Bir
gezegen, bir şampiyon
Hoşgeldin
değerli okuyucu...
Konu belli,
fakat öyle 16 takımı, dolayısıyla oyuncularını tek tek tanıtıp
ortalığı istatistiklere boğmak istemiyorum. Ama derseniz "kardeşim
ben ne bileyim Venezuela'nın falanca oyuncusunu? Tanıtıversen
ne olur ki?", ben de size "bir zahmet Pivot dergisinin
bu ayki sayısını ediniverin" derim. Ben daha çok kafama
estiği gibi yazmaya çalışacağım.
Başlamadan
önce, Dünya ve Türkiye üzerinde ilk sosis imalathanesini aşan
şahıslara en kralından birer teşekkür. Ama daha önemlisi,
iki sosisi bir çift sandviç ekmeği arasına koyarak mevzuunda
çığır açan büfeci iki adım beri gelsin, alnından öpücem.
Bırakın
geyiği, şampiyon belli!
Neymiş
efendim, bu takım Dream değil de Scream Team'miş! Shaq yokmuş,
Kobe yokmuş, T-Mac yokmuş... Efendim bu takım en yenilebilir
ABD takımıymış... mış, mış, mış... Aklınız alabiliyor mu,
meselâ Batı All-Star takımı katılsaydı turnuvaya; Kobe, KG
ile dövüşürdü, Shaq onları ayıracağım derken Francis arada
kalıp dayak yerdi. Derseniz "bari 3-4 tanesi olsaydı",
o zaman da Sydney'deki Carter'lı, Payton'lı, KG'li, Kidd'li
kadronun nasıl madara olduğunu hatırlatırım.
Bir kere
pota altı taş gibi... Oyun kurucularından biri oyunu birinin
domine etmesi gerektiğinde bunu becerecek, diğeri ise bilimum
hızlı takımlara karşı tempoyu elinde tutup takımı yönetebilecek
tipte oyuncular. Yıllardır süre gelen alan savunmasına hücum
zaafını minumuma indirmek için Pierce'ı almışlar, Miller'ı
almışlar. Nowitzki, Gasol gibi mismatch yaratabilecek oyuncuların
karşısında dikilsin diye LaFrentz'i almışlar. Yani rakipler
çok iyi etüd edilmiş ve dersler çok iyi alınmış. Kadroda takım
kimyasını bozmaya meyilli, sorunlu oyuncu çıkarsa bir tane,
iki tane çıkar. Hem zaten tek tek bakıldığında da kadro asla
kötü değil. İlk açıklanan kadrodan altı oyuncu, bu seneki
All-Star maçında yer almıştı. (İkisi sakatlandı.) Ayrıca takımda
yer alan ve geçen sezon ligin en iyi savunmacısı da All-Star
kadrolarında yoktu.
Sadede
gelirsek, turnuvanın en büyük favorisi ABD'dir. Hatta bence
şampiyonu belli bir turnuvadır, Indianapolis'te bizi bekleyen
turnuva.
Stojakovic
yerine Vujanic
Ulan şampiyonu
da ilan ettim, kendime yeni meşgale üretmem lazım. Mesela
Yugoslavya takımında Peja kaç sayı attı diye istatistiklere
bakacağıma, Vujanic kaç dakikada ne kadarlık iş yaptı diye
bakmalıyım. Draft edilmesini gerektiren özelliklerini aramalıyım.
Ya da
seneye büyük ihtimalle drafta girip seçilecek Anderson Varejao'yu
izlemek lâzım. Bakalım bizimkileri dövdükleri gibi, Big Ben'i
de, Divac'ı da dövebilecekler mi abi,kardeş?
Ya
da Arjantin
Ultra
atletik forvetlerle, küçümsenmeyecek pota altı gücüyle, birçok
kişinin en fazla merak ettiği takım Arjantin. Bakalım açık
sahada oynatabilecekler mi oyunu? Ginobili smaçlarından bir
bukle sunacak mı? Smaç demşken, Brezilya'da Andre Garcia'ya
da dikkat edin. İstanbul'daki turnuvada her gün ısınırken,
en azından bir tane değirmen, bir tane de ters sustalı smaç
bastı. Hem de sadece 1.90'lık boyuyla!
Nash,
Kanada için avantaj mı olurdu, dezavantaj mı?
