VGM HOME PAGE
by Bedri Özgür...
powered by Sinan Sarıcı


NBA PANORAMA
by Alim Karasu

ROOKIEWATCH
by Ali Umut Yorulmaz...
powered by Emre Afşar & Ferhat Şoför.

BATUG.COM FORUM
by Murat Yüce... Gir, takıl.

2 RESİM arasındaki 7 FARK
by Ercan GÜLTEKİN

VOTW (visitor of the week)

POWER RANKINGS
by Mete ACAR... Haftalık.


NBA TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ

NBA WALLPAPERS

SALARY CAP

TRANSITION
NBA'den haberler...

O DEDİ, BU KODU!
Takas / transfer geyikleri...

WASSUP

ENCORE
Haftanın lafı, gafı ve safı... İlaveten, sürpriz yazılar!

KNICKS TARİHİNDEN
Son 10 yıldaki yanlış takaslar


COURTSIDE
Murat Can EGE'den ARG-USA maçı yorumu

Yeniden düşünme zamanı

Hoşgeldin değerli okuyucu. Aslında maçlarla ilgili değerlendirme falan yapmayı düşünmüyordum; ama Arjantin-ABD maçı, turnuva öncesi değerlendirme yazısındaki bazı düşüncelerimi yeniden gözden geçirme, bazılarını ise inatla savunmam gerektiği fikrinin kafamda uyanmasını sağladı.

Arjantin maçının istatistiklerine bakıyorum da; işte "adamlar şu kadar üçlük kaçırmış", "aha Pierce'a bak hiç sayı atamamış", "bu adam sırtlıyordu bu takımı, adam gününde değilmiş, ritmini bulamamış" türünden mağlubiyet mazaretleri arıyorum ama pek yok. Bu maçın istatistiklerini Almanya maçının istatistikleriyle karşılaştırmayı deneyeyim. İlk olarak Almanya maçında pota altı savunması iyi yapılmış, Alman pivotları sadece 4 sayı üretebilmişler. Fakat Arjantin maçında bu sayı 24'e çıkmış. Değerlendirme yazısında pota altının savunmada taş gibi olduğunu belirtmiştim. Peki pota altı savunmasını NBA'de en üst düzeyde yapan oyuncuların başında gelen Big Ben, A. Davis, Brand sahada kaç dakika kalmışlar? 25,18.9… Amerika turnuvanın başından beri ilk kez ribaundlarda ezildi. Bundan önce ezme yeterliliği mevcut kimse çıkmadı karşılarına; fakat fiziksel açıdan bakıldığında maç öncesi kimse 53-46'lık bir outrebounded olayı beklemiyordu herhalde. Bunu nasıl açıklayacağım? Şöyle; turnuvanın başından beri maç başına 15.1 ribaund ortalamasıyla oynayan Wallace, Davis ve Brand'in son maçta 11 ribaundla oynamış olmalarıyla açıklayabilirim. Peki Arjantin pivotları Oberto ve Wolkowysky ne yapmış? 9 + 9 = 18 ribaunt. Peki sahada ne kadar kalmışlar? 27, 28… Peki maçı kaç faulle bitirmişler? 3, 2… Amerika'nın starting center'ı Jermaine O'Neal ise 17 dakikada 5 faulle oyun dışı kalmış.

Pota altı ve dış saha mukayeseleri

Pota altında hücumda dominant bir silahı bulunmayan Amerika sonuca dış atışlarla gitmeye çalışınca, Arjantin'in pota altı savunması hiç aksamadı. Çünkü Arjantin koçu iyi bir rotasyonla pivotlarını diri tuttu ve ribaundlarda fire vermedi. Hatta işin içine aslen 4 numara olan Scola'yı da soktu. Bu rotasyon nasıl bozulurdu? Faul yaptırtılarak... Fakat bunu becerecek pivotu yoktu Amerika'nın. Aynı problem Almanya maçında da mevcut, Alman pivotlar maçı 3'er faulle tamamlamışlar.

