| |
İyi Takas: Duvar(!) Gibi Takım Olduk
Dalga geçtiğimi mi düşünüyorsunuz?
Kimbilir…
Hayır hayır, kesinlikle ciddiyim; Mark Blount'un gittiği her takas, iyi takastır. Takasın diğer yönlerini incelemeye bile gerek yok... Blount gitti, dertler bitti! Artık şampiyonluktan sadece bir Duncan uzaklığındayız.
İşin aslı; sabah işe gitmek için uyandığımda, şöyle bir maç sonuçlarına göz gezdireyim diye bilgisayarı açmıştım. Her takas haberinde olduğu gibi, bakakaldım bilgisayara. Davis'in Minnesotaya gönderildiği haberi vardı Wally karşılığında (bu çocuğun soyadını yazamakla uğraşamayacağım, kusura bakmayın). Aslında bir takas bekliyorduk, hatta her sabah bilgisayarı açtığımda maç sonuçlarından önce şöyle bir Yahoo'nun sol sütunundaki haberlere göz gezdiriyordum. Tabii beklediğimiz takas bu değildi. Bir süredir ortalarda lafı dolaşan Kandi-Blount Takası'nın gerçekleşmesini dört gözle bekleyen biri olarak, Davis'in overpaid bir adam karşılığında gittiğini görmek az buçuk canımı sıktı sabah sabah. Her ne kadar Blount'un adı ana sayfadaki haberin detayları arasında olmasa da, yedi oyuncunun bu takası oluşturduğu cümlesi beni rahatlattı ve linki tıkladım...
GİDENLER: R. Davis, M. Blount, M. Banks, Justin Reed, gelecekte iki tane şartlı 2'nci tur pick
GELENLER: W. Szczerbiak (soyadı copy-paste), M. Olowokandi (bu da), Dwayne Jones, en erken 2008'de olmak üzere şartlı bir adet ilk tur draft pick (detaylarını başka zaman açıklarız)
Kabaca söyleyebileceğim ilk cümle: Bence iki takım için de güzel bir takas oldu.
Bir kere Celtics cephesinde takasın belki de tek beğenilmeyen yönü Wally'nin kontratı olurken, buna karşın toplamda (bu yılı saymazsak) 36,6 milyon dolarlık kontrat alıp 41 küsur milyon dolarlık kontrat verdik -- ki Wally'nin kontratı Blount'unkinden bir yıl önce bitiyor. Neticede 5 milyon dolarlık bir paranın kurtarıldığı ve her yıl salary'de de kâr edildiği görülüyor. Yani bence finansal açıdan güzel bir takas, düşünülenin aksine. Tabii Wolves'tan alacağımız ilk tur seçimine vereceğimiz parayı (yani seçimin ardından yapacağımız kontratı) eklemedim!
Takasın finansal yönünü bir yana bırakıp oyuncu kısmına gelelim.
Temelde Blount-Kandi Alışverişi olarak düşünülen takasın throw-in'lerinden ve cap-filler'larından başlayalım.
Gelenler
VOLİ ZÖRBİYAK: Kariyer sezonunu yaşayan Wally'nin, dış şut tehdidiyle Pierce'ın yanında daha iyi bir tamamlayıcı olacağı fikri var; Ainge ve Rivers da aynı olaydan bahsettiler takas sonrası.
İlk bakışta mantıklı gibi görünse de, saha içi kimyası genelde düşünüldüğü gibi tutmuyor. Genel kanıya katılmakla beraber, biraz zaman geçmesini bekleyelim Wally-Pierce arasındaki kimyanın nasıl işlediğini görmek için.
Wally'nin defansif açıdan zaafiyetleri olduğunu söyleyenler ise sanırım Ricky Davis'i hiç izlememişler. Bu sene bir çok maçı onun son pozisyonlarda adamını savunamamasından ötürü kaybettiğimizi hatırlatalım. İlk aklıma gelenleri sayayım: Detroit maçında 0.8 saniye kala Rip Hamilton'dan yediğimiz basket... Dallas maçında Stackhouse'dan yediğmiz buzzer-beater... Arenas'ın geçen gün Ricky'i tek adımla geçip maçı faullerle takımına kazandırdığı Washington maçı. Biraz daha düşünürsem başka maçlar da çıkartabilirim. Burada amacım Dicky Ravis'e bok atmak değil, Wally'nin savunma yönünü eleştirenlere, Davis'in de savunmada bir Artest olmadığını hatırlatmak. Normal şartlarda Ricky atletik özellikleri sayesinde iyi bir defansif oyuncu olabilir ama özellikle bu sene pek takılmıyordu savunmaya. O son pozisyonlardaki zaaflarında, her maç 42 küsur dakika oynamasının payı var kanaatimce (son hücumlarda rakibin en önemli oyuncusuna bitik Davis'i vermek coaching hatasından başka bir şey değil aslında). Artı Wally savunmada bir Kyle Korver da değil, ki zaten berbat ötesi olan savunmamızın Wally ile daha da kötü olacağını zannetmiyorum.
Casey eğer Minnesota'da Davis'in dakikalarını daha iyi ayarlayabilirse, bizdeki halinden daha iyi bir savunmacı olabilir. Zaten ateşli Garnett'in varlığı da ona ekstra itici güç olacaktır kanaatimce. Bence Ricky bizde olduğundan daha başarılı ve faydalı olacaktır Minnesota'ya.
KANDİ: Fazla söze gerek yok. Doc Rivers onun rotasyona kolay kolay giremeyeceğini, zira Kendrick Perkins, Al Jefferson, Raef LaFrentz ve Brian Scalabrine ile uzun rotasyonunu şu an için sabitlediğini, ancak çok ihtiyaç duyulması durumunda onu belirli sürelerde oynatacağını ifade etti. (Yine de Boston Globe'a yaptığı açıklamada sarfettiği bir ton lafın arasında Kandi için "He's going to help us" demeyi de ihmal etmedi fırıldak!)
Neyse, Kandi zaten bu sezon sonunda bitecek olan kontratı için alındı, yakında bir buy-out gelirse de hiç şaşırmam açıkçası .
DWAYNE JONES: Bu çocuk, şimdilik fazla dikkat çekmiyor olsa da, bu tuhaf ve çetrefilli takasın güzel hareketlerinden biri olabilir ileride. St Joseph'den Delonte'nin takım arkadaşı olan çaylak Jones, halihazırda NBDL'de 11 ribaunt ve 2.5 blok gibi göze hoş gelen istatistiklerle oynuyor. Danny Ainge onun şimdilik Development League'de kalacağını ama ilerisi için planlarında kendisine yer olduğunu söyledi. Dwayne genç, atletik ve uzun. Bir şey kaybetmeyiz bekleyerek yani.
Gidenler
RICARDO TYREE DAVIS: 6 milyon dolara 20 sayı, 5 ribaunt, 5 asist... Hiç fena değil ha?
Bu adamın gidişine hakikaten üzüldüm ama elden birşey gelmiyor maalesef. Celtics ile geçirdiği yaklaşık iki sezonda bu adamla ilgili beni en çok üzen, hep insanların onun hakkındaki takım içinde kanser olduğuna, kimyayı bozduğuna vs. dair önyargılı düşünceler oldu. Bütün bunların sebebi de, malumunuz olan --ve bence geçmişe gömülmesi gereken-- triple-double hadisesi. İnsanların kafasındaki bazı şeyleri değiştirmek gerçekten imkansız. Bu adamın Celtics'de iki yıl boyunca neredeyse hiç vukuatı olmadı, hatta bu süreçte bu şekilde bir eğilim de göstermedi takip ettiğimiz üzere. Zaten bildiğim kadarıyla hem annesi hem babası üniversitede öğretim görevlileri, ki mükemmel ingilizcesi de insanın kafasında Davis ile ilgili bir fikir oluşturabiliyor. Takas haberi duyurulduktan sonra kızgın olmasını beklediğim Davis'in açıklamaları ise beni hayli sevinirdi. Hatta bu açıklamalar gözlerimi yaşartacak cinstendi: “Boston'u seviyorum. Harika bir yer. Burada olduğum sürece beni kabul eden Celtics organizasyonuna ve taraftarlara teşekkür ediyorum. Takım arkadaşlarımı özleyeceğim. Bu grup, beraber oynadığım en iyi takım arkadaşlarıydı. Bu benim kariyerimde harika bir adım oldu. Herkese teşekkür ediyorum.”
Öte yandan, Celtics'de Davis ile ilgili en büyük rahatsızlığım, son zamanlarda topla çok fazla haşır neşir olmaya başlamasıydı. Wally'nin 20 sayı atarken topa Ricky kadar ihtiyaç duymaması, takımın sistemi açısından sevindirici bir gelişme. Wally'nin önemli maçlarda saklandığını söyleyenler aklıma gelince, Ricky'nin son iki playoff'ta nasıl batırıp bıraktığını hatırlayarak kendimi rahatlatıyorum.