Mavericks
gardı Nash, Kanada Milli Takımı'nda, tıpkı MacCulloch, Magloire
ve Rick Fox gibi, yer almayacağını açıkladı. İstanbul'daki
turnuvada oyun kurucu mevkiinden hücumda çok az yararlanabilen
Kanada için Nash ilaç gibi olacaktı. Fakat Nash olduğu zaman
Kanada takım oyununu sahaya koyabilir miydi, tartışılır. Bence
Kanada için MacCulloch ve Magloire ikilisi Nash'ten çok daha
önemli.Nash'siz fakat MacCulloch ve Magloire'lı Kanada kadrosu,
içinde Nash'le beraber iki uzunu da barındıran kadrodan daha
etkili olabilirdi. Her gün maç oynanan bir turnuvayı Kanada
iki uzunla -ki bunlardan biri 1.98- kaldırabilecek mi? Pek
tabii ki uzunların bitap halde olduğu zamanlarda dışarıdan
zımbalayıp takımı rahatlatabilecek bir Nash, Kanada için büyük
kayıp.
Turnuvanın
statüsü
16 takım
dört grupta mücadeleye başlayacak. Gruplarında ilk üç sırayı
alan takımlar, karşı grubun ilk üçüyle altılı gruplar oluşturacaklar.
Bu gruplara ilk gruplardaki puanlar taşınacak. İkinci gruplarda
ilk dört sırayı alacak takımlar, karşı grubun ilk dördüyle
çapraz eşleşecek. (1-4,2-3...) Daha sonra iki takım kalana
kadar eliminasyon usulü turlarla finale kadar gelinecek.
Ama asıl
konuşulması gereken, finale gelen takımların 8 maçı 9 günde
oynayacak olmaları. Bu turnuva planı da ABD için özel hazırlanmış
gibi...
Dağılan
Yugoslavya'dan geriye kalanlar
Dağılan
Yugoslavya'dan geriye kalan ülkelerden sadece Yugoslavya mücadele
edecek bu turnuvada. Geçen gün YuroBasket bölümü yazarlarından
Ozan Erözden'e Sesar'la ilgili bir soru sorduğumda,
Hırvat Ligi ve basketbol anlayışı ile ilgili de bilgiler verdi.
Ligin pek kaliteli olmadığı, kaliteli gençler Kukoc ve Radja
gibi üne kavuşmak için anında yurt dışına transfer olduklarından,
ülkede kalanların da ligdeki seviyenin eskiyi mumla aratmasından
dolayı kendilerini fazla kasmadan yıllarını geçirmekte olduklarından
bahsetmişti. İyi, Hırvatların turnuvada yer almamasını yukarıdakilerle
açıkladık diyelim... Peki yıllardır uluslararası turnuvalarda
kaydadeğer bir başarı elde edemeyen Slovenya'da problem ne?
Teker teker bakıldığında kadro süper; McDonald, Nesterovic,
Milic, Gorenc, Becirovic, Smodis, Tuzek... Daha ne olsun,
bu takım niye Avrupa'nın tozunu atamıyor? Aslında Hırvatlar
ile ilgili yazdığım herşeyi buraya da yazabilirim. Üç takımlı
bir lig, oyuncuların çoğu küçük yaşta kaçıyor ve gittikleri
takımlar Avrupa'nın en iyi takımları olduğu için de yeteri
kadar süre alamıyorlar. Bosna-Hersek'in ise Avrupa Şampiyonası'na
katılması bile başarıydı. Son Avrupa Şampiyonası'nda kadro
kalitesi bakımından bir sınıf aşağıda olan iki-üç takımdan
biriydi.
Tek
suç takımların mı?
Tabii
ki değil. Birçok kaliteli takımın Dünya Şampiyonası'na katılamamasının
sebebi statü. Bilinidiği üzere Avrupa Şampiyonası'nda ilk
beşe giren takımlar Dünya Şampiyonası'na katılmaya hak kazanıyor.
