VGM HOME PAGE
by Bedri Özgür...
powered by Sinan Sarıcı


NBA PANORAMA
by Alim Karasu

ROOKIEWATCH
by Ali Umut Yorulmaz...
powered by Emre Afşar & Ferhat Şoför.

BATUG.COM FORUM
by Murat Yüce... Gir, takıl.

2 RESİM arasındaki 7 FARK
by Ercan GÜLTEKİN

VOTW (visitor of the week)

POWER RANKINGS
by Mete ACAR... Haftalık.


NBA TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ

NBA WALLPAPERS

SALARY CAP

TRANSITION
NBA'den haberler...

O DEDİ, BU KODU!
Takas / transfer geyikleri...

WASSUP

ENCORE
Haftanın lafı, gafı ve safı... İlaveten, sürpriz yazılar!

KNICKS TARİHİNDEN
Son 10 yıldaki yanlış takaslar


COURTSIDE
Emre GÖLLÜ'den Indy '02 / Milli Takım review

12 dev adam için genel değerlendirme

Basketbolun anavatanındaki Dünya Şampiyonası'na, tarihimizde ilk defa ve Avrupa ikincisi unvanıyla katılmanın haklı gururuyla ve beklentiler içinde gittik.

İlk turdaki iki şok yenilginin etkisini ikinci turda da üzerimizden atamayınca, normalde başa baş oynadığımız iki rakibimizden açık fark yiyerek hezimete uğradık ve klasman maçları sonucunda dokuzunculukla şampiyonayı noktaladık.

Yakın geçmişte katılmayı hayal bile edemediğimiz dünya şampiyonasında elde edilen bu sonuç bir tarafta, "bu kadroyla daha iyisi yapılabilirdi" savı diğer tarafta. "Başarı-başarısızlık nedir?" ikilemine takılmayacağım. Şahsen, sorunların kaynağında yatan "kök nedenleri" bulmanın daha önemli olduğuna inanıyor ve genel bir değerlendirme yapmayı arzuluyorum.

NE ZİHİNSEL DAYANIKLILIK, NE DE TAKIM KİMYASI

Şampiyonada beklenmedik sonuçlar alınca, birtakım gerçeklerle yüz yüze geldik. Oyuncularımız bir takım gibi oynamıyordu sahada. Motivasyon eksikliği vardı, yardımlaşma yoktu. Bireysel olarak öne çıkma arayışları açıkça göze çarpıyordu.

Dünya çapında rekabet edebilmek için gerekli olan sert ve yardımlaşmalı savunma yapamadık. Hücumda da klasik setlerle çakılı oyundan kurtulamadık; hareketli, bol katlı ve paslı oyuna kendimizi bir türlü alıştıramadık. Elimizde birbirinden iyi skorerler olmasına karşın, gerekli setleri oluşturup onları kullanamadık. Zorlama şutlarla başarısız olup yıpranmalarına seyirci kaldık.

Tekrarlaya tekrarlaya temcit pilavına çevirdiğimiz klasik ve kronik hastalığımızdan kurtulamadık, akla hayale gelmeyecek top kayıpları yaptık. Galip gelinen Angola maçının ilk periyodunda tamı tamına 8 ve Rusya maçının genelinde 20 top kaybına, bu maçlarda elde edilen galibiyetlere rağmen dikkat çekmekte fayda görüyorum.

Kadromuzun yapısı, ağırlıklı olarak hücumu seven ve bu yönü ağır basan oyunculardan oluşuyordu. Bu özelliği ne yazık ki lehimize kullanamadık, hücumculara bir türlü savunma yaptıramadık. Güvendiğimiz hücumcular skora katkı yapamayıp savunmada da rakipleri durduramayınca, mağlubiyetler kaçınılmaz oldu. Porto Riko maçında Ayuso, Brezilya maçında Machado, Yugoslavya maçında Stojakovic örnekleri ortada.

Savunma kurgusu bir türlü oturtulamadı. Adam adamadan alan savunmasına geçişte sorunlar yaşandı. Pota altından kolay sayılar engellenemedi. Bazı maçlarda rakipler elini kolunu sallaya sallaya potamızın dibine kadar girip sayı attı.

