efvan

Emre Yalçın
yazıyor

NBA TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ



O DEDİ, BU KODU!

KNICKS TARİHİNDEN

ENCORE
Haftanın lafı, gafı ve safı...

TRANSITION
NBA'dan kısa kısa...


TÖRKİŞBASKETBOL

YUROBASKET


COURTSIDE

Bizi seyredenler, alkışlayanlar, yuh çekenler vs.







Montreal Caz Festivali



(14 Haziran 2002, Cuma)

Ah keşke bütün takvim böyle prime-time'a denk gelse de, şu yarışları ağız tadıyla, elimizde biramız, "günümüz bölündü" diye dertlere kalmadan seyredebilsek. Kimbilir, belki yarış da bunun için diğerlerine göre daha keyifli gelmiştir.

Şaka bir yana, sezonun en zevkli yarışlarından birisini izledik ve Formula 1'in kaybolmaya yüz tutmuş heyecanı 15 günlüğüne de olsa geri geldi. Takımların pit-stop stratejileri arasındaki farkın da büyük katkısıyla, bir sürü geçiş ve heyecan vardı.

Ömrü çok az yarış kazanmasına izin vermiş olsa da, sürüş tekniği sebebiyle hem Ferrari, hem de F1 dünyasının en çok takdir edilen pilotlarından birisi olan Gilles Villeneuve'ün ismini taşıyan pist, bence bu sezonun sonucunu kesinleştiren bir yarışa şahit oldu. Williams'ın iki pilotuna 43 puan fark atan Schumi, bana göre şampiyonluğunu kesinleştirdi gibi. Bundan sonra, 1999'daki gibi bir kaza geçirip sezonun kalanında yarışamama durumu hariç, Michael'in şampiyonluğunu engelleyebilecek bir vaziyet görünmüyor. Gerçi F2002'nin piyasaya ilk çıkışındaki eziciliğin Kanada'da bir miktar azaldığını gözlemledik. Bir kez daha pole position'ı kaptırdılar ve önde oldukları zaman farkı açmayı başarsalar da, McLaren ve Williams'ı öyle kollarını sallaya sallaya geçemediler. Hem de Kanada gibi geçişe imkân veren bir pistte.

McLaren çaktırmadan Williams ile arasını kapatmaya başladı ama Williams'ın sezonun ikinci yarısında kullanmayı planladığı yeni aracın performansı ne olur bilinmez.

Orta sıralardaki mücadele ise giderek daha da zevkli hale gelmeye başladı. Üç büyükler hariç geri kalan 8 takımın da olası puanlar için şansları birbirine çok yakınlaşıyor gibi. Ama bir mucize olmazsa, 1999'dan beri süre gelen şekilde, Ferrari-Williams-McLaren haricinde bir yarış birincisi görmemiz zor.

Güzel yarıştı vesselam ve bu defa "Ne diye izliyorum ben bunları" diye düşünmedik.

Sıra geldi "kim ne yapmış" köşemize…

Ferrari: İlk turun sonunda hemen herkesin aklında aynı soru vardı: Gene yapacaklar mı? Rubens öndeydi ve bu durumu son tura kadar sürdürmesine izin vardı ama ya sonra?.. Allahtan güvenlik aracı piste girdi de Barrichello'nun çift pit-stop stratejisi elinde patladı ve geriye düştü. Çift pit-stop seçmesi bana göre gereksizdi çünkü yarışa üçüncü sırada başlamıştı. Barrichello'nun stratejisinin güvenlik aracına çarpması ne kadar şanssızlıksa, yarışın ortalarında spin atmasına rağmen duvara çarpmadan durabilmesi de o kadar şanstı.

Startla beraber takım arkadaşına geçilen, daha sonra da önce Barrichello'nun, sonra da Montoya'nın (birisi erken gelen) pit-stopuyla öne geçen Schumi, gerçekten de kariyerinin en rahat birinciliklerinden birisini aldı. Barrichello ise yarışın son kısımlarında Coulthard'ı oldukça sıksa da, tek geçiş denemesinin başarısız olmasından sonra çok fazla zorlamadı ve üçüncülüğe razı oldu. Yarış sonrasında Rubens'den özür dileyen DC, geçişi önlemek için geç frenajla son şikanı pas geçtiğini ancak Barrichello'nun da şikanı pas geçtiğini görünce yol vermeye gerek duymadığını söylemiş. Barrichello ise olaya biraz bozulduğunu belli etse de böyle şeylerin yarışlarda olabileceğini söyledi.

Schumi'nin şampiyonluğu artık kesin gibi görünse de, sanırım Ferrari yetkilileri de rakiplerinin arayı kapamaya başladığını görmüşlerdir. Ama büyük ihtimalle eldeki imkânlarla mükemmele yakın bir araba yaptıkları için rakiplerinin de bu seviyeye doğru ilerlemesi karşısında yapabilecekleri pek bir şey yok gibi.

McLaren: Sezon başından beri göstermekte zorlandıkları rekabetçi tutumu son üç yarışta fazlasıyla hissettirmeye başladılar. Geçen sezon baş belâmız olan çekiş kontrol sisteminin son iki yarışta, özellikle startta mükemmel çalışmasına takımın dayanıklılığı da eklendi ve iyi sonuçlar gelmeye başladı. Özellikle DC, iki hafta önceki birinciliğinin ardından Pazar günü de ikinci olmayı başararak, sürücüler klasmanındaki ikincilik için iddialı konuma geldi. Takım patronu Ron Dennis, David'in üzerindeki şampiyonluk baskısı kalktığı için iyi yarışlarda iyi performans çıkarmaya başladığını söylemiş. İyi de kardeşim, siz bu adama şampiyonluk mücadelesi yapması için para vermiyor musunuz?! Her neyse, sinir yapmıyorum.

Raikonnen ise sonunda bir yarış bitirebildi ve dördüncü oldu. Brezilya'dan bu yana çeşitli nedenlerle yarış bitiremeyen genç Fin, pit-stoplara kadar Ralf'in baskısını üzerinde hissetse de, ciddi bir geçiş denemesiyle karşılaşmadan sürmeyi başardı.

Takımın sezon başına göre iyiye gittiği kesin. En azından "Best of the Rest" gibi kendileri için utanç verici bir yerden tekrar üç büyüklerin arasına katıldılar. Yaz aylarında Michelin'in katkısının da artacağı düşünülürse, daha alacak çok puan var. Ama bir yarış daha kazanmak hâlâ zor görünüyor. Çözülmesi gereken bir sorun da sıralama turlarında alınan kötü sonuçlar. McLaren önündekilere biraz daha korkunç kâbuslar gördürmek istiyorsa Cumartesi gününden aralarına sızmayı başarmalı. (bkz. Monaco)

Jordan: Son üç yarıştır yıldızı parlayan bir takım daha... F1'in en yetenekli pilotlarından birisi olan Giancarlo Fisichella, Avusturya ve Monaco'dan sonra Montreal'de de beşinci olmayı başararak, takımını dördüncülük için mücadele edenler arasına soktu. Cumartesi günü altıncı olarak büyük iş başaran Fisichella, startta yaşadığı vites problemi nedeniyle iki sıra kaybetse de tekrar yükselmeyi başardı ve beşinciliğe kadar tırmandı. Yarış sonrasında Fisichella, sonlara doğru Raikonnen'den hızlı olduğunu fakat onu zorlamak yerine pozisyonunu korumayı tercih ettiğini söylemiş.

İlk transfer edildiğinde "Honda'ya şirin görünmek için yapılmış bir hareket" olarak düşünsem de, Takuma Sato giderek yeteneğini ortaya koymaya başlıyor. İki hafta önce geçişin imkânsız olarak nitelendirildiği Monaco'da iki sollama yapmayı başarmasının ardından (kazayla yarış dışı kaldı o ayrı!), bu hafta da 15. başladığı yarışı 10. bitirmeyi başardı.

Jordan'ın, yeni Honda motorunu BAR'dan daha iyi değerlendirdiği kesin. Belki de geçen ay içinde meydana gelen işten çıkarmaların, geride kalanlara da itici bir etkisi olmuştur. Kimbilir... Ama çok kötü geçen zamanlardan sonra Eddie Jordan biraz rahat nefes almayı haketti.

Renault: Sonunda başarılı olmayı hakeden bir isim daha; Jarno Trulli. Sezon başından beri bir türlü arabasını finişe getiremeyen İtalyan, Monaco'daki dördüncülüğün ardından Kanada'da altıncı olmayı başardı. Yarış içinde kimseyi geçmek zorunda kalmayan Trulli, Villeneuve ve Montoya'nın dışarda kalması, Heidfeld'in pit cezası alması ve Ralf Schumacher'in pit felâketi yaşamasıyla dört sıra yükseldi. Bir başka yeteneği kabul edilmiş pilot olan Trulli, yarış sonunda Ralf'in sıkıştırmasına maruz kalsa da finih çizgisini altıncı geçmeyi başardı.

Sezon başında Trulli'nin üzerinde gezinen kara bulutlar, bu aralar Jenson Button'u rahatsız etmeye başladı. Sezona iyi bir başlangıç yapan ve böylece geçen sene kaybettiği motivasyonu yeniden yakalayan genç Button, iki yarıştır finiş göremiyor. Bu hafta sonu da 13. başladığı yarışın ilk turunda 10'unculuğa kadar yükseldikten sonra motorunun iflas etmesiyle yarış dışı kaldı.

Renault'nun sezon başındaki parlaklığı sönmeye başlamış gibi görünüyor. Kendileri mi yerinde sayıyor, yoksa McLaren, Sauber ve Jordan mı yükselişte bilinmez ama Renault'nun mücadelesi üçüncülükten dördüncülüğe kaymış durumda. Pilotların yarış içerisinde frenlerden şikayet ettiği biliniyor. Bakalım ikinci yarıda neler olacak.

Williams: Aslında ceza tahtasında olmaları gerek ama Ralf Schumacher klasmana yedinci olarak girdiği için buradalar. Halbuki Montoya yarışa pole position'da başlayarak başarı sağlamıştı. Startta Schumi'nin önünü kesme planları yaparken önünü boşalttığı ve daha hafif olan Barrichello'yu ihmal etti ve ilk virajın sonunda ikinciliğe düştü. JPM daha sonra güvenlik aracının piste girişiyle tek pit-stopunu 14 gibi çok erken bir turda yaptı ve beşinciliğe düştü. Kolombiyalı daha sonra günün (ve belki de sezonun) en şık hareketlerinden birini yaparak tek hamlede hem Ralf'i, hem de Raikonnen'i geçti. Montoya'nın bu güzel performansını en azından bir podyumla tamamlamasını motoru engelledi ve birinci Schumi'ye hızla yaklaşırken, bitime 13 tur kala yarış dışı kaldı.

