklar nedeniyle kontrolünü kaybedip pistin acımasız duvarlarını yakından görme fırsatı buldu. Pit'e kadar geri dönmeyi başarmış ancak arka süspansiyonunun devam edemeyecek kadar kötü durumda olması nedeniyle döndüğüyle kalmış.

Toyota: Her iki aracını da Cumartesi günü ilk 10'a sokmayı başaran takım, Pazar günü aynı araçları pistten toplamak zorunda kaldı. Kariyerinin 100. yarışına çıkan Mika Salo, yarışın başında arka kanadındaki sorun nedeniyle pite girip çıkmak zorunda kalmış. Yine de Barrichello'nun arkasına kadar yükselmeyi başaran Salo, bitime dokuz tur kala bir viraj öncesi frenlerinin iflas etmesiyle kendisini bariyerlerde bulmuş. Masal da burda bitmiş!

Alan McNish ise Perşembe günü ikinci iyi zamanı yaparak bütün dikkatleri üzerine çekmesiyle yetinmiş olmalı ki, yarıştan ilk sıkılanlardan birisi olarak kendisini 15. turda Ste Devote çıkışında duvarlara vurmuş.

Toyota sezon başında diğer orta sıra takımlarına saldığı korkunun mirasını yemeye devam ediyor. Bir-iki yarış içinde tekrar etkileyici bir sonuç almazlarsa bu korku azalabilir.

BAR: Bu sezon puan alamayan tek takım. E tek pilotla yarışırsan, olacağı bu. Panis daha finiş göremedi ki puan alsın. Yarışa iyi başlayıp ilk turun sonunda iki sıra birden yükselen veteran pilot, bitime birkaç tur kala St Devote virajında kendisini geçmek isteyen Button'un arkadan çarpmasıyla yarış dışı kaldı. Yazık!

Villeneuve ise 14. başladığı yarışın daha ilk turunda vites kutusundaki problem nedeniyle pit'e girmek zorunda kaldı ve hemen herkesten bir tur geride piste döndü. Yine de Monaco'nun kime ne getireceğini bilmediği için yarışına devam eden Kanadalı, 44. turda başka bir sorun yüzünden yarışı terketmek zorunda kaldı. Ama takım, bir sonraki yarış olan Kanada'ya yeni bir aerodinamik düzenleme, yenilenmiş vites kutusu ve Honda motorlarıyla gidecekleri için biraz daha umutlu olduğunu açıklamış. Bekliyoruz.

Gene bir yarışı ıncığıyla cıncığıyla inceledik, yorumladık. İki haftalığına da olsa kral biziz (McLaren). Ben kızlarımızla yarışı biraz daha analiz ederkene, sizlere de bir dahaki yazıda görüşene kadar; en güzel günler, en güzel geceler, en güzel yarınlar diliyorum efendim.

emreyalcin55@hotmail.com
Masumiyetin Kayboluşu

(19 Mayıs 2002, Pazar)
"Bu yazıdaki resmin F1'le
alâkası nedir?" diyebilirsiniz ama Pazar günkü yarışın son düzlüğündeki olayı seyrederken, nedense aklıma Dali'nin "Kendi Erdemi Tarafından Taciz Edilen Genç Bâkire" isimli bu tablosu geldi. Bâkire olarak Barrichello da görülebilir, daha da abartıp F1'in güzelliği de... Ama eğer Barrichello'yu seçtiyseniz, Ferrari "erdem" rolüne daha az yakışıyor.

Pazar gününden beri ortalık birbirine girdi. Bizim medya bile olaya büyük ilgi gösterdi - herhalde ortada kavga var diye. Ferrari şu anda bütün dünyayı karşısında almış durumda, tifosiler de dahil. Ferrari Fan-Club'un Başkanı, "Hiç şampiyon olamadığımız 19 yılda bile bundan daha gururluyduk" demiş. Hatta İtalya'daki infiâl o kadar büyük ki, Ferrari'nin evi Maranello'ya en yakın kiliselerin papazlarından, Jean Todt gelirse günah çıkarmayı reddetmelerini isteyenler bile olmuş. Özellikle takım patronları ve dünyanın her tarafından seyriciler kelle isterken, pilotların çoğunluğu olayı metânetle karşıladılar. Bu arada bir FIA yetkilisi, 26 Haziran'da ifadesi alınacak Ferrari takımının Avusturya'da aldığı puanların silinmesinin ihtimâller arasında olduğunu söylemiş. Diğer bir ihtimâl ise takımın Silverstone'a katılmasının yasaklanması.

Yazı bu kadar gecikmeseydi daha çok -nerdeyse tamamen- Ferrari olayı üzerine yoğunlaşacaktım ama ortalık biraz durulmaya başladı. Onun için önce kendi yorumumuzu yazıp sonra konseptimize dönelim.

Kesin olan bir şey, bu olayın F1 ve Ferrari'nin imajlarına çok büyük bir darbe vurduğudur. Büyük ihtimalle Ferrari de bu kadar büyük gürültü kopacağını tahmin etmiyordu. Olayı sıcağı sıcağına yaşarken benim de bütün kanım tepeme sıçradı ama sonra daha sâkin olarak ele alınca, bu takım emirinin çok da yanlış bir şey olmadığını düşünmeye başladım. Formula 1 gibi belirsizliğin önemli bir faktör olduğu bir sporda, "sürücüler şampiyonu adayının mümkün olan maksimum puanı almasına çalışmak" kadar doğal bir düşünce olamaz. Mesela kimse Schumi'nin bir sonraki yarışta kaza geçirip birkaç yarış dışarda kalmayacağını garanti edemez. Sonuna kadar karşı olduğum şey, bu emrin uygulamaya konuş zamanlamasıydı. Jean Todt, bu kararı gizlice uygulayarak yarış içinde bir geçiş şeklinde gösterbileceklerini ya da pit-stopta geçişi sağlayabileceklerini, kimsenin de bunu farkedemeyeceğini söylemiş. Keşke öyle yapsalardı da ortalık böyle karışmasaydı. Büyük ihtimâlle de bundan sonra öyle yapar. Ama "F1 tarihinin ilk yuhlanan kazananı" olarak tarihteki lekelerini asla kapatamayacaklar.

Neyse, bu konuda yazmaya devam edersem bu yazı çooooook uzar, onun için yarışın kalanına dönüyoruz. Kazanandan geriye doğru.

Barrichello: Protestomu, bu yazıya Ferrari'yi almayarak yapıyorum. Kazanan da Barrichello'dur, bunu Brezilya Devlet Başkanı resmi açıklama olarak bile yaptı zaten. Cuma'dan itibaren Schumi'yi zorladı ve hem seedinglerde, hem de yarışta öne geçti, muhteşem bir yarış çıkardı. Ender İlhan biladerimin "karaktersizlik" ithamına da, o kadar sert olmasa da katılıyorum. Bahsettiği büyüklüğü geçen sene başında yapabilirdi, hatta yapma isteğini birkaç defa da dile getirdi ama durumu nasıl kabullenmişse, geçen sene Avusturya'da ikinciliği verirken bile bunun için ettiği suratı hep beraber gördükten sonra, bu sene birinciliği hediye edişi daha sessiz-sâkin ve umursamaz gibi geldi. Belki de, Ross Brawn'ın da dediği gibi, ne olacağını ta Cuma gününden beri bildiği içindir.

Schumacher: Kabul edin, yarış sonrası herkesi şaşırttı. Yarış sonrasında "Benim de hoşuma gitmeyen bir kazanma şekli ama takım böyle istedi" falan dedi. "İstese geçmezdi, ona hiç bir takım yamuk yapamaz" fikri hakkında ise F1'in en harbi konuşan elemanı Irvine'a kulak verelim:

"Schumi'yle beraber yarıştığım 3 yıl boyunca takımın en küçük bir emrine bile itaatsizlik ettiğini görmedim."

Gerçi tamamen kendine çalışan bir takımın emirlerine de karşı gelmek ayıp olur biraz. O da sezon başından beri alıştığımız şekilde haftasonunun hakimi kırmızı arabasıyla ortalığı tozu dumana kattı. Diğer bütün takımlar Panis'e şükretsin, eğer güvenlik aracını piste sokturmasaydı hemen hepsi tur yiyecekti.

Williams: Artık onlar bile başedemiyorlar. 10 takım içinde en iyi oldukları şüphe götürmez ama hâlâ Ferrari'nin gerisindeler. Montoya için şanslı bir haftasonuydu. Güvenlik aracının iki defa piste girişiyle, takım arkadaşı Ralf'in önüne geçerek 3. oldu ve Heidfeld-Sato kazasında kılpayı kurtuldu. Bu arada Montoya, Schumi'yle beraber bu sezon bütün yarışlardan puan alan tek sürücü. Gerek sürücüler, gerekse takım hiç bir iddia taşımadan ama arabalardan memnun olarak yarıştılar ve heralde iki sürücünün mümkün olan en iyi yerde bitirmeleriyle yetinmişlerdir. Hatta Ralf, farklı pit stop stratejileri nedeniyle, Ferrari ile aralarındaki gerçek farkı göremediklerini söylemiş.

Jordan: Bakın kimler gelmiş... Sonunda Jordan pilotları geçtiğimiz senelerde daha alışık olduğumuz yerlerine döndüler ve bu sezon hem kendileri, hem de Honda için ilk puanlarını aldılar. Takuma Sato, Heidfeld'in kurbanı olarak ciddi bir kazaya karıştı ama bugün itibariyle tek arızası, çarpışmanın vermiş olduğu sarsıntı. Fisichella ise aracın oldukça iyi bir gün çıkarttığını, güvenlik aracının pit-stop zamanına denk gelmesi nedeniyle şanslı olduğunu ve de düzlüklerde daha hızlı ama virajlarda daha denk olan Coulthard'ı, pistteki yağ birikintisine denk gelmesinden yararlanarak geçtiğini söylemiş. Sato olayı olmasa Jordan Avusturya'dan yüzü gülerek ayrılan takımlardan birisi olacaktı ama herhalde yine de mutlulardır.

McLaren: Alabileceklerinden 1 puan eksik aldılar, hepsi o. Coulthard da 8. başladığı yarışta iyi start alıp 5'inciliğe kadar yükseldikten sonra kaderine razı bir şekilde giderken, yukarıda anlattığım şekilde Fisichella'ya geçildi. Raikkonen ise altıncı yarışta dördüncü kez arabasının iflâsı nedeniyle yarış dışı kaldı. Bostancı'da yapılan MP-küsurun motoru daha 6. turda pes etti. Takımda da hayalkırıklığı hakim ama hâlâ sıkı çalışmakla ilerlenebileceğini unutmadıklarını söylüyorlar. Bunu hatırlamaları güzel ama çalışma hâlâ yeterli değil. Yine de bana Williams'a biraz yaklaşıyorlar gibi geliyor.

Renault: Nedir bu Trulli'nin çektiği kardeşim! Gene bitiremedi yarışı. Bu sefer benzin basıncındaki arıza 45. turda yaktı çocukcağızı. Halbuki puan alması işte bile değildi. Button ise genelde son puan için yarıştı ama genelde memnun olduğu arabasının ikinci viraj (bütün olayların olduğu Rundt Curve) çıkışında çok fazla vakit kaybetmesinden dolayı Coulthard'ı geçemediğini söylemiş. Renault hâlâ istikrarsız sayılır ama özellikle Trulli'nin aracının dayanıklı sayılmadığı kesin. Sezon başında McLaren'le kapışarak hava yaptılar ama artık işin içinde Sauber de var.

Toyota: Zaten çok iddialı değildiler ve 8. ve 9. bitirerek gene kendileri için tatmin edici sonucu aldılar. Pazar gününe kadar bayağı sıkıntılıydılar aslında. Ama yarış günü, biraz da öndekilerin dökülmesiyle yukarı tırmandılar. Sato bir ara 6'ncılığa kadar yükselse de güvenik aracının pit-stop stratejilerini bozmasıyla geriye düştü. E yeni takım, yavaş yavaş öğrenecek. McNish ise takım arkadaşının sadece 0.2 saniye arkasında geçti bitiş çizgisini ve halinden memnun bir şekilde evine döndü. Toyota sezon başındaki dikkat çekiciliğini biraz kaybetti ama sanırım her yarışta süpriz bir yerde olma ihtimali olacak.

BAR: Hafta sonunun Barrichello ve Sato'dan sonra üçüncü "Ay yazıııııık" dediğimiz sürücüsü Vilnöv oldu. Yarışın startına kadar çok kötü bir hafta sonu geçiren BAR takımında JV, 18. başlayıp ilk turda Bernoldi'yle yol dışına çıkıp (gene Rundt Curve'da) bir sıra daha kaybettikten sonra yarışı zevkli hale getiren bir sürüş gösterdi ve ikinci pit stopundan önce 3'üncülüğe kadar tırmandı. Ancak yarış komserleri Bernoldi ile temasında Villeneuve'ü suçlu buldu ve Kanadalı, güvenlik aracı pistteyken pit cezası aldı. Bu da onu puan skalasının dışında bıraktı. Zaten içinde kalsa da birşey farketmezmiş, son turda motoru patladı. Ama klasmanda 10. olduğu için buraya aldık kendisini ve de takımını. Tek pit stop stratejisi yürüten Olivier Panis ise 22. turda motorun patlamasıyla yarış dışı kaldı. Honda'nın yeni motoru, Fisichella ve Villenueve ile iyi iş çıkardı, dayanıklılığını ve devamını diliyoruz.

Arrows: Bir başka şanssız pilot da Frentzen oldu. İki yarıştır kendisini göstermeye başlayan Arrows'la sıralama turları sonucunda ilk 10'un hemen ardında yer alan Frentzen, ilk turda JV ve Bernoldi yakınlaşmasından olumsuz etkilenerek geriye düştü, sonra da kan-ter içinde Irvine'ı geçmeye çalışırken, yarış boyunca şikâyet ettiği oversteerin azizliğine uğrayarak bir de spin attı. Ordan sonra da önündekilerin pes etmesiyle 11. oldu. Bernoldi ise ilk turdaki olayda arkadan Frentzen'e çarparak ön kanadını kaybetti, sonra da 16. turda spin atarak yarış dışı kaldı. Genç Brezilyalı, çok iyi işler yapabileceği bir hafta sonunu böyle bitirdiği için üzgün olduğunu söylemiş. Meraklanmasın, Arrows iyiye gidiyor.

Minardi: Pit ekibinin şaşkınları oynamasıyla Webber ceza aldı ve 12. oldu. Güvenlik aracının ikinci giriş çıkışından sonra takım tarafından pozisyonuyla ilgili olarak yanlış bilgilendirilen Avustralyalı, pit'e girip çıkmak zorunda kaldı. Yoong da takılıyor işte! Ayarlarını tutturamadığı belli olan arabasıyla 42 tur kadar döndükten sonra motorun iflasıyla kendini de, bizi de bu işkenceden kurtardı. Minardi geçen sezonun sonu ve bu sezonun başında bizi hayli umutlandırdıktan sonra eski yerine döndü. Üzücü doğrusu...

Sauber: Ferrari hariç bütün takımların içlerine korku salarak başladılar haftasonuna ama sonu kötü bitti. Bazı geliştirmelere tâbi tutulan Ferrari'nin 2001 motoruyla sıralamalarda 5. ve 7. olarak McLarenlerin arasına girdiler. Yarışa da iyi başladılar aslında. Massa sağolsun beni haksız çıkartmayarak yarışa iyi başladı ama 7. turda süspansiyon arızasıyla dışarda kaldı. Heidfeld ise muhteşem bir start alarak ilk turu 3. bitirdi ama daha sonra geriye düştü ve güvenlik aracının ilk giriş-çıkışından sonra soğumuş olan frenlerine fazla sert basınca aracın kontrolünü kaybetti, böylece herkesin yüreğini ağzına getiren kazaya sebep oldu. Yarıştan sonra, kendisi ve DC'nin önündeki Yoong'un sert freniyle çıkan dumanı görünce kendi frenine sert bastığını söylemiş. E ne diyelim, sağlık olsun. Geçen seneki tehditkâr görünüşlerine geri döndüler.

Jaguar: Koca kedi hâla problemlerini çözebilmiş değil ve son üç yarıştır damalı bayrağı göremediler. Bu sefer ilginç olan, iki pilotun da arabadan biraz daha memnun kalmaları. Aslında Cuma ve Cumartesi hiç fena değillerdi ama araba hâlâ dayanıksız. Bu aralar pist içinden çok pist dışında konuşan (aslında çoğu zaman öyleydi) Irvine, yarışın en gerilerinde kafasına göre takılırken, 37. turda hidrolik basıncının düşmesi sonucu yarış dışı kaldı. De la Rosa ise oldukça iyi olarak tanımladığı startının ardından daha ilk tur içinde gaz pedalının kalleşliğine uğrayarak padoğa döndü. Jaguar için bence artık tehlike çanları çalmaya başlıyor. Honda ve Arrows özellikle Avusturya'da ilerleme kaydettiklerini ortaya koydular ve bu duruma İngiliz yarış yeşilinin karşılık verememesi de onları Minardi'yle başbaşa bırakabilir.

İşte böyle. Yarışın son saniyesinin kalanından fazla konuşulduğu bir hafta sonu geçirdik. Ama yarış içi de hiç fena değildi bence. En kötü yarışımız böyle olsun diyorum.

Ben yazmaya başlayalı bir sene olmadı ama Batuğ'un başta NBA için açtığı ama sonra futbol dışı bütün sporlar için bir platform olan batug.com, bir yaşına bastı. Bu ailenin bir üyesi olmak çok güzel ve başta Batuğ olmak üzere emeği geçen herkese teşekkürler.

İYİ Kİ DOĞDUN BATUG.COM... BİLİMUM MOTOR, VİTES KUTUSU, SÜSPANSİYON, DEBRİYAJ BALATASI, VANTİLATÖR KAYIŞI VE DE BUJİ TIRNAĞI SORUNLARI SENDEN UZAK OLSUN.

emreyalcin55@hotmail.com
İşin tadı kaçmak üzere
(Yoksa kaçtı bile mi?)

(1 Mayıs 2002, Çarşamba)
Neden bahsettiğimi biliyorsunuz herhalde. Alman-İtalyan konsorsiyumu, geçen sezonun içine edişini pek yeterli bulmamış olacak ki, bu sezonun da heyecanını söndürmek üzere. (Ne dersin Ender bilâderim, hâlâ Ferrari'nin domine edişini kabul etmez misin ki? Bayağıdır sesin çıkmıyor. İyisin, değil mi?)

San Marino ile ilgili birşeyler döktürmek için bir kaç defa bilgisayarın başına geçtim ama hiç canım istemedi. Ne yazacaktım ki? Kupkuru bir yarıştı. Hızla geride bırakmak istiyorum.

Ferrari, F2002'yi tanıtırkene, "F2001'den 1.5 saniye hızlı" diyordu. Biz de içimizden "iyi halt ediyo" diye geçiriyorduk. Sadece 3 yarışlık geçmişi olan araba, henüz nâmağlup. Eğer Barrichello Pazar günkü yarışı tamamlayabilseydi, büyük ihtimalle gene duble olacaktı. Allah'tan Rubens pek yarış bitiremiyor da, Williams hâlâ markalar şampiyonluğu için bütün ümitlerini kaybetmedi.

Son yarıştan sonra BMW motorsporları direktörü Gerhard Berger, sürücülerine "Gaari bu sene sürücüler şampiyonasını unutun" demiş. Sanırım bu, gelecek yarışlarda Ralf ve Montoya'nın birbirlerine girip takım için önemli olan puanlardan olmalarını önlemek için.

Tuzak gibi bordürlerin süslediği hızlı-yavaş virajları ve en uzunlardan birisi olan start-finiş düzlüğüyle oldukça kırıcı bir pist olan Barcelona'da pist içi İmola'dan çok daha renkli olmasa da, yarışın tamamında sürekli olaylar vardı ve seyretmekten az da olsa keyif alabildik. Artık gelenekselleşmiş bir biçimde, kazanandan geriye doğru gidiyoruz.

Ferrari

www.f1-live.com isimli internet sitesindeki anket sorusu, "Schumacher bu sene işi Macaristan'dan önce bitirebilecek mi?" idi... Daha İspanya öncesi "evet"lerin oranı %49, "hayır"larınki ise %48'di. Yarış sonrası ise "evet"lerin oranı %61'e ulaşmış. F2002, şu anda Formula 1 dünyası için mükemmel bir araba görünümünde. Tek falsosu Pazar günü hidrolik ve vites kutusu (Rubens'i dışarda bırakan sorun) arızaları göstermesiydi. Ferrari 1996'dan beri sürekli daha iyiye götürdü ve şu anda Schumacher F1'in tek hakimi olmanın tadını çıkartıyor. Her ne kadar pist içindeki yöntemlerini çok tasvip etmesem de, "Helâl-i hoş olsun" demekten kendimi alamıyorum. Ferrari'nin ve Schumi'nin son 2 yılda ulaştığı yeni bir özellik de dayanıklılık, her ne kadar Barcelona'da pek göremesek de. Michael Schumacher 2000 ve 2001 sezonlarında sadece 6 yarışta finiş görememiş (2000'de 2001'de 2). Adamın başarısının anahtarı sadece hız değil anlayacağınız, işin içinde dayanıklılık da var. Herhalde adamların kendi pistlerinin bulunmasından ve istedikleri kadar test yapabilmelerindendir.

Barrichello zavallım ise hâlâ istediği sonuçlara ulaşamıyor. Ya kendi bir kazaya karışıyor, ya da arabası yamuk yapıyor. Vites kutusundaki problem sebebiyle (vites değişimi düzgün şekilde yürümez) 1 metrecik bile gidemedi.

Bu arada geçen hafta Schumi, benim arabayı test etmek amacıyla ülkemizdeydi ve bir basın toplantısında karşılaşabileceği en abuk sorularla muhatap oldu. Ah Batuğ ah! Bir basın kartı çıkarttırmadın ki bize, gidelim, soralım sorumuzu, sitemizi dünya âlem duysun. Merak edenler için, benim sorum şu olurdu;
"1995'ta bir sıra takımı olan Ferrari'yi bugünün süpergücü haline getirdikten sonra, bugün yeni bir takımda aynı şeyi yapma isteği ve gücünü kendinde bulabilir miydi?"
Belki bu da size abuk gelir. :=) Yarış bittikten sonra da Okay'ın tipik Türk kompleksi içinde söylediği "Bak Türkiye'ye gelip test yapması Schumi'ye uğur getirdi" lafına Serra'nın (bence yarışları sadece o sunmalı) cevabı, tam bizim sitenin Encore'una yakışır bir şeydi; "Schumi'nin, Türkiye'ye gelmeden önce tam 4 kez dünya şampiyonu olduğunu hatırlatırım."

Williams

Schumi'den hıncını alamayan ve o ne yaparsa aynısını yapacağını söyleyen Montoya, işe lolipop adamın ayağını ezerek başladı. Eheheheheh! Cuma günü pek ortalarda görünmeyen Williams sıralama turlarında biraz göründü, yarışta da idare etti. Kovaladıkları adamın sürekli uzaklaştığını görmek acı verici herhalde. Hafta sonu boyunca ayar tutturmakta sorun yaşadığını söyleyen Montoya, önündekilerin yarış dışı kalmasıyla rahat bir ikincilik elde etti Dikkatimi çeken şey, Williams'ın artık McLaren'a eskisi kadar fark atamaması oldu. Sevgili takımım sonunda biraz silkinmeye başladı galiba.

Ralf ise ikinci sırada pit-stoptan çıktıktan sonra kendi hatası yüzünden ön kanadına zarar verdi ve fazladan bir pit yaparak kanadını değiştirmek zorunda kaldı. Ama çilesi dolmamış olacak ki, son turda da motor iflas etti.

