|
Ne güzel başlamıştık...
Gürkan MENTEŞ
4 ARALIK 2006
Uzun bir aradan sonra herkese merhaba. Aslında sezon başlamadan, Atlanta maçından birkaç gün önce sezona giriş yazısı yazmış ve Batuğ Ağabey'e göndermiştim. Ama sanal alemin azizliğine uğradık, yazı patrona ulaşmamış. Tabii ben yazının gitmediğini Batuğ Ağabey'den öğrendiğimde sezon çoktan başlamıştı. Sonunda başına oturup yazacak vakti ve gücü bulabildim kendimde. Ha, takımımız yazı yazacak şevki alıp götürdü ya, olsun, vazifemiz.
Mazeretim var arkadaş
Atlanta maçından önce yazdığım fakat fikir ve düşünce özgürlüğümü engellemeye çalışan kişiler tarafından patrona gitmesi engellenen yazımda, genel olarak takımda değişen birşey olmadığından, geçen sene hangi sorunları yaşadıysak bu sezon da aynısını yaşayacağımızdan bahsediyordum. Ama geçen sezona nazaran daha umutluydum, en azından iyiye giden bir ivme yakalayacağımızı, geçen sezon kadar kötü olmayacağımızı düşünüyordum. İlk üç maç geride kaldığında her şey çok güzel gidiyordu, sonra lastik patladı, şarampole yuvarlandık.
Şimdi bu geride kalan bir ayda neler olmuş, neler yaşanmış aktarmaya çalışacağım ama, maç maç inceleyip box score vermek istemiyorum haliyle.
'Kriz' Webber ve Ollie
Genelde tavrım bellidir, Chris Webber'ın takıma yarardan çok zarar getirdiğine inanırım, Webber-Iverson ikilisinin geçen sezonun en çok sayı atan ikilisi olmasına rağmen. Elimde olsa Shavlik Randolph ya da Steven Hunter'ı ilk beşte başlatırım (sağlam Shavlik, elbet). Tabii Webber'ın kontratı girdi bir tarafımıza, onu istesek de çıkaramayız artık. Isiah esprisi de yapmak istemiyorum…
Kevin Ollie'ye de bir anlam veremiyorum zaten senelerdir. Kuşkusuz geçirdiğimiz son en iyi sezon olan 2000-1'de, o finale kadar çıkan kadroda; Eric Snow, Aaron Mckie, Raja Bell, Allen Iverson ve hatta Speedy Claxton'ın arkasında süre bekleyen bir adamdı Ollie. Aslında iyi niyetinden hiç şüphem yok, takımı oynatmayı düşünen, vasatın üzerinde savunma yapan (en azından takıma göre) bir gard sonuçta, ki takımınızda Iverson varsa bu önemli bir etkendir. NBA kariyerinde şu ana kadar on farklı takımda oynamış olan Ollie, 2001'den sonra 76ers'dan ayrılıyor, sonra dönüp dolaşıp Eric Snow takasıyla birlikte Cleveland'dan takıma tekrar dahil oluyor... Billy King kendisine 15 milyon dolarlık bir kontrat veriyor ve sonunda takımın ilk beşine yerleşiyor. Sezon başlamadan önce, geçmişi de düşündüğümde -Ollie'nin nereden geldiği, nasıl oynadığı gibi etkenler-, ilk beşte yer alacak olmasından büyük endişe duyuyordum. Neyse ki bu endişem biraz olsun azalmış durumda. Çünkü Maurice Cheeks biraz olsun durumdan haberdar, sanırım.
Cheeks ağırlığını koydu
Cheeks'in sezon başından itibaren yaptığı değişikleri aktarayım isterseniz. Kevin Ollie bundan iki maç öncesine kadar takımın ilk beş oyun kurucusu olarak çıktı çıkmasına ama maç başına 21 dakika alıyor sadece - Iverson'ın iki maç kaçırdığını varsayarsak, öncesinde bu ortalama daha azdı. Ayrıca Willie Green'in de göstermiş olduğu çıkış, sürelerini daha aşağıya çekebilir.