Peki dışarıda vaziyetler nasıl? Skor bakımından problem yok fakat dış oyuncu savunması özellikle Arjantin maçında çok aksadı. Ama bence asıl problem kenar yönetiminde. George Karl her maça farklı bir beş çıkartıp bir gün 25 dakika verdiği oyuncuya ertesi gün 10 dakika vererek oyuncuların, dolayısıyla takımın verimliliği düşürüyor. Bu oyuncular buna alışkın değil, hepsi takımlarında 30-35 dakika süre alan oyuncular (LaFrentz hariç) fakat Arjantin öyle değil, Ginobili dışında bütün oyuncular takımlarında 20 dakika civarında süre alan oyuncular, sahada oldukları sürece ellerinden gelenin en iyisini yapıyorlar. Hem mental, hem de fiziksel olarak diri şekilde oyuna tekrar girdiklerinde yine ellerinden gelenin en iyisini yapıyorlar. Nocioni'nin muhteşem off-the-bench performanslarını başka türlü nasıl açıklayatabiliriz? Fakat NBA'deki takımında 35 dakika oynayan oyuncuya benchten 10 dakika verip oturttuğun takdirde, mental olarak hasar vermiş oluyorsun. Herkese aynı süreyi verme zorunluluğu yok nasıl olsa, takımı belli oyuncuların üzerine kurup, Matrix, Big Ben gibi oyuncuları hamal yapması gerekirdi Karl'ın. Tamam belki oyuncu mutlu olmayacak, daha fazla süre isteyecek ama sonuçta takılan madalyalardan sonra herkesin egosu unutulacak, şampanyalar patlayacaktı. Bu saatten sonra o tip bir yapılanma imkansız. İş biraz da günlük performanslara bakar hale geldi. Ama bazı düşüncelerimi hâlâ savunuyorum. Israrla arkasında durduğum sözlerimden vazgeçip olası bir hezimetten kendimi sıyırabilirim ama yapmıyorum, umarım yarın da bu tip bir yazı yazmam.

Bundan sonrasına dair...

Savunmam gerektiğini düşündüğüm fikrim ne? Mesela ben hâlâ şampiyonun belli olduğunu düşünüyorum. Bir kere prestij meselesi, şampiyon olamayan bir NBAer Amerika takımının oyuncuları, bilimum komedi programlarında boy gösterecektir. Belki South Park'ta bile boy gösterirler. Daha sonra oyuncuların yeteri kadar gaza geldiklerini düşünüyorum. Bugünkü Yugoslavya maçını çok merak ediyorum. Karl'ın yokuş aşağı yuvarlanmakta olan kariyerine (bkz. Bucks faciası) daha fazla hasar vereceğini düşünmüyorum.

Tabii iş bir tek Amerika'ya bakmıyor. Yugoslavlar iyice ivme kazandı, Brezilya'ya 20, Türkiye'ye 30 (yanlış hatırlamıyorsam) fark attılar. Ama ben yine de Amerika'nın finalde Arjantin'le tekrar boğuşup bu kez galip gelerek kupayı alacağını düşünüyorum. Bence asıl final maçı, bu gece oynanacak olan maç. (Amerika bir kez daha Arjantin'e yenilmeyecektir.) Amerika'nın Yugoları yeneceğini düşünmemin sebebi, Amerika'nın mental yönden çok daha aç duruma gelmiş olması. Zaten Ming adamların tükürdüklerinin hepsini yalattı, üstüne Arjantin bozgunu, telâfisi olmayan bir mağlubiyeti kimse kaldıramaz. Hem işin ucunda NBA'in prestij kaybetmesi, Amerika'nın basketbol gezegeni modundan, basketbolun çok iyi oynandığı bir ülke haline gelmesi gibi durumlar var. Yani devreye masabaşı oyunları da girebilir diyorum.

En bariz olarak yanıldığım konu ise Amerika'nın "dream"liği hakkında yazdıklarımdı. Hatamı balçıkla örtmeye çalışıp kıvırayım: Tabii ki bu takım 92 takımıyla aynı sıfatı hak etmiyor, fakat Sydney'deki takıma "dream team" deniliyorsa bu takımda "dream team"dir demek istemiştim. Fakat bu takım tarihe geçerek dream team olmadığını cümle âlemin gözüne soktu.

Ha bu arada, hep Amerika'dan bahsedip savunuyor görüntüsü oluşmasın. Ben kendi yazımın üstünden geçtim, yoksa Amerika'yı falan tutmam, bilâkis Amerikan bayrağı, hükümeti, milliyetçiliği türevi şeylerden tiksinirim. Ama basketbol sahasında Cavs oyuncuları hariç herkes sevgi mertebesinde gözümde (göz olur mu ya, kalbimde) eştir.

Turnuva sonunda, yazmış olduğum preview tarzında bir review yazmayı düşünüyorum. Hakemler, Brezilyalılar falan, aklıma ne gelirse yazarım. Umarım eşekçe yorumlarım için bir daha kıvırtma, kabullenme paragrafları yazmam.

Hadi eyvallah. Aman aklına mukayyet ol.

mc_ege@hotmail.com