NBA TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ
NBA
WALLPAPERS
COURTSIDE
|
Emrah GÖLBAŞI
18 MART 2006, CUMARTESİ
Bahar Geldi ve Yeniden
Yeniden Yapılanıyoruz!
Uzun bir aradan sonra herkese merhaba. All-Star arasından önce playoff için beslediğimiz incir çekirdeğini doldurmayacak kadar az umudumuzun da tamamen kaybolması, takasların getirdiği heyecanın bile önüne geçti. Sezon başında beklentilerin bu derece altında kalacağımızı düşünmemiştim doğrusu. Biten bir sezonun ardından ağlamaktansa, hem Magic taraftarlarının son yıllarda görmekten yavaş yavaş sıkılmaya başladığı "Bahar'da Yeni Sezon Planları" isimli oyunumuzu göstermeye başlayalım, hem de bu oyunun olası baş aktörlerine bir bakalım.
Kaçınılmaz son
Evet, Steve Francis takasından bahsediyorum. Geçen yazıda -tam da tozutmaya başladığı zamanlara denk geldiğinden- kendisine ufak çapta bir salvo düzenlemiş ve umutsuzlukla şu cümleyi sarfetmiştim: “Sonuç olarak, bizimkiler ne kadar istekli olsalar da, yeryüzünde Francis'i bu halinde, bu kontratla ve bu koşullarda almak isteyen bir GM olduğunu düşünmüyorum.”
Varmış oysa... Isiah Thomas'mış üstelik!
Takas döneminde Denver, Minnesota ve New York ön plana çıkmıştı. Takas değeri nerdeyse sıfırlanmış olan Francis'i elden çıkartmak için iştahlı olduğumuzun bilinmesi sayesinde, her takım haliyle ucuza kapatmak istiyordu onu. Bizim için önemli olan tek şey ise Florida'da miyadını doldurmuş Francis'i ve 48 milyon dolarlık kontratını sepetlemekti.
Sonuçta Francis gitti, yerine sezon sonunda bitecek 13 milyonluk kontratı ile Penny Hardaway ile Batuğ Abi'nin adamı Trevor Ariza geldi. Ayrıca Kelvin Cato'yu Detroit'e yollayıp, tüm zamanların en patlaması merakla beklenen adamı olan Darko Milicic'i ve Carlos Arroyo'yu kadromuza kattık.
Bu takas ile beraber de herkesin diline, T-Mac karşılığında aldığımız üç adamın da yok yere gittiği eleştirisi dolandı. Şimdi iki sezon öncesine dönüp de bu hikâyeye “vay efendim o takas niye yapıldı?” diyerek milyonuncu kez bakmaya gerek yok. Evet, T-Mac'i bir hiç uğruna vermişiz, bunu gördük. Ama takım T-Mac ile dibe vurmuştu ve bir hamle yapıldı. Üstelik T-Mac'in meşhur sırt sakatlığını ve şu anki durumunu düşününce, bu takasa çok kötü gözle bakamıyoruz. Sonuçta yapılan bu hamle tutmadı ve verim alamadığımız oyuncuları en iyi koşullarla elimizden çıkarmaya başladık. Ben bu bağlamda artık bugünkü yönetimi eleştirmenin gereksiz ve faydasız olduğunu düşünüyorum. Takımın içinde patlamaya hazır bir oyuncuyu bir üç sene daha barındırmanın getireceği risk yerine, olumlu sonuçlar vermesi daha muhtemel daha küçük bir risk aldılar. En azından geleceğe dair bir hamle yaptılar, şimdi bize sonuçlarını beklemek ve görmek düşüyor.
Gelenlere bakalım
Francis takasıyla gelenlerden Penny, bize sadece eski güzel günleri hatırlatmakla kalacak. Sezonun bitimiyle de kendisine yol vereceğiz. Şimdi gelelim bu takasın bizim için önemli kısmına.