Takımın lideri belirlenmeden maçlara çıkıldı ve saha içinde lider olarak birden fazla oyuncu öne çıkmak isteyince takım içi uyum ortadan kalktı. Kaptan Harun'un ilk beşte düşünülmediği takımda, gerek yaşı ve kariyeri, gerekse deneyimi bakımından diğerlerine göre önde olan İbrahim Kutluay bu göreve soyundurulabilir ve böylelikle daha da motive olması sağlanabilirdi.

Teknik heyetimiz, oyuna müdahalelerde çoğunlukla geç kaldı. Rakip takımların özelliklerinin iyi analiz edilmediği, yaşanan savunma zaaflarıyla ortaya çıktı. İlk beş üzerinde şiddetle ısrar edildi, oyuncu değişimleri ancak mecbur kalındığında yapıldı. Kenarda bekleyen ve savunma özelliği kuvvetli olan Haluk Yıldırım, Ömer Onan gibi oyunculardan yeterince yararlanılmadı. Oyuna ağırlığını koymuş oyuncular, küçük hataları üzerine cezalandırılırcasına kenara alındı ve orada unutuldu. Burada, Porto Riko maçında Kaya, Brezilya maçında Harun ve İspanya maçında Mehmet Okur örneklerini vermek uygun olur kanımca.

12 DEV ADAM'IN BİREYSEL PERFORMANSLARI

Kerem Tunçeri: Son Avrupa Şampiyonası'ndaki formsuzluğundan sonra, süratle toparlanmasını ve 1999 Avrupa Şampiyonası'nda yıldızlaştığı oyununu tekrarlamasını beklerken, Angola maçı haricinde, son Eurobasket'tekini aratır bir performans sergiledi. Takımı saha içinde organize edemedi, acele ve zorlama şut seçimleri yapınca skora katkı sağlayamadı. Savunmada da etkisiz gözüktü. Talihsiz sakatlığı üzücüydü. İyileşir iyileşmez, öncelikle "oynatan oyun kurucu" mentalitesine dönüş yapması gerekiyor.

Hakan Köseoğlu: Kerem'in ardında fazla oynama şansı bulamadı. Onun sakatlığından sonra ilk beş başladığı maçlarda da heyecanı ve deneyimsizliği göze çarptı. Hücumda iyi top dağıtması olumluydu ancak skora katkı yapamayınca oyunda kalamadı. Hücum yönünü mutlaka geliştirmesinin gerekliliği ortaya çıktı.

İbrahim Kutluay: Bu şampiyona, ondan büyük beklentiler içinde olanlar için hayal kırıklığıyla geçti. Rakiplerin sert savunması karşısında bekleneni veremedi, savunmada da etkili olamadı. Burnunun kırılmasının psikolojik etkilerini üzerinden atamamış göründü.

Harun Erdenay: Kaptan, hücumda verilen görevi yapmasına karşın savunmayı sevmediğini bir kere daha gösterdi. Rusya maçının son periyodunda yaptığı savunmayı keşke tüm maçlarda ortaya koyabilseydi. Oyun kurucu pozisyonunda görev aldığında yerini yadırgamadı, kritik anlarda tecrübesiyle topu kullandı, sorumluluktan kaçmadı. Skora elinden geldiğince katkı yaptı.

Ömer Onan: Sadece savunma ağırlıklı olarak düşünüldüğü için fazla şans bulamadı. İspanya ve Yugoslavya maçlarında sahaya sürüldüğünde iş işten geçmişti. Süratiyle topu rakip sahaya çabuk taşıyarak baskı altında takımı rahatlattı. Onun "hızlı hücuma çabuk çıkma" ve "cezalandırıcı boş üçlükleri kullanma" özelliklerinden yeterince yararlanılamadığını düşünüyorum. Bunda, sezonun çoğunu Efes Pilsen'de kenarda oturarak geçirmesinin etkisi yadsınamaz.

