Merhaba
arkadaşlar. Uzun zaman oldu yazmayalı.
Bu kadar ara verince klavye başında
insanın eli kilitlenip kalıyormuş,
anladım ki bu kadar ara vermek mübah
değilmiş. Geçen sezon, uzun zaman sonra
ilk kez, playoff‘a kalan Blazers,
Rockets karşısında ilk maç dışında
beklentileri karşılamış fakat tecrübe
eksikliği ile turu kaybetmişti. Yaz
dönemini dedikodu olarak oldukça yoğun
fakat transfer hamlesi olarak oldukça
sakin geçirdikten sonra yeni sezona
başladık. Şimdi hem yaz sezonunu hem de
yeni sezonun başlangıcını
değerlendirmeye alalım becerebildiğimiz
kadarıyla.
ATTAN İNİĞ
EŞEĞE BİNMEK
Yaza cap rahatlığıyla girmiş olmanın
getirdiği çekim, hepimizin transfer
beklentilerini yükseltmişti. Takımın
eksik olduğu bölgeye en uygun adamı
alabilecek maddi durumumuz vardı. Neydi
peki takımın eksik bölgeleri? Önem
sırasına göre sıralamamız gerekirse;
- Takımın en büyük eksiği olan
tecrübeli, takımdaki gençlerin
potansiyellerini sahaya yansıtmada
yardımcı olabilecek, gerektiğinde skor
atıp gerektiğinde savunma konusunda öncü
olabilecek, lider vasfına sahip çok
yönlü bir kısa forvet.
- Pota altında dinamizm getirecek,
ekmeğini taştan çıkartacak,
mızmızlanmadan görevini yapacak, hücum
ribaundu konusunda meziyetli ve tercihen
iki yabancı dil bilen bir yedek uzun.
- Top kaybını azaltıp topun kıymetini
bilecek, genç oyuncuların potansiyelini
ortaya koymakta başrol oynayacak, ön
alan savunmasına direnç getirecek, tek
meziyeti boş şut sokmak olmayan,
gerektiğinde insiyatif alıp Roy’un
sırtındaki yükü azaltabilecek tecrübeli
fakat pili bitmemiş bir oyun kurucu.
Bu üç profil takımın geçen sezon
sonundaki analizler sonucu en önemli
eksikleri olarak görülüyordu. Serbest
oyuncu piyasasında bu arayışlara uygun
ve aile bütçemizi sarsmayacak oyuncular
da vardı. Şimdi bu maddelere uygun
oyuncuları değerlendirecek olursak;
- Saydığımız ilk madde için bildiğiniz
üzere en baştaki isim Hidayet Türkoğlu
idi. Yaşanan gelişmeler ardından
Hedo’nun Blazers’a imza atması kesin
gözüyle bakılırken ülkemizdeki Blazers
taraftarları ve Oregon etrafındaki halk
kutlamalara başlamıştı. Yapılan
değerlendirmeler Hedo’nun Blazers için
tam isabet bir transfer olacağı
yönündeydi. Hedo’nun Portland’a gelip
şehri ve tesisleri gezdikten sonra,
McMillan ve KP ile görüşmesi, imzanın an
meselesi olduğu konusunda ikna etmişti;
fakat Hedo son anda cayıp Toronto’ya
imza atınca, sağgörüp sol yiyen Blazers
camiasını eşekten düşmüşe çevirdi. Bu
hareket, birkaç gün önceye kadar büyük
sevgi gösterilen Hedo’ya karşı Blazers
tarafarları arasında kocaman bir nefret
oluşması için yetti de arttı bile.
- Hedo’yu elinden kaçıran Blazers ikinci
maddede anlatılan profile uygun bir
oyuncu için etrafına bakınmaya başladı.
David Lee ismi biraz tuzlu gelince
yönenilen isim Paul Millsap oldu.
Millsap ile anlaşıldı ve imza atıldı. Bu
imza da taraftarları çok mutlu etmişti.
Fakat verilen sürede Jazz yapılan
teklifi karşıladı ve Millsap için
Blazers macerası başlamadan bitmiş oldu.
