BJK-Telekom
maçından izlenimler...
DEĞİRMENLERE KARŞI
Selamlar
sevgili okurlar. Bu yazıda, bu hafta sonu oynanan ve sitemizin
"all-around" köşesi yazarı değerli Orkun Çolakoğlu
ile beraber izlediğimiz Beşiktaş-Telekom maçı hakkında, objektif
olmasına gayret gösterilmiş bir değerlendirme bulacaksınız.
Objektif olma konusundaki endişemin, koyu bir Beşiktaş sempatizanı
olmamdan kaynaklandığını tahmin etmişsinizdir herhalde. Bu
kadarlık giriş yeter, artık maça gelelim.
Skor düşük fakat mücadele sıkı
Maç, beklediğimizin
aksine fevkalâde zevkli ve heyecanlı geçeceğinin sinyallerini,
daha ilk periyoddan vermeye başladı. Rakibin pota altında
etkili bir uzunu olmamasından dolayı savunmasını dinamik tutan
Beşiktaş, Telekom'un pivotu Mutavdzic'i Volkan Çetintahra
ile iyi savununca, bu bölgeden kolay sayılar yemedi. Telekom
aynı bölümde dışarıdan da şut sokamayınca, 8 dakikada 8 sayı
üretebildi. Bu fırsatı kullanamayan Beşiktaş'ın genç oyuncuları
rakibe sadece 11 sayı atınca, ortaya heyecanlı ama kısır bir
mücadele çıktı. Çeyreğin son 2 dakikasında savunmalarda konsantrasyon
kaybı yaşandı, 18'li sayılara ulaşılabildi ve 12 dakikalık
süre de 18-18 tamamlandı.
İkinci
periyoda çok kötü hücum ederek başlayan Beşiktaş, 5 dakika
boyunca sayı üretemedi ama "atamıyorsan attırma"
prensibini iyi uygulayınca, farkın 7'den fazla açılmasını
engelledi. Devreye giren İnanç ve Tufan'ın başarılı oyunları
skorun tekrar dengelenmesini sağlarken, Telekom bu ikiliye
Gökhan'la dışarıdan bulduğu sayılarla cevap verdi ve devreyi
31-30 önde kapadı. İlginç olan kısım, ikinci periyodun, ilkini
aratır cinsten, 13-12 tamamlanmasıydı.
Telekom maçı bir türlü koparamadı
Üçüncü
periyodda Telekom oyuna ağırlığını koymaya kararlıydı ve Radosevic
bu planı uygulayacak isim olarak ön plan çıkıyordu. Genç oyuncuların
çok top kaybı yapmasının da etkisiyle fark açılır gibi oldu.
Bu dakikadan sonra Beşiktaş tarafında günün başarılı isimlerinden
biri olan Tufan'ın üçlükleri farkı yeniden kapattı. Son periyoda
girilirken skorda 44-41 Telekom üstünlüğü vardı.
Bu arada
bir yorum yapmak istiyorum: Tufan önümüzdeki yıllarda isminden
sık sık bahsettirecek bence, oyun tarzı ve fiziksel yapısı
Muratcan Güler'e benziyor.
Araya
bu görüşü de sokuşturduktan sonra maça dönersek, son periyod
çok büyük bir heyecan fırtınası halinde geçti. Radoseviç'in
sayılarıyla farkı 10'a çıkaran Telekom, maçı koparmaya çok
yakındı. Ahmet Kandemir'in farkı kapatmak için Nedim+4 kısaya
dönme planı üzerine, Jurkovic ve Mutavdzic ile pota altını
domine etmeyi düşünen Ercüment Sunter, Beşiktaş'ın 3 saniye
koridorundaki kalıp eksikliğini hırsıyla kapattığını görene
kadar, Tufan ve İnanç farkı 6'ya indirdi. Bu dakikadan sonra
Telekom da 4 kısaya ve Ali-Cüneyt ile 2 point-guard a döndü.
Bu değişiklik Telekom adına işe yaradı ve bitime 2 dakika
kalana kadar farkın 8 civarlarında muhafaza edilmesini sağladı.
Farkın kapanamamasındaki diğer büyük nedenler ise Faruk Beşok'un
fast-break'e çıkarken kaptırdığı 2 topun Beşiktaş potasına
basket olarak dönmesi, Umut Tınay'ın inanılmaz kötü bir gününde
olması ve hakemlerin faul düdüklerinde Telekom'u kollar bir
tavır takınmasıydı. 2 dakika kala seyircisinin (bizim!) desteğini
alan Beşiktaş, farkı 4 sayıya indirmeyi başardı ve 51 saniye
kala da topu ele geçirdi.
Maçın
en kritik hücumunu, maçın en kötülerinden Umut Tınay'la kullanan
Beşiktaş, bu oyuncunun denediği üçlüğün girmemesi sonucu kaderine
razı oldu. Telekom'lu oyuncular zorlanmalarına karşın kazandıkları
için büyük mutluluk yaşarken, Beşiktaş taraftarı da(yine biz!)
genç oyuncularını teselli ediyordu.
Hakemlerin yönetimi kötü ve taraflıydı
Hakemler,
kötü yönetimleriyle ayrı bir paragrafı hakettiler. Maç boyunca
faul kararlarında Beşiktaş'a karşı pek cömert davranan bu
kardeşler, aynı tutumu Telekom'a karşı göstermediler. Her
iki takımın da aynı sertlikte savunma yapmasına karşın, ikinci
yarının ilk 18 dakikasında Beşiktaş aleyhine 13 faul verilirken,
Telekom'a çalınan faul düdüklerinin sayısı sadece 3'tü. Zaten
gencecik çocuklarla mücadele etmeye çalışan bir takıma bu
kadar köstek olununca, bu takımın maç kazanması çok zorlaşır.
Gelelim
başlığın sebebine. Ben Beşiktaş'ın üç maçına gittim bu sezon
ve gördüğüm manzara hep aynıydı. Beşiktaş, yaş ortalaması
çok düşük olan çocuklarla (ben 21 yaşında olmama rağmen takımdaki
sekiz oyuncudan daha büyüğüm) kendisinden çok daha güçlü takımlara
karşı savaşmaya çalışıyor. Yani bir nevi, değirmenlere saldıran
Don Kişot'luk yapıyor. Ben şahsen böyle bir yöntem uygulanmasının
eksiklik içerdiğini düşünüyorum. Eğer takıma tecrübeli ve
yetenekli (örneğin Orhun) bir point guard katılsaydı, genç
oyuncuların kendilerini geliştirme süreleri kısalabilirdi.
Yine de ben takımdaki genç oyunculardan Tufan Ersöz, Umut
Tınay ve Fatih Solak üçlüsünün önümüzdeki senelerde A milli
takıma yükselebileceğini düşünüyorum, umarım beni yanıltmazlar.
(11
Kasım 2001, Pazar)