Ralf'in yarışı da ondan hallice değildi. Dördüncü sırada start almayı başarsa da, ilk virajdan önce Raikonnen'e geçildi ve yarışın ilk yarısını onu çok yakından takip ederek geçirdi. Pit-stopunda yaşadığı benzin pompası sorunu ona pahalıya maloldu ve 10. sıraya kadar geriledi. Tam yedinciliğe kadar yükselip bir puan için Trulli'yi kovalamaya başlamışken, önce motoru, sonra da yarış bitti.

Williams'ın iki senedir kronikleşen motor ve pit-stop problemlerini bu yarışta da gördük. Zaten bunun için Ferrari'nin üstünlüğü bârizleşiyor. İngiliz takım, son dört startında üç defa motor problemi yüzünden dışarıda kaldı. Sezonun ikinci yarısına yeni bir araba hazırlıyorlarmış. Du bakalım n'olcek!

BAR: Daha iyi ama yeterince değil. Panis en sonunda bir yarış bitirmeyi başardı. Cumartesi günü 11. sırayı almayı başaran Fransız pilot, yarış başında çift pit-stop yapan araçlara geçilse de, daha sonra aynı araçların ikinci pit-stoplarını yapmasıyla tekrar yukarılara çıktı ve sekizinci bitirmeyi başardı. Yeni arabadan oldukça memnun görünen Panis, yerlerinin ne olduğunu gördüklerini ve sezonun ikinci yarısında daha ileri gitmeyi beklediğini söylemiş.

Bu aralar aldığı ücretle F1 dünyasını oldukça meşgul eden Villeneuve ise daha sekizinci turda motor sıcaklığının aşırı yükselmesi sonucu yarış dışı kaldı. Büyük ihtimalle yapılacak olan tek pit-stopun mümkün olduğunca geç yapılması planlanarak araç çok dolduruldu ve motor yaklaşık %55'inde tam gaz çalıştığı bu pistin yükünü baştan kaldıramadı.

Takım genelde otomobilin gösterdiği performanstan mutlu, özellikle sezon başından beri oldukça başarısız olunan sıralama turlarındaki artan performanstan. Sezonun ikinci yarısı onlar için de çok önemli olacak. Şu anda puan alamayan tek takım ve sezonu böyle bitirirlerse kıyamet kopar.

Sauber: Kanada'dan memnun ayrılmayan bir takım da Sauber… Her iki pilot da daha yukarılarda yer alabilecekken bilgisayardaki yazılım sorunu sonucu araçların pit bölgesindeki hız limitine uyamaması nedeniyle ceza aldılar ve geride kaldılar. Üzerine Heidfeld ilk cezanın çıkışında kurallara uymadığı için bir ceza daha aldı. Halbuki özellikle Heidfeld yarışa yedinci başlayarak olası puanlara çok yakındı. Genç Alman yarış sonunda takım arkadaşının gerisinde kalarak 12. olurken, Felipe Massa ise 12. başladığı yarışı dokuzuncu bitirmeyi başardı.

Her iki pilotun da arabalarından memnun oldukları bir yarışı böyle bitirmeleri üzücü ama burası F1, olur böyle kazalar, yarış komiseri hemen yakalar, zorla sokar pitlere, rezil eder herkese!

Minardi: Bu aralar parasal durumu herkesin ağzına sakız bir başka kişi de Paul Stoddart ve takımı Minardi... Prost'un iflas etmesiyle TV yayınlarından ekstra 12 milyon dolar alması gereken takım, Phoenix GP'nin durumunun kesinleşmemesi nedeniyle bu parayı alamadığı için sıkıntıda ve dedikodulara göre İngiltere GP'si Minardi'nin son yarışı olacakmış. Doğrusu F1'deki kıdemli takımlardan sayabileceğimiz ve Jarno Trulli, Giancarlo Fisichella (ve son dönemlerde Fernando Alonso) gibi yetenekleri pistlere kazandıran Minardi'nin, hele böylesine bir gelişim sürecine girmişken kapanması yazık olur. (Meraklısına not: Phoenix GP adı altında kurulan bir takım Prost'un haklarını satın almış ancak takım hakkında tasfiye işlemleri başladığı için henüz FIA'dan yarış izni çıkmamıştır. Phoenix GP'nin ısrarını sürdürmesi Minardi'yi bu açıdan kötü etkilemektedir.)

Yarış performasına dönecek olursak, Minardi sıralama turları sonunda gene en geride olsa da, aracın dayanıklılığının sayesinde iki aracıyla birden finiş gördü. Mark Webber 11'inci, Alex Yoong ise 14. (son; Jenson Button klasmanda 15. görünse de bitime 5 tur kala dışarda kaldı) bitirdikleri yarışta araçtan oldukça memnun kaldıklarını söylediler. "Allah mutluluğunuzu daim etsin" diyelim.

Takım patronu Stoddart, esas rakiplerini geçmekten mutlu olduğunu söylemiş. Esas rakip kim acaba; 13. bitiren Frentzen ve Arrows mu, yoksa iki aracıyla birden dışarda kalan Jaguar mı?!

Arrows: Üç yarışlık bir çıkışın ardından Arrows bu yarışta yine düşüş gösterdi. Sıralama turlarında 17 (Bernoldi) ve 19. (Frentzen) olabildikten sonra, yarışta da pek bir varlık gösteremediler.

Frentzen, Minardi ve iki defa pit cezası alan Heidfeld'in bile gerisinde kalarak 13. olabilirken, aracın yeterince iyi dengelenmediğini ve frenlerde arada bir görülen sıkıntıların arabasını zorlamak için gerekli güveni ortadan kaldırdığını söylemiş. Bernoldi ise iyi başladığı yarışta aracın arka tarafında üç defa pite girmesine rağmen çözülemeyen bir sorun sonucunda dışarda kaldı. Genç Brezilyalı, sorun çıkana kadar arabasının oldukça rekabetçi olduğunu ve yarışta kalabilse daha da yükselebileceğini söylemiş. Bir dahaki sefere inşallah.

Arrows, Mayıs ayı boyunca gösterdiği pırıltıları sürdüremezse son sırada kalmama mücadelesine düşmek zorunda kalır.

Toyota: Sezona "mütevazıyız, iddialı değiliz" söylemiyle girip de beklenmedik puanlar alarak sükse yapan F1 sirkinin yeni takımı, sezon ilerledikçe söylemlerine uymaya başladı. İlk üç yarış sonrası sürekli süpriz beklenen Toyota, yavaş yavaş bu özelliğinden uzaklaşıyor. Kanada'da oldukça zor bir hafta sonu geçiren Japon takımı, sıralamalarda ancak 18. (Salo) ve 20. (McNish) olabildiler.

Salo, çift pit-stop stratejisinin getirdiği hafif araçla 10'unculuğa kadar yükseldikten sonra, önce tekerindeki bir patlak nedeniyle program dışı bir pit yapmak zorunda kaldı, daha sonra da pit alanındaki hız sınırını ihlâl ettiği için ceza aldı. Zaten arabasının frenleri de bu heyecana dayanamadı ve 42. turda tecrübeli Fin'i yarı yolda bıraktı. Alan McNish ise startta Pedro de la Rosa'yla çarpışınca arabasının ayarları bozuldu ve 46. tura kadar kör topal ilerledikten sonra spin atarak dışarda kaldı.

Jaguar: Vallahi ben artık bunlar için yazacak bir şeyler bulamıyorum. BAR gibi, sabırların yavaş yavaş sınırına yaklaşılan bir başka takım. Cumartesi günü 14. ve 16. olarak biraz umutlansalar da, Pazar günü işler istedikleri gibi gitmedi.

Tek pit-stop stratejisiyle yarışan Irvine 42. turda motordaki ısının aşırı yükselmesi nedeniyle yarış dışı kalırken, de la Rosa ise ilk turdaki çarpışmadan Alan McNish kadar ucuz kurtulamadı ve pite girmek zorunda kaldı. Pedro daha sonra yarışa dönmeyi başarsa da 29. turda vites kutusundaki bir problem nedeniyle kenara çekti.

Hem Irvine, hem de Niki Lauda, bu haftasonu kaydedilen ilerlemeden memnun kaldıklarını ve bunu diğer yarışlara taşımak istediklerini söylemişler. Hangi ilerlemeden bahsettiklerini anlamadım ama eğer böyle bir şey varsa bir an önce ortaya çıksa iyi olacak.

Offf, gene döktürmüşüz… Pilot olmasam da F1 yüzünden boyun ağrıları çeken nâdir insanlardan birisiyim herhalde! Ama olsun, zevkli bir iş bu... Herkese bir sürü selam, saygı sevgi vs…

emreyalcin55@hotmail.com


Monaco, mon amour!

(30 Mayıs 2002, Perşembe)
Selam millet! Heralde ağzımın kulaklarımda olduğunu tahmin edersiniz, değil mi? Bu sezon, başka bir mucize olmazsa, kazanabilecek gibi göründüğümüz tek yarışı kazandık. Cumartesi günü ön çizgide yer alınca, içimden "mekanik problem olmazsa kazanırız" demiştim. Şükür olmadı ve F2002'yi ilk defa yenme şerefi de bize ait oldu. Bir de bu sezon ilk defa bir yarıştan sonra Alman milli marşını dinlemedik ve de baba Rolf Schumacher (aslında oğluna da Rolf II adını vermiş ama nüfus memuru yanlış yazmış - yiğrenç espri!) bu sezon ilk defa bir yarıştan sonra kasıla kasıla yürüyemeyecek.

Aslında alışılmış Monaco'lardan farklı bir yarıştı diyebiliriz. Bir iki tane sollama bile oldu, yağmur kötü sürpriz yapmadı, ilk dört sıradakiler uzun bir süre birbirlerinin gözünün akını bile görebildiler, birkaç tane "vay vay vay vay" dediğimiz kazacıklar (zavallı Raikkonen) izledik. Perşembe gününden itibaren de, büyük takımlar pistin azizliğine uğrarken, diğer takımlar sürprizcikler yaptılar. Mesela antremanlarda McNish'in ikinciliği, Webber'in sekizinciliği, sıralamalarda Webber'in Jaguarları geride bırakışı (gerçi bu yakında "süprüz" olmaktan çıkacak gibi) ve Frentzen'in ısınma turlarındaki en iyi zamanı vs.