Söylenilenlere göre, takas gerçekleşmeden hemen önce, Hardaway'in içinde bulunduğu pakette yer alacak oyuncu olarak konuşulan isimler Ariza, David Lee ve Nate Robinson idi. All-Star haftasonunda kendisinden en çok bahsedilen isim olan Robinson, belki o performansının da etkisiyle listeden çıktı. Bir diğer versiyona göre de Francis'in yanına eski tüfeklerden bir-ikisini koyup Hardaway'le birlikte Jamal Crawford'ı alacaktık. Crawford, Ariza'dan kat kat yetenekli olsa da, bizim ikinci bir Francis'e tahammülümüz yoktu zaten. Şu an en son ihtiyacımız olan şey, topu elinde isteyen sorunlu bir gard. David Lee ve Ariza ise bu sezon Larry Brown'ın elinde oyun hamurundan farksız bir hale geldiler. Lee'nin pozisyonu gereği pek fazla süre alamayacağını düşünürsek, Ariza bizim için en uygunuydu. Yetenekleri sınırlı olsa da, basketbol iştahı, savaşçılığı ve Larry Brown'a rağmen bu sezon kendisini gösterebilmesi Ariza için yeterli referanstır.
Gelelim diğer tarafa... Detroit ile yaptığımız takas bence gerçek bir kumardır. Sezon sonunda bitecek kontratı ile Francis'ten açılan boşluğu birleştirip iyi bir uzun avına çıkabilirdik. Bunu beklemek yerine Milicic ve Arroyo'yu kadroya kattık. Milicic bugüne kadar çok konuşuldu. Çalışmayı sevmediği sürekli söylendi ama bence onun en büyük şanssızlığı, Detroit gibi inanılmaz kadro istikrarına sahip bir takımda yer almasıydı. Öyle ki, Flip Saunders bile Milicic'e süre verme cesaretini -ve hatta fırsatını- yakalayamadı. Pozisyonuna ve cüssesine göre hızlı, blokçu ve dış şutu fena olmayan ama özgüveni oldukça yara almış bir Milicic var elimizde. Şimdi iş Brian Hill'e ve teknik ekip'e düşüyor. Milicic'e yeterli özgüven aşılanmalı ve biraz da fırsat verilip ne olacağına bakılmalı. Madem bu riski aldık, hakkını vererek sonuna kadar gitmeliyiz.
Şimdi de yenilenmiş kadronun performansına bir değinelim.
Grant Hill: Geçen sezonki istikrarlı görüntüsünden oldukça uzak bir yıl geçirdi kaptan. Bel fıtığı sakatlığını bir türlü tam olarak atlatamadı. Cleveland maçında eski sakatlığı da nüksetti. Kendisi nisan ayında dönmeye çalışacağını söylese de, bu sezon dönmesi zor. İyice gençleşen ve 'savaşarak kazanma' düsturunu edinmeye çalışan bu takımda artık uzun süreler alması da pek mümkün gözükmüyor. Ama onun gibi bir lidere de belli zamanlarda belli yerlerde kesinlikle ihtiyacımız var. Umarız seneye sakatlıklarını tamamen geride bırakmış, rolünü kabullenmiş bir lider olarak geri döner.
Dwight Howard: Tüm bu karmaşanın içinde bu sezonun en büyük kazancı ve ender ayakta kalan adamlarından oldu. Magic camiası için bu sezonun Ribaunt Kralı olmak istediğini söyledi. Eğer bunu başarırsa, NBA'in En Genç Ribaunt Kralı ünvanını da kazanmış olacak. (Şu anda 12.2 ribaunt ortalamayla üçüncü sırada. Marion 12.3, Garnett 12.4) Umarız başarır çünkü sezonun tamamında All-Star'lık bir performans sergilemesine rağmen takım olarak çok gerilerde kaldığımız için ona hak ettiği bu apoleti taktıramadık maalesef.
Jameer Nelson: Uzun süren sakatlığından Clevelend maçıyla döndü. Oynadığı son beş maçı 4-1 geçmemiz sırasında 13.2 sayı ve 7.2 asist ortalamalarla oynadı. Elbette bu bir tesadüf değil. Jameer, bu sezonun ortalarına doğru, takımın ihtiyacı olan bir oyun kurucu gibi oynamaya başladı. Gerektiğinde skor üretti ve en önemlisi, takımı oynatmaya başladı. En iyi olduğu dönemde sakatlandı. Şu an Hedo ile birlikte yegâne dış şut tehditimiz. Yazın biraz daha güçlenip savunmasını geliştirirse ligin en iyi gardlarından biri olması kuvvetle muhtemel.
