| |
Final izlenimleri (NBA, TBL)
Daha taze olması itibarıyla NBA Finali'nden gözüme çarpanlarla başlamak isterim;
Playofflar öncesinde Batuğ Evcimen'e dört sezon aradan sonra playoff dışında kalmanın (Boston) burukluğundan ve hoşnutsuzluğundan yakınırken, patron yıllardır kendisinin bu acıyı hissettiğini hatırlatıp bana keyif veren bir takımı desteklememi tavsiye etti. Tabii bu "o takımın taraftarı ol" bazında bir öneri değildi; insanın doğasında olan "maç izleme" aktivitesini gerçekleştirirken, taraflardan birine sempati besleme hadisesine bizim de bir katkımız olacaktı neticede. Dünya basketbolunun zirvesinde cereyan eden ve dünyanın izlediği bu rekabetin bir parçası olmak yani, ucundan kıyısından... Ben de, Avery Johnson ile inanılmaz bir değişim geçiren Mavs'i destekleyeceğimi belirtmiştim. Bu bakımdan Mavericks'in finale çıkması ve şampiyonluk için büyük bir (hatta iki!) adım atması, zaten inanılmaz keyifli geçen 2006 Playoffları'ndan ilâve bir haz almama sebep oldu.
Eski eldiven
İlk iki maçı geride kalan final serisi, uzunca bir süreden sonra daha önce hiç NBA Finali'ne çıkmamış iki takımın eşleşmesini sergilemesi açısından enteresan bir özelliğe sahip. Fakat takımların isimleri finale yabancı olsa da, oyuncuların bazıları daha önce bu mücadelede yer almış kişiler. Shaq bir yana da, Gary Payton'ın burada bulunup kupayı alamaması halinde, bundan keyif alacak insan sayısı hayli fazla! Yüzük için Malone ile birlikte Lakers'a gittiğinde ben de hayli ağır eleştirilerde bulunmuştum ama bu saatten sonra açıkçası olaya farklı bakıyorum. Payton Lakers'a gittiğinde, hâlâ bir takıma ikinci veya üçüncü opsiyon olarak katkı yapabilecek durumdaydı ve o kararı pek hoşuma gitmemişti (itiraf ediyorum; o takım Lakers'dan başkası olsa, belki o kadar tepki vermezdim). Seattle'ın 90'ların ilk yarısındaki başarılı sezonlarında Bidon Kemp'li günlerde hayranlıkla izlediğim, Celtics forması giymesi itibarıyla da ayrı bir sevgi beslediğim bu adamın artık pek önemsiz bir rol oyuncusu haline gelmesi nedeniyle, Miami'yle de bir şampiyonluk kaybetmesine gerçekten üzüleceğim. Artık maalesef şartlar çok farklı The Glove için. Miami'nin şampiyon olamaması durumunda benim ve çoğu kişinin “J-Will, Walker gibi adamlarla başarı gelmez” tezi de yine kazanmış olacağından, birçok insan yine mutlu olacak, en azından "Ben demiştim" diyecek. Shaq'i sevmeyen kişilerin sayısı da hayli fazla olunca, Mark Cuban'dan nefret edenlerin çokluğuna rağmen- Miami'nin şampiyon olmasını isteyemeyenler, Mavericks'in şampiyonluğunu istemeyenlerden fazla. Yani bu seride Heat'i tutmayanların sayısı daha fazla görünüyor.
