Onur TUNCABOYLU
NBA TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ

O DEDİ, BU KODU!
tıkla!

KNICKS TARİHİNDEN
Son 10 yıldaki yanlış takaslar
tıkla!

ENCORE
Haftanın lafı, gafı ve safı...

TRANSITION
NBA'dan kısa kısa...

NBA WALLPAPERS

TÖRKİŞBASKETBOL

YUROBASKET


COURTSIDE
Bizi seyredenler, alkışlayanlar, yuh çekenler vs.

BJK-Telekom maçından izlenimler...
DEĞİRMENLERE KARŞI

Selamlar sevgili okurlar. Bu yazıda, bu hafta sonu oynanan ve sitemizin "all-around" köşesi yazarı değerli Orkun Çolakoğlu ile beraber izlediğimiz Beşiktaş-Telekom maçı hakkında, objektif olmasına gayret gösterilmiş bir değerlendirme bulacaksınız. Objektif olma konusundaki endişemin, koyu bir Beşiktaş sempatizanı olmamdan kaynaklandığını tahmin etmişsinizdir herhalde. Bu kadarlık giriş yeter, artık maça gelelim.

Skor düşük fakat mücadele sıkı

Maç, beklediğimizin aksine fevkalâde zevkli ve heyecanlı geçeceğinin sinyallerini, daha ilk periyoddan vermeye başladı. Rakibin pota altında etkili bir uzunu olmamasından dolayı savunmasını dinamik tutan Beşiktaş, Telekom'un pivotu Mutavdzic'i Volkan Çetintahra ile iyi savununca, bu bölgeden kolay sayılar yemedi. Telekom aynı bölümde dışarıdan da şut sokamayınca, 8 dakikada 8 sayı üretebildi. Bu fırsatı kullanamayan Beşiktaş'ın genç oyuncuları rakibe sadece 11 sayı atınca, ortaya heyecanlı ama kısır bir mücadele çıktı. Çeyreğin son 2 dakikasında savunmalarda konsantrasyon kaybı yaşandı, 18'li sayılara ulaşılabildi ve 12 dakikalık süre de 18-18 tamamlandı.

İkinci periyoda çok kötü hücum ederek başlayan Beşiktaş, 5 dakika boyunca sayı üretemedi ama "atamıyorsan attırma" prensibini iyi uygulayınca, farkın 7'den fazla açılmasını engelledi. Devreye giren İnanç ve Tufan'ın başarılı oyunları skorun tekrar dengelenmesini sağlarken, Telekom bu ikiliye Gökhan'la dışarıdan bulduğu sayılarla cevap verdi ve devreyi 31-30 önde kapadı. İlginç olan kısım, ikinci periyodun, ilkini aratır cinsten, 13-12 tamamlanmasıydı.

Telekom maçı bir türlü koparamadı

Üçüncü periyodda Telekom oyuna ağırlığını koymaya kararlıydı ve Radosevic bu planı uygulayacak isim olarak ön plan çıkıyordu. Genç oyuncuların çok top kaybı yapmasının da etkisiyle fark açılır gibi oldu. Bu dakikadan sonra Beşiktaş tarafında günün başarılı isimlerinden biri olan Tufan'ın üçlükleri farkı yeniden kapattı. Son periyoda girilirken skorda 44-41 Telekom üstünlüğü vardı.

Bu arada bir yorum yapmak istiyorum: Tufan önümüzdeki yıllarda isminden sık sık bahsettirecek bence, oyun tarzı ve fiziksel yapısı Muratcan Güler'e benziyor.

Araya bu görüşü de sokuşturduktan sonra maça dönersek, son periyod çok büyük bir heyecan fırtınası halinde geçti. Radoseviç'in sayılarıyla farkı 10'a çıkaran Telekom, maçı koparmaya çok yakındı. Ahmet Kandemir'in farkı kapatmak için Nedim+4 kısaya dönme planı üzerine, Jurkovic ve Mutavdzic ile pota altını domine etmeyi düşünen Ercüment Sunter, Beşiktaş'ın 3 saniye koridorundaki kalıp eksikliğini hırsıyla kapattığını görene kadar, Tufan ve İnanç farkı 6'ya indirdi. Bu dakikadan sonra Telekom da 4 kısaya ve Ali-Cüneyt ile 2 point-guard a döndü. Bu değişiklik Telekom adına işe yaradı ve bitime 2 dakika kalana kadar farkın 8 civarlarında muhafaza edilmesini sağladı. Farkın kapanamamasındaki diğer büyük nedenler ise Faruk Beşok'un fast-break'e çıkarken kaptırdığı 2 topun Beşiktaş potasına basket olarak dönmesi, Umut Tınay'ın inanılmaz kötü bir gününde olması ve hakemlerin faul düdüklerinde Telekom'u kollar bir tavır takınmasıydı. 2 dakika kala seyircisinin (bizim!) desteğini alan Beşiktaş, farkı 4 sayıya indirmeyi başardı ve 51 saniye kala da topu ele geçirdi.

Maçın en kritik hücumunu, maçın en kötülerinden Umut Tınay'la kullanan Beşiktaş, bu oyuncunun denediği üçlüğün girmemesi sonucu kaderine razı oldu. Telekom'lu oyuncular zorlanmalarına karşın kazandıkları için büyük mutluluk yaşarken, Beşiktaş taraftarı da(yine biz!) genç oyuncularını teselli ediyordu.

Hakemlerin yönetimi kötü ve taraflıydı

Hakemler, kötü yönetimleriyle ayrı bir paragrafı hakettiler. Maç boyunca faul kararlarında Beşiktaş'a karşı pek cömert davranan bu kardeşler, aynı tutumu Telekom'a karşı göstermediler. Her iki takımın da aynı sertlikte savunma yapmasına karşın, ikinci yarının ilk 18 dakikasında Beşiktaş aleyhine 13 faul verilirken, Telekom'a çalınan faul düdüklerinin sayısı sadece 3'tü. Zaten gencecik çocuklarla mücadele etmeye çalışan bir takıma bu kadar köstek olununca, bu takımın maç kazanması çok zorlaşır.

Gelelim başlığın sebebine. Ben Beşiktaş'ın üç maçına gittim bu sezon ve gördüğüm manzara hep aynıydı. Beşiktaş, yaş ortalaması çok düşük olan çocuklarla (ben 21 yaşında olmama rağmen takımdaki sekiz oyuncudan daha büyüğüm) kendisinden çok daha güçlü takımlara karşı savaşmaya çalışıyor. Yani bir nevi, değirmenlere saldıran Don Kişot'luk yapıyor. Ben şahsen böyle bir yöntem uygulanmasının eksiklik içerdiğini düşünüyorum. Eğer takıma tecrübeli ve yetenekli (örneğin Orhun) bir point guard katılsaydı, genç oyuncuların kendilerini geliştirme süreleri kısalabilirdi. Yine de ben takımdaki genç oyunculardan Tufan Ersöz, Umut Tınay ve Fatih Solak üçlüsünün önümüzdeki senelerde A milli takıma yükselebileceğini düşünüyorum, umarım beni yanıltmazlar.

(11 Kasım 2001, Pazar)