Chris Webber, ki kendisi hakkında neler hissettiğimi az-çok biliyorsunuz, arada altı maç oynamadıktan sonra, iki maçtır yine ilk beşte başlıyor, ama onun da maç başına aldığı süre sadece 29,3 dakika (altı maç olayını da anlatacağım). Süresinin bu kadar az olmasından daha da önemlisi, Cheeks Webber'ı sezon içerisindeki dört maçın son çeyreklerinde kenarda oturttu. Bu dört maçtan sonuncusu olan Phoenix karşılaşmasında bu olayın yaşanması ise daha önemliydi. Zira şöyle bir durum var: Phoenix maçına gelene kadar, yedi maçın üçünde son çeyreklerde kenarda oturmuş olan Webber'ın bu duruma ses çıkarmamasına hem seviniyor hem de şaşırıyordum. Ancak Phoenix maçından önce gitmiş Billy King ile konuşmuş, takımdaki rolünden memnun olmadığından bahsetmiş. Yani, olay sonunda patlak vermiş.
Peki Phoenix maçı neden önemli benim için? Çünkü Webber bu açıklamaları yaptıktan sonra, Cheeks pısırıklık yapmayıp Webber'ı son çeyrekte yine kenarda oturttu, bir nevi ağırlığını koydu. Takas dedikoduları çıktı hemen tabii ki, hatta Golden State adını okuduk sağdan soldan. Ancak Don Nelson'ın böyle bir şeyin olmayacağını söylemesiyle, zaten çok az olan umudumuzu da yitirmiş olduk. Ama böyle bir olayın patlak vermesine sevindim açıkçası. Bu olaylar sırasında da altı maça çıkmadı, sakatmış! İki maçtır yine oynamaya başladı hazret. Allah kurtarsın.
Bank katkısı
Bir diğer olay, Kyle Korver'ın banktan gelmesi. Geçen sezon yine sıkça vurguladığım gibi, Korver'a verilecek en güzel görev, kenardan gelerek takıma skor katkısı sağlamak olmalıydı. Çok şükür bu sezon Korver bu görevi benimsemiş durumda, halinden de şikayetçi değil. Zaten sezona süper bir giriş yapmamızın en temel nedenlerinden biri, banktan aldığımız skor katkısıydı. Bu skor katkısının başını da Korver çekiyordu. Bileği burkulduğu için iki maçta oynamadı ama day-to-day.
Willie Green'e değinmek istiyorum biraz da. Aslında Kevin Ollie yerine ilk beşe yerleştirilebileceğini düşünüyordum. Konu Ollie olunca, Green yerine Rodney Carney de biraz olsun tecrübe kazandığında ilk beşe monte edilebilir aslında. Her neyse, Green'in geçen sezon hemen hemen hiç oynamadığını varsayarsak, bu sezon başında aldığı kontrat eleştirilmedi değil. Bir de işin içinde Billy King olunca, kontratı havada kapmıştır, diye konuşuldu tabiatıyla. Ancak ben bunun, King'in şu ana kadar dağıttığı kontratlar içinde en mantıklısı olduğuna inanıyorum. Özellikle geçen sezona nazaran, bu sezon takımdaki en büyük fark olan, banktan alınan skor katkısının en önemli isimlerinden biri durumunda. Iverson'ın oynamadığı iki maçta da, Detroit ve Milwaukee karşısına ilk beşte çıkarak sorumluluk aldı, 24 sayı ortalaması tutturdu. En başından beri takıma büyük yararlar sağlayacağını düşündüğüm Green'e kontrat verilmesini isteyenlerden biriydim, sağolsun, yüzümü kara çıkarmadı henüz.
Shavlik Randolph da takımdaki favori oyuncularım arasındadır, biliyorsunuz artık. Draft edildiğinden itibaren sürelerinin artması gerektiğini, daha fazla şans verilmesini söyleyip duruyordum. Webber'ın sakatlığı(!) sayesinde süre bulmaya başladı, Steven Hunter'ı da revire gönderdiğimizde, ilk beşe yerleşti. Altı maça ilk beşte başlıyor ve mücadeleci oyun yapısıyla takıma beklenenden daha fazla katkıda bulundu. Sonra maalesef antrenmanda ayak bileğini dağıttı, geçen perşembe ameliyat oldu, dönüşü için de en erken şubat ortası veriliyor. Takımın şu halinde tam da fırsat bulup yeşermeye başlamışken, çok yazık oldu.
