12
dev adam için genel değerlendirme
Basketbolun
anavatanındaki Dünya Şampiyonası'na, tarihimizde ilk defa
ve Avrupa ikincisi unvanıyla katılmanın haklı gururuyla ve
beklentiler içinde gittik.
İlk turdaki
iki şok yenilginin etkisini ikinci turda da üzerimizden atamayınca,
normalde başa baş oynadığımız iki rakibimizden açık fark yiyerek
hezimete uğradık ve klasman maçları sonucunda dokuzunculukla
şampiyonayı noktaladık.
Yakın
geçmişte katılmayı hayal bile edemediğimiz dünya şampiyonasında
elde edilen bu sonuç bir tarafta, "bu kadroyla daha
iyisi yapılabilirdi" savı diğer tarafta. "Başarı-başarısızlık
nedir?" ikilemine takılmayacağım. Şahsen, sorunların
kaynağında yatan "kök nedenleri" bulmanın
daha önemli olduğuna inanıyor ve genel bir değerlendirme yapmayı
arzuluyorum.
NE ZİHİNSEL DAYANIKLILIK,
NE DE TAKIM KİMYASI
Şampiyonada
beklenmedik sonuçlar alınca, birtakım gerçeklerle yüz yüze
geldik. Oyuncularımız bir takım gibi oynamıyordu sahada. Motivasyon
eksikliği vardı, yardımlaşma yoktu. Bireysel olarak öne çıkma
arayışları açıkça göze çarpıyordu.
Dünya
çapında rekabet edebilmek için gerekli olan sert ve yardımlaşmalı
savunma yapamadık. Hücumda da klasik setlerle çakılı oyundan
kurtulamadık; hareketli, bol katlı ve paslı oyuna kendimizi
bir türlü alıştıramadık. Elimizde birbirinden iyi skorerler
olmasına karşın, gerekli setleri oluşturup onları kullanamadık.
Zorlama şutlarla başarısız olup yıpranmalarına seyirci kaldık.
Tekrarlaya
tekrarlaya temcit pilavına çevirdiğimiz klasik ve kronik hastalığımızdan
kurtulamadık, akla hayale gelmeyecek top kayıpları yaptık.
Galip gelinen Angola maçının ilk periyodunda tamı tamına
8 ve Rusya maçının genelinde 20 top kaybına, bu
maçlarda elde edilen galibiyetlere rağmen dikkat çekmekte
fayda görüyorum.
Kadromuzun
yapısı, ağırlıklı olarak hücumu seven ve bu yönü ağır basan
oyunculardan oluşuyordu. Bu özelliği ne yazık ki lehimize
kullanamadık, hücumculara bir türlü savunma yaptıramadık.
Güvendiğimiz hücumcular skora katkı yapamayıp savunmada da
rakipleri durduramayınca, mağlubiyetler kaçınılmaz oldu. Porto
Riko maçında Ayuso, Brezilya maçında Machado, Yugoslavya
maçında Stojakovic örnekleri ortada.
Savunma
kurgusu bir türlü oturtulamadı. Adam adamadan alan savunmasına
geçişte sorunlar yaşandı. Pota altından kolay sayılar engellenemedi.
Bazı maçlarda rakipler elini kolunu sallaya sallaya potamızın
dibine kadar girip sayı attı.
Takımın
lideri belirlenmeden maçlara çıkıldı ve saha içinde lider
olarak birden fazla oyuncu öne çıkmak isteyince takım içi
uyum ortadan kalktı. Kaptan Harun'un ilk beşte düşünülmediği
takımda, gerek yaşı ve kariyeri, gerekse deneyimi bakımından
diğerlerine göre önde olan İbrahim Kutluay bu göreve soyundurulabilir
ve böylelikle daha da motive olması sağlanabilirdi.
