İLK
TURUN ARDINDAN
Tolga
Özen - behind the box scores: İtalya
mı? Çok zor...
M.
Kemal Cambazoğlu - notlar: İlk turun
ardından...
Özgür
Menemencioğlu - yazıyor: Ankara'dan
Letonya ve İsrail notları
BEHIND
THE BOX SCORES
İtalya mı? Çok zor...
Avrupa Basketbol
Şampiyonası'nda ilk tur maçları dün gece tamamlandı. Milli takımımız
turnuvadan elenmenin eşiğine gelmişken, 84-79 kazandığı İspanya
maçı sayesinde İstanbul'da oynanacak olan çeyrek finallere direkt
gitme şansını yakaladı.
İlk iki günkü maçlardan sonra genel olarak kapıldığımız olumsuz
hava, dünkü maçtan sonra yerini umut ve gurura bıraktı. Hepimiz
gibi ben de özel bir takım ve özel bir kenar yönetimi ile ev
sahibi olmanın avantajını da kullanarak, bu turnuvada, şimdiye
kadar yakalayamadığımız önemli bir dereceye sahip olacağımızı
düşünüyordum. Ama kanımca hazırlık maçlarında başlayan, turnuvanın
ilk iki maçında da açıkça ortaya çıkan verimsiz performansımız,
dünkü İspanya maçını kazanmamıza rağmen devam ediyor.
Rakibimizin
silahlarını iyi tanıyalım
Turnuvada
bugünkü İtalya-Hırvatistan maçı sonucunda çeyrek finaldeki rakibimiz
belli olacak. Büyük bir ihtimalle bugünkü karşılaşmadan İtalya
galip ayrılacak. Gerçi grup maçlarında çok yıprandılar ve Meneghin
gibi üst düzeydeki oyuncularına henüz yeterli katkı sağlayamadılar
ama Tanjevic'in talebeleri, oyun sistemleri içinde ne yapacaklarını
çok iyi biliyorlar. Savunmalarını önde ve arkada çok sağlam
kuruyorlar. Hiçbir zaman gerçek basketbolcular olarak kabul
edemeyeceğim Marconato, Galanda ve Chiagig gibi uzunlar, sınırlı
ofansif yeteneklerine rağmen savunmada çok başarılılar. Her
zaman spektaküler olmayan ama gerçek point guard vazifelerini
kusursuz yapan oyuncular bulabilen İtalya, bu pozisyonda Abbio'nun
yerini doldurmayi basarmış. Ayrıca Meneghin gibi usta bir organizatör
ve şutörleri (maç başına 6.3 asistle oynadı), Fucka gibi gerçekten
ama gerçekten 3 ve 4 numarayı hakkıyla oynayabilen 2.15'lik
bir oyuncuları var. Çok hareketli, karşısındaki savunmayı sürekli
rotasyona zorlayan sabırlı hücum setleriyle (herbirinin elinde
24 saniye saati var sanki, üç hücum üstüste son 2 saniyede sayı
bulunmaz ki), takım halinde rahatlıkla sayıya gidebiliyorlar.
İstatistikleri
karşılaştıralım, görelim
Maç başına
15.7 assist yaparak bunu da belgelediler zaten. Bu klasmanda
turnuvada 3. sırada yer alıyorlar (bizim takım ilk onda yer
almıyor maalesef.) Üçlük atışlara bizim kadar başvuruyorlar.
Bu klasmanda 67 deneme ile Letonya'yla birlikte en çok 3'lük
kullanan takım durumundalar. Bunların 26'sını sayıya cevirmiş
durumdalar, isabet oranı %39. Bizim ise 24/66'ya denk gelen
%36.4. Ama onlar Rusya ve Yunanistan'ın gömülü savunmalarına
karşı bu 3'lükleri riske ederken, biz Letonya ile gereksiz bir
3'lük savaşına (5/22 isabet) giriyoruz. İspanya maçında ise
takım halinde "başka şansımız yok" diye düşündüğümüz
için başvurduk 3'lüklere herhalde. Slovenya maçından hiç bahsetmiyorum
(24 deneme!)
