NBA TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ

NBA WALLPAPERS


COURTSIDE
Bizi seyredenler, alkışlayanlar, yuh çekenler vs.

Gitmek mi zor, kalmak mı?

batug.com's NBA
KAAN
KURAL

2 MAYIS 2004, PAZAR

Bu yaz, NBA'deki iki temsilcimiz Mehmet Okur ve Hidayet Türkoğlu için son derece önemli. Bu yaz yapacakları tercihler, gelecekteki NBA kariyerleri açısından belirleyici rol oynayacak. İki oyuncumuzun da kontratı bu yaz sona eriyor ve sınırlı olarak serbest kalıyorlar. Yani 1 Temmuz 2004 tarihinde mevcut kontratları sona erdikten sonra istedikleri takımla görüşme ve 14 Temmuz'dan sonra da anlaşma imkanına sahipler ama şu an oynamakta oldukları takımları eğer isterse, herhangi bir diğer kulüple yapmış oldukları sözleşmeyi aynı şartlarla teklif etmek suretiyle öncelik haklarını kullanarak bu oyuncuları ellerinde tutabilecekler.

Önce şu "sınırlı serbest" (restricted free agency) konusuna bir açıklık getirelim. Draft edildikten sonra çaylak kontratı sona ermiş oyuncuların herhangi bir kulüple görüşüp üzerinde anlaştığı bir sözleşmeyi, oyuncunun serbest kalmış olduğu kulübün, 15 günlük süre içinde aynen karşılamak suretiyle üzerine alarak bu oyuncuyu takımda tutabilmesine imkan veren bu kural, 1999 yılında imzalanan NBA'in yeni toplu sözleşmesinde (CBA: Collective Bargaining Agreement) işverenin (takımlar), işçilere (oyuncular) attığı en önemli gol oldu. O zamanlar farkında değildik ama bu "sınırlı" kavramının etkileri şimdilerde çok daha net görülüyor. Son dönemde sınırlı serbest oyuncuların durumu, takımlara önemli bir serbesti kazandırdı. Artık pek çok takım sınırlı olarak serbest kalan oyuncusunu, ona hakettiğini düşündüğü bir kontrat sunmak yerine, piyasada değerini araştırması için serbest bırakıyor. Bunun iki avantajı var: Öncelikle oyuncunun serbest kalma aşamasında bu serbestiyi "sınırlı" hale getirmek amacıyla ona, "qualifying offer" denilen, mevcut toplu sözleşmede yer alan ve çaylak kontratlarının değerinden hareketle belirlenmiş bir skalaya göre miktarı belli olan (ve tabii ki oyuncunun beklediğinin altında) bir teklif sunarak, hem oyuncunun kalbini kırmıyorlar, hem de piyasada değeri diğer takımlarla yapılan görüşme ve pazarlıklar sonucunda tam olarak belirlenen oyuncuya gerekenden fazla para ödememiş oluyorlar.

1999'daki lokavta, çılgınlar gibi yükselen oyuncu piyasasını talebin (yani açgözlü GM'lerin) belirlemesi neden olmuştu. Çoğu GM, serbest kalan bir oyuncuyla gerçekten ilgilenmiyor olsa bile teklif götürüyor ya da öyle olduğuna dair asılsız bir dedikodu çıkarıyor ve oyuncunun değerini yükseltiyordu. Şimdilerde ise bu tür manipülasyonlar neredeyse imkansız. Çünkü teklifin kağıda dökülmesi gerekiyor. Piyasa karıştırmak için balon tekliflere ne GM'ler, ne de açgözlü oyuncu menajerleri kalkışabiliyor. Piyasayı arz belirliyor ve Demokles'in Kılıcı gibi duran lüks vergisi ile keskin salary cap uygulamaları nedeniyle zaten mali esnekliği olan takım sayısı az olduğu için, oyuncu ücretleri de en azından "sınırlı" olanlar açısından dengeye oturmuş durumda.

Oyuncular oyuna getiriliyor!

Bu sistem, oyuncuların takımlarında kalmasını teşvik etmek amacıyla getirilmişti. Teşvik artık biraz mecburiyet gibi oldu. Hatta Larry Bird hakları sayesinde kendi takımlarından, dışarıya oranla daha fazla ücret ve yıllık ücret artış oranı alma hakkına sahip olan oyuncular, bu kural yüzünden bu haklarını da fiili olarak yitirmiş görünüyorlar. Takımlar kendi oyuncularına piyasanın kurallar dahilinde verebileceği maksimum süre ve ücretin üzerinde kontrat teklif edebilecekleri halde bunu yapmıyorlar. Bunun son örneğini de Los Angeles Clippers'ın başarılı forveti Elton Brand örneğinde gördük. Brand, Clippers'dan kaçabilmek için Miami Heat'in teklifini kabul etmişti ama sınırlı olduğu için imzalamış olduğu "offer sheet"i Clippers aynı şartlarda kontrat olarak önüne koyunca, Brand hem Los Angeles'da kaldı, hem de kendi takımıyla maksimum kontrat yapmadığı, dışardan bir takımla anlaştığı için de 7 yerine 6 yıllık ve yıllık artış oranı da %12.5 yerine %10 olan kontratta toplam olarak yaklaşık 9 milyon dolar daha düşük bir rakama imza attı.