Sezon başlamadan önce pek fazla umudum olmayan Alan Henderson da güzel bir kapak oldu bana. Hunter ve Webber'ın yokluğunda banktan gelerek pota altında iyi işlere imza attı.
Bu arada, takımda ikinci sezonunu geçiren yeni bitme Louis Williams ile bu sezon draft edilen çaylak Bobby Jones, NBDL takımlarından Fort Worth Flyers'a gönderildi. Williams için geç bile kalındığını söyleyebilirim.
Samuel Dalembert için sezon öncesinde güzel hayallerim vardı. Pota altında harikalar yaratacaktı biraderim, geçen sezon yaşadığı sorunlardan kurtulmuş olarak... Olmuyor, yine olmuyor. Bu oyun düzenine ayak uyduramıyor belki de. Cheeks ile yine sorunlar yaşamaya başlamış, birbirlerini anlamıyorlar. Maç içindeki hal ve hareketlerini bilemiyorum, sezonun ilk iki haftası dışında canlı olarak izleyemedim takımı. Şu ortalığı kasıp kavuran TVU denen internet televizyonu da bende çalışmadığından, NBA TV'nin insafına kalmış durumdayım.
Ne olacak halimiz?
Gidişat çok iyi değil, eldeki malzeme de bu kadar aslında. Atlantik'te olmanın da avantajıyla, şu haldeyken bile playoff yapabilme ihtimaline sahibiz. Peki bu takım nasıl düzelecek?
Şu anda elimiz kolumuz bağlı durumda. Zaten senelerdir öyle değil mi? Bu payroll ve kontratlarla, hareket edemez hale geldik. Tüm sorumluluk halen Iverson'ın üzerinde, Webber'ınsa aklı belli ki başka yerde! All-Star arasında bir takas yapabilirsek (kastettiğim kişi Webber tabii ki, Iverson da olabilir ama, ona itirazım yok) yeniden bir oluşum içine girebiliriz. Çünkü bu yolun sonunda kesinlikle ışık yok. Senelerdir kağıt üzerinde yeniden yapılanıyoruz; Dalembert, Iguodala, Korver, Green gibi gençler katılıyor takıma. Ancak en temel iki sorun, yani Iverson ve Webber hâlâ takımdayken, yeniden yapılanamayız.
Bu sezon arasında takas olmadığını varsayarsak, 2007-8 sezonu sonunda Webber'ın kontratından kurtuluyoruz ve büyük olasılıkla -salakça bir hamle yapmazsak- cap'te büyük bir rahatlama oluşacak. Mashburn, MacCulloch, Buckner ve McKie'nin toplam 27 milyon dolar civarındaki kontratlarından da bu sezon sonunda kurtulacağımız düşünürsek, bir iki sezon içinde akıllı hamlelerle iyi bir gelecek yakalanabilir. Şu anda bütün temennim bu yönde, yoksa aynı tas aynı hamam devam ediyoruz.
Dikkat ederseniz Iverson ve Iguodala'dan pek bahsetmedim, babalar gibi oynuyorlar çünkü. Şimdilik bu kadar, kalın sağlıcakla…
Iverson ve diğerleri...
Gürkan MENTEŞ
13 TEMMUZ 2006
Patron tepeye uyarıyı koyunca, yazmak farz oldu tabii. Aslında yazmak için vaktim vardı ama yazacak önemli konu yoktu. Ya da şöyle söyleyeyim; Iverson'ın durumunun netlik kazanmasını bekledim... Ama boşuna beklemişim, şu zamana kadar duyduklarım sadece dedikodudan ibaret.
Şimdi, önce draftten seçtiklerimizle yazıya başlayalım, sonra Iverson mevzuuna geçeriz.