Ribauntlarda onlar pek iç açıcı durumda değiller. Maç başına
onlar 27, biz ise 32 ribaunt aldık. Biz hücum ribaundlarında
2. sıradayız aslında, maç başına 12 ribaunt ile (turnuva lideri
Mirsat 3.7.) Ama aynı zamanda turnuva boyunca çemberden dönen
120 civarında şutumuz olduğu için bu rakam yanıltıcı biraz (ne
kadar ribaunt pozisyonu, o kadar hücum ribaundu...)
İki sayılık şut yüzdemiz bile %45'in altında, üçlük yüzdemizi
biliyorsunuz. Genel saha içi şut yüzdesinde bile İtalya %53
isabetle oynamış.
Bu kadar rakama boğulduktan sonra çıkarımlarım şunlar.
İtalya
istikrarlı, bizde hücum varyasyonu yok
İtalya,
turnuvanın en zor grubunda yer almasına rağmen istikrarlı bir
görüntü çizmeyi başarmış görünüyor. Yedek oyuncularından üst
seviyede randıman almayı başarıyorlar. Skorlarını tek oyuncu
sürüklemiyor, bu yüzden istikrarsızlık göstermiyorlar. İlk on
skorer arasında İtalya'dan kimse yok (bu arada İbrahim maç başına
24.7 ile 2'nci.) Kollektif oynuyorlar. Yine de kısa dönemlerde
skor sıkıntısına girdiklerinde, Myers'ın da yokluğunda Meneghin'e
güvenecekler veya Basile'ye boş üçlük kullandıracaklar.
Biz ise takım halinde her şeyimizi İbrahim'in 3'lüklerine (meşhur
3 no'lu oyunumuz) bağlamış durumdayız (turnuva boyunca 11/28
isabet.) Şu anda iyi bir isabet oranı ama bu 3'lüklerin bazıları
set şutu değil, savunmanın eli üstünden kullanılan riskli şutlar.
Diğer hücum varyasyonlarımız ise pek istikrarlı skor üretemeyecek
gibi. Hüseyin pota altında sırtı dönük teke tek zorlayabilir
ama kaçarsa hücum ribaunduna yönelik özel bir oyunumuz yok.
Diğer seçenekte ise Hidayet kendinden kısa guard ve forvete
karşı post-up yapıyor. Ama nereye kadar?
İtalyanlar zone savunmada kolay hücum ribaundu vermiyorlar ve
pota altını iyi kapatıyorlar. Bizde de Kirilenko gibi basket
ve asist koklayan bir oyuncu yok açıkçası.
Yani bence yarı final bizim için (rakibimiz İtalya oldukça)
zor gözüküyor. Ama takımımız şu ana kadar eksik yaptığı bir
şeyleri hatırlar, üzerinde çalışılmış bir takım sistemini birdenbire
uygulamayı başarabilirse onu bilemem... O zaman sınır yok bizim
için.
Ya da bir sürpriz olur, Hırvatistan İtalya'yı geçerse yarı final
şansımız çok artar.
Ama şu ana kadar göstergeler, yukarıda özetlediklerimi gösteriyor.
Yanılmak istiyorum.
tolgaoz@superonline.com
NOTLAR
- İlk turun ardından...
Üç gündür salondayız, 12 güzel maç izledik. Avrupa Erkekler Basketbol
Şampiyonası'nın ülkemizde yapılması gibi bir fırsatı basketbolseverler
olarak en iyi şekilde değerlendirdik. Bu üç günde yaşadıklarım
ve gördüklerimi sizinle paylaşmak istiyorum.
Sorunlar
girişte başladı
İlk gün
büyük bir hevesle evden çıktık arkadaşlarla, Litvanya'yı, Fransa'yı,
milli takımımızı izleme heyecanıyla...