Son iki yılın Doğu şampiyonu New Jersey Nets ise Dikembe Mutombo ve Alonzo Mourning gibi bitik isimlere milyon dolarları saçarken, takımın kalbi olarak nitelenen Kenyon Martin'e geçen yaz hak ettiği (yasal olarak) maksimum düzeyde bir kontrat uzatması (extension) vermedi. Bu sezon sonunda Martin'in çaylak kontratı bitince ona direkt olarak uzun süreli bir kontrat önermek yerine muhtemelen 6.7 milyon dolara yakın olan qualifying offer'ı yapacaklar ve serbestliğini sınırlı hale getirecekler. Bu sayede, Bird haklarını kullandırarak kendisine tüm diğer takımların teklif edebileceğinden daha yüksek ve uzun bir sözleşme önerebilecek olmalarına rağmen bunu yapmamış ve Martin'i, Nets'ten alabileceği maksimum ücret ve sürenin altında bir kontrat için başka takımlarla pazarlık etmek durumunda bırakmış olacaklar. "Sınırlı" durumu Martin'in başka bir takımla sözleşme değil, ancak teklif imzalamasına olanak verdiği için de, Martin kiminle hangi süre ve ücrete anlaşmaya karar vermiş olursa olsun, Nets aynı şartları üstlenerek onu takımda tutabilecek, CBA'de belirlendiği şekilde Martin'in almaya hak kazandığı maksimum ücreti vermeden. Çok çok iyi bir sezon geçiren Martin bir takımdan maksimum kontrat alsa bile, bu Martin'in Nets'den istediğinin altında olacağı için karda olacaklar. (Bu tabii ki, "Nets bunları bunları yapacak ve Martin'i tongaya düşürüp ucuza getirecek" iddiası değil. Anlatılmak istenen, kulübün bu manevraları yapma hakkının ve imkanının bulunduğu, ortada milyonlarca dolarlık kârlar ve tasarruflar söz konusu olduğu için de çoğu kulübün bu fırsatları örneklerde görüldüğü gibi değerlendirdiği.)

Sınırlı serbest oyuncular artık asla suni olarak yükseltilmiş kontratlarla oynayamıyorlar. Hatta tam tersine pek çok takım, oyuncunun bağlı olduğu takımın 15 gün içinde kendisiyle imzalanmış olan teklifi üzerine alabileceğini bildiği için, bu oyunculardan uzak durmaya gayret ediyor. Kim gerçekten alıp alamayacağını bilemediği bir oyuncuyla o kadar uğraşıp pazarlık etmek ve "Acaba olacak mı?" diye 15 gün merak içinde beklemek, aynı zamanda da oyuncu pazarının talan edildiği dönemlerde salary cap'inden milyonlarca doları iki haftalığına sonucu belirsiz teklife bağlamak istemiyor. Buraya harcanan emek ve zamanı, gerçekten serbest olan oyunculara harcamayı tercih ediyorlar. Özellikle 15 günlük bekleme süresi takımları çok zorluyor. Herkesin korkusu, anlaştıkları sınırlı oyuncunun takımı kontratı aynı şartlarda kendisine alırsa, yedekte beklettikleri serbest oyuncunun bu 15 günlük bekleme süresinde başka bir takıma gitmesi. Ki bu da gayet normal. Çünkü yedekte bekletilen oyuncular da B Planı, üstelik uygulamaya geçip geçmeyeceği belirsiz bir B Planı olmaya yanaşmıyor.

Spurs ve Pistons diğerlerinden farklı

Sözün özü, Hidayet ve Mehmet'in önlerindeki tercihler konusunda biraz elleri kolları bağlı. Ancak iki tane de önemli avantajları var. Birincisi, bu sezon oyuncu piyasası bir hayli kısıtlı olacak. Kontratı biten ve serbest kalan oyuncu sayısı sınırlı. Yani arz çok düşük, yeniden yapılanan takımlara bakınca talebin de bir hayli fazla olduğunu görmek, piyasanın hareketli olacağına işaret.

İkincisi ve daha önemli olan ise Detroit Pistons ve San Antonio Spurs pek çok takımın aksine Amerika'nın o vahşi kapitalizm kurallarından bir nebze olsun kendini ayırabilmiş, daha saygın ve kaliteli kurumlar. Oyunculari ile sözleşme yaparken "acımasız işadamı" portresinden uzak durmaya gayret edip Hulusi Kentmen tarzı anlayışlı yöneticiliği benimsiyorlar. Oyuncularını "ucuza kapatmayı" kendi klaslarına yakışmayan hareketler olarak görüyor, beraber yola çıktıkları isimlere, hakları ne ise teslim etmek için çaba gösteriyorlar.

Bunun en yakın örneğini bir sene önce gördük. Sözleşmesi sona eren Richard Hamilton 7 yıl ve 63 milyon dolarlık bir sözleşme imzaladı. Hamilton piyasaya çıksaydı, muhtemelen hiçbir takım "sınırlı serbest" Hamilton'a bu paranın yarısını dahi vermeyecek, Detroit de kontratı o şartlarda (7 yerine maksimum 6 yıl ve 63M'dan daha düşük meblağda) kendi bordrolarına ekleyebilecekti. Ancak Detroit onu böyle bir duruma zorlamak ve piyasadan alacağı parayla takımda tutmak yerine, hakettiğine inandığı kontratı önüne koydu. San Antonio'nun da benzer bir uygulama yapacağınıza şüpheniz olmasın.

