|
Epeyce uzun bir ayrılıktan sonra tekrar merhaba diyorum
size sevgili okurlar. Son yazının tarihine bakıyorum da,
14 Ağustos 2006 görünüyor sitede. 2.5 sene öncesi yani,
ne kadar çok olmuş gerçekten. Şimdi bakıyorum da bu
süreye, (sırasıyla) biten bir askerlik, yeni bir iş,
kazanılan bir şampiyonluk, bir batı finali ve bir
evlilik sıkışmış. Kendimi retirement’tan sonra parkelere
dönmüş David Robinson gibi hissetmem normal o zaman.
Bu uzun başlangıçtan sonra, yazının başlığını
açıklayayım hemen. Başlıktaki “Size”ı İngilizce olarak
kullandım, Spurs’un eksikliği olarak gördüğüm fiziksel
dezavantajı belirtmek açısından. Yoksa yazı size lazım
değil tabi ki, okuyup okumamak size kalmış.
Takım Ne Alemde
Sezonun ilk 10 maçında önce Ginobili’nin, sonra da
Parker’ın sakatlanmasıyla facia bir başlangıç yapan
takımımız ilk 6 maçın 4’ünü kaybedince bu sezon elden
gidiyor düşüncesine kapıldık. Hatta ortalıkta sakatlar
dönse bile Spurs’un play-off’a kalamayacağını teorik
olarak ispatlayan yazılar bile görmeye başladık. Ufak
ufak “2009 NBA Draft’ıyla ilgilensek mi” derken,
Popovich’in bilinmedik oyunculardan kazanan (ya da
kazanmasa bile mücadele eden) bir takım inşa etmesi
özelliği devreye girdi. Geçen sene pek matah bir şey
oynamayan Matt Bonner’dan pivot yaratıp, üçlük tehdidini
avantaja çevirdi, Washington’da fazla kendini
parlatamadan takıma katılan Roger Mason’dan çakma bir
Ginobili yarattı ve çaylak oyun kurucu George Hill’e
Parker’in yokluğunda takımın dümenini verdi. Başka bir
koçun elinde belki de lotarya takımı olabilecek kadroyla
Houston ve Utah gibi dişli takımlara karşı alınan
galibiyetler bu oyuncuların özgüvenini de yerine getirdi
ve Spurs da toparlanma sürecine girdi.
Şu anki duruma baktığımızda All-Star arasına 35
galibiyet 16 mağlubiyetle giriyoruz ki, sene başındaki
facia başlangıca göre çok iyi derece.(Geçen sene 34-17
idi) Ayrıca takımın form durumu da yukarıya doğru
yükselen bir çizgi şeklinde, tamamen yedeklerle
oynadığımız Denver maçını bir kenara koyarsak, son 12
maçın 10’unu kazandık ve bu 12 maçın 9 tanesi
deplasmandaydı.(Arada Lakers ve Celtics deplasmanları da
vardı)
Roger That!
Bu sene Spurs açısından en büyük sürpriz, takıma sudan
ucuza (Senelik 3.5 milyondan 2 senelik sözleşmesi var)
katılan Roger Mason’ın gösterdiği çok faydalı
performans. İstatistiklerine baktığınızda 12 sayı 3.2
ribaund, %45 üçlük gibi, 4. hücum opsiyonu için hiç fena
olmayan sayılar göreceksiniz. Ama daha önemlisi, bu
adamın kritik anlarda topun elinde olmasını
isteyeceğiniz türden bir adam olması. Clippers, Suns,
Lakers ve Celtics karşısında en önemli hücumları
kullanan Roger, bunların hepsinde de takıma 3 sayı
kazandırmayı başardı.(Lakers maçında basket-faul, Suns
maçındaki de buzzer-beater üç sayılık atıştı) Üstelik bu
basketlerin 3 tanesini deplasmanda atarak, ne kadar cool
bir eleman olduğunu belli etti. Takımda bu özelliğe
sahip tek adamın Manu olduğu düşünülürse, Mason’ın
kritik anlarda sorumluluk alma özelliğinin Spurs için ne
kadar önemli olduğu da ortaya çıkacaktır. Şu anda Spurs
forumlarını gezerseniz, olası Roger Mason – Vince Carter
takasına Spurs taraftarının tepkisini göreceksiniz; bu
da size Spurs taraftarının ne kadar benimsediğini
kanıtlayacaktır Mason’ı.
