VGM HOME PAGE
by Bedri Özgür...
powered by Sinan Sarıcı


NBA PANORAMA
by Alim Karasu

ROOKIEWATCH
by Ali Umut Yorulmaz...
powered by Emre Afşar & Ferhat Şoför.

BATUG.COM FORUM
by Murat Yüce... Gir, takıl.

2 RESİM arasındaki 7 FARK
by Ercan GÜLTEKİN

VOTW (visitor of the week)

POWER RANKINGS
by Mete ACAR... Haftalık.


NBA TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ

NBA WALLPAPERS

SALARY CAP

TRANSITION
NBA'den haberler...

O DEDİ, BU KODU!
Takas / transfer geyikleri...

WASSUP

ENCORE
Haftanın lafı, gafı ve safı... İlaveten, sürpriz yazılar!

KNICKS TARİHİNDEN
Son 10 yıldaki yanlış takaslar


COURTSIDE
Murat Can EGE'den Dünya Şampiyonası preview

Bir gezegen, bir şampiyon

Hoşgeldin değerli okuyucu...

Konu belli, fakat öyle 16 takımı, dolayısıyla oyuncularını tek tek tanıtıp ortalığı istatistiklere boğmak istemiyorum. Ama derseniz "kardeşim ben ne bileyim Venezuela'nın falanca oyuncusunu? Tanıtıversen ne olur ki?", ben de size "bir zahmet Pivot dergisinin bu ayki sayısını ediniverin" derim. Ben daha çok kafama estiği gibi yazmaya çalışacağım.

Başlamadan önce, Dünya ve Türkiye üzerinde ilk sosis imalathanesini aşan şahıslara en kralından birer teşekkür. Ama daha önemlisi, iki sosisi bir çift sandviç ekmeği arasına koyarak mevzuunda çığır açan büfeci iki adım beri gelsin, alnından öpücem.

Bırakın geyiği, şampiyon belli!

Neymiş efendim, bu takım Dream değil de Scream Team'miş! Shaq yokmuş, Kobe yokmuş, T-Mac yokmuş... Efendim bu takım en yenilebilir ABD takımıymış... mış, mış, mış... Aklınız alabiliyor mu, meselâ Batı All-Star takımı katılsaydı turnuvaya; Kobe, KG ile dövüşürdü, Shaq onları ayıracağım derken Francis arada kalıp dayak yerdi. Derseniz "bari 3-4 tanesi olsaydı", o zaman da Sydney'deki Carter'lı, Payton'lı, KG'li, Kidd'li kadronun nasıl madara olduğunu hatırlatırım.

Bir kere pota altı taş gibi... Oyun kurucularından biri oyunu birinin domine etmesi gerektiğinde bunu becerecek, diğeri ise bilimum hızlı takımlara karşı tempoyu elinde tutup takımı yönetebilecek tipte oyuncular. Yıllardır süre gelen alan savunmasına hücum zaafını minumuma indirmek için Pierce'ı almışlar, Miller'ı almışlar. Nowitzki, Gasol gibi mismatch yaratabilecek oyuncuların karşısında dikilsin diye LaFrentz'i almışlar. Yani rakipler çok iyi etüd edilmiş ve dersler çok iyi alınmış. Kadroda takım kimyasını bozmaya meyilli, sorunlu oyuncu çıkarsa bir tane, iki tane çıkar. Hem zaten tek tek bakıldığında da kadro asla kötü değil. İlk açıklanan kadrodan altı oyuncu, bu seneki All-Star maçında yer almıştı. (İkisi sakatlandı.) Ayrıca takımda yer alan ve geçen sezon ligin en iyi savunmacısı da All-Star kadrolarında yoktu.

Sadede gelirsek, turnuvanın en büyük favorisi ABD'dir. Hatta bence şampiyonu belli bir turnuvadır, Indianapolis'te bizi bekleyen turnuva.

Stojakovic yerine Vujanic

Ulan şampiyonu da ilan ettim, kendime yeni meşgale üretmem lazım. Mesela Yugoslavya takımında Peja kaç sayı attı diye istatistiklere bakacağıma, Vujanic kaç dakikada ne kadarlık iş yaptı diye bakmalıyım. Draft edilmesini gerektiren özelliklerini aramalıyım.

Ya da seneye büyük ihtimalle drafta girip seçilecek Anderson Varejao'yu izlemek lâzım. Bakalım bizimkileri dövdükleri gibi, Big Ben'i de, Divac'ı da dövebilecekler mi abi,kardeş?