Gelelim Mehmet ve Hidayet'in durumuna

Ortaya çıkan bu resimde, ne yapmaları kariyerleri için en hayırlısı olur? Göründüğü gibi aslında çok da hareket alanları bulunmuyor. Ancak yine de bir tercih kullanacaklar ve bu tercihin önemi çok büyük. Mehmet iki yıllık bir oyuncu olduğu için Detroit onu kadroda tutabilmek için ücret tavanının üzerine fazlaca çıkma şansına sahip değil. Ancak iki yıllık oyunculara verilebilecek Early Bird Exception'ı kullanarak salary cap'i aşabilirler, ki bu, yıllık %12.5 artış avantajını taşımasına rağmen en fazla 6 yıllık ve başlangıç sezonu ücreti olarak da Mehmet'in son aldığı ücretin (veya NBA ortalama ücretinin - average salary) %175'i şeklinde olabilir. Mehmet'in 2003-4 sezonu için aldığı paranın $1.1M olduğu düşünülürse, Pistons'ın ona cap'i aşma pahasına teklif edebileceği bu kontrat da performansını ve buna bağlı tahmini piyasa değerini karşılamaktan çok uzak. Dolayısıyla Pistons, Mehmet'e Early Bird Exception dışında daha yüksek bir meblağda teklif götürmek için verecekleri kontratla cap'in altında kalmak zorunda, veya bir istisna, daha yüksek bir ücret verip bunu yaparken de cap'i aşabilmek için kalan tek yolu, yani mid-level exception'ı kullanacaklar (bu da önümüzdeki sezon için $5M civarında olacak). Yani Detroit ücret tavanının 4 milyon dolar altındayken Mehmet başka bir takımdan ilk sezona $6M'dan başlan bir kontrat alırsa, Detroit'in bunu üzerine alma şansı, ücret tavanı kuralları nedeniyle yok. (Mehmet ilk tur seçimi olup da Pistons ile baştan üç yıllık çaylak kontratı yapmış olsaydı, bunun dördüncü yılı için de takım opsiyon kullansaydı, o zaman iki sezon sonra sınırlı serbest kaldığında hem Pistons ona tüm diğer takımlardan daha uzun ve fazla bir kontrat önerme, hem de teklif edilebilecek herhangi bir kontratı aynen karşılayıp üzerine alma hakkına sahip olabilecekti. Yani esasen çoğu örnekte oyuncu için avantajlı gibi görünen Full Bird hakları, iş böyle olsaydı bu kez Mehmet'in değil, onu tutmayı isteyen Pistons'ın işine yarayacaktı.)

Hidayet ise 4 (3+1) yıllık bir kontratı bitirdiği için Full Larry Bird haklarına kavuştu ve San Antonio salary cap'i aşma derdine düşmeden Hidayet'e hak kazandığı maksimum süre ve miktarı verebilir. Yahut ona teklif edilebilecek ve kendisininkinden az olmak durumundaki herhangi bir teklifi aynen karşılayarak, cap exception kullanmak suretiyle tutabilir.

Mehmet Okur: Gitmenin avantajları

Önce Mehmet'in durumuna bir bakmak gerekiyor. Çünkü onun işi bir hayli karışık. Sonda varacağımız noktayı baştan koyalım: Görünüşe göre Mehmet'in artık Detroit'le yollarını ayırma zamanı geldi.

Pistons, NBA'de oynamak isteyeceğiniz en iyi takımlardan biri. Kaliteli, ayrımcılık yapmayan, dürüst bir yönetime sahip. Üstelik iddialı bir kadro ile sürekli üst düzey başarıları hedefleyen, bunun için oynayan, kazanan kadrolara sahipler. Amaçsız takımlarda oynamanın manevi baskısı ve bunun oyuncuda yaratacağı zihinsel erozyonun etkileri çok acı verici olabilir. Sporcunun her zaman bir hedef doğrultusunda ilerleyecek motivasyona ihtiyacı vardır. O oynama ateşinin kaybolması en büyük tehlikelerden biri. Ancak işin idari ve sosyal tarafı çok parlak görünse de, saha içi gelişmeler Mehmet'in artık kendi kariyeri için sezon sonunda yeni bir takıma gitmesinin en hayırlı seçenek olduğunu gösteriyor.

Rasheed Wallace takıma geldikten sonra Detroit'te önemli bir değişiklik oldu. Rasheed, Mehmet'in yerine ilk beşe çıktı ama rol olarak milli oyuncumuzun rolünü kapmadı. Aksine Ben Wallace'ın rolünü üstlendi. Yani Rasheed, 4 numara pozisyonunu kaptı. Uzun kolları ve atletik yeteneği sayesinde sırtı dönük hücum eden rakiplere karşı bire birde oldukça etkili oluyor. Ayrıca hücumda Detroit'i dış oyunculara bağımlılıktan kurtardı ve içeride yeni bir opsiyon oldu. Bu sayede Ben Wallace da Mehmet'in rolüne, pivot pozisyonuna geçti ve artık adam kovalamak yerine serbest savunmacı gibi tüm penetreleri takip ediyor, takım arkadaşlarından kaçıp topla içeri sızan rakiplerin karşısına savunmanın son ve en büyük tehdidi olarak dikilebiliyor. Hücumda ise yetenekleri sınırlı olduğu için fazla sorumluluk almadan, potaya daha yakın oynayarak hücum ribaundu kovalıyor. Mehmet sahada olduğunda ise Ben Wallace, Rasheed'in rolünü üstlenmek zorunda kalıyordu.

