Gökhan ÖZSOY - Oyak Renault
NBA TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ

O DEDİ, BU KODU!
tıkla!

KNICKS TARİHİNDEN
Son 10 yıldaki yanlış takaslar
tıkla!

ENCORE
Haftanın lafı, gafı ve safı...

TRANSITION
NBA'dan kısa kısa...

NBA WALLPAPERS

TÖRKİŞBASKETBOL

YUROBASKET


COURTSIDE
Bizi seyredenler, alkışlayanlar, yuh çekenler vs.

Fransız kalan Fransızlar!

(3 Ekim 2002, Perşembe)

Yeni sezonun başlamasına az bir süre kala herkese selamlar.

Herkesin aklında binbir sorunun ve problemin olduğu bir off-seasonu da geçirip lige yeniden kavuşuyoruz. Gerçi bu sitede herkes NBA hayranı olduğundan, çoğu "amaan, başlıyor da n'oluyor? Kim var seyredecek, hangi takımda şöyle bizi heyecanlandıracak bir Garnett, bir Duncan, bir T-Mac var?" diyecek. İşin orası öyle de, sonuçta ben oyuncuya oyuncu demem, kendi gözlerimle bizzat izlemedikçe!

Şimdi elin abedelisi başka bir kıtada maç yapacak, ben de ertesi gün istatistiklere bakıp "Anaaaa! TD 20 sayı, 20 ribaund yapmıs" ya da "Off! Kidd yine triple-double koymuş" falan deyip gönül eyleyeceğim. Yok öyle yağma! Ben öyle şeylere gelemem. Ben, ikisi TRT'den, biri de kendi gözlerimle her hafta üç tane maç izlemek isterim... Şöyle maçtan önce bileti alıp sonra oyuncular ısınırken, yanımda "Yav şu uzun arap da kimmiş?" diyenlere hemen atlayıp "İşte o bilmemne. Geçen sene şu takımda oynuyodu" falan demek isterim... Ya da maç sırasında iyi oynayan genç bir oyuncu olup da millet şaşırınca, onları uyarıp "bu daha 83'lü, birkaç sene sonra görün bakın neler yapacak" demek isterim. Bunlar olmazsa n'apayım ben basketbolu? Yeter ki egom tatmin olsun!

Neyse, kendi psikolojik sorunlarımı bırakayım da sadede geleyim. Fikstür dün çekildi. Açıkçası fikstürde beni esas ilgilendiren konu, Oyak Renault'nun maç programıydı. Haa şimdi yalan olmasın, bir de Ülker'inkine baktım.

Renault bu sene genç oyuncularla yola devam etme kararı aldı. Geçen sene başarılı olmuş, Avrupa Kupası'na katılma hakkı kazanmış, yarı final oynamış takım, önce Avrupa'ya gitmeyeceğini açıkladı, sonra da mevzubahis kararı aldı. Bu kararın alınmasındaki en büyük etken, Renault fabrikasının Fransız patronlarının basketbola Fransız kalmalarıydı. Patronlar otomobil sporlarına ve -size komik gelecek ama gerçek- 3. Lig'deki OYAK Renault futbol takımına yatırım yapma kararı aldı.

Şimdi, eyvallah, otomobil sporlarını anlarım, sonuçta Renault bir otomobil fabrikası da... Şu futbol muhabbeti nedir ya?! Takım 3. Lig'de, sen yatırım yapsan ne olur, yapmasan ne olur? Hazır elinde ligde yarı final oynamış basket takımın var, yap yatırımı, al meyvesini... Ama yok, sanki gerçek hayatı yaşamıyoruz da, ChampMan oynuyoruz... Patron hava atıyordur şimdi, "bakın 3. Lig'den takım aldım, 1. Lig'e çıkarıcam" diye!

Fikstürü de yazsam artık...

Renault'nun fikstrüne şöyle bir bakarsak... Bence Renault çok iyi bir fikstür çekmiş. İlk altı haftaya bakarsak, yani milli takım arasına kadar olan maçlara, Fenerbahçe, TED (D), Beşiktaş, Daçka (D), Göztepe, Galatasaray (D).