Bonner What?
Matt Bonner bu senenin çıkış yapan diğer isimlerinden
Spurs adına. %49 üçlük isabetiyle oynayan ve ilk 5’te
pivot olarak başlayan Bonner, pivot özelliklerinden çok
dış atışları sebebiyle tercih ediliyor. Son zamanlarda
hücum repertuarına drive ederek hook atma stilini de
eklemiş durumda ve zaman zaman çok faydalı maçlar
çıkartabiliyor. Örneğin Boston Celtics’e 23, akabinde
New Jersey’e 22 sayı atabiliyor, Fakat zaman zaman
kısmını haklı çıkartırcasına, Toronto’ya karşı 0 da
çekebiliyor. Bonner’in azmi, elinden gelenin en iyisini
yapma çabası ve dış şutu var. Şutu girmediği zamanlarda
bile tekrar denemekten çekinmemesini sağlayan bir
özgüveni de var. Fakat Bonner’da olmayan 3 şey var ki,
bunlar Spurs için çok önemli: Uzunları pek iyi
savunamıyor, pivot oynamasına rağmen 23 dakikada 4.8
ribaund’dan fazla ortalama tutturamıyor ve istikrarı
yok. Bu yüzden Bonner’in et mi balık mı olduğu belli
değil; ancak bence aşikar olan şu ki, eğer şampiyonluk
istiyorsak ilk 5 pivotumuz Bonner olmamalı. Bu arada
belirtmek istediğim bir nokta var. Eğer Spurs Bonner’ı
bir takasta kullanırsa, buna çok karşı çıkarım; çünkü
kendisi takımda üçlük dış şut tehdidi olan tek uzunumuz
ve son derece faydalı bir role-player. Ama ilk 5 için
uygun diyemiyorum kendisine.
Esas Oğlanlar
Parker – Manu - Duncan üçlüsü hala bazı makalelerde
ligin en iyi üçlüleri arasında en tepede gösteriliyor.
Parker bu sene, her ne kadar çoğunu dış atıcılara
yapsa da, asist ortalamasını 6.4’e çekti ki, bu
kariyerinin en yüksek rakamı. Ama bu ortalamalara bakıp,
takımı çok iyi oynatmaya başladığını sanmayın, o hala
shoot-first bir oyun kurucu. Rakip sahaya gelip 10 - 12
saniye top gezdirdikten sonra içeri penetre edip
dışarıdaki üçlükçüye pas vererek yapıyor asistlerinin
önemli bir kısmını da. Sayı ortalaması da 20.4 ki, bu
alanda da kariyerinin en yüksek senesini yaşıyor. Bunun
karşılığını da All-Star’a seçilerek aldı zaten kendisi.
Tim Duncan bu takım için hala en önemli oyuncu.
Fakat ilginç bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. 4
maç önce uzatmaya giden Warriors maçında 32 sayıya
ulaşarak bu sezonun kendi adına 3. kez season-high yaptı
Duncan. NBA’de şampiyonluğun en önemli adaylarından
birinde oynamasına rağmen sezonun %60’lık kısmında 32
sayıyı geçmemiş bir oyuncunun takımı için bu kadar
önemli olması sık rastlanan bir durum değildir sanırım.
Duncan mükemmel savunmasıyla, 4 asist ortalamasıyla ve
10.5 ribaund ortalamasıyla takımın temel direği olmaya
devam ediyor.
Manu bu seneki olimpiyatlarda sakatlandığı için
sezona geç başlamakla kalmadı, Spurs’un önereceği olası
bir extension’ı da kaçırmış oldu. Kimi maçlarda
(özellikle Lakers deplasmanında) hala bu sakatlığın
izlerini taşıdığını belli etse de, son 6 maçta eski
günlerden bir demet sundu bizlere. Sanırım play-off’a
kadar kendini idareli kullanıp, esas barutunu oraya
saklayacak Arjantinlimiz. Ortalamları 16 sayı, 4.7
ribaund ve 3.5 asist olan Manu’yu sağlıklı tutmamız,
şampiyonluk hedefimiz için elzem durumda.