Ya da Arjantin

Ultra atletik forvetlerle, küçümsenmeyecek pota altı gücüyle, birçok kişinin en fazla merak ettiği takım Arjantin. Bakalım açık sahada oynatabilecekler mi oyunu? Ginobili smaçlarından bir bukle sunacak mı? Smaç demşken, Brezilya'da Andre Garcia'ya da dikkat edin. İstanbul'daki turnuvada her gün ısınırken, en azından bir tane değirmen, bir tane de ters sustalı smaç bastı. Hem de sadece 1.90'lık boyuyla!

Nash, Kanada için avantaj mı olurdu, dezavantaj mı?

Mavericks gardı Nash, Kanada Milli Takımı'nda, tıpkı MacCulloch, Magloire ve Rick Fox gibi, yer almayacağını açıkladı. İstanbul'daki turnuvada oyun kurucu mevkiinden hücumda çok az yararlanabilen Kanada için Nash ilaç gibi olacaktı. Fakat Nash olduğu zaman Kanada takım oyununu sahaya koyabilir miydi, tartışılır. Bence Kanada için MacCulloch ve Magloire ikilisi Nash'ten çok daha önemli.Nash'siz fakat MacCulloch ve Magloire'lı Kanada kadrosu, içinde Nash'le beraber iki uzunu da barındıran kadrodan daha etkili olabilirdi. Her gün maç oynanan bir turnuvayı Kanada iki uzunla -ki bunlardan biri 1.98- kaldırabilecek mi? Pek tabii ki uzunların bitap halde olduğu zamanlarda dışarıdan zımbalayıp takımı rahatlatabilecek bir Nash, Kanada için büyük kayıp.

Turnuvanın statüsü

16 takım dört grupta mücadeleye başlayacak. Gruplarında ilk üç sırayı alan takımlar, karşı grubun ilk üçüyle altılı gruplar oluşturacaklar. Bu gruplara ilk gruplardaki puanlar taşınacak. İkinci gruplarda ilk dört sırayı alacak takımlar, karşı grubun ilk dördüyle çapraz eşleşecek. (1-4,2-3...) Daha sonra iki takım kalana kadar eliminasyon usulü turlarla finale kadar gelinecek.

Ama asıl konuşulması gereken, finale gelen takımların 8 maçı 9 günde oynayacak olmaları. Bu turnuva planı da ABD için özel hazırlanmış gibi...

Dağılan Yugoslavya'dan geriye kalanlar

Dağılan Yugoslavya'dan geriye kalan ülkelerden sadece Yugoslavya mücadele edecek bu turnuvada. Geçen gün YuroBasket bölümü yazarlarından Ozan Erözden'e Sesar'la ilgili bir soru sorduğumda, Hırvat Ligi ve basketbol anlayışı ile ilgili de bilgiler verdi. Ligin pek kaliteli olmadığı, kaliteli gençler Kukoc ve Radja gibi üne kavuşmak için anında yurt dışına transfer olduklarından, ülkede kalanların da ligdeki seviyenin eskiyi mumla aratmasından dolayı kendilerini fazla kasmadan yıllarını geçirmekte olduklarından bahsetmişti. İyi, Hırvatların turnuvada yer almamasını yukarıdakilerle açıkladık diyelim... Peki yıllardır uluslararası turnuvalarda kaydadeğer bir başarı elde edemeyen Slovenya'da problem ne? Teker teker bakıldığında kadro süper; McDonald, Nesterovic, Milic, Gorenc, Becirovic, Smodis, Tuzek... Daha ne olsun, bu takım niye Avrupa'nın tozunu atamıyor? Aslında Hırvatlar ile ilgili yazdığım herşeyi buraya da yazabilirim. Üç takımlı bir lig, oyuncuların çoğu küçük yaşta kaçıyor ve gittikleri takımlar Avrupa'nın en iyi takımları olduğu için de yeteri kadar süre alamıyorlar. Bosna-Hersek'in ise Avrupa Şampiyonası'na katılması bile başarıydı. Son Avrupa Şampiyonası'nda kadro kalitesi bakımından bir sınıf aşağıda olan iki-üç takımdan biriydi.

Tek suç takımların mı?

