AVRUPA BASKETBOL ŞAMPİYONASI PREVIEW


EUROBASKET 2001
ELEME GRUBU MAÇLARI


EUROBASKET 2001
İZLENİMLER

EUROBASKET 2001
DAILY REVIEWS


NBA TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ


OFF-SEASON '01 INFO

TRANSITION
NBA'den haberler...

O DEDİ, BU KODU!
Takas/transfer geyikleri...

ENCORE
Haftanın lafı, gafı ve safı... İlaveten, sürpriz yazılar!

KNICKS TARİHİNDEN

NBA WALLPAPERS

TÖRKİŞBASKETBOL
domatefendi
Orkun Çolakoğlu
Emre Göllü
Murat Yüce
Oğuzhan Kılınçel / Efes Pilsen

YUROBASKET
domatefendi
Orkun Çolakoğlu / Euronews
Ozan Erözden / off-the-bench
Emre Göllü

COURTSIDE
Bizi seyredenler, alkışlayanlar, yuh çekenler vs.


İLK TURUN ARDINDAN

Tolga Özen - behind the box scores: İtalya mı? Çok zor...

M. Kemal Cambazoğlu - notlar: İlk turun ardından...

Özgür Menemencioğlu - yazıyor: Ankara'dan Letonya ve İsrail notları



BEHIND THE BOX SCORES
İtalya mı? Çok zor...

Avrupa Basketbol Şampiyonası'nda ilk tur maçları dün gece tamamlandı. Milli takımımız turnuvadan elenmenin eşiğine gelmişken, 84-79 kazandığı İspanya maçı sayesinde İstanbul'da oynanacak olan çeyrek finallere direkt gitme şansını yakaladı.
İlk iki günkü maçlardan sonra genel olarak kapıldığımız olumsuz hava, dünkü maçtan sonra yerini umut ve gurura bıraktı. Hepimiz gibi ben de özel bir takım ve özel bir kenar yönetimi ile ev sahibi olmanın avantajını da kullanarak, bu turnuvada, şimdiye kadar yakalayamadığımız önemli bir dereceye sahip olacağımızı düşünüyordum. Ama kanımca hazırlık maçlarında başlayan, turnuvanın ilk iki maçında da açıkça ortaya çıkan verimsiz performansımız, dünkü İspanya maçını kazanmamıza rağmen devam ediyor.

Rakibimizin silahlarını iyi tanıyalım

Turnuvada bugünkü İtalya-Hırvatistan maçı sonucunda çeyrek finaldeki rakibimiz belli olacak. Büyük bir ihtimalle bugünkü karşılaşmadan İtalya galip ayrılacak. Gerçi grup maçlarında çok yıprandılar ve Meneghin gibi üst düzeydeki oyuncularına henüz yeterli katkı sağlayamadılar ama Tanjevic'in talebeleri, oyun sistemleri içinde ne yapacaklarını çok iyi biliyorlar. Savunmalarını önde ve arkada çok sağlam kuruyorlar. Hiçbir zaman gerçek basketbolcular olarak kabul edemeyeceğim Marconato, Galanda ve Chiagig gibi uzunlar, sınırlı ofansif yeteneklerine rağmen savunmada çok başarılılar. Her zaman spektaküler olmayan ama gerçek point guard vazifelerini kusursuz yapan oyuncular bulabilen İtalya, bu pozisyonda Abbio'nun yerini doldurmayi basarmış. Ayrıca Meneghin gibi usta bir organizatör ve şutörleri (maç başına 6.3 asistle oynadı), Fucka gibi gerçekten ama gerçekten 3 ve 4 numarayı hakkıyla oynayabilen 2.15'lik bir oyuncuları var. Çok hareketli, karşısındaki savunmayı sürekli rotasyona zorlayan sabırlı hücum setleriyle (herbirinin elinde 24 saniye saati var sanki, üç hücum üstüste son 2 saniyede sayı bulunmaz ki), takım halinde rahatlıkla sayıya gidebiliyorlar.

