Orkun ÇOLAKOĞLU
NBA TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ

O DEDİ, BU KODU!
tıkla!

KNICKS TARİHİNDEN
Son 10 yıldaki yanlış takaslar
tıkla!

ENCORE
Haftanın lafı, gafı ve safı...

TRANSITION
NBA'dan kısa kısa...

NBA WALLPAPERS

TÖRKİŞBASKETBOL

YUROBASKET


COURTSIDE
Bizi seyredenler, alkışlayanlar, yuh çekenler vs.

DİKİLİTAŞ'A VEDA

Basketbol camiasının ısrarla istediği nihayet oldu. Hafta içi Üç Büyükler'in de rızasıyla yapılan anlaşmaya göre bundan böyle Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray basketbol takımları, maçlarını, Eurobasket'ten sonra boş kalan Abdi İpekçi'de oynayacaklar. Amaç, Spor Sergi zamanındaki atmosferi elde edebilmek. Ancak tarafsız bir basketbolsever için pek hoş gözüken bu gelişme; sahası, Avrupa'da sayısız maç yapan, ''cehennem'' diye tabir edilebilecek deplasmanların daniskasını gören Efes oyuncuları tarafından bile bütün o deplasmanlardan daha zor olarak nitelendirilen Beşiktaş Basketbol Takımı için pek de sevinilecek bir durum değil.

Fenerbahçe ve Galatasaray için aynı şeyleri söylemek mümkün olmayabilir ama Beşiktaş'ın ''evi'' kuşkusuz müthiş bir kozdu. İki sene evvelki o uyumlu kadronun başa güreşecek kadar tehditkar olmasında çok önemli bir etken olan bu küçük salon, bu sene de gencecik oyuncuların, Telekom, Darüşşafaka gibi kendilerinden iyi takımlara karşı başabaş mücadele etmelerini, Oyak Renault, Karşıyaka gibi biraz daha alt seviye takımlar karşısında da zafere ulaşmalarını sağlıyordu. Her ne kadar bu sene taraftar takıma ilgisiz kalsa ve bu küçük salonun yarısını ancak doldurabilse de, tribünlerle sahanın neredeyse içiçe olması bile bizim için bir avantajdı. Bazı sivrizekalılar bunu okuyunca hemen rakip takıma saldırabilme, hakemi etki altında bırakabilme olanağını kasdettiğimi zannetmesinler. Dikilitaş'ta maç seyredenler, taraftarlarla oyuncuların hiç konuşmadan kurdukları iletişimi bilir. ''Attın sen onu'' diye bağırdıktan sonra oyuncu hakikaten de sokarsa tribüne doğru dönerek yaptığı mimikler veya ''Muratcan, yersin onu'' diye boğazınızı patlatırcasına bağırdıktan sonra Muratcan'ın savunduğu adama daha bir asılması, top kazanıldığı takdirde sizin duyduğunuz haz vs... Salonun dolu olduğu günlerde tribünlerin sahaya yıkılacak gibi bir görüntü oluşturması da rakip takımlar için çekindirici bir unsur. Bunları gözönünde bulundurduğumuzda, Beşiktaş'ın Dikilitaş'ı bırakarak Abdi İpekçi'ye göç etmesinin götürüsünü daha iyi idrak edebiliyoruz.

Öte yandan bu gelişme bana pek batmadı, zira malumunuz; hem finali belli, kalitesiz, çok kötü bir lig izliyoruz, hem de yukarıda da belirttiğim gibi, taraftar bu sezon takıma karşı ilgisiz. Yönetimi, ''basketbolu bir kenara attılar'' diye eleştiriyoruz, peki taraftar takımına sahip çıkıyor mu? Ben bu sezon salonun en fazla yarısının dolduğunu gördüm. Gerçi salonun yarısının dolması bile belli bir etki yaratıyor ama iki sezon öncekiyle kıyaslanamaz. ''Takım kötü, iddiasız takımı izlemeye kim gelir'' şeklindeki karşı çıkışları duyar gibiyim. Ancak ben bunları mazeret olarak kabul etmiyorum ve taraftarın bu sene, genç kadroya itici güç ve güven kaynağı olmak gibi önemli rollerinin olduğunu düşünüyorum. Ayrıca geçen sezon da, Fenerbahçe, Efes maçlarının bile tamamen dolmadığını unutmuş değilim. Koskoca Beşiktaş'ın taraftarı 1000 kişilik bir salonu bile dolduramıyorsa, belki de bu tip bir tokadı hakediyorduk, ne dersiniz?

(22 Aralık 2001, Cumartesi)