Şimdi, Daçka'yı saymassak, üç büyükler(!), daha lige girecekleri yeni belli olmuş, yabancılarını bile almamış takımlar. Göztepe de lige bu yıl çıktı, o da yeni bir takım. Arada bir tek Daçka deplasmanı var, eh, o kadar kusur kadı kızında da olurmuş.

Renault, Efes Pilsen'le 7. hafta, Ülker'le de 11. hafta oynayacak, ikisi de kendi evinde. Bu maçları sabırsızlıkla bekliyorum ama benim esas bekledigim maç, ligin taa 24. haftasında oynanacak olan Renault-Telekom maç! Mâlum, geçen seneki Telekom maçları süper eğlenceli geçmişti, kesin bu sene de öyle olur.

Sonuca gelirsek, bu sene kadrosunda genç ama yetenekli oyuncular barındıran Renault, bu ligde orta sıraların üstünü hedefleyecektir. Umarım daha yukarısı da olur.

Bir de, birşey daha ögrendim; bu sene 18-19 Ocak tarihlerinde All-Star Haftasonu düzenlenecekmiş... Valla açıkçası ben bu habere çok sevindim. Geçmişte Reebok sponsorluğunda yapılmış All-Starlardan sonra yeniden bir All-Star Haftasonu'nun yapılacak olması çok güzel. Umarım maçı yine Abdi İpekçi'ye koymazlar!

gilamaniac@hotmail.com

DEFENCE! DEFENCE!

(11 Mayıs 2002, Cumartesi)

Bu Türk Telekom-Renault maçlarını çok seviyorum, acayip eğlenceli oluyor. Ama bu maçları bu kadar eğlenceli ve zevkli kılan esas kişi, Türk Telekom'dan Murat "Marjinal" Evliyaoğlu tabii. Olmayan saçları, olan sakalı ve kollarındaki dövmelerle, bakıldığı zaman, maç içinde değişik şeyler bekleyebileceğimiz bir tipi var Evliyaoğlu'nun. Normal sezonda Bursa'da oynanan maçta salondaki bir grup kızın "Muraat! Muraat!" diye sürekli bağırması yüzünden konsantrasyon sorunu yaşayan ve çok kötü oynayıp karizmayı zedeleyen Murat, playoff 2. maçında da Bursalı seyircileri çok eğlendirdi. Renault'nun ilk çeyrekte coşması (21-6) sonrasında sinirlenen Murat tam skorer oyunu ile farkı kapatmaya başlamıştı ki, yaptığı bir smacın ardından, tahminen "Yahu bu nasıl iş, etrafta kızlar varken ben kötü oynuyorum, şimdi de kızlar yok ama ben coştum. Nerde kızlar?!" diye düşünerek tribüne el-kol hareketi yapınca, seyirci de birden coştu. Murat eline her topu aldığında ıslıklandı, Renault da bu tezahüratlarla tekrar iyi oynamaya başladı ve maçı rahat aldı. Murat Evliyaoğlu'nun "marjinal olacağım" diye seyirciye yaptığı hareketler takımının aleyhine oldu ve Telekom da bu önemli maçı kaybetti.

Böylece Renault, seriye 1-0 geriden başlamasına rağmen 2'si deplasmanda olmak üzere ardarda 3 maç kazanınca, NBA playofflarında bile pek rastlanmayan bir sürprizi gerçekleştirmiş oldu. Bu seride bilinen iki gerçek vardı; bunlar, Renault'nun kendinden güçlü hiçbir kadroyu yenememesi ve Telekom'un da rakip kim olursa olsun yenebileceği veya yenilebileceğiydi. Bunlardan Telekom gerçeği ağır bastı ve Oyak 3 maç arka arkaya alarak Efes'in rakibi oldu.

Seride en belirgin olan şeyler, Renault'nun inanılmaz kazanma isteği, savunması ve Telekom'un ruhsuzluğu idi. Telekom, sene içinde 2 kere yendiği rakibi hakkında "playoffta da 2 kere yenerim nasıl olsa" diye düşününce, bence herşey baştan bitmişti.