İstatistikleri karşılaştıralım, görelim

Maç başına 15.7 assist yaparak bunu da belgelediler zaten. Bu klasmanda turnuvada 3. sırada yer alıyorlar (bizim takım ilk onda yer almıyor maalesef.) Üçlük atışlara bizim kadar başvuruyorlar. Bu klasmanda 67 deneme ile Letonya'yla birlikte en çok 3'lük kullanan takım durumundalar. Bunların 26'sını sayıya cevirmiş durumdalar, isabet oranı %39. Bizim ise 24/66'ya denk gelen %36.4. Ama onlar Rusya ve Yunanistan'ın gömülü savunmalarına karşı bu 3'lükleri riske ederken, biz Letonya ile gereksiz bir 3'lük savaşına (5/22 isabet) giriyoruz. İspanya maçında ise takım halinde "başka şansımız yok" diye düşündüğümüz için başvurduk 3'lüklere herhalde. Slovenya maçından hiç bahsetmiyorum (24 deneme!)
Ribauntlarda onlar pek iç açıcı durumda değiller. Maç başına onlar 27, biz ise 32 ribaunt aldık. Biz hücum ribaundlarında 2. sıradayız aslında, maç başına 12 ribaunt ile (turnuva lideri Mirsat 3.7.) Ama aynı zamanda turnuva boyunca çemberden dönen 120 civarında şutumuz olduğu için bu rakam yanıltıcı biraz (ne kadar ribaunt pozisyonu, o kadar hücum ribaundu...)
İki sayılık şut yüzdemiz bile %45'in altında, üçlük yüzdemizi biliyorsunuz. Genel saha içi şut yüzdesinde bile İtalya %53 isabetle oynamış.
Bu kadar rakama boğulduktan sonra çıkarımlarım şunlar.

İtalya istikrarlı, bizde hücum varyasyonu yok

İtalya, turnuvanın en zor grubunda yer almasına rağmen istikrarlı bir görüntü çizmeyi başarmış görünüyor. Yedek oyuncularından üst seviyede randıman almayı başarıyorlar. Skorlarını tek oyuncu sürüklemiyor, bu yüzden istikrarsızlık göstermiyorlar. İlk on skorer arasında İtalya'dan kimse yok (bu arada İbrahim maç başına 24.7 ile 2'nci.) Kollektif oynuyorlar. Yine de kısa dönemlerde skor sıkıntısına girdiklerinde, Myers'ın da yokluğunda Meneghin'e güvenecekler veya Basile'ye boş üçlük kullandıracaklar.
Biz ise takım halinde her şeyimizi İbrahim'in 3'lüklerine (meşhur 3 no'lu oyunumuz) bağlamış durumdayız (turnuva boyunca 11/28 isabet.) Şu anda iyi bir isabet oranı ama bu 3'lüklerin bazıları set şutu değil, savunmanın eli üstünden kullanılan riskli şutlar.
Diğer hücum varyasyonlarımız ise pek istikrarlı skor üretemeyecek gibi. Hüseyin pota altında sırtı dönük teke tek zorlayabilir ama kaçarsa hücum ribaunduna yönelik özel bir oyunumuz yok. Diğer seçenekte ise Hidayet kendinden kısa guard ve forvete karşı post-up yapıyor. Ama nereye kadar?
İtalyanlar zone savunmada kolay hücum ribaundu vermiyorlar ve pota altını iyi kapatıyorlar. Bizde de Kirilenko gibi basket ve asist koklayan bir oyuncu yok açıkçası.
Yani bence yarı final bizim için (rakibimiz İtalya oldukça) zor gözüküyor. Ama takımımız şu ana kadar eksik yaptığı bir şeyleri hatırlar, üzerinde çalışılmış bir takım sistemini birdenbire uygulamayı başarabilirse onu bilemem... O zaman sınır yok bizim için.
Ya da bir sürpriz olur, Hırvatistan İtalya'yı geçerse yarı final şansımız çok artar.
Ama şu ana kadar göstergeler, yukarıda özetlediklerimi gösteriyor. Yanılmak istiyorum.

tolgaoz@superonline.com



NOTLAR - İlk turun ardından...