Artık alıştığınız üzere, her takım ne yapmış yarışta ona bakalım. Kazanandan geriye doğru.



McLaren:
Ron Dennis bile "Bir dahaki galibiyet üç aydan önce (Macaristan GP'si) biraz zor" demiş. Bence de öyle, hatta o bile o kadar kolay değil. Yine de sevinmemize engel olamazlar. İstikrarsız olduğu için Dünya Şampiyonluğu'na oynayamadığına inandığım Coulthard, oldukça iyi bir yarış çıkardı ve kazandı. Zaten DC'nin kazandığı yarışlar hep performansının doruğuna çıktıkları olmuştur. Bu yarışta da özellikle tur bindirmeleri çok iyi kullanarak (ki genelde bu konuda iyi değildir) pit-stopta kendisi için çok önemli olacak saniyeleri kazandı. Ah keşke bu performansını her yarışa taşıyabilse.

Raikkonen ise bu sezon yedinci ve takım arkadaşının gerisinde başladığı üçüncü yarışta startla beraber Barrichello'yu geçti ama daha sonra puan için bütün yarış boyunca bastıran Barrichello'nun hatasına kurban giderek 44. turda yarış dışı kaldı. Çocukcağız sezonun ilk yarışında üçüncü olup puan aldıktan sonra göze geldi ve ondan beridir Brezilya hariç yarış bitiremedi. Bu yüzden söylenecek fazla bir şey yok.

Tabii bu tamamen taktik bir zaferdir, onun için gaza gelmiyoruz. Bu sezonluk amaç takımlar ikinciliğini korumaya çalışmak ama o da şimdilik zor.

Bu arada Mika Hakkinen de hafta sonu Monaco'da boy gösterdi. Adamımız henüz karar vermediğini, aslında doğru dürüst düşünmediğini falan söyledi. Herhalde buralarda bir yerlerde Ron Dennis'i kızdırmış olmalı ki, takım patronu, nerdeyse baba-oğul ilişkisi yaşadığı Hakkinen'in 2003'te yerinin garanti olmadığını açıklamış. Daha da coşan Dennis, pilotların takımı tamamlayıcı bir unsur olduğunu ama asla takımın herşeyi olmadığını falan söylemiş. Ne dersin Jean Todt? Öte yandan McLaren 20 sene kadar sonrasının pilotunu bağlamış bile. Bakınız yandaki resim; Hugo Hakkinen!

Ferrari: Sanırım Avusturya'dan sonraki tepkilerin ardından yenilseler de biraz mutlular. Montoya'nın bitirememesiyle Schumi farkı daha da açtı. Şampiyona lideri (aslında "-a lideri" kısmının ne kadar gereksiz olduğunu hepimiz biliyoruz) Pazar gününe kadar çok ortalarda görülmedi ve üçüncü başladığı starttaki pozisyonunu koruyarak JPM-DC savaşında birinin hata yapmasını bekledi. Önde olsa gene acaip bir farkla kazanırdı büyük ihtimalle ama Monte Carlo sokakları onlara geçiş şansı vermedi. Yarış sonrasında, ön taraftaki mücadeleyi izleyerek gitmenin çok zevkli olduğunu söylemiş.

Barrichello ise startta Raikkonen'e geçilmenin hırsıyla kastıkça kastı ve sonunda ikisini de yaktı. McLaren dışarda kalırken, Barrichello da kazada 8'de 6 kusurlu bulunarak pit cezası aldı ve bu da o çok istediği puanı alamamasına mâloldu.

Takımın gelecek yarışlar için çok endişelendiğini sanmıyorum, birkaç yarış sonra bu iş bitecek.

Williams: Montoya'nın sezonun ilk yarışını kazanma umudu, neredeyse ilk virajda sona erdi. Halbuki sıralama turlarında çok iyi bir performans çıkarmış ve trafiğe rağmen son saniyede en ön sıraya geçmişti. 37 tur boyunca yılmadan DC'yi kovaladı ama motoru yüreğine ayak uyduramadı ve öldü.
Ralf de genelde kendi halinde yarıştı ve fazladan bir pit-stop yapmak zorunda kalmasına rağmen takım arkadaşının dışarda kalması sonucunda başladığı yerden bir sıra yükselerek podyumun en alt basamağına çıktı. (Bu arada podyum seremonisi ne kadar fiyaskoydu öyle. İlk defa bu kadar başarısız bir podyum izledim.)

Takım yetkilileri, bu kadar iyi pozisyonlarda başladıkları yarışta sadece üçüncü olabilmelerini, aracın hâlâ bu tip pistler için uygun olmamasına bağlamışlar. İyi de etmişler.

Renault: Trulli sonunda yarış bitirdi ve puan aldı. Önden iki kişinin abandone olup Barrichello'nun da ceza almasıyla kendini başladığı noktadan üç sıra yukarda buldu ve dördüncü oldu. Yarış sonrası yapılan analizlerde vites kutusundaki bir mührün yerinde olmadığının tespit edilmesi ve soruşturma açılması takımı biraz korkutsa da, Salı günü FIA ceza verilmeyeceğini açıkladı.

Button ise erken start aldığı için yarışın hemen başında pit cezası yedi ve sonra da iflâh olmadı. Son sıraya düştüğü yarışta yukarı çıkmaya çalışırken Panis'le çarpıştı ve ikisi de yarış dışı kaldı.

Trulli'nin sonunda yarış bitirmesi sevindirici. Bu yarış genellikle araçlar ve takımlar için bir söz söylemeyi olanaksız hâle getiriyor. Bu durum Renault için de geçerli. Bir de, zaten TV'den ne izleyebildiysek onun hakkında konuşabiliriz. Monaco'da da sağolsun kocaoğlanlar ekranı kimseye bırakmadılar.

Jordan: Gene yaptılar ve iki hafta önceki beşinciliği tekrarladılar. Jordan için Pazar günü, nerdeyse iki hafta öncesinden kopyalanmış gibiydi. Fisichella, 11. başladığı yarışta öndekilerin birer ikişer dökülmesiyle beşinciliği kazandı. Fisi pit-stop yaptıktan sonra aracın yol tutuşundan çok memnun kaldığını ancak yetiştiği Trulli'yi geçme riskini almak için geç kaldığını söylemiş. Jordan için olmasa da, Fisichella için seviniyorum doğrusu.

Sato için de Pazar günü, iki hafta öncesinden farksızdı. Halbuki Monaco'da sollama yapmak gibi çok zor bir manevrayı da başararak takdirimizi kazanmıştı. Takım 22. tur içinde arkasında kalan takım arkadaşının kendisinden daha hızlı olduğu için yol vermesini istemiş ve Takuma tünel içinde bunu yaparken pistin tozlu bir yerine denk gelerek kontrolünü kaybetmiş. Aslında Fisichella'yı da sağa sola kayan Sato'dan kurtuluşu için tebrik etmek lâzım.

Eddie Jordan da halinden memnun olacak ama bir de Sato her yarışta arabayı haşat edip mâli sıkıntılarını artırmasa... Arabayı Sato'ya zimmetlesinler bence!

Arrows: Önceki iki yarıştaki başarılarının tesadüf olmadığını bir kez daha gösterdiler. Frentzen sıralamalarda 12. olabilse de, Pazar sabahı ısınma turlarında en iyi zamanı yaparak dikkat çekti ve yarışı da Barrichello'nun baskısına karşı koyarak altıncı bitirmeyi başardı.

Bernoldi ise genelde şanssız bir yarış geçirdi. Önce startta geride bıraktığı Felipe Massa'nın arkadan çarpmasına kurban gitti ve uzunca bir pit-stop yaptı, daha sonra da şikanı pas geçtiği için pitten geçme cezası aldı. Ama yarışı son sırada da olsa bitirerek takımın dayanıklılığını ispatladığı için hem kendisi, hem takımı teselli buldu.

Arrows giderek orta sıralarda ağırlığını hissettirmeye başladı. Bu da mücadele eksikliği çekme tehlikesiyle karşı karşıya olan F1'e lâzım olan şey.

Sauber: Haftasonları iyi geçmedi. Sıralama turlarında Massa 13, Heidfeld ise 17. sırayı alabildi. Massa, Ste Devote virajını pek sevmiş olmalı ki, önce Bernoldi'yle çarpıştı, sonra da 64. turda kendi kendine duvarlara çarptı. Hafif bir çarpışma şoku geçiren Brezilyalı, viraja girerken frene bastığını ama arabanın yavaşlamadığını söylemiş. E bu durumda haliyle çarparsın duvara!

Heidfeld ise lastik basıncındaki sorun nedeniyle planlanmamış bir pit-stop yaptıktan sonra yarışı sekizinci bitirdi. İki tur geriden bitiren Alman pilot aracının hemen her yerinden şikayet etmiş ama maksadını yarışı bitirmek olarak belirlemiş. Bu durumda başarılı sayılır.

İlk defa iki pilotun birden aerodinamik yapı hakkında şikayet etmesi, Sauber'de pek görmeye alıştığımız bir şey değil.

Jaguar: Monte Carlo'da yarışın sonuna kadar dayanabilmenin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdiler. Koca kediler sondan ikinci ve üçüncü başlasalar da yarışı bitirmeyi başararak, bu başarıyı gösteremeyenlerin dökülmesiyle 9. ve 10. oldular. Irvine yarışa takım arkadaşı De la Rosa'nın gerisinde başlasa da, Pedro'nun Felipe Massa'nın arkasında kaybettiği zamanı değerlendirerek pit-stop sonrası öne geçti. Eleman yarış sonrasında, daha iyi bir sıralama derecesi elde etseler puan alabilecek yerde olabileceklerini söylemiş. De la Rosa da yarışı bitirmekten memnunmuş. Eh ne diyelim, alan razı, satan razı.

Minardi: Avustralyalı Mark Webber haftasonu boyunca göze batan isim oldu. Önce Perşembe günü (Monaco'da antrenmanlar Perşembe yapılır) sekizinci iyi zamanı yaptı, sonra da Cumartesi günü iki Jaguar'ı birden arkasında bıraktı. Pazar günü ise dokuzunculuğa kadar yükselmişken ön lastiklerinden birine hasar verip plan dışı bir pit-stop yapmak zorunda kalarak 11'inciliğe düştü. Yine de Webber, yarışı bitiren tek çaylak olarak biraz teselli bulmuştur heralde.