Hido: Kısa bir sakatlık döneminin ardından ilk beş çıktığı son dört maçta oldukça iyi bir performans gösterdi Hedo. 16-7'lik sayı-ribaunt ortalamaları tutturdu. Özellikle GSW karşısında 21-14-8'lik gösterisi müthişti. Nelson ve Howard ile birlikte kadroda takas değeri olan üç oyuncudan biri. Ama şu yeniden yapılanma sürecinde kesinlikle Orlando'da kalmalı.
Tony Battie: Sezon ortasından itibaren daha fazla gayret göstermeye başladı. Kendisi de Florida'da mutlu olduğunu ve kontratının uzatılmasını beklediğini söyledi zaten. Sorun şu ki, acaba Battie pota altımız için yeterli mi? Kabul edeceği kontrata da bağlı olarak, yüksek bir rakam istemesi halinde, kendisine yol verilmesi kanaatindeyim.
DeShawn Stevenson: Bu senenin bir başka sivrilen ismi. Seozn başındaki sakatlığına rağmen büyük özveri ile oynadı. Oldukça iyi bir savunmacı olduğunu gösterdi. Keşke şutu biraz daha iyi olsaydı. Takımın genel anlamdaki şut özürlülüğü düşünüldüğünde, onun pozisyonundan gelecek dış şut tehditine çok ihtiyacımız var.
Darko Milicic: Takas olduğunda, bu takastan duyduğu memnuniyeti bol bol dile getirmişti. Başlarda az süre verilmesi ile sesini çıkarmaya başladı haklı olarak. Burada Koç Brian Hill'i eleştirmek durumundayım. Yukarıda belirttiğim gibi, Darko Milicic takası, dene-gör politikası üstüne kurulu bir takastı. Eğer ona yeterli süre verilmeyecekse Cato'nun biten kontratını vermenin ne anlamı olacak ki! Kesinlikle Darko'ya bu sezon sonuna kadar yeterli şans verilmeli. Bizde oynadığı 13 maçta yaklaşık 21 dakika ortalama süre aldı. Hill'in baştaki tutumunu düşününce "buna da şükür" diyoruz ancak bence hâlâ yeterli değil. Eğer bilmediğimiz fiziki bir problemi yoksa ilk beş tecrübesi de ona kazandırılmalı. İstatistikleri bence gayet olumlu. Pozisyon almasını iyice öğrenip maç tecrübesini arttırınca, biraz düşük olan ribaunt ortalamasını arttıracaktır. %50'nin üstünde isabetle şut atıyor ve en önemli özelliği olan bloklarda 2.54 ortalama ile oynuyor, ki süresine göre oldukça iyi bir rakam. Top kayıplarının fazlalığı ise biraz özgüven eksikliğine, biraz da kendini göstermek istemesine bağlanabilir. Özetle, "Milicic'den kesinlikle adam olur" gibi bir savım yok ancak ben ona yeterli şansın verilmesini istiyorum ve bence şu ana kadar kendisine verilen şansları iyi kullandı. Dwight Howard ile beraber pozisyon esnekliğine sahip olması da bize çok farklı bir back court kazandırabilir.
Carlos Arroyo: Geldiğinden beri kenardan önemli katkılarda bulundu. Takımın gelecek planları içinde olmak istiyorsa, takım için oynayıp Utah'da parladığı sezona geri dönmeli.
Trevor Ariza: Brian Hill'in neden süre vermediğini anlayamadığım bir başka oyuncu. Yukarıda nasıl bir oyuncu olduğunu anlattım. Takım savunmasına yapacağı katkı düşünülerek biraz daha üzerinde durulmalı. Grant Hill'in de olmayacağı bu dönemde Hido ile süreleri paylaşabilir.
Mario Kasun: Bir başka Brian Hill kurbanı. Hill'in ona davranışı, bana biraz Larry Brown'ı anımsattı. Süre aldığı ve iyi oynadığı bir maçın ardından bir-iki dakikada tutabiliyor onu Hill. Aynı şey maç içinde de geçerli. Potansiyeli olduğunu geçen yaz Avrupa Şampiyonası'nda göstermişti. Uzun oyuncuların ağaçta yetişmediği bu zamanda, onu küstürmek yerine takıma kazandırmalıyız. Real Madrid, bizden aldığından daha iyi bir ücreti ona şimdiden önerdi, gelecek sezon için. Real'e kalmadan, NBA'den de ona sulanacak takımlar olacaktır.