Üzüldüğüm bir hadise de, elimizde olmayan sebeplerden ötürü (bahsettiğim kötü imaj yüzünden aslında Ainge ve Boston medyası sürekli bu adamı ön plana çıkarmaya çalıştı ama pek işe yaramadı) onu daha iyi bir şekilde pazarlayamamak oldu maalesef.
Ricky'nin patlayıcı özelliğini ve fantastik bitirişlerini çok özleyeceğiz.
Elveda Ricky, yolun açık olsun.
MARK BLOUNT: Çalsın sazlar oynasın kızlar... Parti başlasın!
Jump shot atmaktan başka hiç bir işe yaramayan bu overpaid adamı gönderdiğimiz için çok mutluyum. Maç başına 27.8 dakikada bir adam nasıl 3 top kaybeder?! Hele ki bir gard değilsen... Hele ki bir takımda birinci veya ikinci hatta üçüncü opsiyon dahi değilsen? Aklım almıyor...
Olayı 48 dakikaya yaydığında ise durumun vahameti daha da belirgin hal alıyor. 5.25 ortalama ile lig birincisi malum kişi. Bu sadece kendi adına kaybettikleri, ki bir de Pierce'a, Ricky Davis'e sayılan, yani onların verip de bunun tutamadığı toplar var. Ribaunt alamaması, savunma yapamaması ve daha da ötesi saha dışında tam bir kanser olması açılarından, bu adamın gitmesi takım için kesinlikle mükemmel bir harekettir.
Bakınız Al Jefferson takastan sonra neler demiş (üç aşağı beş yukarı): “Bu takasla, burada olmak istemeyen iki kişi gitti (Banks ve Blount'tan bahsediyor). Mark geçen sene de böyle olduğu için bu sene pek beni etkilemedi. Geçen sene 'Bu adamın neyi var? Kafasından neler geçiyor?' diyordum ama bu sene 'Mark Blount bu!' deyip geçtim. Koç bize bu takasın soyunma odasındaki negatif havayı temizleyeceğini söyledi. Banks ve Blount burada olmak istemiyordu. Ricky Davis'in ise olumsuz bir etkisi yoktu, sadece işler yolunda gitmeyince bazı şeyler söyleyebiliyordu ama bunun için onu suçlayamazsın. O durumlarda herkes bu tip şeyler söyleyebiliyordu. Banks'in ise takas olana kadar burada mutsuz olduğunu bilmiyordum.”
(Kaynak için tıkla)
Blount bir uzun için çok iyi bir şutör ama top kaybı yapmaması için topu elden teslim etmeniz gerekiyor. Yeterince şut kullanmadığı için sürekli ağlamasından ötürü de insanın biraz canını sıkıyordu. Yaş ortalaması hayli genç olan bir takımda sürekli ağlayıp şikayet eden, kenardayken hep somurtan böyle bir adamdan kurtulmak, takım açısından kesinlikle süper bir hareket. Kontratı da kallavi ve uzundu. Aslında skorer bir uzun için çok overpaid sayılmazdı ama kontratının uzunluğu ve adamın takım üzerindeki olumsuz etkileri, onun takasını mutlak kılmıştı.
Garnett'in yanında savunma ve ribaunt eksiği fazla göze çarpmayacağı ve de skorer kimliği onun Wolves'un önemli bir eksiğini kapatması demek olduğundan, Minnesota takımı ve taraftarı onu bağrına basabilir. (Kandi'nin ardından Mark'ı Alonzo niyetine başlarına koyabilirler!) Artı finansal yönden zaten çok da iyi bir durumda olmayan bir takım için Blount'un kontratı çok problem olmayacaktır. Tekrar ediyorum; bence iki takım için de iyi oldu.
BANKS & REED: Doc Rivers'ın Banks'e olan nefreti bu çocuğun iki yılını harcadı tek kelimeyle. Basına bile yansıyan nefreti yüzünden böyle bir yeteneğin harcanıp gitmesi hakikaten üzücü bir durum. Cavs ve Lakers'ın Banks için 2'nci tur draft seçimlerini teklif etmeleri, nasıl değer yitirildiğinin göstergesi. Oysa ki takımda defensive specialist olarak kullanılabilir, ofanstaki patlayıcı özelliğinden bir Bobby Jackson tarzında faydanılabilirdi; ama tek kelimeyle harcandı. Banks içinse takas olması iyi oldu. Umarım oynamak için güzel bir fırsat yakalar.
Reed ise idmanlarda Pierce'ı zorlayan, saha dışında Mississippi'den toprağı Big Al'e arkadaşlık eden kaliteli bir çocuktu. Kobe Bryant'a çaktığı bloğu unutmak mümkün değil aslan parçasının. Rex Chapman'ın Reed hayranı olması biraz beni şaşırtsa da, bunun ona Minnesota'da artı bir yarar getireceğini düşünüyırum. İstenmek güzel bir şeydir çünkü. Kendisine emekleri için teşekkür edip hakkında hayırlsını diliyoruz.
Draft pick'e ne kadar ihtiyacımız vardı, tartışılır; ama hiç yoktan bir tane ilk tur seçimi fena olmadı. Hele de Wolves'a ait bu hakkın, ileride iyi iş göreceğini tahmin ediyorum.
Netice itibariyle...
Kandi-Blount ile kısıtlı kalmış olmasını tercih etsem de, takasın bu halinden de çok şikayetçi değilim. Takımdaki kanserden kurtulup finansal açıdan az da olsa rahatladık.
LaFrentz'in kontratından hiç bir şekilde kurtulmak mümkün olmayacağından (Pierce ile beraber gitmesi seçeneğini sevmiyorum), onun kontratıyla beraber bitecek olan Wally'nin kontratı da ekstra bir yük getirmeyecektir, ki Wally'nin kontratından daha uzun bir kontrattan da kurtulmuş olduk.
Ayrıca ben Wally'nin takıma çok faydalı olacağını sanıyorum, Raef'in aksine. Umarım her iki takım içinde gelecekte hayırlı bir takas olur.
Görev 1: Blount - Başarıyla tamamlandı
Görev 2: Rivers - Sırada
Görev 3: LaFrentz - Sırada
Sevgi, saygı…
30 OCAK 2006, PAZARTESİ
henry_turner9@yahoo.com
2005'e Son Bakış
30 ARALIK 2005, CUMA
2006'ya girerken, 2005'in başarılılarına ve hayal kırıklıklarına bir göz atalım dedim. Lafı fazla uzatmadan hayal kırıklıkları ile başlayalım.
2005'in Hıyarkırıklıkları... pardon Hayalağaları
SACRAMENTO KINGS: Abdur-Rahim'i aldıklarında herkes inanılmaz bir hücum gücüne sahip iyi bir takım olduklarını düşünmüştü. Aslında Abdur-Rahim Portland'a takas edildiğinde onun artık playoff göreceğine inananların sayısı hiç de az değildi geçen sezon başında. Ama Portland sezon sonunda kendisini Lotarya'da buldu ve şansına düşen de 3'üncü sıra oldu. "Abdur-Rahim Etkisi (Lâneti)" mi dersiniz, başka etkiler mi, bilemem; ama Trail Blazers 21 sezon sonra playoff dışında kaldı. Rekora bir sezon kalmıştı oysa ki. Yani önce Blazers, şimdi de Kings mi peki? Abdur-Rahim Etkisi Krallar'a da sirayet etmiş gibi. Kings şu ana kadar sezonun en büyük hayal kırıklığı yaratan iki takımından biri. 699 maçlık NBA kariyerinde playoff maçı görememiş Abdur-Rahim ise meşhur istatistik kağıdımızı dolduruyor yine.
HOUSTON ROCKETS: Stromile Swift kazmasını aldıklarında herkes onların ilk 5'teki en büyük açığı kapadıklarını düşünürken, James-Alston Takası'nda da kârlı tarafın yine onlar olduğu fikri yaygındı. İyi bir PG, iyi bir uzun ve T-Mac & Yao ikilisiyle Rockets bir anda ligin önemli takımları arasında gösterildi. Tabii kağıt üzerindeki veriler her zaman sahaya yansımıyor. Alston'ın bitmek bilmeyen sakatlığı, T-Mac'in her zaman orasında burasında çıkan ufak tefek sakatlıklar, Swift'ten beklenen verimin alınamaması ve en son olarak Yao'nun da ameliyat olmasının ardından istenen kimyanın bir türlü yakalanamaması, bu takımın bu hallere düşmesine sebep oldu. Yine de Rockets taraftarının karamsar olması mümkün değil. Hakikaten büyük hayal kırıklığı ama bazen herşey böyle ters gidiyor ve iyi birşeyler yapmanızı imkansız kılıyor. Kimbilir, belki Lotarya'da alacakları güzel bir yer, kadrolarındaki bir boşluğu kapatlamalarına sebep olur. Tabii Amiral ve diğerlerinin sakatlıkları sonucu Duncan'ın ellerimizden kayışı ve San Antonio'nun kucağına düşüşü gibi bir etki olmayacak ama olsun, her işte bir hayır vardır diyelim.