Alex Yoong ise bildiğimiz gibi. Tur yemekten sıkılana kadar yarışıyor, sonra da bir kaza yapıyor. Bu defa da Casino Square öncesi yoldaki parçacıklar nedeniyle kontrolünü kaybedip pistin acımasız duvarlarını yakından görme fırsatı buldu. Pit'e kadar geri dönmeyi başarmış ancak arka süspansiyonunun devam edemeyecek kadar kötü durumda olması nedeniyle döndüğüyle kalmış.

Toyota: Her iki aracını da Cumartesi günü ilk 10'a sokmayı başaran takım, Pazar günü aynı araçları pistten toplamak zorunda kaldı. Kariyerinin 100. yarışına çıkan Mika Salo, yarışın başında arka kanadındaki sorun nedeniyle pite girip çıkmak zorunda kalmış. Yine de Barrichello'nun arkasına kadar yükselmeyi başaran Salo, bitime dokuz tur kala bir viraj öncesi frenlerinin iflas etmesiyle kendisini bariyerlerde bulmuş. Masal da burda bitmiş!

Alan McNish ise Perşembe günü ikinci iyi zamanı yaparak bütün dikkatleri üzerine çekmesiyle yetinmiş olmalı ki, yarıştan ilk sıkılanlardan birisi olarak kendisini 15. turda Ste Devote çıkışında duvarlara vurmuş.

Toyota sezon başında diğer orta sıra takımlarına saldığı korkunun mirasını yemeye devam ediyor. Bir-iki yarış içinde tekrar etkileyici bir sonuç almazlarsa bu korku azalabilir.

BAR: Bu sezon puan alamayan tek takım. E tek pilotla yarışırsan, olacağı bu. Panis daha finiş göremedi ki puan alsın. Yarışa iyi başlayıp ilk turun sonunda iki sıra birden yükselen veteran pilot, bitime birkaç tur kala St Devote virajında kendisini geçmek isteyen Button'un arkadan çarpmasıyla yarış dışı kaldı. Yazık!

Villeneuve ise 14. başladığı yarışın daha ilk turunda vites kutusundaki problem nedeniyle pit'e girmek zorunda kaldı ve hemen herkesten bir tur geride piste döndü. Yine de Monaco'nun kime ne getireceğini bilmediği için yarışına devam eden Kanadalı, 44. turda başka bir sorun yüzünden yarışı terketmek zorunda kaldı. Ama takım, bir sonraki yarış olan Kanada'ya yeni bir aerodinamik düzenleme, yenilenmiş vites kutusu ve Honda motorlarıyla gidecekleri için biraz daha umutlu olduğunu açıklamış. Bekliyoruz.

Gene bir yarışı ıncığıyla cıncığıyla inceledik, yorumladık. İki haftalığına da olsa kral biziz (McLaren). Ben kızlarımızla yarışı biraz daha analiz ederkene, sizlere de bir dahaki yazıda görüşene kadar; en güzel günler, en güzel geceler, en güzel yarınlar diliyorum efendim.

emreyalcin55@hotmail.com
Masumiyetin Kayboluşu

(19 Mayıs 2002, Pazar)
"Bu yazıdaki resmin F1'le
alâkası nedir?" diyebilirsiniz ama Pazar günkü yarışın son düzlüğündeki olayı seyrederken, nedense aklıma Dali'nin "Kendi Erdemi Tarafından Taciz Edilen Genç Bâkire" isimli bu tablosu geldi. Bâkire olarak Barrichello da görülebilir, daha da abartıp F1'in güzelliği de... Ama eğer Barrichello'yu seçtiyseniz, Ferrari "erdem" rolüne daha az yakışıyor.

Pazar gününden beri ortalık birbirine girdi. Bizim medya bile olaya büyük ilgi gösterdi - herhalde ortada kavga var diye. Ferrari şu anda bütün dünyayı karşısında almış durumda, tifosiler de dahil. Ferrari Fan-Club'un Başkanı, "Hiç şampiyon olamadığımız 19 yılda bile bundan daha gururluyduk" demiş. Hatta İtalya'daki infiâl o kadar büyük ki, Ferrari'nin evi Maranello'ya en yakın kiliselerin papazlarından, Jean Todt gelirse günah çıkarmayı reddetmelerini isteyenler bile olmuş. Özellikle takım patronları ve dünyanın her tarafından seyriciler kelle isterken, pilotların çoğunluğu olayı metânetle karşıladılar. Bu arada bir FIA yetkilisi, 26 Haziran'da ifadesi alınacak Ferrari takımının Avusturya'da aldığı puanların silinmesinin ihtimâller arasında olduğunu söylemiş. Diğer bir ihtimâl ise takımın Silverstone'a katılmasının yasaklanması.

Yazı bu kadar gecikmeseydi daha çok -nerdeyse tamamen- Ferrari olayı üzerine yoğunlaşacaktım ama ortalık biraz durulmaya başladı. Onun için önce kendi yorumumuzu yazıp sonra konseptimize dönelim.

Kesin olan bir şey, bu olayın F1 ve Ferrari'nin imajlarına çok büyük bir darbe vurduğudur. Büyük ihtimalle Ferrari de bu kadar büyük gürültü kopacağını tahmin etmiyordu. Olayı sıcağı sıcağına yaşarken benim de bütün kanım tepeme sıçradı ama sonra daha sâkin olarak ele alınca, bu takım emirinin çok da yanlış bir şey olmadığını düşünmeye başladım. Formula 1 gibi belirsizliğin önemli bir faktör olduğu bir sporda, "sürücüler şampiyonu adayının mümkün olan maksimum puanı almasına çalışmak" kadar doğal bir düşünce olamaz. Mesela kimse Schumi'nin bir sonraki yarışta kaza geçirip birkaç yarış dışarda kalmayacağını garanti edemez. Sonuna kadar karşı olduğum şey, bu emrin uygulamaya konuş zamanlamasıydı. Jean Todt, bu kararı gizlice uygulayarak yarış içinde bir geçiş şeklinde gösterbileceklerini ya da pit-stopta geçişi sağlayabileceklerini, kimsenin de bunu farkedemeyeceğini söylemiş. Keşke öyle yapsalardı da ortalık böyle karışmasaydı. Büyük ihtimâlle de bundan sonra öyle yapar. Ama "F1 tarihinin ilk yuhlanan kazananı" olarak tarihteki lekelerini asla kapatamayacaklar.

Neyse, bu konuda yazmaya devam edersem bu yazı çooooook uzar, onun için yarışın kalanına dönüyoruz. Kazanandan geriye doğru.

Barrichello: Protestomu, bu yazıya Ferrari'yi almayarak yapıyorum. Kazanan da Barrichello'dur, bunu Brezilya Devlet Başkanı resmi açıklama olarak bile yaptı zaten. Cuma'dan itibaren Schumi'yi zorladı ve hem seedinglerde, hem de yarışta öne geçti, muhteşem bir yarış çıkardı. Ender İlhan biladerimin "karaktersizlik" ithamına da, o kadar sert olmasa da katılıyorum. Bahsettiği büyüklüğü geçen sene başında yapabilirdi, hatta yapma isteğini birkaç defa da dile getirdi ama durumu nasıl kabullenmişse, geçen sene Avusturya'da ikinciliği verirken bile bunun için ettiği suratı hep beraber gördükten sonra, bu sene birinciliği hediye edişi daha sessiz-sâkin ve umursamaz gibi geldi. Belki de, Ross Brawn'ın da dediği gibi, ne olacağını ta Cuma gününden beri bildiği içindir.

Schumacher: Kabul edin, yarış sonrası herkesi şaşırttı. Yarış sonrasında "Benim de hoşuma gitmeyen bir kazanma şekli ama takım böyle istedi" falan dedi. "İstese geçmezdi, ona hiç bir takım yamuk yapamaz" fikri hakkında ise F1'in en harbi konuşan elemanı Irvine'a kulak verelim:

"Schumi'yle beraber yarıştığım 3 yıl boyunca takımın en küçük bir emrine bile itaatsizlik ettiğini görmedim."

Gerçi tamamen kendine çalışan bir takımın emirlerine de karşı gelmek ayıp olur biraz. O da sezon başından beri alıştığımız şekilde haftasonunun hakimi kırmızı arabasıyla ortalığı tozu dumana kattı. Diğer bütün takımlar Panis'e şükretsin, eğer güvenlik aracını piste sokturmasaydı hemen hepsi tur yiyecekti.

Williams: Artık onlar bile başedemiyorlar. 10 takım içinde en iyi oldukları şüphe götürmez ama hâlâ Ferrari'nin gerisindeler. Montoya için şanslı bir haftasonuydu. Güvenlik aracının iki defa piste girişiyle, takım arkadaşı Ralf'in önüne geçerek 3. oldu ve Heidfeld-Sato kazasında kılpayı kurtuldu. Bu arada Montoya, Schumi'yle beraber bu sezon bütün yarışlardan puan alan tek sürücü. Gerek sürücüler, gerekse takım hiç bir iddia taşımadan ama arabalardan memnun olarak yarıştılar ve heralde iki sürücünün mümkün olan en iyi yerde bitirmeleriyle yetinmişlerdir. Hatta Ralf, farklı pit stop stratejileri nedeniyle, Ferrari ile aralarındaki gerçek farkı göremediklerini söylemiş.

Jordan: Bakın kimler gelmiş... Sonunda Jordan pilotları geçtiğimiz senelerde daha alışık olduğumuz yerlerine döndüler ve bu sezon hem kendileri, hem de Honda için ilk puanlarını aldılar. Takuma Sato, Heidfeld'in kurbanı olarak ciddi bir kazaya karıştı ama bugün itibariyle tek arızası, çarpışmanın vermiş olduğu sarsıntı. Fisichella ise aracın oldukça iyi bir gün çıkarttığını, güvenlik aracının pit-stop zamanına denk gelmesi nedeniyle şanslı olduğunu ve de düzlüklerde daha hızlı ama virajlarda daha denk olan Coulthard'ı, pistteki yağ birikintisine denk gelmesinden yararlanarak geçtiğini söylemiş. Sato olayı olmasa Jordan Avusturya'dan yüzü gülerek ayrılan takımlardan birisi olacaktı ama herhalde yine de mutlulardır.

McLaren: Alabileceklerinden 1 puan eksik aldılar, hepsi o. Coulthard da 8. başladığı yarışta iyi start alıp 5'inciliğe kadar yükseldikten sonra kaderine razı bir şekilde giderken, yukarıda anlattığım şekilde Fisichella'ya geçildi. Raikkonen ise altıncı yarışta dördüncü kez arabasının iflâsı nedeniyle yarış dışı kaldı. Bostancı'da yapılan MP-küsurun motoru daha 6. turda pes etti. Takımda da hayalkırıklığı hakim ama hâlâ sıkı çalışmakla ilerlenebileceğini unutmadıklarını söylüyorlar. Bunu hatırlamaları güzel ama çalışma hâlâ yeterli değil. Yine de bana Williams'a biraz yaklaşıyorlar gibi geliyor.

