|
25 OCAK 2007, PERŞEMBE
Ne yaparım senden sonra...
Bölüm I – İki hafta önce...
Yine maalesef yazı yazması zor bir döneme girdik. İki sene önce kazandığımız grubun dibinde olmak, en iyi oyuncumuz tam sakatlıktan döndüğü sırada en iyi ikinci oyuncumuzu, hem de kariyerinin en iyi sezonunu geçirirken kaybetmek gibi, bilmesi ve anlatması ızdırap veren durumlarla karşı karşıya olduğumuz için bu cümleyi seçtim giriş cümlesi olarak. Ve yazının konusu olarak da, tipik bir lottery takımı yazarı gibi bazı oyuncuların yüz güldüren performanslarına mı ağırlık versem, yoksa iki senedir çizilen başarısız performansın sorumlularını mı araştırsam, bilemiyorum.
Belki de sürekli dillerde dolaşan “bu sene draft acaip olacak” lafına güvenip sezonu 'çöpe atmak' lazım. Bunu yapacak bir kulüp olmadığımızı da biliyorum ama bu takımın birşeylere ihtiyacı olduğu kesin. İki sezon önceki meşhur çıkışımızdan sonra gerekli modifikasyonları yapamayarak takımın 'fetret' dönemine girmesini yarım sezon seyrettikten sonra birşeyler yapmaya karar veren, fakat cesaretten uzak hamleler tercih eden yönetimin de bu işte payı vardır muhakkak. Kendi çıkarlarını "kazanan takım" olmaktan daha ileride gören sahte kahramanların da sütten çıkmış ak kaşık olduklarını söyleyemeyiz.
Kısacası ters gitti herşey ve sonuç olarak dibe oturduk. Artık daha kötü olabileceğimizi sanmıyorum, kezâ takımın kadrosu, hiç birşey yapmasa dahi 30 galibiyet alacak seviyede. Ama her sene böyle baştan havlu atıp morallerimiz yerin üç kat altına inecekse, taraftar da sıkılacaktır elbet. Oklahoma'ya taşırsın, bir süre idare edersin orada, ama istersen aya git, kaybeden takımsan ve büyük pazar takımı değilsen seyirci çekemezsin. Seyirci çekemezsen de para kazanamazsın, para kazanamazsan da kontratlarda cimrilik yapmaya devam edersin, oyuncuları çekemezsin.
Asıl sorun anlayış mı?
Günümüz NBA'inde ücretlerin çok arttığını ve overpaid kavramının stadardının artık değişmesi gerektiğini gözden kaçırmamak gerekiyor. O kadar çok kötü örnek var ki bu konuda, artık işin normali bu ne yazık ki. Sıradan bir adam bile mid-level alabiliyor. Senelik çift haneli milyon dolar miktarına ulaşmak için süper yıldız olmak gerekmiyor. Hâl böyle olunca da “hakettiğinden fazla para vermem” felsefesi ilke olarak doğru görünse de, iyi sonuç vermiyor.
Ben hâlâ kadromuzun kaliteli olduğuna inanıyorum, oysa ki. Başımızda bu işin ehli bir adam olsa bu kadronun iş yapacağından eminim. Pivotumuz yok belki ama pota altımız abartıldığı kadar kötü değil. Felaket bir sezonu geride bırakırken, en azından Wilcox'u aradan kurtardık. PG ikilimiz birçok takımdan daha iyi, 2 ve 3 numaralarda yıldız oyuncular var. Peki sorun nerde?
"5 numara" diyebiliriz tabii kolay yoldan. İlk dört pozisyonun iyiyse, eksiklik 5 numarada olmalıdır. Ama öyle değil işte. NBA'de kaç tane takımın her pozisyonda iyi ilk beş oyuncuları var ki? Böyle bir şeye gerek var mı? Böyle birşey işe yarar mı? Basketbol aritmetik değil ki...
Kapıyı değiştirsek...
