Yeniden
düşünme zamanı
Hoşgeldin
değerli okuyucu. Aslında maçlarla ilgili değerlendirme falan
yapmayı düşünmüyordum; ama Arjantin-ABD maçı, turnuva öncesi
değerlendirme yazısındaki bazı düşüncelerimi yeniden gözden
geçirme, bazılarını ise inatla savunmam gerektiği fikrinin
kafamda uyanmasını sağladı.
Arjantin
maçının istatistiklerine bakıyorum da; işte "adamlar
şu kadar üçlük kaçırmış", "aha Pierce'a bak hiç
sayı atamamış", "bu adam sırtlıyordu bu takımı,
adam gününde değilmiş, ritmini bulamamış" türünden mağlubiyet
mazaretleri arıyorum ama pek yok. Bu maçın istatistiklerini
Almanya maçının istatistikleriyle karşılaştırmayı deneyeyim.
İlk olarak Almanya maçında pota altı savunması iyi yapılmış,
Alman pivotları sadece 4 sayı üretebilmişler. Fakat Arjantin
maçında bu sayı 24'e çıkmış. Değerlendirme yazısında pota
altının savunmada taş gibi olduğunu belirtmiştim. Peki pota
altı savunmasını NBA'de en üst düzeyde yapan oyuncuların başında
gelen Big Ben, A. Davis, Brand sahada kaç dakika kalmışlar?
25,18.9… Amerika turnuvanın başından beri ilk kez ribaundlarda
ezildi. Bundan önce ezme yeterliliği mevcut kimse çıkmadı
karşılarına; fakat fiziksel açıdan bakıldığında maç öncesi
kimse 53-46'lık bir outrebounded olayı beklemiyordu herhalde.
Bunu nasıl açıklayacağım? Şöyle; turnuvanın başından beri
maç başına 15.1 ribaund ortalamasıyla oynayan Wallace, Davis
ve Brand'in son maçta 11 ribaundla oynamış olmalarıyla açıklayabilirim.
Peki Arjantin pivotları Oberto ve Wolkowysky ne yapmış? 9
+ 9 = 18 ribaunt. Peki sahada ne kadar kalmışlar? 27, 28…
Peki maçı kaç faulle bitirmişler? 3, 2… Amerika'nın starting
center'ı Jermaine O'Neal ise 17 dakikada 5 faulle oyun dışı
kalmış.
Pota altı ve dış saha mukayeseleri
Pota altında
hücumda dominant bir silahı bulunmayan Amerika sonuca dış
atışlarla gitmeye çalışınca, Arjantin'in pota altı savunması
hiç aksamadı. Çünkü Arjantin koçu iyi bir rotasyonla pivotlarını
diri tuttu ve ribaundlarda fire vermedi. Hatta işin içine
aslen 4 numara olan Scola'yı da soktu. Bu rotasyon nasıl bozulurdu?
Faul yaptırtılarak... Fakat bunu becerecek pivotu yoktu Amerika'nın.
Aynı problem Almanya maçında da mevcut, Alman pivotlar maçı
3'er faulle tamamlamışlar.
Peki dışarıda
vaziyetler nasıl? Skor bakımından problem yok fakat dış oyuncu
savunması özellikle Arjantin maçında çok aksadı. Ama bence
asıl problem kenar yönetiminde. George Karl her maça farklı
bir beş çıkartıp bir gün 25 dakika verdiği oyuncuya ertesi
gün 10 dakika vererek oyuncuların, dolayısıyla takımın verimliliği
düşürüyor. Bu oyuncular buna alışkın değil, hepsi takımlarında
30-35 dakika süre alan oyuncular (LaFrentz hariç) fakat
Arjantin öyle değil, Ginobili dışında bütün oyuncular takımlarında
20 dakika civarında süre alan oyuncular, sahada oldukları
sürece ellerinden gelenin en iyisini yapıyorlar. Hem mental,
hem de fiziksel olarak diri şekilde oyuna tekrar girdiklerinde
yine ellerinden gelenin en iyisini yapıyorlar. Nocioni'nin
muhteşem off-the-bench performanslarını başka türlü nasıl
açıklayatabiliriz? Fakat NBA'deki takımında 35 dakika oynayan
oyuncuya benchten 10 dakika verip oturttuğun takdirde, mental
olarak hasar vermiş oluyorsun. Herkese aynı süreyi verme zorunluluğu
yok nasıl olsa, takımı belli oyuncuların üzerine kurup, Matrix,
Big Ben gibi oyuncuları hamal yapması gerekirdi Karl'ın. Tamam
belki oyuncu mutlu olmayacak, daha fazla süre isteyecek ama
sonuçta takılan madalyalardan sonra herkesin egosu unutulacak,
şampanyalar patlayacaktı. Bu saatten sonra o tip bir yapılanma
imkansız. İş biraz da günlük performanslara bakar hale geldi.