Ferrari'nin bu kadar erken kopup gitmesi büyük ihtimalle Williams'ı demoralize etmiştir. Ancak yine de ben markalar şampiyonluğu için kendilerine şans veriyorum.

McLaren

Oh be, sonunda bizim takım için birşeyler yazarken kahrolmuyorum. Sezon başına göre daha derli toplu bir hafta sayılırdı (Raikonnen'in yarış dışı kalışı hariç). Sıralama turlarına ve yarışa baktığımızda, Williams'la aradaki farkın biraz daha kapandığını görüyoruz. Seedinglerde Williamslardan Raikkonen 0.242 (Ralf) ve 0.094 (JPM), Coulthard ise 0.385 (R) ve 0.237 (JPM) saniye geride kalmış. Diğer yandan da Renault'nun tehdidi sürüyor ama daha Fransızlar dayanıklılık sorununu tam çözemediler. Bizimkilerde de bir-iki defa frenajdaki gecikmenin hâlâ dengede ciddi sorunlar yarattığını gözlemledim.

David Coulthard, yedinci başladığı yarışta istikrarlı bir 90 dakika geçirerek (ehehehe, yarışın süresi aşağı yukarı bu kadar) ikinci kez üçüncülük kürsüsüne çıktı. Geçişe pek imkan vermeyen Katalonya pistinde kendilerini zorlayan Renault'yu (Button) sollaması ise usta işi bir hareketti. Ama maalesef bu usta işi hareketleri sürekli yapamıyor.

Raikkonen ise en azından sıralama turlarında Hakkinen'i (LÜTFEN GERİ DÖN!) aratmıyor ama yarışlarda henüz arabası ona ayak uyduramadı. Beşinci yarışta üçüncü kez DC'nin önünden start aldı ama daha dördüncü turda henüz yeni geliştirilmiş olan arka kanadı uçtu. Raikkonen'in garaja dönmesiyle hemen yapılan testler sonrasında, DC'nin arka kanadında bir sorun olmadığı tespit edilmiş.

Bu sezon başında Bridgstone'dan Michelin'e geçen McLaren'in, şu anki görünüşe göre hatalı olduğunu düşünüyorum. Her ne kadar Michelin çok çalışıyorsa da, Bridgestone'un tecrübesine ve veri birikimine sahip değil. Sanırım F2002'nin başarısı biraz da buradan kaynaklanıyor.

Sauber

Sauber sonunda geçen sene alıştığı yerlere döndü ama her zaman bu kadar şanslı olamayacaklardır. İlk viraja önlerinde giren 8 aracın 5'i yarış dışı kalmasaydı, bu kadar yukarda olmazlardı. Bence normal şartlarda mücadele etmeleri gereken nokta, takımlar 5'inciliği. Ama hiç belli olmaz, Renault böyle tıknefes olduğu sürece, bir üst sıra için mücadele edeceklerdir. Yarış içinde Heidfeld'in Button'u pit-stopta geçişi yarışa heyecan kattı ve iyi bir pit ekibinin faydasını dosta düşmana gösterdi.

Heidfeld kendi yarışını sürdürdü ve dördüncü gelerek 3 puan aldı. Yarış sonrası Renault pilotlarıyla kapışmaktan zevk aldığını söylemiş ama bence her yarışta onlara bu kadar yaklaşmaları bu kadar kolay olmayacaktır. Yaklaşabilirlerse de tükürdüğümü yalatan da Sauber olsun, üzülmem.

Massa gerçekten oldukça iyi bir kumaş. Gözüpek ve bu özelliğinden verim alabilecek yeteneğe de sahip. Sezon başından beri hem olumlu işler yapıyor, hem de yarışlara seyir zevki katıyor. Sauber onu iki sene daha elinde tutabilirse kendisini şanslı saymalı. Başarılı bir yarış çıkardı ve 2 puan daha aldı.

Arrows

Bakın kim varmış burada! F1'in en ilginç rekoruna sahip takımı (yarış kazanamayan takımlar arasında en fazla start alma!) Berbat ötesi geçen ilk 4 yarışın sonunda ilk kez pistlerde yapabildikleri testlerden olumlu sonuçlar almış olmalılar ki, son derece rekabetçi bir hafta sonu geçirdi. Özellikle Frentzen, antreman turlarında hiç alışmadığımız yerlerde olmayı başarırken, startta 10'unculuğu elde etti ve yarış boyunca da önünde kim varsa dibine kadar girip taciz etti. Aslında sona doğru önündeki Massa değil de başka bir çaylak olsaydı, geçebilirdi diye düşünüyorum. Takım patronu Tom Walkinshaw yarış sonrası kasım kasım kasılmış "Niye Frentzen'i aldığımı gördünüz mü?" falan demiş. Bence de iyi iş.

Bir başka beğendiğim genç sürücü Bernoldi ise 14. başladığı yarışta hidrolik sorunu nedeniyle dışarıda kaldı. Brezilyalı, hafta sonu boyunca arabadan çok memnun kaldığını ve takımın doğru yolda olduğuna inanması nedeniyle, yarış dışı kalmasını çok umursamadığını söylemiş.

BAR

İyiye giden bir takım daha... Ama daha henüz puan alabilecek durumda değil. Aslında bu haliyle 2 sene önce puanlar alabilecek bir durumda ama 2002 sezonu o kadar zorlu ki, her puan için bir sürü takım savaşmaya niyetli.

Villeneuve yarış öncesi hafta içinde önce BAR'dan memnuniyetsizliğini ve takımdan ayrılmaya hazır olduğunu belirttikten sonra, "Karakolda doğru söyler, mahkemede şaşar" türküsü eşliğinde çarketti ve kontratı bitene kadar takımında kalacağını söyledi. Hafta sonuna çok iyi başlayamasa da, 16. cepten start aldığı yarışı 7. bitirdi. JV yarış başında ayarların çok iyi olmadığını ama pit-stoplarda yaptıkları birkaç değişiklikle daha iyi duruma geldiğini fakat arayı kapatmak için çok geç kaldığını söylemiş.

Panis ise GENE yarış bitiremedi (5te 5). Bu sefer egzozunda bir sorun yaşayan olgun Fransız (ehehe), ikinci pit-stopundan çıkar çıkmaz, yarışın bitmesine 22 tur kala kenara çekti. Aslında devam edebilse, belki de Frentzen'in aldığı puanı alacaktı ama kısmet başka yarışaymış.

Toyota

Hafta sonuna çok çok kötü başlayan sezonun yeni ve de sürpriz takımı, yarışta dayanıklılığının semeresini alarak 8. ve 9. oldu. Rejinin tercihleri nedeniyle yarış içinde pek göremediğimiz Toyota, 18. ve 21. olarak başladığı yarışta aldığı sonuçtan memnun görünüyor. En yaşlı çaylaklardan birisi Alan McNish hafta sonunu sekizinci tamamlarken, yarış içinde arabanın iyiyle kötü arasında gidip geldikten sonra iyide karar kıldığını ve yarışı tamamlamış olmaktan çok mutlu olduğunu buyurmuş.

Mika Salo da yarışı bitirmekten memnun olsa da, yarış içinde iyi gitmekteyken patlayan tekeri yüzünden fazladan bir pit-stop yapması yüzünden kaybettiği zamana üzüldüğünü söylemiş.

Takımın beklentileri çok fazla olmadığı için kolay mutlu oluyorlar. Ama önümüzdeki senelerde diğer takımları üzmeye başlayacakları kesin.

Jaguar

Sıra geldi ceza tahtasına! Yeşil kediler gene iki araçla birden dışarda kaldılar. Aerodinamik sorunlarını çözemediklerini ileri sürüyorlar ve rüzgar tünellerini İngiltere'ye taşımalarıyla beraber daha iyiye gitmeyi umuyorlar. Niki Lauda, aerodinamiği düzeltmeden puan alma şanslarının çok yüksek olmadığını söyledi. Göreceğiz.

Irvine, seedinglerde 15. sırayı almasına rağmen yakıt kurallarına aykırı birşeyler kullandığı için daha geriden başladığı yarışı, 41. turda hidrolik arızası nedeniyle terketmek zorunda kaldı. İrlandalı, yarışa ellerindekinin en iyisiyle gelemediklerini, İspanya'nın da bu tür hataları affetmeyen bir pist olduğunu söylemiş.

De la Rosa ise ev sahibi olduğu hafta sonunda daha 2. turda kum havuzuna çıktı ve Barcelona'daki kum havuzlarının kimseyi dışarı bırakmayan özelliği nedeniyle orada da kaldı. Pedro hatanın araçtan mı kendinden mi kaynaklandığını kestiremediğini söylemiş. Bize sanki suçlu koca kediymiş gibi geldi.

Jordan

Jordan'a birşeyler olduğu kesin. Hafta içinde personelin %15'inin (üst düzey elemanların da aralarında bulunduğu) işine son veren takım, hafta sonuna da en erken noktayı koyan takım oldu. Sanırım mali sorunlar Eddie Jordan'ı biraz zorlamakta ve bu durum takımı daha iyiye gitmekten alıkoyuyor. Yeni dedikodu, Honda'nın yıl sonunda Jordan'a motor vermeyi bırakacağı yolunda.

Ben en çok Fisichella'ya üzülüyorum. Daha iyi yerlerde olmayı hakediyor. Sıralamada 12. olmayı başardıktan sonra 5. turda vites kutusundaki hidrolik basıncının düşmesiyle abandone oldu (bu kelimeyi ilk kere mi kullanıyorum?)

Takuma Sato ise yarış içinde iyi şeyler yapmaya niyetli gözüpek bir genç ama bazen çok abartıyor. 19. başladığı startta hızlı bir makas atıp 5 sıra yukarı çıktı ama daha sonra 11. turda arabasının arkasını yolda tutamayarak (çok da debelendi garibim) kum havuzunu boyladı. Gördüğüm kadarıyla, iyi ayarlanmış bir araba o çabayla kurtulabilirdi. Belki de Takuma'nın deneyimsizliğden kurtulamadı. Bilemeyiz.

Minardi

Kendilerine teşekkür etmek gerekir. Bu kadar uzun bir yazıyı daha fazla uzatmadıkları ve bütün yarışın güvenliğini düşünerek yarıştan çekildikleri için. Hem ön, hem arka kanatlarda çözemedikleri sorunlar olduğu gerekçesiyle Minardi, Pazar sabah antremanlarının ardından yarıştan çekildiğini açıkladı.

İşte böyle canlar. İnşallah Avusturya hepimize keyfili bir yarış sunar da, ben de yazı yazmak için bu kadar beklemem. Hepinize bir sürü sevgi, saygı vs.


2002'nin afişi: Willams vs. Ferrari

(3 Nisan 2002, Çarşamba)

Selam millet. Kusura bakmayın, teknik imkansızlıklar ve tembellik sonucu Malezya GP'sini atladık. Gerçi Ender İlhan biladerim okuyacak ve bana bir sürü sataşma yapacak diye de ödüm kopuyor ya, huylu huyundan vazgeçmez :)

Bağlayın kemerleri. Bayağı uzun ve de hızlı bir yazıya dalıyoruz!

F1 dünyasında kimi zaman en iyi pilotların en geriden başlaması gerektiği ve yarışların böylece daha zevkli olacağı tartışılır. Yarışın hemen başındaki Montoya-Schumi kazası, bunun hiç de fena bir fikir olmadığını gösterdi. En geriye düşen iki pilot, yarışın geri kalanında sürekli yükselerek podyuma çıkmayı başardılar (zavallı Button!) Aslında F1 için renkli geçtiğini söyleyebileceğimiz Malezya GP'si, rejinin aradan geçen 3 yıla rağmen pek yol katedememiş olması nedeniyle, sahip olduğu tadı vermedi. 20. Schumi ve 21. Montoya ikincilik ve üçüncülüğe yükselinceye kadar bayağı bir araba solladılar ama biz bunun çok azını izleyebildik. Fena yarış değildi vesselam.

Gelelim Interlagos'a...

Takvimin "modernlikten en uzak" diyebileceğimiz pisti, seyredeğer bir yarışa evsahipliği yaptı. Yeni oyuncağıyla boy gösteren Schumi yarışı kazandı ve Montoya'nın eski rakibi, yeni düşmanı oldu. Montoya yarıştan sonra yaptığı açıklamada, Schumacher'in centilmen (âdil) bir sporcu olduğunu sandığını ama yanıldığını söyledi. Kendisine koca bir "Günaaaydınnn" çekiyorum. Gerçi Malezya'da yaşananlardan sonra her ikisi de çarpışmanın olağan bir kaza olduğunu söylemişti ama Brezilya'da silahlar çekildi. İkisi bu sezonu "unutulmaz" yapmaya aday görünüyorlar.

Cumartesi günkü sırlama turlarında, sıralamaları değişmekle beraber ilk üçteki isimlerin değişmediğini gördük. McLarenlar ise ön tarafa biraz daha yaklaşabilmiş görünerek (+0.4 saniye) ertesi gün için umutlandılar. Ama Pazar günü işler onların umduğu gibi gitmedi. Daha gerilere baktığımız zaman, Renault'nun şimdiden Sauber'i geride bıraktığını, Jaguar'ın yılın ilk 2 yarışındaki hüsranların ardından biraz toparlandığını ve Toyota'nın sıkı geldiğini gördük. Ceza tahtası ise tabii ki Hondalara ait.

Pazar günü starta baktığımız zaman, pırıl pırıl parlayan Renaultları gördük. Geçen seneden alıştığımız çıkışlarını yaparak McLarenleri geride bıraktılar. İlk virajların ardından JPM-Schumi teması oldu. Schumi şanslıydı, JPM ise hırsının kurbanı oldu. Görebildiğim kadarıyla Schumi biraz tehlikeli hareketler yaptı (büyük ihtimalle çizgisini koruduğunu savunacaktır), Montoya ise yarışın daha çok uzun olduğunu unutarak, startla kaybettiği birinciliği geri almaya çalıştı ve zararlı çıktı.

İlk turlarda, çift pit stop stratejisi seçtiği âyan beyan ortada olan Barrichello'nun gösterisini izledik. Taraftarlarını mest edecek bir şekilde 6. turun sonunda 5 araba (Montoya hariç) geçmiş olarak Schumi'nin peşine takıldı ve 8 tur sonra onu da geçti. Ama bücürük Rubens hangi Amazon büyücüsünden büyü yedi bilinmez, üstüste 8. Brezilya GP'sini de tamamlayamadı. Büyük ihtimalle F 2001, pistlere hidrolik arızasıyla veda etti. Bir şampiyonun sonu böyle olmamalıydı. Rubinho ise giderek Ferrari'de daha huzursuzlaşıyor. Acep Schumi'nin kontratının biteceği 2004 sonuna kadar bekleyip emekli olması için dua eder mi ki?

Sonrası yarış rutini işte. Burdan öteye takımların değerlendirmeleriyle devam edelim derim ben. Hatta elimiz değmişken ilk 3 yarış sonrası manzara için de birşeyler karalarız. Takımlar liderinden geriye doğru.

Williams

Şu anda bu takımın 2002 Şampiyonu olmaması için bir sebep yok gibi görünüyor. En güçlü olmanın yanına dayanıklılığı da eklemiş BMW motoru, iki genç, yetenekli ve de hırslı sürücü, asilzâde bir patron ve pit-stop facialarından arınmış görünen bir pit ekibi. Bir tek Michelin'in arabayı uçurmak için biraz naz yapma süresi geçirmesi sorun olabilir. Monaco ve Hungaroring'de lastiklerin keyfini kim bekler ki?

Williams sezona iyi girdi. Malezya'da duble yaptılar, Avustralya ve Breziyla'da podyumdaydılar. Ferrarilerle çarpışmalardan sürekli zararlı çıkan taraf olmasalar, daha bile iyi olabilirlerdi. Yine de benim 2002 takımlar şampiyonası için en büyük adayım Williams. (Yanlış anlama olmasın, kalbimiz gene McLaren için atar.) Sürücüler şampiyonluğu için çekişen iki sürücünün olması ise iki tarafı keskin bıçak. Bu çekişme Michael'e yarayabilir.

Ferrari

Ne diyebiliriz ki? Schumi kaldığı yerden devam ediyor, bu hoşunuza gitsin, gitmesin. Ferrari de öyle! "Ha geldi, ha geliyor" diye bayağıdır çenemize sakız olan F 2002, Brezilya'da arzı endam etti ve kazandı. Schumi cephesinde işler iyi gidiyor sayılır. Ama dünya şampiyonumuz büyük ihtimalle sporu bırakana kadar Montoya'nın varlığını hatırlayarak rahatsızlık duyacak, çünkü Kolombiyalı onu geçmek için en az onun kadar acımasız olmaya hazır.

Barrichello ise yukarıda belirttiğim gibi, üvey evlat konumundan giderek daha rahatsız olmaya başladı. Brezilyalının kendi evinde yeni arabayla yarıştırılmaması üzerine kırgınlığını da çok haklı buluyorum.

McLaren

Yanılmıyorsam İngilizce konuşulan ülkelerde "F1'in sesi" olarak tanınan ve yarım asır yarış anlattıktan sonra (Okay-Serra, daha 40 küsur yılınız var) geçen yıl emekli olan Murray Walker'ın bir lafıydı: "F1'in tepesi, ikiden fazla takım için küçüktür!"

Bu sezon, Walker'ı haklı çıkarıyor. Williams'la Ferrari bu yılın başa güreşen takımıyken, McLaren'i maalesef daha 3. yarış sonunda saf dışı bırakıyorum. 3. yarış sonunda pilotlar lideri Schumi 26 puandayken, McLaren'in şampiyonluk adayı (!) Coulthard sadece 4 puan alabildi. Ama alışılagelmiş şekilde, DC'ye giydirmeyi sezonun ilerleyen günlerine bırakıyorum... Çünkü İskoç pilot henüz istikrar (özellikle denge konusunda) kazanamamış bir arabayla boğuşmakta ve bitirdiği ilk yarışta podyuma çıkmayı başardı. Allah sabır versin, David de dahil hepimize.

Takımın yeni ismi Kimi Raikkonen ise sanki hiç de yeni değilmiş gibi yarışıyor. Hakkinen'in kulakları çınlasın, "If you want to win, get the Finn" demişti Ron Dennis'e. Ne de güzel söylemiş.

Bu takımın düşüşünü görmek acıtıyor doğrusu. Ama yine de onlar için en azından üçüncülüğün garanti olduğu tasasız bir yıl değil. Renault gözünü bizimkilerin yerine dikmiş durumda. Interlagos'taki vaziyet de bu mücadelenin de bayağı çekişmeli geçebileceğini gösteriyor.

Renault

Sezona Toyota'yla beraber en etkileyici girişi yapan orta sıra takımlarından birisi. Malezya'da Button'un son turda kaybettiği üçüncülük ve Brezilya'da Trulli'nin kaybettiği beşincilik de var. Demek ki dayanıklılık sorunuyla uğraşmak gerekecek. Hedef olarak McLaren'i geçmeyi belirlemişler ama Renault motorunun bu sene o seviyeye gelebileceğini sanmıyorum. Sezon sonundaki yerleri, pistte kalmayı başarabilmelerine bağlı gibi.

Trulli pistlerin en şanssız pilotlarından birisi. Oldukça yetenekli olmasına rağmen hemen her sezon kendinden bahsettirecek bir yarışın sonunu getiremediği oluyor. Kurşun döktürmesini tavsiye edelim.

Button ise geçen sezon yaşadığı tutukluğu atmış ve 2000 yılında hatırladığımız görüntüsüne kavuşmuş izlenimi veriyor. Belki de altındaki arabadan daha memnun olduğu içindir. Ya da kimbilir, Sir Williams'a kendisini hatırlatmak istemiştir.

Jaguar

Avustralya'daki karambolden kaçabilmiş olmanın yüzü suyu hürmetine aldıkları 3 puanla şimdilik beşinciler ama bu yerleri pek garanti değil. Sauber'la aynı puandalar ve İsviçreli takım henüz orta sıralardaki ağırlığını hissettirmiş değil. Araba dayanıklı, buna itiraz yok ama biraz daha hızlı olsa daha iyi olmaz mı? Brezilya'da elde ettikleri en iyi sıralama dereceleri belki bunun için biraz daha umutlanmalarını sağlayabilir.

Irvine sezonu, tecrübesine arabasının dayanıklılığını ekleyerek, yukarıdaki arabaların başına gelebilecek aksiliklerden doğabilecek puanları kovalayarak geçirecek. De la Rosa için şimdilik söyleyecek birşeyim yok.

Sauber

Yukarıda da dediğim gibi, Jag'la puanlar aynı ama Sauber bu puanı 5. ve 6. olarak topladığı için şimdilik sıralamada koca kedinin altındalar. Bu durumun çok süreceğini sanmıyorum çünkü Sauber henüz Jaguarlar kadar yarış bitiremedi. Bu durumun düzeltilmesi halinde mavi takım tırmanmaya başlar. Görünen o ki, geçen sene elde edilen dördüncülük için Renault şimdilik ağır basıyor ama bu takımın Toyota ve belki de Jaguar'ı geride bırakıp 5. olma şansı oldukça yüksek.

Heidfeld giderek saygı duyulan bir pilot olmaya doğru ilerliyor. Bu sezon da geçen sezonki performansını sürdürürse, gelecek sezon için yeniden McLaren'in kartları arasına girer. Ama Raikkonen-Heidfeld'li bir McLaren'in Ferrari ve Williams karşısında şansı çok olmaz gibi geliyor bana.

Peter Sauber, yeni avı Felipe Massa için "Senna'nın potansiyeline sahip" gibisinden okkalı bir laf etti. Aslında Massa'nın kumaşı hiç de fena görünmüyor ama onun bir Senna olup olamayacağını söylemek için erkendir herhalde, değil mi?

Minardi
2000 yılında, hatta abartıyorum, 2001 Mart başında birisi "Minardi takımlar sıralamasında yedinci durumda" dese, ya bir tarafımızla güler, ya da bize bu kadar F1'den bîhaber cühelâ muamelesi yapan gafilin boğazına sarılırdık. Takım, Avustralyalı işadamı Paul Stoddart'ın emrine girmesiyle, sürünmekten emeklemeye terfi etmeye aday oldu. Ama üzgünüm ki pilotlar bu takımı çok yukarıya taşıyabilecek durumda sayılmaz. Şimdilik 2 puanları var, acaba F1'de mucizeler ne kadar sıklıkla olur?

Webber daha ilk yarışında kendi evinde 2 puan alarak efsaneler (!) arasına girdi bile ama daha fazlasına gücü yeter mi bilmiyorum. Aslında fena görünmüyor, olmazsa daha sert eleştirmek için bir kaç yarış daha bekleyelim.

Yoong'dan ise nedense hiç ümidim yok. İki yarıştır kendisini sollayan ya da tur bindiren masumların canını yakıyor. F1'deki ömrü, sponsorlarının para musluklarıyla direkt ötesi bağlantılı.

Toyota

"Sezonun en tatlı sürprizlerinden birisi" desem bana kızmazsınız heralde. Yarışlardan önce sürekli "%107'ye girsek daha ne isteriz?" diyorlar ama icraat hiç de öyle değil. Belli ki takım 2001 boyunca oldukça sıkı çalışmış. Üçüncü yarışta ikinci puan ve gidişatları büyük ihtimalle daha iyiye olacak. Heralde Japonya'da bu aralar Toyota sahipleri ve çalışanları, Honda'cılarla bayağı dalga geçiyorlardır. Belki de geçmiyorlardır.

Salo, F1'in en sessiz ve derinden giden pilotlarından, Schumi'nin ayağını kırdığı yıl (1999) Ferrari'de yarışmış ve Irvine yol vermese yarış bile kazanmış olacaktı (yoksa kazanmış mıydı?!) Geçen sene boyunca da sıfırdan bir takım yaratan Toyota'nın belli ki en önemli isimlerinden birisi olmuş. Umarım daha iyi yerlerde de olur.