CHICAGO BULLS: Genç kadronun geçen sezon aldığı 47 galibiyet, bu sezon başında, bir yıl daha tecrübeli ve oturmuş kadrodan insanların daha fazla şeyler beklemesine sebep oldu. Kendi şahsıma öyle ahım şahım bir kadroları olduğuna inanmadığımı, hatta takımı vasat gördüğümü belirteyim. Bu açıdan benim için büyük hayal kırıklığı olmasa da, bu oyunu takip edenlerin genelinde bir hayal kırıklığı yarattığı açık Bulls'un. Chandler aldığı yüklü kontrattan sonra geçen sezonki performansını aratıyor belki, kezâ Hinrich, Gordon ve diğerleri (Noç, Deng ve Sweetney'i bu değerlendirmenin dışında tutabiliriz). Yine de o kadar kötü bir durumda değiller, 'güçlü takım' karakterleri ve Doğu'nun içler acısı hali, toparlanmalarına ve yine geçen seneki galibiyet sayısı civarında bir yerlere gelmelerini sağlayabilir.
RON ARTEST: Senin yaptığına ne denir be adam?! Ben söyleyeyim: Nankörlük. En kötü zamanda bile arkanda olan camiaya bu yaptığın, ihanetten başka bir şey değil. Artest, performans olarak olmasa bile, yaptığı açıklamalarla beni hayal kırıklığna uğrattı. Daha sonra kıvırması işi iyice bok etti kanaatimce. Gideceği takımda yine soru işaretleri oluşturacaktır. (Laf aramızda, misal Ricky-Ron takası olursa, açarız kollarımızı, basarız bağrımıza. N'apalım, ekmek parası, bu işler böyle yürüyor, biraz ikiyüzlü olacaksın, değil mi Ainge?) Onun bu açıktan takasını istemesi, Indiana'nın onun karşılığında iyi birşeyler almasına da engel olabilir. Gidip Walsh ya da Bird'e gizliden söylesen takas istediğini, ne kaybederdin ki?
JOSH'lar (SMITH & CHILDRESS): Geçen sene bunlar için "Apaçi sürüsü" dediğimde bazı arkadaşlarımız kızmıştı ama göründüğü üzere bir gelişme yok. Yazın Smith'in 'şut çalıştığı' efsanesi klasik olarak boş çıkınca Atmaca amcalar yerlerinde saydılar, saymakla kalmayıp geri geri sekmeye başladılar. Diaw kaynadı arada. Bu arada Belkin'in değerini yakında anlayacaklar gibi. Ee, adam ne de olsa basketbolun toprağından geliyor, Boston'lu değil mi?
RAEF LaFRENTZ: Geçen sene ağır bir sakatlıktan çıktıktan sonra fena bir sezon geçirmedi ve iyice toparlamış olarak girdiği bu sezonda en azından ben kendisinden farklı şeyler bekliyordum. Tamam, 20-10 beklemiyorduk ama 8.5-4.5 da hakkettiğimiz rakamlar değildi. Tek istikrarlı yaptığı iş olan üçlük atmayı da artık beceremiyor. Blount takas edilebilir, bu edilemez... Ocağımıza incir ağacı dikti hayvan! Gerçi suçun sadece yarısı bunda, diğer yarısı bunu getiren Ainge dipsizinde!
CARLOS BOOZER: Cavs'i satışından belliydi ne bok olduğu... Utah haketmiş miydi bunu? Eeee... Hımmmm... Oytun'un damarına basmak istemiyorum.
SEBASTIAN TELFAIR: Biraz acele ediyorum belki ama Telfair'den beklentiler bunlar değildi. Yaz Ligi'nin altını üstüne getirdikten sonra, arkasında tehdit olmayan (depth chart açısından diyoruz tabii ki) bir adamın bu derece vasat performans ortaya koyması düşündürücü. Aslında Telfair'in durumu biraz takımının bulunduğu pozisyon ve gençliğiyle de alâkalı, bu sebepten ona fazla yüklenmek istiyorum ama ben Telfair'den daha fazlasını bekliyordum bu sene için.
2005 ALL-SÇAR TEAM |
PG - Sebastian Telfair
SG - Mike Dunleavy
SF - Ron Artest
PF - Carlos Boozer
C - Raef LaFrentz
|
Kirk Hinrich
Josh Childress
Josh Smith
Stromile Swift
Tyson Chandler |
Non-Head Coach:
Kıçımın Asst. Coach:
|
Larry Brown
Duck Suck 3!!&5'£ Beyinden Aksak Rivers |
| MANSİYON: Celtics ve Sixers seyircisi. Salonları halk kütüphanesi gibi. Maç izlemek için kuytu köşe seçebiliyorsun ve gayet sessiz, hatta kızarkadaşınla iş pişirmek için bile uygun mekanlar. Her taraf bomboş. Böyle iki güzide camiaya yakışmıyor. Hadi bizimkiler berbat, ya peki deplasmanda en çok izlenen ikinci takım olan Sixers taraftarının takımını dışlaması hatta yer yer oyuncularını yuhalamasına ne demeli. |
Yer bazında sıkıntı olacağı için, hayal kırıklığı yaratan takımlardaki oyunculara değinmedim. Dunleavy hayvanı istisnadır, aklıma sonradan geldi. Dün bize götü kalktı onun da.
Beklentileri Aşanlar
DALLAS MAVERICKS: Artık iyi-kötü savunma yapabiliyorlar ve bu durum oyuncu kalitesi ile de birleşince, direkt olarak derecelerinede yansıdı. Hâlâ 1st class contender değiller belki ama artık ümit veriyorlar. Ellerine sağlık Avery. Howard ve Terry harika bir sezon geçiriyorlar (Dirk'i saymaya ne hacet) ve Harris de bir yıldız olacağının sinyallerini veriyor. Bizim maçta 17 serbest atış kullanarak bir kaş-göz işareti yaptı. Aslında Celtics maçlarında yapılanları baz almamak lazım ama neyse.
NO / OKLAHOMA CITY: İyi bir PG'ın nelere kâdir olduğunu görüyorsunuz. Az buçuk bench olsa Batı'da bile içeride olacaklar neredeyse. Chris Paul Etkisi midir acaba? Kesinlikle. Bu velet çok fena... 16.7 sayı - 6 ribaunt (oha!) - 7.3 asist. Fazla söze gerek yok. İstatistikleri bırak, takımın 12 galibiyetlik vaziyetine bak sadece.
DETROIT PISTONS: Saunders ile beraber az buçuk doymuş yağ oranı yüksek bu kadronun açıkçası çok daha fazla mağlubiyet almasını bekliyordum; ama sanki adamlar doymuşluktan ziyade, Brown zamanında basketbola aç kalmışlar. Akıllara Bulls'un 72-10'luk rekorunu kırıp kıramayacakları soruları gelmeye başladı. Bu takım hep kendinden beklenmeyenleri başardı, neden yine olmasın ki?
MARCUS CAMBY: Kariyerinin en iyi sezonunu geçirdiği kesin. Klasik sakatlıkları olmasa tadına doyulmayacak. Fantasy'de onu kapmış takım sahiplerinin keyfine diyecek yok. Elli tane takımım var hiç birinde yok Marcus zira bu sakatlık problemi yüzünden hiç bir ligde seçmedim. Denver 2-3 galibiyet fazla almış olsa, MVP adayı bile olabilirdi.
BORIS DIAW: Sizce JJ-Diaw Takası'ndan kim kârlı çıktı? Oyuncuların yanında, Suns'ın aldığı pick(ler) de teraziyi onlardan yana ağır bastırıyor. Diaw Hawks'da böyle oynamayacaktı, bu kesin. Neyse, alan memnun satan memnun ama bu işten en çok Diaw memnun belli ki. Tripıl-dabıl'ları saydırması an meselesi.
2005'in EN İYİLERİ |
PG - Chris Paul
SG - Bonzi Wells
SF - Boris Diaw
PF - David West
C - Marcus Camby
|
Mike James
Salim Stoudamire
Josh Howard
Al Harrington
Channing Frye |
Head Coach:
Assistant Coach:
|
Flip Saunders
Evri Cansın |
2005 Özel Ödülleri
EN ÖZEL: Marvin Willams (hâlâ gülüyorum düşüşüne!)