Üç gündür salondayız, 12 güzel maç izledik. Avrupa Erkekler Basketbol Şampiyonası'nın ülkemizde yapılması gibi bir fırsatı basketbolseverler olarak en iyi şekilde değerlendirdik. Bu üç günde yaşadıklarım ve gördüklerimi sizinle paylaşmak istiyorum.

Sorunlar girişte başladı

İlk gün büyük bir hevesle evden çıktık arkadaşlarla, Litvanya'yı, Fransa'yı, milli takımımızı izleme heyecanıyla...
İlk maç Litvanya-Ukrayna maçıydı. İstatistik delisi olduğumuz için arkadaşımla beraber istatistik tutacağımız kağıtları hazırladık, maça yetişmek için evden fırladık. ASKİ Spor Salonu şehrin biraz dışında olsa dahi ulaşımı kolay. 14.15'de salonun önüne geldiğimizde, şampiyonanın ilk sürprizi bizi bekliyordu. "Opening tip"i göremeyeceğimizi anlamıştık çünkü salona giriş için çok uzun bir sıra vardı. Sebebi de, giriş için tek bir elektronik metal arayıcısı koymuş ve insanları birer birer alıyor olmalarıydı. Halbuki orada bulunan polis sayısını en azından iki katına çıkararak, girişi de birer birer değil, dörder dörder yapabilirlerdi.

Asist, blok yerine pet şişe saydık!

Maalesef salona ancak 14.45 de girebildik. Artık Litvanya maçında tam bir istatistik tutamayacaktık. Ama yine de ikinci yarıda bize antreman olsun diye tuttuk. İlk günün sonunda salondan çıkarken güvenlik şefine "Niye birer birer alıyorsunuz? Şu tarayıcılardan dört tane koyamıyor musunuz?" diye sorduğumuzda, bize "Burası Türkiye, biz bu işi daha önce çok yaptık, herkes sizin gibi düşünmüyor, böyle olması daha iyi" yanıtını verdi.
Bunun yanı sıra pet şişeleri de sahaya almıyorlardı. Oysa biletin arkasında sadece "alkollü içecek sokmak yasaktır" yazıyordu. Salondan en son çıkanlardan olduğumuz için söylüyorum, biz bir çok pet şişe gördük yerlerde. Bunu da sorduk, "olmaması lazım" dediler. İçeride ise bir bardak su 500 bin lira idi. Bravo yani…

Litvanya'da herkesin sağlam yedeği var

Litvanya çok güçlü bir takım. Takımı biraz olsun gençleştirmişler ve kim çıkarsa çıksın yerine mutlaka rahatlıkla birinin oynayabileceği lüksüne sahip hale getirmişler. İzlediğimiz 8 takım içerisinde en çok oyuncu değiştiren ve oyuncularını en efektif kullanan takımdı Litvanya. Javtokas ve Songajla, NCAA oyuncuları olarak NBA'e göz kırpar gibiydiler. Jasikevicius, Timinskas, Zukauskas kardeşler, Stombergas, Einikis gibi daha önce de izlediğimiz yıldızların yanında, Javtokas ve Songajla gibi Amerika tabanli iki genç ve ilk kez izleme fırsatı bulduğumuz Siskauskas, Kaukenas ve Jurkunas'lı Litvanya, alternatifi bol kadrosu ile kesinlikle şampiyonluğa aday bir takım. Ukrayna'yı da çok rahat yenmeyi başardılar.