McNish ise yıllarca vuslatı bekler bir şekilde beklediği F1 direksiyonuna 32 yaşında geçmiş olmanın mutluluğuyla, şimdilik suya sabuna dokunmadan takılıyor. Yine de Brezilya serbest antremanlardaki üçüncülüğünü belirtmeden geçmeyelim.

BAR ve Jordan

Sütkardeşler sezona "felaket ötesi" başladılar. Honda motoru şimdilik üsttekilerle rekabet edebilecek hâlde değil. Bir aralar sezon sonunda iki takımdan birini seçme ihtimallerinden bahseden Japonların, durum böyle giderse, seçme yapmalarına gerek kalmayacak! Yukarılarda bir yerlerde heyecanlı bir sürü mücadele varken, Jordan ve BAR'ı adam gibi izlemedik bile.

Fisichella bu sezon yanlış yerdeki adam. Trulli'nin yerinde olabilirdi. Bir türlü mücevher haline gelemeyen bir cevher daha. Hiçbirşey olmazsa bile takım arkadaşı çarpıyor adamcağıza! Ehheheheheh.

İlk 2 yarış sonunda Sato için "Eddie Jordan'ın Honda'ya şirin görünmek için bir manevrası" şeklindeki görüşüm güçlenmişti ama Brezilya'da bir "Hmmmm" çektim. İlk viraj sonunda 3'te 1 ile oynadı. Gözüpek olduğu belli ama biraz dizginlemek gerekecek.

JV ve Panis içinse söyleyecek bir şeyim yok. Binmişler bir alâmete, gidiyorlar kıyâmete!

Arrows

Ben ne yazayım şimdi bunlar için?.. Amaçsız bir takım ve giderek daha da batıyorlar. Brezilya'da her iki araç da arka kanat sorunlarıyla dışarıda kaldılar. Ben Frentzen'e üzülürüm. Kendisi bir zamanlar gizli favorilerimdendi, şimdiyse favorilik derecesini tanımlayacak kelime bulamıyorum. "Mucizevi" diyebilir miyim ki?

Bernoldi ise geçen sezon Monaco'da DC'ye yaptığını, bu sene de Malezya'da Schumi'ye yapacaktı... Hatta onu sollayarak yılın ilk şoklarından birisini de vermişti ama biri DC, biri Schumi; biri Monaco, biri Sepang.


Yeter mi bu kadar? Heralde beni bir süre rahat bırakırsınız. Ah bir havaya girebilsem, ayrıntılı bir F1 sözlüğü ve arabaların aerodinamik yapıları üzerine bir yazı, Ekim ayından beri yazılmayı bekliyor.

Herkese bir sürü sevgi.


SCHUMİ KALDIĞI YERDEN...

(4 Mart 2002, Pazartesi)

Ekim ayından beri kulaklarımızdan motor gürültüsü eksik kalmıştı ama artık hasret bitti. Herkese merhabalar.

Takvimin gece uykumuza en fazla garezi olan üç yarışından ilki olan Avustralya GP'si, ilk 10 dakikası hariç pek de uykudan kalkmaya (ya da benim gibi heyecandan uyumamaya) değer bir görüntü veremedi. Yıl sonundaki "yılın en ilginç görüntüleri" türü spor programlarına banko girecek bir ilk viraj kazası izledik. Bu kazada bana göre hata tamamen Barrichello'nundu. Çok daha iyi start alan Ralf'i önce sola, sonra da sağa kırarak engellemeye çalıştı ve sonunda ikisinin de dışarıda kalmasına sebep oldu.

Ferrari (ilk virajdan itibaren Schumi), 2001 model olduğunu iddia ettiği arabayla yarışın başında biraz bocalasa da, sonradan Montoya'ya yarış başındaki geçişin hesabını sorarak yarışın kalanına ağırlığını koydu ve sekiz pilotun bitirdiği yarışı "Bitse de gitsek" havasında izletti. İtiraf edeyim ki Schumi ve Montoya'yı izlerken "yarışları sadece bu ikisi yapsa ne zevkli olur" diye düşünmekten kendimi alamadım.

Önce biraz Ferrari'den bahsedelim... Bana göre kırmızı takım, bu sezonun da en büyük favorisi olduğunu daha Cuma gününden ortaya koymuştu. Kimi dostlarım Cuma günü yapılan serbest antremanlar ve Cumartesi günkü sıralama turlarında Ferrari ile diğerleri arasındaki farkı yağmura bağlasa da, gerçek Pazar günü çok net ortaya çıktı. Her ne kadar iki Ferrari birden kötü start alsalar da, içeride kalan Schumi geçen sene bıraktığı yerden devam ederek Fangio'dan bu yana "üst üste üç defa şampiyon olan ilk pilot" olmaya niyetli olduğunu dosta düşmana gösterdi.

McLaren ümit vermedi

Geçen seneki hayalkırıklığının ardından bütün kışı çok çalışarak geçiren McLaren'in henüz Ferrari'yle başedecek hâle gelip gelemediğini doğrusu pek göremedik (pistte yeterli araba yoktu) ama ilk izlenim pek umut verici değildi. Her iki arabada understeer'den çok çektiler ve arabanın önünü zaptetmekte zorlandılar. Coulthard 33. turda vites kutusundaki arıza nedeniyle yarış dışı kalırken, yeni Fin Votkası Raikonnen ise ilk podyumuna gümüş rengi kıyafetlerle çıktı. Takımın birinci pilotu olan DC hafta sonu boyunca etkileyici bir performans çizemedi ve bu beni hiç şaşırtmadı. Ben hâla bu adamın dünya şampiyonu olacak komple bir sporcu olduğuna inanmıyorum. Belki yetenekli ama yetenek herşey değil. Geçenlerde birileri "Schumi en yetenekli olmayabilir ama elindekinin en iyisini almayı bilir" manasında bir şeyler söylemişti. Coulthard'da eksik olan, sürekli bir kazanma hırsı ve kararlılığı, diyorum ben.

Williams iyi başladı

Williams da geçen sezondaki performasından birşey kaybetmediğini gösterdi. Özellikle Ralf'in çıkıştaki atağı ve Montoya'nın motoru sağlam tutmayı başarması, motorun beygir gücünden birşey kaybetmediğini ve biraz daha sağlamlaştığını gösteriyor. Eğer Ferrari ile diğerleri arasındaki fark böyle kalacaksa, sezonun heyecan verici (ne kadar olacaksa o da!) mücadelesi, Williams-McLaren ikincilik mücadelesi olur.

Jaguar, Minardi, Toyota...

İlk üç hariç sıralamanın sezonun geri kalanı için belirleyeci olmayacağı çok açık. Webber, Yoong ve De la Rosa'nın yerleri, yarışa en arkalardan başlayıp ilk virajdaki kazadan en az zararla çıkmalarından dolayıdır. Ama yine de iki arabayla birden yarışı bitirmeyi başaran Jaguar ve Minardi, dayanıklılık alkışlarını hakediyor. Minardi, Avustralyalı Webber'le nerdeyse 6 sezonda topladığı puanı bir yarışta topladı ama bence bu sezon için bu kesinlikle son olmayacak. Gerçi Yoong'dan hiç ümit yok ama takımın yeni sahibi Paul Stoddart gerçekten iyi ve hırslı bir patron olduğunu gösterdi.

Bir kaç cümle de Toyota için söylemek istiyorum, Mika Salo gibi tecrübeli ve yetenekli bir sürücüye sahip olmaları bu sene onları süpriz puanlara aday hâle getirmiş. Salo Cuma gününden bu yana sürekli gündemdeydi ve Toyota iyi bir araç hazırladığını gösterdi.

Kaza üzerine...

Diğerleri için henüz bir şeyler söylemeyi gelecek yarış sonrasına bırakıyorum ve yarış başındaki kaza üzerine bir şeyler yazmak istiyorum.

Geçen sene Almanya'da startta yaşanan kazadan sonra yarışın yeniden başlatılması üzerine bu karara tepki göstermiş ve yarış komiserlerinin, Alman seyircilerinin Schumi'nin daha ilk virajdan dışarda kaldığını görmelerinden dolayı oluşacak hayalkırıklığını önlemek için yarışı baştan başlattığını söylemiştim. Hatırlanacak olursa Schumi bile bu karara şaşırarak hızla padoğa koşmuş ve yedek arabaya geçmişti.

Pazar günü yaşanan kazanın Almanya'dakiyle neredeyse aynı olduğunu söylemeye gerek var mı.? Hatta dünkü kazanın en öndeki iki araba arasında olması nedeniyle daha fazla araba (8) yarış dışı kaldı - ki kazanın olduğu şeritten start alacak iki Arrows da dışardaydı... Hatta ve hatta Albert Park'da bir tur 1.29 civarında dönülürken, Hockenheim'da bu süre 1.50'ler civarında... Yani pistin temizlenmesi için daha fazla süre var. Ama yarışın daha ilk virajda sadece 14 arabaya kalmasına müdahale edilmedi. Bilmem anlatabildim mi; F1'de bütün pilotlar eşittir ama birisi daha eşittir.

İki hafta sonra Malezya'da görüşmek üzere. Kusura bakmayın, tembellikten Albert Park pistini yarış öncesi size tanıtamadım. Ama Malezya'ya söz.


Takımların 2001 karneleri - 3

(7 Şubat 2002, Perşembe)

Merhaba millet. Buyurun üçüncü bölüme, yani Benetton ve Jaguar'ın karnelerine...

BENETTON

TAKIM PERFORMANSI (ALDIĞI PUAN/TOPLAM: 10)


Yarış Bitirme Oranı: 21/34 (%61.7)
Puan Alma/Yarış Bitirme Oranı: 4/21 (%19)


Kendi açıklamalarına göre "araçlarının tasarım dosyalarının bilgisayarda çalınması" nedeniyle sezonun ilk 11 yarışından sadece 1 puan çıkarttıktan sonra, traction kontrolü en iyi şekilde kullanan takımlardan birisi olmanın ve dayanıklılık faktörünün yardımıyla iki yarıştan 9 puan çıkartarak markalar sıralamasında 7. olmayı başardılar. Sezon boyunca Button'un formsuzluğunun yanı sıra takımın Benetton ismiyle son sezonunu geçiriyor olması da performansa olumsuz yönde etki eden faktörlerdi. Fisichella da gerçekten iyi bir pilot ama şanssızlığı, hakettiği ölçüde rekabetçi bir araçla henüz yarışamamış olması. Umarım Jordan onun için iyi şans olur. Button ise 2003'te Williams'a dönüş ihtimalini artırmak istiyorsa daha iyisini yapması gerektiğinin farkında, bu nedenle sezon içinde gereksiz kazalara karıştı.

Not: 4. Aslında Jordan'la beraber bu sezonun hayalkırıklığı takımlarından birisi sayılabilir ama sanırım 2002'de Renault'yla beraber işler daha iyiye gider.

Kanaat Notu: 4.5'tan 5. Takımın Almanya'da aldığı 3'üncülük, sezonun en şaşırtıcı sonuçlarından birisi sayılabilir.


JAGUAR

TAKIM PERFORMANSI (ALDIĞI PUAN/TOPLAM: 9)


Yarış Bitirme Oranı: 16/34 (%47.1)
Puan Alma/Yarış Bitirme Oranı: 4/16 (%25)


Koca kedi sezon boyunca sadece iki kez kükreyebilmiş! (bkz. grafik) Aslında takımlar şampiyonasında 8. olmuş bir takım için puan alma oranı hiç fena değil ama Jaguar hâlâ yarış bitiremiyor. Bazı sıralama turları ve antremanlarda gerçekten şaşırtıcı sonuçlar almalarına rağmen bunu yarış içine taşıyamadılar. Monte Carlo'da Irvine'ın aldığı 3'üncülük bu yıl ki en iyi dereceleri. Aslında İrlandalı'nın Fransa'da sergilediği spektaküler sürüş gerçekten keyifliydi ama o kadar. İngiliz Yeşili'nin bu performansı ve sezon içindeki Adrian Newey fiyaskosu, Bobby Rahal'ın kellesine maloldu ve yerine eski kurt Niki Lauda geçti. Lauda biraz "demir yumruk" disiplini sağlamaya çalışıyor ama bakalım 2002'de ne olacak. Bu arada sırf de la Rosa geri yarışmak istedi diye takımdan şutlanan Burti'nin yarıştığı dört GP'de Irvine'den daha iyi olduğu da dikkatinizi çekmiştir herhalde.

Not: 3.5 (4 değil!) Sıfırdan başlamamış olmalarına rağmen (hatırlayın; takım eskiden Stewart'tı) henüz istedikleri seviyeye gelemediler.

Kanaat Notu: 4. Aslında tabloları hazırlamadan Jaguar'ın, Benetton'dan daha iyi bir sezon geçirdiğini düşünüyordum ama öyle değilmiş. Lauda'ya "kolay gelsin" diyoruz. Adama fazla horozlanamam; acayip eski bir dünya şampiyonu.

Dördüncü bölümde: Prost, Arrows ve Minardi
(ilk ve ikinci bölümler nah hemen aşağıda)

Takımların 2001 karneleri - 2

(23 Ocak 2002, Çarşamba)

Merhaba millet. Buyurun ikinci bölüme, yani Sauber, Jordan ve BAR'ın karnelerine...

SAUBER

TAKIM PERFORMANSI (ALDIĞI PUAN/TOPLAM: 21)


Yarış bitirme oranı: 21/34 (%61.8)
Puan alma/Yarış bitirme oranı: 11/21 (%52.3)


Alkışı hakeden bir takım daha. Yılın en başarılı çaylaklarından birisi Raikonnen ve McLaren ile Prost'ta geçirdiği zamanı çok iyi değerlendirmiş Heidfeld'le Sauber, "Best of the Rest" etiketini sonuna kadar haketti. Gerçi bunun ödülü olan 7-8 no'ları taşıma hakkını Bernie, "takımların geçen sezonki numaralarını korumaları" kararıyla ellerinden alacak gibiydi ama FIA sağolsun, bu kararı iptal etti.

Brezilya'da Heidfeld'in aldığı 3'üncülük en iyi dereceleri olurken, bu da genç Alman'ın ilk şampanya savaşıydı. Ferrari'nin 2000 motoruyla bütün sezon boyunca 3 büyüklerin arasında ya da hemen arkasında sürekli görünmeyi başaran Sauber, sezon sonuna doğru mekanik sorunların yanı sıra kimi kazalarda kurban olmaları (Almanya ve ABD gibi) nedeniyle bir kaç fazla puandan mahrum kalsalar da, takımlar şampiyonasında 4. olmayı başardılar.

Not: 6. Raikonnen'i keşfettikleri ve bir sezon içinde 9'unculuktan 4'üncülüğe yükseldikleri için.

Kanaat Notu: 8. Sebeplerini yukarıda yazdım. Öğrencinin velisi Peter Sauber'e tebrik ve teşekkürlerimi sunuyorum.


JORDAN

TAKIM PERFORMANSI (ALDIĞI PUAN/TOPLAM: 19)


Yarış bitirme oranı: 17/34 (%50)
Puan alma/Yarış bitirme oranı: 9/17 (%52.9)


Sezona oldukça iyi başladılar ama o kadar... Traction Control'ün geri dönüşünden sonra yerlerde süründüler (TC öncesi 8 startta 6 finiş, 10 puan / TC sonrası 26 startta 11 finiş, 9 puan). Hal böyle olunca pilotlar da motivasyonlarını büyük ölçüde kaybettiler, hatta Frentzen'in babası takımın onu sabote ettiğini bile ileri sürdü.

Formula 1'in parti canavarı Eddie Jordan, bu sezon boyunca neredeyse hiç olumlu bir hareket yapamadı. Önce bir türlü çözülemeyen dayanıklılık sorunu, ardından Frentzen'in faksla kovulması ve mahkemelik olunması, yerine alınan Alesi'nin de yıl sonunda ortada bırakılarak bir anlamda emekliliğe zorlanması... Alesi'nin yerine aldıkları Sato'nun başarılı olamaması durumunda ise "Honda'nın gözüne hoş görünmek için böyle bir transfer yapıldığı" eleştirileri de yeniden buzdolabından çıkarılıp ısıtılacaktır.

Not: 5. Takımlar şampiyonasında 5. takıma daha da aşağısını veremeyiz. Kaldı ki sezon başındaki performansı da grafikten anlaşılıyor.

Kanaat Notu: 2.5 (3 bile değil!) Kariyerlerinin doruğuna çıkıp iki birincilik aldıkları 1999 yılından beri her sezona sürekli daha iyi beklentilere giren ama daha kötüye giden bir takım. 2002'de daha da zorlanacak çünkü ait olduğu kategorideki mücadele daha da kızıştı.


BAR

TAKIM PERFORMANSI (ALDIĞI PUAN/TOPLAM: 17)


Yarış bitirme oranı: 25/34 (%73.5)
Puan alma/Yarış bitirme oranı: 6/25 (%24)


Rakamlar bu kadar güzel konuşur yani... Yarış bitirme oranları, kurulduklarından beri boğuştukları dayanıklılık problemini çözdüklerini gösteriyor ama bu kadar finişin toplam altısında puan almaları, yarışlar arasında istikrar sağlayamadıklarını gösteriyor. İki yarışta 3'üncülüğe kadar yükselmeyi başarmalarına rağmen bazı yarışların seedinglerinde de Minardi ve Arrows'la kapıştılar. Arabanın potansiyeli özellikle İspanya ve Almanya gibi hızlı pistlerde kendini ispatladı. Demek ki problem, ayarların doğru yapılamamsından kaynaklanıyor. Ben bunda mekanikerler kadar sürücülerin de hatalı olduğunu düşünüyorum. Eğer bu sorunlarını da hallederlerse, gelecek sene Jordan ve Sauber'le daha dişe diş mücadele edebilirler. Ama en azından JV'nin motivasyonu da çok önemli. (Bkz. Kanaat notu)

Not: 4.5'tan 5. Bir-iki yarış daha olsa Jordan'ı geçip takımlar beşincisi bile olabilirlerdi.

Kanaat Notu: 5.5'tan 6. Ama maalesef bu kanaat notunu, öğrencilerin bu seneki velisi Craig Pollock'a veremiyoruz. Pollock, 2002 aracının tanıtıldığı gün olan 18 Aralık'ta takımdan istifa ettiğini açıkladı. Pollock'un yerine Formula 1 deneyimi de olan Dave Richards ralliden transfer edildi. Pollock'un gidişi, çok yakın arkadaşı olan Villeneuve'ü kesin etkileyecektir ama umarım Kanadalı bu sezon kazanmaya başladığı konsantrasyonunu kaybetmez... Yoksa 2003'te kendisini başka bir takımda görme ihtimalimiz yükselir.

(ilk bölüm aşağıda)

Takımların 2001 karneleri - 1

(17 Ocak 2002, Perşembe)

Merhaba millet. Kusuruma bakmayın, sezon bitiminden beri kendi işlerim acayip yoğunlaştığı için sizleri ihmal ettim. Ama artık hasret sona erdi ve geri döndüm. Yeni yılın ilk yazısını, takımların 2001 karneleriyle ilgili dört bölümlük diziye ayırdık... Esas notu herkesi eşit olarak varsaydığım bir ölçekte, kanaat notunu ise her öğrencinin sınıfına göre performansı ve sezon başı beklentilerini gözönüne alarak yapmaya çalıştım. Buyurun ilk bölüme, yani Ferrari, McLaren ve Williams'ın karnelerine...

Ferrari

TAKIM PERFORMANSI (ALDIĞI PUAN/TOPLAM: 179)

Yarış bitirme oranı: 28/34 (%82.3)

Puan alma/Yarış bitirme oranı: 28/28 (%100)

Tek kelimeyle mükemmele yakın bir sezon. Ender İlhan biladerimin aksine, bu sezonu tamamen Ferrari’nin domine ettiğini düşünüyorum. Puan alınamayan, hatta kürsüye çıkılamayan yarış yok. Hepsi Schumi’nin olsa da, 9 birincilik. Sadece tek bir motor arızası yüzünden abandone ve toplam 179 puanla peşpeşe 3. markalar şampiyonluğu... Daha ne olsun! Neredeyse sürücülerde 1. ve 2. olacaklardı... Onu da Monza ve Indianapolis’te bana göre yanlış pit-stop stratejileri yüzünden kaybettiler. Bunun yanı sıra hızlı pistlerde Williams'ın gerisinde kalmaları nedeniyle kendilerinden bir puan kırıyorum.

Not: 9 - Sınıf birincisi.

Kanaat notu: 10. McLaren’ci olmama rağmen bu sezon hayranlıkla izledim Ferrari’yi. Rakipleri artsa da gelecek yıla en güçlü girecek takım.


McLaren

TAKIM PERFORMANSI (ALDIĞI PUAN/TOPLAM: 102)

Yarış bitirme oranı: 22/34 (%64.7)

Puan alma/Yarış bitirme oranı: 22/22 (%100)

Ferrari’nin sezonunu nasıl tek kelimeyle "mükemmel" diye tanımladıysak, McLaren’inkini de tek kelimeyle "hayalkırıklığı" olarak tanımlıyorum. Son 10 yılın en başarılı takımıyken, bu sezon sadece 3 yarış kazanabildiler. Özellikle traction-control'ün yeniden serbest bırakıldığı İspanya’dan sonra da teknik sorunlarla boğuştular. Yılın belki de en şanssız ismi Hakkinen birkaç yarışta start bile alamazken, aynı şanssızlık, 7 yıllık beraberliklerinde ilk defa takım arkadaşından fazla puan alan Coulthard’ı, Pole Position’ının çok önemli olduğu Monaco’da vurdu. Yazılarımda birkaç defa savunduğum kan değişikliğini ise 1 yıl ara veren Hakkinen’in yerine vatandaşı ve yılın en başarılı çaylaklarından Raikonnen’i alarak yaptılar.

Not: 5.5’tan 6 - Herşeye rağmen takımlarda ikinci olmayı başardıkları ve Mika’nın yerine en az onun kapasitesinde birini alabildikleri için

Kanaat notu: 2.5’tan 3 - Yorumsuz. Velî Ron Dennis, Mika’nın geride kalmasından sonra DC’ye ağırlık vermemesi nedeniyle kınandı.


Williams

TAKIM PERFORMANSI (ALDIĞI PUAN/TOPLAM: 80)

Yarış bitirme oranı: 15/34 (%44.1)

Puan alma/Yarış bitirme oranı: 15/15 (%100)

Sir Frank Williams bile bu kadar başarılı bir sezon beklemiyordu. Yıllar sonra geri dönen BMW ve Michelin, Williams takımına bu sezon 3 birincilik ve bir sürü podyum getirdi. Daha da fazlası olabilecekti ama gerek motorun dayanıklılık problemleri, gerekse pit ekibinin henüz contender kıvama gelememesi nedeniyle 3’te kaldılar. Ama gelecek sezon için McLaren ve Ferrari’nin korkulu rüyası ve şampiyonluk yarışına 3. (McLaren seneye de böyle giderse 2.) aday olacakları kesin. Ralph ve Montoya da gerçekten kaliteli kumaş olduklarını dosta düşmana gösterdiler. Özellikle Montoya, F1’e yavaş yavaş kaybolan heyecanı geri kazandıracak isimlerden birisi. Ralph de artık “Bonzai Schumi” etiketinden kurtulmayı sonuna kadar haketti. (Bu arada galiba bir Schumacher daha gelecekmiş F1’e. Kaç kardeş lan bunlar!?)

Not: 6.5 (ama 7 değil) - Bir türlü istikrarı sağlayamadıları için (Bkz. grafik)

Kanaat notu: 7.5’tan 8 - Kesinlikle sezona renk kattılar ve gelecek sezonun top teamlerinden bir oldular. Hakettiler yani.