Renault: Nedir bu Trulli'nin çektiği kardeşim! Gene bitiremedi yarışı. Bu sefer benzin basıncındaki arıza 45. turda yaktı çocukcağızı. Halbuki puan alması işte bile değildi. Button ise genelde son puan için yarıştı ama genelde memnun olduğu arabasının ikinci viraj (bütün olayların olduğu Rundt Curve) çıkışında çok fazla vakit kaybetmesinden dolayı Coulthard'ı geçemediğini söylemiş. Renault hâlâ istikrarsız sayılır ama özellikle Trulli'nin aracının dayanıklı sayılmadığı kesin. Sezon başında McLaren'le kapışarak hava yaptılar ama artık işin içinde Sauber de var.

Toyota: Zaten çok iddialı değildiler ve 8. ve 9. bitirerek gene kendileri için tatmin edici sonucu aldılar. Pazar gününe kadar bayağı sıkıntılıydılar aslında. Ama yarış günü, biraz da öndekilerin dökülmesiyle yukarı tırmandılar. Sato bir ara 6'ncılığa kadar yükselse de güvenik aracının pit-stop stratejilerini bozmasıyla geriye düştü. E yeni takım, yavaş yavaş öğrenecek. McNish ise takım arkadaşının sadece 0.2 saniye arkasında geçti bitiş çizgisini ve halinden memnun bir şekilde evine döndü. Toyota sezon başındaki dikkat çekiciliğini biraz kaybetti ama sanırım her yarışta süpriz bir yerde olma ihtimali olacak.

BAR: Hafta sonunun Barrichello ve Sato'dan sonra üçüncü "Ay yazıııııık" dediğimiz sürücüsü Vilnöv oldu. Yarışın startına kadar çok kötü bir hafta sonu geçiren BAR takımında JV, 18. başlayıp ilk turda Bernoldi'yle yol dışına çıkıp (gene Rundt Curve'da) bir sıra daha kaybettikten sonra yarışı zevkli hale getiren bir sürüş gösterdi ve ikinci pit stopundan önce 3'üncülüğe kadar tırmandı. Ancak yarış komserleri Bernoldi ile temasında Villeneuve'ü suçlu buldu ve Kanadalı, güvenlik aracı pistteyken pit cezası aldı. Bu da onu puan skalasının dışında bıraktı. Zaten içinde kalsa da birşey farketmezmiş, son turda motoru patladı. Ama klasmanda 10. olduğu için buraya aldık kendisini ve de takımını. Tek pit stop stratejisi yürüten Olivier Panis ise 22. turda motorun patlamasıyla yarış dışı kaldı. Honda'nın yeni motoru, Fisichella ve Villenueve ile iyi iş çıkardı, dayanıklılığını ve devamını diliyoruz.

Arrows: Bir başka şanssız pilot da Frentzen oldu. İki yarıştır kendisini göstermeye başlayan Arrows'la sıralama turları sonucunda ilk 10'un hemen ardında yer alan Frentzen, ilk turda JV ve Bernoldi yakınlaşmasından olumsuz etkilenerek geriye düştü, sonra da kan-ter içinde Irvine'ı geçmeye çalışırken, yarış boyunca şikâyet ettiği oversteerin azizliğine uğrayarak bir de spin attı. Ordan sonra da önündekilerin pes etmesiyle 11. oldu. Bernoldi ise ilk turdaki olayda arkadan Frentzen'e çarparak ön kanadını kaybetti, sonra da 16. turda spin atarak yarış dışı kaldı. Genç Brezilyalı, çok iyi işler yapabileceği bir hafta sonunu böyle bitirdiği için üzgün olduğunu söylemiş. Meraklanmasın, Arrows iyiye gidiyor.

Minardi: Pit ekibinin şaşkınları oynamasıyla Webber ceza aldı ve 12. oldu. Güvenlik aracının ikinci giriş çıkışından sonra takım tarafından pozisyonuyla ilgili olarak yanlış bilgilendirilen Avustralyalı, pit'e girip çıkmak zorunda kaldı. Yoong da takılıyor işte! Ayarlarını tutturamadığı belli olan arabasıyla 42 tur kadar döndükten sonra motorun iflasıyla kendini de, bizi de bu işkenceden kurtardı. Minardi geçen sezonun sonu ve bu sezonun başında bizi hayli umutlandırdıktan sonra eski yerine döndü. Üzücü doğrusu...

Sauber: Ferrari hariç bütün takımların içlerine korku salarak başladılar haftasonuna ama sonu kötü bitti. Bazı geliştirmelere tâbi tutulan Ferrari'nin 2001 motoruyla sıralamalarda 5. ve 7. olarak McLarenlerin arasına girdiler. Yarışa da iyi başladılar aslında. Massa sağolsun beni haksız çıkartmayarak yarışa iyi başladı ama 7. turda süspansiyon arızasıyla dışarda kaldı. Heidfeld ise muhteşem bir start alarak ilk turu 3. bitirdi ama daha sonra geriye düştü ve güvenlik aracının ilk giriş-çıkışından sonra soğumuş olan frenlerine fazla sert basınca aracın kontrolünü kaybetti, böylece herkesin yüreğini ağzına getiren kazaya sebep oldu. Yarıştan sonra, kendisi ve DC'nin önündeki Yoong'un sert freniyle çıkan dumanı görünce kendi frenine sert bastığını söylemiş. E ne diyelim, sağlık olsun. Geçen seneki tehditkâr görünüşlerine geri döndüler.

Jaguar: Koca kedi hâla problemlerini çözebilmiş değil ve son üç yarıştır damalı bayrağı göremediler. Bu sefer ilginç olan, iki pilotun da arabadan biraz daha memnun kalmaları. Aslında Cuma ve Cumartesi hiç fena değillerdi ama araba hâlâ dayanıksız. Bu aralar pist içinden çok pist dışında konuşan (aslında çoğu zaman öyleydi) Irvine, yarışın en gerilerinde kafasına göre takılırken, 37. turda hidrolik basıncının düşmesi sonucu yarış dışı kaldı. De la Rosa ise oldukça iyi olarak tanımladığı startının ardından daha ilk tur içinde gaz pedalının kalleşliğine uğrayarak padoğa döndü. Jaguar için bence artık tehlike çanları çalmaya başlıyor. Honda ve Arrows özellikle Avusturya'da ilerleme kaydettiklerini ortaya koydular ve bu duruma İngiliz yarış yeşilinin karşılık verememesi de onları Minardi'yle başbaşa bırakabilir.

İşte böyle. Yarışın son saniyesinin kalanından fazla konuşulduğu bir hafta sonu geçirdik. Ama yarış içi de hiç fena değildi bence. En kötü yarışımız böyle olsun diyorum.

Ben yazmaya başlayalı bir sene olmadı ama Batuğ'un başta NBA için açtığı ama sonra futbol dışı bütün sporlar için bir platform olan batug.com, bir yaşına bastı. Bu ailenin bir üyesi olmak çok güzel ve başta Batuğ olmak üzere emeği geçen herkese teşekkürler.

İYİ Kİ DOĞDUN BATUG.COM... BİLİMUM MOTOR, VİTES KUTUSU, SÜSPANSİYON, DEBRİYAJ BALATASI, VANTİLATÖR KAYIŞI VE DE BUJİ TIRNAĞI SORUNLARI SENDEN UZAK OLSUN.

emreyalcin55@hotmail.com
İşin tadı kaçmak üzere
(Yoksa kaçtı bile mi?)

(1 Mayıs 2002, Çarşamba)
Neden bahsettiğimi biliyorsunuz herhalde. Alman-İtalyan konsorsiyumu, geçen sezonun içine edişini pek yeterli bulmamış olacak ki, bu sezonun da heyecanını söndürmek üzere. (Ne dersin Ender bilâderim, hâlâ Ferrari'nin domine edişini kabul etmez misin ki? Bayağıdır sesin çıkmıyor. İyisin, değil mi?)

San Marino ile ilgili birşeyler döktürmek için bir kaç defa bilgisayarın başına geçtim ama hiç canım istemedi. Ne yazacaktım ki? Kupkuru bir yarıştı. Hızla geride bırakmak istiyorum.

Ferrari, F2002'yi tanıtırkene, "F2001'den 1.5 saniye hızlı" diyordu. Biz de içimizden "iyi halt ediyo" diye geçiriyorduk. Sadece 3 yarışlık geçmişi olan araba, henüz nâmağlup. Eğer Barrichello Pazar günkü yarışı tamamlayabilseydi, büyük ihtimalle gene duble olacaktı. Allah'tan Rubens pek yarış bitiremiyor da, Williams hâlâ markalar şampiyonluğu için bütün ümitlerini kaybetmedi.

Son yarıştan sonra BMW motorsporları direktörü Gerhard Berger, sürücülerine "Gaari bu sene sürücüler şampiyonasını unutun" demiş. Sanırım bu, gelecek yarışlarda Ralf ve Montoya'nın birbirlerine girip takım için önemli olan puanlardan olmalarını önlemek için.

Tuzak gibi bordürlerin süslediği hızlı-yavaş virajları ve en uzunlardan birisi olan start-finiş düzlüğüyle oldukça kırıcı bir pist olan Barcelona'da pist içi İmola'dan çok daha renkli olmasa da, yarışın tamamında sürekli olaylar vardı ve seyretmekten az da olsa keyif alabildik. Artık gelenekselleşmiş bir biçimde, kazanandan geriye doğru gidiyoruz.

Ferrari

www.f1-live.com isimli internet sitesindeki anket sorusu, "Schumacher bu sene işi Macaristan'dan önce bitirebilecek mi?" idi... Daha İspanya öncesi "evet"lerin oranı %49, "hayır"larınki ise %48'di. Yarış sonrası ise "evet"lerin oranı %61'e ulaşmış. F2002, şu anda Formula 1 dünyası için mükemmel bir araba görünümünde. Tek falsosu Pazar günü hidrolik ve vites kutusu (Rubens'i dışarda bırakan sorun) arızaları göstermesiydi. Ferrari 1996'dan beri sürekli daha iyiye götürdü ve şu anda Schumacher F1'in tek hakimi olmanın tadını çıkartıyor. Her ne kadar pist içindeki yöntemlerini çok tasvip etmesem de, "Helâl-i hoş olsun" demekten kendimi alamıyorum. Ferrari'nin ve Schumi'nin son 2 yılda ulaştığı yeni bir özellik de dayanıklılık, her ne kadar Barcelona'da pek göremesek de. Michael Schumacher 2000 ve 2001 sezonlarında sadece 6 yarışta finiş görememiş (2000'de 2001'de 2). Adamın başarısının anahtarı sadece hız değil anlayacağınız, işin içinde dayanıklılık da var. Herhalde adamların kendi pistlerinin bulunmasından ve istedikleri kadar test yapabilmelerindendir.

