VGM HOME PAGE
by Bedri Özgür...
powered by Sinan Sarıcı


NBA PANORAMA
by Alim Karasu

ROOKIEWATCH
by Ali Umut Yorulmaz...
powered by Emre Afşar & Ferhat Şoför.

BATUG.COM FORUM
by Murat Yüce... Gir, takıl.

2 RESİM arasındaki 7 FARK
by Ercan GÜLTEKİN

VOTW (visitor of the week)

POWER RANKINGS
by Mete ACAR... Haftalık.


NBA TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ

NBA WALLPAPERS

SALARY CAP

TRANSITION
NBA'den haberler...

O DEDİ, BU KODU!
Takas / transfer geyikleri...

WASSUP

ENCORE
Haftanın lafı, gafı ve safı... İlaveten, sürpriz yazılar!

KNICKS TARİHİNDEN
Son 10 yıldaki yanlış takaslar


COURTSIDE
Emre GÖLLÜ'den Yugoslavya maçı yorumu

Umutlar çabucak sarardı soldu

Yugoslavya ile şampiyona öncesindeki hazırlık döneminde Belgrad'daki turnuvada karşılaşmış ve onları kendi evlerinde mağlup edince moral bulmuştuk. İkinci turun ölüm-kalım maçına çıkarken de, bu galibiyete bakarak şansımız olduğuna inanıyorduk.

Yalnız, sahada kendine inanmayan bir takım vardı maalesef. Oyunu, mücadeleyi, teknik konuları bir kenara bırakalım. İnanç, azim, özgüven kavramlarını telaffuz ediyor herkes, ağız birliği etmişçesine. Kazanmak için önce bu kavramların bileşkesi olan moral motivasyonu sağlamak gerekliliği ortaya konuluyor.

ABD'ye karşı tarihi galibiyeti alan Arjantinlilerin açıklamalarına bakın lütfen. Üstüne basa basa söyledikleri, maça çıkmadan önce kazanmaya inanmış olmak. ABD'lilerin yakındığı nokta ise takım olamamak.

Takım olamayınca ne oluyor, biliyor musunuz? Rakipten kaptığınız topta dörde bir hızlı hücuma çıkmışken, dört adamdan hangisinin topu çemberden geçireceğine karar veremiyorsunuz ve iki adamın zoraki paslaşması sonucu atılan bomboş turnike pervasızca kaçırılıyor. Ribaunt sayısal üstünlükle doğal olarak alınıyor ve rakip pota bir daha zorlanıyor. Pota altından sayı yapılamayınca da elleri armut toplamayıp geriye koşan rakip oyuncular savunma ribaundunu alıp hemen karşı hızlı hücuma çıkıyor ve sayıyı potanıza bırakıveriyorlar. "Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak" misali kalakalıyorsunuz.

Dörde bir yapılan hücumda sayı bulamayan bir takım için daha fazla ne söylenebilir, gerçekten bilemiyorum. İspanya maçı felâketti, Angola maçı diriliş dedik ama Yugoslavya karşısında hüsranı yaşadık. Üç gün içinde 180 derecelik salınımlar, performansımız tam bir "sinüs eğrisi". İlginç bir istikrarsızlık örneği oluşturuyoruz herhalde spor literatürü için.

Evet, motivasyon sadece saç boyatmakla sağlanamıyor. Keşke sağlansaydı da bu hallere düşmeseydik. Önce, birbirini tanıyacak, birbirine inanacak ve kenetlenecek takım olmak isteyen oyuncular. İşte Arjantin, işte İspanya, işte Porto Riko, hatta kimsenin şans vermediği Yeni Zelanda. Maç öncesinde yaptıkları dansları sırasında yüzlerinden okunuyor adeta birbirlerine olan inançları ve güvenleri, birbirleriyle dayanışmaları.

Bizim takımda ise maalesef bu kavramlardan bir gıdım bile kalmamış. Bu kadar çabuk mu yitip gidiyor değerler? Nerede sevgi, saygı, arkadaşlık? Zamanın çarkları gerçekten de çok acımasız.

Olmuşa çare yok artık. Yaşadığımız bu acı deneyimlerden gerekli dersleri ivedilikle çıkarmalı ve geleceğe dönük planlarımızı buna göre yapmalıyız.

Kalan maçlar derseniz, Türk insanının duygusal yapısını ve önceki yıllardaki turnuvalardaki sonuçları göz önünde bulundurarak ümitli olmadığımı söyleyebilirim. Dilerim ki beni mahçup ederler ve dokuzunculuğu alırlar.

egollu@hotmail.com