EN İYİ BASKETBOL TAKIMI TAKLİDİ: New York Knicks
EN İYİ HEAD COACH TAKLİDİ: Duck Rivers
EN İYİ TARAFTAR TAKLİDİ: Celtics, Sixers, Knicks (hepsi de Atlantik; ne tesadüf, değil mi?)
EN İYİ BASKETBOLCU TAKLİDİ: Jerome James
Vee... Dilek Ağacı
Yeni yıl yaklaşırken, artık klasikleşen yeni yıl isteklerine de bir el atalım...
Celtics: Rivers-Blount-LaFrentz üçlüsünden kurtulmayı diliyorum. Gelen gideni aratmasın da... "Baker gitti, LaFrentz geldi" misali (tam olarak gidiş-gelişleri alâkalı değil ama olsun).
Şahsıma: Rivers-Blount-LaFrentz üçlüsünden kurtulmayı diliyorum. Gelen gideni aratmasın da... "Baker gitti, LaFrentz geldi" misali (tam olarak gidiş-gelişleri alâkalı değil ama olsun). Ayrıca 2005'i çok sevdim, hiç bitmese keşke!
Batuğ Evcimen: Açık çek verdik geçen yıl, ne işine yaradı bilmiyorum ama bu sene çek yok. Knicks'le ilgili bir şey dilemeyeceğim zira ne dilesem yetmeyecek, çünkü herşey yanlış Knicks'de. İçimden gelen ilk şey; sitenin, Evcimen'in kendisinin ve yazarların hiç aksatmadığı, herşeyin yolunda gittiği bol yazılı ve güncellemeli bir yıl geçirmesi.
Gökhan Özşahin: En sevdiğim köşe... Allah akıl fikir versin, diyorum. Şaka şaka! Önceki yıllardaki isteklerimiz işe yaramış gibi. Gayet akıllı uslu bir çocuk oldu Gökan. Zaten bir daha akıl fikir dilersek, seneye burada dilek dileyen bir yazar olmayacak. Adam beni ortadan kaldırabilir zira. Allah Gökhan'ıma Adriana Lima'yı nasip eder inşallah. (Ulan bunu da beğenmezsen ben seni ortadan kaldırırım. Bu arada geçen yıl kazandığım gömlek ne oldu bilader? Alooo!)
Kaan Kural: Sunucuya, bizlere ve basketbolla alâkalı bilumum sohbetlerde insanlara katılmadığı ve bunu açıkça beyan edeceği bir konu nasip olur umarım. "Eee... bence öyle değil" deyişini duymak istiyorum Bay Hastasıyım Bu Oyunun'dan.
Tüm batug.com Cemaati: Hepinize sağlıklı, mutlu, huzurlu, bol paralı, herkesin dilediği gibi bir yıl diliyorum.
Tüm güzellikler batug.com cemaati ile olsun. Sevgi, saygı…
Abdi İpekçi izlenimleri
Avrupa Basketbol Şampiyonası'na sayılı gün kaldı, heyecan had safhada. Tanjevic'li milli takımın ne yapacağını hepiniz gibi ben de merak ediyorum. Geçtiğimiz hafta içerisinde yapılan Efes Mini World Cup Turnuvası, şampiyona öncesinde en önemli organizasyonlardan birisi, bildiğiniz gibi. Avrupa basketbolünün en önemli ülkelerinin boy gösterdiği bu turnuva, milli takımımız içinde elbette çok önemli bir sınav oldu. Herkes gibi beni de en çok umutlandıran, takımımızın özellikle final maçında doruğa çıkan savunma direnci ve oyun kuruclarımızın performansı oldu. Zaten bu iki alandaki zaaflar, yıllardır çok büyük bir potansiyele sahip olmamıza rağmen başarılı olmamızı engellemiyor muydu?
Bu performanslar nedense kimseye inandırıcı gelmedi. Kerem Tunçeri'nin 1999'da Fransa'da yapılan Avrupa Şampiyonası'ndaki 'işte 10 yıl boyunca point guard sorunumuzu çözecek oyuncu' performansı, kafalarımızı yıllarca "acaba gerçekten öyle olacak mı?" sorusu ile meşgul etti ama sonuç hep hayal kırıklığı oldu. Kerem, bir point guard'ın sahip olması gereken bütün özelliklere sahip aslında. Fizik, top hakimiyeti, pas yeteneği vs... Fakat kafasındaki bazı şeyleri aşamadığı için Avrupa'nın sayılı gardları arasında olabilecekken halen yerinde sayıyor. Mini World Cup'daki son performansı yeni takımı Beşiktaş'ı tutanların ağzını sulandırsa da (özellikle Sayın Kosova'nın ağzı kulaklarındaydı maç anlatımlarında) ben Kerem'in kimseyi tam anlamıyla ikna edebildiğini sanmıyorum.
İyi bir oyun kurucuyla milli takımımızın neler yapabileceğini göstermesi benim de şampiyona öncesi iştahımı kabartsa da, Kerem'in (Ender'i de eklemek gerek) istikrarsızlığı, kafamdaki şüphelerin yok olmasını engelliyor. Maalesef bu güvensizlik sadece benim ve böyle düşünen diğer basketbolseverlerin problemimiz değil, aynı zamanda Kerem'in de önündeki en büyük engel değil mi zaten?
Neyse, Kerem mevzuunu kapatalım. Umarım en sonunda beklediğimiz performansı ortaya koyar. Zira milli takımımızın ve Kerem'in performansları doğru orantılı ve direkt bağlantılı, mâlumunuz.
Dönelim asıl mevzua... Geçen hafta içerisinde, turnuvadaki Türkiye-Fransa maçını izlemek için Abdi İpekçi'nin yolunu tuttuk Murat Yüce'yle beraber (işin aslı, salonda buluştuk). İçeri girdik, bizim maç öncesi Slovenya-Rusya maçı vardı yanlış hatırlamıyorsam. İşten çıkmışım, karnım aç. Hazır bizim maç da başlamamış, salonun sosislilerine dadandım. Tribün yavaş yavaş doluyor... Ortam cıvıl cıvıl... Pek çok misafirimiz var yurtdışından. Masada yemek yerken aynı masayı mesken tutmuş bir yabancıyla ('basketbol dostu' mu desek 'yabancı' yerine?) göz göze gelince, içgüdüsel olarak kafa salladık (sanırım Sırp ya da Slovendi, belki de Rus, kimbilir). Sosislileri tam bitirdim, kapıdan Murat Yüce'nin salınarak geldiğini gördüm. Salondaki yerimizi aldık... Maçımız başladı, klasik maç geyikleri…
Heyecandan uzak giden maç önceki günün uykusuzluğu ile birleşince çekilmez bir hal aldı ama devre arası imdadıma yetişti. Büfeye çay almaya indim ama hiç inmeseydim keşke. Çayın berbat tadını bıraktım bir yana, koridorlardaki o bildik görüntüler canımı yine ziyadesiyle sıktı... Her köşede bir sigara içen vatandaş. Kapalı alanda sigara içilmesinin yasak olmasının ötesinde, bu kapalı mekânın spor yapılan bir yer olduğunu düşündüğünüzde durum daha da vahim bir hal alıyor. Neyse ki salon tıka basa dolu değildi, yoksa halimiz nice olurdu. Bu sorunu ne zaman aşabiliriz bilmiyorum ama kapalı alanda sigara içildiğinde ceza kesmesi gereken kişiler bir köşede sigara içerken vaziyete engel olunması pek olası değil. Koridorda o dumanda duramayacağımı anlayınca enfes(!) çayımı alıp tirbünlerdeki yerime geldim tekrar.
Şut özürlü ve uzunu olmayan Fransa'yı zar zor geçtik ama savunmadaki 10-15 dakikalık performans dışında pek güzel bir maç olmadı. Bütün maç boyunca Fransa'nın atletik oyuncularından heyecan verici bir hareket bekledik ama nâfile, takımımız rakibe pek fazla fast break şansı vermedi. Üzülmeli miydik?
Maç bitti, kapılara yöneldik... Çıktığımız yöndeki kapılar kapalıydı. Zaten o kapıların açık olduğunu hiç görmediğim için şaşırmadım ve salonun otoparka bakan kısmındaki kapılarına yöneldik bu kez. Ama o da ne! Otoparka giden kapılar da kapalı, herkes birbirinin üstüne binmiş. Daha önceden çoğuyla akraba olduğumuz Türk basketbolseverlerle samimiyeti(!) iyice ilerletirken, yabancılarla da akraba olduk. Yaklaşık 7-8 dakikada (abartmıyorum) 20 metrelik kısmı geçebildik. Otopark tarafındaki yan kapıların açık olmaması, açık olan tek kapıda izdihama neden olmuştu maalesef.