Dış şut fakiri Fransa

Sonra Fransa çıktı sahaya, onlar da çok güçlü bir takım. Her ne kadar kadrolarında Palmer, Parker isimli oyuncuların olması bizi çok rahatsız ediyor olsa da, iyi bir kadroya sahipler. İlk maçın ilk çeyreğinde dakika almayan Foirest'in ne kadar büyük bir oyuncu olduğunu gördük. Seyircinin İsrail'i desteklemesi ve Fransa'nın tutuk olması ilk maçı zora sokmuştu ama Fransa kazanmasını bildi. Foirest uzatmada 8 sayı attı. Fransa dış şutlarda çok başarısızdı ve cezasını az daha maçı kaybederek çekecekti. Ama maç uzadı ve Fransa kazandı. Risacher, Foirest, Parker, Digbeu dış atışlarda çok başarısızdı, toplam 15'te 2 falan attılar. Sadece Sciarra 6'da 3 ile aralarından sıyrıldı. (Bu istatistikler, aklımda kalanlar.) Sciarra ayrıca 13 sayı, 9 ribaunt ve 5 asist ile oynadı. İsrail'de ise Tapiro neredeyse triple-double yapacaktı. Ama tek başına yetmedi. İlk defa izlediğimiz Palmer ise Bilba'yı kesmeyi başarmış ve haketmiş doğrusu.

Kolay yedik, zor attık, güç kazandık

Sonra millilerimiz çıktı sahaya, müthiş bir destek vardı. Letonya bizi sonuna kadar zorladı. Stelmahers son anda tam tabiri ile nerede ise biletimizi kesiyordu. Ama millilerimiz kazandı. Bu maçtan sonra endişeli idik çünkü millilerimiz maalesef iyi ve sert savunma yapamıyordu. Çok kolay sayı yiyor, çoğu zaman da çok zor sayı atıyordu. Şampiyonluk desteğini arkasına alan 12 dev adam, umut vermemişti. Oysa nedense diğer bütün takımlar sert oynuyordu, bizim izlediğimiz kadarı ile. Çünkü bunlar artık şampiyona maçı, ya kazanacaksın, ya kazanacaksın. Hiçbir maçın telafisi olamaz. Ama yıldızlarla dolu takımımız, Letonya'nın %46 isabet oranıyla kullandığı üçlüklerine ve Kambala'nın performansına rağmen maçı Mirsad, Hüseyin ve İbrahim'in hücumdaki etkili oyunları ile kazanmasını bildi.

İspanya'nın gücü tedirgin etti

Sonra İspanya çıktı sahaya... İspanya da çok güçlü. Gasol inanılmaz bir adammış, NBA'in beyaz Kevin Garnett'i olur. Zaten istatistik tuttuğumuz için maç ilerledikçe bunu daha da iyi anladık. İspanya'nın ilk maçını izledikten sonra "bu İspanya'yı yenmek çok zor" dedik. Palaiso neredeyse %100 ile oynadı, Angulo inanılmaz hızlı ve atletik olduğunu gösterdi, Navarro hücumda çok etkili bir oyuncu... Bir diğer NBA patentli Raul Lopez de başarılıydı ama çok top kaybetti. Sanırım 6 veya 7.

Ukrayna yendi ve herkes şaşırdı

İkinci gün elbette dersimizi almıştık. Daha erken gittik salona ve ilk maçta doya doya istatistik tuttuk. Fransa, Ukrayna'ya yenilmiş, biz de çok şaşırmıştık. Çünkü Fransa ilk günden sonra ikincisinde de iyi bir performans sergileyememişti. Sciarra yetmedi Fransa'ya, ilk gün 13 sayı, 9 ribaunt, 5 asist ile oynayan oyuncu (bizim tuttuğumuz istatistiklere göre), ikinci gün de 11 asistlik katkı yaptı. Hem de Palmer ve Julian da içeriden 7/9 ve 6/8 ile oynamışlardı ama Fransa dış şutlarda başarılı olamamaya devam ediyordu. Onların kaderi de, aldıkları mağlubiyet ile, bizimki gibi son ve en zor maça kalacaktı. Ukrayna ise Okunsky'nin olağanüstü başarılı performansı ile maçı almasını bildi. Her ne kadar tartışmalı bir son saniye faulu ile olsa dahi!

Litvanya'da da, TRT'de de değişiklik yok!

