NBA
TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ
NBA
WALLPAPERS
COURTSIDE
Bizi seyredenler, alkışlayanlar, yuh çekenler
vs.
|
Gitmek
mi zor, kalmak mı?
batug.com's
NBA 
KAAN
KURAL
2
MAYIS 2004, PAZAR |
Bu yaz, NBA'deki iki temsilcimiz Mehmet Okur
ve Hidayet Türkoğlu için son derece önemli. Bu yaz yapacakları
tercihler, gelecekteki NBA kariyerleri açısından belirleyici rol
oynayacak. İki oyuncumuzun da kontratı bu yaz sona eriyor ve sınırlı
olarak serbest kalıyorlar. Yani 1 Temmuz 2004 tarihinde mevcut
kontratları sona erdikten sonra istedikleri takımla görüşme ve
14 Temmuz'dan sonra da anlaşma imkanına sahipler ama şu an oynamakta
oldukları takımları eğer isterse, herhangi bir diğer kulüple yapmış
oldukları sözleşmeyi aynı şartlarla teklif etmek suretiyle öncelik
haklarını kullanarak bu oyuncuları ellerinde tutabilecekler.
Önce şu "sınırlı serbest" (restricted free
agency) konusuna bir açıklık getirelim. Draft edildikten sonra
çaylak kontratı sona ermiş oyuncuların herhangi bir kulüple görüşüp
üzerinde anlaştığı bir sözleşmeyi, oyuncunun serbest kalmış olduğu
kulübün, 15 günlük süre içinde aynen karşılamak suretiyle üzerine
alarak bu oyuncuyu takımda tutabilmesine imkan veren bu kural,
1999 yılında imzalanan NBA'in yeni toplu sözleşmesinde (CBA:
Collective Bargaining Agreement) işverenin (takımlar),
işçilere (oyuncular) attığı en önemli gol oldu. O zamanlar
farkında değildik ama bu "sınırlı" kavramının
etkileri şimdilerde çok daha net görülüyor. Son dönemde sınırlı
serbest oyuncuların durumu, takımlara önemli bir serbesti kazandırdı.
Artık pek çok takım sınırlı olarak serbest kalan oyuncusunu, ona
hakettiğini düşündüğü bir kontrat sunmak yerine, piyasada değerini
araştırması için serbest bırakıyor. Bunun iki avantajı var: Öncelikle
oyuncunun serbest kalma aşamasında bu serbestiyi "sınırlı"
hale getirmek amacıyla ona, "qualifying offer"
denilen, mevcut toplu sözleşmede yer alan ve çaylak kontratlarının
değerinden hareketle belirlenmiş bir skalaya göre miktarı belli
olan (ve tabii ki oyuncunun beklediğinin altında) bir teklif
sunarak, hem oyuncunun kalbini kırmıyorlar, hem de piyasada değeri
diğer takımlarla yapılan görüşme ve pazarlıklar sonucunda tam
olarak belirlenen oyuncuya gerekenden fazla para ödememiş oluyorlar.
1999'daki lokavta, çılgınlar gibi yükselen oyuncu piyasasını talebin
(yani açgözlü GM'lerin) belirlemesi neden olmuştu. Çoğu
GM, serbest kalan bir oyuncuyla gerçekten ilgilenmiyor olsa bile
teklif götürüyor ya da öyle olduğuna dair asılsız bir dedikodu
çıkarıyor ve oyuncunun değerini yükseltiyordu. Şimdilerde ise
bu tür manipülasyonlar neredeyse imkansız. Çünkü teklifin kağıda
dökülmesi gerekiyor. Piyasa karıştırmak için balon tekliflere
ne GM'ler, ne de açgözlü oyuncu menajerleri kalkışabiliyor. Piyasayı
arz belirliyor ve Demokles'in Kılıcı gibi duran lüks vergisi ile
keskin salary cap uygulamaları nedeniyle zaten mali esnekliği
olan takım sayısı az olduğu için, oyuncu ücretleri de en azından
"sınırlı" olanlar açısından dengeye oturmuş durumda.
Oyuncular oyuna getiriliyor!
Bu sistem, oyuncuların takımlarında kalmasını teşvik etmek amacıyla
getirilmişti. Teşvik artık biraz mecburiyet gibi oldu. Hatta Larry
Bird hakları sayesinde kendi takımlarından, dışarıya oranla
daha fazla ücret ve yıllık ücret artış oranı alma hakkına sahip
olan oyuncular, bu kural yüzünden bu haklarını da fiili olarak
yitirmiş görünüyorlar. Takımlar kendi oyuncularına piyasanın kurallar
dahilinde verebileceği maksimum süre ve ücretin üzerinde kontrat
teklif edebilecekleri halde bunu yapmıyorlar. Bunun son örneğini
de Los Angeles Clippers'ın başarılı forveti Elton Brand
örneğinde gördük. Brand, Clippers'dan kaçabilmek için Miami Heat'in
teklifini kabul etmişti ama sınırlı olduğu için imzalamış olduğu
"offer sheet"i Clippers aynı şartlarda kontrat
olarak önüne koyunca, Brand hem Los Angeles'da kaldı, hem de kendi
takımıyla maksimum kontrat yapmadığı, dışardan bir takımla anlaştığı
için de 7 yerine 6 yıllık ve yıllık artış oranı da %12.5 yerine
%10 olan kontratta toplam olarak yaklaşık 9 milyon dolar daha
düşük bir rakama imza attı.