Şu anki durumdan yeni koç Larry Brown memnun. Hatta Milwaukee ile oynanan ilk tur serisinin üçüncü maçında Mehmet, Ben Wallace erken faul problemine girip kenara geldiğinde oyuna dahil olmuş 11 dakikada 7 sayı, 4 ribaunt yapmış, Detroit'i ateşleyen isim olmuştu. Ancak Brown onu ikinci yarı hiç oynatmadı ve bu konuyla ilgili bir soruya "Eşleşmeler uygun değildi. Ayrıca iki Wallace sahada olduğu zaman kendimi çok daha iyi hissediyorum" diye yanıt verdi. Basın sürekli olarak konunun üzerine gittiği için Brown bir takım başka kaçamak yanıtlar da verdi. Bu düşüncenin ne kadar sağlıklı olduğu tartışılır ama önemli olan koçun planını açık şekilde ortaya koyması. O "Wallace x 2" formülünden yana. İleride "eşleşmeler uygun olunca" bile Mehmet'in ilk tercih olmayacağı kesin.

Mehmet, Detroit'teki iki senesinde çok önemli tecrübeler aldı. Çok tematik, oyunun en ince detayına kadar giren, adeta akademisyen bir koçla çaylak sezonunu geçirdi, daha sonra da uzlaşmacı olmaktan öte tartışmacı bir koçla zorlu bir yıl yaşadı. İlkinden NBA basketbolunun teknik inceliklerini, zorluklarını öğrendi. İkincisinden ise NBA'in fiziksel olduğu kadar psikolojik direnç de gerektiren bir yer olduğunu.

Ligdeki ilk iki senesini geçirebileceği en iyi yerdi Detroit. Joe Dumars gibi alçakgönüllü, dürüst ve saygın bir yöneticinin altında çalışmak da önemli bir ayrıcalık. Kendisini şahsen tanıma ayrıcalığına sahip biri olarak, herhangi bir sporcunun kariyerini bu denli asil ve dürüst bir yöneticinin, bir Hall of Famer basketbolcunun mentorluğunda geliştirmesinin ne kadar büyük bir şans olduğunun farkındayım. Ancak işin teknik tarafında Rasheed ve Brown olduğu sürece Mehmet'in asıl işini, yani basketbol oynamayı başarması zor. Üstelik bu sezon ikinci sırada draft edilen, ilk sezonunda bekleneni veremese de potansiyeli çok yüksek gösterilen Darko Milicic'in de yavaş yavaş, zorla da olsa rotasyona sokulacağını düşününce, pek çok takım uzun pozisyonunda yokları oynarken, Detroit'in burada bir enflasyon yaşadığı aşikar.

Mehmet bu sezon ilk beşte başladığı 33 maçta (çoğu Rasheed öncesi) ortalama 25 dakikada 10.7 sayı, 6.7 ribaunt, 1.1 blok ortalamaları yakalamıştı. Kenardan geldiği 38 maçta ise 20 dakikada 8.7 sayı, 5.3 ribaunt, 0.7 blok yaptı. En kritik dönem play-off'ta ise Milwaukee serisinde 10 dakikada 6.8 sayı, 2.8 ribaunt, 0.2 blok yapabildi. Rakamlar zaten durumu anlatıyor.

Mehmet oyunundaki pek çok eksikliğini geçtiğimiz iki sezonda giderdi. Yüzü dönük oyunu çok iyi olduğu ve NBA'deki dikdörtgen üç saniye koridoruna alışkın olmadığı için asli işi olan sırtı dönük potaya yakın oynamıyor, kendisine daha kolay geleni yapıp orta ve uzak mesafedeki silahlarını kullanıyordu. Bu özelliğini geliştirdi ve "asıl işi"ni daha ön plana çıkardı. Daha iyi bir ribaundçu oldu, atletik yetenekleri çok üstün olmasa da zamanlaması sayesinde iyi bir blok tehdidi de yarattı. Halen pas yeteneğini geliştirmesi gerekiyor çünkü özellikle ikili sıkıştırma gelince çok top kaybı yapıyor ama bu şu aşamada çok da önemli değil. NBA'de hem içerden hem dışardan oynayabilen, blok tehdidi olan kaç tane 2.10'luk oyuncu var ki?

Ayrıca Mehmet duygusal biri. NBA'in o vahşi profesyonel ortamında duygusallığa yer olmadığını bir şekilde öğrenmeliydi. Brown'la zor yoldan da olsa bunu da öğrendi. Artık derisi daha kalın. Artık kendi ayakları üzerinde durabilir.