Barrichello zavallım ise hâlâ istediği sonuçlara ulaşamıyor. Ya kendi bir kazaya karışıyor, ya da arabası yamuk yapıyor. Vites kutusundaki problem sebebiyle (vites değişimi düzgün şekilde yürümez) 1 metrecik bile gidemedi.

Bu arada geçen hafta Schumi, benim arabayı test etmek amacıyla ülkemizdeydi ve bir basın toplantısında karşılaşabileceği en abuk sorularla muhatap oldu. Ah Batuğ ah! Bir basın kartı çıkarttırmadın ki bize, gidelim, soralım sorumuzu, sitemizi dünya âlem duysun. Merak edenler için, benim sorum şu olurdu;
"1995'ta bir sıra takımı olan Ferrari'yi bugünün süpergücü haline getirdikten sonra, bugün yeni bir takımda aynı şeyi yapma isteği ve gücünü kendinde bulabilir miydi?"
Belki bu da size abuk gelir. :=) Yarış bittikten sonra da Okay'ın tipik Türk kompleksi içinde söylediği "Bak Türkiye'ye gelip test yapması Schumi'ye uğur getirdi" lafına Serra'nın (bence yarışları sadece o sunmalı) cevabı, tam bizim sitenin Encore'una yakışır bir şeydi; "Schumi'nin, Türkiye'ye gelmeden önce tam 4 kez dünya şampiyonu olduğunu hatırlatırım."

Williams

Schumi'den hıncını alamayan ve o ne yaparsa aynısını yapacağını söyleyen Montoya, işe lolipop adamın ayağını ezerek başladı. Eheheheheh! Cuma günü pek ortalarda görünmeyen Williams sıralama turlarında biraz göründü, yarışta da idare etti. Kovaladıkları adamın sürekli uzaklaştığını görmek acı verici herhalde. Hafta sonu boyunca ayar tutturmakta sorun yaşadığını söyleyen Montoya, önündekilerin yarış dışı kalmasıyla rahat bir ikincilik elde etti Dikkatimi çeken şey, Williams'ın artık McLaren'a eskisi kadar fark atamaması oldu. Sevgili takımım sonunda biraz silkinmeye başladı galiba.

Ralf ise ikinci sırada pit-stoptan çıktıktan sonra kendi hatası yüzünden ön kanadına zarar verdi ve fazladan bir pit yaparak kanadını değiştirmek zorunda kaldı. Ama çilesi dolmamış olacak ki, son turda da motor iflas etti.

Ferrari'nin bu kadar erken kopup gitmesi büyük ihtimalle Williams'ı demoralize etmiştir. Ancak yine de ben markalar şampiyonluğu için kendilerine şans veriyorum.

McLaren

Oh be, sonunda bizim takım için birşeyler yazarken kahrolmuyorum. Sezon başına göre daha derli toplu bir hafta sayılırdı (Raikonnen'in yarış dışı kalışı hariç). Sıralama turlarına ve yarışa baktığımızda, Williams'la aradaki farkın biraz daha kapandığını görüyoruz. Seedinglerde Williamslardan Raikkonen 0.242 (Ralf) ve 0.094 (JPM), Coulthard ise 0.385 (R) ve 0.237 (JPM) saniye geride kalmış. Diğer yandan da Renault'nun tehdidi sürüyor ama daha Fransızlar dayanıklılık sorununu tam çözemediler. Bizimkilerde de bir-iki defa frenajdaki gecikmenin hâlâ dengede ciddi sorunlar yarattığını gözlemledim.

David Coulthard, yedinci başladığı yarışta istikrarlı bir 90 dakika geçirerek (ehehehe, yarışın süresi aşağı yukarı bu kadar) ikinci kez üçüncülük kürsüsüne çıktı. Geçişe pek imkan vermeyen Katalonya pistinde kendilerini zorlayan Renault'yu (Button) sollaması ise usta işi bir hareketti. Ama maalesef bu usta işi hareketleri sürekli yapamıyor.

Raikkonen ise en azından sıralama turlarında Hakkinen'i (LÜTFEN GERİ DÖN!) aratmıyor ama yarışlarda henüz arabası ona ayak uyduramadı. Beşinci yarışta üçüncü kez DC'nin önünden start aldı ama daha dördüncü turda henüz yeni geliştirilmiş olan arka kanadı uçtu. Raikkonen'in garaja dönmesiyle hemen yapılan testler sonrasında, DC'nin arka kanadında bir sorun olmadığı tespit edilmiş.

Bu sezon başında Bridgstone'dan Michelin'e geçen McLaren'in, şu anki görünüşe göre hatalı olduğunu düşünüyorum. Her ne kadar Michelin çok çalışıyorsa da, Bridgestone'un tecrübesine ve veri birikimine sahip değil. Sanırım F2002'nin başarısı biraz da buradan kaynaklanıyor.

Sauber

Sauber sonunda geçen sene alıştığı yerlere döndü ama her zaman bu kadar şanslı olamayacaklardır. İlk viraja önlerinde giren 8 aracın 5'i yarış dışı kalmasaydı, bu kadar yukarda olmazlardı. Bence normal şartlarda mücadele etmeleri gereken nokta, takımlar 5'inciliği. Ama hiç belli olmaz, Renault böyle tıknefes olduğu sürece, bir üst sıra için mücadele edeceklerdir. Yarış içinde Heidfeld'in Button'u pit-stopta geçişi yarışa heyecan kattı ve iyi bir pit ekibinin faydasını dosta düşmana gösterdi.

Heidfeld kendi yarışını sürdürdü ve dördüncü gelerek 3 puan aldı. Yarış sonrası Renault pilotlarıyla kapışmaktan zevk aldığını söylemiş ama bence her yarışta onlara bu kadar yaklaşmaları bu kadar kolay olmayacaktır. Yaklaşabilirlerse de tükürdüğümü yalatan da Sauber olsun, üzülmem.

Massa gerçekten oldukça iyi bir kumaş. Gözüpek ve bu özelliğinden verim alabilecek yeteneğe de sahip. Sezon başından beri hem olumlu işler yapıyor, hem de yarışlara seyir zevki katıyor. Sauber onu iki sene daha elinde tutabilirse kendisini şanslı saymalı. Başarılı bir yarış çıkardı ve 2 puan daha aldı.

Arrows

Bakın kim varmış burada! F1'in en ilginç rekoruna sahip takımı (yarış kazanamayan takımlar arasında en fazla start alma!) Berbat ötesi geçen ilk 4 yarışın sonunda ilk kez pistlerde yapabildikleri testlerden olumlu sonuçlar almış olmalılar ki, son derece rekabetçi bir hafta sonu geçirdi. Özellikle Frentzen, antreman turlarında hiç alışmadığımız yerlerde olmayı başarırken, startta 10'unculuğu elde etti ve yarış boyunca da önünde kim varsa dibine kadar girip taciz etti. Aslında sona doğru önündeki Massa değil de başka bir çaylak olsaydı, geçebilirdi diye düşünüyorum. Takım patronu Tom Walkinshaw yarış sonrası kasım kasım kasılmış "Niye Frentzen'i aldığımı gördünüz mü?" falan demiş. Bence de iyi iş.

Bir başka beğendiğim genç sürücü Bernoldi ise 14. başladığı yarışta hidrolik sorunu nedeniyle dışarıda kaldı. Brezilyalı, hafta sonu boyunca arabadan çok memnun kaldığını ve takımın doğru yolda olduğuna inanması nedeniyle, yarış dışı kalmasını çok umursamadığını söylemiş.

BAR

İyiye giden bir takım daha... Ama daha henüz puan alabilecek durumda değil. Aslında bu haliyle 2 sene önce puanlar alabilecek bir durumda ama 2002 sezonu o kadar zorlu ki, her puan için bir sürü takım savaşmaya niyetli.

Villeneuve yarış öncesi hafta içinde önce BAR'dan memnuniyetsizliğini ve takımdan ayrılmaya hazır olduğunu belirttikten sonra, "Karakolda doğru söyler, mahkemede şaşar" türküsü eşliğinde çarketti ve kontratı bitene kadar takımında kalacağını söyledi. Hafta sonuna çok iyi başlayamasa da, 16. cepten start aldığı yarışı 7. bitirdi. JV yarış başında ayarların çok iyi olmadığını ama pit-stoplarda yaptıkları birkaç değişiklikle daha iyi duruma geldiğini fakat arayı kapatmak için çok geç kaldığını söylemiş.

Panis ise GENE yarış bitiremedi (5te 5). Bu sefer egzozunda bir sorun yaşayan olgun Fransız (ehehe), ikinci pit-stopundan çıkar çıkmaz, yarışın bitmesine 22 tur kala kenara çekti. Aslında devam edebilse, belki de Frentzen'in aldığı puanı alacaktı ama kısmet başka yarışaymış.

Toyota

Hafta sonuna çok çok kötü başlayan sezonun yeni ve de sürpriz takımı, yarışta dayanıklılığının semeresini alarak 8. ve 9. oldu. Rejinin tercihleri nedeniyle yarış içinde pek göremediğimiz Toyota, 18. ve 21. olarak başladığı yarışta aldığı sonuçtan memnun görünüyor. En yaşlı çaylaklardan birisi Alan McNish hafta sonunu sekizinci tamamlarken, yarış içinde arabanın iyiyle kötü arasında gidip geldikten sonra iyide karar kıldığını ve yarışı tamamlamış olmaktan çok mutlu olduğunu buyurmuş.

Mika Salo da yarışı bitirmekten memnun olsa da, yarış içinde iyi gitmekteyken patlayan tekeri yüzünden fazladan bir pit-stop yapması yüzünden kaybettiği zamana üzüldüğünü söylemiş.

Takımın beklentileri çok fazla olmadığı için kolay mutlu oluyorlar. Ama önümüzdeki senelerde diğer takımları üzmeye başlayacakları kesin.