Diğerleri: Gerek yazıyı daha fazla uzatmamak için, gerekse uzun vâdeli planlarımızda yer almadıklarından, Augmon, Outlow, Garrity gibi eskilere ve kalanlara değinemiyorum. Üzgünüm çocuklar.
Arayı çok açtığım için biraz uzun oldu ama kolay değil Francis'in ardından takımı ve yazıyı toparlamak! Bir daha bu kadar ayrı kalmama sözünü de vererek, kalın sağlıcakla diyorum.
egolbasi@ku.edu.tr
16 OCAK 2006, PAZARTESİ
2006 Model Magic ve
Yeniden Francis Sorunu
Bayram öncesi yazıya başlamaya niyetlendim ama o anki formumuz ve derecemiz beni yanlış şeyler yazmaya yöneltebilirdi. Beklemek ve bu istikrarsız takımı daha uzun vadede değerlendirmek daha mantıklı bir yol gibi geldi, çünkü bu sene öyle bir performansımız var ki, art arda oynadığımız iki maç kimi zaman gece ile gündüz kadar farklı olabiliyor.
0-4‘lük serinin ardından 2005'in sonunda alınan 3 galibiyet, son yazılarında kaleminden kan damlayan ve gözlerinden ateş saçan yazarınıza oldukça iyi gelmişti. Ardından canlı izleme olanağına sahip olduğumuz yeni yılın ilk maçında, üstelik de Detroit önünde takımın direncini ve hevesini görmek, “Acaba sihirli bir değnek mi değdi bizimkilere?” dedirtmişti bana. Sabaha karşı uyanıp tedirginlikle televizyon karşısındaki yerimi aldıktan sonra, maçın ne zaman kopacağını beklerken, beklenmedik olanla karşılaştım. Özellikle Dwight'ın pota altında Wallace x 2'ye karşı Howard x 4'lük bir performans sergilemesi, hem onun gelişimi açısından, hem de takımda aralık ayı boyunca gördüğümüz isteksizliğin izlerinin yavaş yavaş silinmesi açısından gayet olumlu bir gelişmeydi. Ancak ardından, başta Toronto'dan aldığımız yüz kızartıcı yenilgi olmak üzere, ocak ayında yapmış olduğumuz 1-7'lik derece, üstüne eklenen saha içi-saha dışı olaylarla beraber, sezonun bizim için erken kapanmasına dair sinyaller vermeye başladı.
Sonuçta nerede miyiz? Güneydoğu'da Washington'ı bir altımıza bir üstümüze alır vaziyette iken, January Disaster 'ın ardından bayağı bir üstümüze aldık, onların 3 galibiyet gerisinde kendimize grubun 3'üncü sırasında yer bulduk. İki takımın istikrarsızlığının had safhada olduğu düşünüldüğünde, bu tablo sezon sonuna kadar devam edecek gibi gözüküyor. Doğu'da ise toparlandığımız 3-0'lık seri sonunda playoff potasına kadar girmiştik ancak ondan sonra bir 0-3, ardından tek galibiyet ve sonrasında düne kadar bir 0-4... Ve şu anda 13-22 ile konferansta 11'inci sıradayız, Bulls'un 1½ ve Celtics'in ½ galibiyet gerisinde.
Yeni yılda neler yaptık
Ofansif istatistiklerimizin yerle bir olduğu Toronto, New Jersey ve LA Lakers maçlarından sonra oyuncular kendinden o kadar çok utanmış olmalı ki, sezonun en iyi maçını oynadık Milwaukee karşısında. Özellikle sezon başından beri kronik hastalıklarımız olan az sayı, az asist, çok top kaybı vaziyeti, tek maçlığına da olsa düzelmişti. 21 asist ve 10 top kaybı bu sezon bizim için rüyâ rakamlar diyebiliriz. Bu maç ile baraber istatistiklere de yansıyan değişiklik, Brian Hill'in tasarladığı hücum varyasyonlarındaki değişiklik oldu. Şimdi burayı biraz daha açayım, ki bunun için yeni bir paragraf gerekiyor.