Rasheed Wallace'ın kararı önemli

Mehmet şimdilik gözünü şampiyonluğa diken Detroit'e mümkün olduğunca yardım edebilmeye konsantre olmuş durumda. Ancak sezon sonunda kontratı bittiğinde Denver, Atlanta, Memphis, Phoenix gibi kendisiyle ilgilenen takımları değerlendirmeye almalı. Rasheed burada kaldığı, Brown da bu stili tercih ettiği sürece Mehmet'in gitmesi kendisi için en hayırlısı olacak.

Bu takımlardan hangisinin öne çıkacağını kendisi daha iyi bilir ama iyi çekirdek yaratan Denver (Marcus Camby beklendiği gibi takımdan ayrılırsa), Memphis ve Phoenix, başarıdan bir 2.10'luk pivot uzaklığında görünüyor. Zaten bu takımların Mehmet'le ilgilenmesinin temel sebebi de bu. Mehmet de onlarla ilgilenmeli.

Mehmet'in ne yapacağı/yapabileceği, aslında Rasheed'in ne yapacağı ile direkt ilgili. Eğer Detroit play-off'ta çok ilerleyebilir, mesela bir NBA finali oynar, Rasheed de yıllar sonra nihayet bulduğu bu huzur ortamından memnun kalıp kontratını yenilemeye karar verirse (gerçi dedikodular karısının Detroit'i istemediği yönünde. Biz de bu tip "hanım veto"larının sadece İskandinav oyuncuları transfer etmek isteyen futbol takımlarımızda olduğunu sanırdık) Mehmet için önemli bir kapı açılacak.

Detroit gelecek sezon ücret tavanının (salary cap) yaklaşık 9 milyon dolar altında olacak. Rasheed'in biten kontratı 3 yıldan daha uzun olduğundan (full Bird rights), onu tutmak için bunun istedikleri kadar üstüne çıkma şansları var. Ancak Rasheed'in hayallerinden biri New York'ta oynamak. Madison Square Garden'ın, Knicks'in o büyülü atmosferini solumak istiyor Rasheed. Ve Knicks yönetiminin de yaklaşık 5 milyon dolar olması beklenen mid-level exception'ı Rasheed'e vermeye hazır olduğu konuşuluyor. Böyle bir durumda Rasheed'in de kalmak için bu 5 milyon doların bir hayli üstünde, 9-10 milyon dolar civarında bir rakam isteyeceği açık. Bu durumda bu tip kontrat verildiği anda Detroit, Mehmet sadece 2 senelik bir oyuncu olduğu ve full Bird haklarını almadığı için salary cap'in üstüne çıkamayacak ve kurallar gereği ancak kendi mid-level exception'ı olan ilk sezonu 5 milyon dolardan başlayan, maksimum 6 yıllık ve %10 artışlı bir kontratı karşılayabilecek. Mehmet ölçeğinde değerlendirebileceğimiz oyuncuların (mesela Radoslav Nesterovic) yaklaşık 7-8 milyon dolar alabildiği bir ortamda, Mehmet bu tip bir kontrat bulabilirse, Detroit istese de kendisini tutamaz. Bu kontratı karşılayıp üzerine almasına NBA kuralları izin vermez. Aynı Gilbert Arenas'ın Golden State Warriors'dan ayrılışı gibi, Mehmet de serbestliğindeki "sınırlı" ibaresinden sıyrılabilir.

Elbette burada küçük ama önemli bir detay da devreye giriyor. NBA'e yeni katılacak olan Charlotte Bobcats'in yaz başındaki (22 veya 23 Haziran) genişleme draft'i sırasında Detroit'ten alacağı (eğer alırsa) oyuncu çok önemli. Eğer Bobcats, Detroit'ten Elden Campbell veya Corliss Williamson'dan birini alırsa, Pistons'ın salary cap'inde 4.4 (Campbell) veya 5.5 (Williamson) milyon dolarlık bir rahatlama daha oluşabilir. Hatta Bobcats çok ileri gidip Mehmet'i de seçebilir ve bu durumda Mehmet'in serbestliğinin önündeki "sınırlı" ibaresi otomotikman kalkar ama bu oldukça uzak bir ihtimal olarak görünüyor. Williamson'ın seçilmesi durumunda cap'inde 15 milyon dolarlık bir rahatlama yakalayacak olan Pistons yönetimi, mesela Rasheed'i de 8 milyona ikna ederek, Mehmet için 7 milyon dolara kadar yer açabilir. Ve Brown ne derse desin, Joe Dumars her fırsatta "bu takımın geleceğinde önemli bir rol oynayacağını" söylediği Mehmet'i tutabilecek fırsatı yaratmak için bütün bu numaralara başvuracaktır, emin olabilirsiniz. Dumars'ın Rasheed takası sırasında Chucky Atkins'i takımdan göndermesinin tek nedeni de bu mali esnekliği sağlamaktı zaten. Salary cap'deki boşluk sadece ve sadece Mehmet için var. Yoksa amaç Rasheed'i tutmak olsaydı, kurallar zaten salary cap'e bakmaksızın istediği rakamı vermesine izin tanıyordu. Ancak şimdi hesaplar biraz işler değişti. Rasheed takımda önemli bir rol aldı. Koç onun yanında ve takım iyi gidiyor. Bu Dumars'ın daha önce yaptığı uzun vadeli planlarla çok örtüşmüyor.