Prost iflâs etti!

(26 Kasım 2001, Pazartesi)

Selam millet... Kusura bakmayın, bir süredir kişisel işlerim nedeniyle sizleri ihmâl etmekteyim ama meraklanmayın, bomba kibin döneceğim. Sezon analizi, takımların karneleri, veli toplantısı, F1 sözlüğü ve arabaların aerodinamik ayarlarının nasıl yapıldığına dair bir makale, Aralık başından itibaren peşpeşe düşecek. Hem bu arada NBA de açılış hızını biraz daha kaybetmiş olur... Zavallı Batuğ biladerim hariç herkese dinlenme var.

Her neyse, konumuza dönelim; Versailles mahkemesi, Prost GP Takımına yaklaşık 27 milyon dolarlık borcu nedeniyle el konulduğunu açıkladı. Bu da, 51 GP birinciliğiyle F1 tarihine "Profesör" lakabıyla geçen Alain Prost'un "herşeyiyle Fransız bir takım kurma" hayalinin sonu manasına geliyor.

1997'de Ligier takımın satın alarak büyük gümbürtüyle takımı kuran Prof, 5 sezonda toplam 35 puan (21'i 1997'de) topladı ve ilk sezonundaki büyük Fransız desteği sezonlar ilerledikçe giderek azalmaya başladı. Doğrusu ben geçen sene (ya da daha önceki) Yahoo!'nun ana sponsor olmasıyla takımın canlanacağını düşünmüştüm ama bu da çok uzun sürmedi. Takımın en büyük pırıltıları, 1997'de İspanya'da Olivier Panis'nin ve 1999 Avrupa'da Jarno Trulli'nin ikincilikleri oldu. Bu yıl ise sadece 4 puan alabilmelerine rağmen sürücü hataları dışında dayanıklı bir araba yapmayı başarmışlardı ama sezon boyunca Prost ismini daha çok Mazzecane-Burti, Alesi-Frentzen , Burti-Enge değişiklikleriyle, Burti'nin Belçika'daki kazasıyla ve Schumi'nin kırdığı "en çok yarış kazanma" rekoruyla andık.

Şimdi ne mi olacak?

Takımın %40'la ikinci büyük hissedarı olan (Prost %51.3) ve desteğini çekerek iflas sürecini hızlandıran Pedro Diniz ve ailesinin takıma olan ilgisini kaybettiği söyleniyor... En ciddi söylenti, Kanada'nın dünya çapındaki bir biracılık şirketini (Interbrew) kontrol eden aile adına Philip Le Saey isimli bir zatın, takım için hazırladığı bir teklifi bitirmek üzere olduğu...

Bekleyip görelim... Kabak gene Frentzen'in başına patladı!

Geri geleceğim, merak etmeyin.

emreyalcin55@hotmail.com



Suzuka preview

(13 Ekim 2001, Cumartesi)

Sezonun son yarışı Suzuka, bu yıl, geleneksel görevi "dananın kuyruğunun koptuğu yarış" olmaktan uzak... Yine de puan mücadelesinin olacağı bir yarış vâdediyor bize Japonya.
Schumi, iki ay öncesinden şampiyon olarak, kalan yarışlara, sadece yarışmak ve takım arkadaşı Barrichello'ya pilotlar sıralamasındaki ikincilik mücadelesinde yardımcı olmak için çıkmaya başladı. Her neyse, konumuz o değil. Önce azcık Japonya GP'sinin tarihine bakalım, sonra da çoğu pilotun çok sevdiği pisti inceleriz.

Formula 1 ve Japonya

Japonya GP'si bu sene 17. kere düzenlenecek ve önceki 16 yarışın 9'unda, o sezonun şampiyonu belli olmuş. İlk yarış 1976 yılında Mount Fuji pistinde yapılmış ve Mario Andretti kazanmış. 1977 yılında düzenlenen yarışta Gilles Villeneuve'ün kazası sırasında 2 seyircinin ölmesi nedeniyle bu pist bir daha kullanılmamış. Bu yarışla ilgili bir başka ilginç not da şu; Kazanan James Hunt'ın uçağa yetişmek için, ikinci Carlos Reutemann'ın da kaza yapan takım arkadaşı Villenueve'ün yanında olmak için katılmadıkları ödül töreninde, üçüncü Patrick Depallier, şampanya savaşı oyununu tek başına oynamak zorunda kalmış!
Bu ilginç ve de kara günün ardından, F1 yarış olarak Japonya'ya 10 sene kadar uğramamış. Dönüş ise 1987 yılında Suzuka pistiyle olmuş. Pistimizi F1'deki diğerlerinden ayıran en büyük özellik, takvimdeki tek 8 şeklindeki pist olması. Böylece, tur yiyecek pilotlar öndekileri sadece tur yerken değil, altlarından geçerken de görebiliyor!
Yukarıda da bahsettiğim gibi, Japonya GP'si çoğu zaman "düğümün çözüldüğü pist" konumunda, bu durum da tarihini bir çok pistinkinden daha ilginç hâle geliyor. Birkaç olay...



1988-90:
Bu üç sezonda belki de F1 tarihinin en büyük takım içi mücadeleleri görülmüştür. E olsun o kadar. O zamanlar Marlboro'nun sponsorluğu nedeniyle kırmızı beyaz paket görünümündeki McLaren Honda'nın birinde Senna, birinde Prost oturuyor.
1988'de Senna, Prost'u çok az bir farkla geçmeyi başarmış ve bu galibiyetle Dünya Şampiyonluğu'na ulaşmış.
Sonraki iki sene ise gerçekten iki büyük pilotun kazanmak için herşeyi göze almalarına sahne olmuş. 1989 yılında puan olarak Prost'un gerisinde olan Senna, takım arkadaşını geçmek isterken, Prost'un her ikisini de pist dışına itmesinin ardından görevlilerin yardımıyla piste dönmüş ve yarışı kazanmış. Ama haliyle diskalifiye edilmiş. Resmimiz de o yılki yarıştan hatıra.
Ertesi yıl ise tam tersi bir durum söz konusu olmuş ve Dünya Şampiyonluğu için yarışı kazanmak zorunda olan Prost, startla beraber ilk sırada başlayan Senna'nın önüne geçmiş. Senna'nın da ilk virajda bunu telâfi etme amacıyla hamle yapması nedeniyle ikisi yine dışarda kalmış ve Senna şampiyon olmuş.
Senna, 1991 yılında da kazandığı yarış sonrası, önceki sene Prost'u kasten dışarı ittiğini çünkü kendisinin 1989'da diskalifiye edilmesinin haksızlık olduğunu düşündüğünü itiraf etmiş.

1992: Bir başka ilginç yarış da bu yıl gerçekleşmiş. Nigel Mansell önde giderken, takım arkadaşı Ricardo Patrese'ye jest yapmak için ona yol verdikten birkaç tur sonra, motor arızası nedeniyle yarış dışı kalmış. Mansell, 1991 yılında da, şampiyonluk için mutlak kazanması gereken yarışı, spin attığı için Senna'ya kaybetmiş.

1998 ve sonrası: Son üç yılın pole position sahibi Schumi'nin, 1998'de start anında motoru stop ettiği için en arkadan başladığını ve 31. turda yarış dışı kalana kadar muhteşem bir mücadele vererek ilk 6'ya kadar yükseldiğini hatırlıyoruz. Bu yarışı ve 1999'dakini Mika Hakkinen kazanmıştı.
Geçen sene ise Schumi bu yarışı Ferrari adına ikinci, toplamda üçüncü kere kazanarak, bir yarış kala şampiyonluğunu ilân etmişti.

Pistin yapısı

Suzuka, 1962 yılında Honda motosikletlerini test etmek amacıyla bir parkın içine inşâ edilmiş ve uzunluğu da üç defa yapılan değişikliklerle 6.009 km'den 5.864 km'ye düşmüş. Dediğim gibi, takvimin 8 şeklindeki tek pisti ve çoğu pilotun en sevdiği pistler arasında. Hemen her hızda virajları olan pist, otomobil ve sürücüden maksimum performans istemesi nedeniyle olduka zorlayıcı. Pilotların çoğu 130R virajını "F1'in en zor virajlarından biri" olarak tanımlıyorlar. Diğer yandan, 1983 yılında start-finiş düzlüğü öncesine yerleştirilen şikanı ise dar olması ve sıkıntı yaratması nedeniyle pek sevmiyorlar.
Hem çeşitli hızlarda, hem de yavaş virajların olması haliyle arabaların ayarları için çok ciddi bir ikilem yaratıyor ve mühendisler, hızlı virajlarda arabayı yolda tutacak olan downforce'un fazla olması ve aşırı kaçması durumunda motorlara binecek ekstra yük arasında optimum noktayı bulmaya çalışırlarken, bir yandan da hızlı virajlarda arabanın seri yön değiştirmesine engel olabilecek yalpalamayı engellemeyi, yavaş virajlarda da fren yapan araçların dengesini korumaya uğraşıyorlar. Downforce'un fazla olması nedeniyle tekerlerin normale göre fazla aşınamsı sözkonusu ve sollama imkânlarının sınırlı olması, genellikle çift pit-stop stratejisine yönelinmesini sağlıyor.

Kim kazanır?

Bu yarışta ne mi olur? Tartışalım...
Pole position için favorimiz Schumacher. Adam son 7 yarışın 5'inde en ön sırada başlama hakkını elde etmiş ve bunların 3'ünü kazanmış. İlginç noktalardan birisi, F1'in modern çağı diyebileceğimiz 1990 ve sonrasında, Schumi'nin pole kazandıkları hariç, kalan 6 yarışta sadece 1 kez pole position sahibi pilot kazanmış.
Schumi, eğer Barrichello'ya yardım edemeyecek durumdaysa, yarışı kazanmak için zorlayacaktır. Adamım Hakkinen, Cuma günü 4. sıradaydı. Kariyerine ara vermeden önce bu yarışı da kazanmak isteyeceğini ve 15 gün öncesinden gelen morali taşıdığını tahmin etmek için batug.com'da F1 yazmaya gerek yok.
Cuma günü yapılan serbest antremanlarda en iyi zamanı elde eden Alesi, hâlâ pistteki en iyi isimlerden biri olduğunu gösterdi. Bu sene F1, Hakkinen ve Alesi'yle beraber çok şey kaybedecek.
Bu arada Alesi'nin ardından gelen Montoya ve De la Rosa'nın performansları, takımları kadar Michelin'i de sevindirmiş olmalı çünkü Michelin, Suzuka'da ilk kez boy gösteriyor ve bu sonuç lastiklerinin potansiyeli hakkında umut verici. Bu performansın devamı, özellikle Williams için bir artı puan olacak ancak yukarıda kendileri için yasak kelimeyi kullanmıştık; motor dayanıklılığı. Eğer iyi bir seeding derecesi veya start yaparlarsa ne âla ama geride kalırlarsa, bu sezon pek sık görmekte olduğumuz manzara gene karşımıza çıkabilir: Pit-stop sonrası motor arızası ve out.
Indianapolis'in aksine, bu yarış sonunda podyumda büyükler hariç birilerini göreceğiz gibime geliyor.

Haber

Sauber bugün Kimi Raikkonen'den boşalan yeri Brezilya'lı F3000 Avrupa Şampiyonu 20 yaşındaki Felipe Massa'yla dolduracağını açıkladı. Bernoldi, Burti, Zonta, Diniz, Barrichello ve şimdi de Massa... Acaba takımlar yeni bir Senna ya da Piquet mi keşfetmeye çalışıyorlar?

Bu durumda, 2002 yılı için takımların son dizilişleri şöyle...

Ferrari: Schumi, Barrichello
McLaren: Coulthard, Raikkonen
Williams: Ralf, Montoya
Sauber: Heidfeld, Massa
Jordan: Fisichella, Sato
BAR: Villeneuve, Panis
Prost: Burti, ? (Frentzen kalmak istediğin söylemiş)
Jaguar: Irvine, De la Rosa
Minardi: Alonso (Renault ile uzun vâdeli bir kontratı var), Yoong (kesinleşmedi)
Toyota: Salo, McNish (kesinleştirilmemesine rağmen takım yerinin sağlam olduğunu söylüyor)
Arrows: Verstappen, ? (Frentzen'in adı geçiyor)
Benetton: Trulli, Button

Düzeltme: Çarşamba günü yazdığım yazıda, Japon F1 tarihi kısmını araştırırken gözümden kaçan iki bilgiyi buraya yazarak kendimi affettirmek istiyorum. En başarılı sonucu alan Japon F1 pilotu, 1990 yılında 3'üncülük kürsüsüne çıkmayı başarmış olan Aguri Suzuki'ymiş. Bir de F1'de Kojima'nın yanı sıra 1974-76 arasında toplam 8 yarışa katılan Maki takımı varmış. Onlar da hiç puan alamamış.

Still to come: Şu sezon bitsin, önce güzel bir ödül töreni düzenleriz, sonra da Batuğ kardeşimin sepet topu için yaptığı sözlüğün benzerini Efvan için yaparız.

Haydi herkese iyi seyirler. Yarıştan sonra görüşürüz.



"Formula 1, beni özleyeceksin!"

(3 Ekim 2001, Çarşamba)

Büyük tartışmalardan sonra F1 sirki ABD'ye taşındı ve bu taşınma da ekstra güvenlik önlemleri nedeniyle takımların bütçelerinde yaralar açtı. Ancak 200 bin kişiye yaklaşan kalabalıkla Brickyard, ABD halkının tekrar günlük hayata dönmek isteğini yansıtırken, F1 pilotları da yarış öncesi seyircileri selamlayarak yanlarında olduklarını gösterdiler.

Geçen hafta yarış tahmini yaparken, McLaren'in yarış kazanmasının zor olduğunu çünkü rakiplerinin iyi durumda olduğunu yazmıştım. Hafta sonu, iyi durumda olan rakipler birer birer dökülürken takımımızın gümüş rengi ışıldattı Brickyard'ı.
Bu sezon oldukça güçlü olan asıl rakibimiz Ferrari'ye karşı aldığımız bütün galibiyetlerde, onların en güçlü olduğu silah olan staratejiyi kullandık. Bu defa da öyle oldu, aşağıda inceleyeceğim. Öncelikle Mika'yla ilgili bir kaç söz söylemek istiyorum.

Dedikoduların önünü tıkamak için...

Uçan Fin gelecek sezon için aldığı şimdilik geçici emeklilik kararının gerçekleşmesinden bir yarış önce, başarılı bir yarış sonucunda bir galibiyet aldı ve yokluğunun F1'e ne kadar büyük bir boşluk getireceğini, hâlâ anlamayan varsa da anlattı.

Cuma günkü antrenmanlardan itibaren sürekli en üst seviyede zamanlar yapan Mika, Cumartesi günü de kendisini en çok seven ve takdir eden sürücülerden olan Schumi'nin yanında start almaya hak kazandı.

Pazar günü adamım için çok iyi başlamadı. Önce antremanlarda kırmızı ışıklar yanarken piste çıktığı için sıralama turlarındaki en iyi derecesinin iptali nedeniyle yarışa 4. başlama cezası aldı, ardından antremanlarda ciddi bir kaza yaparak arabasına ciddi hasar verdi. Ancak McLaren garajında insanüstü bir çalışma yapıldı ve 35 dakikada araç tekrar hazır hâle getirildi.

Hakkinen yarışın ilk bölümünde Ferrari ve Williamsların gölgesinde kalan bir yarış çıkarsa da, pit-stop sonrası aldığı liderlikten itibaren çok başarılı oldu ve kazandı. Yarış sonrasında gerçekten alışmadığımız kadar sevindi. Şampiyonluklarından sonra bile Mika'nın bu kadar sevindiğini görmemiştik. Ben bunun sebebini, sezon boyunca başına gelen şanssızlıklara ve bırakma kararından sonra oluşabilecek "Eskisi kadar iyi olmadığı için bıraktı" türü dedikoduların önünü şimdiden tıkamak istemesine bağlıyorum. Kaldı ki gerçekten bu sezon başına gelenlerden sonra sevinmek sonuna kadar hakkı. Bu yıl şimdiye kadar yapılan 16 yarışın sadece 8'inde finiş görebilen Mika, bitirebildiği 8 yarışta da puan almayı ve iki kere de birinci olmayı başardı.

Yukarıda yazdığım gibi, Formula 1 Mika'yı gerçekten özleyecek, umarım geri döner.

Şimdi dönelim geleneksel "yarışta her takım neler yapmış" kısmına..! Gene kazanandan geriye doğru.

MCLAREN: Oh be! Sonunda takımımızı yine bu bölümün en tepesine çıkarabildik. Ferrari ve Willams'la yeterince rekabet gücü olmayan McLaren, buna rağmen yarışı mükemmel taktik ve biraz da şansla 1. ve 3. sıralarda tamamladı. McLarenlar pistte hiçbir sollama yapmadan akıllı ve hızlı pit-stoplarla Ferrarileri geçerken, Williamsların abandone olmalarıyla da yarışı kazandılar. Mika'yı yukarıda anlattık, DC için de söyleyeceklerim, kendi anlattığından farklı olmayacak; "Dikkatli sürüp, hata yapmadım." Derecesi biraz Barrichello'nun şansızlığı nedeniyle olsa da DC'yi tebrik etmek lazım. Mika için o kadar sevindim ki, görece amaçsız sayılabilecek Hakkinen yarışa ikinci başlamayı başarırken, Coulthard'ın sadece 7. başlayabilmesini bile bu defalık gözardı ediyorum.
Ron Dennis en iyisini söyledi; "Sonuç her şeyi anlatıyor."

FERRARİ: Bana göre üstüste ikinci kez Williams'ı aşırı ciddiye aldıkları için kaybettiler. Kendilerinin de kabul ettiği üzere yanlış lastik seçimi ve bunun getirdiği yanlış pit-stop stratejileri nedeniyle McLaren'in gerisine düştüler. Schumi zaten yarışı çok kasmadı ama hem startta, hem de geçildiği anda Montoya'nın önünü kapatması, kendisine yapılmasını asla kabul etmeyeceği hareketlerdi. Hakkinen'in kazanması ardından yapılan basın toplantısında "Belki Suzuka'yı da kazanırsa, kararını gözden geçirir" diye espri de yaptı. Daha önce de belirttiğim üzere, Schumi'nin sevgi ve saygısını en direkt olarak ortaya koyduğu pilot Hakkinen. Sizlerin de dikkatini çekti mi bilmiyorum, Schumi bu sene gerçekten sempatik ve de insancıl hareketlerde bulunmaya başladı. Bunun sebebi gerçekten adam mı olması yoksa sezonu çok rahat kazanması mı, bilemiyorum. Bu arada ABD'deki derecesiyle puanını 113'e yükselten Schumi, bir sezonda en çok puan alan sürücü rekorunu da kırarken, Suzuka'da alacağı birincilikle de tüm zamanların en çok puan alan sürücüsü ünvanını Alain Prost'un elinden alacak.
Barrichello ise bana göre Montoya'yla beraber bu sezonun en seyre değer sürücülerinden birisi oldu ama Monza'dan sonra ikinci defa çift pit-stop stratejisi yüzünden birinciliği kaçırdı. İlk pit-stopun zamanlamasındaki hatadan dolayı ikinci pit-stopa kadar sürekli trafikte kaldı ve gerekli zamanı kazanamadı. Gerçi Brickyard gibi kısa bir pistte trafiğin sürekli olduğunu da gözardı etmemek lazımdı. Yarış sonunda ise Hakkinen'e yetişseydi bile geçebileceğini sanmıyorum. Çünkü tur başına farkı ortalama 0.1 ile 0.3 saniye arası kapatabiliyordu (bu yarışta ilk defa elimde kağıt kalem not tuttum ve bu yüzden Montoya'nın, Schumi'nin geçişini o an izleyemedim) ve bu süre Mika'ya yetişse bile geçiş manevrası için yeterli değildi. Ferrari'nin sezon başından beri yaşadığı ilk motor iflası tam da Rubens'in puana en çok ihtiyacı olduğu an geldi, bu da onun şanssızlığı.

JAGUAR: Aslında burada yarış sonuçlarına göre Jordan'ın bulunması gerekiyordu ama Trulli'nin diskalifiye edilmesiyle Eddie Irvine 4'üncülüğü elde etti. Yarışa 14. başlayan İrlandalı, start anında iki sıra birden yükseldikten sonra aracının dayanıklılığına güvenenerek en son pit-stop yapan sürücülerden oldu ve bunun ödülünü de yarışı 5. bitirerek aldı. Irvine takımın son bir kaç yarış gerçekten etkileyici performans ortaya koymasına rağmen sıralama turlarında başarılı olamamasını anlayamadığını söylemiş, doğru da söylemiş.
De la Rosa ise 16. başladığı yarışı 11. bitirdi. İspanyol sürücü BAR'ların kendi yarışını çok zorlaştırdığını, tur başına 1 saniye hızlı olmasına rağmen düzlüklerde BARların iyi performansı nedeniyle geçecek kadar yaklaşamadığını söylemiş. De la Rosa JV'ü ancak 44. turda ufak bir temas yapmayı göze alarak geçebilmiş, birkaç tur sonra da Kanadalı dışarda kalmıştı.
Jaguar son birkaç yarıştır geçen sene ve sezon başında çok çektiği dayanıklılık sorunlarını aşmış görünüyor. Takımlar şampiyonasında Benetton'la 7. mücadelesi veren Jaguar rakibiyle aynı puanda ve takımlar kozlarını Japonya'da paylaşacak.

SAUBER: Yıl sonunda "Most Improved Team" ödülünü vereceğim Sauber, son birkaç yarıştır yaşadığı sıkıntıları aşmış bir görüntü verse de, şanssızlıkları devam ediyor. Heidfeld yarışa 6. başlayarak büyük başarı elde ettikten sonra aynı sırada bitirdi ama Trulli'nin dışarda kalmasıyla klasmana 5. olarak geçti. Yarışın ilk kısmında DC ile 6'ncılık mücadelesi verdiğini söyleyen Heidfeld'in ilk pit-stopunun hemen ardından ilk, ikinci ve yedinci vitesleri çalışmaz olmuş. Bol virajlı iç bölüm bir yana, düzlüklerde yaklaşık 20 km/s hız kaybeden Alman, yarışın bundan sonrasına, bitirebilmek için devam ettiğini söylemiş. Bu şartlarda iyi sonuç diyebiliriz.
Gelecek sezonun en ilgiyle izlenecek pilotlarından olan genç pilot Raikkonen ise 11. başladığı yarışta iki sıra yükseldikten sonra ikinci turda Trulli'nin arkadan teması sonucu Nick Heidfeld'e çarpan ön kanadının ve şaftının zarar görmesiyle, ilk dışarda kalan isim oldu.

JORDAN: Bu sezon çok nadiren gördüğümüz bir manzarayla Jordan iki arabasıyla birden finiş gördü ancak yarış sonrası yapılan teknik incelemelerde Jarno Trulli'nin aracının altındaki bölümün kurallarla belirlenenden daha fazla aşınmış olması (bu ne demek; Trulli'nin aracı kurallarla belirlenenden daha alçak) nedeniyle İtalyan pilot diskalifiye edildi. Trulli, 8. başladığı yarışın ilk turunda Sauberlerden kurtulup 6'ncılığa kadar yükselse de, önce Heidfeld'e geçildi, sonra Sauber'in çift pit-stop yapmasıyla tekrar öne geçti ve yarışın kalanını başarılı bir şekilde sürdürüp 4. tamamlamayı başardı. Aslında yetenekli olduğunu düşündüğüm Jarno, yarış sonrası da araç ve ekibin çok iyi geçirdiği gün nedeniyle mutlu olduğunu söylemişti.
Pistin en kıdemli pilotu Jean Alesi, 200. yarışında (aracının yan tarafında da yazıyordu) 9. başlamasına rağmen startla beraber 11'inciliğe kadar düştü. Daha sonra 13. ve 14. turlarda sırayla Benettonları geçerek yarışın zevkine katkıda bulundu ve çok geç pit yapan Irvine'ın ardında kalsa da, öndeki abandonelerle yarış 7. bitirdi ama takım arkadaşının elenmesiyle 6. oldu ve 1 puan aldı.
Jordan bu sonuçla motordaşı BAR'la aynı puana ulaşırken, Honda'nın bu sene toplayabildiği puan ise 20'ye ulaştı. Ancak Trulli'nin diskalifiye edilmesine Jordan itiraz etti ve kesin sonuç bir-iki hafta içinde belli olacak.

