VGM HOME PAGE
by Bedri Özgür...
powered by Sinan Sarıcı


NBA PANORAMA
by Alim Karasu

ROOKIEWATCH
by Ali Umut Yorulmaz...
powered by Emre Afşar & Ferhat Şoför.

BATUG.COM FORUM
by Murat Yüce... Gir, takıl.

2 RESİM arasındaki 7 FARK
by Ercan GÜLTEKİN

VOTW (visitor of the week)

POWER RANKINGS
by Mete ACAR... Haftalık.


NBA TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ

NBA WALLPAPERS

SALARY CAP

TRANSITION
NBA'den haberler...

O DEDİ, BU KODU!
Takas / transfer geyikleri...

WASSUP

ENCORE
Haftanın lafı, gafı ve safı... İlaveten, sürpriz yazılar!

KNICKS TARİHİNDEN
Son 10 yıldaki yanlış takaslar


COURTSIDE
Emre GÖLLÜ'den ispanya maçı yorumu

Düz adamlar bizi dümdüz etti!

İspanyollara karşı direnemedik, kolay teslim olduk. "Tarih tekerrürden ibarettir" sözünü doğrulamak, geçen seneki galibiyetimizden tam bir yıl sonra yine On İki Dev Adam'ın elindeydi. Maalesef olmadı. Tarih daha eskilerden tekerrür etti; biz hüsranı, İspanyollar ise sevinci yaşadı.

Oysa takım kadroları ve sahaya çıkan beşler tek tek değerlendirildiğinde, İspanyol takımından daha üstün bir görünüm veriyorduk. Onlarda NBA'in çaylak yıldızlarından Pau Gasol ve taze NBA oyuncusu Navarro en fazla göze batan isimlerdi. Garbajosa da İtalya Ligi'nde oynayarak gelişme kaydetmişti. Bizde ise NBA'de iki sezondur oynayan Hidayet, Detroit Pistons'ın yeni adamı Mehmet Okur, Euroleague'de geçen sezon en değerli oyuncu seçilmiş Mirsad, Panathinaikos ile Avrupa Şampiyonu olan İbrahim ve Maccabi Tel-Aviv ile Avrupa ikincisi olan Hüseyin vardı. Burada, Avrupa'nın en iyi hücum oyuncularından biri olan Harun'u ve dört yıl kadar önce Avrupa'nın en iyi savunmacıları arasında gösterilen ancak son dönemlerde düşüş yaşayan Haluk'u da göz ardı etmemek gerektiği düşüncesindeyim.

Peki ama "takım" nerede?

Ne yazık ki evdeki hesap çarşıya uymuyor her zaman. Kağıt üzerindeki üstünlüğü sahaya da tartışmasız olarak yansıtmak gerekiyor. Günümüzde artık tüm spor dallarında rakibe üstünlük sağlamak için üç temel ilkeyi yerine getirmek gerekiyor: Kendin iyi oynayacaksın, yanındaki arkadaşlarını iyi oynatacaksın, rakibi iyi oynatmayacaksın.

Bu üç unsur biraraya geldiğinde, sonuç olarak başarı alınıyor. Elbette ki bu unsurları uygulayabilmek için de yeterlilikler şart ki, bunları fiziksel ve zihinsel yeterlilik olarak iki ana başlık altında toplamak mümkün. Fiziksel yeterlilik, fundamental, kondüsyon ve enerjinin tüm müsabaka süresine yayılarak kullanılmasını içeriyor. Zihinsel yeterliliğin kapsamında ise müsabakayı önce beyninde canlandırma ve oynama, motivasyon ve sahada bilinçli oyun yer alıyor.

Hadi fiziksel unsurları bir kenara bırakalım, dün akşam hangi zihinsel yeterlilik görüntüsünü sergileyebildi acaba Millilerimiz? Ne konsantrasyon vardı, ne motivasyon, en önemlisi de, ne acıdır ki inanç yoktu, özgüven oluşmamıştı.

"İnanmak, başarmanın yarısıdır" der, çok bilinen bir atasözü. Demek ki, ta en baştan başarılı olma şansımızı yarıya indirmişiz zaten. Avrupa ikincisi unvanıyla sahaya çıkan bir takım var ki, bu unvanı dün akşam onlar için telaffuz etmeye bin şahit ister. İnançsızlık, cesaretsizlik, korkunç bir isteksizlik… Adeta ayaklar sürünerek oynanan bir oyun. Bu kadar mı kolay teslim olmak?