Başarılı olmak için her pozisyonda dengeli dağılan, komple bir takım kurmak en zor yoldur. Hem oyuncu bulması zor, hem de bunların görev dağılımı yapması zor. Benim kafamdaki, eğer Oden gibi bir zat alamayacaksak, "odun" kategorisinden bir uzun monte etmek. Topla düşman olsun mümkünse, sayı atamasın, hücumda topu eline verince bomba imha ekibini arasın. Lakin sağlam olsun, vurdun mu hissetmesin. Kapı gibi olsun, kale kapısı. Çok mu zor böyle birini bulmak? Değildir bence, sokaktan bile bulursun.
Peki bu adamı alınca ne olacak? Wilcox içerdeki sayı opsiyonumuz olacak. Kapı, ilk beş başlayacak ve toplam 25 dakika gibi bir süre alacak. Geri kalan zamanda Nick Collison, Petro falan oynayacak. Swift veya Petro'dan birini göndereceksin; ince uzun adamlardan gına geldi. Ve muhakkak Fortson'ı adam edeceksin. Kendisi bile bilmiyodur muhtemelen bu kadar gerekli olduğunu. Acıdır ki, böylesine karakteri kompleks bir adam bizim için ciddi bir önem teşkil ediyor.
Yapılacaklar listesi önerisi
Bu kadarla kalmıyor tabii ki. Ray Allen dışındaki adamların “daha çok dakika istiyorum, meme istiyorum” tipi açıklamalarına izin vermeyeceksin. Allen'a izin verebilirsin çünkü o kendini böyle saha dışı konuşmalarla, başkalarına laf atarak vs. güzel motive ediyor. Takıma da pozitif katkı olarak geri dönüyor bu durumlar. Geçmişten örneklere bakılabilir, kanıt istenirse.
Luke Ridnour'ın kendi old-school basketboluna sonsuz prim tanıyacaksın. Adam her hafta Top 10'a antin-kuntin iki hareket sokuyor, bırak oynasın işte.
Damien Wilkins'e San Antonio serisinde oynadığı oyunu izlettiriceksin, “Neydin, ne oldun?” diyeceksin. Hemen üstüne de Dallas maçında Ray Allen'a verdiği bacak arası pası göstereceksin. Adına Allah'tan akıl fikir dileneceksin.
Gelabale'ye şans vereceksin, bir dahaki sezona hazır olmasını isteyeceksin.
Rotasyonu oturtacaksın... Evet Bob, bu sana. Bir seneyi dolduruyosun neredeyse, hâlâ kimin ne oynadığı belli değil. Ve çok oyuncuyla oynama işini abartmayacaksın. En fazla dokuz oyuncu. Fazlası zarar. Pota altı oyuncularının dakikaları belli değil. Kimin ilk beşte çıktığı bile belli değil. Koy Collison'ı ilk beşe, yanında Wilcox. Yedekten Petro-Fortson'u koy istikrarlı sürelerle. Bi' koy bakalım n'olcak.
Antonio Daniels'ı bir şekilde geri alsak, gurur savaşını kaybetmiş mi oluruz acaba? Earl Watson'ı beğenmiyorum nedense, Daniels varken her şey daha güzel gibiydi. Watson'ın size problemi bize Lewis'in yokluğunda çok güdük bir ilk beş bahşetti. Gelabele ile başlasak ne kaybederiz ki?
Bu sezon yavaş yavaş elden kayıp gidiyor ve ileriye dönük hiçbir plân da yokmuş gibi bir his var içimde. Back-to-back Teksas deplasmanlarını (San Antonio, Dallas) kazandığımızı hatırlayınca gözleriniz dolmuyor mu sizlerin de? Jerome James'in kafasına çöp torbası geçirip dolaşması var daha…
Rashard Lewis'i tutmasak mı ne yapsak, bilmiyorum ki. Maksat değişiklik olsun.
Bölüm II - Ve şimdi...
