|
|
Arabayı alt sokağa parketmiştim. İçki bana, daha önceden hiç olmadığı
şekilde, farklı yönlerden tesir ediyordu. Hareketlerim ağırlaşmış
ve darbesizleşmişti, sanki kayar gibi yürüyordum. Çevresi ağaçlarla
kaplı otoparkın ortasında durdum. Sevgilimin evinin önündeydim ve
içimde önleyemediğim bir sevinç vardı. Ankara'daydım. Sevmek bu
muydu? Galiba.
Ne bekliyordum? Evden beni görse, çıkıp yanıma gelse, çok mu
mutlu olacaktım? Sanmıyorum. Belki yanıma uzanıp bana Butler Yeats'den
şiirler okusa... Belki. Ama evden çıkıp yanıma gelse bana diyeceği,
"Sapık, ne yapıyosun burda? Annem görecek şimdi. Git Batulara
yat" veya "Ne yaparsan yap nâfile, biz ay-rıl-dık!"
olacaktı... Ve o anda bu beni mutlu edecek şey, ikisi de değildi.
Arabaya gidip bir bira daha aldım.
When I was a little child
Bir yokluktu Ankara
Apres moi, dull and wild,
Town ne oldu que est sera?
Bir an, tutunamayan olmanın rahatını özledim, Selim Işık gibi.
Selim de severdi, Selim sevmeyi severdi, severe wounded selim.
Ne kadar acımıştım Selim'e, ilk okuduğumda. Ne de olsa ben kaybetmezdim.
Herkesten akıllı ve ihtiraslıydım. Başarı herşeydi ve bunun için
ruhumu satmaya hazırdım. Hiçbir inancım yoktu, hiçbir değer yargım
yoktu. O zaman Peter Drucker okurdum, şimdi ise Bukowski okuyorum.
Ne hazin... Şaka gibi, değil mi?
Bukowski okuyan bir Yuppie... Sonun bu mudur? (budur)
-araya giren-
YUPPIE MANİFESTOSU DENEMELERİ
1. Başarılı görün, başarılı olursun. Madem ki insanların
başarı fetişi var -ailenin, karıların kızların, yakın arkadaşlarının
bile- bu hayatının amacı olmalı
2. En büyük teknik, kendini pazarlayabilmendir. Olduğundan
ve yapabileceğinden daha fazlasını görünmeye çalış.
3. Bütün başarıların, özelliklerin gözönünde olsun. Sürekli
kendinden bahset, yeni tanıştığın insanlara bile işini, aldığın
parayı, arabanı falan anlat. Ama kimseye, 30 yaşına gelmiş, kendisinden
başka hiçkimseyi sevmeyen bencil bir eşşek olduğundan bahsetme.
Herkes seni sevsin. Sevilememeye tahammül edilemez.
4. Dünyanın ortasına kendini koy. Başka hiçkimseyi sevme.
Ama sevgi, aşk, erdem kelimeleri ağzından düşmesin.
5. Seni dünyada karşılıksız seven aileni ihmal et. Seni
her gördüğünde sadece bunun için sevinen annene zaman ayırma.
Tüm boş zamanlarında aslında önemsiz olan kadınlarla/erkeklerle
tatile git.
6. Ezebildiğin insanı ez, hiç değer verme ama bunu hep
bir kibarlık ve sözümona asâlet, traştan bir klâs içinde yap.
Ezemediğin, senden üstün olduğuna inandığın herkese az veya çok
köpeklen.
7. Sürekli zekâ ve kelime oyunları yap. Sen herkesten daha
zekisin, unutma. Aksine tahammül edemezsin, yıkılıp gidersin.
8. Herkes seni sevmeli, en yakışıklı, en güzel, en ''charming''
olduğunu düşünmeli.
9. Konuşurken araya İngilizce kelimeler kat. Sen Amerika'da
veya kolejde okumadın ama bu şekilde gerekli mesajları verebilirsin.