İlk maç Litvanya-Ukrayna maçıydı. İstatistik delisi olduğumuz
için arkadaşımla beraber istatistik tutacağımız kağıtları hazırladık,
maça yetişmek için evden fırladık. ASKİ Spor Salonu şehrin biraz
dışında olsa dahi ulaşımı kolay. 14.15'de salonun önüne geldiğimizde,
şampiyonanın ilk sürprizi bizi bekliyordu. "Opening tip"i
göremeyeceğimizi anlamıştık çünkü salona giriş için çok uzun
bir sıra vardı. Sebebi de, giriş için tek bir elektronik metal
arayıcısı koymuş ve insanları birer birer alıyor olmalarıydı.
Halbuki orada bulunan polis sayısını en azından iki katına çıkararak,
girişi de birer birer değil, dörder dörder yapabilirlerdi.
Asist,
blok yerine pet şişe saydık!
Maalesef
salona ancak 14.45 de girebildik. Artık Litvanya maçında tam
bir istatistik tutamayacaktık. Ama yine de ikinci yarıda bize
antreman olsun diye tuttuk. İlk günün sonunda salondan çıkarken
güvenlik şefine "Niye birer birer alıyorsunuz? Şu tarayıcılardan
dört tane koyamıyor musunuz?" diye sorduğumuzda, bize "Burası
Türkiye, biz bu işi daha önce çok yaptık, herkes sizin gibi
düşünmüyor, böyle olması daha iyi" yanıtını verdi.
Bunun yanı sıra pet şişeleri de sahaya almıyorlardı. Oysa biletin
arkasında sadece "alkollü içecek sokmak yasaktır"
yazıyordu. Salondan en son çıkanlardan olduğumuz için söylüyorum,
biz bir çok pet şişe gördük yerlerde. Bunu da sorduk, "olmaması
lazım" dediler. İçeride ise bir bardak su 500 bin lira
idi. Bravo yani…
Litvanya'da
herkesin sağlam yedeği var
Litvanya
çok güçlü bir takım. Takımı biraz olsun gençleştirmişler ve
kim çıkarsa çıksın yerine mutlaka rahatlıkla birinin oynayabileceği
lüksüne sahip hale getirmişler. İzlediğimiz 8 takım içerisinde
en çok oyuncu değiştiren ve oyuncularını en efektif kullanan
takımdı Litvanya. Javtokas ve Songajla, NCAA oyuncuları olarak
NBA'e göz kırpar gibiydiler. Jasikevicius, Timinskas, Zukauskas
kardeşler, Stombergas, Einikis gibi daha önce de izlediğimiz
yıldızların yanında, Javtokas ve Songajla gibi Amerika tabanli
iki genç ve ilk kez izleme fırsatı bulduğumuz Siskauskas, Kaukenas
ve Jurkunas'lı Litvanya, alternatifi bol kadrosu ile kesinlikle
şampiyonluğa aday bir takım. Ukrayna'yı da çok rahat yenmeyi
başardılar.
Dış şut
fakiri Fransa
Sonra Fransa
çıktı sahaya, onlar da çok güçlü bir takım. Her ne kadar kadrolarında
Palmer, Parker isimli oyuncuların olması bizi çok rahatsız ediyor
olsa da, iyi bir kadroya sahipler. İlk maçın ilk çeyreğinde
dakika almayan Foirest'in ne kadar büyük bir oyuncu olduğunu
gördük. Seyircinin İsrail'i desteklemesi ve Fransa'nın tutuk
olması ilk maçı zora sokmuştu ama Fransa kazanmasını bildi.
Foirest uzatmada 8 sayı attı. Fransa dış şutlarda çok başarısızdı
ve cezasını az daha maçı kaybederek çekecekti. Ama maç uzadı
ve Fransa kazandı. Risacher, Foirest, Parker, Digbeu dış atışlarda
çok başarısızdı, toplam 15'te 2 falan attılar. Sadece Sciarra
6'da 3 ile aralarından sıyrıldı. (Bu istatistikler, aklımda
kalanlar.) Sciarra ayrıca 13 sayı, 9 ribaunt ve 5 asist ile
oynadı. İsrail'de ise Tapiro neredeyse triple-double yapacaktı.