Bence son derece acımasız bir statü... Günlük performansları
mükâfatlandıran, hakem, seyirci gibi yan etkenleri gözönüne
almayan bir sistem. Diyeceksiniz, "eğer her turnuva için
eleme grubu maçları oynanırsa takvimler birbirine girer, klüpler
isyan çıkartır." O zaman Avrupa Şampiyonas'nı dört yılda
bir düzenlersin. Hem milli takımların kenar yönetimleri sezonu
2-10 maçla tamamlamamış olurlar, hem böylece şampiyonadan
2 ay önce hazırlıklara başlanmaz. Ligleri yazın ilk aylarını
kapsayan planlamalarla sağlıklı bir şekilde düzenlemek te
mümkün.
Mönüde başka neler
var?
İspanya
takımı bence Yugoslavya'dan daha iyi bir takımdı. Lopez'in
sakatlığı İspanyolları çok etkileyecek. Fakat bize belki de
Manuel Calderon'u izleme fırsatı sunacak bu sakatlık. Öte
yandan, pota altında undersized fakat güçlü ve mücadeleci
uzunlarla beraber Pau Gasol bu takımı adam edip potaya sokabilir.
Almanya
ise bir sene öncesine göre daha tecrübeli, uyumlu bir takımla
geliyor. Takımın en önemli hücum silahı Nowitzki. Fakat o
takımda hakettiğinden az övgü alan Okulaja da çok önemli bir
adam. Özellikle hücum ribaundlarında...
Brezilya,
ne kadar vurup top kazanırsa o kadar fast-break uygulayıp
sonuca daha rahat giden bir takım. Fakat ilk dörde gireceklerini
sanmıyorum.
Şu anda
aklıma geldi, Sloven kadrosuna bir de Nachbar'ı ekleyiverin.
Başka
da birşey yok aslında... Ruslar'dan bu senede birşey olmaz.
Afrika takımlarını İstanbul'da gördük. Yao Ming belli bir
kalitede olduğunu gösterdi. Özellikle oyunu çok iyi biliyor,
hani boy da var. Üst kısmının biraz kaslanması lazım fakat
ortalığın tozunu attıracak gerçek bir yıldız olması için iki-üç
sezona ihtiyacı var. Ama Çin Milli Takımı'nda hiç bir numara
yok, koçlarında da iş yok. Bateer denilen odun nasıl NBA'de
oynuyor, anlamış değilim. Fakat Çin'de post-up sonucu baskete
gidebilen tek uzun. Mühim yani...
Assolistleri
sona sakladım!?
Gelelim
milli takıma. Oyun kurucu mevkiinde sırıtıyoruz... İlk beş
başlayan, penetre edebiliritesi olmasına rağmen çekingen oynuyor.
Sadece boş olduğu zaman şut atıyor. Top paylaştıracağım derken
her hücumda depresyona sokuyor kendini. Turnikeye girerken
bile Mirsad'ın, Hidayet'in "bana versene"leri yankılanıyor.
Benchte oturan gardımız ise potaya silah zoruyla bakıyor.
Arada bir serbest atış çizgisine gidiyor, onları da yarım
yamalak atıyor. 2 numarada problem yok. İbrahim ve Harun yan
yana da, sırayla da sırıtmadan ve sapıtmadan görevlerini yapıyorlar.
Hidayet'i aşağılarda bir alıntı yaparak anlatacağım.
Keskin
sirke küpüne zarar!
4 numarada
Mehmet, Mirsad (ve Kaya) hücumda ve savunmada gerkli katkıyı
veriyorlar. Fakat "keskin sirke küpüne zarar" misâli,
Mirsad'ın hırsının dozunun kaçtığını düşünüyorum. 5 numarada
Kaya mikser görevini iyi yapıp aslında bizim için pek de fena
olmayan gerginliğin dozunu arttırıcı unsurları rakipler üzerinde
uyguluyor. Asım istikrarsız, bir ileri, iki geri. Hüseyin
ribaundlarda etkili, savunmada "ortayı kapatır"
cinsi bir uzun... Sakatlığı geçerse ilk beş başlar ve istenileni
verir. Ha ondan istenilen 20-10'luk performans mıdır? Yorumcularımız
neden hâlâ bütün oyuncuların skorlarına bakarak yorum yapmaktadırlar?
Top kullanma arzusu ile yanıp tutuşan oyuncu sayısı bu kadar
fazlayken, olaya herkesin maydanoz olmasını istemek ne kadar
sağlıklıdır?
Kaçıncılık
başarıdır?