Teknik
heyetimiz, oyuna müdahalelerde çoğunlukla geç kaldı. Rakip
takımların özelliklerinin iyi analiz edilmediği, yaşanan savunma
zaaflarıyla ortaya çıktı. İlk beş üzerinde şiddetle ısrar
edildi, oyuncu değişimleri ancak mecbur kalındığında yapıldı.
Kenarda bekleyen ve savunma özelliği kuvvetli olan Haluk Yıldırım,
Ömer Onan gibi oyunculardan yeterince yararlanılmadı. Oyuna
ağırlığını koymuş oyuncular, küçük hataları üzerine cezalandırılırcasına
kenara alındı ve orada unutuldu. Burada, Porto Riko maçında
Kaya, Brezilya maçında Harun ve İspanya maçında Mehmet
Okur örneklerini vermek uygun olur kanımca.
12
DEV ADAM'IN BİREYSEL PERFORMANSLARI
Kerem
Tunçeri: Son Avrupa Şampiyonası'ndaki formsuzluğundan
sonra, süratle toparlanmasını ve 1999 Avrupa Şampiyonası'nda
yıldızlaştığı oyununu tekrarlamasını beklerken, Angola maçı
haricinde, son Eurobasket'tekini aratır bir performans sergiledi.
Takımı saha içinde organize edemedi, acele ve zorlama şut
seçimleri yapınca skora katkı sağlayamadı. Savunmada da etkisiz
gözüktü. Talihsiz sakatlığı üzücüydü. İyileşir iyileşmez,
öncelikle "oynatan oyun kurucu" mentalitesine
dönüş yapması gerekiyor.
Hakan
Köseoğlu: Kerem'in ardında fazla oynama şansı
bulamadı. Onun sakatlığından sonra ilk beş başladığı maçlarda
da heyecanı ve deneyimsizliği göze çarptı. Hücumda iyi top
dağıtması olumluydu ancak skora katkı yapamayınca oyunda kalamadı.
Hücum yönünü mutlaka geliştirmesinin gerekliliği ortaya çıktı.
İbrahim
Kutluay:
Bu şampiyona, ondan büyük beklentiler içinde olanlar için
hayal kırıklığıyla geçti. Rakiplerin sert savunması karşısında
bekleneni veremedi, savunmada da etkili olamadı. Burnunun
kırılmasının psikolojik etkilerini üzerinden atamamış göründü.
Harun
Erdenay:
Kaptan, hücumda verilen görevi yapmasına karşın savunmayı
sevmediğini bir kere daha gösterdi. Rusya maçının son periyodunda
yaptığı savunmayı keşke tüm maçlarda ortaya koyabilseydi.
Oyun kurucu pozisyonunda görev aldığında yerini yadırgamadı,
kritik anlarda tecrübesiyle topu kullandı, sorumluluktan kaçmadı.
Skora elinden geldiğince katkı yaptı.
Ömer
Onan:
Sadece savunma ağırlıklı olarak düşünüldüğü için fazla şans
bulamadı. İspanya ve Yugoslavya maçlarında sahaya sürüldüğünde
iş işten geçmişti. Süratiyle topu rakip sahaya çabuk taşıyarak
baskı altında takımı rahatlattı. Onun "hızlı hücuma
çabuk çıkma" ve "cezalandırıcı boş üçlükleri
kullanma" özelliklerinden yeterince yararlanılamadığını
düşünüyorum. Bunda, sezonun çoğunu Efes Pilsen'de kenarda
oturarak geçirmesinin etkisi yadsınamaz.
Hidayet
Türkoğlu:
NBA'deki yıldızımız, hayal kırıklığı yaratan bir başka isimdi.
Takım içi uyum sorunlarında ön planda gösterildi. Takımın
skor gücüne liderlik etmek isteyince gereksiz zorlamalar yaptı
ve etkili olamadı. Hücumdaki etkisizliğine rakip takımın en
etkili oyuncusunu savunmanın (Brezilya-Machado, Yugoslavya-Stojakovic
ve Bodiroga) yoruculuğu da eklenince performansı düştü.