Sezon sonunda Rasheed giderse zaten sorun kendiliğinden ortadan kalkacak ve Mehmet seve seve Detroit'te kalacaktır. (Zaten seve seve kalmasa da kurallar, cap space'i olan bir Pistons izin vermediği sürece bir yere gitmesini engelliyor). Ama Rasheed kalırsa, Mehmet'in Gilbert Arenas'ın izinden giderek, Pistons'ın ücret tavanı içinde karşılayamayacağı bir kontrat bulup takımdan ayrılması en hayırlısı olacak.

Hidayet Türkoğlu: Kararı takım verecek

Hidayet'in durumu çok daha basit aslında. Hemen söyleyelim: Kalması onun için en iyi tercih olacak. Zaten Bird hakları Spurs'de olduğu için takım izin vermeden bir yere de gidemez ama o kalmak için çalışmalı.

Hidayet oyun karakteri gereği bir bitirici değil, daha çok tamamlayıcı. Onun en önemli özelliği çok yönlü oluşu, oyunun pek çok alanına katkı yapması, pek çok farklı açık ve gediği doldurması. Pozisyonundaki diğer oyunculara oranla daha uzun olması çabukluk eksikliğini fazlasıyla kapattığı için, savunmada yarım adım geride durarak oyuncusunu kontrol edebiliyor. Koçu Gregg Popovich'ten "Bu pozisyonda şu ana kadar Spurs forması giyen en iyi ribaundçu" övgüsü alacak kadar önemli bir ribaunt gücüne sahip. Ayrıca top hakimiyetinin yüksekliği ile kendi ribaundunu aldığı zaman oyun kurucu gibi fast break'i yönlendirebiliyor. Bu sezon özgüvenini kazandıkça iyi bir sabit şutör olduğunu da hatırladı ve bir ara tüm NBA'de en yüksek yüzdeyle üçlük atan oyuncu düzeyine çıktı.

Ancak Hidayet bu sezon kazandığı tüm başarıların içinde Spurs'ün payının büyük olduğunu unutmamalı. Spurs düzeninde, Tim Duncan gibi şu anda ligin en dominant oyuncusuyla oynamanın (Shaq hiç kusura bakmasın. O unvanı geçen sezon Duncan hakkıyla aldı) kendisine getirdiği avantajları çok iyi anlamalı. Eğer bunu göremiyorsa, Derek Anderson, Steve Smith, Sean Elliott, Stephen Jackson, Steve Kerr, Danny Ferry gibi daha önce kendi yerinde Duncan'la beraber oynayan sabit şutörlere sorabilir. Bu oyuncuların tamamı kariyerlerinin altın yılını Spurs'de geçirdiler. Bire birde durdurulamayan bir tehdit olan Duncan, aynı zamanda bencillikten hiç nasibini almamış, gönlü çok zengin bir karakter ve çok iyi bir pasör olduğu için etrafındaki sabit şutörlere sayısız boş şut hediyesi sunan bir fakir babası. Yardımsız durdurulamıyor. Yardım geldiğinde boş oyuncuyu anında buluyor. Ayrıca Spurs'ün hucüm tarzı Duncan'ın dipte (genelde sol) top alıp içerde oynayacağı alan bulması ve Tony Parker'ın ortaya girmesi temel prensiplerine dayalı. Avrupa'da En Değerli Oyuncu seçilen Ginobili'nin ilk beşten alınması ve yerine Hidayet'in terfi edilmesinde, Arjantinli yıldızın patlayıcı gücünü oyunun sıkıştığı anlarda kenardan getirip kullanmak ve Hidayet'in yükselen performansı kadar, Spurs'ün bu ana hücum prensiplerinin de rolü büyük. Hidayet dripling üzerinden oynayan, içeriyi karıştıran, kendi şutunu yaratmak isteyen ve çok top atan bir isim olsa aynı dakikaları alabilir miydi, bu hayli şüpheli. Spurs ortayı kenardan Duncan, yukarıdan da Parker'la deliyor. Orada Ginobili tarzında üçüncü bir delici sadece trafiği arttırıp üçlünün birbirlerinin yolunu kesmesine ve savunmanın içeriye kalabalıklaştırmasına neden oluyor. Spurs, Parker ve Duncan'ın yanında alan paylaşımını arttıracak, savunmayı geniş alana yayacak bir şutör arıyor, yeni bir delici veya skorer değil. Ron Mercer'ın da bu takımda tutunamamasının en önemli sebebi, bu alan paylaşımını tamamen karıştırmasıydı. Hidayet skor yüklenen değil, diğer alanlara katkı yapan bir oyuncu olarak ideal rolünü bulmuş görünüyor. Basketbolunu şu ana kadar hiç bu kadar etkili ve verimli kullanmamıştı.