Bence
çeyrek final başarı değildir. Çünkü biz Porto Riko ve/veya
Brezilya'yı yenip ikinci turda Kanada veya İspanya'dan birisini
yenersek, zaten çeyrek finaldeyiz. (Lübnan'ı saymadım, zaten
onlara yeniliyorsak turnuvadan çekilelim! Eğer ilk grubu kayıpsız
atlatırsak, ikinci turda hiç maç kazanmasak da çeyrek finale
çıkarız.)
Mühim
olan çeyrek finalde karşımıza kimi alacağımız. Peki başarı
nedir? İlk dört. Peki mümkün müdür? Tabii ki mümkün fakat
bence çok zor. Aklınızdan geçiyor mu, "E kardeşim, hem
çeyrek final başarı değil diyorsun, hem de yarı final çok
zor diyorsun" diye... Evet haklısınız fakat çeyrek finali
başarı olarak kabul etmiyor olmamın sebebi, oynayacağımız
kesinleşmiş (ve muhtemel) rakiplerimizin hepsini yenebilecek
kapasitede olduğumuzun, geçtiğimiz Avrupa Şampiyonası ve özel
turnuvalarda tescillenmiş olması. (Brezilya hariç.) E o zaman
niye yarı final zor, hele bir aşağıyı okuyun da, hâlâ cevabı
bulamazsanız bana bir mail atıverirsiniz.
Hazmı
zor geldiyse, müessesemizin ikramı meyveli sodalardan için
--
"… Hido, Sacramento Kings'te (Sacramento Kralları) oynuyor.
O krallardan biri yani. O formayı çıkarıp, milli formayı giyse
de, krallığının devam ettiğini sanıyor. Sacramentolu Hido
olarak geliyor İstanbul'a ama o, Kral Hido olarak da geldiğini
düşünüyor. Stojakoviç ve Divac'ın yanında asker olan Hido,
milli forma altında kendini Genelkurmay Başkanı zannediyor.
Bu rahatlık ona yaramıyor. Elindeki iki topu, iki hücumda
birer saniyede rakibe kaptırıp daha sonra telâfi etmek için
saçma sapan bir üçlük kullanan ve onu da kaçıran Hido, bu
trajik üç hareketten sonra hırslanıp gerçek Hidayet'i göstereceğine,
dilini çıkartıp gülerek ve yürüyerek tekrar hücuma katılabiliyor…"
6. Adam Dergisi'nin 7. sayısındaki Bilgin Gökberk'in yazısından
alınmıştır.
--
İstanbul'daki turnuvanın son gününde İbrahim ve Mirsad niye
genellikle omzu ve ağzı kalabalıkların oturduğu tribünde oturdular?
Onların benchin arkasında oturan Alper, Kerem, Arda'dan ne
ayrıcalıkları var? Niye salondaki koltukların hepsi aynı kalitede
değil? Niye ben taş gibi koltukta otururken başkaları "O"
tribünde oturuyorlar? Onların diğer insanlardan ne ayrıcalıkları
var?!
Bunlar
da mı kesmedi, tam size göre yeni mallarım var…
Pivot
dergisinin bu ayki sayısından:
--
Dünya şampiyonu kim olur?
Hidayet Türkoğlu: Angola
İbrahim Kutluay: Türkiye
-- Dünya
Şampiyonası'nda üçüncülük maçını hangi takımlar oynar?
H.T.: Cezayir, Lübnan (İki
hafta sonra Televole'de fıkra da anlatır.)
İ.K.: Yugoslavya, Arjantin
--
Dünya Şampiyonası kadrosunda "takımda olmazsa olmaz"
diyebileceğiniz oyuncu var mı?
H.T.: Mirsad ve ben
İ.K.: Birimiz olmazsa olmaz
--
Dünya Şampiyonası'nda biz kaçıncı sırayı alırız?
H.T.: Derece yapamayız. (Komik
olmaya mı çalışıyor yoksa içinden geçeni mi söylüyor?!)
İ.K.: Şampiyon
--
Peki hangisi gerçek yıldız? (Bu Pivot'tan değil.)
Herşey
mükemmelmiş gibi, bir de sakatlık belâsı çıktı.
Hadi eyvallah.
Aman aklına mukayyet ol. (Mesut Yar gibi oldum. Delidir
falan ama severim.)
mc_ege@hotmail.com