VGM HOME PAGE
by Bedri Özgür...
powered by Sinan Sarıcı


NBA PANORAMA
by Alim Karasu

ROOKIEWATCH
by Ali Umut Yorulmaz...
powered by Emre Afşar & Ferhat Şoför.

BATUG.COM FORUM
by Murat Yüce... Gir, takıl.

2 RESİM arasındaki 7 FARK
by Ercan GÜLTEKİN

VOTW (visitor of the week)

POWER RANKINGS
by Mete ACAR... Haftalık.


NBA TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ

NBA WALLPAPERS

SALARY CAP

TRANSITION
NBA'den haberler...

O DEDİ, BU KODU!
Takas / transfer geyikleri...

WASSUP

ENCORE
Haftanın lafı, gafı ve safı... İlaveten, sürpriz yazılar!

KNICKS TARİHİNDEN
Son 10 yıldaki yanlış takaslar


COURTSIDE
Emre GÖLLÜ'den Türkiye-Porto Riko recap

On iki dev, iki buçuk adama teslim

Indianapolis'te Dünya Şampiyonası'na iyi bir başlangıç yapamadık maalesef. On İki Dev Adam, maçtan önce kağıt üzerinde favoriydi. Ancak rakip de, hızlı ve sert basketbol oynayan, Amerikan ekolünün süratini Latin inatçılığıyla birleştirmiş Porto Riko'ydu.

Şampiyona öncesi bu tarz basketbol oynayan rakiplere karşı zorlandığımız, İstanbul'daki Mini Dünya Kupası sırasında Brezilya'ya karşı alınan iki yenilgiyle açıkça ortaya çıkmıştı.

Karşılaşmaya ideal beşimizle başladık. Avrupa ikincisi olan kadronun ilk beşiyle aradaki tek fark, Mehmet Okur'un Mirsad Türkcan'ın yerine ilk beşte sahaya çıkmasıydı. Rakibimiz Porto Riko'nun en önemli silahı NBA patentli Carlos Arroyo ise sakatlığı sebebiyle kadroda yoktu.

Ortiz faktörü ve Porto Riko savunması

Bu durumda rakibimizde çekinilecek yegâne oyuncu görünümündeki yaşlı kurt, kariyerini şampiyonayla noktalayacak olan Jose Ortiz'di. 39 yaşındaki, aynı zamanda İspanyol pasaportlu Ortiz, Avrupa kariyeri sırasında takımlarımızın canını bayağı yakmış; özellikle, 1997'deki Korac Kupası finalinde Tofaş'a karşı Aris forması giydiği zaman, Bursa'daki maçı Aris'in kazanmasında ve kupayı almasında başrolü oynamıştı.

Kerem'in boş üçlüğü kaçırmasıyla döndüğümüz ilk hücumdan sonra savunmada Ortiz'e karşı zorlanacağımızı gördük. Rakibimiz, Ortiz ile içeriden ve Ayuso ile dışarıdan etkiliydi. Hüseyin, basket faulle yaptığı iyi başlangıcın arkasını getiremedi ve savunmada da etkisiz kaldı. Mehmet Okur rakibin bir hücumunda Ortiz'e ardarda iki tane basit faul yapınca -burada, ikinci faulde Arjantinli hakemin çaldığı ucuz düdüğü es geçmemek lâzım- savunmada gardını düşürdü.

Porto Riko ise alan savunması-adam adama savunma arasında sürekli değişim yaparak hücumdaki yerleşimimizi bozdu. Pota altına top indirmemizi engellediler ve bizi dış atışlara zorladılar. İlk yarıda Horruitinier Hidayet'i ve Ayuso da İbrahim'i iyi savununca, boş dış şut bulma imkânımız azaldı. Sayı girişimleri, oyuncularımızın bireysel zorlamalarla el üzerinden attıkları şutlara kaldı.

Oyunda kaldığı sürede Ömer Onan, takımımıza tempo getirdi ve hızlı hücumlara iyi çıktı ancak şutlarda etkili olamadığı için devamlılık sağlayamadı. Rakibimizde ise Ortiz etkisini iyice artırmış ve sırtı potaya dönük aldığı her topta Mehmet Okur'un yanından elini kolunu sallaya sallaya dönerek potamıza sayı bırakmaya başlamıştı. Ayuso da bir yandan İbrahim'e savunmada göz açtırmazken, diğer yandan hücumda şutlarıyla potamızı dövüyordu.

İlk yarının sonunda, Hidayet'in basket faulünde Mirsad'ın üç saniye koridoruna erken girmesiyle rakibe geçen topla birlikte gelen hücumda, Dalmau'nun orta sahanın gerisinden mucize üçlüğü morallerimizi iyice bozdu.

Ayuso'yu durduramadık ama maçtan kopmadık

İkinci yarıyla birlikte, Kaya'nın oyuna girmesi, kronikleşen Ortiz sorununa ilaç gibi geldi adeta. Genç oyuncumuz yaptığı etkili savunmada, önden alarak Ortiz'i deyim yerindeyse felç etti. Ancak Ayuso'nun şutlarına bir türlü çare bulamıyorduk. Mirsad'ın saman alevi gibi parlamasıyla hücumda biraz toparlansak da, yine tam organize olamadık.