Draft zamazingosu
Isiah Thomas ve Kevin McHale'i bir kenara bırakırsak, ligin en kötü GM'i için başa oynayacak kadar beni çıldırtan saygıdeğer Billy King, draft gecesinden sonra ilginç bir açıklama yaptı ve esas hedefimizin Villanova'nın yıldız gardı Randy Foye olduğunu söyledi. Foye yedinci sıradan Boston tarafından seçildikten sonra Portland'a takas edildi, oradan da Minnesota'nın yolunu tuttu. Biz ise 13. sıradaki hakkımız ile İsviçreli Thabo Sefolosha'yı seçtik.
O anda ekran başında drafti izlerken, bu elemanı seçtiğimizi görünce afalladım doğrusu. "Nedir yani, bize ne verebilir?" diye araştırmaya başlayacakken, Chicago'nun 16. sıradaki hakkı ile bizim 13. sıradaki hakkımızı takas ettiğimiz haberi geldi. (Sıra bize geldiğinde anons için sahneye çıkan David Stern, seçtiğimiz oyuncuyu açıklamak yerine, “Bir takasımız var” diye başladı konuşmaya. Allah belanı vermesin, yüreğim ağzıma geldi! Meğerse Chicago ile yapılan bu takasmış bahsettiği, ben Iverson zannetmiştim, ehe ehe.) Bu haber bile beni daha fazla tedirgin etti. Neden bu hakkımızı takas ettiğimizi anlamadım doğrusu.
Esas meseleye gelirek; 16. sırada, Memphis Üniversitesi'nden atletik gard Rodney Carney'i seçtik. Yine draft sonrasında, Memphis Üniversitesi takımı yöneticisi John Calipari, yönetimimizden bazı kişilerin senelerdir Memphis antrenmanlarını izlediklerini söyledi. Saygıdeğer King de, Carney'i çok beğendiklerini ve daha önce izleyip seçme kararı aldıklarını belirtti. Nasıl yani? Eleman 14. veya 15. sırada seçilseydi ne yapacaktınız? Bütün amaç, Chicago'dan gelecek sezon için bir ikinci tur seçim hakkı mı almaktı? Önünüzdeki takımlardan garanti mi aldınız?
Bu soruların cevabı bilinmiyor tabii ki. Ha, Chicago'dan aldığımız ikinci tur hakkının yanına biraz para koyup, Minnesota'nın 37. sırada seçtiği Bobby Jones'u kadroya kattık. Paramız bol olacak ki, bununla da kalmadık, 57. sırada Toronto'nun seçtiği Bosnalı forvet Edin Bavcic'in de haklarını satın aldık. Bu elemanlar kimdir, ne iş yaparlar?
Carney'den başlayalım öncelikle. 1.98 boyunda ve 97 kilo ağırlığındaki Carney, Memphis Üniversitesi'nde çok başarılı bir kariyeri geride bıraktı. Carney'i anlatmaya başlarken, Iguodala'yı düşünmenizi tavsiye ederim. Oyun stilleri birbirine oldukça benzemekte, Carney'nin birkaç artısı var, oraya geliyorum… Carney de Iguodala gibi savunmada oldukça gayretli bir oyuncu. Uzun kollara sahip ve çok atletik. Swingman olarak adlandırabileceğimiz, hem forvet hem de gard mevkilerinde oynayabilen bir oyuncu Carney. Son sezonunda 17.2 sayı ortalaması yakaladı. Iguodala'ya göre belki de birkaç artısından en önemlisi, şut tehdidi yaratacak potansiyele sahip olması. Carney, Memphis Üniversitesi'nde, 102 ile normal sezonda, 287 ile de kariyer bazında, en fazla üç sayılık atış isabeti bulan oyuncular arasında tüm zamanlarda zirvede bulunuyor.
Tabii ki şu koşullar altında Carney'nin Iguodala'dan daha iyi bir oyuncu olduğunu söylemiyorum. Zira elemanı henüz izlemedim. Ama gözümde canlandırıyorum da; bir hızlı hücumda, ortadan topu getiren Iverson'ın sağında Iguodala, solund Carney… İkisi de atletik, ikisi de hızlı… Tabii topu getiren kişinin Iverson olup olmayacağını bilemiyorum.