Hidayet Türkoğlu: NBA'deki yıldızımız, hayal kırıklığı yaratan bir başka isimdi. Takım içi uyum sorunlarında ön planda gösterildi. Takımın skor gücüne liderlik etmek isteyince gereksiz zorlamalar yaptı ve etkili olamadı. Hücumdaki etkisizliğine rakip takımın en etkili oyuncusunu savunmanın (Brezilya-Machado, Yugoslavya-Stojakovic ve Bodiroga) yoruculuğu da eklenince performansı düştü. Oyun kurucu pozisyonunda da görev aldı ve özellikle son maçlarda başarılı göründü. Bunda, öncelikle oynatmayı düşünmesinin de payı vardı.

Haluk Yıldırım: Takımın gerçek askerlerinden olduğunu gösterdi. Görev verildiği anda varını yoğunu ortaya koydu. Takımın savunma direncini artırdı, yardımlaşmayı sağladı. Hücumda da kritik anlarda üçlüklerini attı. Çin ve Rusya galibiyetlerinde büyük pay sahibiydi.

Mirsad Türkcan: Skorda ve ribauntlarda takımı sırtlayan isimdi. Üç sayılık atışlarda yüksek isabet yüzdesiyle oynadı. Arkadaşları ona ayak uyduramayınca yalnız kaldı. Üstün gayreti olumluydu ancak kontrolden çıkan hırsının takıma zarar verebileceği Brezilya maçında görüldü. Brezilya kenar yönetimiyle gereksiz yere dalaşması, rakip için itici güç oldu. Ondan beklentimiz, sinirlerini kontrol edip enerjisini arkadaşlarını motive etmeye harcaması. "Sinirlerini aldır Mirsad!" diyeceği geliyor insanın.

Mehmet Okur: Kötü başladığı şampiyonada sonradan toparlandı. İspanya maçında hücumda çok etkiliyken oyundan alınmasını anlamak mümkün değildi. İkinci turda istikrarlı bir görüntü çizdi. Çin karşısında Yao Ming ve Bateer'i savunmada zorlandı. NBA'de başarılı olabilmesi ve bunu Milli Takım'a yansıtabilmesi için savunmasını sertleştirmesi şart.

Hüseyin Beşok: Şampiyona öncesi geçirdiği sakatlık, fiziksel olarak eksik kalmasını yanı sıra zihinsel olarak da onu etkiledi. Şampiyonaya hiç konsantre olamadı. Bitkin, mecalsiz bir görüntü verdi. Adeta, "dizlerinde derman kalmamıştı". Lübnan karşısında kısa sürede gösterdiği performans bir umut ışığı yaksa da, kalıcı olamadı. Rakip pivotları savunmada yetersiz kaldı. Çin maçında hücumdaki görüntüsü olumluydu.

Asım Pars: Sert savunması ve mücadeleci özelliğiyle Brezilya karşısında ilk beşte yer buldu. Ancak bu şansı iyi kullanamadı. Erken faul problemine girdi, basit top kayıpları ve yürüme hataları yaptı. Özellikle, artık neredeyse kronikleşen yürüme hataları onun hücum performansını sıfıra indiriyor. Tofaş'ta 4 numarada oynamış ve ondan önceki Ülker döneminde hücum etkinliğiyle öne çıkmış Asım'da bu düşüşü görmek üzücü. 4 numara oynamış olmayı avantaja dönüştürüp hücum özelliklerini artırması gerekiyor.

Kaya Peker: Takımın cengâveri, yürekli savaşçısı. Genç yaşına ve deneyim eksikliğine rağmen sahaya çıktığı andan itibaren canını dişine takarak mücadele etti. Porto Riko maçında kurt oyuncu Ortiz'i yaptığı savunmayla sahadan sildi. Pota altı savunmasında yaşanan rahatsızlıkların ilacı oldu. Kritik savunma ve hücum ribaundları aldı. Hücumda çok yetersiz kalması, en büyük eksikliği. Ne olursa olsun, cesareti, mücadelesi ve özverisiyle Kaya hepimizin takdirini kazandı.

12 Dev Adam için Indianapolis, iyisiyle kötüsüyle geride kaldı. Hatalardan gerekli dersleri çıkarıp Avrupa Şampiyonası hedefine kilitlenme zamanı artık.

egollu@hotmail.com