Sonra Litvanya İsrail'i rahat yendi. Yine klaslarını gösterdiler bize. Bu arada bizim aklımıza birşey geldi ve salonun kontrol odasına yöneldik. "Neden skorbordda da zaten salonda oynanan maç gösteriliyor?" diye sorduk. Zaten ilk gün sonunda FIBA'nın, replayleri, hakem kararlarının tartışılmasını engellemek için yasakladığını öğrenmiştik. Replayler yerine "ASKİ milli takımımıza başarılar diler" yazısını görmek zorundaydık. Sahadaki maçı da zaten izlediğimize göre, "neden skorbordda, en azından ara ara molalarda, periyod aralarında falan Antalya'daki maçlar gösterilemiyor, nasıl olsa bu görüntüler TRT'ye ait değil mi?" diye sorduk ama daha sonra Efe Aydan ile de paylaştığımız bu hevesimiz de maalesef kursağımızda kaldı. Biz de sürekli basın mensuplarının önündeki ekranları takip etmek durumunda kaldık, merakımızı gidermek için.

İsrail, Ukrayna'yı rahat yendi

Son gün ise çok ilginç başladı. Önce "güçsüz" dedikleri ama benim gözümle gördüğüm kadarı ile hiç de öyle olmayan İsrail'in, bir gün önce Fransa'yı yenen Ukrayna'yı iyi bir oyunla rahat yenmesini izledik. Torgeman, Sharp, Saffar takımlarını sırtladılar. Benchten gelen Beleg ve Green çok etkiliydiler.
Fransa'nın işi zora girmişti, Litvanya'yı yenmeleri gerekiyordu artık, çapraz eleme oynamamak için. Onlar da bizim son maç öncesindeki durumumuza düşmüşlerdi ama yenilseler bile elenmeme gibi bir lüksleri vardı. Oysa biz İspanya'ya yenilseydik sonuncu olacaktık.

Slovenya-Letonya: Acaba hangisini tutsak?

Sonra grubumuzun kilit maçı başladı. Bir gün önce yenildiğimiz Slovenya, Letonya ile oynuyordu. İlk yarı salon tabii ki Letonya'yı destekledi. Ne de olsa Slovenya bizi yenmişti. Oysa Letonya kazanırsa ve yaklaşık 20 sayı fark atamazsa bizim sonuncu olma durumumuz ortaya çıkıyordu. Ama biz (ben ve arkadaşlarım) Letonya kazanırsa millilerimizin daha hırslı olacağına, kazanmayı daha çok arzulayacağına ve hatta başka çaremiz olmayacağı için kazanacağımıza inanıyorduk. Slovenya'nın kazanması halinde ise biz İspanya'yı 20 sayı ile yenemediğimiz sürece çapraz elemeye katılacaktık.
İkinci yarı ise Murat Murathanoğlu ağabeyimiz, Slovenya'nın desteklenmesinin elenmememiz için daha uygun olacağını söyledi salona. Letonya ıslıklarla, Slovenya alkışlarla çıktı sahaya bu kez. Adamlar da şaşırmışlardır bu duruma. Ama biz Letonya'yı destekledik, bir gün önce bizi bitiren Nesterovic'i, iki gün önce az daha bizi bitirecek olan Kambala durdurmayı ve takımını galibiyete taşımayı başardı. Tüm salon bize kıl kıl bakıyordu. Çünkü biz milli takımımıza yürekten inanıyor, Lider olmak istiyorduk ve Letonya'yı desteklemeye devam ettik. İyi ki de kazandı Letonya. Bizi yenmenin cezasını çekmiş gibi birşey oldu Slovenya. Biz de direkt çeyrek finale kaldık tabii ki.

Türkiye-İspanya maçı...

