BJK-Telekom
maçından izlenimler...
SONUNU GETİREMEDİK
Benim
aslında bugün Süleyman Seba Spor Salonu'nda olmamam gerekiyordu
(Nedenini sormayın, hehe!) Ani bir kararla bu maçı günlük
programıma dahil ettim. Derhal Beşiktaşlı yazarlarımız Onur
Tuncaboylu ve Alim Karasu'ya telefon ettim ve maça davet ettim.
Tuncaboylu teklifimi kabul ederken, Karasu tahmin ettiğim
gibi bize eşlik edemedi. Tuncaboylu'yla saat 15.20'de Beşiktaş'ta
buluşup, sıkı bir VGM geyiği yapa yapa salona vardık. Tuncaboylu'nun
ilk defa girdiği bu salonun boyutları karşısındaki hafif şaşkınlığı
matraktı. Kendisi herhalde Alamodome ayarı birşey bekliyordu,
hehe...
Rakibi
ortalamanın altında tuttuk
Maçın
büyük bölümünde skor başabaş gitti ve iki takım da sonlara
kadar maçı koparır gibi olamadılar. Telekom elbette bizden
daha iyi takım, üç iyi yabancıları var; Jurkovic ve Radosevic'i
zaten biliyoruz, yeni pivot Mutavdzic de, Acie Earl gibi olmasa
bile fena değil. Efes maçında olduğu gibi bu maçta da tempoyu
yavaş, skoru kısır tutmak gerekiyordu ve bunu becerdik diyebilirim.
Bundan önceki dört maçta 90 sayı ortalamayla oynayan Telekom'a
68 sayı attırmamız bir başarıdır. Dört maçta 28.3 sayı ortalamasıyla
ligin sayı kralı olan kısa forvet Miroslav Radosevic'i 16
sayıda tuttuğumuz gibi, yabancılardan oluşan skorer üçlüye,
yerlilerden mühim katkı gelmesini de engelledik. Sadece Gökhan
Üçoklar'ın 8 sayısı vardı ki, o da düşük yüzdeyle oynadı,
aklımda kaldığı kadarıyla. Bunların yanı sıra daha az sayı
şansı da verebilirdik ama hakemler birkaç pozisyonda kolay
faul çaldılar.
Kaptan
Faruk'a yakışmayan tavır
Telekom
daha çok, yumuşak karnımız olan pota altımızdan sayı bulurken,
biz de tam tersine dış şutlara bel bağlamıştık. Önceki maçların
sivrilen ismi Umut Tınay bu maçta kötüydü, sadece 6 sayı atabildi,
bir süre sonra da boş pozisyonlarda dahi pek potaya bakmaz
oldu. Faruk Beşok (7 sayı) çok çok kötüydü, hem skor üretemedi,
hem de çok basit hatalar, top kayıpları vs. yaptı. Oyuna konsantre
olamamış gibi gözüktü. Bu arada Faruk demişken, bir ayrıntıdan
söz etmek istiyorum. Maçın sanırım ilk çeyreğiydi, hakem Faruk'a
bir faul çaldı ki ağır bir karardı. Düdükten sonra, faule
maruz kalan (!) oyuncu Ali Ton ile Faruk Beşok arasında bir
gerginlik oldu. Daha sonra oyun başladı, Faruk, adamı olmadığı
halde Ali Ton'un üzerine gitti ve inadına faul yaptı. Böylece
faulleri ikiledi ve kenara alındı. Burada duralım... Diyoruz
ki, ''Faruk bu takıma ağabeylik yapacak...'' Peki bu nasıl
ağabeylik? Böyle mi örnek olacak Faruk Beşok?
Gardlar
iyi, pota altı yetersiz
Geçelim
backcourt'un iyilerine... Tufan Ersöz hücumda sorumluluğu
büyük ölçüde yüklendi ve iyi de oynadı. Özellikle ikinci yarıda
parladı ki, 19 sayısının 14-15'i de bu yarıda geldi. İkinci
yarıda 29 sayı attığımızı da gözönünde bulundurursak, Tufan
yarısını sırtlamış işte, daha ne olsun? Bir diğer vasatın
üzerindeki oyuncu İnanç Koç'tu. 13 sayısının yanısıra, Radosevic'e
yaptığı savunma da etkiliydi.
Pota altında
ise hem hücumda, hem de savunmada etkisizdik. Hadi hücuma
artık alıştık... Ama savunmada bu kadar rahat basket imkanı
vermemeliydik. İzlediğimiz kadarıyla pek matah bir oyuncu
olmayan Mutavdzic, meydanı boş bulup 15 sayı attı. Jurkovic
ribaundlarda çok rahattı, o da 18 sayı attı. İlginç olan ise,
pota altı savunması etkili olan Fatih Solak'ın epeyce kenarda
kalmasıydı. ''Dikembe'' en azından Mutavdzic'e çözüm olabilirdi.
Hakemler
ve polisler
Hakemler
çok ucuz fauller çaldılar ve bu da agresif bir yapısı olan
bizim takımı etkiledi. Bu maç için söylemiyorum ama üç senedir
en kıl olduğum hadise, hakemlerin çok kolay verdiği fauller.
Böyle olunca, Avrupa'daki karşılaşmalarda sert rakipler dersimizi
veriyor. Üç sene evvel bizim takım zirveye oynarken bunlara
daha çok takıyordum. Bu sezon, fazla da takip edemediğim için,
durum ne, bilemeyeceğim.
Bir de
polisin reklam panolarına vuran taraftarları engellemesi var
ki, tam komedi! Oldu olacak, ''kısık sesle konuşun, oyuncular
rahatsız oluyor'' da deyiverin bari!
Beşiktaş
mağlubiyet serisine devam ediyor, haftaya Ülker'le oynuyoruz
ve muhtemelen bu seri 5'e çıkacak. Ama oyuncuların mücadelesi
takdire şayan. ''Beşiktaşlıyım'' diyen, haftaya Ahmet Cömert
Spor Salonu'nda olsun.
(11
Kasım 2001, Pazar)