Çıkışa metreler kala, Utah Jazz yazmayanı, VII. batug.com turnuvasındaki skandal ilk tur seçimim, ilk maçımıza yarıda gelerek oyun etiği hakkında kafalarda soru işareti yaratan Oytun Özdemir'e rastlamamız, o izdihamda yüzümüzü bir nebze güldürdü. Son kalan 5 metreyi de 3-4 dakikada alarak salondan dışarı atmayı başardık kendimizi.
Salonun içerisinde kapkaç (gerçi o izdihamda kaparsın ama kaçamazsın) veya başka bir şey oldu mu bilemiyorum ama sigara dumanı, korkunç sıcak ve birbirine yapışık insanlarla geçen 10 dakikam hiç hoş değildi kesinlikle. İzdiham esnasında, ülkesinden kalkıp eğlenmeye gelmiş basketbolseverlerin surat ifadelerinden bir şey çıkarmak zordu aslında. Onlar herhalde ülkemizde seferberlik olduğunu falan düşünmüşlerdir. Hayır, bilseler ki bu seferberlik hali değil, bizim her maç sonunda yaşadığımız bir sıkıntı... Başkalarının bizim hakkımızda ne düşündüğü aslında çok da önemli değil ama kendi vatandaşımıza yaptığımız bu işkence neyin nesi?!
Salondan dışarı çıktığımda, maçı kazandığımız halde, salona girmeden önceki halimden daha mutsuzdum. Bir eğlence olayını işkenceye dönüştüren başka kaç ülke var acaba?
Böylesine büyük bir organizasyon düzenleyip böyle bir skandala imza atanları kınıyorum. Her kimseniz ve neredeyseniz, orada bulunmayı hak etmiyorsunuz.
Kalbinizden sevgi, yüzünüzden gülümseme ve gamzeleriniz eksik olmasın.
Saygı, sevgi…
henry_turner9@yahoo.com
"Düzen"
ve yeni yıl dilekleri
Tarih: Kasım 1991
Yer: Bir fizyoterapistin ofisi
Larry Bird, fizyoterapisti ve yakın arkadaşı Dan Dyrek'in ofisinde.
Artık sırt ağrıları dayanamayacağı seviyelere gelmişti... Terapisti
artık daha fazla uzatmamasını, basketbolu hemen bırakmasını tavsiye
ediyordu zira sakatlığı hayatının geri kalanını etkileyecek kadar
kötü durumdaydı. Bird sezon sonu basketbolu bırakmak istiyor fakat
Dyrek hemen bırakmasında diretiyordu. Larry Bird'ün Dyrek'e verdiği
cevap, bugünkü yazının ilk bölümü için beni bir nevi harekete
geçirecekti:
"Sezonluk bilet alan taraftarlar, benim arada bazı maçlar
kaçıracağımı bilseler de, bu sezon oynayacağımı düşünerek bu biletleri
aldılar. Basketbolu bırakırsam bu, onlara yapılmış büyük bir saygısızlık
olur."
Bu şekilde Bird, korkunç ağrılar içerisinde sezonu tamamladı.
Belki tam performansını gösteremedi ama en azından kendisine güvenenleri
mahçup etmeyecek ve onları yarı yolda bırakmayacaktı.
Tarih: 19 Kasım 2004,
12:29
Yer: The Palace, Michigan
Hepinizin bildiği üzücü olayların yaşandığı tarih ve mekan. Olayın
detaylarına girmeyeceğim. Zaten yeterince yazıldı, çizildi. Öyle
veya böyle olay kapandı. Cezaların adaletli olup olmadığı, hadisenin
en fazla konuşulan yanıydı belki de. Elbette farklı görüşlerin
çıkması normal karşılanabilecek bir durum. Şüphesiz benim de fikirlerim
var ama daha önce çok kere benzerleri yazıldığı için hiç girmeyeceğim
onlara. Ben başka bir hadiseye değineceğim. Bakınız Sayın Kaan
Kural olay sonrası ne yorumda bulunmuş:
"NBA, dünyanın en önemli basketbolcularının sahneye çıktığı
bir arena. Yıllık 2,5 milyar dolar yaratan dev bir endüstri. Ve
buranın yürümesi için her oluşumda olduğu gibi belli bir düzen
var. İçinde rol alan herkes, kendilerine verilen görevi kabul
ettiği anda, bu düzeni kabul etmiş demektir. Oyuncular 6-7-8 sıfırlı
kontratlara imza attıkları anda bu düzenin bir parçası olmuştur.
Bu düzenin önemli bir parçası da seyircidir.
Ancak NBA düzeni için seyirci isimsizdir. Bu düzenin izleyicisidir
sadece. Bu düzene imza atmamıştır. Bu düzenin onun için bir bağlayıcılığı
yoktur. Onun yaptıkları başka düzenleri, yerel hukuku bağlar.
NBA düzenini değil.
NBA, düzenini yürütebilmek için, kendine bağlı olanların hareketlerini
kontrol etmek zorundadır. Bu nedenledir ki, her ne olursa olsun,
tekrar ediyorum her ne olursa olsun NBA ortamında kendisine bağlı
kişilerin, kontrol edemediği bireylerle bir çatışma yaşamasını
engellemelidir. Çünkü tersi durumda düzen tamamen yokolur. Başka
bir düzenin kontrolü altına girer."
Farklı renkte gördüğünüz paragrafa dikkati çekmek istiyorum. "Seyircinin,
düzenin dışında olduğunu" belirtmiş Sayın Kural. Bunun
için de "Pistons taraftarını cezalandırmanın mantıksız
olduğuna" dikkat çekmiş yazının gidişatında.
Aslına bakarsanız bu konuda Kaan'a katılmıyor değilim. Kendimce
düşündüğüm ceza çözümlerinde, "Pistons taraftarına ceza vermek"
seçeneği fazlaca mantıklı gelmedi. Diğerleri de, daha önce belirttiğim
gibi, çokça görülen tarz fikirlerdendi.
Gelelim asıl değinmek istediğime...
Evet, Pistons taraftarı düzen dışı bırakılarak karar verilmiştir,
ceza Pacers takımına ve oyuncularına ağırlıklı olarak kesilmiştir
(Pistons'ın uğradığı itibar kaybı da hatırı sayılır bir ceza olarak
sayılabilir) ama olayda asıl ceza, gerçek yerine gitmemiştir.
Asıl ceza, diğer tarafın aksine Pacers taraftarına verilerek,
onları bahsedilen düzenin içine çekmiştir. Nasıl mı?
Yazının başına dönelim ve Bird'ün söylediklerini hatırlayalım:
"Sezonluk bilet alan taraftarlar, benim arada bazı maçlar
kaçıracağımı bilseler de, bu sezon oynayacağımı düşünerek bu biletleri
aldılar. Basketbolu bırakırsam bu, onlara yapılmış büyük bir saygısızlık
olur."
Peki bu durumda düzenin içine çekilen ve Jermaine O'Neal ,
Ron Artest ve Stephen Jackson'ı izlemek için sezonluk bilet almış
Pacers taraftarına büyük haksızlık ve saygısızlık yapılmamış mıdır?
Olayın en büyük mağduru ne oyunculardır, ne de takımlar... Olayın
en büyük mağduru kanaatimce o sezonluk biletleri almış Pacers
taraftarıdır.
Bu durumda bahsedilen düzen korunmamış, tam tersine, onda büyük
delik açılmıştır benim gözümde. Aslında bence böyle bir düzen
hiç varolmadı, varolan tek düzen, "kaz gelecek yerden
tavuk esirgenmez düzeni" gibi görünüyor.
Özetle, oyunculara verilmiş cezalar, aslında olayla hiç bir bağlantısı
olmayan Pacers taraftarına verilmiştir. Bahsedilen "düzen"
ise sadece bir taraf için korunmuştur verilen kararlarla...
Ve haliyle tek taraflı adalet olmayacağına göre…
Yeni Yıl Dilekleri
Gelelim her yıl salladığım, kiminin gerçekleştiği, kimin yakınından
bile geçmediği, artık klasikleşen "yeni yıl için dilekte
bulunma" hadisesine. Yazar tayfasından başlayalım.
Batuğ Evcimen: ………… (Boş bırakıyorum, kendisi doldursun.
Açık çek. Patrona kıyak. Geçen sene Layden'ı kovdurmuştum ama!)
Ümit Can İlhan: Milli Piyango Yılbaşı Çekilişi'ndeki büyük
ikramiye fena olmazdı. (Kendim için bir şey istiyorsam namerdim.
O parayla Duncan ve KG ile Brezilya'dan iki forvet ve bir orta
saha getirteceğim Celtics'e. Kasetten falan izlemedim, bizzat
gördüm. Duncan da, KG de, diğer Brezilyalılar da hepsi kaliteli
topçular. Taraftar merak etmesin. Bütün Keltlerin istediği koşan,
mücadele eden takımı yaratacağız.)
