Umutlar
çabucak sarardı soldu
Yugoslavya
ile şampiyona öncesindeki hazırlık döneminde Belgrad'daki
turnuvada karşılaşmış ve onları kendi evlerinde mağlup edince
moral bulmuştuk. İkinci turun ölüm-kalım maçına çıkarken de,
bu galibiyete bakarak şansımız olduğuna inanıyorduk.
Yalnız,
sahada kendine inanmayan bir takım vardı maalesef. Oyunu,
mücadeleyi, teknik konuları bir kenara bırakalım. İnanç, azim,
özgüven kavramlarını telaffuz ediyor herkes, ağız birliği
etmişçesine. Kazanmak için önce bu kavramların bileşkesi olan
moral motivasyonu sağlamak gerekliliği ortaya konuluyor.
ABD'ye
karşı tarihi galibiyeti alan Arjantinlilerin açıklamalarına
bakın lütfen. Üstüne basa basa söyledikleri, maça çıkmadan
önce kazanmaya inanmış olmak. ABD'lilerin yakındığı nokta
ise takım olamamak.
Takım
olamayınca ne oluyor, biliyor musunuz? Rakipten kaptığınız
topta dörde bir hızlı hücuma çıkmışken, dört adamdan hangisinin
topu çemberden geçireceğine karar veremiyorsunuz ve iki adamın
zoraki paslaşması sonucu atılan bomboş turnike pervasızca
kaçırılıyor. Ribaunt sayısal üstünlükle doğal olarak alınıyor
ve rakip pota bir daha zorlanıyor. Pota altından sayı yapılamayınca
da elleri armut toplamayıp geriye koşan rakip oyuncular savunma
ribaundunu alıp hemen karşı hızlı hücuma çıkıyor ve sayıyı
potanıza bırakıveriyorlar. "Dimyat'a pirince giderken
evdeki bulgurdan olmak" misali kalakalıyorsunuz.
Dörde
bir yapılan hücumda sayı bulamayan bir takım için daha fazla
ne söylenebilir, gerçekten bilemiyorum. İspanya maçı felâketti,
Angola maçı diriliş dedik ama Yugoslavya karşısında hüsranı
yaşadık. Üç gün içinde 180 derecelik salınımlar, performansımız
tam bir "sinüs eğrisi". İlginç bir istikrarsızlık
örneği oluşturuyoruz herhalde spor literatürü için.
Evet,
motivasyon sadece saç boyatmakla sağlanamıyor. Keşke sağlansaydı
da bu hallere düşmeseydik. Önce, birbirini tanıyacak, birbirine
inanacak ve kenetlenecek takım olmak isteyen oyuncular. İşte
Arjantin, işte İspanya, işte Porto Riko, hatta kimsenin şans
vermediği Yeni Zelanda. Maç öncesinde yaptıkları dansları
sırasında yüzlerinden okunuyor adeta birbirlerine olan inançları
ve güvenleri, birbirleriyle dayanışmaları.
Bizim
takımda ise maalesef bu kavramlardan bir gıdım bile kalmamış.
Bu kadar çabuk mu yitip gidiyor değerler? Nerede sevgi, saygı,
arkadaşlık? Zamanın çarkları gerçekten de çok acımasız.
Olmuşa
çare yok artık. Yaşadığımız bu acı deneyimlerden gerekli dersleri
ivedilikle çıkarmalı ve geleceğe dönük planlarımızı buna göre
yapmalıyız.
Kalan
maçlar derseniz, Türk insanının duygusal yapısını ve önceki
yıllardaki turnuvalardaki sonuçları göz önünde bulundurarak
ümitli olmadığımı söyleyebilirim. Dilerim ki beni mahçup ederler
ve dokuzunculuğu alırlar.
egollu@hotmail.com