İşler 'Roy'unda...
Tolga DURMUŞ
6 KASIM 2006
Merhaba. Uzun zaman oldu yazmayalı. Yazmak için kafamda bazı şeylerin netleşmesini, havada asılı kalanların biraraya gelip derli toplu fikirler oluşturmasını bekledim. Kısaca sezon başlasın ve takım ne hale gelmiş, ne yapıyor, bir görelim de ondan sonra yazalım, dedim. Bir de üzerine NBA Tv yayın akışında iki maçımızı üst üste görünce, onları bekleyip izleyip ardından değerlendirme yapmak daha mantıklı, diye düşündüm. Neyse uzatmayalım, tekrar birlikteyiz sonuç olarak.
Öncelikle, yeni sezonun tüm lige, ligde yer alan takımlara, oyuncularına, taraftarlarına ve yazarlarına hayırlı olmasını temenni ediyorum.
Kendi takımımız Blazers'a gelecek olursak, mâlumunuz, başarısız bir sezonu geride bıraktık. Yeni koç takıma beklenen katkıyı tam olarak yapamadı, oyuncular birarada ve düzenli bir basketbol oynayamadı. Zaten genç ve deneyimsiz olan bu takım, üst üste alınan kötü sonuçların ardından, sezonun ilk yarısını geçtikten sonra havluyu attı ve gazozuna maçlar oynamaya başladı. Bir türlü istikrarlı bir rotasyon sağlanamadı. Sakatlıklar, bekleneni veremeyenler, formsuzlar vb. mazeretler gösterildi. Benzer bir sürü dalaverayı sizlere geçen sezon içindeki ve sonundaki yazılarımızda anlattık.
Yaz tatili
Draftte ikinci ve yedinci sıradan seçilmiş iki çaylağımız var: PF LaMarcus Aldridge (6-10, Teksas Ü.) ve gard Brandon Roy'u (6-6, Washington Ü.). Daha sonra yapılan hamleler sonucunda da Skinner, Blake, Ha (Bucks) ve Telfair, Rattlif (Celtics) ayrıldılar, gelenler ise; Boston'dan Dickau ve LaFrentz, Milwaukee'den Magloire, fa olarak Udoka, draft gecesi Suns'dan alınan Rodriguez ve bir de Graham.
Kadroda önemli değişiklikler olduğunu söylemek mümkün. Eldekiler ve gidenlerin ardından yeni katılanlarla ortaya çıkan tablo, bence karamsar olacak kadar kötü değil. Hatta orta seviye olarak bile adlandırılabilir. Ama herkesin kafasında Portland sıkıcı, disiplinsiz ve işe yaramaz bir takım olarak kaldığı için, çoğu insan önyargılı davranarak bu kadronun yine lotaryalık olduğunu ve önümüzdeki draftta Greg Oden'ı alırsa ancak kademe atlayacağını yorumluyor. Haklılar; Oden'ı alırsak kademe atlayabiliriz, ama yanıldıkları nokta da şu: Blazers bu sezonu Oden'ı almak için geçirmeyecek, yani lotaryada iyi yer kapmak için gelene geçene maç vermeyecek. Aksine, sezona başladığımız gibi devam edersek ve bu basketbolu istikrarlı bir şekilde oynayıp ufak ufak da üzerine birşeyler ekleyerek eksiklerimizi kapatırsak, neden daha önemli süprizler yapmayalım.
Nasıl başladık?
İlk üç maçı söyle ufaktan anlatmaya kalkarsak...
Sezonu Seattle'da açtık. Bu üç maçımızdan tek izleyemediğim bu olduğu için fazla detaya inemeyeceğim ama, kazanarak başlamak önemli bir adımdı. Bizim gibi genç ve oluşumunu tamamlamak isteyen takımlar için bu tarz güven verici göstergeler gayet önemli, diye düşünüyorum. Sonuçta kadro olarak sizden üst düzeyde görülen bir takımı deplasmanda yenerek başlıyorsunuz. Kulağa hoş geliyor. Rakamlara bakacak olursak, % 55 isabetle hücum etmek ortalamanın üstünde. Ribaundlarda 40-34 üstün olmamız ve 14 top kaybında kalmamız göze çarpıyor. Çekişmeli bir maç olmuş. Birseysel olarak baktığımızda, Zach 30-10 yapmış, Dixon kenardan gelmiş 18 atmış, Roy da 20...