Alim Karasu: Turnuva istatistiklerini ne zaman yayınlayacaksın
evlat? Sana bu yıl istek falan yok. Ya da neyse, kontenjandan
ufak bir tane de sana harcayalım: Yahoo Fantasy batug.com premium
ligi'nde asist yapan bir oyun kurucu diliyorum senin için. (Marbury
vereyim mi? Kirilenko + Ben Gordon isterim.)
Anıl Çelebi-Orkun Çolakoğlu: Kusura bakmayın, sizi yine
tek satıra tıkıştırdım ama n'apalım, herkesi tek tek yazarsak
işimiz var. Yazamadıklarım bile var. Size Chris Mihm - JuJones
- Chuck Atkins Big Three'si ile mutluluklar dilerim. Hayrını görün.
(IL'imizdeki Tom Gugliotta veya Yogi Stewart da lazımsa, çekinmeyin
söyleyin. Ne de olsa ezeli rakip - ebedi dostumuzsunuz.)
Ozan Aydın-Alp Akbulut: Yavuzhan-Caş ekürisinin toplam
4 ayaklı haline "bol hatunlu" bir yıl diliyorum. (Böylece
samimiyetleri daha kötü boyutlara girmemiş olur.)
Övünç Özbilgiç: İşte dilek ağacının en zor kısmı. Adam
imrenilecek şahsiyet. Yakışıklı desen yakışıklı, karizma desen
onda. Hatun desen boş kalmaz, basketbolda yetenek desen kazanmadığı
ödül kalmadı. Ne dilesem boş. Tamam itiraf ediyorum, aklıma birşey
gelmedi(Aslında dediklerim doğruydu) ama en azından tabağı çanağı
fazla incitmez umarım bu sene. Vgm'de gün kaçırmadan bir yıl,
yahoo'da en azından bir play-off diliyorum.
Gökhan Özşahin: Allah akıl fikir versin. Tuttuğu takıma
bakın yav. Komşu kızı, komşu kızı. Yoksa ta kendisi miydi?
(Her neyse, o işte.)
Arda Arşık: Kaptan, bi el at şu takıma yahu. (Lottery'de
1 numara yakışır kaptanıma.)
Murat Ertaş-Onur Tuncaboylu-Ali Umut Yorulmaz: Who? (Umarım
yaşıyorlardır. Beni duyuyorsanız, ıssız bir adada falansanız ateş
yakın. Anlarım ben.)
Kaan Kural: Attığının tutması dileğiyle. (Sen yapmaktan,
tahminler sıçmaktan bıkmadı bilader.)
Meta Aktaş: Babuş, sana da Kablo TV diliyorum. En acınası
durum seninki vallahi. (Bizde de yok ondan ama biz maç anlatmıyoruz
ki. Yazık valla babuş!)
MuYu: Yüce insan, Muradım. Gözümde sen herşeye sahipsin.
(Okul yıllığına yazar gibi hissettim bir an.) Attığın bütün
üçlüklerin girmesi dileğiyle. (Ulan bir de aynı takımdayken
atabilsen şu üçlükleri. Tuğlacı. İçeriden oyna lan!)
Şebnem-PınarA-Hande: İnanılmaz üçleme. Bir de erkeklerden
hoşlansalar. Kanala gelenlere biraz daha yüz vermelerini diliyorum.
Paul Pierce: Eski Pierce'ı istiyoruz. (Walker gittiğinden
beri içindeki ateş söndü. İki yıldır böyle sahada somurtması hoşumuza
gitmiyor.) Kaybettiği ateşi yakalamasını diliyorum.
Gary Payton: Hakettiği yüzüğü diliyorum ama bizde biraz
zor (biraz?!). Umarım istediğine kavuşur. Ayrılmasını istemiyorum
ama yüzük kazanmasını istiyorum. Anlıyor musun?
Reggie Miller: Yüzük en çok Reci Baba'ya yakışır. (Belki
GP'yi de bunun yanına yollamak lazım. Malone da gitsin oraya.
Clifford Robinson... başka?) Reci'nin finallerin yedinci maçının
son saniyesinde atacağın bir üçlükle yüzük almasını diliyorum.
Daha ötesi var mı? (Yoksa bunu dilemiş miydim geçen sezon?)
Ron Artest-Ben Wallace: Reggie yüzük kazanamazsa bunu vebalini
nasıl öderler, bilmiyorum. Allah taksiratlarını affetsin bu salakaların.
Sizin gibi dangalaklara dilek falan yok.
Kobe Bryant: Allah akıl-fikir versin. Yeteneğine yazık.
Bu kadar kasmasa…
Allen Iverson: 473.03'lük sayı ortalaması. Belki playoff'a
sokar takımı. (Hakkını vermeliyim, gördüğüm en kötü kadrolardan
birini sırtına aldı taşıyor. Bakalım gücü yetecek mi? Ufak tefek
zaten.)
David Stern: Allah belanı versin! (Aşırıya mı kaçtım?
Peki, bildiği gibi yapsın, ne diyeyim. Paranın uşağı.)
Shaquille O'Neal: Her zaman "Shaq iyi faul atsaydı
nasıl olurdu?" diye düşünmüşümdür. Hayal etmek zor. Artık
yaşlandığına göre, iyi faul atmasının fazla sakıncası yok. Bir-iki
yıl daha diğerlerinin başına çorap örer o kadar. O halde?.. Keşke
daha iyi faul atabilse…
İstanbulspor: Abramovic gibi bir sahip diliyorum. (TMSF'e
minnettarız ama takımımızın gidişatı hoş değil.) Bir de, yüce
şahsiyet Aykut Kocaman'ı geri istiyorum.
Celtics taraftarı: Allah sabır versin. Sabah sabah Memphis
maçınında box score'u görünce iyice dağıldım. Son çeyrek 15-34.
Harbiden sabır lazım. 17 yıldır sabrediyoruz. Yeteeeeeeeeeeeeeeer!
Bütün batug.com aleminin yeni yılını
en içten dileklerimle kutluyorum. Umarım yeni yılınız sağlık,
mutluluk, huzur içerisinde ve dilediğiniz gibi geçer.
Saygı, sevgi…
Öylesine bir yazı...
Uyarı: Bu yazıyı herhangi bir amaçla yazmadım ve olurda
yazı bittiğinde hala okuyor olursanız ve yazının sonunda hiçbirşey
anlamamış olursanız sakın beni suçlamayın. Bu yazı bir anlık kızgınlık
sonucu aklıma gelen ve hiçbir amaç gütmeden "rastgele"
yazılan bir yazıdan başka bir şey değil.
Türk milletinin tipik davranışlarını, samimiyetlerini, bilimum
iyi yönlerini (bir çoğu gereksiz ve sadece bize has) bilirsiniz.
Misal, size adres soran birine adresi tarif etmek yerine onu alıp
oraya götürmek, şehirlerarası bir otobüs yolculuğunda tanımadığınız
biriyle yolculuk bittiğinde canciğer olmanız, bir köy yerinde
tanımadığınız birini "tanrı misafiri" deyip evde ağırlamanız
(ben şahidim)... Bu tip davranışları başka toplumlarda
görmek pek mümkün değil. Tabii bunlar sahip olduğumuz insancıl
ve güzel yanlar. Bir de pek tasvip edilmeyen ve sadece
bize has kötü özelliklerimiz var. Mesela gelen turistlerle,
dilimizi anlamadıkları için onlara saçma sapan şeyler söyleyerek
dalga geçmek (misal M. Ali Erbil -- ki turistlere başka nasıl
davrandığımıza hiç girmeyeceğim), kan davaları (maalesef
hala sürmekte), spor müsabakaları sonrasında sevineceğim derken
insanları vuran magandalar ve bir sürü Türkiye gerçeği.
Bu yazıyı yazma sebebim (neyse, en azından bir sebebim var)
ise yine bize has bu saçmalıklardan birine geçen gün sitemizin
forumunda rastlamak oldu. Forumda, "Türkiye birinci ligi
playoffları" konu başlığı altındaki tartışmayı takip ediyordum.
Konu dönüp dolaşıp Beşiktaş-Ülker serisi ve hakemlere geldi.
Bizdeki her türlü başarısızlığı hakemlere bağlama zihniyeti
(ki bu da aşırılığı itibarıyla sadece bizim toplumumuza has
yine, yazının çıkış noktası da burası zaten) bir kez daha
kendini gösterdi. Adı önemsiz vatandaş (önemli olan kişi değil,
zihniyet) Beşiktaş-Ülker serisinde hakemlerin ne yapıp
yapıp seriyi Ülker'e kazandıracağını lütfetmiş. Mühim olan
tarafların kim olduğu da değil aslında. Zira spor kulüplerinin
yöneticileri, sporcuları ve elbette taraftarlarının büyük bir
çoğunluğu, sportif başarısızlıklarının sebebini kendilerinde değil,
dış etkenlerde arıyorlar ülkemizde.