Sezon başından beri bir türlü oturtamadığımız hücum düzenini artık oyuncuların yeteneklerine göre şekillendirdiğine dair açıklamalarda bulundu coach Hill, ki zaten oynatmakta ısrar ettiği pasa ve topsuz oyuna dayalı Princeton Offense‘in uygulanmasında sorunlar yaşanıyordu. Kezâ sezonun şu ana kadar en az asist yapan takımının böyle bir düzende oynaması çok da mantıklı değildi. Pek tabii ki sürekliliği sağlayamadığımız sürece bunlar bizim için sadece anlık zevk olarak kalacaktır, çünkü sezon içinde zaten her takım bir-iki maçı üst seviyede oynar. İşte Toronto o akşam bize karşı %63 FG isabeti ile oynadı, 121 attı! Grant Hill'in de ameliyat olduğu kasık bölgesindeki ağrılar sebebiyle bu maçta oynayamadığını, takımın da maç boyunca aldığı 21 ribaunt ile tarihe geçtiğini belirteyim. Ayrıca Toronto maçı, Hill'in varlığının takım için hem oyun, hem de mental anlamda ne kadar önemli ve değerli olduğunun kanıtıdır. Onun olduğu maçlarda kaybetsek bile oyun disiplininden bu kadar kopmuyoruz.
Francis nereye koşuyor?
Bu aşamadan itibaren kaybettiğimiz maçların detayına inmeyeceğim. Çünkü yazıyı tasarlarken şunu fark ettim ki, kaybettiğimiz maçların çoğunun detayında Steve Francis saklı. Francis'de bu sezonun başından beri (birkaç maçı saymazsak) genel bir isteksizlik mevcut. Eskisi kadar şut kullanmamasının yanında, oyunun genelinde de sorumluluk almaktan kaçınıyor. (Söylemeye çalıştığım şey, oyununun giderek daha da pasif bir hal almaya başlaması, özetle.)
Francis zaten kariyerinin başından beri hepimizin bildiği bazı konularda sürekli eleştirilmiş, kimilerince "sorunlu" diye değerlendirilen bir basketbolcu. Ancak onu hiç bir zaman bu kadar pasif görmemiştik oyun içinde. Detroit, Toronto ve New Jersey yenilgilerinde ortalama sadece 8 top kullandı ve ortalama 4 top kaybı ile oynadı. Bu istatistikler de sanırım kendini oyuna vermediğinin en büyük kanıtıdır. Seattle maçında garbage time oynanıyor diye oyuna girmeyi reddetmesinin ardından süresiz olarak kadro dışı bırakıldı. Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir, Francis'in bu sezonki vukuatı da patlak verdi sonunda. Seattle maçına damgasını vuran Dooling-Allen Kavgası'ndan daha önemli bir gelişmeydi Francis'in bu hareketi. Kafa olarak hiç bir zaman da olgunlaşamayacağının da bir göstergesiydi belki.
Onu anlamak gerçekten mümkün değil. Florida gibi bir şehirde, kendisine sürekli destek olan disiplinli bir koçun yönetiminde, gelişmeye çok müsait bir takımın liderlik rolü biçilmiş kendisine; ancak eskisinden daha farklı değil maalesef. Hal böyle olunca T-Mac'i bir hiç uğruna takas ettiğimiz de ortaya çıkıyor. Mobley gitti, Cato gitti gidecek - ki gitmese de fark etmez... Francis de mâlumunuz.
Pek tabii ki bu gelişmelerin ardından Francis'in takas edileceğine dair dedikodular yayılmaya başladı. ESPN'de çıkan bir habere göre, Minnesota ile Szczerbiak-Hassell'a karşılık Francis takasının konuşulduğu söylendi; ancak böyle bir şeyin gerçekleşme olasılığının sıfıra yakın olduğunu da kabullenmek gerekir. Hele ki Wally'nin son zamanlardaki formu ve Francis'in ne mal olduğunun iyice belli olmasının ardından. Francis de bu gerçeklerin farkında olmalı ki, takımda kalmayı istediğine dair sinyaller veriyor menajeri vasıtasıyla.*
Sonuç olarak, bizimkiler ne kadar istekli olsalar da, yeryüzünde Francis'i bu halinde, bu kontratla ve bu koşullarda almak isteyen bir GM olduğunu düşünmüyorum. Muhtemelen de bugün-yarın takıma dönecektir.