Öncelikle, Fujitsu-Siemens'imle bir senedir yaşadığım klavye sorununu çözmüş olmanın rahatlığıyla, artık daha fazla yazı yazacağımı temin ederim. Yazmamamın temel sebebi buydu aslında kendime bile itiraf edemediğim. Hakikaten büyük rahatlıkmış. Aynı bilgisayarla aynı sorundan mustarip olan varsa mesaj iletsin, yardımcı olurum.
İlk kısımda belirttiğim bazı hususların yerine gelmesiyle, ölümcül bir mağlubiyet serimize, grup liderlerine karşı alınan iki güzel galibiyetle son verdik.
Galibiyetlerin çok bir önemi olduğunu düşünmüyorum, kezâ hâlâ playoff yarışının gigametrelerce uzağındayız ve yaklaşmamız için ekstra durumların oluşması gerekiyor. Ama en azından rotasyon daha şekillenmiş görünüyor. Takıma faydalı olacağına inandığım Fortson askıya alınmış gibi, ya sakat ya formsuz, sürekli bir problem. Şimdilik unutalım o zaman onu ve takımı baştan kuralım.
Beklediğimden iyi
Oyun kurucularımız yer değiştirdi, Ridnour'un sakatlığı artı form düşüklüğü sebepli. Bu pek önemli değil, Ridnour kendine gelecektir. Watson da idare eder en azından, pek sevmesem de.
Ray Allen'ın 50 sayı barajını geçmesi sevindirdi hepimizi, darısı Mike Wilks'in başına.
Gelabale ilk beş çıkmaya başladı, talep ettiğim üzere. Henüz ham tabii ama sempati duyuyorum herife, Rasta-man olmasından dolayı. Savunmada uzun zamandır ilk kez gayretli bir Seattle oyuncusu görüyoruz ve bu işi Damien Wilkins'ten daha inandırıcı yapıyor sanki. Wilkins de iyi ama biraz yalancı kahraman gibi geliyor bana, açıklaması zor. Ayrıca Gelabale'in geliştirmeye müsait bir hücum tarzı var. Elleri sert değil, şutu daha iyi olacaktır muhakkak (uzman görüşü). Atletik yeteneklerini de henüz yeterince yansıtamıyor sahaya. Umutluyum işte kendisinden, anlayın.
Yeni pota altı ikilimiz Wilcox ve Collison beklenmedik biçimde başarılı oldu. Boy olarak 'maki' olsalar da, savaşçı adamlar olmaları (özellikle Collison), şu nâmı yedi diyara yayılmış pota altı sorunumuza geçici bir ilaç olmuş vaziyette. "Beklenmedik biçimde başarılı" demem, Collison'dan böyle bir şey ummuyor olmamla alâkalı. Daha doğrusu umuyordum fakat artık umudumu kaybetmeye başlamıştım. Hayat böyle işte, umut bazen ters köşeye yatırır insanı. Bak ilk beş çıksın dedik, bu da oldu. Şans işte...
Bunları yedekleme görevi de Petro ve Andre Brown adında tanımadığım bir adama kaldı. Ama adını hiç duymadığım "Mr. and Mrs. Brown" lakaplı oyuncu fena da oynamıyor hani.
Hattı değil, sathı...
Gördüğünüz gibi, iki haftalık süreçte ruh hâlim değişti, daha iyimser bakar oldum sezona. En azından rezil-rüsvâ olup ligin dibine oturmayalım, yakışmıyor koskoca Sonics'e. İsmet Badem'in zamanında efsanevi bir yazısı vardı: "Olmuyor, yakışmıyor, utanıyorum..."
Cleveland maçını televizyondan izledik ben ve kurmaylarım. İstekli göründük, akıllı oynadık ayrıca. Koç Hill hasta olduğu için çıkamadığı Miami maçını televizyondan izlemiş ve bu takımın zone defans deneyebileceğine karar vermiş. Demek ki bu herif maç kasetlerine falan hiç bakmıyor, ilk kez tv'den izledi ve çözdü problemi! Hakikaten de Cavaliers maçında işe yaradı. LeBron dışındakiler maymuna döndü, aldık maçı.
