rant 'n' rave - ıı
Mete ACAR
 



Bu yazının ana fikri, bir ay kadar önce internette gezinirken oluştu. NBA'e Portland'dan girip ligi New York'tan terkeden gard-forvet Qyntel Woods'un, aralarında Efes Pilsen'in de bulunduğu Avrupa'nın önde gelen kulüpleriyle flört ettiğine dair haberler çıkmaktaydı. Kendisiyle ilgilenen takımlar arasında Olimpiakos (kiminle ilgilenmiyorlar ki?), Unicaja Malaga, Climamio Bologna ve Prokom Trefl bulunmaktaydı. “Bakalım hangisiyle baş göz olacak” diyerek, konu üzerinde düşünmeye koyuldum...

Woods'un transferinin 1 milyon doların üzerinde olacağı söyleniyordu. Hemen aklıma gelen sorular şunlar oldu:
- Her şey iyi hoş da, Woods 1 milyon dolar eder mi?
- NBA'de oynamış olması Avrupa'da başarılı olacağına dair önemli delil midir?
- Buradan yola çıkarak 1 milyon dolar istemesi doğal mıdır?
- Peki, bunca takımın onunla ilgilenmesinin sebebi, sabık bir NBA oyuncusu olması mıdır?

‘Sabık' deyince aklınıza hemen Woods'un sabıka dosyası geldi, değil mi? Doğrusu köpekleri evinde dövüştürmekten dolayı aleyhine açılan ve suçu kabul ettiği davadan bahsedip espriler üretmek istemiyorum. Benim gerçekten merak ettiğim, Efes Pilsen gibi bir kulübün niye böyle bir maceraya giriştiği idi. Bugüne kadar en ufak bir sorunu olan oyuncuyu kulübe sokmayan ve bunun için oyuncuları çok iyi araştıran Efes alışkanlıklarını değiştiriyor olamazdı.

Olabilir miydi?

Yoksa ufak ama Efes adına köklü değişiklikler teker teker gerçekleşmekte de, biz mi gözden kaçırıyoruz? Aydın Örs'ün 1999-2000 sezonunun başında Efes Pilsen'den apar-topar ayrılmak zorunda kalması, 2004-5 sezonu için takımın saha içi idaresinin Willie Solomon gibi yetenekli ama zaman zaman kontrolsüz oynayan birine teslim edilmesi, son olarak takımın koçluğuna kulüp -hatta ülke- dışından birinin, David Blatt'ın atanması, acaba bu değişiklikleri imleyen ipuçları olamaz mı?

İnatla basketbola doğrudan yatırım yapmayı sürdüren Tuncay Özilhan, Ülkerspor'un basketbol şubesini kapatıp sponsorluk yoluyla üç büyükleri destekleme kararı almasından sonra duruşunu değiştirmedi. Ancak bilhassa Fenerbahçe gibi büyük bir kulübün altyapıya önem vermesiyle, kendi altyapı kaynaklarının azalmaya başladığı gözden kaçmamalı. Fenerbahçe altyapı takımlarının birkaç yıldır zirveye oynadıkları, altyapıyla biraz ilgilenenlerin dikkatinden kaçmamıştır.

“Efes Pilsen böyle yaparsa iyi olur, şöyle yaparsa kötü olur” demek haddimize değil. Ancak yapılan kulüp içi manevraların, Efes Pilsen'in başarısız olmasını sağlamaktan öte, yapısını temelden değiştirebileceğini düşünüyoruz. Niye Efes Pilsen altyapıdan eskisi kadar çok yetenek çıkartamıyor? Altyapıdan çıkanlar da A takımda başarılı olamuyor ve başka takımlara transfer oluyorlar. Bir şeyler yanlış gitmese, işleyiş böyle olmaz sanırım.

Neyse, Woods muradına erdi ve Olimpiakos ile iki yıllık sözleşme imzaladı, biz de onunla başlayıp farklı bir yere giden yazıda Efes Pilsen konusunu ufaktan bağlayalım. Bir kere, bu Woods'un o paralara gelmediği isabet oldu, umarım önceden benzer paralara alınmış diğer Woods, yani adı Loren olan, Qyntel olan gibi NBDL'den değil de, Litvanya'dan geliyor olmasının hakkını verir... Ötesinde, umarım Blatt, ünlü koç Pini Gershon'un üstüne titrediği kadar iyi bir koç olduğunu gösterir. Umarım yeni transferler Efes Pilsen forması taşımanın ne demek olduğunu çabuk kavrarlar. Ve umarım hem Euroleague hem de lig maçlarında tribünler Efes Pilsen taraftarlarıyla dolar. (Çok mu abarttım ne?!.)

NBA

Sakin yaz günlerinde NBA haberi olarak gözümüze çarpanlar, yaz ligleriyle ilgili haberler ve eğer varsa takas ve transfer haberleri... Eğer varsa diyorum, çünkü en dandik kontrat haberlerini dahi cımbızla çekip almak lazım.

Bu hareketsizliğe oyuncu menajerleri de isyan ediyor olsalar gerek, bir tanesi “sabit takım bütçelerinin ve lüks vergisinin transferleri yok ettiğini” söylemiş.

İyi de, amaç buydu zaten! Yoksa oyunculara verilecek rakamlar çığırından çıkacak ve bu yüksek rakamları karşılayabilecek olan New York, Los Angeles, Chicago, Detroit, Philadelphia vb. büyük kent takımları ligde at koşturacaktı.