Bobby Jones'dan biraz bahsetmek gerekirse; 2.01 boyunda ve 86 kilo ağırlığında bir gard kendisi. Yine savunma meziyetleri daha fazla göze batıyor. Açıkçası bu draftteki seçimlerimizden memnunum. Takımın zayıf noktası olan savunmaya takviyeler yapılmaya çalışıldı. Jones'a da, sağda solda okuduklarıma göre, NBA comparison olarak Bruce Bowen gösterilmiş. Bekleyip göreceğiz, hele bir sezon başlasın da. Öte yandan, bu körpenin, 76ers tarihine geçmiş büyük forvet Bobby Jones'un adaşı olduğunu da atlamayalım. Yani bu camiada ismiyle dahi sorumluluk altında bu çaylak, umarım bunun bilincinde iyi bir hazırlık devresi geçirir, formayı kapar ve derhal ucundan kıyısından Philadelphia'ya katkı sağlamaya başlar... Böylece de, top sektirdiği salonun tavanında asılı olan emekliye ayrılmış (yani bir daha herhangi bir Sixers oyuncusunun giyemeyeceği) 24 numaralı formaya ve onun Sezonun En İyi Altıncı Adamı olarak Philadelphia'nın 1983'teki NBA Şampiyonluğu'nda büyük rol oynamış sahibi Bobby Jones'a layık olmaya çabucak başlar.
Genç Jones'un hazırlık kampı ve hazırlık sezonu performanslarını da bir görelim, sonraki yazıda tekrar ele alırız, bu esnada 76ers efsanesi Jones'u da bir paragrafla anarız belki. Edin Bavcic'in seçilmesine şaşırmadım desem yalan olur. 22 yaşındaki Bosnalı oyuncu, hem forvet hem de pivot pozisyonlarında oynayabiliyor. 2.10 boyunda ve 111 kilo ağırlığında. Orta mesafe şutunun olduğu söyleniyor. Ancak Carney ve Jones'un aksine, kendisiyle henüz kontrat imzalamadık, elemanı yaz liginde deniyoruz şimdilik.
Draft konusunu kapatırken, Iverson mevzuuna şöyle geçmek istiyorum: Yazının başında King'in sözlerini aktarmaya çalıştım, esas hedefin Foye olduğunu söylemişti. Draftten günler sonra çıkan haberlerden birinde, Boston ile konuştuğumuz bir takasın kıyısından döndüğümüz öğrenildi. Neydi bu takas? Foye'un de içinde bulunduğu bir paket karşılığında, Iverson yeşil formanın içine girecekti…
Gidecek mi, kalacak mı?
Senelerdir off-season'da bu geyikleri yaşıyoruz. Iverson'ın takas edileceğine dair dedikodular tavan yapıyor resmen. Bu kez de her kafadan bir ses çıkıyor, hem de kendisi takımda kalmak istemesine rağmen.
Önce Minnesota'yla dedikodusu çıktı; Ricky Davis'in de içinde bulunduğu bir paket karşılığında Iverson takası gerçekleşecekti. Sonra Atlanta çıktı ortaya; Josh biraderlerden biri ile yapılacak, belki Al Harrington ya da Marvin Williams'ın da içinde olacakları bir takasın dedikodusuydu bu.
Ardından "Golden State" sesleri yükselmeye başladı. Ortada Troy Hurphy haricinde telaffuz edilen belli isimler yoktu, ama bu da bir dedikoduydu zaten. Son olarak da, şu bahsettiğimiz Boston takası konuşuldu. Hatta Foye dışında, durum üçlü bir takasa da dönüşebilirdi.
Önce Utah girdi devreye, Carlos Boozer'ı bize göndereceklerdi. Wally Szczerbiak Utah'a ve tabii ki de Iverson Boston'a gidecekti. Sonra Utah devreden çıktı, Cleveland girdi. İki takas senaryosundaki tek farkın Boozer yerine Drew Gooden olduğu yansıtıldı basına.