Yine kullanacakmışız zone'u, Amerika'yı keşfetti ne de olsa koç, bırakmaz artık. Kurmaylarımdan biri Ray Allen'ın büyük adam olduğundan bahsetti. Dolaptan bir bira almasını söyledim...
Ya diyorum ki, şu Rashard Lewis'i göndersek mi acaba?
Seviyorum kendisini yanlış anlaşılmasın. Maksat değişiklik olsun.
31 EKİM 2006, SALI
Büyük güç, büyük
sorumluluk gerektirir
Görüşemedik uzun zamandır, kafamdakiler çok farklıydı halbuki. Keşke böyle olmasaydı. Keşke canım istediği an yazabileceğim bir ortamım olsaydı yaz boyu da, sınırlı sayıdaki okuyucumun gönlünü hoş etseydim. Maalesef kontrol edemediğimiz şeyler oluyor hayatımızda. Bu bir mazeret değil tabii, eğer bu görevi üstlendiysek yağmur-çamur dinlemeden yerine getirmek durumundayız. Ya da devretmek. Geçirmedim değil onu da aklımdan, benden daha iyi yazan birine bırakayım, dedim bu kutsal vazifeyi. Fakat sonra düşündüm ki, bu tip bir reformun siteye faydadan çok zararı olacaktır. “Evet, zaman zaman yük oluyor bu altıncı adamlık. Sınırlı bir konu üzerinde ilgi çekici yorumlar yapmaya uğraşıyoruz. Kötü de olmuyor kendi adıma konuşmak gerekirse. Zaman zaman beğeniyorum, iyi bir şeyler yaptığıma inanıyorum. Bu sebepten de yaptığım sayılı iyi işlerden birini bırakmak istemiyorum” özetli bir beyin cimnastiği sonucunda tekrar buradayım diyerek bu nevrotik paragrafı noktalıyorum.
Bu açıklamayı yapmamın sebebi, yazı aralarını siteye girdiğimden itibaren istikrarlı olarak açmış olmam. Ve bunun, “artık sitenin kıdemlisiyim, kafama göre yazarım” anlayışıyla değil, kişisel mazeretlerimle ilgili olduğunun altını çizmek istemem.
Sözü fazla uzatmadan asıl konumuza konuyorum. Seattle... Belki de artık Seattle olmayacak. Bu sebeple koydum o üç noktayı, dramatize edeyim biraz olayı. 350 milyon dolara takım satıldı bir yaz ayı. Pazarlıkla biraz daha ucuza giderdi sanki dayı. Takım sahipleri illallah demiş vaziyetteydi. Sonics ve Storm'un yeterince ilgi çekmemesi sonucunda böyle bir karar aldıklarını belirten zengin iş adamlarımız, kendilerinden daha zengin ve umut ediyorum ki daha az cimri bir gruba bıraktılar hisselerini. Bunun sonucu takıma nasıl yansır, şehir değiştirsek iyi mi olur? Bunları tartışmayacağım, bu konuda pek bir fikrim yok. Tek canımı sıkan şimdilik olmasa da yakın zamanda takımın Oklahoma City'e taşınma ihtimalinin bulunması. Oklahoma'da tecavüze uğradığımdan değil, sadece özdeşleşmiştik Seattle'la. Övündüğümüz bir grunge kültürümüz vardı, yağmurlarımız vardı.
Nerenin Sonics'i?
Seattle'da kalmak için her yolu deneyeceklerini söyleyen yeni sahiplerimiz, ufak da olsa bir jest yapmış oldular. Tabii zarar etmeye devam edilirse, göz göre göre milyon dolarlar sokağa atılmayacaktır. Oklahoma City'de herşey hazır ve Seattle şehriyle yapılan görüşmeler sonuçsuz kalırsa kendimizi bir anda sunî bir taraftar topluluğunun önünde maç kazanmaya çalışırken bulacağız. Belki ordaki seyirci basketbola daha aç, belki bir koltuğa üç kişi oturacak, ama bu başarılı franchise'ın sayılı da olsa yıllanmış taraftarları uçup gidecek. Ve sadece yeni topluluğun yeni doğan çocuklarının damarlarında Sonics kanı akacak. Benim için bile fazla romantik olan bu yaklaşımı niye yazdığımı da bilmiyorum. Böyle hissettim işte, hoş görün.