Adı çıkmış dokuza... Walker konusunda bir çift laf etmek istiyorum... Belki Celtics forması giydiğinden olacak ama ben ona birçok kişiden farklı bir gözle bakıyorum. Bazen -hatta çoğunlukla- saçmalamasına rağmen, iyi olduğu anlarda bile takdir almayı başaramıyor ve her zaman eleştiriliyor. Pota altında onca dayak yemesine rağmen (Heat günlerinden önceki zamandan bahsediyorum) Diop'un ve Foyle'un aldığı düdükleri bile alamayan bu garibanın hiç bir hatasını hakemler affetmiyor. Hemen her yaptığı perdemeleye hücum faul çalınan, hiç bir stepsi gözden kaçırılmayan, hakemlerden zerre kadar saygı görmeyen, bu kalitede başka bir oyuncu daha görmedim kesinlikle. Hakemler bile böyle tahammülsüzken basın n'apsın? En son finalin ikinci maçında Yiğiter Uluğ gibi tarafsız bir spor yorumcusununun bile Walker'ın bir şutu için “Saçma sapan bir şut seçimi” yorumunu hafiften kızgın tonua seslendirmesi (ki o anlarda takımın tek iyi oynayan ve takımı tek başına ayakta tutmaya çalışan oyuncusuydu), bu adama karşı konulan tahammül sınırlarını göstermek için kâfi. O anlarda çok iyi oynayan Walker değil de, o maçta berbat oynayan bir J-Will o şutu atsa, Uluğ “Çok kötü bir şut seçimi” diyerek geçerdi o anı... diye düşünüyorum.
Walker demişken, Batuğ Abi'nin siteye koyduğu, Walker'ın son açıklamasına takıldı kafam; ”Rol adamı değilim, Walker'ım ben, basketbolcu” demiş. Basketbol olarak Heat'e kattıkları tartışılır ama rol adamı olmadığı aşikâr. Riley ona bu kontratı verirken, Walker'ın rol oyuncusu olmadığını ve olamayacağını biliyordu (veya bilmesi, yani artık öğrenmiş olması gerekiyordu). Bilmiyorduysa başka gezegende yaşıyordu sanırım. Walker, rol oyuncusu olabilmek için gerekli ne zihniyete, ne de özelliklere sahip. Ne süper bir şutör, ne süper bir savunmacı, ne de süper başka birşey... Şu bir gerçek ki; Walker dediğinin en azından yarısında haklı. Neyse, kimsenin önem vermediği Walker konusunda bu kadar çene yorduğumuz yeter.
Biraz da TBL
Daha önce gerek ben gerekse Murat Yüce, Abdi İpekçi'deki sıkıntılardan ara ara bahsetmiştik. Aynı sıkıntılar süregeldiği gibi, aklıma gelen bir kaç ek sıkıntıdan daha bahsetmek istiyorum. Salonda izlediğim BJK - Efes Pilsen yarı final serisinin son maçından başlayarak, bütün maçlarına gittiğim final serisine değineyim... Aslında temelde farkı yoktu her maçtaki ortamların birbirinden.
Forum'da da hararetli tartışmalara sebep olan “basketbol taraftarı modeli" konusunda, on yıl önceki yerimizden bir adım ileride olmadığımızı gördüm. Gerçek basketbol seyircisinin salonları doldurduğunu görme fikri, ütopik bir hayalden öteye gitmeyecek, bunu biliyorum. Salonun futbol taraftarından takım taraftarına, tinercisinden gerçek basketbol taraftarına kadar doldurulduğu bir maçı mı, yoksa sadece 15 kişilik bir gerçek basketbol taraftarı grubunun yer aldığı tribünü mü tercih edeceğim konusunda hâlâ tereddüt yaşarken, Ülker - Efes Pilsen serisinde bazı şeyler kafamda netleşti (Bkz: Paragrafın ilk cümlesi).
Ne izlemeye geliyorlar?