Ama tek başına yetmedi. İlk defa izlediğimiz Palmer ise Bilba'yı
kesmeyi başarmış ve haketmiş doğrusu.
Kolay
yedik, zor attık, güç kazandık
Sonra millilerimiz
çıktı sahaya, müthiş bir destek vardı. Letonya bizi sonuna kadar
zorladı. Stelmahers son anda tam tabiri ile nerede ise biletimizi
kesiyordu. Ama millilerimiz kazandı. Bu maçtan sonra endişeli
idik çünkü millilerimiz maalesef iyi ve sert savunma yapamıyordu.
Çok kolay sayı yiyor, çoğu zaman da çok zor sayı atıyordu. Şampiyonluk
desteğini arkasına alan 12 dev adam, umut vermemişti. Oysa nedense
diğer bütün takımlar sert oynuyordu, bizim izlediğimiz kadarı
ile. Çünkü bunlar artık şampiyona maçı, ya kazanacaksın, ya
kazanacaksın. Hiçbir maçın telafisi olamaz. Ama yıldızlarla
dolu takımımız, Letonya'nın %46 isabet oranıyla kullandığı üçlüklerine
ve Kambala'nın performansına rağmen maçı Mirsad, Hüseyin ve
İbrahim'in hücumdaki etkili oyunları ile kazanmasını bildi.
İspanya'nın
gücü tedirgin etti
Sonra İspanya
çıktı sahaya... İspanya da çok güçlü. Gasol inanılmaz bir adammış,
NBA'in beyaz Kevin Garnett'i olur. Zaten istatistik tuttuğumuz
için maç ilerledikçe bunu daha da iyi anladık. İspanya'nın ilk
maçını izledikten sonra "bu İspanya'yı yenmek çok zor"
dedik. Palaiso neredeyse %100 ile oynadı, Angulo inanılmaz hızlı
ve atletik olduğunu gösterdi, Navarro hücumda çok etkili bir
oyuncu... Bir diğer NBA patentli Raul Lopez de başarılıydı ama
çok top kaybetti. Sanırım 6 veya 7.
Ukrayna
yendi ve herkes şaşırdı
İkinci gün
elbette dersimizi almıştık. Daha erken gittik salona ve ilk
maçta doya doya istatistik tuttuk. Fransa, Ukrayna'ya yenilmiş,
biz de çok şaşırmıştık. Çünkü Fransa ilk günden sonra ikincisinde
de iyi bir performans sergileyememişti. Sciarra yetmedi Fransa'ya,
ilk gün 13 sayı, 9 ribaunt, 5 asist ile oynayan oyuncu (bizim
tuttuğumuz istatistiklere göre), ikinci gün de 11 asistlik katkı
yaptı. Hem de Palmer ve Julian da içeriden 7/9 ve 6/8 ile oynamışlardı
ama Fransa dış şutlarda başarılı olamamaya devam ediyordu. Onların
kaderi de, aldıkları mağlubiyet ile, bizimki gibi son ve en
zor maça kalacaktı. Ukrayna ise Okunsky'nin olağanüstü başarılı
performansı ile maçı almasını bildi. Her ne kadar tartışmalı
bir son saniye faulu ile olsa dahi!
Litvanya'da
da, TRT'de de değişiklik yok!
Sonra Litvanya
İsrail'i rahat yendi. Yine klaslarını gösterdiler bize. Bu arada
bizim aklımıza birşey geldi ve salonun kontrol odasına yöneldik.
"Neden skorbordda da zaten salonda oynanan maç gösteriliyor?"
diye sorduk. Zaten ilk gün sonunda FIBA'nın, replayleri, hakem
kararlarının tartışılmasını engellemek için yasakladığını öğrenmiştik.