Meraklısına not: F1'de takımlar şampiyonasında puan eşitliği olursa, önce eşitliğe dahil takımların 1'incilik sayıları dikkate alınıyor. Eğer burada da eşitlik varsa 2'ncilik sayısına, bunda da varsa 3'üncülük sayısına vs. vs... Bu böyle gidiyor. Bu durumda, şu an mevcut iki eşitlikte BAR, Jordan'ın önünde ama Benetton ile Jaguar eşit durumdalar. FIA bu metodun sonuca varmadığı durumlarda uygun olacağını düşündüğü bir kritere göre karar verme yetkisine sahipmiş.

BENETTON: Bu yılın "en iyi geri dönüş" ödülüne aday takım olan Benetton, artık puan yarış bitirdiğine sevinen takım kategorisinden, puan alamayışına üzülen takım kategorisine yükseldi. (Bir not daha: Burdan sonra pilotların yarışı bitirdikleri pozisyonu yazıyorum. Bitirebilenleri bir zahmet Trulli nedeniyle bir sıra daha yükseltiverin.) Button bu yılın en iyi seeding derecesiyle yarışa 10. başlarken, startta iyi çıkış aldığını ama hemen yanına gelen Trulli nedeniyle yeterince yükselemediğini söylemiş. Button pit-stopu sırasında arka frenlerini kilitlese de, mekanikler hemen müdahale ederek çok fazla zaman kaybetmesini önlemişler. 14. turda Alesi geçilen Button, yarışı Fisichella'nın ardından 9. tamamladı.
Fisichella ise 12. başladığı yarışı 8. bitirirken, Jenson'dan bir tur önce Alesi'ye geçildi. Yarışın başında takım arkadaşı gibi arka lastikler nedeniyle aracın hakimiyetinde zorlanan Giancarlo, yarışın ilerleyen bölümlerinde bu sorunun azaldığını söylemiş.
Gelecek sene tamamen Renault'a dönüşecek olan takımın sezon sonuna doğru giderek daha başarılı sonuçlar alması, haliyle takımı ve de taraftarlarını sevindiriyor. Japonya'da puan almaları çok da şaşırtıcı olmaz.

PROST: Prost bu yarışı da iki araçla tamamlayarak bu hafta sonu bunu başaran 4 takımdan biri oldu. Frentzen 15. başladığı yarış boyunca önce Panis'le, daha sonra Jenson Button'la kapışsa da, ikisini de pistte geride bırakmayı başaramadı. 10. olan Frentzen, yarıştan zevk aldığını ancak trafik nedeniyle pit-stop'a erken girmek zorunda kalmasının kendisine birkaç sıraya malolduğunu söylemiş. Bu arada, Alman pilotun ismi 2002 yılında Arrows pilotluğu için tekrar anılmaya başlandı.
F1'in yeni ismi Tomas Enge ise takım arkadaşının seedingte gösterdiği başarıyı tekrarlayamadı ve yarışa 21. sırada başladı. Start sırasında da debriyajında bir sorun yaşamasıyla 10 saniye kaybeden Enge, önünde kendisini yavaşlatan Yoong'u, onun pit-stopa girmesiyle geçtikten sonra öndeki gruba yaklaşmış ve bundan sonra mümkün olduğunca istikrarlı gitmeye çalışmış. 13. ve sonuncu da olsa yarışı tamamlaması bence takım için yeterli olmuştur.
Fransız takımı son birkaç yarışta gösterdiği dayanıklılıkla gelecek sene için başgösterecek olan finansal problemlerin çözümü için bu sonuçların olumlu getirisini alacaktır.

BAR: Kesinlikle geride bırakmak istedikleri bir hafta sonu oldu. Takımdaki herkes bir sorun olduğunu biliyordu ama Cuma'dan Pazar'a kadar bu sorunu bulup çözmeyi başaramadılar. Olivier Panis, 13. başladığı yarışı genellikle geçilmemeye uğraşarak 11. bitirdi. Panis, bu şartlarda alabilecekleri en iyi sonucu aldıklarını Japonya'ya kadar sorunların çözülmesini umduğunu söylemiş.
Villeneuve ise 18'incilik gibi kendisi için çok kötü bir seeding derecesi yaparak hayal kırıklığı yaşatmasının ardından, startın ardından önüne geçtiği de la Rosa'ya 44 tur dayanabildikten sonra İspanyol'un yukarıda bahsettiğim manevrası sonucu yarış dışı kaldı. JV arka kanadın hasar görmüş olma ihtimaline karşı yarıştan çekildiğini, de la Rosa'nın da temasın olası sonuçlarını küçümsediğini söylemiş. O da giderek DC'ye benzemeye başladı, pist dışında içinden daha çok konuşuyor. Hafta başı da Schumi'nin gelmiş geçmiş en iyi olduğunu söyleyenlere çatarken, Prost ve Senna gibi sürücülerin zaman zaman aynı takımda birbirlerine karşı yarıştığını Schumi'nin ise her zaman takımının 1'inciliğe oynayan tek sürücüsü olduğunu söylemiş. Bir yere kadar haklı görebilirim ama benim bildiğim kadarıyla hiç bir sürücü de Schumi gibi bir takımı küllerinden yeniden yaratmadı. (Böyle başka bir vak'a varsa bildirin bana, ben de yazayım buraya)

ARROWS: Geçtiğimiz senelerde zaman zaman başarılı sonuçlar alan Arrows, bu seneyi daha çok Prost ve Minardi'yle arkadaşlık ederek geçirdikten sonra, Prost'un da bir miktar daha gelişmesiyle Minardi'yle baş başa kaldı. Enrique Bernoldi starttan hemen önce aracındaki benzin pompasında oluşan sorun nedeniyle Verstappen için hazırlanan yedek araca geçse de 20. başladığı yarışın 4. turunda 16. sıraya kadar yükseldikten sonra suya dokunmadan sürdürdüğü yarışı 13. bitirdi.
Verstappen ise nerdeyse marka haline gelmekte olan çıkışlarından birini daha sergiledi ve startla birlikte 19.luktan 13.'lüğe yükseldi. Pit'e güreceği turda spin atan Uçan Hollandalı pit-stop'un ardından motorunun iflas etmek üzere olması nedeniyle yarıştan çekilmek zorunda kaldı.

WILLIAMS: Pist hakkında yazdığım yazıda Williams'ın dayanıklılık sorununu çözmesi durumunda Ferrari'nin esas rakibi olacağını belirtmiştim, maalesef çözemediler. BMW'nin dayanıklı bir motor yapabilmesi durumunda ise Montoya direkt şampiyonluk adayı olarak görülüyor. Gerçekten çok yetenekli. Hakkinen'in cezası nedeniyle yarışa Schumi'nin yanında başlayan JPM, Schumi startta çamurluk yapmasa onu geçecekti. Montoya, Rubens'e geçildikten sonra mesafeyi korudu ve Rubens'in pit-stopundan sonra Michael'ı parmak ısırtan bir manevrayla geçti. Ama her zamanki gibi yine motoru onun temposuna yetişemedi ve hidrolik arızasıyla Kolombiyalıyı dışarda bıraktı.
Ralf ise 36. turda spin atarak kedi kumuna girdi ve aracını tekrar yola döndüremediği için yarış dışı kaldı. Küçük Schumi, Williams'ının sezon boyunca olduğundan farklı bir şekilde kontrol zorluğu yarattığını söylemiş ve bu yüzden hata yaptığını ve Montoya'yla farklı seçtiği stratejisinde yanlış yaptığını itiraf etmiş.

MİNARDİ: Bir iki yarış sonra Minardi tekrar alışık olduğu yerine döndü. Gerçi sıralama turlarında Alonso gene çok çok başarılı bir performansla yarışa 17. başlama hakkını elde etti ama kötü bir startla gerilere düştü ve pit-stop'unun ardından 36. turda şaftının bozulması sonucu yarışa nokta koydu.
Genç Malezyalı Yoong ise en son sırada başladığı yarışta pit'e girene kadar ön lastiğindeki aşırı titreşimden şikayetçi olduktan sonra, pit sonrası vites kutusu problemi nedeniyle yarış dışı kalmış.
Takım sahibi Paul Stoddart, Alonso'nun da benzer sorunlar yaşadığını, yeni geliştirilen vites kutusunun henüz yeterince dayanıklılık gösteremediğinden şikayet etmiş.

Bu hafta sonu için hatırlanacak iki önemli olay da; İngilizce konuşulan ülkelerde F1'in sesi olarak bilinen Murray Walker ile McLaren Takım Koordinatörü Jo Ramirez'in emekliye ayrılmaları. Murray, 50 yılı aşkın bir süredir F1 yarışlarını anlatmaktaydı. 30 yıllık kariyerinde bir sürü takımla çalışan Jo Ramirez ise McLaren takımında "Baba Jo" olarak anılırmış. Erja Hakkinen onun için "F1 padoklarının en sıcak insanı" demiş.

Bir kaç fikir ve açıklama

Hazır klavyeyle sevişmeye başlamışken, evvelki hafta Ender İlhan'ın yazısında geçen birkaç konu hakkında birkaç şey yazmak istiyorum. Maddeler halinde yazmam, Ender kardeşimin aynı numaralı önermelerine cevap manasına gelmektedir, yoksa öyle kızmış, masaya doğru kaykılmış ve de "bak kardeşim" diye sayılan 1, 2 ve 3 falan değil...

1. McLaren bu sezon başına kadar hep sezona önde başlarken, bu sezon rakiplerine yetişmeye çalışan bir görüntü arzetmekte. Bu yüzden iyi durumdaki arabaya bir modifiye, "hop uçanzi" bir durum bu sezon sözkonusu olamadı. Newey faktörünün etken olabileceğine ben de katılmaktayım ancak bana göre asıl sorun, ekibin çok fazla beraber olması. Arada bir değişiklik gerekir, değil mi ama? Bakalım Raikkonen nasıl bir etki yaratacak?
Gri duman sorunu ise hep vardı ve gizli gizli bekleyen sansar gibi ortaya çıkardı ama bu sezon utanmazlığı ayyuka çıkardı ve ulu orta görünmeye başladı.

3. Ender kardeşim Barrichello'ya haksızlık ediyor kanaatindeyim. Adam son birkaç yarıştır kazanmak için az yakıtla başlıyor ve abandone olana kadar son derece sıkı sollamalar yapıyor. DC'ye karşı da hiç ezilmedi, hatta bu sene Hockenheim'de kendisini maymun etti. Kaldı ki bunları yapan adamın Macaristan GP'sine kadar takım arkadaşı pistte olduğu sürece kazanma izninin olmadığını herkes biliyor.

5. Ferrari pilotu Schumi, sezonun bitimine dört yarış kala şampiyonluğunu ilan etmiş, bir yarış kala "bir sezonda en çok puan kazanan pilot" ünvanını kazanmış, Barrichello ABD'de abandone olmasaydı, Suzuka'da dünya ikinciliği için yarışacaktı. (Mevcut 7 puan farkın DC'yi 2. yaptığına inanıyorum.)
Takımın iki pilotunun 16 yarışta aldığı toplam 32 startın 23'ü podyumla sonuçlanmış ve ilk motor arızası sezonun 16. yarışında meydana gelmiş. Bu bahsettiğimiz takım, bu sene üst üste 3. dünya şampiyonluğunu elde etmiş. Hakimiyet için daha ne gerek, bilmiyorum.
Bu arada, bana Ferrari'yi savundurttun ya, eh hocam ben sana ne diyeyim!

6. Telemetre: Arabaların içinde yer alan çok sayıdaki parçaya birer verici bağlıdır. Bu vericiler, araba hareket halindeyken sürekli garaja radyo sinyalleri yollar ve bu sinyaller aracılığıyla parçaların durumu hakkında bilgi sahibi olunur. Örneğin McLaren'in bir turunda garaja 4 MB civarında veri akar ve bu veri de gerekirse uydular aracığıyla McLaren'in Woking/İngiltere'deki merkezine aktarılır. Kimi zaman dışardan hiçbir sorunu yokmuş gibi görünen araçların birden garajlarına dönmeleri de bu yüzdendir. Kaldı ki garaja gelen bilgiyle sorunun hemen tespiti de bazen mümkün olmayabilir. Bu yüzden yarış sonrası bütün bilgiler merkezde incelenir. Bilmem izlediniz mi, Eurosport'taki Compaq reklamında, bir şekilde bu sürecin işleyişi anlatılır.
İşte bu veri toplama-iletme cihazına telemetre, onun ilettiği bilgiye de telemetrik data denir. (Umarım Ender İlhan bunu lafın gelişi sormuyordur ve de ben sazan olmuyorumdur! Ama olsun, bilmeyenlere anlatmış olalım.)

Hadi çüs.

emreyalcin55@hotmail.com



"Call me Brickyard!"

(28 Eylül 2001, Cuma)
F1 Dünya Şampiyonası'nda sezonun sondan bir önceki yarışı, organizasyonun 10 yıl aradan sonra geçen yıl geri dönmüş olduğu ABD'de. Yarış, dünyanın efsanevi pistlerinden olan Indianapolis Motor Speedway'da (IMS) ya da daha ünlü adıyla Brickyard'da.
Indy 500'lerin yapıldığı bu pist, bir kısmı alınarak F1 yarışlarına uygun hale getirilmiş. Resimde göreceğiniz gibi, dış çerçeveyi oluşturan kısım Indy 500 pistiyken, ilk köşeden itibaren peşpeşe gelen hızlı virajlarla F1 pistine dönüşüyor. Indianapolis'in 5 mil uzağındaki pist, takvime girişiyle, "F1'in en yaşlı pisti" olma ünvanını Monza'nın elinden alıyor.



Yaşlıya hürmet

Pist, 1909'un ilkbaharında dört işadamının katkısıyla, Indiana'da hızlı gelişmekte olan otomotiv sektörü için bir test alanı olarak inşa edilmiş. Pistin tabanı ilk olarak bildiğimiz taş ve asfalt olarak döşense de, yapılan ilk yarışlarda büyük kazalar olmuş. Bunun üzerine 3 milyon 200 bin kaldırım tuğlası getirtilerek asfaltın yerine döşenmiş ve pistin bütün dünyada tanındığı ismi olan "Brickyard"a (kabaca "tuğla avlu" diye çevirebiliriz) ilham vermiş.
Yenilenmiş pistte 1910 yılında yapılan 3 günlük yarışlara katılımın azlığı, pist sahiplerini endişeledirmiş ve üç gün süren yarışlar yerine tek ve görkemli bir yarış yapılmasına karar vermişler. 500 mil sürecek yarışın ilkine 14 bin 250 dolar ödül verilmesi planlanmış ve dünyaca bilinen Indy 500 böyle doğmuş. Ve yarış pistle o kadar özdeşleşmiş ki, 1916'daki tek günlük bir yarış ve Dünya Savaşları sırasındaki aralar hariç, Brickyard'da 1994'e kadar Indy 500 hariç hiçbir yarış yapılmamış. Bu tarihten itibaren pist NASCAR takvimine dahil Indy 400 yarışlarına da evsahipliği yapmış.
Pistin tuğla zemini 1936, 1941 ve en son 1961'deki modifikasyonlarla tamamen asfalt haline dönüştürülse de, start-finiş çizgisini oluşturan bir yardalık kısım tuğla olarak bırakılmış ve pistin ününe oldukça kallavi bir karizma katmıştır.
Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim bir nokta; pist alanı içinde "Brickyard Crossing" isminde, PGA Tour'a da evsahipliği yapmakta olan bir golf tesisi var.
Konuyu dağıtmayalım... Pistin ana halindeki en büyük özellik, dört köşenin herbirinin tam 9'12'' derecelik bir açıya sahip olması. Bu köşelerin sonuncusu, F1 pistinin de start-finish öncesi son virajı oluyor.

Tarihindeki ilkler ve rekorlar

ABD, Brickyard ve F1'in ortak geçmişine baktığımızda, ülkenin 8 ayrı pistle, "en çok pistte GP düzenleyen ülke" olduğunu görüyoruz. 1959-1991 arası toplam 45 F1 yarışı düzenlen ABD'de, 1991-2000 arası Ferrari-McLaren-Williams&Co'nun canavarlarının sesleri duyulmamış.
IMS'te ise bugüne kadar 11 GP koşulmuş. 1950-1960 arası yapılan Indy 500 yarışları takvime dahil edilmiş, bir de geçen seneki yarış var, eder 11.
Indianapolis'in tarihinde pek çok ilk ve rekor var.
1950 yılındaki yarış yağmur nedeniyle durdurulurken, bu aynı zamanda, F1 tarihinin ilk durdurulan yarışı olmuş. İsmine binaen 500 millik mesafesi ile en uzun yarış olmuş, öyle ki 1951 yılında yarışın sona ermesi 3 saat 57 dakika 38 saniye sürmüş. F1 bile olsa biraz sıkıcıdır heralde.
Troy Ruttman isimli zat 1952 Indy 500'ünü kazandığında, "bir GP kazanan en genç pilot" olmuş.
Bu hafta ya da gelecekte Montoya'nın bu yarışı kazanması durumunda ise kendisi bunu hem CART'la, hem de F1'le başaran ilk pilot olacak.
Villeneuve'ün CART'la Indy 500 kazanıp kazanmadığını bilmiyorum ama F1'le kazanmasının biraz daha zaman alacağını hepimiz tahmin ederiz heralde.

Pistin yapısı

Bu kadar tarih yeter değil mi.? Biraz da pistin yapısına bakalım.
Start-finiş düzlüğünün ardından ilk sağ viraja 110-120 km/s hızla giren pilotlar, bir miktar hızlanıp frene basmadan bir sol viraj alıyorlar. Çoğumuzun yerlerinde olmak için çok şey verebileceği sürücüler, bu virajdan çıkar çıkmaz kısa bir sürede 4. vitese ve 220-240 km/s hıza ulaştıktan sonra, geniş bir sağ viraj için tekrar 110-130 km/s hıza düşüyorlar. Yine 4. vites ve 240-260 km/s arası bir hıza çıktıktan sonra, tekrar 100-140 km/s civarına düşerek, frene fazla basmadan bir sol ve bir sağ viraj geçiliyor. Pistin arka düzlüğüne çıkan araçlar, tekrar peşpeşe gelen virajlara gelmeden 300 km/s sınırını zorluyorlar. Ardından gelen virajlar, pistin en yavaş kısmını oluşturuyor. 100-130 km/s arası bir sol, 60 km/s'e kadar düşülen iki virajın ardından yeniden 200km/s hızını aşan pilotlar, son iki viraj için önce 130 km/s'e düştükten sonra, 260 km/s civarı hıza yükseliyorlar ve ana piste, ardından da start-finiş düzlüğüne çıkılıyor.
Burası, bugün F1 takviminde yer alan pistler içindeki tek oval kısım ve pilotlar burada kökledikleri gaz pedalını 20 saniye kadar zemine çakarak bu konuda da takvimin en uzun süresini geçiriyorlar.

Brickyard'da ne olur

Bu yarış, takvimin hızlı yarışlarından ve son bölümdeki hızlı kısmın uzunluğu da, en güçlü motorlara sahip takım olarak Williams'ı favori yapıyor. Ancak Ferrari'nin takvimin en hızlı pistlerinden Monza'da BMW'yle rekabet edebilmesi, onları da öne çıkarıyor.
Ferrari dememin bir başka nedeni ise BMW'nin hâla ve de hâla motor dayanıklılığını ispatlayamamış olması. Her turda 20 saniye kadar (bir turun üçte birine yakın) son güç kullanılacak olan yarışta, BMW motorunun ne kadar dayanabileceği, sonuç için belirleyici bir etken olacak.
Bu yarışta motorlara büyük yük binecek ama frenlere o kadar değil (Ben Serra'dan önce davrandımJ
McLaren mi? Kazansa çok sevinirim ama pek umudum yok. Hakkinen artık "Sezon bitse de gitsem" havasında görünüyor. Keşke haksız çıksam.

Bu kadar yeter herhalde. Bu arada, yoğun iş tempomdan fırsat bulabilirsem, geçen hafta Ender İlhan'ın yazdığı yazıyla ilgili birkaç teknik açıklama yapmak istiyorum.

Yarıştan sonra görüşürüz.

emreyalcin55@hotmail.com



Nihayet Montoya!

(17 Eylül 2001, Pazartesi)
Aslında İtalya GP'si, hafta içinde peşpeşe gelen üzücü olaylar nedeniyle kimi pilotlar tarafından "Bitse de gitsek!" havasında görülse de, sezonun en hızlı yarışı ve geçişlere oldukça müsait olması nedeniyle Monza bize oldukça seyri keyifli bir yarış sundu.
ABD'deki terör olaylarının ardından Hakkinen'in ara verme kararı ve en son olarak da F1'de olmasa dahi Indy'de hatırı sayılır pilotlardan olan Alex Zanardi'nin bacaklarına mâlolan kazası, hafta sonunu sıkıntılı yapıyordu doğrusu. Yarışın pistteki kısmının motivasyonunu bozan bir başka olay da, terör saldırıları sonrası takımların, pilotların ve Ecclestone'nun iki hafta sonra yapılacak olan Indianapolis GP'sinin akibeti hakkında ikiye ayrılmış olmalarıydı.
Biz de yine kazanandan geriye doğru, hangi takım ne yapmış, ona bakalım.

Williams: Montoya nihayet kazandı. Sezon başından beri gerek pist içinde, gerek pist dışında oldukça dikkat çekici performanslar gösteren Kolombiyalı, sonunda, bu sezonki dördüncü pole position'ının ardından ilk birinciliğini aldı. Aslında ben bütün sporlarda başarının gelmesinden önce biraz dayak yemenin gerekli olduğunu düşünürüm. Bu yüzden Villeneuve'ün F1'e girer girmez Damon Hill'in hazırladığı arabayla önce ikinci, sonra da Dünyas Şampiyonu olmasını kabullenememişimdir. Ama JPM doğrusu bu sezonki performansı ve F1'e hareket getiren stiliyle artık bir galibiyet haketmişti. Brezilya çok erkendi, Avusturya da çok erkendi ama artık Dünya Şampiyonu Ferrari'nin evinde Cuma gününden bu yana fırtına gibi esen Montoya'yı kutluyorum.
Küçük Schumi de pek suya sabuna dokunmadan yarıştı, iki defa Barrichello'ya geçildi ama Ferrari'nin çift pit-stop stratejisinin elinde patlamasıyla üçüncü oldu. Gerçi Ralf, İtalya ve özellikle ABD GP'lerinin ertelenmesinin isteyen grupta başı çekiyordu. Belki bu durum yarış konsantrasyonunu biraz olumsuz etkilemiştir. Bonzai Schumi, yarış sonrasındaki basın toplantısında, bütün hafta sonu boyunca otomobilinde istediği ayarları tutturamamasından şikayet etti.
Williams için ilk ve üçüncü sıralar kadar, sezon boyunca çektiği dayanıklılık sorunundan kurtulabilmek de oldukça sevindirici.