"Ben de sizdenim" gibi.Wannabe olacaksan hakkını ver
yani.
10. Tüketim toplumunda seks herşeydir. Herkesle her zeminde
ve her zaman seks konuş.
-araya giren-
Şimdi sıfır sırt numaralı Loser formasını giyip sahaya çıkalım,
bakalım ne yapabileceğiz.
Erkek: Merhaba canım,
Karşı cins: Yine ne var?
Erkek: Nasılsın diye aramıştım?
Karşı cins: İyiyim, şimdi işim var. Sen beni altıdan sonra
ara.
Erkek: Ya neden konuşamıyoruz?
Karşı cins: İşim var diyorum. (klik)
Erkek: Dur...
İkinci telefon konuşması (2-3 dakika sonra)
Erkek: Alo...
Karşı cins: Geberteceğim seni!
Erkek: Neden telefon suratıma kapatılıyor?!
Karşı cins: Sana işim var diyorum, anlamıyorsun. Ben seni
sonra ararım.
Erkek: Ama bu sayg (klik) ısızlık...
İlk perdenin sonu
***
(perde yavaş yavaş açılır... Özgür işyerinde masada oturmaktadır.
Yüzü olağan sayılmayacak bir renktedir ve garip şekilde gözleri
telefon kablosuna sabitlenmiştir. O sırada içeriye, sonradan adının
2. Arthur olduğunu öğrendiğimiz bir şahıs girer.)
2. Arthur: Neden ağlıyorsun?
Erkek: Kim ağlıyor?
2. Arthur: Sen ağlıyorsun hayvan! Şubenin ortasında...
Hem kendini, hem de bankayı rezil ettin. Sen müfettişsin, ekmeğini
karizmasından kazanan adamsın. Bu haller sana yakışıyor mu? Hem
de bir orospu yüzünden.
Erkek: Öyle konuşmazsan iyi olur. Bak büyüğümsün diyorum.
Seni döverim.
2. Arthur: Tamam, derdin nedir?
Erkek: Kız gururumu kırıyor.
2. Arthur: İzin verme sen de... Kız seni istemiyor, görmüyor
musun?
Erkek: (taklidini yaparak) İzin verme sen de...
Söylemesi ne kolay... Eski güzel günlerde ben de böyle amatör
psikologluk yapardım. Dert sende, derman bende... Tırınınınm.
Şaşıran sen mi yoksa ben miyim, bileeemedim... Neyse, ben eve
gideyim de biraz Orhan dinleyeyim.
(O sırada üç kız ve iki erkekten oluşan dans grubu sahneye
girer ve dansetmeye başlar. Kızlardan biri eski model Yonca Evcimik,
oğlanlardan biri de "Aboneyim Abone" klibinde arkada
danseden Melih Çardak'tır.)
(9/8'lik tempo ile)
İzin verme sen deee
Aşk sende, sevgi sende
Seni böyle sevmeyene
durma sırtını dön sen de
Kula böyle tapılmaz, günahtır
Allah'ın gücüne gider, fenadır.
Çiçeklerini seni sevenlere ver
duygu merhale değil duraktır.
Aşık Özgür der ki, yaram derindir.
kanar kanar kanar irindir
yeni yar gel sar sen yaramı
yoksa bu kulun sonu veremdir. (öhü öhö)
İzin verme sen deee
Aşk sende, sevgi sende
Seni böyle sevmeyene
durma sırtını dön sen de
(uzun hava gibi-değil gibi)
Amaaaan amaaaaan da gözleri güzel yarim
Çantası Mango yarim,
Yeşil Işık'a iki kez giden yariim.
Kırmızı pantolonla gelişin var
Turuncu yeleğinle gülüşün var
Eflatun ayakkabıların vardı, mahvoldu!
Çekinme kırmızılı olanları giy yar.
(Perde yavaş yavaş kapanır... Bira arası)
ozgur.menemencioglu@abank.com.tr
|