Replayler yerine "ASKİ milli takımımıza başarılar diler"
yazısını görmek zorundaydık. Sahadaki maçı da zaten izlediğimize
göre, "neden skorbordda, en azından ara ara molalarda,
periyod aralarında falan Antalya'daki maçlar gösterilemiyor,
nasıl olsa bu görüntüler TRT'ye ait değil mi?" diye sorduk
ama daha sonra Efe Aydan ile de paylaştığımız bu hevesimiz de
maalesef kursağımızda kaldı. Biz de sürekli basın mensuplarının
önündeki ekranları takip etmek durumunda kaldık, merakımızı
gidermek için.
İsrail,
Ukrayna'yı rahat yendi
Son gün
ise çok ilginç başladı. Önce "güçsüz" dedikleri ama
benim gözümle gördüğüm kadarı ile hiç de öyle olmayan İsrail'in,
bir gün önce Fransa'yı yenen Ukrayna'yı iyi bir oyunla rahat
yenmesini izledik. Torgeman, Sharp, Saffar takımlarını sırtladılar.
Benchten gelen Beleg ve Green çok etkiliydiler.
Fransa'nın işi zora girmişti, Litvanya'yı yenmeleri gerekiyordu
artık, çapraz eleme oynamamak için. Onlar da bizim son maç öncesindeki
durumumuza düşmüşlerdi ama yenilseler bile elenmeme gibi bir
lüksleri vardı. Oysa biz İspanya'ya yenilseydik sonuncu olacaktık.
Slovenya-Letonya:
Acaba hangisini tutsak?
Sonra grubumuzun
kilit maçı başladı. Bir gün önce yenildiğimiz Slovenya, Letonya
ile oynuyordu. İlk yarı salon tabii ki Letonya'yı destekledi.
Ne de olsa Slovenya bizi yenmişti. Oysa Letonya kazanırsa ve
yaklaşık 20 sayı fark atamazsa bizim sonuncu olma durumumuz
ortaya çıkıyordu. Ama biz (ben ve arkadaşlarım) Letonya kazanırsa
millilerimizin daha hırslı olacağına, kazanmayı daha çok arzulayacağına
ve hatta başka çaremiz olmayacağı için kazanacağımıza inanıyorduk.
Slovenya'nın kazanması halinde ise biz İspanya'yı 20 sayı ile
yenemediğimiz sürece çapraz elemeye katılacaktık.
İkinci yarı ise Murat Murathanoğlu ağabeyimiz, Slovenya'nın
desteklenmesinin elenmememiz için daha uygun olacağını söyledi
salona. Letonya ıslıklarla, Slovenya alkışlarla çıktı sahaya
bu kez. Adamlar da şaşırmışlardır bu duruma. Ama biz Letonya'yı
destekledik, bir gün önce bizi bitiren Nesterovic'i, iki gün
önce az daha bizi bitirecek olan Kambala durdurmayı ve takımını
galibiyete taşımayı başardı. Tüm salon bize kıl kıl bakıyordu.
Çünkü biz milli takımımıza yürekten inanıyor, Lider olmak istiyorduk
ve Letonya'yı desteklemeye devam ettik. İyi ki de kazandı Letonya.
Bizi yenmenin cezasını çekmiş gibi birşey oldu Slovenya. Biz
de direkt çeyrek finale kaldık tabii ki.
Türkiye-İspanya
maçı...
Sonra esas
maç başladı. Maç öncesinde ve maç sırasında takımımızı en iyi
şekilde desteklediğimize inanıyorum. Sesim belki 4-5 günde düzelir.
Yarı final maçına da bilet aldım, İstanbul'a umarım millilerimizi
izlemeye gideceğim, tabii büyük ihtimalle çeyrek finalde oynayacağımız,
41 senedir yenemediğimiz İtalya'yı yendikten sonra. O maçta
nasıl bağıracağım, bilemiyorum.