Ferrari: ABD'deki olayları kınamak ve anmak için tamamen reklamsız ve simsiyah burunlarla yarıştıkları evlerinde, her zaman lehlerine kullanabildikleri pit-stop stratejileri nedeniyle belki de ilk iki sırada bitirebilecekleri yarışta ikincilik ve dördüncülükle yetinmek zorunda kaldılar. Rubinho, bu sezon birkaç kere tekrarladığı gibi, yarışın en renkli pilotuydu. Bu sezon bir yarışa ilk defa takım arkadaşı Schumi'nin önünde başlamak hakkı elde etti (ki bu Schumi'nin kariyeri boyunca takım arkadaşının gerisinde start aldığı sadece 9. yarış) ve oldukça başarılı bir yarış çıkararak birinciliği belki de ilk pit'i sırasında benzin pompasındaki bir arızadan dolayı kaybetti. Schumi ise daha çok takım arkadaşının ikinciliğiyle ilgilenmeyi düşündüğü yarışta, bir yandan da Montoya'yla oldukça zevkli bir mücadeleye girdi ve ikinci pit-stop'u sonrası yarışı dördüncü tamamladı.
Bence Ferrari, rahat kazanabileceği yarışı, Williams'ı gözünde çok büyüttüğü için kaybetti. Az yakıtla yarışa başlayarak mümkün olduğunca fark açıp iki pit-stop yapmayı düşünen kırmızı şeytanlar, yarışın hemen her aşamasında Williams'la rekabet edebilir bir görüntü sergiledi. Bu arada eski rakibimiz (diyorum çünkü bana göre gelecek yıl McLaren "Best of the Rest" mücadelesi verecek) Ferrari'nin ABD'deki terör olayları nedeniyle bu hafta sonu yapmayı planladığı şampiyonluk kutlamasını yapmaması ve yarışı sadece spor amaçlı olarak, reklamlardan arınmış şekilde koşmasını da takdir ediyoruz.

Jaguar: Herhalde bu haftasonunun en ilginç sonuçlarından birisi, de la Rosa'nın yarışı beşinci bitirmesi oldu. Aslında Jaguar, motor üreticisi Ford'un da Twin Towers'da bürosu olması nedeniyle, yarışta yer almamayı bile düşünmüştü. Ama sanırım bu sonuç, Cosworth motorlarını sağlayan Ford'a daha anlamlı bir destek oldu. İspanyol pilot, aracının bir saat gibi kusursuz çalıştığını ve onuncu başladığı yarışta ilk viraj sonunda Jenson Button'ın yarattığı karışıklıktan kendisinin faydalandığını söylemiş.
Eddie Irvine ise startla beraber 13'üncülükten yedinciliğe fırlamayı başarsa da, hemen ardından motoru sorun çıkardı ve yarışı terketmek sonunda kaldı. Ancak buna rağmen takım ve pilotlar, startta gösterilen performans ve aracın geldiği nokta nedeniyle, sezonun son iki yarışından oldukça umutlu konuştular.

BAR: Altıncı bitiren Villeneuve, yarış sonrasında, pit-stop sırasında benzim pompasındaki sıkıntı nedeniyle yeterince yakıt alamadığını bu nedenle yarış sonuna doğru de la Rosa'yı zorlayamadığını söylemiş. Panis ise özellikle seedinglerde hiç memnun olmadığı (17'nci oldu) kendi arabasının yerine test aracıyla yarıştığını ve bu şartlarda dokuzuncu bitirmekten şikayetçi olmadığını belirtmiş.
BAR bu sezon motor kardeşi (eheheh) Jordan'dan hız açısından olmasa bile dayanıklılık açısından oldukça önde. Yarışı gene iki araçla birden bitirmeyi başardı.

Sauber: Cuma günü başarılı çaylak Raikonnen'i McLaren'e kaybeden ama 10 milyon $ tazminat kazanan Sauber için zor bir haftasonuydu. Yarışa yedinci başlama hakkını elde eden Heidfeld, ısınma turlarının başlamasından önce aracının hidrolik basınç problemi göstermesi nedeniyle koşa koşa yedek araca gitti ve pit'ten başladığı yarışı 11'inci bitirdi.
McLaren'in yeni Fin'i Kimi Raikonnen ise yarışa az yakıtla başlayıp erken ama tek stop yapmayı planladıklarını ancak yarış boyunca boğuştuğu trafik yüzünden bunu gerçekleştiremediğini söylemiş. Raikkonnen, dokuzuncu başladığı yarışı yedinci sırada tamamladı.

Jordan: McLarenları geçerek beşinci sırada başlama hakkı elde eden gelecek senenin Renault sürücüsü, bu senenin pişmiş tavuğu Jarno Trulli, start sırasında pozisyonunu korusa da, yeşil ışıklarla beraber resmen ipten boşanan Button'un ilk şikana girerken fren noktasını kaçırmasının kurbanı oldu.
Jean Alesi ise başarılı bir yarış çıkarmasına, beşinciliğe kadar tırmanmayı başarmasına rağmen, lastiğinde bir patlak olabileceğinden şüphelenmiş ve ikinci pit-stop'u planlanandan erken yapmak zorunda kalmış. Fransız pilot yarışı sekizinci bitirdi.
Bu arada görünen o ki, sezon ortasında Alesi'nin aklını çelen ve Prost'tan kapan Eddie Jordan, 2002 için henüz Alesi ismini kesinleştirmiş değil. Sanırım son demlerinin de sonuna gelmekte olan (ama hâla çok keyif veren yarışlar çıkaran) Alesi'nin yerine daha genç bir pilot düşünüyor ve Alesi'yi stepne tutuyor. Bakalım, herhalde Indianapolis'ten önce bir şeyler duyarız.

Benetton: Gelecek sene eski takımı Jordan'a dönecek olan Giancarlo Fisichella, iki hafta önce Belçika'da üçüncü olduktan sonra, bu haftaya daha umutla bakıyordu. Ama start öncesi aracındaki benzin sızıntısı nedeniyle Heidfeld'le beraber pit alanından start almak zorunda kaldı ve yarışı 10'uncu bitirdi.
Sezonun kayan yıldızı Jenson Button ise pit'ten başlamak zorunda olan pilotların önünde oluşturduğu boşluğu kullanarak iyi bir start almak istedi ama yukarıda da bahsettiğimiz gibi, henüz ilk virajda Jarno Trulli'yi yarış dışı bıraktıktan birkaç tur sonra motorunu patlattı, padoğa yine çok erken döndü.

Prost: Belçika'da geçirdiği kazadan sonra bir ihtimal sezonu kapatan Burti'nin yerine kendini Prost'ta bulan Tomas Enge, 10 günlük mevkiinde birkaç aydır beklenen diğer çömez Alex Yoong'dan çok daha başarılı oldu ve yarışı 12'nci sırada tamamladı. F1'deki ilk Çek sürücü olan Enge, yarışı bitirmekten çok memnun olduğunu, ilk yarışında daha çok arabayı tanımakla meşgul olduğunu söylemiş.
Takımın göreceli olarak daha kıdemli (!) elemanı Frentzen ise 12'nci başladığı yarışta, ilk virajda sezon başındaki takım arkadaşı Trulli'nin spini nedeniyle çizgisini ve dolayısıyla birkaç sırasını kaybettikten sonra, vites kutusunun kırılması nedeniyle 53 turluk yarışın 28'inci turunda dışarda kaldı.
Mali sorunlarla uğraşan Prost, 2002 yılında kullanacağı motoru açıklamayan tek takım ve bu sene takıma motor sağlayan Ferrari, sabırsızlandığını İtalya GP'si sırasında ifade etti. Profesör Alain Prost henüz para bulmada pistlerde olduğu kadar başarılı olamadı.

Minardi: F1'deki ilk Malezyalı Alex Yoong'un getirdiği yeni sponsorlar sayesinde Minardi artık güvenlik aracının önündeki yeri yavaş yavaş terketmeye hazırlanıyor. Yeni patron Stoddart çok istekli ve geçen senelerin aksine Minardi, şimdiden gelecek seneki motor anlaşmasını Asiatech'le yaptı.
Hafta sonu Minardi için iyi başlamadı ve iki pilot da seeding için piste çıkar çıkmaz ilk düzlüğün sonundaki kısımda vites kutularındaki problemler nedeniyle peşpeşe kenara çekmek zorunda kaldılar. Yoong ve Alonso (bu eleman giderek daha fazla dikkat çekmeye başladı) koşarak pit alanına döndüler ve test aracını dönüşümlü kullanarak grid'in son sırasında rezerve edilmiş yerleri için formalite turlarını attılar.
Yarışta ise Alonso yine kendinden beklenmeyen bir performans göstermekteyken, ikinci pit stopu sırasında arka lastiğinin sökülememesi nedeniyle çok vakit kaybetti ve yarışı 13'üncü, yani son sırada (TRT klişesi) tamamlamak zorunda kaldı.
Yoong ise 49'uncu turda yarış dışı kalana kadar bence henüz F1'e tam anlamıyla hazır olmadığını düşündüren hatalar yaptı. Zaten yarış dışı kaldığında Montoya'nın beş tur gerisinde olması durumu biraz daha iyi açıklıyor.

Arrows: Verstappen artık klasikleşmiş müthiş startlarından birini aldı ve 19'unculuktan sekizinciliğe yükseldi ve hatta bir ara beşinciliğe kadar da tırmandı. Ancak ikinci pit-stopundan sonra motorunun daha fazla dayanamaması nedeniyle yarış dışı kaldı.
Diğer Arrows pilotu Bernoldi ise sekizinciliğe kadar tırmanıp Hakkinen, Panis ve Alesi için uzunca bir süre başbelası olduktan sonra, krank milindeki (heyt be, bunu da gördük... Yazılarımızda bahsetmediğimiz bir tek vantilatör kayışı ve buji tırnakları problemleri kaldı, ehueheuhe!) kelek nedeniyle yarıştan en son abandone olan sürücü oldu. Bakın burası ilginç; Bernoldi sekiz tur kala abandone olmasına rağmen, bu anda, dört tur kala dışarda kalan Yoong'dan dört tur fazla atmış olduğu için klasmanda ondan daha yukarıda. Anladınız değil mi?

McLaren: Fazla uzatmıyorum; Coulthard altıncı turda motor, Hakkinen 20'nci turda vites sorunları nedeniyle yarış dışı kaldı. Ben içmeye gidiyorum. Batsın bu dünyaaaa, bitsin bu rüyaaaa!!!


emreyalcin55@hotmail.com


Hakkinen'den ara....

Selam herkese. Belçika GP'si sırasında kullanmakta olduğum yıllık izinden dönüşümü İtalya GP'si yazısıyla yapacaktım ki, bugün biz Mika Hakkinen hayranlarının korktuğu haber çıktı ve erken işbaşı yaptırttı.

Sonunda beklenen açıklama geldi ama oldukça şaşırtıcı bir şekilde. McLaren-Mercedes, gelecek sene David Coulthard ve Kimi Raikonnen'le yarışacağını açıkladı. Sezon başından beri bırakacağı spekülasyonları yapılan Mika Hakkinen ise F1'i tamamen bırakmadığını, sadece en azından bir senelik bir ara vermek istediğini söylemiş.

İlk darbe; İspanya

Sezona fırtına gibi giren Schumi ve Ferrari'nin ardından, McLaren sadece DC ile Brezilya GP'sini kazanabilmiş, bir yandan da Williams'la uğraşmak zorunda kalmıştı. Hakkinen de sezona pek iyi başlayamamış, ilk 4 yarışta geçmiş performansından uzak kalmıştı. Ancak İspanya'da çok başarılı bir pit stop stratejisiyle Schumi'nin önüne geçmiş, çok rahat bir yarış kazanmak üzereyken son turda vites kutusu problemi yüzünden yarışı bitirememişti. Yarışı kazanan Schumi bile böyle bir galibiyete sevinmenin mümkün olmadığını söylemişti. Zaten daha önce de yazdığım gibi, Schumi'nin en saygı duyduğu pilotlardan birisi Hakkinen'dir.
Sezonun ilerleyen yarışlarında Hakkinen "yılın cenabeti" ödülünün en büyük adayı olmuş ve bırakın yarış kazanmayı, yarış bitirdiği vakit sevinir hale gelmişti. Mika, sezonun ilk ve de şimdilik tek birinciliğini ise Silverstone'da aldı.

Hakkinen tamamen emekli olmayı düşünmediğini, bu yıl üst üste gelen aksilikler yüzünden yıprandığı için takımdan bir ara verebilmeyi rica ettiğini, önümüzdeki sene ailesine -özelikle 10 aylık oğlu Hugo'ya- biraz daha fazla vakit ayırarak kendisini yenilemek istediğini söylemiş. Adamım Mika'm takıma gösterilen anlayış için teşekkür ederken, geri dönerse bunun da McLaren ile olmasını istediğini söyledi.

Şimdi ne olur?

Doğrusu Mika'nın gidişi F1'den de çok şey götürecek ama yerine gelen Raikonnen'in çok yetenekli ve gelecek vadeden bir pilot olması, içimdeki acıyı biraz hafifletti.
Önümüzdeki yıl sanırım McLaren bütün dikkatini DC üzerine yoğunlaştıracak ve bence bu da asla bir "winner" olamayan Coulthard'ın son şansı. Diğer yandan, giden yanlış pilot olsa da, McLaren bir kan değişimine giderek Jenson Button ve JP Montoya ile birlikte F1'in en çok gelecek vadeden pilotlarından olan Kimi Raikonnen'i almakla çok iyi yaptı. Sauber gibi orta sınıf bir takımda bile bu sene oldukça başarılı olan Kimi gelecek sene David'den daha iyi bir performans çizerse kimse şaşırmasın. Gelecek sene Coulthard'ın performansı, 2003'te Hakkinen'in takıma dönüp dönemeyeceğini belirler ki, ben şimdiden döneceğine bahse varım. Ancak diğer yandan, Mercedes'le ilişkileri bulunan ve 1999'da takımın test pilotluğunu yapan Heidfeld'in de 2003 ya da daha sonrası için adının geçtiğini belirtelim.

F1 Dünya Şampiyonası ise bana göre 2002 yılında Ferrari-Williams arasında geçer. Biz de bedbaht McLaren'ciler olarak sezon içinde alınacak birkaç galibiyete seviniriz.

Şimdilik güle güle Mika! Sensiz gerçekten F1 daha sönük olacak... Umarım bir an önce geri dönersin ve hakettiğin yeri alırsın.


Pilotların gözde pisti: SPA Francorchamps

(30 Ağustos 2001, Perşembe)

Sezonun bitmesine daha 4 yarış var ama birinci belli, şimdi kapışma ikincilik için ve F1 karnavalı, çoğu pilotun en çok sevdiği pist olan SPA'ya taşınıyor. Biz de yarış öncesi pistin tarihi ve yapısıyla ilgili birkaç şey karalayalım. Peşinen özür diliyorum, yarışı izleyemeyecek ve dolayısıyla yazamayacağım. Çünküüüü; "Uh ah dev adaaam, oooniki dev adaam!" Evet, Ankara'daki maçlara gideceğim. Herneyse, konuyu dağıtmayalım ve öncelikle pistimizin geçmişine bir göz atalım.
Bu yıl 57. Belçika GP'si yapılacak ama Formula 1 dünya şampiyonası dahilindeki 48. yarış olacak. Pistimiz, 1920'lerin başında iki Belçikalı vatandaşın, bölgedeki yolların oluşturduğu doğal bir üçgeni bir yarış pisti haline getirmek istemeleriyle doğmuş. Pistin orijinal hâli çok daha uzunmuş ve 14 km'lik bir uzunluğa sahipmiş (vay anam vay!)
Buradaki ilk yarış aslında 1921 yılında yapılacakmış ama tanıtım yetersizliği nedeniyle sadece bir pilot kayıt yaptırınca, olmamış haliyle. 1922'den itibaren motosiklet yarışları yapılmaya başlanan SPA'daki ilk büyük otomobil yarışı, 1924'teki 24 saatlik Le Mans benzeri yarış olmuş. İlk GP ise 1925 yılında gerçekleşmiş ve yarışı o dönemin efsanesi Antonio Ascari kazanmış. İlk F1 yarışını ise babalar babası Fangio kazanmış. Sene 1950...

Eskiden iki kat daha uzundu

İkinci Dünya Savaşı'na kadar her şey güllük gülistanlık giderken, savaş pistin 7 yıl boyunca öksüz kalmasına neden olmuş. Savaşın ardından F1 Dünya Şampiyonası takvimine dahil olan pistteki yarışlarda birkaç defa ölümler gerçekleşmiş. Buraya düşebileceğimiz bir başka not da, canımız takımımızın kurucusu Bruce McLaren'in, takımıyla ilk yarışını burada kazanmış olması. Haydi bir not daha; F1 tarihinde en az otomobilin bitirdiği yarış, 1952 yılında burada yapılmış. Sadece 5 araba finish görebilmiş.
1970 yılında Pedro Rodriguez'in F1 tarihinin en hızlı ikinci derecesini (ortalama 241 küsür km sürat) yapmasının ardından, pilotlar pistin çok uzun, güvenliğinin ise çok yetersiz olduğunu söyleyerek SPA'ya tavır almışlar. Bu durum sonucunda Belçika GP'si bir süre için Nevilles'e (1972 ve 1974) sonra da 1984'e kadar Zolder'e taşınmış (Burası 1982'de baba Villeneuve'nin öldüğü pist, toprağı bol olsun.)
Bu durum üzerine SPA pisti de 1979 yılı sonunda tam yarıya indirilmiş ve 6.968 km (yuvarlak 7 km. işte) uzunluğuyla SPA, bugün bile F1'in en uzun pisti olma özelliğini korumuş.


Tarih dersini bitirmeden önce pistin en iyilerine, sonra da son 6 yılda neler olduğuna bakalım.
Senna, Belçika GP'sini 4'ü üstüste olmak üzere toplam 5 kere kazanarak buranın en başarılı pilotu olurken, ikinciliği ise 4'er GP kazanan Schumi ve eski babalardan Jim Clark (bu da peşpeşe) paylaşıyorlar. Aslında Schumi, kariyerinin ilk yarışını ve birinciliğini kazandığı pistte damalı bayrağı 5 kez en önde geçmiş ama 1994'te aracındaki çetrefilli bir durum nedeniyle diskalifiye olmuş, birincilik de Damon Hill'in kucağına düşmüş. Schumi için düşebileceğimiz bir ilginç not da, bu pistte hiç Pole Position kazanamamış olması. Profesör Prost da 6 yarışta en hızlı turu atarak bu pistin hatrı sayılır pilotları arasına girmiş.

1995: Vay anam vay! Schumi yarışa 16. başlamış ama yılmamış, yarışı kazanmış. İkinci de, 5 kere (oha!) pit stop yapmak zorunda kalan D. Hill olmuş. Hill yarış sonrasında Schumi'nin tekerlerine çarptığını söyleyerek takımı Willams'la beraber resmi bir protesto yayınlamış. Schumi mağdurları klubünün ilk üyelerinden...
1996: Schumi'nin Ferrari'deki ilk yılı ve adamımız bugün dünya şampiyonu yaptığı takımın ilk kıvılcımlarından birini SPA'da çakarak sezonun ikinci birinciliğini almış. Villenueve ikinci, Mika üçüncü olmuş.

1997: Gene Schumi kazanmış. Zaten kendisi de buranın en sevdiği pist olduğunu söyler durur. Fisichella kariyerinin en iyi derecesi olan ikinciliği alırken, Mika'nın hileli benzin (hihohoho... bu ne ya?!) kullandığı için diskalifiye edilmesiyle Frentzen üçüncü olmuş. Bu sene de Mika en sondan start almak zorunda kalmış ama üçüncülüğe kadar yükselmiş. Bu da pistin iyi takımlara ne kadar büyük bir avantaj sağladığının bir göstergesi.

1998: F1'i takip edip de bu yarışı hatırlamayan var mıdır acep? Startla beraber 13 araba birbirine girmiş ve F1 tarihinin en büyük kazası olmuştu. Sonra bir de Schumi'nin hırsla kaptırmış giderken önündeki Coulthard'a arkadan girişi (tur bindirecekti) ve sonra da pitlerde üstüne yürüyüşü vardı (DC'nin kendisini öldürmek istediğini iddia ediyordu... Keşke bir güzel dövseydi onu!) Yarışı Jordan'dan Hill kazandı. Hep ilklerin pisti olacak değil ya, bu da Hill'in kazandığı son yarıştı. Ralf de ikinci olarak Jordan tarihinin en başarılı yarışındaki aktörlerden bir oldu. Şampanya püskürtme hadisesinin üçüncü elemanı ise Alesi oldu.

1999: DC, startta geçmeyi başardığı Hakkinen'i yarış sonuna kadar ardında tutarak kazandı. Mika yarış sonrası, takımın Coulthard'a yol vermesini istemesi gerektiğini söyleyerek, takım arkadaşını kutlamayı reddetti. Frentzen ise kariyerinin en başarılı sezonu olan 1999 yılında Belçika GP'sini üçüncü tamamladı.

2000: Geçen senenin Belçika GP'si, F1 tarihinin en muhteşem sollamalarından biri olduğu hemen herkesçe kabul edilmiş bir manevrayla hatırlanacak. Mika'mız canımız, yarışın bitmesine birkaç tur kala Schumi'yi öyle bir geçti ki, peh peh! Schumi, hemen arkasında Mika olduğu halde Zonta'ya tur bindirirken, Hakkinen BAR'ın diğer tarafına dalarak hem Zonta'yı, hem Schumi'yi geçti. Uçan Fin daha sonra sollamanın hemen ardından girdikleri viraja girerken frene mümkün olan son anda bastığını söyleyecekti. Ralf'in Williams'ı da üçüncü oldu.

İşte böyle gençler... Çoğu pilotun en sevdiği pist olan ve F1'den anlayanların "gerçek bir sürücü pisti" olarak tanımladığı SPA pistinin tarihi ilginçtir. Biraz da pistin yapısına bakalım ve hafta sonu için birkaç tahmin üfürelim.

Ustalık isteyen iki viraj...

F1'in en uzunu olan pistimiz, özellikle orta hızlı virajları ve yüksek hızlı düzlükleriyle gerçekten sıkı bir yetenek avcısı. Hele bir Eau-Rouge ve ardından gelen bir Les Combes bölümü var ki (bkz. resim) kendini hafife alanı cümle aleme rezil eder. Düşünsenize, bu kısma 310 km/s hızla yaklaşıyor ve 280 km/s civarı bir hızla geçiyorsunuz, ardından gelen yokuşun sonunda frenlere asıldığınızda ise 325 km/s'desiniz... Geçen sene sıralama turlarında Villeneuve ve başka bir pilot (şimdi hatırlayamadım) resmen uçmuştu. Takımlar genellikle orta derecede ayarlar yapıyorlar, yani yol tutuş-hız arasında eşit dağılan ayarlar; Hungaroring birincisine, Monza ikincisine örnek. Pilotların çoğu, pisti ve özellikle bu virajı çok sevdiklerini belirtirlerken, Ralf ve Fisichella burasının yeterince güvenli olmadığını söylüyorlar. Bir de start-finish düzlüğünün sonu oldukça sakat bir viraja giriyor, neredeyse bir U dönüşü için 280-300 km/s arası hızdan 60 km/s'e düşülüyor.
Pistin bir de iklim özelliği var ki, oy oy oy! Her an yağmur yağabiliyor (çoğunlukla da yağıyor), bu durumda gerek lastik, gerekse otomobilin ayarları konusunda başka bir sıkıntı doğuyor. Lastik demişken; Michelin bu yarışlar için yeni lastikler getireceğini açıkladı. Hava tahminleri, Cuma ve Cumartesi günü yağış olacağını söylüyor.