Seride Renault'da kötü oynayan kimse yoktu ama Blackwell ve Barış gerçekten hem savunma, hem de hücumdaki iyi oyunlarıyla, Telekom'un Radosevic, Murat, Cüneyt gibi skorerlerini durdurdular. Özellikle Barış, Radosevic'e herhalde hayatının en kötü haftasını yaşattı. Pota altında Thompson istatiksel olarak her zamanki gibi ama kazanma hırsı olarak normal sezondan bir gömlek daha üstündü. Rasim her zamanki gibi görevini iyi yaptı. Males zaman zaman etkili oldu. Kısaca takım olarak iyi bir Renault seyrettik. Telekom'da ise göze batan derecede başarılı bir oyuncu yoktu, genelde normal performanslarının altında kaldılar hepsi de, Mutavdzic hariç, o normal sezonda da böyle kötü oynuyordu zaten.

Sonuç olarak Renault bizi sevindirdi. Hem bir üst tura geçtikleri, hem de Efes'le Bursa'da 1 maç (en azından) daha yapacakları için... Murat gitti, şimdi Kerem geliyor. Bakalım Kerem de Murat'ın akibetine uğrayacak mı? (Yahu ben de bu kızlara çok taktım!) Bekleyip göreceğiz.

Haydi kızlar salona, Kerem geliyor Kerem!

Yazımı bir Efes taraftarının sözü ile bitireceğim:

"Kereeeem, Kereeeem, seni ve CosmoGirl'ü çok seviyoruz!"

gilamaniac@hotmail.com

BURSA'DA NBA ŞOV!

(17 Nisan 2002, Çarşamba)

Körün istediği bir göz, Allah vermiş iki göz! Daha bir sene evvel "Şu Reno da birinci lige çıksın ki şöyle iyi maçlar izleyelim" derken, bu hafta Bursa'da iki tane birinci lig maçı vardı.

Shaquille O'Matthews ve Şemsettin Bryant!

Bunlardan Cumartesi olanı, Galatasaray-TED Kolej maçı idi. Maç, NBA yıldızlarının şovu gibiydi. Cim Bom'un Amerikalısı Matthews, sahada Shaq'tan farksızdı. Karşısındakiler de bunun bilincindeymiş gibi "Hack-the-Shaq" usulü sürekli faul yaptılar. Herhalde Matthews da bunun bilinceydi ki, o da "madem ki Shaq gibi etkili oynuyorum, bir işi yapıyorsam tam yapayım" dedi ve serbest atışların çoğunu kaçırdı. Delikanlı çocukmuş hani! Bu arada bunu gören Şemsettin Baş dedi ki, "Ya kardeşim bu Matthews Shaq'sa, ben de o zaman Kobe olurum... Gerçi onun kadar zıplayıp akrobatik hareketler yapamıyorum ama olsun, sanki Matthews de 2.16 boyunda ve 130 kilo mu?!" Hal böyle olunca bunlar başladılar atmaya sayıları, almaya ribaundları falan. Eee, diğerlerinin başı kel mi? "Biz de Voltran'ın, pardon Lakers'ın bacaklarını oluştururuz, tam olur" dediler ve onlar da kendilerini kasmayarak birer Horry, Hunter, Medvedenko, Fox oldular, zaten skora katkı yapmayarak bunu kanıtladılar da...

Şimdi sanmayın NBA yıldızları sadece GS'de idi... Bir o kadar da TED de vardı... Mesela pivot Robinson, aynen Sabonis Amca gibi oynadı. O topu tek elle tutup sağa sola paslar falan acayipti! Bir de ligimizin sayı kralı Bekir Yarangüme kardeş vardı ki, tıpkı bir Jordan(!) ama o pek iyi gününde değildi. E tabii canım, NBA yıldızları bile gününde olmayabilir.

Maçı, son dakikalarda serbest atışları değerlendiren Galatasaray 88-83 kazandı da, salonda bulunan ve İstanbulspor maçını radyodan dinleyen o kadar Cim Bom'luya ayıp olmadı.

Reno-İTÜ maçında sürpriz kadrolar

Pazar günü ise asıl maç (en azından benim için), yani OYAK-İTÜ maçı vardı. Maçta hayatımda pek başıma gelmeyen bişey gördüm... Genelde güçlü takımlar zayıf rakiplerin karşısında yedekleri ile çıkar, bu sefer tam tersi oldu. İTÜ takımı maça yedeklerle çıktı! Orhun ve Levent hep yedek oturdular ve hiç oynamadılar. Sakatlık olmasın diye herhalde. Buna karşın OYAK var gücü ile oynadı ve sadece son iki dakikada fark 15 sayı olduktan sonra Enes ile Barış Görmez'i oyuna aldı.