Ama bazı düşüncelerimi hâlâ savunuyorum. Israrla arkasında
durduğum sözlerimden vazgeçip olası bir hezimetten kendimi
sıyırabilirim ama yapmıyorum, umarım yarın da bu tip bir yazı
yazmam.
Bundan sonrasına dair...
Savunmam
gerektiğini düşündüğüm fikrim ne? Mesela ben hâlâ şampiyonun
belli olduğunu düşünüyorum. Bir kere prestij meselesi, şampiyon
olamayan bir NBAer Amerika takımının oyuncuları, bilimum komedi
programlarında boy gösterecektir. Belki South Park'ta bile
boy gösterirler. Daha sonra oyuncuların yeteri kadar gaza
geldiklerini düşünüyorum. Bugünkü Yugoslavya maçını çok merak
ediyorum. Karl'ın yokuş aşağı yuvarlanmakta olan kariyerine
(bkz. Bucks faciası) daha fazla hasar vereceğini düşünmüyorum.
Tabii
iş bir tek Amerika'ya bakmıyor. Yugoslavlar iyice ivme kazandı,
Brezilya'ya 20, Türkiye'ye 30 (yanlış hatırlamıyorsam)
fark attılar. Ama ben yine de Amerika'nın finalde Arjantin'le
tekrar boğuşup bu kez galip gelerek kupayı alacağını düşünüyorum.
Bence asıl final maçı, bu gece oynanacak olan maç. (Amerika
bir kez daha Arjantin'e yenilmeyecektir.) Amerika'nın
Yugoları yeneceğini düşünmemin sebebi, Amerika'nın mental
yönden çok daha aç duruma gelmiş olması. Zaten Ming adamların
tükürdüklerinin hepsini yalattı, üstüne Arjantin bozgunu,
telâfisi olmayan bir mağlubiyeti kimse kaldıramaz. Hem işin
ucunda NBA'in prestij kaybetmesi, Amerika'nın basketbol gezegeni
modundan, basketbolun çok iyi oynandığı bir ülke haline gelmesi
gibi durumlar var. Yani devreye masabaşı oyunları da girebilir
diyorum.
En bariz
olarak yanıldığım konu ise Amerika'nın "dream"liği
hakkında yazdıklarımdı. Hatamı balçıkla örtmeye çalışıp kıvırayım:
Tabii ki bu takım 92 takımıyla aynı sıfatı hak etmiyor, fakat
Sydney'deki takıma "dream team" deniliyorsa bu takımda
"dream team"dir demek istemiştim. Fakat bu takım
tarihe geçerek dream team olmadığını cümle âlemin gözüne soktu.
Ha bu
arada, hep Amerika'dan bahsedip savunuyor görüntüsü oluşmasın.
Ben kendi yazımın üstünden geçtim, yoksa Amerika'yı falan
tutmam, bilâkis Amerikan bayrağı, hükümeti, milliyetçiliği
türevi şeylerden tiksinirim. Ama basketbol sahasında Cavs
oyuncuları hariç herkes sevgi mertebesinde gözümde (göz
olur mu ya, kalbimde) eştir.
Turnuva
sonunda, yazmış olduğum preview tarzında bir review yazmayı
düşünüyorum. Hakemler, Brezilyalılar falan, aklıma ne gelirse
yazarım. Umarım eşekçe yorumlarım için bir daha kıvırtma,
kabullenme paragrafları yazmam.
Hadi eyvallah.
Aman aklına mukayyet ol.
mc_ege@hotmail.com