Son iki yılın Doğu şampiyonu New Jersey Nets ise Dikembe
Mutombo ve Alonzo Mourning gibi bitik isimlere milyon dolarları
saçarken, takımın kalbi olarak nitelenen Kenyon Martin'e
geçen yaz hak ettiği (yasal olarak) maksimum düzeyde bir
kontrat uzatması (extension) vermedi. Bu sezon sonunda
Martin'in çaylak kontratı bitince ona direkt olarak uzun süreli
bir kontrat önermek yerine muhtemelen 6.7 milyon dolara yakın
olan qualifying offer'ı yapacaklar ve serbestliğini sınırlı
hale getirecekler. Bu sayede, Bird haklarını kullandırarak kendisine
tüm diğer takımların teklif edebileceğinden daha yüksek ve uzun
bir sözleşme önerebilecek olmalarına rağmen bunu yapmamış ve Martin'i,
Nets'ten alabileceği maksimum ücret ve sürenin altında bir kontrat
için başka takımlarla pazarlık etmek durumunda bırakmış olacaklar.
"Sınırlı" durumu Martin'in başka bir takımla
sözleşme değil, ancak teklif imzalamasına olanak verdiği
için de, Martin kiminle hangi süre ve ücrete anlaşmaya karar vermiş
olursa olsun, Nets aynı şartları üstlenerek onu takımda tutabilecek,
CBA'de belirlendiği şekilde Martin'in almaya hak kazandığı maksimum
ücreti vermeden. Çok çok iyi bir sezon geçiren Martin bir takımdan
maksimum kontrat alsa bile, bu Martin'in Nets'den istediğinin
altında olacağı için karda olacaklar. (Bu tabii ki, "Nets
bunları bunları yapacak ve Martin'i tongaya düşürüp ucuza getirecek"
iddiası değil. Anlatılmak istenen, kulübün bu manevraları yapma
hakkının ve imkanının bulunduğu, ortada milyonlarca dolarlık kârlar
ve tasarruflar söz konusu olduğu için de çoğu kulübün bu fırsatları
örneklerde görüldüğü gibi değerlendirdiği.)
Sınırlı serbest oyuncular artık asla suni olarak yükseltilmiş
kontratlarla oynayamıyorlar. Hatta tam tersine pek çok takım,
oyuncunun bağlı olduğu takımın 15 gün içinde kendisiyle imzalanmış
olan teklifi üzerine alabileceğini bildiği için, bu oyunculardan
uzak durmaya gayret ediyor. Kim gerçekten alıp alamayacağını bilemediği
bir oyuncuyla o kadar uğraşıp pazarlık etmek ve "Acaba
olacak mı?" diye 15 gün merak içinde beklemek, aynı zamanda
da oyuncu pazarının talan edildiği dönemlerde salary cap'inden
milyonlarca doları iki haftalığına sonucu belirsiz teklife bağlamak
istemiyor. Buraya harcanan emek ve zamanı, gerçekten serbest olan
oyunculara harcamayı tercih ediyorlar. Özellikle 15 günlük
bekleme süresi takımları çok zorluyor. Herkesin korkusu, anlaştıkları
sınırlı oyuncunun takımı kontratı aynı şartlarda kendisine alırsa,
yedekte beklettikleri serbest oyuncunun bu 15 günlük bekleme süresinde
başka bir takıma gitmesi. Ki bu da gayet normal. Çünkü yedekte
bekletilen oyuncular da B Planı, üstelik uygulamaya geçip
geçmeyeceği belirsiz bir B Planı olmaya yanaşmıyor.
Spurs ve Pistons diğerlerinden farklı
Sözün özü, Hidayet ve Mehmet'in önlerindeki tercihler konusunda
biraz elleri kolları bağlı. Ancak iki tane de önemli avantajları
var. Birincisi, bu sezon oyuncu piyasası bir hayli kısıtlı olacak.
Kontratı biten ve serbest kalan oyuncu sayısı sınırlı. Yani arz
çok düşük, yeniden yapılanan takımlara bakınca talebin de bir
hayli fazla olduğunu görmek, piyasanın hareketli olacağına işaret.
İkincisi ve daha önemli olan ise Detroit Pistons ve San
Antonio Spurs pek çok takımın aksine Amerika'nın o vahşi kapitalizm
kurallarından bir nebze olsun kendini ayırabilmiş, daha saygın
ve kaliteli kurumlar. Oyunculari ile sözleşme yaparken "acımasız
işadamı" portresinden uzak durmaya gayret edip Hulusi
Kentmen tarzı anlayışlı yöneticiliği benimsiyorlar. Oyuncularını
"ucuza kapatmayı" kendi klaslarına yakışmayan
hareketler olarak görüyor, beraber yola çıktıkları isimlere, hakları
ne ise teslim etmek için çaba gösteriyorlar.
Bunun en yakın örneğini bir sene önce gördük. Sözleşmesi sona
eren Richard Hamilton 7 yıl ve 63 milyon dolarlık bir sözleşme
imzaladı. Hamilton piyasaya çıksaydı, muhtemelen hiçbir takım
"sınırlı serbest" Hamilton'a bu paranın yarısını
dahi vermeyecek, Detroit de kontratı o şartlarda (7 yerine
maksimum 6 yıl ve 63M'dan daha düşük meblağda) kendi bordrolarına
ekleyebilecekti. Ancak Detroit onu böyle bir duruma zorlamak ve
piyasadan alacağı parayla takımda tutmak yerine, hakettiğine
inandığı kontratı önüne koydu. San Antonio'nun da benzer bir
uygulama yapacağınıza şüpheniz olmasın.
