DİKİLİTAŞ'A
VEDA
Basketbol
camiasının ısrarla istediği nihayet oldu. Hafta içi Üç Büyükler'in
de rızasıyla yapılan anlaşmaya göre bundan böyle Beşiktaş,
Fenerbahçe ve Galatasaray basketbol takımları, maçlarını,
Eurobasket'ten sonra boş kalan Abdi İpekçi'de oynayacaklar.
Amaç, Spor Sergi zamanındaki atmosferi elde edebilmek. Ancak
tarafsız bir basketbolsever için pek hoş gözüken bu gelişme;
sahası, Avrupa'da sayısız maç yapan, ''cehennem'' diye tabir
edilebilecek deplasmanların daniskasını gören Efes oyuncuları
tarafından bile bütün o deplasmanlardan daha zor olarak nitelendirilen
Beşiktaş Basketbol Takımı için pek de sevinilecek bir durum
değil.
Fenerbahçe
ve Galatasaray için aynı şeyleri söylemek mümkün olmayabilir
ama Beşiktaş'ın ''evi'' kuşkusuz müthiş bir kozdu. İki sene
evvelki o uyumlu kadronun başa güreşecek kadar tehditkar olmasında
çok önemli bir etken olan bu küçük salon, bu sene de gencecik
oyuncuların, Telekom, Darüşşafaka gibi kendilerinden iyi takımlara
karşı başabaş mücadele etmelerini, Oyak Renault, Karşıyaka
gibi biraz daha alt seviye takımlar karşısında da zafere ulaşmalarını
sağlıyordu. Her ne kadar bu sene taraftar takıma ilgisiz kalsa
ve bu küçük salonun yarısını ancak doldurabilse de, tribünlerle
sahanın neredeyse içiçe olması bile bizim için bir avantajdı.
Bazı sivrizekalılar bunu okuyunca hemen rakip takıma saldırabilme,
hakemi etki altında bırakabilme olanağını kasdettiğimi zannetmesinler.
Dikilitaş'ta maç seyredenler, taraftarlarla oyuncuların hiç
konuşmadan kurdukları iletişimi bilir. ''Attın sen onu'' diye
bağırdıktan sonra oyuncu hakikaten de sokarsa tribüne doğru
dönerek yaptığı mimikler veya ''Muratcan, yersin onu'' diye
boğazınızı patlatırcasına bağırdıktan sonra Muratcan'ın savunduğu
adama daha bir asılması, top kazanıldığı takdirde sizin duyduğunuz
haz vs... Salonun dolu olduğu günlerde tribünlerin sahaya
yıkılacak gibi bir görüntü oluşturması da rakip takımlar için
çekindirici bir unsur. Bunları gözönünde bulundurduğumuzda,
Beşiktaş'ın Dikilitaş'ı bırakarak Abdi İpekçi'ye göç etmesinin
götürüsünü daha iyi idrak edebiliyoruz.
Öte yandan
bu gelişme bana pek batmadı, zira malumunuz; hem finali belli,
kalitesiz, çok kötü bir lig izliyoruz, hem de yukarıda da
belirttiğim gibi, taraftar bu sezon takıma karşı ilgisiz.
Yönetimi, ''basketbolu bir kenara attılar'' diye eleştiriyoruz,
peki taraftar takımına sahip çıkıyor mu? Ben bu sezon salonun
en fazla yarısının dolduğunu gördüm. Gerçi salonun yarısının
dolması bile belli bir etki yaratıyor ama iki sezon öncekiyle
kıyaslanamaz. ''Takım kötü, iddiasız takımı izlemeye kim gelir''
şeklindeki karşı çıkışları duyar gibiyim. Ancak ben bunları
mazeret olarak kabul etmiyorum ve taraftarın bu sene, genç
kadroya itici güç ve güven kaynağı olmak gibi önemli rollerinin
olduğunu düşünüyorum. Ayrıca geçen sezon da, Fenerbahçe, Efes
maçlarının bile tamamen dolmadığını unutmuş değilim. Koskoca
Beşiktaş'ın taraftarı 1000 kişilik bir salonu bile dolduramıyorsa,
belki de bu tip bir tokadı hakediyorduk, ne dersiniz?
(22
Aralık 2001, Cumartesi)