Neyse, Efes - BJK maçıyla başlayalım... Her ne kadar son birkaç yılda üç büyükler arasında basketbola en fazla değer veren kulüp olan Beşiktaş'ın taraftar kitlesinde basketbolla gerçek anlamda ilgilenmeye başlayanların sayısı ciddi anlamda artsa ve Akaretler'de güzel bir ortam yaratılsa da, hâlâ bunun yeterli bir düzeyde olmadığını gördüm. Taraftar tezahürat yapıyor ama neden yaptığının bilincinde değil, tıpkı diğer iki büyük takım taraftarı gibi. Büyük çoğunluğu, çılgın gibi bağırarak bir basketbol maçına tesir edilemeyeceğinin farkında değil maalesef. Üçüncü çeyreğin bir buçuk dakikalık kısmında gerçekten bir an beni umutlandırdılar, ama maalesef sonrasında eski tas - eski hamam oldular. Maçla ilgisiz bir şekilde kırk dakika boyunca bağırdılar ama nafile, o tezahürat bir işe yaramıyor, hakeme veyahut rakibe hiçbir şekilde tesir etmiyor. İşin üzücü yanı, taraftarın, bu tezahüratı, işe yaradığını düşünerek içtenlikle yapmasıydı. Sahaya bir-iki bozuk para atılması haricinde ciddi bir olay ve öyle kulak kabartacak derecede küfür olmasa da (sadece beşinci maçı kastediyorum), sahaya çıkan Efes Pilsen Dansçı Kızları'na yapılan iğrenç tezahüratın. hayatım boyunca tribünlerde gördüğüm en acı sahnelerden biri olduğunu söyleyebilirim. Futbolculara basketbolculara yapılan "sa-lak, sa-lak" tezahüratının onaylanıp "bu tezahürat, küfür değil ki" diye de savunmasının yapıldığı toplumda, o güzelim kızlar için yapılan bu iğrenç tezahürat tabii ki fazla dikkat çekmedi maalesef. Peki, temelini futbol seyircisinin oluşturduğu bir kitle böyle yaparken, gerçek basketbol seyircisi ne yaptı Efes Pilsen - Ülker Serisi'nde?
Bir basketbol kulübünün başkanı, sahaya pet şişe fırlattı! Başkanları bunu yaparken Efes seyircisi boş mu durdu? Sahaya atılan pet şişeler ve bozuk paralar... Kezâ Ülker tribünü, benzer görüntüler.
Basket seyircisi evinde!
Daha da acı verici olan ne biliyor musunuz? Ülker taraftarı "turuncu-beyaz", Efes Pilsen taraftarı "mavi-beyaz" diye tezahürat yapıyordu. Bu takımların yaptıkları bunca yatırıma rağmen hâlâ sahayı dolduracak yüz tane taraftar toplayamamaları, fabrikadan, okuldan, pazardan bulduklarını takımı desteklemeleri için maça getirmeleri gerçekten çok üzücü. O çocuklar tabii ki gördükleri mavi-beyaz ve turuncu- beyaz renkler için tezahürat yapacaktır. Türk Basketbol Tarihi'nin belki de en fazla keyif veren basketbolcusu olan Harun Erdenay için maç öncesinde tören düzenlenirken, uzun yıllar formasını giydiği takımın tribünde bağıran taraftarı o oyuncuyu tabii ki tanımaz. Nasıl tanısın ki, adam basketbol ile ilgilenmiyor!
Efes Pilsen gibi Türk Basketbolu'nun gerçekten öncüsü olan bir kulüp, "Beşiktaş seyircisini nasıl içeri sokmam" gibi küçük düşüncelerle günü kurtarmaya bakacağına, başka bir şehirde (Murat Yüce'nin verdiği örnek: İzmit) salon yapımına katkıda bulunarak, Banvit'inki gibi gerçekten güzel bir basketbol ortamı yaratarak, Türk Basketbolu'ndaki güçlü adı ve varlığı adına, Türk Basketbolu'nun da selâmeti için kalıcı çözümler aramalı artık (işe, TBL'ne kendi salonlarını kazandırarak başlayabilirler mesela).
BJK - Efes Pilsen yarı final serisinin son maçında tribünlerin dörtte üçünün boş bıraktırılması hakikaten üzücüydü. Beşiktaş seyircisi ciğeri yırtılırcasına içten bir şekilde tezahürat yaparken (işe yaramaması ve maça tesir etmemesi üzücü), Efes Pilsen seyircisi "mavi-beyaz" diye vızıldamaya devam edecektir. Sevgi, saygı…
13 HAZİRAN 2006, SALI
henry_turner9@yahoo.com
|