Üçüncü periyodu, Mirsad'ın son saniyelerde zor pozisyonda attığı üçlüğün kaçmasıyla, üç sayı geride bitirdik. Dördüncü periyodun başında da Kerem, boş bir üçlüğü sokamadı. Son periyotta Milli Takımımız iyice strese girmeye başlamıştı. Hidayet'in bireysel gayreti ve zorlamasıyla el üzerinden attığı şutlarla bulduğu sayılara Mirsad'ın üçlükleri de eklenince rakibimizi yakaladık ve oyunun bitmesine 7 dakika 48 saniye kala Mirsad'ın üçlüğüyle 62-59 öne geçtik. Tam oyunu çevirdik derken savunmada basit bir hatayla ribaundu rakibe verince yinelenen hücum, basket faul oldu. Ortiz'in tek faul atışından yararlanamaması yine de avantajdı bizim için. Ardından Mirsad'dan kritik bir üçlük daha geldi. Skor tabelasında kalan zaman 4.33 iken 69-65 öndeydik.

Böyle hatalar lise basketbolünde olmaz!

Bu noktadan sonra adeta bir top kaybı yarışı başladı takımımızda. Kalan süre 4.09 olduğunda, rakibin yarı sahadaki baskısına karşı tek başına top çıkarmaya çalışan Hidayet'e Arjantinli hakemin çaldığı hücum faul sonucu rakibe geçen hücumda Ortiz'in basketi geldi.

Aslında, burada sorulması gereken soru, kritik bir hücumda neden Hidayet'in baskı yapan üç rakip oyuncu karşısında topu tek başına rakip yarı sahaya taşımaya çalışmasıydı. Bu takımın gardları yok mu? Kerem Tunçeri'nin görevi değil midir bu?

Sonraki hücumda Hidayet'in zorlama üçlüğünün kısa kalması ve Mirsad'ın topu almasına rağmen hücum süresinin dolmasıyla bir kritik top kaybı daha yaptık. Kalan süre 2.56 olduğunda ise akıllara durgunluk verecek bir hata meydana geldi takımımızda. Prese karşı yarı sahamızdan top çıkarırken Hidayet ve İbrahim ile topu oyalayınca 8 saniye kuralını ihlâl ettik ve top rakibe geçti. Ayuso da üçlükle cezayı hemen kesti. Süre 2.19'a indiğinde bir zorlama da Mehmet Okur'dan geldi ve hücumdan yine boş döndük. 1.37'de ise Hidayet'in kaçan üçlüğünün ardından alına hücum ribaundu sonrası İbrahim'in attığı üçlük yeniden skorda eşitliği sağladı.

Ortiz ve Santiago'nun beşer faulle oyun dışı kalmalarına rağmen hücumda topu uzunlarımıza indiremedik, savunmada da Ayuso'yu durduramadık. Süre azaldıkça takımımızda telaş başladı ve son 23 saniyeye girilirken Hidayet'in yine zorlamayla attığı şutun kaçması ve ardından Mehmet Okur'a verilen hücum faul umutlarımızı azalttı. Son üç saniyede son bir şans olarak kullandığımız topta Hidayet'in üçlüğü kaçırmasıyla da teslim bayrağını çektik.

Eksiklerimiz ve onların giderilememe sebepleri...

Kıssadan hisse, korktuğumuz başımıza geldi. Oyun kurucumuz Kerem çok aksadı. Set oyununu çabuk kuramadı ve yanlış şut seçimleri yaptı. Atmaması gereken yerlerde atınca hücumlardan hep boş döndük. Kerem'in istatistiklerindeki 3/10 iki sayı ve 1/6 üç sayı oranları her şeyi ortaya koyuyor. Hakan da, deneyim eksikliği heyecanıyla birleşince, Kerem'i ikâmede yetersiz kaldı.

İbrahim, Ayuso'nun savunması karşısında hiçbir varlık gösteremezken, Porto Riko'nun dışarıdan hücum yükünü üstlenen rakibini de bir türlü durduramadı. Ayuso'nun etkili oyununa karşı Ömer Onan'ın savunmasında ısrar edilebilirdi ya da savunma yönünü hepimizin bildiği Haluk Yıldırım denenebilirdi diye düşünüyorum.

Mirsad saman alevi gibiydi. Dönem dönem parladı ve takımı ateşledi. Ribauntlarda çok etkiliydi ancak dördüncü periyotta takım hücuma yerleşmemişken attığı acele bir şut oyunu önde götürdüğümüz sırada rakibe büyük fırsat verdi.

Diğer uzunlarımız pota altında tam anlamıyla aciz kaldılar. Hüseyin hücumda hiç katkı sağlayamazken savunmada da çok basit fauller yaptı. Mehmet Okur da Ortiz karşısında varlık gösteremedi. Burada, insan, 39'luk Ortiz uzunlarımızı hallaç pamuğu gibi atarken Kaya'nın neden iki periyot boyunca kenarda bekletildiğini sormadan edemiyor.

Genele bakacak olursak; kronikleşen klasik hatalarımızın önüne geçemedik Basit top kayıpları, savunmada kolay fauller yaptık. Top kayıpları derken, sekiz saniye süresinin aşımıyla yapılan top kaybı herhalde liselerarası maçlarda olağan görülür. Adam adama savunmada yardımlaşmada yetersiz kaldık. Şut seçimlerini doğru yapamadık. Uzun oyuncularrımızı hiç kullanamadık. Onlar da erken faul problemine girince oyundan iyice düştüler. Telaşa kapılıp zorlama atışlara gittik ve hücumlardan boş döndük.

Teknik kapasite ve güç olarak üstün olduğumuz Porto Riko'ya daha doğrusu, Ortiz, Ayuso ve biraz da Mincy'yi sayarsak, iki buçuk adama teslim oluverdik. Arjantinli hakem Estevez'in aleyhimize çaldığı düdükler de yadsınamaz ancak bu kadar basit hatalar yaptıktan sonra hakem mazeretine sığınmanın yeri olmadığı görüşündeyim.

egollu@hotmail.com