İkincilik mücadelesi SPA'ya çekişme getirecek

Biraz da kafamızı, hafta sonu neler olabileceğine yoralım. Williams özellikle bayır yukarı çıkılan kısımlarda BMW motoruna güveniyor ki, bence de haklı. Michelin'in de hemen hemen Bridgestona'a yetişmiş olması da ayrı bir avantaj veriyor. Takım Ralf için yeni bir şasi getiriyor.
Dünya ikinciliği için diğer adaylar olan Barrichello ve Coulthard da buraya takımlarının desteklerini alarak geliyorlar. Hele Ferrari, 2001 sezonunu bir efsane olarak kapatmak için tamamen seferber olmuş durumda. Schumi bile "önce Barrichello" diyor (hey Allahım, bugünleri de görecek miydik!)
Bu defa "Coulthard'a saldırmayacağım" diye kararlıydım ama adam dün yaptığı açıklamayla gene benim sigortalarımı attırdı. Beyefendi bu sezonu kendisi için "kariyerinin en başarılı sektörü" olarak görüyormuş. Söyleyecek söz bulamıyorum!
Bu yarışın büyük ihtimalle en çok zevk alacak pilotları, Schumi, Mika ve Montoya olur. İlk ikisinin üzerinden baskı büyük ölçüde kalkmış durumda (gerçi McLaren hala ikincilik için Williams tehdidini hissediyor.) Montoya ise agresif sürüş tarzıyla bizlere oldukça zevkli görüntüler sunacaktır.
Benim favorim Ralf, yağmur yağarsa Schumi.
Bir McLaren'ci olarak bu tahminleri yaptığım için ben utanmıyorum, bizi bu hallere düşürenler utansın.


emreyalcin55@hotmail.com



SCHUMACHER KISA KESTİ!

(20 Ağustos 2001, Pazartesi)

Selam millet. Bu yazıda esas yarış sonrası McLaren yazarımız Ahmet Soysaler'in yerine size haftasonunu özetlemeye çalışacağım. Bu yüzden geçen yarış sonrasında yaptığım takım analizleri biraz gecikebilir. Şimdiden özür dilerim.
Gerçekten de Michael Schumacher Macaristan GP'sine ağırlığını Cuma gününden itibaren koydu ve 4. kez sezonu şampiyon olarak bitirmeyi garantileyerek efsanevi Fangio'nun 5 şampiyonluk kariyerine bir adım daha yaklaştı. McLaren'i tutmama rağmen Schumi'nin gelmiş geçmiş en iyi sürücülerden birisi olduğunu her zaman kabul etmişimdir ve şu anda onu kutlamak da boynumuzun borcu.

İlk antrenman

Macaristan GP'sini izlemeye Cuma gününden başlayalım... Cuma günkü ilk antremanlarda Schumi 1.16.995'le ilk sırayı alırken, ikinci Barrichello'nun 0.295, 3. Hakkinen'in ise 0.611 saniye önündeydi. Bu antremanlarda 4. sırayı elde eden Coulthard, seansın bitimine 4 dakika kala son şikanda kenar bordürlere çarparak arabasının kontrolünü kaybetti ve yaptığı kaza sonrası ikinci seansı padoktan izlemek zorunda kalarak kendisi için çok önemli olan bir saati kaybetti. İlk seanstan verebileceğimiz diğer notlar, Benetton'ların 15.'likten yukarı dereceler elde etmesi, Montoya'nın 17 tur atmasına karşın 16. iyi zamanı yapabilmesi ve son haftaların en çok konuşulan iki ismi Frentzen ve Alesi'nin peşpeşe 18 ve 19. sıralarda yer almasıydı.

İkinci antrenman

İkinci antreman seansında da değişen bir şey olmadı; Schumi derecesini 1.16.651'e çekerken, Rubinho'yla arasında olan fark 0.083, Hakkinen'le olan ise 0.138 saniyeye inmişti. Canımız Mika'mızın Schumi'ye bu kadar yaklaşmış olması hafta sonu için ümitlendirdi bizi ama bu ümit Cumartesi saat 15.00'te sönmüştü bile.
İkinci seansta büyük sıçramalar yapan pilotlardan Irvine 5., Alesi 6., Fisichella ise 7. en iyi zamanlara imza attılar. Tabii bu durum Montoya, Villeneuve, Trulli gibi kısmen iddialı pilotları ilk 10'un dışına itti.
Bu arada Cuma günü pistin henüz kirli olması nedeniyle bir çok araç spin attı ya da pist dışına çıktı. Gün sonunda DC başta olmak üzere bir çok sürücü son şikandaki kenar bordürlerin çok yüksek olduğundan şikayet ettiler ve bordürler alçaltıldı.

Üçüncü antrenman

Cumartesi günü sabah yapılan serbest antremanların ilk seansında Schumi'nin hakimiyeti devam etti ve takipçileri Barrichello ve Hakkinen'le beraber 1.16'nın altına indi, farklarsa 0.264 ve 0.373'tü. Coulthard 4., Heidfeld 5., Panis ise 6. iyi zamanı yaparken Montoya tekrar ilk 10'a girmeyi başardı.
İlk seans sıralamasına baktığımız zaman yerinden en uzak olan pilotun JV olduğunu görüyoruz. Kanadalı, attığı 12 tur sonunda Schumi'nin 2.371 saniye gerisinde 14. Sırada yer aldı. İkinci seans ise Coulthard'ın bu hafta sonu gösterebildiği iki başarıdan biriydi. İskoç pilot, Schumi'nin geliştirmeyi başaramadığı ilk seans zamanından 0.203 saniye daha iyi bir zaman yaparak 1.15.263'lük bir derece gerçekleştirip sıralama turları öncesi moral buldu.
İkinci seansın diğer önemli olayları, Heidfeld'in Hakkinen üstünde 4. en iyi zamanı yapması, Frentzen'in 15. olarak Alesi'nin bir basamak üstüne tırmanması ve Minardi'den Alonso'nun 19. en iyi zamanı elde etmesiydi.

Sıralama turları

Geçiş imkanlarının çok fazla olmadığı Hungaroring'te sıralama turları, yarış öncesi yazımda da belirttiğim üzere, yarışın kendisi kadar önemliydi. Bütün araçlar birilerinin çıkıp pisti biraz temizlemesini bekledikleri için ilk 18 dakikada sadece Fernando Alonso bir defa göründü. Bundan sonra araçlar birer ikişer piste çıktılar ve tur zamanları önce 1.17'nin sonra da 1.16'nın altına indi.
Araçlar kendilerine start çizgisine en yakın yerlerde pozisyon ararken 33. dakikada Schumi sahneye çıktı ve 1.14.117 gibi muhteşem bir dereceye imza attı. Bu arada 1.15'in altına inebilen diğer iki pilot DC ikinci, Barrichello ise 3. Sıradaydı. 10 dakika sonra Schumacher tekrar sahneye çıktı ve 1.14.060'lık derecesiyle sıralama turlarına son noktayı koydu. Schumacher'in kendisi de bu dereceyi otomobil ve kendisinin maksimuma ulaştığı bir tur olarak değerlendirdi. Başta Hakkinen olmak üzere McLaren'ler ise TV'den bile açıkça görülebilecek şekilde otomobilin arkasını kontrol etmekte zorlanıyorlardı ve Fin sürücü ancak 1.15.411 ile 6. Sırada start almaya hak kazanabildi.
İlk 10 sürücü; Schumi, DC, Barrichello, Ralf, Trulli, Hakkinen, Heidfeld, Montoya, Raikonnen ve Villeneuve şeklinde oluştu. Sıralama turlarına şöyle bir baktığımızda alışılmadık bir ismi alışılmadık bir yerde görüyoruz: Fernando Alonso, takım arkadaşı Marques'i son sırada Verstappen'le başbaşa bırakarak 18. en iyi zamana imza attı.
Pazar sabahı yapılan ısınma turlarında ise Coulthard yukarıda belirttiğim iki pırıltının sonuncusunu göstererek en iyi zamanı yaptı. Bu kısımla fazla vakit kaybetmeden yarışa geçiyorum.

Ve yarış...

Schumi'nin yarışı kazanması halinde Alman pilot 2001 sezonunun bitimine 4 yarış kala şampiyonluğunu ilan etmiş olacaktı. Ona en yakın olan DC ise hemen yanında start almayı başararak gerçekten son şansını elde etmişti. Her zaman Coulthard'ın dünya şampiyonu olabilecek hırsa (dikkat ediniz yetenek demiyorum) sahip olmadığını düşünmüşümdür. Takımım adına üzülüyorum ki bu son startla da beni yanıltmadı. İlk viraja Schumi'nin önünde girmek bir yana, kirli olan kendi çizgisinden Schumi'ye doğru kaymak isterken, 3. başlayan Barrichello'ya geçilerek işini mucizelere bıraktı. Halbuki en azından pozisyonun koruyabilseydi Schumi'yle başbaşa kalıp daha şanslı olabilirdi.
Start, birkaç ufak temas hariç sorunsuz geçerken, Eddie Irvine ilk virajı alamayarak dışarı çıktı ve hafta sonuna noktayı koydu. İlk 10 turun sonunda Schumi, Barrichello ve DC üçlüsü arkadaki grupla arayı açmaya başlarken, Coulthard-Barrichello'yu, Hakkinen-Trulli'yi, Montoya ise Heidfeld'i zorlamaya başladı. Bu arada erken start alan Button 10 saniye cezası aldı ve 16. durumdayken cezasını çekmek için girdiği pitten son sırada çıktı.

Pit-stop story

Yarış ilerledikçe sırasıyla Burti ve Bernoldi pist dışına çıkarak yarış dışı kalırken, pilotlar ardarda pit-stoplar yapmaya başladılar ve ilk pitstoplar sonunda McLarenler önlerindeki araçları geçmeyi başardılar. Bu arada Raikonnen de pit stoplar sırasında Montoya, Heidfeld'in ve pit-stopta 13 saniyeden fazla kalarak 10.luğa düşen Trulli'nin önüne geçti ve 6. Sıraya yükseldi.
Pit-stoplar sonrasında Button ve Alonso da kum havuzuna dalarak yarış dışı kaldılar ve yarış 15 araçla devam etti. Bu arada Alonso'nun Minardi'si yarışa 18. başlayarak ve konumunu yarış dışı kalana kadar da yerini koruyarak, F1'in en iddiasız takımına oldukça mutlu bir hafta sonu geçirtmiş olmalı.
48. turdan itibaren araçlar bu defa peşpeşe ikinci pit-stoplarını yapmaya başladılar. Barichello'nun önünde ikinci sırada yarışa devam eden ve en azından McLaren'in markalar şampiyonluğu ümitlerini canlı tutmak isteyen Coulthard'ın pit-stopu sırasında benzin pompasını sıkışması kendisine çok değerli saniyeler kaybettirdi ve Brezilyalının hemen arkasında piste dönebildi.
Bu noktada bu pit aksaklıklarına bir parantez açmak istiyorum. Yarış sadece pilotlarla kazanılmıyor ve Ferrari son birkaç yıldır gerçekten takım olarak muhteşem bir iş çıkarıyor. Eğer bir takım başa oynayacaksa pit-stop ekibi de en az pilotlar kadar yarışa iyi hazırlanmış olmalı. Almanya'da Montoya'nın elinden muhtemel birinciliği alan pit ekibi (ki bu, Williams ekibinin bu sezonki ilk sabıkası değil) ve Macaristan'da Coluthard'ın ikinciliği kaybetmesine sebep olan McLaren, yapılmaması gerekilenleri gösterdiler.

Yarışın son bölümü

Yarışa dönelim, ikinci pit-stoplardan sonra oluşan ilk altılı (Heidfeld 6.'lığı Raikonnen'den ikinci pit sonrası geri aldı) yarışı da aynı sıralamayla bitirdi.
Yarışın son kısmında Hakkinen'in Ralf üzerindeki büyük baskısını izledik ama pistin yapısı adamımıza geçiş imkanı vermedi. Son kısımda kum havuzlarında yarışa son veren Fisichella, Frentzen ve Marques'in yanısıra mekanik arızalar nedeniyle Panis ve Trulli de yarışı tamamlayamayanlar kervanına katıldılar.
Son kısımlarda Schumi de ağırdan aldı ve yarışı ikinci Barrichello'nun 3.363 saniye önünde kazanarak peşpeşe 2., toplamda 4. şampiyonluğunu ilan etti. Coulthard 3., Ralf 4., Hakkinen 5., Heidfeld 6. olarak kendilerine ve takımlarına puanlar kazandırdılar.

Williams, McLaren'in ensesinde

Şampiyonluk kutlamalarını Alim Karasu'ya bırakıyor ve bizim takımın son 4 yarışta neler yapabileceğine biraz değinerek bu uzun yazıya son veriyorum. Önümüzde 4 yarış var ve Suzuka hariç hepsi oldukça hızlı karaktere sahip pistler. Bu durum Williams'a bizi yakalamak için büyük bir avantaj veriyor. Diğer yandan Barrichello'nun da, Coulthard'ı geçerek 2. olma hayalleri var. Bu son 4 yarışta Ferrari'yle mücadele edebiliriz ama Williams'ın canavar motoru BMW'yle biraz zor başedebilecekmişiz gibi geliyor. Bence 2.'likle 3.'lük arasında çok büyük bir fark yok.
Bu sezon sonunda şapkamızı önümüze koyup ciddi bir şekilde bu yılın yanlışlarını düşünmemiz ve gelecek sezon için çok sıkı bir çalışma temposuna girmemiz gerekiyor. Çünkü gelecek sene 2 rakiple birden mücadele edeceğiz. Kaldı ki geridekiler de yavaş yavaş daha rekabetçi hâle gelmekteler.

emreyalcin55@hotmail.com


Macaristan GP'si öncesi Hungaroring üzerine...

F1'in Monaco'dan sonraki en kısa ve en yavaş pisti olan Hungaroring, takvime 1986 yılında girdi. Doğu Bloğu'nun ilk ve tek (Moskova'nın gelişiyle tek olma ünvanını kaybedecek) yarışı olan Macaristan GP'si, genellikle pilotlar tarafından "sıkıcı ve fakat bir o kadar da yorucu bir yarış" olarak adlandırılıyor. Geçişe müsait noktası hemen hemen hiç olmayan bu pistte, özellikle sıralama turlarında iyi bir yer elde etmek hayati önem taşıyor. Çünkü yarış içinde ulaşılabilen maksimum hız, start/finiş düzlüğü sonundaki 285-290 km/s olabiliyor. Bu durum da Macaristan'ı, ikinci planda kalan takımlar için bile bir fırsat haline getiriyor.
Hatırlarsak 1997 yılında Willams'tan Arrows'a geçen Damon Hill, takıımına mucizevi bir galibiyet hediye etmesine 2 tur kala aracının hidrolik sorun çıkarması nedeniyle hepimizi ağlatmıştı. Arrows'tan bahis açılmışken, Arrows bugüne kadar start aldığı 366 yarışın hiçbirini kazanamayarak bu konuda bir rekoru elinde bulunduruyor.
Start/finiş dışında sadece bir bir düzlükte 7. vitese ulaşıldığı gözönüne alındığında, bu pistin motorlara çok fazla bir yük bindirmediği düşünülebilir. Özellikle 4. virajdan sonra (bkz. pist resmi) peşpeşe gelen virajlar, pilotlar için son derece yorucu ve konsantrasyon gerektiren bir bölüm. Ralf bu kısımı "çok zor" olarak tanımlıyor ve neredeyse 13. virajın çıkışına kadar rahat bir nefes almanın mümkün olmadığını söylüyor.
Pistin bu yapısı, bir önceki yarış olan Hockenheim'in tam tersine, araçların yola maksimum tutunma sağlanması için hızdan feragat edilmesini gerektiriyor. Ama zaten hızlı bir pist olmadığı için kimse bu fedakarlığı yaparken fazla üzülmüyor.
Ayrıca, F1 dışında faal olmayan Hungaroring diğer pistlere oranla çok daha tozlanmış olduğu için, araçların yol tutuşları da bir kat daha önem kazanıyor.
Yarışın Ağustos ayında yapılması lastiklere bu konuda biraz avantaj sağlasa da, sürücülerin işkencesini biraz daha artırmakta. Özellikle Michelin kullanan takımlar, lastiklerinin sıcak havadaki performanslarından oldukça memnunlar.

"Sıralama turlarında elde edilen dereceler önemli" demiştik, peki yarışta ne tür taktikler benimsenebilir, bu konuda bir beyin jimnastiği yapalım.
Pistin yavaş ve kısa olması (tur bindirmelerde oldukça vakit kaybedilecektir) araçların birbirine yakın seyretmesine neden olacaktır. Gerçi adamım Mika geçen sene ilk virajda Schumi'yi geçtikten sonra bir ara 27 saniye fark yapmıştı ama bu bence uç bir noktaydı. Canavarların birbirlerine yakın seyretmeleri, pit-stop stratejisini de çok önemli kılacaktır. Bu noktada, takip eden aracın bir avantajı olabilir; eğer önündeki araca göre hızlıysa ama geçecek imkan bulamıyorsa pite rakibinden daha sonra girip birkaç hızlı turla (önünün yine dolu olmadığını varsayıyıoruz) kendi pit-stopunun çıkışında bir avantaj sağlayabilir. Bu senaryoyu daha çok ilk 2 sıradaki pilot için yazdığımı da söylemem gerekir.
Diğer yandan, pit alanının çok uzun olduğu gerçeği, içerdeki padoktaki ekibin ne zaman mesai yapacağının önemini bir kat daha artırmakta.
Sondan bir önceki bölümde, son 5 yıl Hungaroring'de neler olduğunu hatırlayalım...
1996: Villeneuve, F1 kariyerinin ilk yılında, Macaristan GP'sini takım arkadaşı, o yılın dünya şampiyonu Damon Hill'in hemen önünde yarışı kazanırken, Benetton'lu Alesi üçüncü, Mika dördüncü oldu. Schumi ise bitime altı tur kala yarışı terkederek, yarışı bitirebilen 9 pilot arasına giremedi.
1997: Villeneuve gene kazandı ama yukarıda da belirttiğim gibi, Arrows'un tarihindeki ilk birincilik şansının hidrolik problemi yüzünden Damon Hill'in avuçları arasından kayıp gitmesiyle...
1998: Schumi, yarışı uzun süre önde götüren Hakkinen'in aracında oluşan sorun nedeniyle yarış dışı kalmasıyla podyumun en üst basamağına çıkarken, 2. Coulthard, 3. Villeneuve oldu.
1999: Schumi'nin yokluğunda McLaren duble yaparak 1. Mika-2.David şeklinde sıralanırken, Irvine 3. oldu. Irvine yarışın son 14 turuna kadar Coulthard'ın baskısına dayanmayı başarmışken, 63. turda aracının hakimiyetini kaybederek bir virajı dışardan almak zorunda kalmış ve İskoç'a geçilmişti.
2000: Hakkinen, 2. başladığı yarışta muhteşem bir start alarak (geçen sezon Hakkinen çok iyi startlar almıştı, hatırlayınız) ilk viraja Schumi'nin önüne geçmiş ve bir ara 27 saniyeye kadar farkı çıkardıktan sonra daha sakinleşmiş, 2. Schumi'nin 8 saniye önünde yarışı kazanmıştı. Üçüncü de Coulthard oldu.

Başa oynayan pilotların geçmiş performanslarına baktığımızda en istikrarlı pilotun DC olduğunu söyleyebiliriz. İskoç pilot burada 7 kere yarışmış ve 3 kere yarış dışı kalmasının dışında hep podyumda olmuş ama hiç kazanamamış. Şu an yarışan pilotlar arasında sadece Mika, Schumi ve Villeneuve Macaristan GP'sini kazanmış ve üçü de bunu ikişer defa başarmış.

Son olarak, bu yarışta neler olabilir, onun üzerinde kafa yoralım

Bu yarış daha çok McLaren'le Ferrari arasında geçecek gibi geliyor bana. Williams'ın BMW motoru, bu yarışta onlara hiçbir avantaj sağlamıyor. Zaten BMW Spor Direktörü Gerhard Berger de Macaristan'ın bu sezon kendi yapılarına uymayan son pist olduğunu ve bu yarışta da puan için mücadele edecek olsalar da Belçika ve sonrasını beklediklerini söyledi. Yine de Cuma günü iyi ayarları tutturabilirlerse sıralama turlarında yine üst sıralarda yarışa başlayıp özellikle Montoya'nın starttaki agresifliğiyle yarışta iddialı konuma gelebilirler ama doğrusu ben bunu pek olası bulmuyorum.
Montoya demişken; eğer Macaristan'da da öyle kıçına nişadır sürülmüş gibi hızlı gitmeye kalkarsa dışarda kalır, benden söylemesi.
McLaren-Ferrari düellosuyla ilgili ise pek söyleyecek bir şey bulamıyorum. Daha önceden de yazdığım gibi, Schumi bence şimdiden bu sezonun şampiyonu. Bu durum kesinleşmiş olsa da, McLaren'in markalar şampiyonasında biraz daha şansı olması nedeniyle, iki takım da yarışa asılacaktır.
Tabii bir de diğerleri var. Yukarıda da bahsettiğim gibi, orta düzeydeki takımlar için de Macaristan GP'si büyük bir fırsat olacak. Ayarların iyi yapılması ve başarılı bir seeding ile Minardi hariç (belki Arrows da) bütün takımların ilk 6 ve podyum şansı olacaktır.

emreyalcin55@hotmail.com


Ralf birinci, Schumacher şampiyon

(31 Temmuz 2001, Salı)

Selamlar, öncelikle site sahibi nezih insan Batuğ'a ve efvan takımının kıdemli elemanı Alim'e bu sıcak karşılama için teşekkürler. Geçen haftaki sezon ortası değerlendirmesinin ardından bu hafta Hockenheim yarışını değerlendirelim. Yarışı eskiler güzelce analiz etmişler, ben biraz daha haftasonunun tamamına bakacağım.
Takvimin Monza'dan sonraki en hızlı pistinde Williams'ı ciddi anlamda favori görüyorduk. Tıpkı Macaristan GP'sinin ardından gelecek Belçika, İtalya ve ABD'de de. Bu 3 yarışın en az ikisinde Williams'ın, özellikle de Ralf'in birinciliği beni şaşırtmayacaktır. En güçlü motorun yanı sıra sıcak havanın yaradığı Michelin de beyaz takımın bir başka artısı olacak.

Alma mazlumun ahını...

Haftasonu esasen biraz erkenden, Çarşamba günü Frentzen'in kovulmasıyla başladı. Eddie Jordan dün (30 Temmuz) yaptığı açıklamaya göre pilotuyla fikir ayrılıklarının bulunduğunu ve eninde sonunda verilecek bu kararı bir an önce vermiş olmak istediği için Heinz-Harald'ın işine son verdiğini açıkladı. Frentzen ise işin hukuki boyutunu kullanarak bunun acısını çıkartma niyetinde. Gerçi Jordan'ın geçirdiği haftasonu, gönlü Frentzen'den yana olanlara büyük bir "Oh olsun" dedirtti.