Gelelim Mehmet ve Hidayet'in durumuna
Ortaya çıkan bu resimde, ne yapmaları kariyerleri için en hayırlısı
olur? Göründüğü gibi aslında çok da hareket alanları bulunmuyor.
Ancak yine de bir tercih kullanacaklar ve bu tercihin önemi çok
büyük. Mehmet iki yıllık bir oyuncu olduğu için Detroit onu kadroda
tutabilmek için ücret tavanının üzerine fazlaca çıkma şansına
sahip değil. Ancak iki yıllık oyunculara verilebilecek Early
Bird Exception'ı kullanarak salary cap'i aşabilirler, ki bu,
yıllık %12.5 artış avantajını taşımasına rağmen en fazla 6 yıllık
ve başlangıç sezonu ücreti olarak da Mehmet'in son aldığı ücretin
(veya NBA ortalama ücretinin - average salary) %175'i şeklinde
olabilir. Mehmet'in 2003-4 sezonu için aldığı paranın $1.1M olduğu
düşünülürse, Pistons'ın ona cap'i aşma pahasına teklif edebileceği
bu kontrat da performansını ve buna bağlı tahmini piyasa değerini
karşılamaktan çok uzak. Dolayısıyla Pistons, Mehmet'e Early Bird
Exception dışında daha yüksek bir meblağda teklif götürmek için
verecekleri kontratla cap'in altında kalmak zorunda, veya bir
istisna, daha yüksek bir ücret verip bunu yaparken de cap'i aşabilmek
için kalan tek yolu, yani mid-level exception'ı kullanacaklar
(bu da önümüzdeki sezon için $5M civarında olacak). Yani
Detroit ücret tavanının 4 milyon dolar altındayken Mehmet başka
bir takımdan ilk sezona $6M'dan başlan bir kontrat alırsa, Detroit'in
bunu üzerine alma şansı, ücret tavanı kuralları nedeniyle yok.
(Mehmet ilk tur seçimi olup da Pistons ile baştan üç yıllık
çaylak kontratı yapmış olsaydı, bunun dördüncü yılı için de takım
opsiyon kullansaydı, o zaman iki sezon sonra sınırlı serbest kaldığında
hem Pistons ona tüm diğer takımlardan daha uzun ve fazla bir kontrat
önerme, hem de teklif edilebilecek herhangi bir kontratı aynen
karşılayıp üzerine alma hakkına sahip olabilecekti. Yani esasen
çoğu örnekte oyuncu için avantajlı gibi görünen Full Bird hakları,
iş böyle olsaydı bu kez Mehmet'in değil, onu tutmayı isteyen Pistons'ın
işine yarayacaktı.)
Hidayet ise 4 (3+1) yıllık bir kontratı bitirdiği için
Full Larry Bird haklarına kavuştu ve San Antonio salary
cap'i aşma derdine düşmeden Hidayet'e hak kazandığı maksimum süre
ve miktarı verebilir. Yahut ona teklif edilebilecek ve kendisininkinden
az olmak durumundaki herhangi bir teklifi aynen karşılayarak,
cap exception kullanmak suretiyle tutabilir.
Mehmet Okur: Gitmenin avantajları
Önce Mehmet'in durumuna bir bakmak gerekiyor. Çünkü onun işi bir
hayli karışık. Sonda varacağımız noktayı baştan koyalım: Görünüşe
göre Mehmet'in artık Detroit'le yollarını ayırma zamanı geldi.
Pistons, NBA'de oynamak isteyeceğiniz en iyi takımlardan biri.
Kaliteli, ayrımcılık yapmayan, dürüst bir yönetime sahip. Üstelik
iddialı bir kadro ile sürekli üst düzey başarıları hedefleyen,
bunun için oynayan, kazanan kadrolara sahipler. Amaçsız takımlarda
oynamanın manevi baskısı ve bunun oyuncuda yaratacağı zihinsel
erozyonun etkileri çok acı verici olabilir. Sporcunun her zaman
bir hedef doğrultusunda ilerleyecek motivasyona ihtiyacı
vardır. O oynama ateşinin kaybolması en büyük tehlikelerden biri.
Ancak işin idari ve sosyal tarafı çok parlak görünse de, saha
içi gelişmeler Mehmet'in artık kendi kariyeri için sezon sonunda
yeni bir takıma gitmesinin en hayırlı seçenek olduğunu gösteriyor.
Rasheed Wallace takıma geldikten sonra Detroit'te önemli bir değişiklik
oldu. Rasheed, Mehmet'in yerine ilk beşe çıktı ama rol olarak
milli oyuncumuzun rolünü kapmadı. Aksine Ben Wallace'ın rolünü
üstlendi. Yani Rasheed, 4 numara pozisyonunu kaptı. Uzun kolları
ve atletik yeteneği sayesinde sırtı dönük hücum eden rakiplere
karşı bire birde oldukça etkili oluyor. Ayrıca hücumda Detroit'i
dış oyunculara bağımlılıktan kurtardı ve içeride yeni bir opsiyon
oldu. Bu sayede Ben Wallace da Mehmet'in rolüne, pivot pozisyonuna
geçti ve artık adam kovalamak yerine serbest savunmacı gibi tüm
penetreleri takip ediyor, takım arkadaşlarından kaçıp topla içeri
sızan rakiplerin karşısına savunmanın son ve en büyük tehdidi
olarak dikilebiliyor. Hücumda ise yetenekleri sınırlı olduğu için
fazla sorumluluk almadan, potaya daha yakın oynayarak hücum ribaundu
kovalıyor. Mehmet sahada olduğunda ise Ben Wallace, Rasheed'in
rolünü üstlenmek zorunda kalıyordu.