İspanya'nın koçunun atılması maçın kaderini değiştirdi. Salonda
inanılmaz bir baskı vardı İspanyolların üzerinde. Koç atılınca,
Angulo gibi, bizim üç maçta izlediğimiz kadarı ile muhteşem
bir savunmacının (Alper Yılmaz gibi) kenarda unutulması ile
İbrahim Kutluay 35 sayı üretti. Ve Gasol ile Navarro'nun çabalarına
rağmen 15 sayı önde girdik son çeyreğe.
Hep inişli çıkışlı olmuştu skor, önce Mehmet'in ve İbrahim'in
iyi hücumuyla ve iyi savunmamızla 16 sayı fark atmıştık ilk
çeyrekte, sonra 5 sayıya inmişti, sonra tekrar 13 sayıya çıkmıştı
İbo'yla ikinci çeyrekte... Devre arasında tekrar 6 sayıya inmişti.
İlk üç çeyrek takımımız çok istekliydi ve savunmamız ilk iki
güne kıyasla da çok daha iyiydi. Ama maçı bir türlü koparamıyor
çünkü atıp atıp yiyorduk. Tam üçüncü çeyrekte 15 sayıya çıkardık
farkı, "artık koparırız" derken unutulan Angulo'yu
hatırladı İspanyollar ve son periyod giderek Slovenya maçının
son periyodunu hatırlatmaya başladı bana. Artık atamadan yemeye
başlamıştık sayıları. Ama her hücumumuzda "TÜRKİYE, TÜRKİYE"
diye bağırmayı, en azından çevremdeki donup kalan insanların
bir kısmı ile takımımıza desteği sürdürmeyi, sesimin mahvolmasını
göze alarak sürdürdüm. İyi de etmişim.
Evimizde
olmasak kaybederdik
İspanyollar
ne kadar iyi bir takım olduklarını, İbrahim'i kendi kelepçeleri
Angulo ile kitledikten sonra, bize sayı attırmayarak gösterdiler.
Belki o dakikalar Hüseyin üzerinden oynayabilseydik biraz, maç
bu kadar zora girmeyecekti ama olmuştu bir kere. 15 sayı fark
gözümüzün önünde eridi gitti.
Eğer evimizde oynamasaydık, o hızı yakalayan İspanya bizi yenerdi,
bana sorarsanız. Aynı Slovenya maçında olduğu gibi, son çeyrekte
25 kadar sayı yedik, 14 sayı attık. (Slovenya maçında da 24
sayı yemiş, 13 sayı atmıştık.) Ama bu kez 15 sayılık bir avantaj
ile girmiştik son çeyreğe. O sayede de kazandık zaten.
Bir de oyuncularımızın, son yıllarda bizi çıldırtanın aksine,
serbest atışlardaki iyi performansları ve son çeyrekte bu şekilde
bulunan 11 sayı maçı kazandırdı bize. Tabii Hidayet'in maçın
en kritik anında korkusuzca attığı üçlüğü ve Palaiso'ya yaptırdığı
üç atışlık faulü unutmamak gerekiyor... Helal olsun 12 Dev Adam'a!
Zor olanı başardılar.
Fransa
da benzer şekilde kazandı
Son maçta
ise bizim İspanya'ya yaptığımızı, Fransa da Litvanya'ya yapmayı
başardı. Fransa çok iyi oynamadı, Litvanya da çok kötü oynamadı
ama Fransa maçın başından galibiyeti aldı götürdü. Foirest hiç
oynamazken, "Air France" Digbeu maçın başında takımını
ateşlemesini çok iyi bildi. Zaten çok kaliteli oyunculardan
oluşan Fransızlar bizim hatamıza düşmediler ve yine çok tecrübeli
Litvanya'nın kendilerini yakalamasına maç boyunca izin vermediler.
Eğer yarı finale çıkarsak büyük ihtimalle bu grubun lideri ile
oynayacak olacağımız gözönünde bulundurulursa, Litvanya yerine
Fransa ile oynayacak olmak beni çok sevindirdi. Tabii ki Almanya-Yunanistan
maçının galibini yenebilirler ise.
İstatistik
kağıtlarındaki hatalar
Maçtan sonra
Murat Murathanoğlu ağabeyimiz ile kısaca konuşma olanağı yakaladık.