İşin özü şu ki, bu sezon gösterilecek sportif başarı, takımın Seattle'da kalıp kalmamasında anahtar olacaktır. Biraz daha açalım isterseniz. Sonics NBA'in saygın franchise'larından biri olsa dahi, yukarıda bahsettiğim azılı Sonics taraftarı sayısı çok değil. Yani Key Arena'nın ve dolayısıyla Seattle şehrinin bu işten kâr edebilmesi için süpriz bir başarıya ihtiyaç var. Şu anda şehrin gözdesi konumundaki Seahawks'la rekabet edebilmek, Storm'un ve Sonics'in iki sezon önceki heyecan verici hâllerine ve hayâllerine dönmeleriyle direkt bağlantılı, doğru orantılı. Bu şehirde insanlar başarılı takımları izlemeyi seviyor. Yani sorunumuz salonda sosisli satamamak veya maçlarımızın TV'de verilmemesi değil, insanların ilgisinin gün geçtikçe azalması ve tek sezonluk çıkışların hiçbir şey ifade etmemesidir. Açık ve net.
İşte bu yüzden Wally Walker'ın ayrılması taşınma ihtimalini destekleyen bir olay olsa da, halkın pek umurunda değil. Şu an için insanların tek görmek istediği biraz iyiye gidiş. Bu iyiye gidiş Nate McMillan'ın son senesinde başardığı gibi mucizevi bir şekilde olsun istenmiyor ama. Yani takımın grubunu lider bitirip playoffta tur atlaması bir mucize olarak görülmesin, 90'lı yıllarda olduğu gibi minimum hedef olarak belirlensin. Bu vaziyetten çok uzakta olmamızın sorumlularından Wally Walker'ın gitmesi bu sebeple benim de umurumda değil.
Peki o başarılı günlere bir anda dönmek mümkün mü? Tabii ki değil. Kimse de bunu beklemiyor şu aşamada. En azından şu sezonu çok kötü geçirmemek lazım. Belki Oklahoma grubu birkaç senelik bir kredi tanıyacak, belki de kafalarında bir an önce taşınmak var. Bunu tam olarak kestiremediğimiz için çok acil bir heyecana ihiyaç duyuyoruz. Hani Orkun yazmış ya yazısında, "Heyecan veren öğeler var Lakers'ta" diye, biz de benzerini istiyoruz.
Bu teferruatlı ve nereden tutsanız elinizde kalan mevzuu çok da uzatmak istemiyorum esasında. Yazabilseydim, bir önceki yazıda müjdesini verdiğim gibi, ekonomik vaziyetlere daha detaylı olarak değinecektim. Ancak geç kaldım. Sezon öncesi yazısında para konuşmak, basketbol etiğinin dışında olduğu gibi, benim ilgi alanımın da dışında. Şu an sadece geçen seneki başarısızlığın devam edip etmeyeceğini düşünüyorum ve mevcut 82 maçı kafamda oynuyorum. Yarısından çoğunu kazanabilir miyiz, diye şüphe ediyorum. Uzaklaşmaya çalışsak da taşınma mevzuuyla doğrudan bağlantılı olan bu vaziyetin mümkün olup olmadığına bakmak istiyorum biraz da...
Ümit, kağıt ve ağıt
Bu sene bir kez daha başarısız takımda hiç bir değişiklik yapmayıp, takımın kendi iç uyumunun ve genç oyuncularının gelişmesini umma yolunu seçtik. Bu daha önce işe yaramıştı ve süpriz bir başarı elde etmiştik. Bu sebeple yine iyimserliğimi koruyorum ve yeni bir sürprize imza atabileceğimizi düşünüyorum. Ama kağıt üstünde görünen bu değil tabii ki.