Şu anki durumdan yeni koç Larry Brown memnun. Hatta Milwaukee
ile oynanan ilk tur serisinin üçüncü maçında Mehmet, Ben Wallace
erken faul problemine girip kenara geldiğinde oyuna dahil olmuş
11 dakikada 7 sayı, 4 ribaunt yapmış, Detroit'i ateşleyen isim
olmuştu. Ancak Brown onu ikinci yarı hiç oynatmadı ve bu konuyla
ilgili bir soruya "Eşleşmeler uygun değildi. Ayrıca iki
Wallace sahada olduğu zaman kendimi çok daha iyi hissediyorum"
diye yanıt verdi. Basın sürekli olarak konunun üzerine gittiği
için Brown bir takım başka kaçamak yanıtlar da verdi. Bu düşüncenin
ne kadar sağlıklı olduğu tartışılır ama önemli olan koçun planını
açık şekilde ortaya koyması. O "Wallace x 2"
formülünden yana. İleride "eşleşmeler uygun olunca"
bile Mehmet'in ilk tercih olmayacağı kesin.
Mehmet, Detroit'teki iki senesinde çok önemli tecrübeler aldı.
Çok tematik, oyunun en ince detayına kadar giren, adeta akademisyen
bir koçla çaylak sezonunu geçirdi, daha sonra da uzlaşmacı olmaktan
öte tartışmacı bir koçla zorlu bir yıl yaşadı. İlkinden
NBA basketbolunun teknik inceliklerini, zorluklarını öğrendi.
İkincisinden ise NBA'in fiziksel olduğu kadar psikolojik direnç
de gerektiren bir yer olduğunu.
Ligdeki ilk iki senesini geçirebileceği en iyi yerdi Detroit.
Joe Dumars gibi alçakgönüllü, dürüst ve saygın bir yöneticinin
altında çalışmak da önemli bir ayrıcalık. Kendisini şahsen tanıma
ayrıcalığına sahip biri olarak, herhangi bir sporcunun kariyerini
bu denli asil ve dürüst bir yöneticinin, bir Hall of Famer
basketbolcunun mentorluğunda geliştirmesinin ne kadar büyük
bir şans olduğunun farkındayım. Ancak işin teknik tarafında Rasheed
ve Brown olduğu sürece Mehmet'in asıl işini, yani basketbol oynamayı
başarması zor. Üstelik bu sezon ikinci sırada draft edilen, ilk
sezonunda bekleneni veremese de potansiyeli çok yüksek gösterilen
Darko Milicic'in de yavaş yavaş, zorla da olsa rotasyona sokulacağını
düşününce, pek çok takım uzun pozisyonunda yokları oynarken, Detroit'in
burada bir enflasyon yaşadığı aşikar.
Mehmet bu sezon ilk beşte başladığı 33 maçta (çoğu Rasheed
öncesi) ortalama 25 dakikada 10.7 sayı, 6.7 ribaunt, 1.1 blok
ortalamaları yakalamıştı. Kenardan geldiği 38 maçta ise 20 dakikada
8.7 sayı, 5.3 ribaunt, 0.7 blok yaptı. En kritik dönem play-off'ta
ise Milwaukee serisinde 10 dakikada 6.8 sayı, 2.8 ribaunt, 0.2
blok yapabildi. Rakamlar zaten durumu anlatıyor.
Mehmet oyunundaki pek çok eksikliğini geçtiğimiz iki sezonda giderdi.
Yüzü dönük oyunu çok iyi olduğu ve NBA'deki dikdörtgen üç saniye
koridoruna alışkın olmadığı için asli işi olan sırtı dönük potaya
yakın oynamıyor, kendisine daha kolay geleni yapıp orta ve uzak
mesafedeki silahlarını kullanıyordu. Bu özelliğini geliştirdi
ve "asıl işi"ni daha ön plana çıkardı. Daha iyi
bir ribaundçu oldu, atletik yetenekleri çok üstün olmasa da zamanlaması
sayesinde iyi bir blok tehdidi de yarattı. Halen pas yeteneğini
geliştirmesi gerekiyor çünkü özellikle ikili sıkıştırma gelince
çok top kaybı yapıyor ama bu şu aşamada çok da önemli değil. NBA'de
hem içerden hem dışardan oynayabilen, blok tehdidi olan kaç tane
2.10'luk oyuncu var ki?
Ayrıca Mehmet duygusal biri. NBA'in o vahşi profesyonel ortamında
duygusallığa yer olmadığını bir şekilde öğrenmeliydi. Brown'la
zor yoldan da olsa bunu da öğrendi. Artık derisi daha kalın. Artık
kendi ayakları üzerinde durabilir.