Kendisine neden bizden Slovenya'nın desteklenmesini istediklerini
sorduk. Biz Letonya'yı desteklemiştik, inanmıştık, iyi de oldu,
hem takımımız şartlandığı galibiyeti elde etmeyi başardı, hem
de lider olduk. Murat Ağabeyimiz de "Ben de inanıyordum
tabii ki" dedi. Yine de "ne olur, ne olmaz" diye
düşünmüşlerdi herhalde.
Burada bir şikayeti bildirmek de istiyorum. İstatistik delisi
olduğumuz için Murat Ağabeyimizden, Türkiye-İspanya maçının
basın mensuplarına dağıtılan maç sonu istatistik kağıdından
bir adet rica ettik. Kendisine çok teşekkür ederiz, bize verdi
ama bu kağıtta gördüklerimiz bizi çok şaşırttı. Gözümüze çarpan
bazı hatalar, bizim gibi istekli kişilerin bile bu işi daha
ciddi ve hatta daha iyi yapabileceğini düşündürdü bizlere. Neden
mi?
Çünkü İngilizce hazırlanan bu "STATS SHEET"de FOUL
değil FAUL, BLOCK değil BLOK, ASSIST değil ASIST yazıyordu.
Ayrıca daha da önemlisi, son çeyreğin tamamında oynayan Angulo
toplam oynama süresi için, nasıl hesaplandıysa artık, "6
dakika" yazıyordu. Bunlar, küçük gibi görünen ama bana
sorarsanız bu tip büyük organizasyonlarda yapılmaması gereken
hatalar. Daha da ilginci, bence kimsenin üç gün boyunca dağıtılan
bu kağıtlarda yanlış yazılanları farkedip hazırlayan kişileri
uyarmaması.
Fransızlara istatistik kıyağı!
Neyse, biz
Fransa-İsrail maçında tuttuğumuz istatistikleri Fransızlara
ulaştırmayı başardık. Belki bizimkileri de beğenmişlerdir. Giriş-çıkış
dakikalarını ve faul dakikalarını dahi tutmuştuk. En azından
fazladan onları görmüş olmuşlardır.
Ayrıca NBA'i da yakından takip eden biri olarak büyüklerime
sormak istiyorum, Avrupa basketbolunda, NBA'de olduğu gibi "team
rebound" diye birşey yok mu?
Son cümlelerim de milli takımımız için. Son gün gerçekten milli
"takım" olmayı başardılar. Tebrikler! Sazı eline alması
gereken oyuncunun, başka bir deyişle liderimizin İbrahim Kutluay
olduğunu da herkes anlamıştır umarım. Bireysel olarak hepsi
üst seviyede olan oyuncularımızın lideri kesinlikle İbo'dan
başkası olamaz.
Bu son maçın ilk üç periyodunda oynadığımız gibi istekli oynayarak
yenemeyeceğimiz takım olamaz bu turnuvada.
kempleton@hotmail.com
Ankara'dan
Letonya ve İsrail notları...
Avrupa şampiyonası grup elemeleri için kankam Ataman ile Ankara'daydık.
Milli takımla ilgili herşey yazıldı çizildi, ben daha fazla birşey
demeyeceğim ama çıkardığım bazı notları ve biraz arkada kalmış
olan İsrail ve Letonya ile ilgili görüşlerimi paylaşmak istiyorum.
-- Organizasyon,
eh işte, fena değildi. Tek kapıdan giriş, üç yerde üst araması
ve yiyeceklerin kalitesi hariç...
-- Biletin
olmasına rağmen, mesela saat 3'te işin çıktı, şehre gittin...
Maçlara bir daha giremiyordun. Tabii Ataman kapıdakilere "baba
ben paso aldım, 200 dolar bayıldım. Buraya da girerim, her yere
de girerim''diyerek postasını koydu.