Evet, şimdi de rekabet çok cılız ama daha sağlıklı. Yoksa San Antonio gibi kasaba irisi bir şehirden şampiyon takım falan çıkamazdı. Orada yapılanları takdir etmemek imkansız. Basketbol kenti olmayan ufak San Antonio, son dokuz yılda dört NBA şampiyonluğu kazanan Spurs'ün şehri. İnanılır gibi değil!

Kulübün o ağırbaşlı, ciddi ve güvenilir havasını çok takdir ediyorum. Ancak iş o kadarla kalmıyor tabii ki. Spurs idarecileri, başkalarının es geçtiği Tony Parker ve Emanuel Ginobili gibi iki Avrupalı basketbolcuyla (evet, Manu'yu da Avrupalı sayıyorum) şampiyonluklar kazanmasını bildi. Öyle bir güven sağlamışlar ki, ligde son demlerini yaşayan ama işi bitmemiş oyuncuların ilk tercihi Spurs artık.

Tabii ki onların da inişe geçecekleri zaman gelecek. Ancak fırsatları iyi değerlendirmeye devam ederlerse, tepeye oynayan takımlardan biri olmaya devam ederler. Bu idari kadroyla çok sarsılacaklarını sanmıyorum.

Takas

Timberwolves ile Celtics arasındaki takasın yapıldığı günün akşamı, bu konuyu düşünürken buldum kendimi (bir nevi hastalık gibi, sık sık oluyor bu). Kevin Garnett'in Celtics'e gitmek istememesinin çok anlamsız olduğu kararına vardım, çünkü Minnesota, KG'li kadrosuyla dahi ligin en kötü takımlarından biri olacağı sinyalini veriyordu. Doğru dürüst bir oyun kurucuları yok, pivot yok. Bol bol atıcıdan başka birşey yok! Neredeyse tüm yük KG'nin üstündeydi, o da elinden geleni yapıyordu... Daha ne yapsın? Bunca zaman Minnesota'da kalmış olması bile lütuf, başka bir şey değil.

Gelelim takasın analizine. Öyle gözüküyor ki, ilk gençliğimin nefret ettiğim Celtics yeşili yine sahne alacak. Yeşil en sevdiğim renk olmasına rağmen, bir Lakers taraftarı olarak 'Celtics Yeşili'nden nefret ederdim. En çok keyif aldığım şeylerden biri, Lakers'ın Celtics'i yenmesiydi, hele bu bir playoff galibiyeti ise aman aman!

İşte gençliğimin o koca Boston Celtics'i, tam 21 sezondur şampiyonluk yüzü göremiyor. Yine tam 20 sezondur NBA finali görebilmiş değil. ‘90'ların ortasından 2000'lerin başına kadar altı yıl boyunca playoff yüzü göremediler. 1987-88 sezonundan 2001-2 sezonuna kadar tam 13 sezon Doğu finaline çıkamadılar. Bu koskoca kulüp, derin bir yokluklar denizinde çırpınıp durdu.

Celtics'in başındaki Danny Ainge artık kazanmayı hedefliyor. Eğer bu takas gerçekleşirse, Allen-Pierce-Garnett'den oluşacak olan 'Süper Üçlü', 31 yaş ortalamasına sahip olacak. Yıllar boyunca aldıkları süreleri düşünecek olursanız, gencecik bacaklardan bahsetmiyoruz... Üstelik KG karşılığında takımın yarısı Minnesota'ya gönderildi. İki sene sonra sadece Al Jefferson için bile dizlerini dövebilir Celtics yetkilileri.

Ama hayır, önemli olan hemen şimdi kazanmak. Bunun için lüks vergisi vermeye bile razı Celtics'in patronları. Burada derin bir planlamadan bahsetmiyoruz. Celtics flamasının en zirvede dalgalanmasından bahsediyoruz. Geçmişin 1 numaralı Celtics düşmanı olarak bunu gayet iyi anlıyorum ve açıkçası ben de aynı şeyi yapardım.

Birkaç yıl bu şekilde yukarılarda geçirebilir Celtics. Oyunculardan biri emekli olduğunda ise yüksek bir meblağ takımın ödeme listesinden çıkmış olacak. Üstelik her zaman takasta kullanabilecekleri değerli oyuncular bulundurmaları bir avantaj. Zirvede oynayacak bir Celtics takımına herkes gelmek ister. Kısaca, birçok avantajı bir arada yaratmış oluyorlar, tabii iyi ve yerinde kullanabilirlerse.

Yıllar geçtiği ve içimdeki hırçın rekabet duygusu törpülendiği için, Celtics'e ne imrenerek, ne de hasetle bakıyorum. Verileri kendi akıl imbiğimden geçirip değerlendiriyorum. Sonuç olarak, Celtics'in Doğu Konferansı'nda zirveye oynayan takımlardan biri olması, sadece ABD'de değil, tüm dünyada ilgiyi arttıracaktır.

Hem, umarım Celtics'in yaptığı bu hamle, Lakers'ı da harekete geçirir.

Kobe'nin, tüm bu olup bitenler karşısında elleri-kolları bağlı oturan takım yetkilileri için neler düşündüğü ve takımdan ayrılmak için neler yapabileceği, başka bir yazının konusu olsun.

TEMMUZ-AĞUSTOS 2007