Rasheed Wallace'ın kararı önemli
Mehmet şimdilik gözünü şampiyonluğa diken Detroit'e mümkün olduğunca
yardım edebilmeye konsantre olmuş durumda. Ancak sezon sonunda
kontratı bittiğinde Denver, Atlanta, Memphis, Phoenix gibi
kendisiyle ilgilenen takımları değerlendirmeye almalı. Rasheed
burada kaldığı, Brown da bu stili tercih ettiği sürece Mehmet'in
gitmesi kendisi için en hayırlısı olacak.
Bu takımlardan hangisinin öne çıkacağını kendisi daha iyi bilir
ama iyi çekirdek yaratan Denver (Marcus Camby beklendiği
gibi takımdan ayrılırsa), Memphis ve Phoenix,
başarıdan bir 2.10'luk pivot uzaklığında görünüyor. Zaten bu takımların
Mehmet'le ilgilenmesinin temel sebebi de bu. Mehmet de onlarla
ilgilenmeli.
Mehmet'in ne yapacağı/yapabileceği, aslında Rasheed'in ne yapacağı
ile direkt ilgili. Eğer Detroit play-off'ta çok ilerleyebilir,
mesela bir NBA finali oynar, Rasheed de yıllar sonra nihayet bulduğu
bu huzur ortamından memnun kalıp kontratını yenilemeye karar verirse
(gerçi dedikodular karısının Detroit'i istemediği yönünde.
Biz de bu tip "hanım veto"larının sadece İskandinav
oyuncuları transfer etmek isteyen futbol takımlarımızda olduğunu
sanırdık) Mehmet için önemli bir kapı açılacak.
Detroit gelecek sezon ücret tavanının (salary cap) yaklaşık
9 milyon dolar altında olacak. Rasheed'in biten kontratı
3 yıldan daha uzun olduğundan (full Bird rights), onu tutmak
için bunun istedikleri kadar üstüne çıkma şansları var. Ancak
Rasheed'in hayallerinden biri New York'ta oynamak. Madison
Square Garden'ın, Knicks'in o büyülü atmosferini solumak istiyor
Rasheed. Ve Knicks yönetiminin de yaklaşık 5 milyon dolar olması
beklenen mid-level exception'ı Rasheed'e vermeye hazır
olduğu konuşuluyor. Böyle bir durumda Rasheed'in de kalmak için
bu 5 milyon doların bir hayli üstünde, 9-10 milyon dolar
civarında bir rakam isteyeceği açık. Bu durumda bu tip kontrat
verildiği anda Detroit, Mehmet sadece 2 senelik bir oyuncu olduğu
ve full Bird haklarını almadığı için salary cap'in üstüne çıkamayacak
ve kurallar gereği ancak kendi mid-level exception'ı olan ilk
sezonu 5 milyon dolardan başlayan, maksimum 6 yıllık ve %10 artışlı
bir kontratı karşılayabilecek. Mehmet ölçeğinde değerlendirebileceğimiz
oyuncuların (mesela Radoslav Nesterovic) yaklaşık 7-8 milyon
dolar alabildiği bir ortamda, Mehmet bu tip bir kontrat bulabilirse,
Detroit istese de kendisini tutamaz. Bu kontratı karşılayıp üzerine
almasına NBA kuralları izin vermez. Aynı Gilbert Arenas'ın
Golden State Warriors'dan ayrılışı gibi, Mehmet de serbestliğindeki
"sınırlı" ibaresinden sıyrılabilir.
Elbette burada küçük ama önemli bir detay da devreye giriyor.
NBA'e yeni katılacak olan Charlotte Bobcats'in yaz başındaki
(22 veya 23 Haziran) genişleme draft'i sırasında Detroit'ten
alacağı (eğer alırsa) oyuncu çok önemli. Eğer Bobcats,
Detroit'ten Elden Campbell veya Corliss Williamson'dan birini
alırsa, Pistons'ın salary cap'inde 4.4 (Campbell) veya
5.5 (Williamson) milyon dolarlık bir rahatlama daha oluşabilir.
Hatta Bobcats çok ileri gidip Mehmet'i de seçebilir ve bu durumda
Mehmet'in serbestliğinin önündeki "sınırlı" ibaresi
otomotikman kalkar ama bu oldukça uzak bir ihtimal olarak görünüyor.
Williamson'ın seçilmesi durumunda cap'inde 15 milyon dolarlık
bir rahatlama yakalayacak olan Pistons yönetimi, mesela Rasheed'i
de 8 milyona ikna ederek, Mehmet için 7 milyon dolara kadar yer
açabilir. Ve Brown ne derse desin, Joe Dumars her fırsatta "bu
takımın geleceğinde önemli bir rol oynayacağını" söylediği
Mehmet'i tutabilecek fırsatı yaratmak için bütün bu numaralara
başvuracaktır, emin olabilirsiniz. Dumars'ın Rasheed takası sırasında
Chucky Atkins'i takımdan göndermesinin tek nedeni de bu mali esnekliği
sağlamaktı zaten. Salary cap'deki boşluk sadece ve sadece Mehmet
için var. Yoksa amaç Rasheed'i tutmak olsaydı, kurallar zaten
salary cap'e bakmaksızın istediği rakamı vermesine izin tanıyordu.
Ancak şimdi hesaplar biraz işler değişti. Rasheed takımda önemli
bir rol aldı. Koç onun yanında ve takım iyi gidiyor. Bu Dumars'ın
daha önce yaptığı uzun vadeli planlarla çok örtüşmüyor.