-- Letonya
harika oynadı. 26-32 yaş arası üç oyuncusu Miglinieks, Bagatskis
ve Stelmahers (özellikle Miglinieks) müthişti. Miglieneks, bir
gard nasıl oynamalı, uzun pas nasıl atılır, drive üzeri boş
adam nasıl bulunur, hepsinin dersini verdi. Minik takım oyuncularına
zorla (gerekirse okşayarak biraz) seyrettirmeli derim.
-- "Kaspars
Kampala nasıl?" derseniz... Kısa. Ama Hüseyin'i denize
döken Nesteroviç'i iyi savundu ve iyi hücum etti. Ama Efes Pilsen'de,
ona o pasları atan Miglinieks ve Stelmahers (hatta Valters Jr.)
olmayacak... Top eline yapışmış olan, pozisyonu iki saniye geriden
takip eden Kerem ve büyük ego Marcus Brown'la nasıl oynayacağını
merak etmiyorum değil.
-- Vitols,
Vecvagars, Valters, Grafs Helmanis... Bu isimleri, özellikle
Vitols'u bir yere yazın. Bizim Muratcan Güler'e benzeyen bir
stili var. Atlet bir herif yani... Helmanis ise pure shooter...
Letonya'dan
bahsetmişken iki şeye değineceğim. Adamların basketbol anlayışları
taş gibi... Sürekli katla oynuyorlar. Gardlar bıktırana kadar
drive ediyorlar ve boş adamı (Bagatskis ve Helmanis) buluyorlar.
Boş kaldıkları zaman cezayı kesiyorlar. Hepsi (pivotlar dahil
) bire bir adam geçebildikleri halde, ev sahibi takım gibi isolation
hücum yapmıyorlar (Allah Allah, niye ki?) Savunmaları da taş
gibi. Bizi yenselerdi, hiç de tesadüf olmazdı.
İkinci olay ise şu: Pazartesi günü Tunalı'dan arabayla geçerken
Letonyalı taraftarları gördük. Yanlarına sinsice yaklaşıp Lat-vi-a
diye bağırınca adamlar şok geçirdiler.
Son söz: Pivotları kabiliyetli ama yeterli değiller. Kambala
iyi ama Grafs daha tecrübesiz ve hücumu zayıf, Cipruss'u ise
neredeyse hiç oynatmadılar.
***
Gelelim
İsrail'e... İlk gün "kim bu adamlar ya" dediğimiz
takımla neredeyse çeyrek finale gidiyorlardı. Ben, Avrupa basketbolunu
kendince takip eden bir adam olarak, Derrick Sharp ve Turgeman
haricinde (Yaniv Green'in de ismini duymuştum) hiçbirini tanımıyordum.
Burada bence Meir Tapiro ve Yaniv Green çok iyi oynadı. Turgeman
için aynı şeyi diyemeyeceğim çünkü o, İsrail'in İbrahim Kutluay'ı.
(İbo 15 sayı attığı zaman övgüler düzmüyoruz, 35 sayı attığı
zaman övgüler düzüyoruz.) Yaniv Green savunmada çok istekliydi
ve kısa fiziğine rağmen çok ribaunt aldı. Tapiro ise Ankara
seyircisinin sevgilisi oldu. Takımın Nisim, Peleg gibi yetersiz
gardlarına rağmen hakettiği süreyi alamayan adamımız, yetersiz
atletik kabiliyetleri ve kötü stiline rağmen basketbolu iyi
bilmenin ve istekli olmanın iyi bir basketçi olmaya yettiğini
gösterdi.
Gelelim Yoav Saffar olayına... Tamam, biz de kabul ediyoruz,
İsrail'de Kevin Garnett yok ve Saffar oynuyor ama bu adam turnuva
boyunca çok sorumsuzca attı be abi. İlk ve üçüncü gün toplam
1/16 üçlük ve aptalca hareketler... Özellikle İspanya maçında
kötü oynadı. Gur Shelef, Burstein ve hatta Katash olsaydı, bu
takım daha yukarı giderdi.
ozgur.menemencioglu@abank.com.tr