Tabii ki değil. Birçok kaliteli takımın Dünya Şampiyonası'na katılamamasının sebebi statü. Bilinidiği üzere Avrupa Şampiyonası'nda ilk beşe giren takımlar Dünya Şampiyonası'na katılmaya hak kazanıyor. Bence son derece acımasız bir statü... Günlük performansları mükâfatlandıran, hakem, seyirci gibi yan etkenleri gözönüne almayan bir sistem. Diyeceksiniz, "eğer her turnuva için eleme grubu maçları oynanırsa takvimler birbirine girer, klüpler isyan çıkartır." O zaman Avrupa Şampiyonas'nı dört yılda bir düzenlersin. Hem milli takımların kenar yönetimleri sezonu 2-10 maçla tamamlamamış olurlar, hem böylece şampiyonadan 2 ay önce hazırlıklara başlanmaz. Ligleri yazın ilk aylarını kapsayan planlamalarla sağlıklı bir şekilde düzenlemek te mümkün.

Mönüde başka neler var?

İspanya takımı bence Yugoslavya'dan daha iyi bir takımdı. Lopez'in sakatlığı İspanyolları çok etkileyecek. Fakat bize belki de Manuel Calderon'u izleme fırsatı sunacak bu sakatlık. Öte yandan, pota altında undersized fakat güçlü ve mücadeleci uzunlarla beraber Pau Gasol bu takımı adam edip potaya sokabilir.

Almanya ise bir sene öncesine göre daha tecrübeli, uyumlu bir takımla geliyor. Takımın en önemli hücum silahı Nowitzki. Fakat o takımda hakettiğinden az övgü alan Okulaja da çok önemli bir adam. Özellikle hücum ribaundlarında...

Brezilya, ne kadar vurup top kazanırsa o kadar fast-break uygulayıp sonuca daha rahat giden bir takım. Fakat ilk dörde gireceklerini sanmıyorum.

Şu anda aklıma geldi, Sloven kadrosuna bir de Nachbar'ı ekleyiverin.

Başka da birşey yok aslında... Ruslar'dan bu senede birşey olmaz. Afrika takımlarını İstanbul'da gördük. Yao Ming belli bir kalitede olduğunu gösterdi. Özellikle oyunu çok iyi biliyor, hani boy da var. Üst kısmının biraz kaslanması lazım fakat ortalığın tozunu attıracak gerçek bir yıldız olması için iki-üç sezona ihtiyacı var. Ama Çin Milli Takımı'nda hiç bir numara yok, koçlarında da iş yok. Bateer denilen odun nasıl NBA'de oynuyor, anlamış değilim. Fakat Çin'de post-up sonucu baskete gidebilen tek uzun. Mühim yani...

Assolistleri sona sakladım!?

Gelelim milli takıma. Oyun kurucu mevkiinde sırıtıyoruz... İlk beş başlayan, penetre edebiliritesi olmasına rağmen çekingen oynuyor. Sadece boş olduğu zaman şut atıyor. Top paylaştıracağım derken her hücumda depresyona sokuyor kendini. Turnikeye girerken bile Mirsad'ın, Hidayet'in "bana versene"leri yankılanıyor. Benchte oturan gardımız ise potaya silah zoruyla bakıyor. Arada bir serbest atış çizgisine gidiyor, onları da yarım yamalak atıyor. 2 numarada problem yok. İbrahim ve Harun yan yana da, sırayla da sırıtmadan ve sapıtmadan görevlerini yapıyorlar. Hidayet'i aşağılarda bir alıntı yaparak anlatacağım.

Keskin sirke küpüne zarar!

4 numarada Mehmet, Mirsad (ve Kaya) hücumda ve savunmada gerkli katkıyı veriyorlar. Fakat "keskin sirke küpüne zarar" misâli, Mirsad'ın hırsının dozunun kaçtığını düşünüyorum. 5 numarada Kaya mikser görevini iyi yapıp aslında bizim için pek de fena olmayan gerginliğin dozunu arttırıcı unsurları rakipler üzerinde uyguluyor. Asım istikrarsız, bir ileri, iki geri. Hüseyin ribaundlarda etkili, savunmada "ortayı kapatır" cinsi bir uzun... Sakatlığı geçerse ilk beş başlar ve istenileni verir. Ha ondan istenilen 20-10'luk performans mıdır? Yorumcularımız neden hâlâ bütün oyuncuların skorlarına bakarak yorum yapmaktadırlar? Top kullanma arzusu ile yanıp tutuşan oyuncu sayısı bu kadar fazlayken, olaya herkesin maydanoz olmasını istemek ne kadar sağlıklıdır?