Sezon sonunda Rasheed giderse zaten sorun kendiliğinden ortadan
kalkacak ve Mehmet seve seve Detroit'te kalacaktır. (Zaten
seve seve kalmasa da kurallar, cap space'i olan bir Pistons izin
vermediği sürece bir yere gitmesini engelliyor). Ama Rasheed
kalırsa, Mehmet'in Gilbert Arenas'ın izinden giderek, Pistons'ın
ücret tavanı içinde karşılayamayacağı bir kontrat bulup takımdan
ayrılması en hayırlısı olacak.
Hidayet Türkoğlu: Kararı takım verecek
Hidayet'in durumu çok daha basit aslında. Hemen söyleyelim: Kalması
onun için en iyi tercih olacak. Zaten Bird hakları Spurs'de
olduğu için takım izin vermeden bir yere de gidemez ama o kalmak
için çalışmalı.
Hidayet oyun karakteri gereği bir bitirici değil, daha çok tamamlayıcı.
Onun en önemli özelliği çok yönlü oluşu, oyunun pek çok alanına
katkı yapması, pek çok farklı açık ve gediği doldurması. Pozisyonundaki
diğer oyunculara oranla daha uzun olması çabukluk eksikliğini
fazlasıyla kapattığı için, savunmada yarım adım geride durarak
oyuncusunu kontrol edebiliyor. Koçu Gregg Popovich'ten "Bu
pozisyonda şu ana kadar Spurs forması giyen en iyi ribaundçu"
övgüsü alacak kadar önemli bir ribaunt gücüne sahip. Ayrıca top
hakimiyetinin yüksekliği ile kendi ribaundunu aldığı zaman oyun
kurucu gibi fast break'i yönlendirebiliyor. Bu sezon özgüvenini
kazandıkça iyi bir sabit şutör olduğunu da hatırladı ve bir ara
tüm NBA'de en yüksek yüzdeyle üçlük atan oyuncu düzeyine
çıktı.
Ancak Hidayet bu sezon kazandığı tüm başarıların içinde Spurs'ün
payının büyük olduğunu unutmamalı. Spurs düzeninde, Tim Duncan
gibi şu anda ligin en dominant oyuncusuyla oynamanın (Shaq
hiç kusura bakmasın. O unvanı geçen sezon Duncan hakkıyla aldı)
kendisine getirdiği avantajları çok iyi anlamalı. Eğer bunu göremiyorsa,
Derek Anderson, Steve Smith, Sean Elliott, Stephen Jackson,
Steve Kerr, Danny Ferry gibi daha önce kendi yerinde Duncan'la
beraber oynayan sabit şutörlere sorabilir. Bu oyuncuların tamamı
kariyerlerinin altın yılını Spurs'de geçirdiler. Bire birde durdurulamayan
bir tehdit olan Duncan, aynı zamanda bencillikten hiç nasibini
almamış, gönlü çok zengin bir karakter ve çok iyi bir pasör olduğu
için etrafındaki sabit şutörlere sayısız boş şut hediyesi sunan
bir fakir babası. Yardımsız durdurulamıyor. Yardım geldiğinde
boş oyuncuyu anında buluyor. Ayrıca Spurs'ün hucüm tarzı Duncan'ın
dipte (genelde sol) top alıp içerde oynayacağı alan bulması
ve Tony Parker'ın ortaya girmesi temel prensiplerine dayalı.
Avrupa'da En Değerli Oyuncu seçilen Ginobili'nin ilk beşten
alınması ve yerine Hidayet'in terfi edilmesinde, Arjantinli yıldızın
patlayıcı gücünü oyunun sıkıştığı anlarda kenardan getirip kullanmak
ve Hidayet'in yükselen performansı kadar, Spurs'ün bu ana hücum
prensiplerinin de rolü büyük. Hidayet dripling üzerinden oynayan,
içeriyi karıştıran, kendi şutunu yaratmak isteyen ve çok top atan
bir isim olsa aynı dakikaları alabilir miydi, bu hayli şüpheli.
Spurs ortayı kenardan Duncan, yukarıdan da Parker'la deliyor.
Orada Ginobili tarzında üçüncü bir delici sadece trafiği arttırıp
üçlünün birbirlerinin yolunu kesmesine ve savunmanın içeriye kalabalıklaştırmasına
neden oluyor. Spurs, Parker ve Duncan'ın yanında alan paylaşımını
arttıracak, savunmayı geniş alana yayacak bir şutör arıyor, yeni
bir delici veya skorer değil. Ron Mercer'ın da bu takımda
tutunamamasının en önemli sebebi, bu alan paylaşımını tamamen
karıştırmasıydı. Hidayet skor yüklenen değil, diğer alanlara
katkı yapan bir oyuncu olarak ideal rolünü bulmuş görünüyor.
Basketbolunu şu ana kadar hiç bu kadar etkili ve verimli kullanmamıştı.