Jaguar

Sıra geldi ceza tahtasına! Yeşil kediler gene iki araçla birden dışarda kaldılar. Aerodinamik sorunlarını çözemediklerini ileri sürüyorlar ve rüzgar tünellerini İngiltere'ye taşımalarıyla beraber daha iyiye gitmeyi umuyorlar. Niki Lauda, aerodinamiği düzeltmeden puan alma şanslarının çok yüksek olmadığını söyledi. Göreceğiz.

Irvine, seedinglerde 15. sırayı almasına rağmen yakıt kurallarına aykırı birşeyler kullandığı için daha geriden başladığı yarışı, 41. turda hidrolik arızası nedeniyle terketmek zorunda kaldı. İrlandalı, yarışa ellerindekinin en iyisiyle gelemediklerini, İspanya'nın da bu tür hataları affetmeyen bir pist olduğunu söylemiş.

De la Rosa ise ev sahibi olduğu hafta sonunda daha 2. turda kum havuzuna çıktı ve Barcelona'daki kum havuzlarının kimseyi dışarı bırakmayan özelliği nedeniyle orada da kaldı. Pedro hatanın araçtan mı kendinden mi kaynaklandığını kestiremediğini söylemiş. Bize sanki suçlu koca kediymiş gibi geldi.

Jordan

Jordan'a birşeyler olduğu kesin. Hafta içinde personelin %15'inin (üst düzey elemanların da aralarında bulunduğu) işine son veren takım, hafta sonuna da en erken noktayı koyan takım oldu. Sanırım mali sorunlar Eddie Jordan'ı biraz zorlamakta ve bu durum takımı daha iyiye gitmekten alıkoyuyor. Yeni dedikodu, Honda'nın yıl sonunda Jordan'a motor vermeyi bırakacağı yolunda.

Ben en çok Fisichella'ya üzülüyorum. Daha iyi yerlerde olmayı hakediyor. Sıralamada 12. olmayı başardıktan sonra 5. turda vites kutusundaki hidrolik basıncının düşmesiyle abandone oldu (bu kelimeyi ilk kere mi kullanıyorum?)

Takuma Sato ise yarış içinde iyi şeyler yapmaya niyetli gözüpek bir genç ama bazen çok abartıyor. 19. başladığı startta hızlı bir makas atıp 5 sıra yukarı çıktı ama daha sonra 11. turda arabasının arkasını yolda tutamayarak (çok da debelendi garibim) kum havuzunu boyladı. Gördüğüm kadarıyla, iyi ayarlanmış bir araba o çabayla kurtulabilirdi. Belki de Takuma'nın deneyimsizliğden kurtulamadı. Bilemeyiz.

Minardi

Kendilerine teşekkür etmek gerekir. Bu kadar uzun bir yazıyı daha fazla uzatmadıkları ve bütün yarışın güvenliğini düşünerek yarıştan çekildikleri için. Hem ön, hem arka kanatlarda çözemedikleri sorunlar olduğu gerekçesiyle Minardi, Pazar sabah antremanlarının ardından yarıştan çekildiğini açıkladı.

İşte böyle canlar. İnşallah Avusturya hepimize keyfili bir yarış sunar da, ben de yazı yazmak için bu kadar beklemem. Hepinize bir sürü sevgi, saygı vs.


2002'nin afişi: Willams vs. Ferrari

(3 Nisan 2002, Çarşamba)

Selam millet. Kusura bakmayın, teknik imkansızlıklar ve tembellik sonucu Malezya GP'sini atladık. Gerçi Ender İlhan biladerim okuyacak ve bana bir sürü sataşma yapacak diye de ödüm kopuyor ya, huylu huyundan vazgeçmez :)

Bağlayın kemerleri. Bayağı uzun ve de hızlı bir yazıya dalıyoruz!

F1 dünyasında kimi zaman en iyi pilotların en geriden başlaması gerektiği ve yarışların böylece daha zevkli olacağı tartışılır. Yarışın hemen başındaki Montoya-Schumi kazası, bunun hiç de fena bir fikir olmadığını gösterdi. En geriye düşen iki pilot, yarışın geri kalanında sürekli yükselerek podyuma çıkmayı başardılar (zavallı Button!) Aslında F1 için renkli geçtiğini söyleyebileceğimiz Malezya GP'si, rejinin aradan geçen 3 yıla rağmen pek yol katedememiş olması nedeniyle, sahip olduğu tadı vermedi. 20. Schumi ve 21. Montoya ikincilik ve üçüncülüğe yükselinceye kadar bayağı bir araba solladılar ama biz bunun çok azını izleyebildik. Fena yarış değildi vesselam.

Gelelim Interlagos'a...

Takvimin "modernlikten en uzak" diyebileceğimiz pisti, seyredeğer bir yarışa evsahipliği yaptı. Yeni oyuncağıyla boy gösteren Schumi yarışı kazandı ve Montoya'nın eski rakibi, yeni düşmanı oldu. Montoya yarıştan sonra yaptığı açıklamada, Schumacher'in centilmen (âdil) bir sporcu olduğunu sandığını ama yanıldığını söyledi. Kendisine koca bir "Günaaaydınnn" çekiyorum. Gerçi Malezya'da yaşananlardan sonra her ikisi de çarpışmanın olağan bir kaza olduğunu söylemişti ama Brezilya'da silahlar çekildi. İkisi bu sezonu "unutulmaz" yapmaya aday görünüyorlar.

Cumartesi günkü sırlama turlarında, sıralamaları değişmekle beraber ilk üçteki isimlerin değişmediğini gördük. McLarenlar ise ön tarafa biraz daha yaklaşabilmiş görünerek (+0.4 saniye) ertesi gün için umutlandılar. Ama Pazar günü işler onların umduğu gibi gitmedi. Daha gerilere baktığımız zaman, Renault'nun şimdiden Sauber'i geride bıraktığını, Jaguar'ın yılın ilk 2 yarışındaki hüsranların ardından biraz toparlandığını ve Toyota'nın sıkı geldiğini gördük. Ceza tahtası ise tabii ki Hondalara ait.

Pazar günü starta baktığımız zaman, pırıl pırıl parlayan Renaultları gördük. Geçen seneden alıştığımız çıkışlarını yaparak McLarenleri geride bıraktılar. İlk virajların ardından JPM-Schumi teması oldu. Schumi şanslıydı, JPM ise hırsının kurbanı oldu. Görebildiğim kadarıyla Schumi biraz tehlikeli hareketler yaptı (büyük ihtimalle çizgisini koruduğunu savunacaktır), Montoya ise yarışın daha çok uzun olduğunu unutarak, startla kaybettiği birinciliği geri almaya çalıştı ve zararlı çıktı.

İlk turlarda, çift pit stop stratejisi seçtiği âyan beyan ortada olan Barrichello'nun gösterisini izledik. Taraftarlarını mest edecek bir şekilde 6. turun sonunda 5 araba (Montoya hariç) geçmiş olarak Schumi'nin peşine takıldı ve 8 tur sonra onu da geçti. Ama bücürük Rubens hangi Amazon büyücüsünden büyü yedi bilinmez, üstüste 8. Brezilya GP'sini de tamamlayamadı. Büyük ihtimalle F 2001, pistlere hidrolik arızasıyla veda etti. Bir şampiyonun sonu böyle olmamalıydı. Rubinho ise giderek Ferrari'de daha huzursuzlaşıyor. Acep Schumi'nin kontratının biteceği 2004 sonuna kadar bekleyip emekli olması için dua eder mi ki?

Sonrası yarış rutini işte. Burdan öteye takımların değerlendirmeleriyle devam edelim derim ben. Hatta elimiz değmişken ilk 3 yarış sonrası manzara için de birşeyler karalarız. Takımlar liderinden geriye doğru.

Williams

Şu anda bu takımın 2002 Şampiyonu olmaması için bir sebep yok gibi görünüyor. En güçlü olmanın yanına dayanıklılığı da eklemiş BMW motoru, iki genç, yetenekli ve de hırslı sürücü, asilzâde bir patron ve pit-stop facialarından arınmış görünen bir pit ekibi. Bir tek Michelin'in arabayı uçurmak için biraz naz yapma süresi geçirmesi sorun olabilir. Monaco ve Hungaroring'de lastiklerin keyfini kim bekler ki?

Williams sezona iyi girdi. Malezya'da duble yaptılar, Avustralya ve Breziyla'da podyumdaydılar. Ferrarilerle çarpışmalardan sürekli zararlı çıkan taraf olmasalar, daha bile iyi olabilirlerdi. Yine de benim 2002 takımlar şampiyonası için en büyük adayım Williams. (Yanlış anlama olmasın, kalbimiz gene McLaren için atar.) Sürücüler şampiyonluğu için çekişen iki sürücünün olması ise iki tarafı keskin bıçak. Bu çekişme Michael'e yarayabilir.

Ferrari

Ne diyebiliriz ki? Schumi kaldığı yerden devam ediyor, bu hoşunuza gitsin, gitmesin. Ferrari de öyle! "Ha geldi, ha geliyor" diye bayağıdır çenemize sakız olan F 2002, Brezilya'da arzı endam etti ve kazandı. Schumi cephesinde işler iyi gidiyor sayılır. Ama dünya şampiyonumuz büyük ihtimalle sporu bırakana kadar Montoya'nın varlığını hatırlayarak rahatsızlık duyacak, çünkü Kolombiyalı onu geçmek için en az onun kadar acımasız olmaya hazır.

Barrichello ise yukarıda belirttiğim gibi, üvey evlat konumundan giderek daha rahatsız olmaya başladı. Brezilyalının kendi evinde yeni arabayla yarıştırılmaması üzerine kırgınlığını da çok haklı buluyorum.

McLaren

Yanılmıyorsam İngilizce konuşulan ülkelerde "F1'in sesi" olarak tanınan ve yarım asır yarış anlattıktan sonra (Okay-Serra, daha 40 küsur yılınız var) geçen yıl emekli olan Murray Walker'ın bir lafıydı: "F1'in tepesi, ikiden fazla takım için küçüktür!"

Bu sezon, Walker'ı haklı çıkarıyor. Williams'la Ferrari bu yılın başa güreşen takımıyken, McLaren'i maalesef daha 3. yarış sonunda saf dışı bırakıyorum. 3. yarış sonunda pilotlar lideri Schumi 26 puandayken, McLaren'in şampiyonluk adayı (!) Coulthard sadece 4 puan alabildi. Ama alışılagelmiş şekilde, DC'ye giydirmeyi sezonun ilerleyen günlerine bırakıyorum... Çünkü İskoç pilot henüz istikrar (özellikle denge konusunda) kazanamamış bir arabayla boğuşmakta ve bitirdiği ilk yarışta podyuma çıkmayı başardı. Allah sabır versin, David de dahil hepimize.