Kaçıncılık başarıdır?

Bence çeyrek final başarı değildir. Çünkü biz Porto Riko ve/veya Brezilya'yı yenip ikinci turda Kanada veya İspanya'dan birisini yenersek, zaten çeyrek finaldeyiz. (Lübnan'ı saymadım, zaten onlara yeniliyorsak turnuvadan çekilelim! Eğer ilk grubu kayıpsız atlatırsak, ikinci turda hiç maç kazanmasak da çeyrek finale çıkarız.)

Mühim olan çeyrek finalde karşımıza kimi alacağımız. Peki başarı nedir? İlk dört. Peki mümkün müdür? Tabii ki mümkün fakat bence çok zor. Aklınızdan geçiyor mu, "E kardeşim, hem çeyrek final başarı değil diyorsun, hem de yarı final çok zor diyorsun" diye... Evet haklısınız fakat çeyrek finali başarı olarak kabul etmiyor olmamın sebebi, oynayacağımız kesinleşmiş (ve muhtemel) rakiplerimizin hepsini yenebilecek kapasitede olduğumuzun, geçtiğimiz Avrupa Şampiyonası ve özel turnuvalarda tescillenmiş olması. (Brezilya hariç.) E o zaman niye yarı final zor, hele bir aşağıyı okuyun da, hâlâ cevabı bulamazsanız bana bir mail atıverirsiniz.

Hazmı zor geldiyse, müessesemizin ikramı meyveli sodalardan için

-- "… Hido, Sacramento Kings'te (Sacramento Kralları) oynuyor. O krallardan biri yani. O formayı çıkarıp, milli formayı giyse de, krallığının devam ettiğini sanıyor. Sacramentolu Hido olarak geliyor İstanbul'a ama o, Kral Hido olarak da geldiğini düşünüyor. Stojakoviç ve Divac'ın yanında asker olan Hido, milli forma altında kendini Genelkurmay Başkanı zannediyor. Bu rahatlık ona yaramıyor. Elindeki iki topu, iki hücumda birer saniyede rakibe kaptırıp daha sonra telâfi etmek için saçma sapan bir üçlük kullanan ve onu da kaçıran Hido, bu trajik üç hareketten sonra hırslanıp gerçek Hidayet'i göstereceğine, dilini çıkartıp gülerek ve yürüyerek tekrar hücuma katılabiliyor…"
6. Adam Dergisi'nin 7. sayısındaki Bilgin Gökberk'in yazısından alınmıştır.

-- İstanbul'daki turnuvanın son gününde İbrahim ve Mirsad niye genellikle omzu ve ağzı kalabalıkların oturduğu tribünde oturdular? Onların benchin arkasında oturan Alper, Kerem, Arda'dan ne ayrıcalıkları var? Niye salondaki koltukların hepsi aynı kalitede değil? Niye ben taş gibi koltukta otururken başkaları "O" tribünde oturuyorlar? Onların diğer insanlardan ne ayrıcalıkları var?!

Bunlar da mı kesmedi, tam size göre yeni mallarım var…

Pivot dergisinin bu ayki sayısından:

-- Dünya şampiyonu kim olur?
Hidayet Türkoğlu: Angola
İbrahim Kutluay: Türkiye

-- Dünya Şampiyonası'nda üçüncülük maçını hangi takımlar oynar?
H.T.: Cezayir, Lübnan (İki hafta sonra Televole'de fıkra da anlatır.)
İ.K.: Yugoslavya, Arjantin

-- Dünya Şampiyonası kadrosunda "takımda olmazsa olmaz" diyebileceğiniz oyuncu var mı?
H.T.: Mirsad ve ben
İ.K.: Birimiz olmazsa olmaz

-- Dünya Şampiyonası'nda biz kaçıncı sırayı alırız?
H.T.: Derece yapamayız. (Komik olmaya mı çalışıyor yoksa içinden geçeni mi söylüyor?!)
İ.K.: Şampiyon

-- Peki hangisi gerçek yıldız? (Bu Pivot'tan değil.)

Herşey mükemmelmiş gibi, bir de sakatlık belâsı çıktı.

Hadi eyvallah. Aman aklına mukayyet ol. (Mesut Yar gibi oldum. Delidir falan ama severim.)

mc_ege@hotmail.com