Pota altı avantajımız kağıt üzerinde kaldı

Rakibin doğru düzgün pivotu yok, bizde bilâkis pivot çok ama nâfile. Rebraca ile birlikte hücumda Avrupa'nın en iyi pivotu olarak gösterilen Hüseyin Beşok, 1/8 isabet yüzdesi ile oynadı, potanın dibinden kaçırdığı bomboş üç topla saç baş yoldurdu. Hazırlık döneminde sakattı, idman eksikliği var tamam ama rakip takımdaki Gasol'a bakılınca -o da hazırlık döneminde sakatlık geçirmişti- bu mazeretin ileri sürülemeyeceği anlaşılıyor. Hüseyin'de asıl sorun, kendine güveninin kaybolmuş olması. Yugoslavlara ve İtalyanlara pota altını dar eden Hüseyin'in yerinde yeller esiyor ne yazık ki.

Mehmet Okur, takımımızda tek başına direnen isimdi. İkinci periyodda kenarda unutulması ise hataydı. Mirsad, alıştığımız yırtıcı mücadelesini gösteremedi. Üç sayılık atış kullanma şansını hiç bulamadı.

Hidayet, baskılı savunmayı aşamadı. İlk periyoddaki iki bloku takımı ateşleyici etkiye sahipti ancak hemen ardından iki top kaybı yapması da düşündürücüydü. Üst üste kaydettiği basketler sırasında yapılan bariz faullerin çalınmamasına verdiği tepki sonucunda teknik faul alınca oyundan düştü. Üçüncü periyodda fark açılmaya başladığında zorlama şutlara başlaması gereksizdi. Maçı kurtaracak kahraman olmanın yolu bu değil, ne yazık ki.

İbrahim, 16 dakika sahada kaldı ve maçı sayı atamadan tamamladı. Burnuna aldığı darbe sonucu yeniden sakatlanması talihsizlikti. Maalesef ondan hiç yararlanamadık bu önemli maçlarda.

İki takımın hücum ve savunma sistemleri arasındaki fark

Takımın geneline bakacak olursak, günümüzün hızlı ve yardımlaşmalı basketbolunu oynamada sorunlar yaşadığımız aşikâr. Oyuncularımızın bireysel yeteneklerini öne çıkarmalarıyla sonuca gitmeye çalışıyoruz ve takım içi kollektif uyumu sağlamış rakipler karşısında da başarılı olamıyoruz. Hücumda hareketliliği sürekli kılamıyoruz. Bir-iki hücumda "cut"lar sonucunda boşa çıkan adamı bulup şut attırsak da, ardından yine klâsik çakılı setlerimize dönüveriyoruz çabucak. Böyle olunca da rakipler bizi baskılı savunmayla etkisiz kılmada zorlanmıyor.

Rakibimiz İspanya'nın dış şutlardaki yüksek isabet yüzdesine tanık olduk hep birlikte. Bunun temelinde hücumdaki hareketlilik ve perdelemeler yatıyordu. İspanyol oyuncular sürekli yer değiştirerek oyuncularımızın onları takibini zorlaştırdılar ve perdelemelerle şutörlerini boşalttılar. Dikkat ettiyseniz, el üstünden attıkları şut yok denecek kadar azdı çünkü her pozisyonda hareketli oynayıp topu sabırla çevirince boş adamı buluyorlardı.

Bu durum karşısında yaptığımız savunma için de ilginç sıfatını kullanacağım sadece. Pivotu olmayan, hücumda önceliği dış atışlara veren rakibe karşı üçlükleri yedikten sonra alan savunması uygulamak mantıklı mıydı sizce de? O esnada attıkları boş şutlar kaçtı da, savunmamız göze batmadı.

İspanya'nın oyun stratejisi son derece basitti. Pota altı üstünlüğümüzü kabul etmişti, Imbroda ve sahaya eşleşme güçlüğü yaşatacak bir beşi sürmüştü. Garbajosa'nın dışarı çıkarak attığı iki üçlük de maçın başlarında bunu doğruladı. Hücumda Gasol ve Garbajosa da dahil olmak üzere yerine göre tüm oyuncularını dışarı çıkardılar ve hareketlilikle yerleşme dengemizi bozdular. Bunun sonucunda da boş şutlara engel olamadık. Savunmada da fizik dezavantajlarına rağmen, kısalarımıza uyguladıkları yardımlaşmalı baskıyla bize şut kullandırmadılar. Mehmet Okur dışındaki uzunlarımız da kötü günlerinde olunca elimizdeki önemli koz olan pota altını kullanamadık. Kerem'e sürekli baskı uyguladılar. Gerçi Kerem en derli toplu oyununu çıkardı ancak hiç asist yapamadan maçı noktaladı.

Uzun lafın kısası, Gasol ve Navarro hariç tutulduğunda üst düzeyde yetenekli sayılamayacak oyunculardan kurulu İspanya'nın "takım oyunu"na direnemedik. Düz adamlar yıldızlarımızı dümdüz etti, umutlar eridi gitti.

Bundan sonrası mı? Porto Riko'nun sürpriz Yugoslavya galibiyetinden sonra imkânsız gibi.

egollu@hotmail.com