On
iki dev, iki buçuk adama teslim
Indianapolis'te
Dünya Şampiyonası'na iyi bir başlangıç yapamadık maalesef.
On İki Dev Adam, maçtan önce kağıt üzerinde favoriydi. Ancak
rakip de, hızlı ve sert basketbol oynayan, Amerikan ekolünün
süratini Latin inatçılığıyla birleştirmiş Porto Riko'ydu.
Şampiyona
öncesi bu tarz basketbol oynayan rakiplere karşı zorlandığımız,
İstanbul'daki Mini Dünya Kupası sırasında Brezilya'ya karşı
alınan iki yenilgiyle açıkça ortaya çıkmıştı.
Karşılaşmaya
ideal beşimizle başladık. Avrupa ikincisi olan kadronun ilk
beşiyle aradaki tek fark, Mehmet Okur'un Mirsad Türkcan'ın
yerine ilk beşte sahaya çıkmasıydı. Rakibimiz Porto Riko'nun
en önemli silahı NBA patentli Carlos Arroyo ise sakatlığı
sebebiyle kadroda yoktu.
Ortiz
faktörü ve Porto Riko savunması
Bu durumda rakibimizde çekinilecek yegâne oyuncu görünümündeki
yaşlı kurt, kariyerini şampiyonayla noktalayacak olan Jose
Ortiz'di. 39 yaşındaki, aynı zamanda İspanyol pasaportlu Ortiz,
Avrupa kariyeri sırasında takımlarımızın canını bayağı yakmış;
özellikle, 1997'deki Korac Kupası finalinde Tofaş'a karşı
Aris forması giydiği zaman, Bursa'daki maçı Aris'in kazanmasında
ve kupayı almasında başrolü oynamıştı.
Kerem'in
boş üçlüğü kaçırmasıyla döndüğümüz ilk hücumdan sonra savunmada
Ortiz'e karşı zorlanacağımızı gördük. Rakibimiz, Ortiz ile
içeriden ve Ayuso ile dışarıdan etkiliydi. Hüseyin, basket
faulle yaptığı iyi başlangıcın arkasını getiremedi ve savunmada
da etkisiz kaldı. Mehmet Okur rakibin bir hücumunda Ortiz'e
ardarda iki tane basit faul yapınca -burada, ikinci faulde
Arjantinli hakemin çaldığı ucuz düdüğü es geçmemek lâzım-
savunmada gardını düşürdü.
Porto
Riko ise alan savunması-adam adama savunma arasında sürekli
değişim yaparak hücumdaki yerleşimimizi bozdu. Pota altına
top indirmemizi engellediler ve bizi dış atışlara zorladılar.
İlk yarıda Horruitinier Hidayet'i ve Ayuso da İbrahim'i iyi
savununca, boş dış şut bulma imkânımız azaldı. Sayı girişimleri,
oyuncularımızın bireysel zorlamalarla el üzerinden attıkları
şutlara kaldı.
Oyunda
kaldığı sürede Ömer Onan, takımımıza tempo getirdi ve hızlı
hücumlara iyi çıktı ancak şutlarda etkili olamadığı için devamlılık
sağlayamadı. Rakibimizde ise Ortiz etkisini iyice artırmış
ve sırtı potaya dönük aldığı her topta Mehmet Okur'un yanından
elini kolunu sallaya sallaya dönerek potamıza sayı bırakmaya
başlamıştı. Ayuso da bir yandan İbrahim'e savunmada göz açtırmazken,
diğer yandan hücumda şutlarıyla potamızı dövüyordu.
İlk yarının
sonunda, Hidayet'in basket faulünde Mirsad'ın üç saniye koridoruna
erken girmesiyle rakibe geçen topla birlikte gelen hücumda,
Dalmau'nun orta sahanın gerisinden mucize üçlüğü morallerimizi
iyice bozdu.
Ayuso'yu
durduramadık ama maçtan kopmadık
İkinci yarıyla birlikte, Kaya'nın oyuna girmesi, kronikleşen
Ortiz sorununa ilaç gibi geldi adeta. Genç oyuncumuz yaptığı
etkili savunmada, önden alarak Ortiz'i deyim yerindeyse felç
etti. Ancak Ayuso'nun şutlarına bir türlü çare bulamıyorduk.
Mirsad'ın saman alevi gibi parlamasıyla hücumda biraz toparlansak
da, yine tam organize olamadık.
Üçüncü
periyodu, Mirsad'ın son saniyelerde zor pozisyonda attığı
üçlüğün kaçmasıyla, üç sayı geride bitirdik. Dördüncü periyodun
başında da Kerem, boş bir üçlüğü sokamadı. Son periyotta Milli
Takımımız iyice strese girmeye başlamıştı. Hidayet'in bireysel
gayreti ve zorlamasıyla el üzerinden attığı şutlarla bulduğu
sayılara Mirsad'ın üçlükleri de eklenince rakibimizi yakaladık
ve oyunun bitmesine 7 dakika 48 saniye kala Mirsad'ın üçlüğüyle
62-59 öne geçtik. Tam oyunu çevirdik derken savunmada basit
bir hatayla ribaundu rakibe verince yinelenen hücum, basket
faul oldu. Ortiz'in tek faul atışından yararlanamaması yine
de avantajdı bizim için. Ardından Mirsad'dan kritik bir üçlük
daha geldi. Skor tabelasında kalan zaman 4.33 iken 69-65 öndeydik.