Kağıt üstünde görünen, 1 ve 4 numaralı pozisyonlar dışında kadro derinliği olmayan, 2 ve 3 numaralar dışında kalbur üstü bir oyuncusu bulunmayan, 5 numarası ise Allah'a emanet bir kadro. Aslında Robert Swift'in oyunu biraz ümitlendiriyor ve uzunca bir süre sayı bulabileceğimiz bir 5 numara ışığı görüyoruz. Hatırlar mısınız, ne kadar rahatlatmıştı Jerome James'in o müthiş playoff performansı? Biraz daha kalınlaşırsa hem savunmada yer kaplayacak hem de hücumda kendine yer açarak yumuşak bitirişlerini daha rahat gösterebilecek. Tipi de sempatik, yani geçer notu alıyor jüriden. Ancak bir sorun var; maalesef bu sezon büyük ihtimalle oynamayacak! Bu trajikomik olaya sadece acı bir gülümsemeyle tepki verebiliyoruz.
Johan Petro'nun blokları ve savaşçı kişiliği zaman zaman tebessüme yol açıyor, her ne kadar devamlılığı olmasa da. Loş bir ışık ama elimizdeki en iyisi bu. Fortson'ı da görebiliriz sık sık bu bölgede.
Yeni çocuk Mouhamed Sene için de güzel şeyler söyleniyor ve sene içinde kendini geliştirebilip dakikalarını arttırabileceği konuşuluyor. Süpriz bir biçimde ilk beş de çıkabilir. Ama dakikaları yine kısıtlı olacaktır, heyecanlanmaya gerek yok. Üç senedir fasulye sırığı seçmemizi de o kadar sakıncalı bulmuyorum açıkçası. Takımın zayıf pozisyonu orası ve elimizde üç adet proje mevcut.
Luke Ridnour hafiften çatlak sesler çıkarmaya başlamıştı para konusunda, 18 milyon doları duyunca susup üç yıllık imzayı attı.
Rashard Lewis çoktan başlamıştı zaten.
Para(noya)
Bu para konusu tüm NBA'de çok can sıkıcı bir hâl almaya başladı. Kontrat sezonundaki adamların yalancı performansları, aldığı parayı beğenmeyip ağlayan oyuncular, hiçbir halta yaramayan adamlara sırf kadro doldursun diye ödenen astronomik ücretler vs...
İlk duruma örnek olarak Chris Wilcox'u vereceğim. İş etiğinin anlamını dahi bilmediği söylenen bu adama, çok abartılı olmasa da güzel bir kontrat verdik, zaten geçen sezonun sonlarında 'kontrat senesi' bilinciyle vasatın çok üstünde bir oyun çıkarmıştı. Ancak son yıllarda kontrat alıp yatmanın o kadar çok örneği var ki, bir türlü bu adama güvenesim gelmiyor. Her gece rüyalarıma giriyor aynı sahne: Key Arena'da farklı mağlubuz, oyuncuların yüzünden düşen bin parça. Sinirinden parkeyi delenler var. Sonra kare değişiyor ve Chris Wilcox'u görüyorum. Üç kişinin rahat sığabileceği bir french bed üzerinde, altında bir boxer, ellerini kafasının arkasında birleştirmiş yatıyor. Televizyondan maçı bile izlemiyor, MTV'de "Pimp My Ride" izliyor. Yanında bir kadın var. “Seni makine gibi düzmek istiyorum” diyor kadına. Sonra mutfağa gidiyor, altılıktan bir tane açıyor. İki dikişte birayı mideyi indirdikten sonra kutuyu buruşturup çöp kutusuna fırlatıyor. “Deliksiz” diye bağırıyor. Sahada attığı hiçbir baskete bu kadar tepki vermiyor halbuki... Dehşet içinde uyanıyorum. Dolaba davranıp bira açıyorum. Duvara bir tekme savuruyorum. “Böyle hayatın ızdırabını” temalı bir kelime öbeği çıkıyor ağzımdan.