Antrenmanlar ve sıralama turları

Hockenheimring takvimin en uzun pisti ve yaklaşık %70'lik bir kısmında pilotların gaz pedalını kökleyip pasif bir konumda gidiyorlar. Ancak saatte 350 km hıza ulaşılan düzlüklere yerleştirilmiş şikanlar Hakkinen'in dediği gibi her turda doğru noktada frenaj mecburiyeti getiriyor. Pistin sonundaki stadyum bölümü ise seyircilerin tezahuratlarının rahatça duyulabilmesi nedeniyle çoğu pilotun hastası olduğu bir nokta ancak keskin ve uzun virajlarıyla pistin geri kalanı için arabalara yapılan ayarlara ters geliyor. Bu iki uç özellikle pist, yarış içinde motorlara ve frenlere büyük yük bindiriyor.
Büyüklerin ayarlarında zorluk yaşamış olmalı ki, Cuma günkü serbest antremanlarda alışılmış isimlerden farklı bir isim ilk sıradaydı. Birer saatlik iki seans sonunda Irvine, Montoya, Hakkinen, Barrichello, Schumi, De la Rosa (!) , DC, Alesi, Trulli ve Ralf ilk 10 zamanı yaptılar. Ralf ikinci seansın başında pist dışına çıktı ve garaja erken döndü. Cumartesi sabah yapılan antremanlarda ise Williamslar ilk iki sırayı aldı ama sıralama turlarındakinin tersi bir şekilde. İkinci seans sonunda ikinci olan Montoya, Ralf'in 0.3 saniye gerisinde Michael'ınsa 0.5 saniye önünde yer aldı.
Bu fark aslında sıralama turlarında olacakların habercisi gibiydi. Williams'lar 3. Hakkinen'in 0.7 saniye önünde ilk iki sırayı aldılar. Gelişinden itibaren F1'e yeni bir renk katan Montoya kariyerinin ilk Pole Position'unu kazanarak iddiasını ortaya koyarken takım arkadaşı Ralf ise son denemesinin ilk iki sektörü sonunda 0.001 saniye daha iyi olmasına karşın pistteki trafiğe takılarak ikinci oldu. İlk altının kalanında McLaren ve Ferrariler birer birer dizilirken, sezonun Willams'la beraber sürpriz takımı Sauber'ler 7 ve 8.'liği elde ederek yeni bir başarı kazandılar. Arkadan da Jaguar, Honda ve Prost sıralandı. Bence sıralama turlarının en dikkate değer sonuçlarından birisi Benetton'un Arrows geride bırakmayı başarmış olmasıydı.
Sindire sindire yarışa kadar geldik. Peki yarışta kim ne yaptı?

Kazanan takımdan geriye doğru...

Williams: Ralf yarışı sabrının meyvesini alarak kazandı. Sezon başından bu yana takımının en önemli sorunu olan motor dayanıklılığını göz önünde bulunduran Ralf startla beraber resmen uçan Montoya'nın tahrikine kapılmadan daha oturaklı bir yarış çıkardı ve Montoya'nın önce pit stop sırasında yaşadığı sorun, ardından da motoru patlatmasıyla liderliğe yükseldi ve arkasındaki Barrichello'nun da kasmamasıyla temkinli bir şekilde giderek yarışı kazandı. Yukarıda da belirttiğim gibi Ralf'i bu sezon en az 1-2 kez daha birincilik kürsüsünde görmek şaşırtıcı olmayacak.
Montoya ise yukarda belirttiğimiz gibi gene hırsına yenildi. Şu konuyu bir halledebilse şimdiden dünya şampiyonluğuna aday olabilecek bir yeteneğe sahip. En iyi tur zamanını yapmış, aferin. Ama vuslat bir başka bahara. Pit-stop sırasında yaşadığı benzin pompası sorununun bu sonucu etkilediğini sanmıyorum.

Ferrari: Rubinho geçen sezon kariyerinin ilk birinciliğini gözyaşları içinde kutladığı podyuma bu defa akıllı bir taktikle ikinci olarak çıktı. Altıncı olarak başladığı yarışta yapabileceği en akıllıca hareketi yaptı ve az yakıtla yola çıkarak bize yarışın en zevkli anlarını yaşattı. Belki Coulthard'ı madara etmekle bu kadar uğraşmasa biraz daha önü zorlayabilirdi.
Schumi şanssız başladığı günü şanssız bitirdi. İlk startta vites kutusundaki sorun nedeniyle Burti'ye rampa olan kırmızılı adam ikinci startın ardından Hakkinen'i geçti ve üçüncülüğe razı bir şekilde giderken, pit-stop sonrası benzin basıncındaki bir sorun nedeniyle yarış dışı kaldı.

BAR: Hafta içi 2002'de de takımda kalacakları açıklanan ikiliden Villenueve, 12. başladığı yarışta fazla suya sabuna dokunmadan yarıştı ve bu sonuca kendisi de biraz şaşırarak ödülünü üçüncü olarak aldı. JV'nin Barcelona'dan sonra bu sezonki ikinci podyumu.
Panis ise yarışın son kısmına kadar 4.lüğe yükselmiş olsa da ikinci pit stopu sonunda yarışı yedinci bitirdi. Bu arada yarış başında Villeneuve'ün, kendisinden daha hafif olan Panis'e yol vermesi de camia tarafından mükemmel uyum ve takım çalışması olarak adlandırıldı. BAR dayanıklılık sorununu halletmiş görünüyor zira yarışı iki pilotla bitiren üç takımdan birisi.

Benetton: Geçen hafta kendileri için yazdığım yazıyı bana yedirdiler resmen. Önce sıralama turlarında Minardi'nin komşuluğunu Arrows'a devrettiler. Yarışta da takımların birer ikişer motor patlattığı ortamda Villeneuve'e benzer bir şekilde kendi işlerine baktılar ve sabrın sonu selamettir misali Fisichella 4. olurken, Button da beşincilikle bu sezonun ilk puanlarını aldı. Ancak bu sonuçta Benetton'un hızından çok dayanıklılığının payı var, bkz. yarışı iki pilotla bitiren 3 takımdan biri. (Bana tükürdüğümü yalattılar ya, bok atmaya devam etmek lazım!)

Prost: 37'lik Fransız Alesi, 14. başladığı yarışta tek pit-stop yaparak yine 1 puan almayı başardı. Son söylentilere göre adamımız yarıştan sonra patronu Prost'la görüşerek takımı bırakmayı düşündüğünü söylemiş, Prost da hem ona hem de Eddie Jordan'a 2002'ye kadar bir yere gidemeyeceğini hatırlatmış.
Burti ise ilk starttaki kazanın kurbanı olarak Almanya GP'sine başladıktan sonra ikinci starta yetişmiş olsa da 16. başladığı yarışı Schumiyle aynı turda terketmek zorunda kaldı. Heralde bu iki sürücünün kaderleri bu hafta sonu birbirine bağlıymış. Yarış sonrasında kaza hakkında açıklama yapan Burti, önündeki Schumi'yi gördüğünde çok geç olduğunu ancak kazanın TV'de göründüğü kadar ciddi olmadığını söylemiş. İkinci startta Alesi için hazırlanan otomobile binen Brezilyalı bu arabanın kendi ayarlarından daha iyi olduğunu (e tecrübe haliyle) ancak yarışın ilerleyen bölümlerinde kaza sırasında çarptığı kolunun giderek ağrımaya başlaması nedeniyle arabının kontrolünü kaybetmiş ve yarışı tamamlayamamış.

Arrows: ve işte iki arabayla finish gören son takım, ama sadece o kadar. İlk starttaki kazada Burti'nin hemen hemen üzerine düştüğü vatandaşı Bernoldi ikinci defa start almadan önce arabanın dış kaplamasını ve arka kanadını değiştirmek zorunda kaldı. Bernoldi kaza sırasında kendisini Schumi'den kurtarmasının ardından ilk gördüğü şeyin kafası hizasında uçan bir araba olduğunu söylemiş. Yarışı da takım arkadaşı Verstappen'in önünde 8. tamamladı.
Verstappen ise startta geride bıraktığı Zonta'nın daha sonra kendisini geçmek isterken çarpmasıyla erken pit-stop yapmak zorunda kaldı ve yarışı 9. tamamladı. Dikkatimi çeken nokta Uçan Hollandalı'nın her zamanki performansından uzak, sanki bir miktar motivasyon kaybına uğramış gibi görünmesi.

Minardi: Takım sahibi Paul Stoddart'ın en azından nal toplayan takım statüsünden çıkarmak istediği Minardi, yarış öncesi zorluklar yaşamasına rağmen doğum günü çocuğu Alonso'yu finişe ulaştırmayı başardı. İlk start öncesi iki araçtan da benzin sızması ve Alonso'nun aracının aniden alevler arasında kalmasıyla zor anlar yaşayan takım, ilk startı pitten izlemek zorunda kalsa da ikinci starta Marques'in yedek arabaya geçmesi, Alonso'nun da Marques'in arabasına binmesiyle yerini aldı. Marques yarışın bitimine 19 tur kala vites kutusunun kırılması nedeniyle yarış dışı kalırken, Alonso ise yarışı bitiren 10 araç içinde sonuncu olmasına rağmen, F1 kariyerinin en iyi sonucunu 20'nci yaş günü hediyesi olarak kabul etti.

Ve ceza tahtası...

McLaren: Bizim takım bu yarışta da kalan saçlarımızdan bir kısmını daha yoldurttu. Görece olarak iyi bir pozisyonda yarışa başlayan Mika, Schumi ve Barrichello'ya geçilmesinin ardından 14. turda motorunun iflas etmesiyle yarış dışı kaldı. TV'den de açıkça izleyebildiğimiz üzere motor arızası sonucu aracın yan tarafından bir sıvı dökülmeye başladı. Mika 12 yarışın 6'sını bitiremedi, gerçekten yılın en şanssız isimlerinden birisi.
Dünya şampiyonu olabileceğine hiç bir zaman inanmadığım DC ise yarış boyunca iki defa Barrichello'ya geçildikten sonra pit-stop'a girip çıktı ve o tur içinde motor patlaması nedeniyle yarış dışında kaldı.

Jordan: Bu hafta en çok konuşulan takım olan Jordan kelimenin tam anlamıyla felaket bir hafta sonu yaşadı. Sırlama turlarında 10. olan Trulli yarış boyunca Panis'le mücadele ettikten sonra 35. turda mekanik arıza nedeniyle dışarda kaldı. Yarış içinde Panis'in kendisini sollamak isterken şikanı es geçmek zorunda kaldığını hatırlatan Trulli, kurallara göre Panis'in tekrar yol vermesi gerektiğini bu beklentiyle bir sonraki şikana girdiğini ve Panis'in sıkıştırması nedeiyle spin attığını söylemiş.
Birdenbire kendini pilot koltuğunda bulan Zonta ise zaten agresif olan sürüş tarzına bir de sezonun geri kalanında konumunu koruma çabasını ekleyince Verstappen'i geçmek isterken ön kanadını kırdı ve değiştirmesine rağmen fazlasıyla zarar görmüş arabası nedeniyle erkenden dışarda kaldı.

Jaguar: 9'uncu sırada start alan Pedro de la Rosa yerini yadırgamış olmalı ki daha ilk turda şikana girerken frenajda geç kaldı ve hem kendi başını hem de Heidfeld'i yaktı.
11'inci başlayan Eddie Irvine ise ilk startta çok iyi başlamış olmasına rağmen ikinci startta aynı başarıyı gösteremedi ve 17'nci turda benzin basıncındaki problem nedeniyle garaja çekti.

Sauber: Abilerin ardından 7 ve 8'inci olarak büyük bir avantaj kazanan Sauberler, maalesef hafta sonunu iyi tamamlayamadılar. Bu sezonun Ralf'la birlikte en çok ilerleme kaydeden pilotu olarak gösterebileceğimiz Nick Heidfeld ilk turda de la Rosa'nın arkadan çarpmasıyla yarış dışı kalırken, hâla Yılın Çaylağı adayı Raikonnen de 16. turda şaft arızası nedeniyle garaja dönmek zorunda kaldı. Yarış sonrası bütün takım, şanslarının yaver gitmesi durumunda podyuma çıkmalarının işten bile olmadığını söyledi. Bence haklılardı, Sauber bu sezon pek motor problemi yaşamamıştı.

Restart üzerine birkaç değerlendirme

İşte takım takım yarışın değerlendirmesi bu. Bundan sonra ne mi olur? Bir kere, sadece 13 puana ihtiyacı olan Schumi'nin ve Ferrari'nin şampiyonluğu kesinleşti. McLaren için yapılacak tek şey ikinciliğini korumaya çalışmak. Pistlerin en uzun süre birlikte yarışan çiftine sahipler, işte belki de anahtar burada. Bu takıma şampiyon olacak ya da en azından zorlayabilecek yetenekte bir genç alınmalı.
Birkaç cümle de yarışın tekrar başlatılması hakkında söylemek istiyorum. Yarışın başında gerçekleşen ve iki aracın hurdaya döndüğü kazanın ardından, Schumi bile yarışı kafasında bitirmiş ve TV kanallarıyla röportaja başlamışken, yarış komiserlerinin aldığı "ikinci start" kararı bence biraz politik. F1'ın en popüler pilotunun hem de kendi evinde daha 500 m. gidemeden yarış dışı kalması, büyük bir hayalkırıklığı yaratacaktı. Yarışın durdurulmasına sebep olarak piste dağılan parçalar neden gösterildiyse de, bana göre bu kötü bir bahaneydi. Yaklaşık 7 kilometrelik Hockenheim'in güvenlik aracının arkasında bir turu 2.5-3 dakike sürecektir ve bu süre ilk tur için arabaların geçebileceği alanın açılmasına yeterli olacaktır. Kaldı ki arabalar enkaz parçalarının üzerinden bir defa geçmişlerdi bile.
Artık giderek pist içinden çok pist dışında konuşmaya başlayan Coulthard ve Schumi'nin ezeli düşmanı Villenueve de re-start kararının yanlış olduğunu söylerken, karşı tarafta küçük Schumi ise lastiklere yapışacak parçaların tehlikeli olacağını ve düzlükte son sürat giderken patlayancak bir lastiğin hiç hoş olmayan sonuçlara yol acağını ileri sürdü.
Neyse gene de yarış Schumi'ye kısmet olmadı da bu tartışma da potansiyel büyüklüğünün üçte birine kapandı.
Bu arada hadisenin sitemizin baba konseptiyle de alakası oldu. Shaquille O'Neal, Sauber'in davetlisi olarak Almanya Grand Prix'sini izlemeye geldi. Rivayete göre çok heyecanlı bulmuş ve müthiş zevk almış. Şanslı Kocaoğlan, belki de sezonun en olaylı ve zevkli yarışına denk geldi de ondan. Nah işte resmini de buldum size, yavruları kanatları altına almış, poz vermiş!

emreyalcin55@hotmail.com




Formula 1 takımlarının 2001'deki vaziyetleri

(25 Temmuz 2001, Çarşamba)

ABİLER

Ferrari: Schumacher ve Ferrari bu sezon gerçekten göz kamaştırıyorlar. Geçen sene şampiyon olmuş olsalar da bence 1996'dan beri hayal edilen araba bu sezon üretildi. Hal böyle olunca da Schumacher 2001 sezonuna ağırlığını koydu ve en geç sezonun sondan 3. yarışında şampiyonluğunu ilan etmesi kuvvetle muhtemel. Bir de Barrichello var. Ferrari'de Schumi'nin alt kadrosunda yer alan her pilotun geçirdiği ve tedavisi bulunmayan "Ben de eşit muamele istiyorum" hastalığını sezon başında atlattıktan sonra görevini yapmaya çalışan Barrichello, şu anda pilotlar sırlamasında 3. sırada ancak 3 puan gerisindeki Ralf ve tekrar gaza gelmiş olan Hakkinen'in nefesini ensesinde hissediyordur mutlaka.
McLaren: Gönül verdiğimiz takımımız bu sezon gerçekten zor günler geçiriyor. Geçtiğimiz birkaç sene boyunca görmeye alıştığımız tablo, bu sezon tersine döndü. 2001'e kadar hep McLaren diğer takımların (özellikle Ferrari'nin) önünde başlar ve kendisi dayanıklılık problemleriyle uğraşırken, rakipleri sezonun ilerleyen yarışlarında ona yetişmeye çalışırdı. Bu sezonsa tam tersi oldu. Ferrari muhteşem bir başlangıçla puanları bol kepçeden toplarken, McLaren dayanıklılık sendromunun yanına bir de geriden başlama sıkıntısını ekledi. Ancak bu sıkıntıların bu kadar süreceğini kimse (Ferrari dahil) beklemiyordu. Belki araba bir yarış gidebilecek hâle gelmişti ama bu sefer de yıllar sonra tekrar izin verilen "traction control", takımımıza azizlikler yapmaya başladı. Netice itibariyle bence bu sezon McLaren için kayıp. Pilotlar şampiyonluğu, Coulthard? Hadi canım siz de!
Williams: 1997'deki şampiyonluğundan sonra Renault'un yerini Playlife gibi dandik bir motora bırakması, Adrian Newey'in McLaren'a geçişi ve Zanardi fiyaskosuyla aradaki 3 yılı sıkıntılı geçiren Sir Frank Williams, bugünlerde biraz daha mutlu. Elinde şu andaki en güçlü motor, pırıl pırıl iki pilot (geçen senenin çaylağı Button da stepne, oh be!) her yarış daha iyi performans gösteren bir lastik ve 11 yarışta 2 zafer var. BMW özellikle hızlı pistlerde ağırlığını fazlasıyla hissettiriyor ve hissetireceği bir kaç yarış daha var. Pilotlar dediğimiz gibi pırıl pırıl ama şimdilik özellikle Montoya, "keskin sirke küpüne zarar" bir görünümde. Sanırım kendini bir an önce ispatlamaak ve 2002 sonunda Button'a tercih edilmek niyetinde. Yetenekli de ama bu kadar hırsın şu ana kadar sadece kendisine zarar verdiğini anlaması gerekir. Ralf Schumacher ise doğru yapılan bir yatırımın tatlı kârının verdiği keyfi veriyor. O artık kesinlikle "Bonzai Schumi" değil, "Ralf!"

KARDEŞLER

Jordan: Zirvedeki 3 takımın yanında bir de geridekiler var ki, orada da kapışma gerçekten keyif verir hâle geliyor. Geçen sene Williams'la "ve diğerleri" kategorisinde yarışan Jordan, rakibini "Abiler" kategorisine yolladıktan sonra bu sene de Sauber ve BAR'la yarışıyor. Daha doğrusu dayanıklılık sorunu elverdiğinice yarışmaya çalışıyor. Takımın bu sezonki iyi pilotu Jarno Trulli, diğer takımlar sürekli gelişme gösterirken, Sarıoğlan'ların yerinde sayması yüzünden hayalkırıklığına uğramış bir görüntüdeydi. Ancak bir sezon daha takımda kalmayı tercih etti. Frentzen ise (gizli adamım) artık veteran sınıfına geçti ve kalan bir kaç atımlık barutu da bitince (bu sezon daha fırsat bulamadı) iddiasını kaybedecek gibi.
Sauber: Sauber bu senenin Williams'la beraber iki flaş takımından biri ve İngiltere'yi de 5. ve 6. bitirdiler. Genç Fin Raikonnen gerçekten iyi bir iş çıkardı ve Montoya'nın rüzgarına rağmen bu yılın en iyi çaylağı seçilecek. Sezon başında deneyimsizliği nedeniyle sadece 4 yarışlık geçici lisans alan Kimi daha ilk yarışından puan çıkararak bu lisansın kalıcı olmasını garantiledi. Adamımızın hayali ise Ferraride yarışmakmış (eksi puan). Heidfeld'se McLaren'de test pilotu olarak geçirdiği dönemin üzerine geçen sene Prost'la bir miktar da yarış tecrübesi koydu ve bu sezon göze batan pilotlar arasına girdi. Ve daha sadece 24 yaşında.
BAR: Amerikanların çok büyük iddia ile F1'e döndükleri BAR, bu sezon da beklediği başarıyı bulamadı. Sezon başlamadan önceki testlerde büyük ilerlemeler kaydettiklerini söyleyip sevinmişlerdi ama sezon başlangıcıyla beraber diğer takımların da aşağı yukarı aynı ilerlemeyi gösterdiklerini acıyla idrak ettiler. Bana göre Villeneuve, F1'e girdiği zamanın en muhteşem takımı Williams'la şampiyon olduktan sonra her şeyin o kadar kolay olduğunu zannetti ve Williams Playlife'la geçirdiği çok kötü bir sezonun ardından BAR'a geçti. Takıma gireli 3 yıl oluyor ve geçen yıl görece olarak gösterdikleri ilerlemenin ardından, bu yıl ilk defa podyuma çıktı. Takımın geleceğinden ümitli olmalı ki, bu yıl için takımın 3. olamaması halinde (ki çok zor) konratını feshetme imkanı veren opsiyonu es geçerek BAR'da kaldı. Panis de F1'in veteranlarından ve Honda motoru kullanan iki takımın (Jordan ve BAR) Trulli'yle beraber en istikrarlı iki pilotundan birisi.
Jaguar: İlk sezonunu tam bir fiyaskoyla geçiren Jaguar, bu yıl da Monaco'ya kadar pek ortalarda gözükmedikten sonra oldukça etkileyici bir çıkışa başladı. Ferrari tecrübesine sahip Irvine, burada 3. olduktan sonra Fransa'daki zevksiz yarışın en spektaküler iki sollamasını yaptı ancak yarışı bitirmeye arabasının ömrü yetmedi. Bence giderek daha iyi olacaklar. Takımın ikinci pilotu ise sezon başladıktan sonra katılan Pedro de la Rosa. Ancak İspanyol sürücü, Kanada'da aldığı bir puan hariç pek ortalarda görünmedi.
Arrows ve Prost: Doğrusu bu iki takımı aşağıdaki "nal toplayanlar" kategorisine atmak istemedim ama ikisini toplarsam bu kategorideki bir takıma eşit olacaklarını düşündüm. Taraftarları beni affetsin.
Arrows geçen seneki göz alıcılığını bir miktar kaybetmiş durumda. Uçan Hollandalı Verstappen ve Coulthard'ın Monaco'daki belalısı Bernoldi hızlı olabilen pilotlar ancak takımın Ferrari motorlarını kaybetmesi, bu seneki düşüşün nedeni olabilir. Yine de sezon başında Verstappen yine hafızada kalacak yarışlar çıkardı ve takımın şu ana kadar kaydedebildiği tek puanı aldı. Bernoldi ise Monaco'da Coulthard'ı yarışın yarısına yakın bir süre ardından tutarak F1 dünyasını ikiye böldü. (İşte Coulthard'ın dünya şampiyonu olamamasının sebebi... Schumi olsaydı Bernoldi en fazla 10 tur dayanabilirdi.)
Prost, F1'in tamamiyle Fransız takımı olmasının verdiği havayla başladığı takım sahipliği kariyerinde, diğer milletleri de tanıyıncaya kadar pek başarılı olamadı. Bu yıla kadar sırf milliyetinden dolayı takımda olan Alesi, bu yıl 3 puan almayı başararak kariyerinin sonlarına doğru hatırlanacak bir iş yaptı. Alesi pistlerin en spektaküler pilotu ve bu yüzden, yeteneğine rağmen uzun F1 kariyeri boyunca sadece 1 yarış kazanabildi. Burti ise sezon ortasında Jaguar'dan şutlandı ama hemen kendini iki sezondur araba parçalamaktan başka bir iş yapamayan Mazzecane'nin yerinde buldu.

NAL TOPLAYANLAR

Benetton: Aaaaah bir zamanların dünya şampiyonu takımı, sen bu hallere düşer miydin? Son derece yetenekli iki pilota rağmen takım gelecek seneye konsantre olmuş bir görünüm veriyor. Takım 2002 yılından itibaren bir başka efsane Renault'un eline geçiyor. Fisichella, bu arabaya rağmen yine de bir puan alabilmeyi başardı. Button ise Montoya'ya tercih edilmesinin ve Williams'taki koltuğun kendisinden uzaklaşmaya başladığını hissediyor olmalı ki, kendisine tek rakip olarak Minardileri gören bir tutumda dolanıp duruyor.
Minardi: Günlük hayatta bile rahatça solladığımız araçlara ismini taktığımız takım, sene başında Avusturalyalı işadamı Paul Stoddart'ın eline geçti. Ama ne değişti? Eski tas, eski hamam. Minardi şu sıralar pistlerdeki performansından çok, F1'e büyük ilgi duyan ve yatırım yapan Malezya'nın gururu Alex Yoong'u test edişiyle konuşuluyor.

emreyalcin55@hotmail.com