Böyle hatalar lise basketbolünde olmaz!
Bu noktadan
sonra adeta bir top kaybı yarışı başladı takımımızda. Kalan
süre 4.09 olduğunda, rakibin yarı sahadaki baskısına karşı
tek başına top çıkarmaya çalışan Hidayet'e Arjantinli hakemin
çaldığı hücum faul sonucu rakibe geçen hücumda Ortiz'in basketi
geldi.
Aslında,
burada sorulması gereken soru, kritik bir hücumda neden Hidayet'in
baskı yapan üç rakip oyuncu karşısında topu tek başına rakip
yarı sahaya taşımaya çalışmasıydı. Bu takımın gardları yok
mu? Kerem Tunçeri'nin görevi değil midir bu?
Sonraki
hücumda Hidayet'in zorlama üçlüğünün kısa kalması ve Mirsad'ın
topu almasına rağmen hücum süresinin dolmasıyla bir kritik
top kaybı daha yaptık. Kalan süre 2.56 olduğunda ise akıllara
durgunluk verecek bir hata meydana geldi takımımızda. Prese
karşı yarı sahamızdan top çıkarırken Hidayet ve İbrahim ile
topu oyalayınca 8 saniye kuralını ihlâl ettik ve top rakibe
geçti. Ayuso da üçlükle cezayı hemen kesti. Süre 2.19'a indiğinde
bir zorlama da Mehmet Okur'dan geldi ve hücumdan yine boş
döndük. 1.37'de ise Hidayet'in kaçan üçlüğünün ardından alına
hücum ribaundu sonrası İbrahim'in attığı üçlük yeniden skorda
eşitliği sağladı.
Ortiz
ve Santiago'nun beşer faulle oyun dışı kalmalarına rağmen
hücumda topu uzunlarımıza indiremedik, savunmada da Ayuso'yu
durduramadık. Süre azaldıkça takımımızda telaş başladı ve
son 23 saniyeye girilirken Hidayet'in yine zorlamayla attığı
şutun kaçması ve ardından Mehmet Okur'a verilen hücum faul
umutlarımızı azalttı. Son üç saniyede son bir şans olarak
kullandığımız topta Hidayet'in üçlüğü kaçırmasıyla da teslim
bayrağını çektik.
Eksiklerimiz ve onların giderilememe sebepleri...
Kıssadan
hisse, korktuğumuz başımıza geldi. Oyun kurucumuz Kerem çok
aksadı. Set oyununu çabuk kuramadı ve yanlış şut seçimleri
yaptı. Atmaması gereken yerlerde atınca hücumlardan hep boş
döndük. Kerem'in istatistiklerindeki 3/10 iki sayı ve 1/6
üç sayı oranları her şeyi ortaya koyuyor. Hakan da, deneyim
eksikliği heyecanıyla birleşince, Kerem'i ikâmede yetersiz
kaldı.
İbrahim,
Ayuso'nun savunması karşısında hiçbir varlık gösteremezken,
Porto Riko'nun dışarıdan hücum yükünü üstlenen rakibini de
bir türlü durduramadı. Ayuso'nun etkili oyununa karşı Ömer
Onan'ın savunmasında ısrar edilebilirdi ya da savunma yönünü
hepimizin bildiği Haluk Yıldırım denenebilirdi diye düşünüyorum.
Mirsad
saman alevi gibiydi. Dönem dönem parladı ve takımı ateşledi.
Ribauntlarda çok etkiliydi ancak dördüncü periyotta takım
hücuma yerleşmemişken attığı acele bir şut oyunu önde götürdüğümüz
sırada rakibe büyük fırsat verdi.
Diğer
uzunlarımız pota altında tam anlamıyla aciz kaldılar. Hüseyin
hücumda hiç katkı sağlayamazken savunmada da çok basit fauller
yaptı. Mehmet Okur da Ortiz karşısında varlık gösteremedi.
Burada, insan, 39'luk Ortiz uzunlarımızı hallaç pamuğu gibi
atarken Kaya'nın neden iki periyot boyunca kenarda bekletildiğini
sormadan edemiyor.
Genele bakacak
olursak; kronikleşen klasik hatalarımızın önüne geçemedik Basit
top kayıpları, savunmada kolay fauller yaptık. Top kayıpları
derken, sekiz saniye süresinin aşımıyla yapılan top kaybı herhalde
liselerarası maçlarda olağan görülür. Adam adama savunmada yardımlaşmada
yetersiz kaldık. Şut seçimlerini doğru yapamadık. Uzun oyuncularrımızı
hiç kullanamadık. Onlar da erken faul problemine girince oyundan
iyice düştüler. Telaşa kapılıp zorlama atışlara gittik ve hücumlardan
boş döndük.
Teknik
kapasite ve güç olarak üstün olduğumuz Porto Riko'ya daha doğrusu,
Ortiz, Ayuso ve biraz da Mincy'yi sayarsak, iki buçuk adama
teslim oluverdik. Arjantinli hakem Estevez'in aleyhimize çaldığı
düdükler de yadsınamaz ancak bu kadar basit hatalar yaptıktan
sonra hakem mazeretine sığınmanın yeri olmadığı görüşündeyim.
egollu@hotmail.com