Takımın yeni ismi Kimi Raikkonen ise sanki hiç de yeni değilmiş gibi yarışıyor. Hakkinen'in kulakları çınlasın, "If you want to win, get the Finn" demişti Ron Dennis'e. Ne de güzel söylemiş.

Bu takımın düşüşünü görmek acıtıyor doğrusu. Ama yine de onlar için en azından üçüncülüğün garanti olduğu tasasız bir yıl değil. Renault gözünü bizimkilerin yerine dikmiş durumda. Interlagos'taki vaziyet de bu mücadelenin de bayağı çekişmeli geçebileceğini gösteriyor.

Renault

Sezona Toyota'yla beraber en etkileyici girişi yapan orta sıra takımlarından birisi. Malezya'da Button'un son turda kaybettiği üçüncülük ve Brezilya'da Trulli'nin kaybettiği beşincilik de var. Demek ki dayanıklılık sorunuyla uğraşmak gerekecek. Hedef olarak McLaren'i geçmeyi belirlemişler ama Renault motorunun bu sene o seviyeye gelebileceğini sanmıyorum. Sezon sonundaki yerleri, pistte kalmayı başarabilmelerine bağlı gibi.

Trulli pistlerin en şanssız pilotlarından birisi. Oldukça yetenekli olmasına rağmen hemen her sezon kendinden bahsettirecek bir yarışın sonunu getiremediği oluyor. Kurşun döktürmesini tavsiye edelim.

Button ise geçen sezon yaşadığı tutukluğu atmış ve 2000 yılında hatırladığımız görüntüsüne kavuşmuş izlenimi veriyor. Belki de altındaki arabadan daha memnun olduğu içindir. Ya da kimbilir, Sir Williams'a kendisini hatırlatmak istemiştir.

Jaguar

Avustralya'daki karambolden kaçabilmiş olmanın yüzü suyu hürmetine aldıkları 3 puanla şimdilik beşinciler ama bu yerleri pek garanti değil. Sauber'la aynı puandalar ve İsviçreli takım henüz orta sıralardaki ağırlığını hissettirmiş değil. Araba dayanıklı, buna itiraz yok ama biraz daha hızlı olsa daha iyi olmaz mı? Brezilya'da elde ettikleri en iyi sıralama dereceleri belki bunun için biraz daha umutlanmalarını sağlayabilir.

Irvine sezonu, tecrübesine arabasının dayanıklılığını ekleyerek, yukarıdaki arabaların başına gelebilecek aksiliklerden doğabilecek puanları kovalayarak geçirecek. De la Rosa için şimdilik söyleyecek birşeyim yok.

Sauber

Yukarıda da dediğim gibi, Jag'la puanlar aynı ama Sauber bu puanı 5. ve 6. olarak topladığı için şimdilik sıralamada koca kedinin altındalar. Bu durumun çok süreceğini sanmıyorum çünkü Sauber henüz Jaguarlar kadar yarış bitiremedi. Bu durumun düzeltilmesi halinde mavi takım tırmanmaya başlar. Görünen o ki, geçen sene elde edilen dördüncülük için Renault şimdilik ağır basıyor ama bu takımın Toyota ve belki de Jaguar'ı geride bırakıp 5. olma şansı oldukça yüksek.

Heidfeld giderek saygı duyulan bir pilot olmaya doğru ilerliyor. Bu sezon da geçen sezonki performansını sürdürürse, gelecek sezon için yeniden McLaren'in kartları arasına girer. Ama Raikkonen-Heidfeld'li bir McLaren'in Ferrari ve Williams karşısında şansı çok olmaz gibi geliyor bana.

Peter Sauber, yeni avı Felipe Massa için "Senna'nın potansiyeline sahip" gibisinden okkalı bir laf etti. Aslında Massa'nın kumaşı hiç de fena görünmüyor ama onun bir Senna olup olamayacağını söylemek için erkendir herhalde, değil mi?

Minardi
2000 yılında, hatta abartıyorum, 2001 Mart başında birisi "Minardi takımlar sıralamasında yedinci durumda" dese, ya bir tarafımızla güler, ya da bize bu kadar F1'den bîhaber cühelâ muamelesi yapan gafilin boğazına sarılırdık. Takım, Avustralyalı işadamı Paul Stoddart'ın emrine girmesiyle, sürünmekten emeklemeye terfi etmeye aday oldu. Ama üzgünüm ki pilotlar bu takımı çok yukarıya taşıyabilecek durumda sayılmaz. Şimdilik 2 puanları var, acaba F1'de mucizeler ne kadar sıklıkla olur?

Webber daha ilk yarışında kendi evinde 2 puan alarak efsaneler (!) arasına girdi bile ama daha fazlasına gücü yeter mi bilmiyorum. Aslında fena görünmüyor, olmazsa daha sert eleştirmek için bir kaç yarış daha bekleyelim.

Yoong'dan ise nedense hiç ümidim yok. İki yarıştır kendisini sollayan ya da tur bindiren masumların canını yakıyor. F1'deki ömrü, sponsorlarının para musluklarıyla direkt ötesi bağlantılı.

Toyota

"Sezonun en tatlı sürprizlerinden birisi" desem bana kızmazsınız heralde. Yarışlardan önce sürekli "%107'ye girsek daha ne isteriz?" diyorlar ama icraat hiç de öyle değil. Belli ki takım 2001 boyunca oldukça sıkı çalışmış. Üçüncü yarışta ikinci puan ve gidişatları büyük ihtimalle daha iyiye olacak. Heralde Japonya'da bu aralar Toyota sahipleri ve çalışanları, Honda'cılarla bayağı dalga geçiyorlardır. Belki de geçmiyorlardır.

Salo, F1'in en sessiz ve derinden giden pilotlarından, Schumi'nin ayağını kırdığı yıl (1999) Ferrari'de yarışmış ve Irvine yol vermese yarış bile kazanmış olacaktı (yoksa kazanmış mıydı?!) Geçen sene boyunca da sıfırdan bir takım yaratan Toyota'nın belli ki en önemli isimlerinden birisi olmuş. Umarım daha iyi yerlerde de olur.

McNish ise yıllarca vuslatı bekler bir şekilde beklediği F1 direksiyonuna 32 yaşında geçmiş olmanın mutluluğuyla, şimdilik suya sabuna dokunmadan takılıyor. Yine de Brezilya serbest antremanlardaki üçüncülüğünü belirtmeden geçmeyelim.

BAR ve Jordan

Sütkardeşler sezona "felaket ötesi" başladılar. Honda motoru şimdilik üsttekilerle rekabet edebilecek hâlde değil. Bir aralar sezon sonunda iki takımdan birini seçme ihtimallerinden bahseden Japonların, durum böyle giderse, seçme yapmalarına gerek kalmayacak! Yukarılarda bir yerlerde heyecanlı bir sürü mücadele varken, Jordan ve BAR'ı adam gibi izlemedik bile.

Fisichella bu sezon yanlış yerdeki adam. Trulli'nin yerinde olabilirdi. Bir türlü mücevher haline gelemeyen bir cevher daha. Hiçbirşey olmazsa bile takım arkadaşı çarpıyor adamcağıza! Ehheheheheh.

İlk 2 yarış sonunda Sato için "Eddie Jordan'ın Honda'ya şirin görünmek için bir manevrası" şeklindeki görüşüm güçlenmişti ama Brezilya'da bir "Hmmmm" çektim. İlk viraj sonunda 3'te 1 ile oynadı. Gözüpek olduğu belli ama biraz dizginlemek gerekecek.

JV ve Panis içinse söyleyecek bir şeyim yok. Binmişler bir alâmete, gidiyorlar kıyâmete!

Arrows

Ben ne yazayım şimdi bunlar için?.. Amaçsız bir takım ve giderek daha da batıyorlar. Brezilya'da her iki araç da arka kanat sorunlarıyla dışarıda kaldılar. Ben Frentzen'e üzülürüm. Kendisi bir zamanlar gizli favorilerimdendi, şimdiyse favorilik derecesini tanımlayacak kelime bulamıyorum. "Mucizevi" diyebilir miyim ki?

Bernoldi ise geçen sezon Monaco'da DC'ye yaptığını, bu sene de Malezya'da Schumi'ye yapacaktı... Hatta onu sollayarak yılın ilk şoklarından birisini de vermişti ama biri DC, biri Schumi; biri Monaco, biri Sepang.


Yeter mi bu kadar? Heralde beni bir süre rahat bırakırsınız. Ah bir havaya girebilsem, ayrıntılı bir F1 sözlüğü ve arabaların aerodinamik yapıları üzerine bir yazı, Ekim ayından beri yazılmayı bekliyor.

Herkese bir sürü sevgi.


SCHUMİ KALDIĞI YERDEN...

(4 Mart 2002, Pazartesi)

Ekim ayından beri kulaklarımızdan motor gürültüsü eksik kalmıştı ama artık hasret bitti. Herkese merhabalar.

Takvimin gece uykumuza en fazla garezi olan üç yarışından ilki olan Avustralya GP'si, ilk 10 dakikası hariç pek de uykudan kalkmaya (ya da benim gibi heyecandan uyumamaya) değer bir görüntü veremedi. Yıl sonundaki "yılın en ilginç görüntüleri" türü spor programlarına banko girecek bir ilk viraj kazası izledik. Bu kazada bana göre hata tamamen Barrichello'nundu. Çok daha iyi start alan Ralf'i önce sola, sonra da sağa kırarak engellemeye çalıştı ve sonunda ikisinin de dışarıda kalmasına sebep oldu.

Ferrari (ilk virajdan itibaren Schumi), 2001 model olduğunu iddia ettiği arabayla yarışın başında biraz bocalasa da, sonradan Montoya'ya yarış başındaki geçişin hesabını sorarak yarışın kalanına ağırlığını koydu ve sekiz pilotun bitirdiği yarışı "Bitse de gitsek" havasında izletti. İtiraf edeyim ki Schumi ve Montoya'yı izlerken "yarışları sadece bu ikisi yapsa ne zevkli olur" diye düşünmekten kendimi alamadım.

Önce biraz Ferrari'den bahsedelim... Bana göre kırmızı takım, bu sezonun da en büyük favorisi olduğunu daha Cuma gününden ortaya koymuştu. Kimi dostlarım Cuma günü yapılan serbest antremanlar ve Cumartesi günkü sıralama turlarında Ferrari