Henüz hiçbiri gerçekleşmedi. Şimdi ise son bir takas haberi var. Söylenenlere göre; Denver Iverson'a karşılık bize Andre Miller ve Marcus Camby'i vermeye hazırmış.
Iverson'ın gitmesini savunduğumu biliyorsunuz, daha önce bahsetmiştim, o yüzden tekrar sizleri sıkmak istemiyorum. Ama bir yandan da, her takas dedikodusunu duyduğumda biraz hüzünleniyorum. (Gecenin yarısında derin bir uykuya dalmışken, arayan Alim Karasu'dan, kendisinin ESPN'den okurmuş gibi yaptığı Iverson Takası'nı duyunca, telefonda bir müddet sessizce kaldım. Ardından kapatıp apar topar bilgisayarın başına geçtim. ESPN'i açtığımda kapıldığım keklendiğime dair his daha çok koymuştu tabii ki.)
Keşke her şey güzel olsaydı, keşke kendisini göndermek için yırtınıp durmasaydık… Ama eğer Iverson gönderilecekse, şu mevcut senaryolar içerisinde kafama en yatkın olanı, Denver'la konuşulan, doğrusu. Bir kere, takıma gerçek bir oyuncu kurucu kazandıracağız. Andre Miller'ın savunmaya katkısı da fazla olacaktır kuşkusuz. Diğer yandan Cheeks'in Dalembert (Dalambert değil! Anlayan anladı…) ile sorunları olduğu açık. Oraya bir Marcus Camby yerleştirilebilir mi? Tabii böyle olunca, geçen yaz Dalembert'e vermiş olduğumuz kontratın bir taraflarımıza girebileceğini düşünebilirsiniz... Söyleyeyim; çoktan girdi bile. Olası bir takasta, Webber'ı bir kenara bırakırsak, Miller, Iggy, Carney (muhtemel takma isimlerinden biri "Carnivale" [Karnaval] bu arada) ve Camby'nin yer aldığı bir ilk beş ile oldukça iyi bir savunma takımı yaratabiliriz. Peki ya diğerleri?
Iverson dışında, bu yaz sınırlı serbest olan oyuncularımızdan Willie Green ve Shavlik Randolph'u büyük ihtimalle tutacağız. Green, geçen yaz geçirdiği ağır sakatlık sonrası sezon sonuna doğru döndüğünde, iyi sinyaller vermişti. Randolph ise takımda kalmasını istediğim oyuncuların başında bulunuyor. Sahaya yüreğini koyması yeter benim için.
Bir başka sınırlı serbet oyuncumuz olan John Salmons'a ise talipler var. Phoenix Suns, Steve Nash'in arkasına sağlam bir yedek arıyor. Mike James'in Minnesota'ya gitmesi ile oyun kurucu bölgesinde T.J. Ford'a bakan Toronto da ona talipler arasında. Umarım Salmons'ı kaybedersek bu sign&trade yolu ile olur da, karşılığında takıma yarar sağlayacak birşey kazanabiliriz.
Yazıyı bitirirken, bu yaz ilgilendiğimiz oyuncuları yazayım bari.
Ben Wallace'ın menajeri ile temasa geçmiştik, Detroit de sign& trade yolu ile kendisini bize yollamaya razıydı, ama Big Ben Chicago'nun yolunu tuttu ve kimse birşey kazanamadı.
Washington'ın sınırlı serbest oyuncusu Jared Jeffries ile ilgileniyoruz. "Fakir adamın Odom'u" Jeffries takıma yararlı olabilir kanımca. Savunmadaki ekstra gayretinin yanında, hücumda rakibe eşleşme sıkıntısı da yaratabilir.
Bir başka ilgilendiğimiz oyuncu ise Chicago tarafından 2002 NBA Drafti'nde ikinci sıradan seçilen ve gelecek vadeden Duke mezunu Jay Williams... Geçirdiği büyük motosiklet kazası nedeniyle basketboldan uzun bir süre uzak kalan Williams'ı work out'a çıkardık. Allah iyiliğinizi versin… Şimdilik bu kadar, haydi eyvallah.
|