Oyun kurucu pozisyonunda da görev aldı ve özellikle son maçlarda
başarılı göründü. Bunda, öncelikle oynatmayı düşünmesinin
de payı vardı.
Haluk
Yıldırım:
Takımın gerçek askerlerinden olduğunu gösterdi. Görev verildiği
anda varını yoğunu ortaya koydu. Takımın savunma direncini
artırdı, yardımlaşmayı sağladı. Hücumda da kritik anlarda
üçlüklerini attı. Çin ve Rusya galibiyetlerinde büyük pay
sahibiydi.
Mirsad
Türkcan:
Skorda ve ribauntlarda takımı sırtlayan isimdi. Üç sayılık
atışlarda yüksek isabet yüzdesiyle oynadı. Arkadaşları ona
ayak uyduramayınca yalnız kaldı. Üstün gayreti olumluydu ancak
kontrolden çıkan hırsının takıma zarar verebileceği Brezilya
maçında görüldü. Brezilya kenar yönetimiyle gereksiz yere
dalaşması, rakip için itici güç oldu. Ondan beklentimiz, sinirlerini
kontrol edip enerjisini arkadaşlarını motive etmeye harcaması.
"Sinirlerini aldır Mirsad!" diyeceği geliyor
insanın.
Mehmet
Okur:
Kötü başladığı şampiyonada sonradan toparlandı. İspanya maçında
hücumda çok etkiliyken oyundan alınmasını anlamak mümkün değildi.
İkinci turda istikrarlı bir görüntü çizdi. Çin karşısında
Yao Ming ve Bateer'i savunmada zorlandı. NBA'de başarılı olabilmesi
ve bunu Milli Takım'a yansıtabilmesi için savunmasını sertleştirmesi
şart.
Hüseyin
Beşok:
Şampiyona öncesi geçirdiği sakatlık, fiziksel olarak eksik
kalmasını yanı sıra zihinsel olarak da onu etkiledi. Şampiyonaya
hiç konsantre olamadı. Bitkin, mecalsiz bir görüntü verdi.
Adeta, "dizlerinde derman kalmamıştı". Lübnan
karşısında kısa sürede gösterdiği performans bir umut ışığı
yaksa da, kalıcı olamadı. Rakip pivotları savunmada yetersiz
kaldı. Çin maçında hücumdaki görüntüsü olumluydu.
Asım
Pars:
Sert savunması ve mücadeleci özelliğiyle Brezilya karşısında
ilk beşte yer buldu. Ancak bu şansı iyi kullanamadı. Erken
faul problemine girdi, basit top kayıpları ve yürüme hataları
yaptı. Özellikle, artık neredeyse kronikleşen yürüme hataları
onun hücum performansını sıfıra indiriyor. Tofaş'ta 4 numarada
oynamış ve ondan önceki Ülker döneminde hücum etkinliğiyle
öne çıkmış Asım'da bu düşüşü görmek üzücü. 4 numara oynamış
olmayı avantaja dönüştürüp hücum özelliklerini artırması gerekiyor.
Kaya
Peker:
Takımın cengâveri, yürekli savaşçısı. Genç yaşına ve deneyim
eksikliğine rağmen sahaya çıktığı andan itibaren canını dişine
takarak mücadele etti. Porto Riko maçında kurt oyuncu Ortiz'i
yaptığı savunmayla sahadan sildi. Pota altı savunmasında yaşanan
rahatsızlıkların ilacı oldu. Kritik savunma ve hücum ribaundları
aldı. Hücumda çok yetersiz kalması, en büyük eksikliği. Ne
olursa olsun, cesareti, mücadelesi ve özverisiyle Kaya hepimizin
takdirini kazandı.
12 Dev
Adam için Indianapolis, iyisiyle kötüsüyle geride kaldı. Hatalardan
gerekli dersleri çıkarıp Avrupa Şampiyonası hedefine kilitlenme
zamanı artık.
egollu@hotmail.com