Golden State maçına geçeyim: İyi başladık, daha sonra rakip dengeyi buldu ve ilk yarıyı bir sayı önde kapadı. İkinci yarıyı 12-0'lık bir seriyle açan rakibe karşı tutukluk devresine giren takım, cevap vermekte gecikti. Daha sonra çabalasak da rakip hamlelerimize karşılık verdi ve fazla yaklaştırmadı. Son beş dakikada ise maç koptu gitti ve 13 sayıyla kaybettik. Bence ikinci yarının başındaki o seriyi yemesek ya da direnç gösterebilsek, maçı kafa kafaya oynayabilir ve kazanabilirdik, ama olmadı. Rakamlarda dikkati çeke, 23 top kaybı yapılmasıydı. Geçen seneden kalan bu sorunu çözebilmiş değiliz, bazen çok savruk hucumlar kullanıyor ve rakibe çok basit hızlı hücum imkanı veriyoruz. Zach geriye hiç koşmuyor, bir de yanında Magloire olduğu zaman, karşında Baron gibi gard ve hızlı forvetler olunca, rahat sayılar yemek kaçınılmaz oluyor. Kezâ hızlı hücumdan 30 sayı yememiz bunu gayet açık biçimde ortaya koyuyor. Biz ise sadece 10 sayı atabilmişiz hızlı hücumdan.
Bu maçta oyunculara bakacak olursak; Nate sanırım pivotlarından sayı beklemiyor, Joel de Jamal da sadece ribaunt alıp top kesmeye çalışıyorlar ve herhangi bir hücum tehditleri olmuyor. GS maçında saha içi atışları 0/2 dersem yeterince açıklayıcı olur sanırım. Şut kullanmadan bu ikisinin beş top kaybetmesi de çok büyük bir eksi olarak gözüktü. Karşı taraf Diogu ve Biedrins ile 18 sayı bulmuş, bu da ilginç bir kıyaslama olabilir.
Neyse Minnesota maçına da değinelim, sonra genel hatlarıyla yorumlar yaparız.
KG ve arkadaşları maça çok iyi başladı, ilk çeyrek 30-14 rakibin üstünlüğüyle bitti. Zaten beş saat sonra antremanın var Tolga, git yat, boşver, dedim ilk çeyrek bitince. Ama yazı yazacağım için izlemeye devam ettim. Endişem kötü oyunumuz değil, böyle dağınık başladığımız ilk çeyreğin ardından potansiyelimizi ortaya koymayı başarıp başaramayağımızdı. Çünkü hep dediğimiz gibi genç ve tecrübesiz sayılacak bir takımdık. İkinci çeyreğe fena başlamadık ve farkı dört dakikada 10'a indirdik, yedinci dakikada ikiye indirdik. Ama çeyreğin sonunu iyi oynayan Wolves yarıyı 52-41 önde tamamladı. Üçüncüyü de fena oynamadık ve beş sayı geride tamamladık. Son çeyrekte ise rakibe sinsice ve yavaş yavaş onları uyutarak yaklaştık, maçın sonunu kimsenin bizden beklemeyeceği kadar iyi oynarak, Roy-Dixon ikilisinin işbirliğiyle kazandık. Maçtan sonra sahadaki sevinç gerçekten beni umutlandırdı. Destek ve birlik havası sağlanmaya başlamış gibiydi.
İzlediğim bu iki maçtan sonra yukarıda başladığım takım hakkındaki analize dönersek...
-- Takımın hücumdaki temel taşı Zach oluyor haliyle. Mutlaka top ona iniyor ya da indirilmeye çalışılıyor. Zach ise alçak posttan oynadığı zaman gerçekten çok etkili oluyor ama orta mesafeden sallamaya kalktığı zaman da hücum dengesini bozuyor. Bunları sokma yeteneği olsa ve arada soksa da, ben tüm toplarını alçak posttan kullanmasını tercih ederim.
-- LaMarcus ve Miles sakat oldukları için forvet rotasyonunda Outlaw kendine 4 numarada yer buldu. GS maçına agresif başlayan ve kısa sürede üç faul alan Outlaw daha sonra oyuna pek giremedi, girdiğinde bir halt edemedi. Ama ertesi gün süper oynadı gerçekten; 18 sayı ve 15 ribaunt. Dinamizmi ve atletikliği hücumlarda (özellikle hücum ribaundlarında) çok etkili oldu, seken toplara elini soktu hep, aldı tamamladı ya da takım arkadaşlarının almasını sağladı veyahut rakibin hızlı hücuma çıkmasını engelledi. Bu maçta dokuz hızlı hücum sayısı yememiz bunu biraz olsun açıklıyor.