Ülker'in (veya Efes Pilsen'in, futbolda üç büyüklerin)
saha içi ve saha dışındaki gücünü elbette biliyoruz, hatta zaman
zaman bunun sahaya aksettiğini de biliyoruz. Fakat daha maçlar
oynanmadan böyle bir yorumda bulunmak, bir T.C. vatandaşından
başka kimsenin harcı olamaz elbette (galiba yazının ana teması).
Zaten biz hep böyle komplo teorileri ile, saha içinde olanlardan
ziyade saha dışında olan bitenlerle uğraşmayı sevmiyor muyuz?
Misal; "Brezilya Futbol Milli Takımı, Türkiye Dünya Kupası'ndan
elensin diye Kosta Rika maçına asılmayacak" diyen biz
değil miydik? Veyahut "A takımı B takımına teşvik primi
verdi, C takımının kalecisi D takımından bilmem ne kadar para
aldı. E takımı deplasmandaki maçta F takımından soyunma odasında
dayak yedi. G takımının soyunma odasında insanlar H takımının
oyuncularına silah gösterdiler. J takımının taraftarları K takımının
başkanına bilmem kaç dakika boyunca küfretti" diyenler...
Say say bitmiyor, değil mi?
İnsan kafayı yiyecek gibi oluyor. Neden spor müsabakalarına spor
gibi, hiçbir art niyet olmadan yaklaşamıyoruz? (Yazı ana temadan
sapmaya mı başladı?) Neden bu tip hadiseler büyük yoğunlukta
bizim ülkede yaşanıyor? Misal; neden ABD basınında şöyle haberlere
rastlamıyoruz: "Mark Cuban, Sacramento Kings oyuncularına
teşvik primi önerdi. Phil Jackson normal sezonun son maçı olan
Warriors karşılaşmasına, Rockets playoffa kalmasın diye Brian
Cook ve Jamal Sampson ile başlayacak. Arco Arena'da soyunma odasında
Maloof kardeşler KG ve Sprewell'e silahlarını gösterdiler. Los
Angeles Lakers, diğer Los Angeles temsilcisi Clippers playoffa
kalsın diye Clippers maçına asılmayacak vs. vs."
Örnekleri çoğaltmak mümkün. Kızgınlığım ise sanırım spora spor
gibi yaklaşamamamızdan kaynaklanıyor anlaşılan. Hiç unutmuyorum,
bundan yıllar önce televizyonda Nothingham Forest'in bir futbol
maçını izliyordum... Rakibini hatırlamıyorum ama maçın sezonun
son maçı olduğunu ve N. Forest'in sahasında oynandığını hatırlıyorum.
İngiltere'nin en köklü futbol kulüplerinden biri olan Nothingham
Forest yine yanlış hatırlamıyorsam bir hafta önce küme düşmesi
kesinleşmiş bir takımdı, hem de ligi son sırada bitirmişlerdi.
Buna rağmen tribünleri dolduran 50 bin kişi, takımlarını maç bittikten
sonra yine yenilmelerine karşın ayakta alkışlayarak ikinci lige
uğurladılar. O sahneyi elbette ömür boyu unutmayacaktım ve yıllar
sonra da olsa burada sizlerle paylaşma şansını yakaladığım için
mutluyum (ki aynı şey geçen hafta aynı durumdaki Leeds United
maçının sonunda da gerçekleşti. Taraftarlar takımlarını kümeye
gönderirken alkışlıyorlardı ve pankartlarda "We'll be back"
yazıyordu). Türkiye'de böyle sahneler yaşayabilmeyi umut ediyorum
ama bu imkansız gibi görünüyor kısa vadede, hatta hiç olmayacakmış
gibi duruyor. Deplasmandan yenik dönen takımların havaalanında
nasıl karşılandıkları geldi bir anda aklıma şimdi de.
Biz hala spor yasası falan, uğraşıp duruyoruz. Bunlar bana hep
boşa çekilen kürekler gibi geliyor nedense. İnsanlar spora
spor gibi yaklaş(a)mıyor Türkiye'de. Basketbol veya
futbol maçına gidenlerin çoğu, oraya eğlenmek için gitmiyor maalesef.
Hayatının kötü giden yanlarını bir nevi telafi etmek için, kendisini
orada deşarj edebilmek için gidiyor. Bazı yasaklar getirerek bütün
bu problemleri çözebileceğimizi hiç sanmıyorum. Zaten yasak
getirerek ne çözülebilir ki?
Bu yazıyı çözüm üretmek için yazmadım, aklıma da açıkçası yaşam
koşullarını düzeltmekten başka çözüm gelmiyor. Onu düzeltirsek
belki insanlar maçlara eğlenmek için giderler, diye düşünüyorum
(çok mu basit oldu?). "Belki" diyorum zira biz
T.C. insanlarının neye ne tür tepki vereceğini ve hatta bu tepkide,
yanlış dahi olsa herhangi bir istikrar sağlayabileceğini kestirmek
çok güç. Zira biz çok farklıyız, dünyanın en yaşanacak ülkesi
konumuna da gelsek belki yine değişmeyeceğiz. Yine küfredeceğiz,
yine silah çekeceğiz, yine önceden komplo teorileri üreteceğiz.
Kimbilir...
Ne mi anlatmaya çalıştım? Açıkçası hiçbirşey. Sadece bir kızgınlık
anında aklıma gelen bazı şeyler ve işte öylesine bir yazı. Komplo
teorisinden çıktık yola, hiçbir yere varamadık, değil mi? Uyarmıştım.
Bu yazı burada biter ve ben çekip giderim. Yüreğimde bir çocuk,
cebimde bir revolver...
Elbette şakaydı. Biz bu sitenin mensupları, sporu spor diye
seviyoruz ve çoğunlukla bazı şeyleri aşmış kişileriz. Böyle
kaliteli bir kitleyi toplayıp bir araya getiren Batuğ Evcimen'e
de bu yazı vesileyle teşekkürlerimi ve tebriklerimi sunuyorum.
Aklıma geldi de, belki biz ve bizim gibi nitelikli siteler sayesinde
Türkiye'nin spora karşı bakışı değişir, ne dersiniz?
Nice yıllara batug.com. İyi ki varsın.
henry_turner9@yahoo.com
Playoff ilk tur eşleşmeleri
değerlendirmesi
DOĞU KONFERANSI
New Jersey Nets-New York Knicks:
İlk bakışta kesin bir favori yok gibi görünüyor. Özellikle Kidd
ve Martin'in sakatlıkları sonucunda Doğu'daki takımlardan bazıları
Nets ile eşleşmek için uğraştılar. New York amacına ulaşmış gibi
duruyor ama istediklerini alabilecekler mi peki? Bence hayır.
NJ'nin sezon derecesine bakıp geçen seneden daha güçsüz olduklarını
sanmayın. Bence sadece iştahlarını kaybettiler. Playofflarda tekrar
bu iştahlarına kavuşacaklarını zannediyorum. Nets için bu seride
bir problem olacaksa, bu NY tarafından değil, kendi cephelerinde
çıkacaktır ki bu, Kidd ve Martin'in sakatlıklarının etkisinden
kurtulamamaları olur. NY'un bir şansı, Marbury'nin Kidd'i
sakat yakalayıp orayı çökertmesi, bir de Kenyon'dan Nets'in verim
alamaması olacaktır. Neticede ben sağlam bir Kidd ve Martin varken
Knicks'in bir şansı olmadığını düşünüyorum. Esasında bu seriyi
daha sağlıklı değerlendirebilmek için ilk maçın sonucunu beklemek
gerekir. Zira Kidd ve Martin'in ne alemde olduğunu görebileceğiz.
Seri tahminim: 4-1 New Jersey
Detroit Pistons-Milwaukee Bucks:
Bucks son maçında kendisi için sezonun en kritik maçının en kritik
çeyreğinde, üstelik kendi evinde Toronto gibi bir takıma yenilerek,
kafamda bir çok soru işareti bıraktı. Açıkçası bu mağlubiyeti
ve dolayısıyla giden saha avantajını, baskıyı kaldıramamalarına
bağlıyorum. Takımda hemen hemen hiç bir oyuncunun doğru dürüst
playoff tecrübesi yok. Joe Smith ikinci turu hiç göremezken, KHV
şimdiye dek playofflarda çizdiği görüntüyle sabıkalı. Bir tek
Erick Strickland Celtics ile iki yıl önce Doğu finali oynadı ki
o da rotasyonda yer bulamıyor. Bu tip maçları kaldırabilecek
bir kadro yapıları yok maalesef. Mental yönden gelişimini
tamamlamamış yahut hiç iyi durumda olmayan oyunculara sahipler.