PG'mizi bulduk
Francis'in bu akrobatik hareketlerinin ardından takımda olumlu yönde gelişen olay ise Jameer Nelson'ın ilk beşe yerleşmesi ve sezon başından beri ihtiyacımız olan bir PG gibi oynamaya başlaması... Portland maçında 20 sayı - 13 asist ve dün gece oynanan Sacramento maçındaki 29 sayı - 9 asisti takdire şâyan. Ayrıca kendisi son 8 maçta 23 sayı ve 7.25 asist ortalamaları ile oynuyor. Şut seçimlerindeki doğru tercihleri ise geçen seneye oranla oyununun biraz daha olgunlaştığının göstergesi.
Önümüzde neler var?
0-4'lük deplasman serisinin ardından çarşamba akşamı, 3 galibiyet gerisinde ve grupta bir sıra altında olduğumuz Wizards'ı evimizde ağırlıyoruz. Bu tabii ki grubumuz açısından büyük önem taşıyan bir maç. Ardından yine önemli bir Güneybatı maçında Charlotte'ta bu kez 3 galibiyet gerimizde ve bir sıra altımızdaki Bobcats ile oynayacağız. Sonra tekrar evimizde Kings ve Suns'la, sırasıyla. Sacramento maçındaki gayret ve oyunun kimi bölümlerindeki performansımızı tekrar edersek, Francis olmadan daha kişilikli bir takım olduğumuzu gösterebiliriz kendimize ve herkese. Hatta belki Francis de bunu görür de, o kişilikli takımın doğru düzgün bir parçası olmak filan isteyebilir, kimbilir.
*: Francis' agent, Jeff Fried said Francis is prepared to do whatever is reasonable, whatever is appropriate. Asked whether Francis was in a better state of mind, Fried said, "Oh, yes. He went to Houston to clear his head, and he's ready to get back to Orlando and with his team. He's ready to get going." - Orlando Sentinel
27 ARALIK 2005, SALI
Lânetli Aralık
Başlığa bakınca, kendinizi kan revan içinde genç bünyelerin katledildiği bir teenslasher'ın tam ortasında, elinde bilumum kesici-delici alet ile ortalıkta volta atan katilin önünde kaçarken düşüneceksiniz belki. Düşünmekte de gayet haklıdır gönlünü mavi-beyaz renklere vermiş, başarıya susamış Magic taraftarları. Çünkü bu aralık ayının sonu gözükmüyor hakikaten. Oynanan oyun giderek daha da kâbus bir hâl almaya başladı. WaterHouse Center ise adeta korku filmi setine döndü.
Bir önceki yazıyı, umutlarımızı taze tutan Denver galibiyeti ile kapatmıştık. Anlıyorum ki züğürt tesellisi imiş o maçtan zorlukla çıkarmaya çalıştığımız umut kırıntıları. O günden beri Knicks maçı hariç gün yüzü göremedik ve daha da acı olanı, evimizde oynadığımız son 3 maçı kaybettik. Üstelik mücadele etmeyerek ve teslim olarak. Bu yüzdendir ki dün gece oynanan Bucks maçını beklemedim bu yazı için. Yok arkadaş, böyle rezil rüsvâ sonuçlarla gelmeyin bana! Ne haliniz varsa görün! (Ki böyle deyince anlıyor takım ancak, bakın Bucks'ı yendiler 108-93!..) “Bir sonraki yazıya kadar bir ara o 8'inci sıraya çıkmış oluruz umarım ya da hâlâ çıkma umudumuzu koruduğumuzu yazabilirim sizlere” diyerek kapatmışız son yazıyı. O günden bu yana oynadığımız 6 maçın 4'ünü kaybettik, aralık ayındaki derecemiz ise çok ışıltılı gerçekten: 3-10! Doğu'da 11'inci sıraya kadar inmiş vaziyetteyiz. Ayrıca galibiyet yüzdelerine baktığımızda, tüm takımlar içinde düne kadar sadece Charlotte, Toronto, Atlanta, NewYork ve Portland'dan daha iyiydik, Milwaukee'yi yenince Houston ile Sacramento'yu da altımıça aldık, aman ne başarı! Öte yandan, Atlanta ve Toronto'daki kıpırdanmaları da düşünürsek, bu kısa süreli çıkışımıza rağmen daha alt sıralar için de iddiamızı koruyoruz hâlâ! Herhalde haberler bundan daha kötü olamazdı. Peki neler oluyor takımda?