Ne Lazım?
Batıdaki yarış biraz iki kutuplu bir hal almaya başladı
son dönemde. Yaşadığı sakatlıklardan dolayı geriye düşen
Utah’ın, yine sakatlık ve ekonomik krizin vurduğu New
Orleans’ın, iç karışıklıkların hüküm sürdüğü Phoenix ile
Houston’ın, ritim bozukluğu yaşayan Dallas’ın ve
tecrübesiz Portland’ın için batıyı kazanma ihtimali pek
yüksek görünmüyor bu aralar. Billups takasıyla sınıf
atlasa da, Denver de henüz zirve sınıfına katılmış değil
benim gözümde. O yüzden Lakers ve Spurs batının ön
saflarında yer alıyorlar ve Spurs’ün Lakers’ı esas rakip
olarak görüp 19 Şubat’tan önce bir hamle yapması
gerekiyor bence.
Pek nasıl bir hamle lazım? Başlığı hatırlayalım.
Bynum’un geri döneceğini düşünürsek, Lakers’ın bize
karşı en önemli avantajı cüsse(size) farkı. Gasol, Bynum
ve Odom’un yanında bizim uzunlardan Oberto, Bonner ve
Thomas hem zayıf hem de kısa kalıyorlar. Bu saydığım ilk
3 oyuncunun wingspan’leri de göze alındığında, fark
iyice ortaya çıkıyor. Duncan’ın bu üçlüye karşı yardıma
ihtiyacı olduğu açık.
Etrafta Spurs’un adının karıştığı takas dedikodularına
baktığımızda, Carter, John Salmons, Brad Miller ve
Rasheed isimlerini görüyoruz daha çok. Horry ile
sözleşme imzalayarak karşı takıma gönderebileceğimiz
için, takasın dengesini kurmamız sorun değil ve esas
3’lüyü bozmadan bu hamlelerden birini yapabiliriz. Bu 4
isimden ilk 2’sinin, üstteki paragraftaki nedenlerden
dolayı Lakers’a karşı çok yardımları dokunacağını
düşünmüyorum.
Diğer 2 isme odaklanırsak... Detroit’in rebuilding gibi
bir planı var mı bilmiyorum, ama Horry + bir kaç
expiring kontrat karşılığı Rasheed’i vereceklerini
düşünümüyorum. Bu yüzden adı geçen isimler içinde en
makul seçim zaten hali hazırda rebuilding içinde olan
Sacramento’dan Brad Miller gibi görünüyor. İyi bir
savunması olmasa da, Brad Miller dış şut tehdidi, oyun
zekası ve pas yeteneği yüksek olan bir uzun. Bu açıdan
çok faydalı olabilir, ama gerçekleşmesi için
bizimkilerin lüks vergisi ödemeyi kabul etmesi ve
Sacramento’yu da Roger Mason’ı almadan Brad Miller’i
vermeye ikna etmesi gerekiyor.
Diğer yandan benim aklımdan geçen isim Marcus Camby.
Clippers’in elinde Kaman ve Randolph varken, Camby’i
gözden çıkarması makul bir olasılık. Ayrıca Lakers’ın
rakibinin güçlenmesi de işlerine gelebilir. Camby’i
Clippers’tan bir kaç draft hakkı, Oberto, Udoka ve
Jacque Vaughn karşılığında kopartabilirsek, çok sağlam
bir pota altımız olur diye düşünüyorum. Ama ortalıkta
buna ilişkin bir dedikodu yok şimdilik.
Son
Bu yazıyı burada bitirirken, bir dahaki yazı için bu
kadar ara vermeyi düşünmediğimi belirtmek istiyorum.
İnsanın parmakları paslanıyor bunca süreden sonra, biraz
ısıtmak lazım motoru. Kendinize iyi bakın, yeni yazıya
kadar hoşçakalın.

|