Sonra esas maç başladı. Maç öncesinde ve maç sırasında takımımızı en iyi şekilde desteklediğimize inanıyorum. Sesim belki 4-5 günde düzelir. Yarı final maçına da bilet aldım, İstanbul'a umarım millilerimizi izlemeye gideceğim, tabii büyük ihtimalle çeyrek finalde oynayacağımız, 41 senedir yenemediğimiz İtalya'yı yendikten sonra. O maçta nasıl bağıracağım, bilemiyorum.
İspanya'nın koçunun atılması maçın kaderini değiştirdi. Salonda inanılmaz bir baskı vardı İspanyolların üzerinde. Koç atılınca, Angulo gibi, bizim üç maçta izlediğimiz kadarı ile muhteşem bir savunmacının (Alper Yılmaz gibi) kenarda unutulması ile İbrahim Kutluay 35 sayı üretti. Ve Gasol ile Navarro'nun çabalarına rağmen 15 sayı önde girdik son çeyreğe.
Hep inişli çıkışlı olmuştu skor, önce Mehmet'in ve İbrahim'in iyi hücumuyla ve iyi savunmamızla 16 sayı fark atmıştık ilk çeyrekte, sonra 5 sayıya inmişti, sonra tekrar 13 sayıya çıkmıştı İbo'yla ikinci çeyrekte... Devre arasında tekrar 6 sayıya inmişti.
İlk üç çeyrek takımımız çok istekliydi ve savunmamız ilk iki güne kıyasla da çok daha iyiydi. Ama maçı bir türlü koparamıyor çünkü atıp atıp yiyorduk. Tam üçüncü çeyrekte 15 sayıya çıkardık farkı, "artık koparırız" derken unutulan Angulo'yu hatırladı İspanyollar ve son periyod giderek Slovenya maçının son periyodunu hatırlatmaya başladı bana. Artık atamadan yemeye başlamıştık sayıları. Ama her hücumumuzda "TÜRKİYE, TÜRKİYE" diye bağırmayı, en azından çevremdeki donup kalan insanların bir kısmı ile takımımıza desteği sürdürmeyi, sesimin mahvolmasını göze alarak sürdürdüm. İyi de etmişim.

Evimizde olmasak kaybederdik

İspanyollar ne kadar iyi bir takım olduklarını, İbrahim'i kendi kelepçeleri Angulo ile kitledikten sonra, bize sayı attırmayarak gösterdiler. Belki o dakikalar Hüseyin üzerinden oynayabilseydik biraz, maç bu kadar zora girmeyecekti ama olmuştu bir kere. 15 sayı fark gözümüzün önünde eridi gitti.
Eğer evimizde oynamasaydık, o hızı yakalayan İspanya bizi yenerdi, bana sorarsanız. Aynı Slovenya maçında olduğu gibi, son çeyrekte 25 kadar sayı yedik, 14 sayı attık. (Slovenya maçında da 24 sayı yemiş, 13 sayı atmıştık.) Ama bu kez 15 sayılık bir avantaj ile girmiştik son çeyreğe. O sayede de kazandık zaten.
Bir de oyuncularımızın, son yıllarda bizi çıldırtanın aksine, serbest atışlardaki iyi performansları ve son çeyrekte bu şekilde bulunan 11 sayı maçı kazandırdı bize. Tabii Hidayet'in maçın en kritik anında korkusuzca attığı üçlüğü ve Palaiso'ya yaptırdığı üç atışlık faulü unutmamak gerekiyor... Helal olsun 12 Dev Adam'a! Zor olanı başardılar.

Fransa da benzer şekilde kazandı

Son maçta ise bizim İspanya'ya yaptığımızı, Fransa da Litvanya'ya yapmayı başardı. Fransa çok iyi oynamadı, Litvanya da çok kötü oynamadı ama Fransa maçın başından galibiyeti aldı götürdü. Foirest hiç oynamazken, "Air France" Digbeu maçın başında takımını ateşlemesini çok iyi bildi. Zaten çok kaliteli oyunculardan oluşan Fransızlar bizim hatamıza düşmediler ve yine çok tecrübeli Litvanya'nın kendilerini yakalamasına maç boyunca izin vermediler. Eğer yarı finale çıkarsak büyük ihtimalle bu grubun lideri ile oynayacak olacağımız gözönünde bulundurulursa, Litvanya yerine Fransa ile oynayacak olmak beni çok sevindirdi. Tabii ki Almanya-Yunanistan maçının galibini yenebilirler ise.