Ancak Türkiye'deki spor ortamı istatistik, daha doğrusu sayı
saplantılı olduğu için, bu ortamda yetişen ve bu öğretiyi alan
Hidayet'in bu düşünce yapısıyla daha önce yaptığı hatalar kendi
önünde duruyor. Bu tecrübeler geleceği için karar alırken ona
yol göstermeli. Hidayet, Sacramento'daki ilk iki sezonunun ardından
play-off'ta Stojakovic'in sakatlığının da yardımıyla ilk beşe
yükselip Lakers önünde de çok başarılı maçlar çıkardığında, yeterince
olgunlaştığına, bir nevi diyetini ödediğine inanmıştı. Yani "Tamam
ben angaryaları tamamladım, artık işin kaymağını yemenin zamanı
geldi" dedi kendi kendine. Nedense Türkiye'de işin kaymağının
"şut" olduğu yanılgısının yerleşmiş olması, Hido'yu
dripling üzerinden şut atan, ortaya girip vücut vücuda mücadelelere
dalan başka bir oyuncu haline soktu. Sonra o itiş-kakıştan bir
sonuç çıkaramayacağını anlayınca bildiğimiz (hiç hatırlamak
istemediğimiz) o anlamsız geriye çekilerek atışlar geldi.
Sonra da vücut vücuda mücadelede hayatları kas çalışmakla geçen
siyahi oyunculara karşı hep ezildiğini görünce, parkede kendisini
diğerlerinden ayıran fundamental üstünlüklerini kusursuzlaştıracağına,
ağırlık salonunda kaslarını şişirmeye başladı. Halbuki NBA'de
bu kas yığınlarından tonla bulunuyor. Bir tane fazlaya, üstelik
bir tane beyaza hiç ihtiyaç yok. Hidayet onlardan ayrıldığı yetenekleri
sayesinde bu ligde kendine yer bulabilmişti, onlardan biri olmaya
çalışması ve temel fundamental özelliklerini de yitirmesi en büyük
hatası oldu. Kilo aldı. Zaten çok çabuk olmayan ayakları biraz
daha yavaşladı. Kıvraklığı azaldı. Hatta yeni gelişen kasları
kollarının yıllardır alıştığı denge ve ritmi bozduğu için şutları
bile olumsuz etkilendi.
Kings'in geçen sezon Stojakovic ve Hidayet'in beraber sakatlandığı
dönemde Jimmy Jackson'ı alması da Hidayet için sonun
başlangıcı oldu. Jackson tecrübesi ve yeteneklerini takım
için kullanma özelliği sayesinde kendi hatalarının içinde kaybolan
Hidayet'in yerini aldı. İkinci sezonunda 25 dakika ve 10.1 sayı,
4.5 ribaunt, 2.0 asist, 0.7 top çalma olan ortalamaları, daha
ilerlemesini beklediğimiz üçüncü sezonda 18 dakika 6.7 sayı, 2.8
ribaunt, 1.3 asist, 0.4 top çalmaya indi. Halbuki Hidayet'in yeteneklerine
Sacramento Kings kadar iyi hizmet edecek, bu topsuz oyun ve pas
yeteneklerinin değerini en iyi bulacağı yerdi Kings. Takımın o
uzunları yukarıda başlatıp sürekli paslaşan eşi bulunmayan hücumunu
yaratan yardımcı koçu Pete Carrill, bir Hidayet fanatiğiydi.
Princeton hücumu sisteminde Hidayet'in ne kadar verimli
olacağını bildiği ve bunu sürekli tekrarladığı için takım içinde
diğer oyuncuların "Hey koç. Sence Hido mu daha iyi, Michael
Jordan mı?" takılmalarına bile maruz kalmıştı. Ancak
Hidayet onun çizdiği yoldan gitmemeye karar verdi. Hatta üçüncü
sezonunun başında o kadar ileri gitti ki, sezon başı kampında
takımda Doug Christie'nin yerine kendisinin ilk beş çıkması
gerektiğini söyledi. Halbuki bu karar ona ait değil. Koçun
yapacağı bir tercih. Bu açıklamayı yapması, koçu anlamsız bir
baskı altına almasının dışında, Christie ile arasını bozdu. Christie
yıllardır bu takımda bulunan, NBA'de kendisini kabul ettirmiş
önemli bir isim. Toronto Raptors günlerinde ligin en önemli skorerleri
arasında olmasına karşın, Kings'de daha düşük bir role gönül indirmiş,
takımın bire bir savunması en güçlü, rakibin skorerini durduran
ismi. Rol olarak yerini alamayacağı bir ismi kendisine rakip belirlemesi
teknik açıdan hataydı. Bu açıklamayı yapması kendisinin bencil
görünmesine yol açtı. Üstüne üstlük, bu karar verilecek olsaydı
bile koçun bu yarı-ultimatom gibi açıklamadan etkilenmediğini
göstermeden bu tercihi kullanmasını imkansız hale getirdi. Ve
o çok uyumlu takım içindeki çatlak ses konumuna geçti.
İkinci şansını iyi kullandı
Hido da Mehmet gibi kariyerine kendisine en uygun yerden başlamıştı
ama artık oraya dönme şansı yok gibi. Şu anda en iyi alternatifte
ve bu gelen ikinci şansı kesinlikle tepmemesi gerekiyor. Spurs
için boşuna "rehabilitasyon merkezi" denmiyor.
Hidayet'in tüm hatalarını kendisine anlatıp bunları nasıl yeneceğini
anlattılar, öğrettiler ve yenmesini sağladılar.
