| |
05 mayıs ’09, cihangir
tekrar
-----
içimdeki his yanıltmamış, kafayı boşa yormamış.
toplam, 5-10 dakika da olsa evle kahve arasındaki mesafe, kafama
takılmıştı yolda.
kahveye girdiğimde, ert gülmekle, gülümsemek arasındaki o garip hale
kafadan bürününce, kuşku arttı, maaşallah.
onca yılın deneyimi arkasında; sormadan, sordu bu:
- hatırlamıyorsun, değil mi?
hatırlıyordum tabii ki, gayet iyi, halbuki. hikaye, özetle şöyleydi:
son birkaç yılı hariç onu aşkın yıl boyunca, istanbul'daki her daim,
bazen günde birkaç kez gittiğim kahvede, sıradan bir gündü, o gün.
boş buldukça takılınılan o masada, o gece de, çıkmak üzereydi,
aradan.
dert, hasret neydi, belli değildi. hala da, değil.
kalkış, eyvallah, selam-sabah. toplamda, kıç kadar bir kahve, 20-30
kişi.
3 adım sonra, dur barın ortasında.
- ey ahali, dinleyin beni?..
kulaklarına güvenmeyenler, ikinci seslenişte ikna oldular. sustu,
herkes:
- hepinizin, amına koyayım!
ert, tüm bunları sabırla dinledi; dinledikçe gülümsemesi arttı,
müstehzi.
- eyvallah, dedi, buraya kadar böyle.
sonra, anlattı:
çıkmış arkadaş dışarı, saniyeler içinde geri, bara. sonra, rica
etmiş yine, susturmuş herkesi bir kez daha. merakla dönmüş yine
kafalar, bu ne arsızlıktır diye?
bu sormuş:
- tekrar etmeme, gerek var mı?
var mı?
|