İstatistik kağıtlarındaki hatalar

Maçtan sonra Murat Murathanoğlu ağabeyimiz ile kısaca konuşma olanağı yakaladık. Kendisine neden bizden Slovenya'nın desteklenmesini istediklerini sorduk. Biz Letonya'yı desteklemiştik, inanmıştık, iyi de oldu, hem takımımız şartlandığı galibiyeti elde etmeyi başardı, hem de lider olduk. Murat Ağabeyimiz de "Ben de inanıyordum tabii ki" dedi. Yine de "ne olur, ne olmaz" diye düşünmüşlerdi herhalde.
Burada bir şikayeti bildirmek de istiyorum. İstatistik delisi olduğumuz için Murat Ağabeyimizden, Türkiye-İspanya maçının basın mensuplarına dağıtılan maç sonu istatistik kağıdından bir adet rica ettik. Kendisine çok teşekkür ederiz, bize verdi ama bu kağıtta gördüklerimiz bizi çok şaşırttı. Gözümüze çarpan bazı hatalar, bizim gibi istekli kişilerin bile bu işi daha ciddi ve hatta daha iyi yapabileceğini düşündürdü bizlere. Neden mi?
Çünkü İngilizce hazırlanan bu "STATS SHEET"de FOUL değil FAUL, BLOCK değil BLOK, ASSIST değil ASIST yazıyordu. Ayrıca daha da önemlisi, son çeyreğin tamamında oynayan Angulo toplam oynama süresi için, nasıl hesaplandıysa artık, "6 dakika" yazıyordu. Bunlar, küçük gibi görünen ama bana sorarsanız bu tip büyük organizasyonlarda yapılmaması gereken hatalar. Daha da ilginci, bence kimsenin üç gün boyunca dağıtılan bu kağıtlarda yanlış yazılanları farkedip hazırlayan kişileri uyarmaması.

Fransızlara istatistik kıyağı!

Neyse, biz Fransa-İsrail maçında tuttuğumuz istatistikleri Fransızlara ulaştırmayı başardık. Belki bizimkileri de beğenmişlerdir. Giriş-çıkış dakikalarını ve faul dakikalarını dahi tutmuştuk. En azından fazladan onları görmüş olmuşlardır.
Ayrıca NBA'i da yakından takip eden biri olarak büyüklerime sormak istiyorum, Avrupa basketbolunda, NBA'de olduğu gibi "team rebound" diye birşey yok mu?
Son cümlelerim de milli takımımız için. Son gün gerçekten milli "takım" olmayı başardılar. Tebrikler! Sazı eline alması gereken oyuncunun, başka bir deyişle liderimizin İbrahim Kutluay olduğunu da herkes anlamıştır umarım. Bireysel olarak hepsi üst seviyede olan oyuncularımızın lideri kesinlikle İbo'dan başkası olamaz.
Bu son maçın ilk üç periyodunda oynadığımız gibi istekli oynayarak yenemeyeceğimiz takım olamaz bu turnuvada.

kempleton@hotmail.com



Ankara'dan Letonya ve İsrail notları...

Avrupa şampiyonası grup elemeleri için kankam Ataman ile Ankara'daydık. Milli takımla ilgili herşey yazıldı çizildi, ben daha fazla birşey demeyeceğim ama çıkardığım bazı notları ve biraz arkada kalmış olan İsrail ve Letonya ile ilgili görüşlerimi paylaşmak istiyorum.

-- Organizasyon, eh işte, fena değildi. Tek kapıdan giriş, üç yerde üst araması ve yiyeceklerin kalitesi hariç...

-- Biletin olmasına rağmen, mesela saat 3'te işin çıktı, şehre gittin... Maçlara bir daha giremiyordun. Tabii Ataman kapıdakilere "baba ben paso aldım, 200 dolar bayıldım. Buraya da girerim, her yere de girerim''diyerek postasını koydu.