Ancak Türkiye'deki spor ortamı istatistik, daha doğrusu sayı saplantılı olduğu için, bu ortamda yetişen ve bu öğretiyi alan Hidayet'in bu düşünce yapısıyla daha önce yaptığı hatalar kendi önünde duruyor. Bu tecrübeler geleceği için karar alırken ona yol göstermeli. Hidayet, Sacramento'daki ilk iki sezonunun ardından play-off'ta Stojakovic'in sakatlığının da yardımıyla ilk beşe yükselip Lakers önünde de çok başarılı maçlar çıkardığında, yeterince olgunlaştığına, bir nevi diyetini ödediğine inanmıştı. Yani "Tamam ben angaryaları tamamladım, artık işin kaymağını yemenin zamanı geldi" dedi kendi kendine. Nedense Türkiye'de işin kaymağının "şut" olduğu yanılgısının yerleşmiş olması, Hido'yu dripling üzerinden şut atan, ortaya girip vücut vücuda mücadelelere dalan başka bir oyuncu haline soktu. Sonra o itiş-kakıştan bir sonuç çıkaramayacağını anlayınca bildiğimiz (hiç hatırlamak istemediğimiz) o anlamsız geriye çekilerek atışlar geldi. Sonra da vücut vücuda mücadelede hayatları kas çalışmakla geçen siyahi oyunculara karşı hep ezildiğini görünce, parkede kendisini diğerlerinden ayıran fundamental üstünlüklerini kusursuzlaştıracağına, ağırlık salonunda kaslarını şişirmeye başladı. Halbuki NBA'de bu kas yığınlarından tonla bulunuyor. Bir tane fazlaya, üstelik bir tane beyaza hiç ihtiyaç yok. Hidayet onlardan ayrıldığı yetenekleri sayesinde bu ligde kendine yer bulabilmişti, onlardan biri olmaya çalışması ve temel fundamental özelliklerini de yitirmesi en büyük hatası oldu. Kilo aldı. Zaten çok çabuk olmayan ayakları biraz daha yavaşladı. Kıvraklığı azaldı. Hatta yeni gelişen kasları kollarının yıllardır alıştığı denge ve ritmi bozduğu için şutları bile olumsuz etkilendi.

Kings'in geçen sezon Stojakovic ve Hidayet'in beraber sakatlandığı dönemde Jimmy Jackson'ı alması da Hidayet için sonun başlangıcı oldu. Jackson tecrübesi ve yeteneklerini takım için kullanma özelliği sayesinde kendi hatalarının içinde kaybolan Hidayet'in yerini aldı. İkinci sezonunda 25 dakika ve 10.1 sayı, 4.5 ribaunt, 2.0 asist, 0.7 top çalma olan ortalamaları, daha ilerlemesini beklediğimiz üçüncü sezonda 18 dakika 6.7 sayı, 2.8 ribaunt, 1.3 asist, 0.4 top çalmaya indi. Halbuki Hidayet'in yeteneklerine Sacramento Kings kadar iyi hizmet edecek, bu topsuz oyun ve pas yeteneklerinin değerini en iyi bulacağı yerdi Kings. Takımın o uzunları yukarıda başlatıp sürekli paslaşan eşi bulunmayan hücumunu yaratan yardımcı koçu Pete Carrill, bir Hidayet fanatiğiydi. Princeton hücumu sisteminde Hidayet'in ne kadar verimli olacağını bildiği ve bunu sürekli tekrarladığı için takım içinde diğer oyuncuların "Hey koç. Sence Hido mu daha iyi, Michael Jordan mı?" takılmalarına bile maruz kalmıştı. Ancak Hidayet onun çizdiği yoldan gitmemeye karar verdi. Hatta üçüncü sezonunun başında o kadar ileri gitti ki, sezon başı kampında takımda Doug Christie'nin yerine kendisinin ilk beş çıkması gerektiğini söyledi. Halbuki bu karar ona ait değil. Koçun yapacağı bir tercih. Bu açıklamayı yapması, koçu anlamsız bir baskı altına almasının dışında, Christie ile arasını bozdu. Christie yıllardır bu takımda bulunan, NBA'de kendisini kabul ettirmiş önemli bir isim. Toronto Raptors günlerinde ligin en önemli skorerleri arasında olmasına karşın, Kings'de daha düşük bir role gönül indirmiş, takımın bire bir savunması en güçlü, rakibin skorerini durduran ismi. Rol olarak yerini alamayacağı bir ismi kendisine rakip belirlemesi teknik açıdan hataydı. Bu açıklamayı yapması kendisinin bencil görünmesine yol açtı. Üstüne üstlük, bu karar verilecek olsaydı bile koçun bu yarı-ultimatom gibi açıklamadan etkilenmediğini göstermeden bu tercihi kullanmasını imkansız hale getirdi. Ve o çok uyumlu takım içindeki çatlak ses konumuna geçti.

İkinci şansını iyi kullandı

Hido da Mehmet gibi kariyerine kendisine en uygun yerden başlamıştı ama artık oraya dönme şansı yok gibi. Şu anda en iyi alternatifte ve bu gelen ikinci şansı kesinlikle tepmemesi gerekiyor. Spurs için boşuna "rehabilitasyon merkezi" denmiyor. Hidayet'in tüm hatalarını kendisine anlatıp bunları nasıl yeneceğini anlattılar, öğrettiler ve yenmesini sağladılar.