- Milsap konusunda da hevesi kursak
bölgesinde kalan Blazers son madde için
arayışlara başladı. Kirk Hinrich ismi ön
plana çıksa da, bu ismin savunmasının
üst seviyede ve yeterli tercrübeye sahip
olmaması onun isminin uzun süre ön
planda kalmasını engelledi. Ardından
hedef alınan isim Andre Miller oldu. 33
yaşında yani yeterli tecrübeye sahip,
ortalamanın üzerinde bir savunmacı,
asist ve takımı oynatma konusunda ligin
önde gelen isimlerinden olan Miller
Blazers için transfer döneminin mutlu
sonu oldu.
Anlaşıldığı üzere Blazers için yaz
dönemi o kadar da parlak geçmedi. Ancak
üçüncü madde eksiğine transfer yapabilen
takım diğer eksikler için yaşı geçkin
Juwan Howard’ı kadrosuna kattı. Aynı
zamanda takımın iki büyük genç yıldızı
Roy ve Aldridge ile sözleşme yenilendi.
Webster geri döndü. Bu kadro geçen
sezona göre daha iyi görünüyordu.
Kaybedilen oyuncular, Frye ve Sergio;
ayrıca Batum sezona uzun süreli bir
sakatlıkla girdi.
BAŞLANGIÇ
ALDATICI
Sezona 12 maçın 8’ini kazanarak
başladık. Bu galibiyet yüzdesi çok hoş
görünüyor. Fakat bu 12 maçın altısı
ligin zayıf veya kötü başlayan
takımlarıyla yapıldı. Geri kalan zorluk
seviyesi yüksek altı maçın sadece
ikisini kazanabildi Blazers, bu maçlar
da içeride oynanan Spurs ve Rockets
maçları. Bunların dışında Denver,
Houston ve Atlanta’ya iki kez yenildik.
Bu tablo benim için ortalama bir
başlangıçtır, galibiyet yüzdesinin
aksine.
Buna karşılık, oynanan basketbol çok
eleştiriliyor. McMillan’ın Blake sevdası
en büyük sıkıntılardan birisi. Bu aşk
yüzünden, yaz döneminin önemli hamlesi
olan Miller bench oyuncusu olarak sezona
başladı. Nate, baktı ki olmayacak,
Miller’ı ilk beşe alırken, kenara
çektiği isim Blake değil Webster oldu.
Blake ve Webster sezona form olarak
hemen hemen aynı düzeyde başladılar.
Form düzeyleri olarak onu değil de niye
diğerini kenara çekti şeklinde bir
eleştiri yapmak mantıksız olur. Fakat
pozisyon bilgisi olarak eleştiriler
yapılabilir. Çift oyun kurucuyla oynamak
oyunun temposunu yükseltip koşan
uzunları ve atlet bir takımı olan
Blazers için mantık çerçevesi içinde
görüyor. Fakat bununla beraber Roy’un
daha uzun süre üç numara savunmaya
mahkûm olacak olması, fiziksel olarak
daha fazla yıpranmaya başlaması bu
tercihin negatif yönü olarak
açıklanabilir. Zaten rakamsal olarak Roy
diğer sezonlarına nazaran daha kötü bir
başlangıç yaptı.
Miller’in gelişi top kaybı konusunda
avantaj sağlayacağımızı düşündürüyordu
bizlere. İlk 12 maç sonunda top kaybı
geçen senenin ortalaması olan 12.9 dan
14.4 e en az top kaybeden takımlar
sıralamasında sekizincilikten 12.liğe
düştük. Bu transferin faydası değil
zararı oldu gibi körü körüne
eleştirilere neden olmasa da, Miller’in
bu konuda faydası olmadığı konusunda
eleştiriler olmakta; fakat tıpkı
galibiyet yüzdesinin, sezona yeterince
iyi başladığımızı göstermesi konusunda
aldatıcı olabileceği gibi, bu rakamlar
da aldatıcı bence. Miller adaptasyon
sürecini hem kendi açısından hem de
takım açısından aştıktan sonra bu konuda
takıma ihtiyacı olan katkıyı verecektir.
Ayrıca bu sürenin sonunda takımın da
istenen seviyeye geleceğini düşünüyorum.
Şimdilik bu kadar, bir dahaki yazımıza
bu kadar ara vermemek ümidiyle.
Hoşçakalın.