Düz
adamlar bizi dümdüz etti!
İspanyollara
karşı direnemedik, kolay teslim olduk. "Tarih tekerrürden
ibarettir" sözünü doğrulamak, geçen seneki galibiyetimizden
tam bir yıl sonra yine On İki Dev Adam'ın elindeydi. Maalesef
olmadı. Tarih daha eskilerden tekerrür etti; biz hüsranı,
İspanyollar ise sevinci yaşadı.
Oysa takım
kadroları ve sahaya çıkan beşler tek tek değerlendirildiğinde,
İspanyol takımından daha üstün bir görünüm veriyorduk. Onlarda
NBA'in çaylak yıldızlarından Pau Gasol ve taze NBA oyuncusu
Navarro en fazla göze batan isimlerdi. Garbajosa da İtalya
Ligi'nde oynayarak gelişme kaydetmişti. Bizde ise NBA'de iki
sezondur oynayan Hidayet, Detroit Pistons'ın yeni adamı Mehmet
Okur, Euroleague'de geçen sezon en değerli oyuncu seçilmiş
Mirsad, Panathinaikos ile Avrupa Şampiyonu olan İbrahim ve
Maccabi Tel-Aviv ile Avrupa ikincisi olan Hüseyin vardı. Burada,
Avrupa'nın en iyi hücum oyuncularından biri olan Harun'u ve
dört yıl kadar önce Avrupa'nın en iyi savunmacıları arasında
gösterilen ancak son dönemlerde düşüş yaşayan Haluk'u da göz
ardı etmemek gerektiği düşüncesindeyim.
Peki ama "takım" nerede?
Ne yazık
ki evdeki hesap çarşıya uymuyor her zaman. Kağıt üzerindeki
üstünlüğü sahaya da tartışmasız olarak yansıtmak gerekiyor.
Günümüzde artık tüm spor dallarında rakibe üstünlük sağlamak
için üç temel ilkeyi yerine getirmek gerekiyor: Kendin
iyi oynayacaksın, yanındaki arkadaşlarını iyi oynatacaksın,
rakibi iyi oynatmayacaksın.
Bu üç
unsur biraraya geldiğinde, sonuç olarak başarı alınıyor. Elbette
ki bu unsurları uygulayabilmek için de yeterlilikler şart
ki, bunları fiziksel ve zihinsel yeterlilik
olarak iki ana başlık altında toplamak mümkün. Fiziksel yeterlilik,
fundamental, kondüsyon ve enerjinin tüm müsabaka süresine
yayılarak kullanılmasını içeriyor. Zihinsel yeterliliğin
kapsamında ise müsabakayı önce beyninde canlandırma ve
oynama, motivasyon ve sahada bilinçli oyun yer alıyor.
Hadi fiziksel
unsurları bir kenara bırakalım, dün akşam hangi zihinsel yeterlilik
görüntüsünü sergileyebildi acaba Millilerimiz? Ne konsantrasyon
vardı, ne motivasyon, en önemlisi de, ne acıdır ki inanç yoktu,
özgüven oluşmamıştı.
"İnanmak,
başarmanın yarısıdır" der, çok bilinen bir atasözü. Demek
ki, ta en baştan başarılı olma şansımızı yarıya indirmişiz
zaten. Avrupa ikincisi unvanıyla sahaya çıkan bir takım var
ki, bu unvanı dün akşam onlar için telaffuz etmeye bin şahit
ister. İnançsızlık, cesaretsizlik, korkunç bir isteksizlik…
Adeta ayaklar sürünerek oynanan bir oyun. Bu kadar mı kolay
teslim olmak?
Pota altı avantajımız kağıt üzerinde kaldı
Rakibin
doğru düzgün pivotu yok, bizde bilâkis pivot çok ama nâfile.
Rebraca ile birlikte hücumda Avrupa'nın en iyi pivotu olarak
gösterilen Hüseyin Beşok, 1/8 isabet yüzdesi ile oynadı, potanın
dibinden kaçırdığı bomboş üç topla saç baş yoldurdu. Hazırlık
döneminde sakattı, idman eksikliği var tamam ama rakip takımdaki
Gasol'a bakılınca -o da hazırlık döneminde sakatlık geçirmişti-
bu mazeretin ileri sürülemeyeceği anlaşılıyor. Hüseyin'de
asıl sorun, kendine güveninin kaybolmuş olması. Yugoslavlara
ve İtalyanlara pota altını dar eden Hüseyin'in yerinde yeller
esiyor ne yazık ki.