Ondan ne istendiğini çok iyi anlatıp, ona kendi yeteneklerinin
önemini çok iyi aktardılar. Spurs Genel Menajeri RC Buford,
İsveç'teki Avrupa Şampiyonası'nda kendisiyle konuştuğumuzda, "Ben
Hidayet'i 17 yaşından beri izliyor ve ona inanıyorum. Şu anda
hiç enerjisi yokmuş gibi duruyor. Umarım biz ona yeniden bu enerjiyi
verebiliriz" demişti. Hidayet'e neden kendisini 17 yaşından
beri izlediklerini çok iyi anlattı Spurs yöneticileri. Onu özel
kılan nedenleri. Bu ligde oynamak için can atan dünya çapındaki
yüzbinlerce basketbolcu arasında neden o çok ayrıcalıklı 450 kişi
arasına girdiğini anlattılar. Ondan ne beklediklerini. Yukarıda
özetlediklerimi, kısaca.
Hidayet kilo verdi. Bu işin daha kolay tarafıydı. Çalışıp yeniden
eski özelliklerini kazandı, kendine ve dolayısıyla şutuna güveni
arttı. Spurs düzenindeki rolünü her geçen gün daha iyi anladı.
Sonuçta sezon ortasında Ginobili'nin yerini aldıktan sonra, ilk
beşte çıktığı 44 maçta 30 dakika 11.1 sayı, 5.1 ribaunt, 2.2 asist,
1.2 top çalma ortalamaları ile yeniden Sacramento'daki ikinci
sezonunda yakaladığı rakamlara ulaştı. Asist sayısının düşüp top
çalmalarının artması, tamamen Kings ile Spurs'ün basketbol anlayışının
eserleri.
Hidayet kendi rolünü tam olarak kabul etmeden, Sacramento'daki
üçüncü senesinde önemli bir hata yaptı. Bitirici rolünün, tamamlayıcı
rolünden daha önemli olduğuna inanıyordu. En İyi Yardımcı Erkek
Oyuncu dalında çok başarılı bir yapımın bir parçası olmayı tercih
edip Oscar alabilecekken, o atv'nin geceyarısına doğru yayınlamayı
sevdiği B tipi kötü aksiyon filmlerinden birinin kahramanı olmaya
çalıştı. Kevin Spacey olabilecekken, Dolph Lundgren olmanın
daha önemli olduğunu sandı. Yanıldı. Yanıldığını şu anda daha
iyi görebiliyor olmalı.
Bu hatayı tekrarlamamak için sezon sonunda Spurs'de kalmalı. Çünkü
tamamlayıcı oyuncular kendi kimliklerine uygun takımda yer almazlarsa,
bir anda bench'in derinlerinde unutulan isimler olabilirler. Tamamlayıcı
oyuncu tamamladıklarıyla uyuşamıyorsa, bu role başka isimler rahatlıkla
bulunabilir. Mesela Hidayet'in özellikleri New Orleans Hornets
gibi topa sürekli hakim olan bir oyun kurucunun yanında çok verimli
olmayabilir. Hidayet önce tamamlayıcı olduğunu anlayıp daha sonra
da en iyi neyi tamamladığını iyi tartmalı. Ve bunu yaptığında
onun için Sacramento ve San Antonio'dan daha iyi çok az alternatif
olduğunu görecek.
Sacramento'da koç Rick Adelman'ın rahat ve dizginleri takımın
tecrübeli isimlerine emanet eden, oyuncuların kendi tercihlerini
yapmasına izin veren tarzında Hidayet'in çok verimli olmadığını,
yanlış yollara çok kolay saptığını gördük. Hido eski bir asker
olan Gregg Popovich'in daha disiplinli, her yapılması gerekeni
dikte eden tarzında çok daha rayında gidiyor. Kafası "işin
kaymağını yemeye" kaymıyor.
Bu kaymak konusunu da aslında açmak lazım. Kimse kimseyi kandırmasın.
Sonuçta bu kaymak konusu gidip gelip George Washington'ın yeşil
zemin üzerindeki gülen yüzüne dönüşüyor. Bu işin asıl kaymağı
para. Ve Hidayet'in de bir tercih yaparken göz önüne alacağı bir
numaralı kriter para olacaktır.
Geçtiğimiz sezon Stephen Jackson'ın Spurs'de aldığı rol
düşünülünce, Hido'nun da Jackson'a önerilen 3 yıl için 10 milyon
dolar veya belki biraz üzerinde bir teklif alacağını bekleyebiliriz.
Eğer başka bir takım Hidayet'in kendi yapısı için uygun olduğunu
düşünür ve yıllık ortalama 5 milyon dolarlık bir öneri yaparsa,
Hidayet'i o düzey bir oyuncu olarak görürse, Hidayet bu takımı
tercih edebilir. Hido en azından daha gitmeden kendisine değer
verildiğini hissederek, şu anda Spurs'de yakaladığı özgüven düzeyini
koruyarak kendini yeniden "atarak" kanıtlamaya
kalkmaz.
Spurs genelde oyuncularına köle muamelesi yapmayı sevmediği için
bir değer biçtikten sonra "sınırlı serbest" oyuncusuna
verilen bir kontratı kendisine almayı tercih etmiyor. Spurs'ün
tarzı değil. Ama sonuçta zaten Hidayet'e verilecek en iyi teklif,
yine en çok uyduğu Spurs'den gelecekmiş gibi görünüyor. Umarım
da öyle olur ve burada kalır. Çünkü o Kings'deki hatalar zincirinden
sonra ikinci bir şans elde etti ve mutlu bir yuva buldu.
kkural@gazetevatan.com
|