İkinci duruma iki tane örnek sundum takımdan. Aldığı parayı beğenmemek değil de, “kontratım bitince ümüğünüzü sıkıcam” tarzı bir yaklaşımları var.
Çok şükür üçüncü duruma örnek bir oyunucu yok. Kadrodaki tüm adamlar ya işe yarayacak ya da ileride işe yarayabilecek cinsten. Bir tek Fortson overpaid, o da kötü oyuncu değil de, farklı probemleri var, mâlumunuz.
Daha daha nasılız?..
Kareem Rush'ı aldık Allen'ı üç-beş dakika yedeklesin diye fakat o da sakatlık hâllerinden çıkamadı, bu durumda yine ikisi PG olmak üzere üç gardlı bir rotasyon kullanacağız. Kısa forvet poziyonu için Rashard Lewis banko ve yine kısa süreli 2-3 numara yedekleyebilecek (2 numarayı fazla yedeklemez tahminimce, çoğunlukla 3) Damien Wilkins var. Pek güven vermiyor bana kendisi.
4 numaramız sağlam. Chris Wilcox harbi bir üçkağıtçı çıksa dahi, Collison ve Fortson'la götürürüz orayı.
Koçumuzla ilgili içim çok rahat değil. Geçen sezon adaşının yerine geldiğinde sevinmiştik, fakat sevincimizin nedeni daha çok eski Bobby'nin gidişiyle ilgiliydi. Şimdi o sevincin etkisi geçti ve artık yeni koçun ortaya birşeyler koyması şart. Takım içi sorunların minimuma indirgenmesi niyetli bir atılım beklentimiz var kendisinden. Daha doğrusu taraftarın var, benim pek yok.
Gelabale heyecan verici bir oyuncu olsa bile, şu an için takıma faydalı olabilecek durumda olmadığı söyleniyor. Umarım kendisini bir şekilde monte ederiz, çünkü derinliğe ihtiyacımız olan bir pozisyonda oynaması bir yana, kısa zamanda fan favourite olması çok muhtemel olan bir adamdan bahsediyoruz. Desmon Mason vardı en son çok zıplayan ancak onun stili çok da sempatik değildi hani. Benimseyememiştik bir türlü.
Bir cümleyle geçiştirdiğim Lewis olayında da son gelişmeler, extension görüşmelerine yakında başlanılacağını söylüyor. Lewis isterse yazın oyuncu opsiyonunu kullanmayarak FA olabilir ve 10 milyonun üzerinde bir parayı da rahatlıkla alır. Bu durum hesap edilerek bu işi şimdiden bitirme çabaları hem bizim saadetimiz hem Lewis'inki açısından olumlu olmakla beraber, iş uzarsa Ray Allen olayındaki gibi günde üç ayrı dedikodu çıkmaya başlayacak ve sinir sistemimiz bozulacak. Lewis'in kalmaktan yana olduğunu bilsem de, bir kez daha tongaya düşüp cüzi bir paraya oynamayı kabul edeceğini sanmıyorum.
Her şeyi kısa kısa geçeme rağmen nasıl da uzadı yazı. İyi de oldu, uzun olsun biraz, yarın da okursunuz.
Herkese iyi sezonlar, bol taşaklı maçlar. Yatağınızdan kız (ya da erkek), tv'nizden "Lost" eksik olmasın.
Canınız sıkkınsa buyrun gelin dertleşelim, keyfiniz yerine gelsin.
Dip not: Son cümle sadece kızlar içindir.
Dip not 2: Baba Lost'çuyum ve fakat forumdaki Lost topic'iyle hiç bir alâkam olmadı, diyosanız mutlaka bana ulaşın, ekibe katılın.
kishikava@hotmail.com
|