Hani bir sistem oturtmuştuk, ne oldu ona?
Sezon başında oynadığımız maçlara baktığımızda daha sert savunma, daha organize hücum ve oyun içinde devamlılık gibi oyun karakterimizi tanımlayan ve bizleri de “Sonunda takımda taşlar yerine oturmaya başladı” diye sevindiren pozitif taraflarımızı, özellikle son maçlarda tamamen kaybettik. Her ne kadar daha organize hücum tabirini kullansak da, düşük skor üretmedeki sıkıntımızın Hill'in gelmesi ile çözüleceğini iddia etmiştik. Sakatlıktan yeni çıktığını belirtmekle beraber, uzatmada kaybettiğimiz Dallas maçı, bir de kısmen dünkü Milwaukee karşılaşması (20 sayı ama başka da bir halt yok) hariç, pek fark yaratmadı onun dönüşü.
Bizi sıkıntıya sokan en büyük değişim ise, iyi savunmayla bütünleşince maç kazanmamızı sağlayan yarı saha basketbolunu unutmamız oldu. Geçen sezona benzer şekilde fast break'lerin artması ve hücumda başrolü sistem yerine oyuncuların almaya çalışması, zorla oturttuğumuz hücum sistemimizi bozduğu gibi, geri dönüşlerde de zorlanmamıza yol açtı, yediğimiz fast-break sayılarını da arttırdı.
Brian Hill sanki sezon başında takım üzerinde kurduğu kontrolü kaybetmiş gibi. Kasdetmek istediğim disiplin değil kesinlikle ama ne oynatacağına karar vermesi gerek artık. Sonuçlar iyi ya da kötü ama en azından sürekliliği olan bir hücum şeklini takıma adapte etmeliyiz.
Son maçlarda istatistik nâmına olumlu tek şey, top kayıplarının biraz azalması oldu. Ancak asist sıralamasında hâlâ dipteyiz ve eldeki kadroyla bunu yukarılara çekemeyeceğimiz aşikâr. Düşünsenize, Steve Francis'in en çok asist yapan oyuncu olduğu bir kadromuz var. Gardlarımızın pas yeteneği oldukça sınırlı. Hedo, DeShawn, Dooling ve Nelson'un toplam asist sayıları 10'u bile bulmuyor. Hal böyle olunca topu içeriye indirmekte inanılmaz zorlanıyoruz ve teoride oynar gözüktüğümüz hücum organizasyonunun, pratikte bize skor olarak geri dönmediğini görüyoruz.
Sezon başından beri yaşadığımız sakatlıkların etkisini inkâr edecek değilim ancak eldeki kadroya biraz takviye gerekecek gibi gözüküyor. Çünkü devamlılıktan ziyade burada daha önemli olan mevzu, oynamak istediğimiz basketbola uygun yapıda oyuncularımızın olmaması. Uzunlarımız Cato ve Battie rezalet bir sezon geçiriyorlar. Onlara da sıra gelecek az sonra, bekleyiniz!
Kaybedilenler
Grant Hill'in dönüşünü kutladığımız Knicks maçını, oyun karakterimize pek de uygun olmayan bir şekilde kazandık. Hedo ve Garrity'nin dış atışlarda sezonun en iyi yüzdelerine ulaşmaları ve Howard'ın ilk üç periyoddaki etkili oyunu, maçı koparmamıza sebep oldu. Beklenilenin ve açıklananın aksine Hill ilk beşte döndü takıma. Sadece 5 şut kullandı ve 5 de top kaybı yaptı. Büyük oyuncular uzun sakatlıkların ardından büyük bir iştahla dönerler genelde. Hill bu iştahını Knicks maçında göstermedi ama Dallas deplasmanında attığı 28 sayı ile asıl season opening'i yaptı. Oldukça iyi mücadele ettik, sonuna kadar getirdik maçı ama Dallas sezonun en performanslı takımlarından biri ve Nowitzki her zamankinden daha iyi oynuyor. Yenilmemiz anlaşılır ve kabul edilebilir. Ancak benim kabul etmek istemediğim olay şu. Sen git Dallas gibi bir takıma oralarda kök söktür, taraftarına umut ver, onları heveslendir. Sonra gel evinde yenmen gereken senin seviyendekilere hatta daha aşağıdakilere yenil. Hem de hiç mücadele etmeden.