-- Letonya harika oynadı. 26-32 yaş arası üç oyuncusu Miglinieks, Bagatskis ve Stelmahers (özellikle Miglinieks) müthişti. Miglieneks, bir gard nasıl oynamalı, uzun pas nasıl atılır, drive üzeri boş adam nasıl bulunur, hepsinin dersini verdi. Minik takım oyuncularına zorla (gerekirse okşayarak biraz) seyrettirmeli derim.

-- "Kaspars Kampala nasıl?" derseniz... Kısa. Ama Hüseyin'i denize döken Nesteroviç'i iyi savundu ve iyi hücum etti. Ama Efes Pilsen'de, ona o pasları atan Miglinieks ve Stelmahers (hatta Valters Jr.) olmayacak... Top eline yapışmış olan, pozisyonu iki saniye geriden takip eden Kerem ve büyük ego Marcus Brown'la nasıl oynayacağını merak etmiyorum değil.

-- Vitols, Vecvagars, Valters, Grafs Helmanis... Bu isimleri, özellikle Vitols'u bir yere yazın. Bizim Muratcan Güler'e benzeyen bir stili var. Atlet bir herif yani... Helmanis ise pure shooter...

Letonya'dan bahsetmişken iki şeye değineceğim. Adamların basketbol anlayışları taş gibi... Sürekli katla oynuyorlar. Gardlar bıktırana kadar drive ediyorlar ve boş adamı (Bagatskis ve Helmanis) buluyorlar. Boş kaldıkları zaman cezayı kesiyorlar. Hepsi (pivotlar dahil ) bire bir adam geçebildikleri halde, ev sahibi takım gibi isolation hücum yapmıyorlar (Allah Allah, niye ki?) Savunmaları da taş gibi. Bizi yenselerdi, hiç de tesadüf olmazdı.
İkinci olay ise şu: Pazartesi günü Tunalı'dan arabayla geçerken Letonyalı taraftarları gördük. Yanlarına sinsice yaklaşıp Lat-vi-a diye bağırınca adamlar şok geçirdiler.
Son söz: Pivotları kabiliyetli ama yeterli değiller. Kambala iyi ama Grafs daha tecrübesiz ve hücumu zayıf, Cipruss'u ise neredeyse hiç oynatmadılar.

***

Gelelim İsrail'e... İlk gün "kim bu adamlar ya" dediğimiz takımla neredeyse çeyrek finale gidiyorlardı. Ben, Avrupa basketbolunu kendince takip eden bir adam olarak, Derrick Sharp ve Turgeman haricinde (Yaniv Green'in de ismini duymuştum) hiçbirini tanımıyordum. Burada bence Meir Tapiro ve Yaniv Green çok iyi oynadı. Turgeman için aynı şeyi diyemeyeceğim çünkü o, İsrail'in İbrahim Kutluay'ı. (İbo 15 sayı attığı zaman övgüler düzmüyoruz, 35 sayı attığı zaman övgüler düzüyoruz.) Yaniv Green savunmada çok istekliydi ve kısa fiziğine rağmen çok ribaunt aldı. Tapiro ise Ankara seyircisinin sevgilisi oldu. Takımın Nisim, Peleg gibi yetersiz gardlarına rağmen hakettiği süreyi alamayan adamımız, yetersiz atletik kabiliyetleri ve kötü stiline rağmen basketbolu iyi bilmenin ve istekli olmanın iyi bir basketçi olmaya yettiğini gösterdi.
Gelelim Yoav Saffar olayına... Tamam, biz de kabul ediyoruz, İsrail'de Kevin Garnett yok ve Saffar oynuyor ama bu adam turnuva boyunca çok sorumsuzca attı be abi. İlk ve üçüncü gün toplam 1/16 üçlük ve aptalca hareketler... Özellikle İspanya maçında kötü oynadı. Gur Shelef, Burstein ve hatta Katash olsaydı, bu takım daha yukarı giderdi.

ozgur.menemencioglu@abank.com.tr