Bir de üstüne üstlük physical bir takım olan Pistons ile
eşleştiler. Açıkçası regular season'ın sürpriz takımının
burada bir sürpriz gerçekleştirebileceğini sanmıyorum. Bir ihtimal
Bucks'ın yüksek tempolu oyun stili ters gelebilir Pistons'a ama
onun da taş çatlasa iki maç almaya yeteceğini düşünüyorum. Seri
tahminim: 4-1 Pistons
Miami Heat-New Orleans Hornets:
Doğu'nun en zorlu eşleşmesi gibi görünüyor ilk turda. Satıcılar
kralı Mashburn bir kez daha playofflarda yok. Mash en son bir
playoff maçına çıktığında sanırım Baron Davis daha lisede falan
okuyordu. Fakat bu Hornets'ı ne derece etkiler, bilemiyorum, zira
onsuz oynamaya alıştılar. Hornets'da serinin kaderini, Miami'nin
SG'dan dönme çaylak PG'ını denize dökecek bir Davis ve
ince-uzun/kısa-kalın uzunlarla bir türlü doğru kombinasyonu oluşturamayan
Miami pota altında cirit atacak Magloire belirleyecektir.
Diğer üç pozisyonda Miami ağır basıyor ve form durumu olarak da
daha iyi vaziyette. Fakat Hornets'ın acı anılar ve hayal kırıklıkları
ile de olsa playoff tecrübesi daha fazla. İki takımın da benchleri
pek iyi durumda değil, özellikle de Heat'in. Çok zor bir eşleşme
gibi görünüyor. Ben gençlik, dinanizm ve formda takımın kazanacağını
düşünüyorum. Seri tahminim: 4-2 Heat
Indiana Pacers-Boston Celtics: Bu
seriyle ilgili yorumumu ve ayrıntılı incelemeyi son Celtics yazısında
yaptım. Merak edenler oraya baksın. Ben seri tahmimini yazayım
bir kez daha: 4-2 Pacers
BATI KONFERANSI
Minnesota Timberwolves-Denver Nuggets:
Minnesota'nın yıldızı Olowokandi için bu kez kara daha yakın.
Pardon KG için! Birinci turun vazgeçilmez yıldızı, bu kez ikinci
tur hatta ötesini görecek gibi duruyor. Denver bu sene kurduğu
kadrosuyla playofflara, hem de oldukça zor bir konferansta girerek
önemli bir başarı elde etti. Yüksek tempo ve atletizme dayanan
oyunları Wolves'a problem çıkarabilir. Esasında Wolves'un yeni
oluşturulmuş kadrosu, playofflarda neler yapabileceklerini kestirmemizi
zorlaştırıyor az da olsa, ama burada çok sıkıntı yaşayacaklarını
sanmıyorum. Denver, konferansında 29-23 olmasına rağmen ligin
en kuvvetli division'ı sayılan Ortabatı'da 11-13 ile iyi
sinyaller vermedi. Sert rakiplere karşı olukça zorlanıyorlar ve
dışarıda rahat maç kazanamıyorlar. KG ve arkadaşlarının içeride
ne kadar etkili olduklarını hatırlarsak, evindeki ilk iki maçı
alacak Minnesota'nın turu kolaylayacağı kesin. Aksi halde KG ve
Minnesota yine aynı sorulara maruz kalacaklar: "Bu takım
ikinci turu göremeyecek mi?" Seri tahminim: 4-1 Timberwolves
LA Lakers-Houston Rockets: Ligin
en merakla beklenen eşleşmesi Yao vs. Shaq karşınızda.
Yao'nun kariyerinin ilk playoff maçında Shaq'ın karşısına dikilmesi
onun için büyük şanssızlık. Fakat geçmişe baktığımızda, Yao'nun
O'Neal'a karşı başarılı maçlar çıkarmış olması, Rocekts taraftarlarını
umutlandırıyor. Houston takımı playofflara son derece formsuz
bir şekilde ve ilk turda maalesef Lakers ile eşleşerek giriyor.
Her ne kadar Lakers'da sakatlıklar ve oyuncu bazında bazı problemler
varmış gibi görünse de, ben oyuncuların bu problemlerini sahaya
yansıtacaklarını sanmıyorum. Serinin ilk iki maçında, evinde kolay
kolay kaybetmeyen Lakers burayı da kayıpsız atlatmalı zira normal
sezonda bir çok kez gösterdikleri gibi, dışarıda içerideki
gibi rahat kazanamıyorlar ve Rockets deplasmanı çok da
kolay değil. Rockets'ın dışarıda alacağı bir galibiyet, serinin
en azından altı maça uzaması anlamına gelir ki, bu da Lakers'ın
ihtiyar ve sakat oyuncularının bir sonraki seriye dinç ve de sağlam
girememesi anlamına gelir ve takdir edersiniz ki hiç de hoş
olmayacaktır. Ben Lakers'ın bu seride çok zorlanacağını düşünüyorum.
Houston en azından iki maç alacaktır tahminimce. Seri tahminim:
4-2 Lakers
San Antonio Spurs-Memphis Grizzlies:
Sezon başında kim Grizzlies'ın 50 galibiyet alacağını tahmin edebilirdi
ki? Bir çok otorite bu serinin oldukça zor geçeceğini düşünüyor.
Bu seri Memphis'in genç oyuncuları için önemli bir sınav olacak.
Takımda playoff görmüş Outlaw, Williams, Wells gibi oyuncular
var ama hiç biri çok önemli başarılara imza atmış oyuncular değiller
ve bu Grizzlies için serideki en büyük problem olacak. Hubie Brown'ın
10 kişilik rotasyonu burada işe yarayacak mı, merak ediyorum açıkçası.
SAS'ın neler yapabileceğini biliyoruz. Deli gibi savunma, Duncan'a
gelecek sıkıştırmalarda dış adamların boş şutları sokmaları vs.
Duncan zaten istikrar abidesi. O, kapasitesinin tümünü sahaya
serecek her zamanki gibi. Bu serinin kaderini asıl belirleyecek
olan hadise Grizzlies'ın performansı olacak kanımca. SAS
karşısında yeterli direnci gösterip gösteremeyecekleri, oyuncuların
playoff baskısı yaşayıp yaşamayacakları ve tur atlamak için gerekli
olacak yıldızı içlerinden çıkarıp çıkaramayacakları kaderlerini
çizecektir. Yoksa potansiyel olarak Memphis'in Spurs'ü eleme şansı
var ama burası playoff ve potansiyele bakılmıyor. Serinin ne olacağını
hakikaten kesitrmek güç ama ortada bir Duncan ve Spurs faktörü
var. Bence zorlanacak olsalar bile burayı alırlar. Seri tahminim:
4-2 Spurs
Sacramento Kings-Dallas Mavericks:
Geldik en enteresan, en izlenesi seriye. Her ne kadar hücum potansiyellerinin
ön plana çıktığı serileri beğenmeyenler olsada (hep olacak),
ben de bir çok kişi gibi toplam 230-240 sayı atlan maçları
izlemeyi severim. Özellikle şu aralar herşeyin savunmaya endekslendiği
bir ligde, bu tip bir seriyi öpüp başımıza koymalıyız. Başarı
için elbette savunma şart ve bu durum iki manyak hücum potansiyelli
takım arasında Sacramento'yu favori gibi gösteriyor ama öyle çok
kolay bir seri olmayacak. Her ne kadar savunma yapmayı beceremeseler
de, Dallas her an herşeyi yapabilecek potansiyele sahip. Hele
ki karşılarında kendilerinden çok da sert olmayan ve de
formsuz bir takım varken. Dallas'ın en büyük problemi olan
pota altı savunması zaafiyetini bakalım Webber, Divac ve Miller
nasıl değerlendirecekler? Serinin kilit oyuncusu ise Chris
Webber olacak. İçeriden oynamayı seçer ve muhtemelen başa
baş gidecek maçlarda sorumluluk alırsa ne ala, dışarıdan oynamayı
seçerse -ki şüphem yok- Dallas'ın ekmeğine yağ sürer. Sezon içerisinde
Mavs'in 3-1'lik üstünlüğü var ama o pek bir şey ifade etmiyor.
Sacramento oldukça formsuz ve dışarıda çok iyi değil. Mavs ise
nispeten daha iyi durmda ve içeride çok da kolay kaybetmiyor.
Onlar da Kings gibi dışarıda rahat kazanamıyorlar ve Kings de
içeride kolay kaybetmiyor. Bu seride serinin kaderini, dışarıda
maç kazanan takım belirler. Ayrıca yüksek tempoda oynanacak
maçlarda, daha geniş ve genç kadroya sahip Mavs bence uzayacak
seride daha avantajlı. Seri tahminim: 4-2 Mavericks
henry_turner9@yahoo.com
 |