Maç öyle pek heyecanlı değildi. Reno baştan sona üstün götürdü maçı. Reno için yegâne kazanç, Barış Özcan'ın attığı 23 sayı ve Rasim'in çok iyi oynayıp 13 sayı kaydetmesi, bir yandan da takımı ateşlemesi idi. Ama ne olursa olsun, playoff larda Kevin Thompson'ın kendine gelmesi ve ağırlığını koyarak etkili oynaması gerekir. Yoksa Reno'nun Telekom'la işi çok zor, özellikle 1-0 geriden başladığını ve ev sahibi avantajının da rakipte olduğunu düşününce.

Artık herşey playoffda belli olacak. Ama en azından Avrupa garanti oldu, gelecek sezon Avrupa maçlarını da seyredeceğiz. İnşallah Reno, Telekom'u da geçer de, tahminimce Efes ile iyi bir seri oynar.

gilamaniac@hotmail.com

BURSALI KIZLARIN LANETİ!

(4 Nisan 2002, Perşembe)
Oyak Renault geçen Cumartesi evinde çok önemli bir maçı kaybetti. Böylece hem Telekom'un arkasına düştü sıralamada, hem de olası bir playoff eşleşmesinde seriye 1-0 geride başlayacak.

Renault maça her zamanki beşi ile başladı. İlk beşte başarılı Rasim'in niye oynamadığını kimse çözemiyor. Rasim bence bu sene çok başarılı olmuş, kendisinden fizik olarak güçlü forvetlerle bile çok iyi savaşmış bir oyuncu. Güray ise artık son zamanlarını oynuyor. Herhalde onun hedefi de geçen sene basketbolu bırakıp yönetici olan Hicri Güneri gibi olmak. Valla menajer falan olur mu bilmem ama basketbolu bırakacağı kesin. Maçın başında Jurkovic karşısında ezildiği gibi, hücumda da çoğu boş atışı sayıya çeviremeyince, fark açıldı

Gerçi Telekom maçında Thompson dışında iyi oynayan kimse yoktu. O da sürekli bacak arasına atılan topları toplayıp sayı atmaya çalıştı. Blackwell ve Bora nın bu paslardaki amacı neydi, bilen yok zaten. Cumartesi salonda dağıtılan bayrak ve şapkalarla maçta coşmak isteyen Bursalılar, sadece Telekom'un yüzdeli (utanmasa Mutavdzic de atacaktı ama o yakından bile atamıyor!) üçlükleri ve Renault'nun top kayıplarını izlediler.

Maçta beni tek teselli eden ise bütün kızların "Muraaat, Muraaat" diye bağırmalarına rağmen süper kepaze oynayan (bakmayın öyle özet görüntülerde attığı smaca, çembere değmeyen şutları ve yakalayamadığı toplar dehşetti!) Murat Evliyaoğlu'ydu. Bir önceki maçta da yaşları ortalama 14-15 olan kızlar "Kereeem, Kereeem" diye bağırmışlar ve Kerem süper kötü oynayıp kenarda oturmuş, maçı seyretmişti. Bursalı kızların laneti olsa gerek bu!

Bir diğer önemli nokta da, maçın hakemlerinden birinin Bursa, diğerinin Ankara bölgesinden olmasıydı. Maç 3 hakemli olsa herhalde o da Sloven olacaktı. Fatih Söylemezoğlu resmen şov yaptı, Oyak aleyhine çaldığı fauller müthişti. İddia ediyorum, eğer Renault bu maça çıkmasa idi, gene de 1-2 oyuncu 5 faul alırdı! Maç bittiğinde 6 oyuncu 4 ve üzeri faullü idi.

Kısaca, maçtan aklımızda kalan 3 şey vardı: Telekomun üçlükleri, Renault'nun bayrakları ve hakemlerin kepazeliği! Şimdi Renault'nun önünde 3 önemli maç var ve biri Bursa'da Daçka ile... Bunları kazanıp Avrupa ya gitmeli Oyak. Bursa bunu hakediyor!

gilamaniac@hotmail.com