Mehmet
Okur, takımımızda tek başına direnen isimdi. İkinci periyodda
kenarda unutulması ise hataydı. Mirsad, alıştığımız yırtıcı
mücadelesini gösteremedi. Üç sayılık atış kullanma şansını
hiç bulamadı.
Hidayet, baskılı savunmayı aşamadı. İlk periyoddaki iki bloku
takımı ateşleyici etkiye sahipti ancak hemen ardından iki
top kaybı yapması da düşündürücüydü. Üst üste kaydettiği basketler
sırasında yapılan bariz faullerin çalınmamasına verdiği tepki
sonucunda teknik faul alınca oyundan düştü. Üçüncü periyodda
fark açılmaya başladığında zorlama şutlara başlaması gereksizdi.
Maçı kurtaracak kahraman olmanın yolu bu değil, ne yazık ki.
İbrahim,
16 dakika sahada kaldı ve maçı sayı atamadan tamamladı. Burnuna
aldığı darbe sonucu yeniden sakatlanması talihsizlikti. Maalesef
ondan hiç yararlanamadık bu önemli maçlarda.
İki takımın hücum ve savunma sistemleri arasındaki fark
Takımın
geneline bakacak olursak, günümüzün hızlı ve yardımlaşmalı
basketbolunu oynamada sorunlar yaşadığımız aşikâr. Oyuncularımızın
bireysel yeteneklerini öne çıkarmalarıyla sonuca gitmeye çalışıyoruz
ve takım içi kollektif uyumu sağlamış rakipler karşısında
da başarılı olamıyoruz. Hücumda hareketliliği sürekli kılamıyoruz.
Bir-iki hücumda "cut"lar sonucunda boşa çıkan adamı
bulup şut attırsak da, ardından yine klâsik çakılı setlerimize
dönüveriyoruz çabucak. Böyle olunca da rakipler bizi baskılı
savunmayla etkisiz kılmada zorlanmıyor.
Rakibimiz
İspanya'nın dış şutlardaki yüksek isabet yüzdesine tanık olduk
hep birlikte. Bunun temelinde hücumdaki hareketlilik ve perdelemeler
yatıyordu. İspanyol oyuncular sürekli yer değiştirerek oyuncularımızın
onları takibini zorlaştırdılar ve perdelemelerle şutörlerini
boşalttılar. Dikkat ettiyseniz, el üstünden attıkları şut
yok denecek kadar azdı çünkü her pozisyonda hareketli oynayıp
topu sabırla çevirince boş adamı buluyorlardı.
Bu durum
karşısında yaptığımız savunma için de ilginç sıfatını kullanacağım
sadece. Pivotu olmayan, hücumda önceliği dış atışlara veren
rakibe karşı üçlükleri yedikten sonra alan savunması uygulamak
mantıklı mıydı sizce de? O esnada attıkları boş şutlar kaçtı
da, savunmamız göze batmadı.
İspanya'nın
oyun stratejisi son derece basitti. Pota altı üstünlüğümüzü
kabul etmişti, Imbroda ve sahaya eşleşme güçlüğü yaşatacak
bir beşi sürmüştü. Garbajosa'nın dışarı çıkarak attığı iki
üçlük de maçın başlarında bunu doğruladı. Hücumda Gasol ve
Garbajosa da dahil olmak üzere yerine göre tüm oyuncularını
dışarı çıkardılar ve hareketlilikle yerleşme dengemizi bozdular.
Bunun sonucunda da boş şutlara engel olamadık. Savunmada da
fizik dezavantajlarına rağmen, kısalarımıza uyguladıkları
yardımlaşmalı baskıyla bize şut kullandırmadılar. Mehmet Okur
dışındaki uzunlarımız da kötü günlerinde olunca elimizdeki
önemli koz olan pota altını kullanamadık. Kerem'e sürekli
baskı uyguladılar. Gerçi Kerem en derli toplu oyununu çıkardı
ancak hiç asist yapamadan maçı noktaladı.
Uzun lafın
kısası, Gasol ve Navarro hariç tutulduğunda üst düzeyde yetenekli
sayılamayacak oyunculardan kurulu İspanya'nın "takım
oyunu"na direnemedik. Düz adamlar yıldızlarımızı
dümdüz etti, umutlar eridi gitti.
Bundan
sonrası mı? Porto Riko'nun sürpriz Yugoslavya galibiyetinden
sonra imkânsız gibi.
egollu@hotmail.com