Yerin
dibine girdik!
Merhaba sevgili okuyucular, yeni bir Indianapolis '02 yazısına
daha berbaeriz. Bu yazımda Yugoslavya maçını analiz etmek istiyorum.
Maça iyi
başlayan taraf biz olduk, hatta "iyi başladık, haydi
hayırlısı" diyorduk. 1. periyodda iyi hücuma ramen her
zamanki gibi kötü savunma yapıyor ve 3 saniye koridorundan
yapılmayacak hatalar ile sayı yiyorduk. Bu sayede baştaki
9-2'lik üstünlüğümüzü kısa süre içinde rakibe devrettik.
2. periyodun
ortalarına doğru deneme atışları, pota altında yaptığımız
top kayıpları ve yine pota altında neye benzediğini anlamadığım
savunmamızla Yugoslavlara boyun eğmeye başladık, devreyi de
16 sayı geride (50-34) tamamladık.
2. yarıda daha da kötü idik. Hücum beşi çıkması gerekiyordu.
Ama en kritik yerde hücum beşi yerine bir savunma beşi çıktı,
tabii ki rakibi yakalayabilecek sayıları bulamadık, fark daha
da açıldı. Karşılaşmanın sonlarına doğru ise adeta mahalle
maçına döndü. Türkiye 30 üstü farkı kabullenmiş, artık oyunu
bırakmıştı. "Aman elimden çıksın" dercesine acele
ve yanlış şutlar attık, isabetsiz paslarla top kayıpları yaptık.
Ve maçın bizi yerin dibine gömen sonucu: 110-78...
Maç öncesinde NTV'de yorumlar yapılır iken, "onları 70
sayıda tutmalıyız" dendi. Ama maalesef 3. periyod bittiğinde
Yugoların skoru 80'i gösteriyordu bile.
Maçta
oyuncuları incelersek: Mirsad ve Mehmet'te belirgin bir özgüvensizlik
görüyorum. İkisi de boş olmalarına rağmen şut kullanmak yerine
feyk atıp içeriye penetre ediyorlar ve sonuçta ya topu kaptırıyoruz,
ya zor pozisyonda atılan şut girmiyor ve hücum ribaundu alınamıyor,
ya da başkasına pas veriyorlar ve zaman kaybı olmuş oluyor.
Hidayet 2. turda oynadığımız diğer iki maça göre iyi idi.
Ama onun top getirmesi de takımda açıkçası problem yaratıyor.
Kerem kötü idi. Oynadığı zamanlar Haluk etkisizdi, İbo ve
Ömer de savunmada çok basit hatalar yaptılar.
Savunmada
çok büyük bir eksiklik ve zaafımız var. Özellikle İbrahim'in
savunmada yaptığı hatalar, adamları geç takip etme ve rakibe
boş, rahat şut imkânı verme sonucunda çok üçlük yiyoruz. Bir
diğer savunma zaafımız ise pota altında maalesef Hüseyin ve
Asım'ı kullanamıyor olmamız... O kadar yükü de Mirsad ve Mehmet
taşıyamıyor. Ama benim anlamadığım, tam bir savunmacı olduğunu
düşündüğüm, üstelik bunu da şampiyonada kanıtlamış olan Kaya
Peker'in oyuna alınmaması. Bir zaaf daha; takım olamıyoruz,
bireysel yetenekler ile bir yere gelebileceğimizi sanıyoruz.
Ama takım olmadan hiç bir şey yapamadığımız ortada, bunu dahi
göremiyor, önceki maçlardan ders çıkaramıyoruz. Aynı problemin
daha hafiflemiş hali yüzünden şampiyonada sürpriz mağlubiyetler
alan Yugoslavya ise tam tersine, durumdan ders çıkarmıştı
ve karşımızda tam bir takım olarak mücadele ettiler. Sonuçta
ben, milli takımın iki aylık kampına acıyorum. Yazık o kadar
emek, para gitti... Eğer 2 ay beraber kampta olup da hâlen
ne takım gibi sahaya çıkamıyor, ne de doğru düzgün kollektif
hücum ve savunma ortaya koyamıyorsak, hakikaten yazık!
Gelelim
teknik ekibin hatalarına... Adın Örs yine aynı hataları yaptı.
Geçen maçlar için de çoğu kimse "Kaya yeterli süre alamıyor"
derken, bu maçta onu hiç kullanmadı... Üstüne üstelik pota
altında dökülüyoruz. Hiçbir şey yapamıyoruz. Örs yine kadrosunun
derinliğini kullanmadı ve Harun Erdenay gerçekten iyi bir
performans sergilerken onu oyundan aldı. Çok geç mola alımaya
dün de devam ettik. Oyuncular hata yapsa bile oyunda kalıyor
yahut ısınmışken kenara alınıyor. Örs bunlara dün de göz yumdu.
Bu yazının
da sonuna geldik. Bir başka Indianapolis '02 yazısında görüşmek
üzere hoşçakalın.
serkan2002tr2002@yahoo.com