-- Kısa forvet pozisyonunda ise sürpriz şekilde Udoka gayet başarı işler çıkarıyor. Rakam olarak belki öyle büyük bir katkısı yok ama görünmeyen pis işleri yapıyor, oyunumuza sertlik getirmeye çalışıyor. Portland State çocuğu kendisi ayrıca. Ben çok beğendim açıkçası. Onun yedeği genç Webster da Wolves maçında çok iyi oynadı, son çeyrekte 77-74 gerideyken üst üste soktuğu iki üçlükle öne fırlamamızı sağladı. Takımdaki en iyi dış şutör olarak göze çarpıyor. Geçen seneden çok daha faydalı olarak görünüyor.
Roy for ROY
Bu deyim son günlerde popüler oldu NBA takipçileri arasında. Blazers'ın çaylağı Brandon Roy gerçekten bu sezon en iyi çaylağa verilecek ödülün 1 numaralı adayı. İzlediğim iki maç sonrası Roy hakkında birşeyler anlatmak gerekirse; benim ilk dikkatimi çeken ve hoşuma giden özelliği, oyun içinde çok olgun bir görüntü vermesi. Karakteri gereği sakin ve soğukkanlı bir görünüm içerisinde olan Roy bunu oyununa da yansıtınca, takımın tam ihtiyacı olan bir oyuncu, hatta geleceğin saha içi lideri gibi görünüyor. Oyun kurucu sıkıntısı yaşanacağı tahmin edilen bu sezonda Blazers'ın çaylağı 2 ve 1 numaraları oynayabiliyor. Jack'le de, Dixon'la da gayet uyumlu ve birbirini tamamlar bir görüntü çiziyor. Üç maç sonrasında tek olumsuz yönü üç sayı çizgisinin gerisinden 0/8 ile oynamış olmasıydı. Ama son maçta şutunun girmediğini anlaması ve oyunu içeri girerken zorlaması, faul yaptırarak sayı bulması ve maçı kazandıran basketi yine içeriyi karıştırıp dışarı çıkardığı pasla attırması, Brandon'ın oyun olgunluğunun olduğunun bir ispatı. İzlediğim iki maçta faul atış çizgisinden 17/19 gibi bir isabete sahip olması da bunu anlatıyor. Gerçekten çok iyi bir oyuncu ve daha da iyi olacak.
Gard rotasyonunda bahsedecek olursak, Nate'in kafasında bu iki pozisyon için şimdilik üç isim var: Jack, Dixon ve Roy. Bu üç ismi iki pozisyonda kombinasyonlu kullanıyor. Dixon geçen seneki oyununu sürdürüyor, kenardan gelip skor katkısı yapıyor, şut atıyor, pozisyon yaratıyor. Jack ise genel olarak iyi görüntü verse de, oyun görüşünü ve olgunluğunu arttırmalı. Tabii bunlar zamanla olacak şeyler biraz da ama mutlaka daha dikkatli olması lazım, sekiz top kaybetmiş üç maçta. Bence Nate yavaş yavaş Rodriguez'i de rotasyona sokmalı, beğendiğim ve performansını merak ettiğim bir oyuncu. Japonya'da yarı finalde Arjantin karşısındaki oyunu hâlâ akıllarda bu genç adamın.
Sakatlar
İki önemli elemanı sakat takımın... Draftın 2 numarası Aldridge ve sorunlu yıldız! (yıldız mı değil mi, arada kaldım ünlem işareti koydum, yerseniz) Miles sezon başlangıcını kaçırdı. Peki onlar dönünce ne olacak? Darius uyumu bozacak mı, yoksa dedikodularda yer aldığı gibi akıllanıp basketbol mu oynayacak? LaMarcus'un ise ben çok faydalı olacağına inanıyorum, pota altına hareketlilik getirecek, ribaunt alıp skor üretecek bir uzun. Merakla dönmesini bekliyorum. Bu iki isim de rotasyona girdiğinde r kadroya bakacak olursak;
Jack / Roy / Rodriguez
Roy / Dixon / Webster
Udoka / Miles / Outlaw / Webster
Randolph / Aldridge / Outlaw
Przybilla / Magloire
Çok da fena durmuyor, hatta benim hoşuma bile gidiyor bu rotasyon. Görüldüğü üzere iki pozisyon birden oynayan Roy, Webster, Outlaw gibi oyuncularla çeşitlendirilebiliyor beşli kombinasyonlar. İyi başladığımız sezona iyi devam edeceğimizi umuyorum. Kısa sürede tekrar görüşmek üzere, herkese saygılar.