İki
günde iki şok!
Selam sevgili okuyucular yeni bir Indianapolis '02 yazısında
daha berberiz. (batuğ'un notu: Bu imlâ hatasını bilerek
düzeltmedim çünkü çok komik! Oğlum Serkan, berber değiliz, yorumcuyuz:)
Bugün ABD'nin Yugoslavya hezimetini anlatmak istiyorum.
Saat 4'ü
gösterdiğinde, zevkli geçeceğine inandığım ve öyle de olan
maçı izlemek için ekran başına dikildim. Maçın başında Yugolar
Divac'ın tecrübesinin ve iyi oyununun yardımı ile pota altında
sayılar bularak 9-0 öne geçti. Sonra ABD toparlansa bile,
ilk periyod Yugoslavya'nın üstünlüğü ile sona erdi. Aynı şekilde
2. periyot da öyle geçti. Ama 3. periyodda sahada çok iyi
bir ABD vardı... Pierce ve Baron Davis'in etkili oyunları
ile bir anda öne geçip farkı açmaya başladılar. Ama Yugoslavlar
oyunu bırakmadılar, yine de fark 10 sayılarda dolanıyordu.
Son periyodun son 3 dakikasında Yugolar oyunun kontrolünü
eline geçirdi ve Gurovic'in 56 saniye kala soktuğu üçlükle
Yugoslavya'nın serisi 18-4 oldu. Andre Miller aynı şekilde
cevap verdi ve Jaric de maçın kalanında atacağı dört serbest
atışın ikisini soktu. Jaric, kalan ikisini Reggie Miller'ın
basketinden sonra sayıya çevirdi ve Yugoslavya 3 sayılık farkı
korudu. Molası kalmayan ve 13 saniye hücum süresi olan ABD'de
son topu Andre Miller kullandı ve üçlük kısa düşünce Yugoslavya
maçı kazandı.
Yugoslavya
gerçekten buna inanmıştı ve pota altında kurt Divac'ı da çok
iyi kullanınca sonuca ulaştılar. Bu şampiyonada Vujanic, ön
plana çıkan ve dikkat çeken oyunculardan biri oldu. Ayrıca
bu maçta Divac, Gurovic ve Stoajkovic de çok etkili oynadılar.
Zaman zaman eleştirilen Jaric ise 3 top çalması ve en kritik
dört serbest atışın hepsini sayıya çevirmesiyle, tarihi galibiyette
ciddi pay sahibi oyunculardan biri oldu. Yugoslavya zaten,
şampiyona başındaki sürpriz mağlubiyetlerden sonra Türk milli
takımının düştüğü hataya düşmüş olduğunu farketmiş ve bireysel
bakıldığında turnuvanın en güçlülerinden olarak görünen kadro,
takım oyunu oynamaya başlamıştı. Yugolar istedikleri zaman
bir takım olabiliyorlar, meselâ bir gün önce Bodiroga, Stojakovic'e
ayakkabı atıyor, ertesi gün ise saha da en iyi dost oluyorlar.
ABD'de
en büyük hata, George Karl'ın, çok iyi oynadığı zamanlarda
Baron Davis'i oyundan almasıydı, bence bu, maçın dönüm noktası
oldu. Dün A. Miller, Pierce ve Finley etkili oynadı. Ama sonuçta
ABD de takım olamadığı için maçları kaybetti. Zaten bu yüzden,
üç kişi dışında diğer oyuncuların sayı ortalamaları 10'un
üzerinde değil. E bu durumda o üç kişinin 50 küsur sayı üretmesi
yahut bireysel oynayan bir kişinin 35 atması lâzım ki ABD
maç kazanabilsin. Bu da olmayınca, Team USA çöktü.
Son iki maçta gördük ki, ABD pota altında sorunlar yaşıyor.
Ben Wallace, Jermaine O'Neal, Brand gibi oyuncular, yeterli
süre alamayınca ve alışmadıkları gardlarla oynamak durumunda
kalınca, NBA'deki performanslarını buraya yansıtamadılar.
Artık
Avrupa, NBA basketboluna gittikçe yaklaşıyor. Son yıllarda
NBA'e giden ve başarılı olan uluslararası oyuncular, son draftte
seçilen 14 yabancı çaylak, bunun kanıtları. Ayrıca ABD buraya
toplama bir takımla geldi. Meselâ kadrosunda önemli bir yabancı
bulunmayan playoff takımlarından birini aynen getirseler,
inanın ki daha başarılı olurlardı. Ama bu gidişle Avrupa basketbolu
da batacak diye düşünüyorum çünkü bütün kabiliyetli iyi oyuncular
NBA'i tercih ediyorlar. 10 yıl sonra bir baktığımızda belki
de bir Yugoslvaya takımının tamamını NBA oyuncusu veya patentli
olduğunu göreceğiz.
Bu yazının
da sonuna geldik. Bir başka Indianapolis '02 yazısında görüşmek
üzere hoşçakalın.
serkan2002tr2002@yahoo.com