Ondan ne istendiğini çok iyi anlatıp, ona kendi yeteneklerinin önemini çok iyi aktardılar. Spurs Genel Menajeri RC Buford, İsveç'teki Avrupa Şampiyonası'nda kendisiyle konuştuğumuzda, "Ben Hidayet'i 17 yaşından beri izliyor ve ona inanıyorum. Şu anda hiç enerjisi yokmuş gibi duruyor. Umarım biz ona yeniden bu enerjiyi verebiliriz" demişti. Hidayet'e neden kendisini 17 yaşından beri izlediklerini çok iyi anlattı Spurs yöneticileri. Onu özel kılan nedenleri. Bu ligde oynamak için can atan dünya çapındaki yüzbinlerce basketbolcu arasında neden o çok ayrıcalıklı 450 kişi arasına girdiğini anlattılar. Ondan ne beklediklerini. Yukarıda özetlediklerimi, kısaca.

Hidayet kilo verdi. Bu işin daha kolay tarafıydı. Çalışıp yeniden eski özelliklerini kazandı, kendine ve dolayısıyla şutuna güveni arttı. Spurs düzenindeki rolünü her geçen gün daha iyi anladı. Sonuçta sezon ortasında Ginobili'nin yerini aldıktan sonra, ilk beşte çıktığı 44 maçta 30 dakika 11.1 sayı, 5.1 ribaunt, 2.2 asist, 1.2 top çalma ortalamaları ile yeniden Sacramento'daki ikinci sezonunda yakaladığı rakamlara ulaştı. Asist sayısının düşüp top çalmalarının artması, tamamen Kings ile Spurs'ün basketbol anlayışının eserleri.

Hidayet kendi rolünü tam olarak kabul etmeden, Sacramento'daki üçüncü senesinde önemli bir hata yaptı. Bitirici rolünün, tamamlayıcı rolünden daha önemli olduğuna inanıyordu. En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında çok başarılı bir yapımın bir parçası olmayı tercih edip Oscar alabilecekken, o atv'nin geceyarısına doğru yayınlamayı sevdiği B tipi kötü aksiyon filmlerinden birinin kahramanı olmaya çalıştı. Kevin Spacey olabilecekken, Dolph Lundgren olmanın daha önemli olduğunu sandı. Yanıldı. Yanıldığını şu anda daha iyi görebiliyor olmalı.

Bu hatayı tekrarlamamak için sezon sonunda Spurs'de kalmalı. Çünkü tamamlayıcı oyuncular kendi kimliklerine uygun takımda yer almazlarsa, bir anda bench'in derinlerinde unutulan isimler olabilirler. Tamamlayıcı oyuncu tamamladıklarıyla uyuşamıyorsa, bu role başka isimler rahatlıkla bulunabilir. Mesela Hidayet'in özellikleri New Orleans Hornets gibi topa sürekli hakim olan bir oyun kurucunun yanında çok verimli olmayabilir. Hidayet önce tamamlayıcı olduğunu anlayıp daha sonra da en iyi neyi tamamladığını iyi tartmalı. Ve bunu yaptığında onun için Sacramento ve San Antonio'dan daha iyi çok az alternatif olduğunu görecek.

Sacramento'da koç Rick Adelman'ın rahat ve dizginleri takımın tecrübeli isimlerine emanet eden, oyuncuların kendi tercihlerini yapmasına izin veren tarzında Hidayet'in çok verimli olmadığını, yanlış yollara çok kolay saptığını gördük. Hido eski bir asker olan Gregg Popovich'in daha disiplinli, her yapılması gerekeni dikte eden tarzında çok daha rayında gidiyor. Kafası "işin kaymağını yemeye" kaymıyor.

Bu kaymak konusunu da aslında açmak lazım. Kimse kimseyi kandırmasın. Sonuçta bu kaymak konusu gidip gelip George Washington'ın yeşil zemin üzerindeki gülen yüzüne dönüşüyor. Bu işin asıl kaymağı para. Ve Hidayet'in de bir tercih yaparken göz önüne alacağı bir numaralı kriter para olacaktır.

Geçtiğimiz sezon Stephen Jackson'ın Spurs'de aldığı rol düşünülünce, Hido'nun da Jackson'a önerilen 3 yıl için 10 milyon dolar veya belki biraz üzerinde bir teklif alacağını bekleyebiliriz. Eğer başka bir takım Hidayet'in kendi yapısı için uygun olduğunu düşünür ve yıllık ortalama 5 milyon dolarlık bir öneri yaparsa, Hidayet'i o düzey bir oyuncu olarak görürse, Hidayet bu takımı tercih edebilir. Hido en azından daha gitmeden kendisine değer verildiğini hissederek, şu anda Spurs'de yakaladığı özgüven düzeyini koruyarak kendini yeniden "atarak" kanıtlamaya kalkmaz.

Spurs genelde oyuncularına köle muamelesi yapmayı sevmediği için bir değer biçtikten sonra "sınırlı serbest" oyuncusuna verilen bir kontratı kendisine almayı tercih etmiyor. Spurs'ün tarzı değil. Ama sonuçta zaten Hidayet'e verilecek en iyi teklif, yine en çok uyduğu Spurs'den gelecekmiş gibi görünüyor. Umarım da öyle olur ve burada kalır. Çünkü o Kings'deki hatalar zincirinden sonra ikinci bir şans elde etti ve mutlu bir yuva buldu.

kkural@gazetevatan.com