Evimizde oynadığımız son 3 maç büyük bir hayal kırıklığı oldu herkes için. "We got to get out of this habit of taking two steps forward and one step back before we can start moving forward again" diyerekten, maç sonu özlü sözler sıralamasında bu hafta da birinciliği kimseye kaptırmadı Brian Hill. Ne diyelim, gayet yerinde bir teşhistir. Kim mehter takımı olmak ister ki? Toronto maçı bize her şeyiyle geçen sezonu hatırlattı kısacası. New Jersey maçı ise tam bir Francis saçmalığıydı. 7 top kaybı ile hücumumuzu baltaladı, saçımızı döktü. Bu haliyle oynamak istediğimiz basketbolün bir parçası asla değil Francis ve hiç olamayacak gibi gözüküyor. Lakers maçı için fazla söze gerek yok. Bu kadar formda bir Kobe'nin karşısında, bu kadar dağılmış bir takımla pek şansımız yoktu. Sadece Chris Mihm'e attırdığımız 20 sayı, yöneticilerimize bazı oyuncular konusunda ne yapmamız gerektiği ile ilgili mesajı vermiştir umarım.
Neler yapılabilir?
Bu soruyu sormadan önce şunu cevaplayalım; bu sezona yine birkaç sezondur olduğu gibi kaybedilmiş bir yıl olarak mı bakıyoruz? Eğer hâl böyle ise bu kadro ile zamanında biraz oynayarak çok daha iyisini yapabilirdik. Yoksa Dwight Howard'ın etrafında oluşturmak istediğimiz asıl takımın temellerini de yavaş yavaş atmamız lazım.
Öncelikle Battie & Cato çifte-kazmasıyla bu işin gitmeyeceği belli oldu. En azından Howard daha iyilerini hak ediyor diye düşünmeliyiz. Her ikisinin ismi de takas dedikodularında geçiyor ve kontratlarının son senesindeler. Şu an için herhangi bir takasa girmeyeceksek, seneye 13 milyon dolarlık yer açılıyor cap space'imizde. Özellikle Cato'nun Denver tarafından istendiği çok yazılıp çiziliyor. Earl Watson + Nene süper bir teklif olurdu ama Denver'in GM'inin o kadar salak olduğunu sanmıyorum. Hele de Earl Watson süre bulup gayet olumlu oynamaya başlamışken. Aslında tam ihtiyacımız olan oyuncu. Memphis yıllarındaki gibi oynarsa PG'de çok faydalı olabilirdi.
Eğer böyle bir takas olursa onlar muhtemelen Voshon Lenard'lı bir teklif getirirler önümüze. Ya da bu sene bu adamları haraç-mezat elden çıkaracağımıza sezon sonunu bekleyelim, salalım gitsinler dağa bayıra. Ardından da büyük düşünür Ron Artest'in dediği gibi; “İdeal bir dünyada yaşıyor olsaydık, Ben Wallace'a imza attırıp bayrağı öptürürdük.” Onu Detroit'ten koparmayı başaramazsak, Lorenzen Wright ya da Naz'r Mohammed gibi 2'nci sınıf uzunlara bakarız -- ki onlar da mevcut takımlarında rotasyonun parçası durumundalar, Wright biraz daha fazla, Mohammed yerini sağlamlaştırmaya çalışıyor; fakat ikisi de herhangi bir takım için vazgeçilmez değil, en azından bunu da biliyoruz.
Bunları konuşmak için henüz çok erken olsa da, takım böyle rezil oynadıkça ben de gelecek güzel günler için hayal kurmaya devam edeceğim sanırım.
Tavanarası
-
San Antonio maçında Chris Paul'u izleme şerefine nail oldum. Oyun zekasına hayran kaldım. Öyle PG'ler pek gelmiyor artık. New Orleans hayrını görsün! Utah da Sloan'dan hâlâ kurtulamadığına üzülsün!
-
New Jersey maçını kaybettik ama iş dönüşü NBA TV'de Carter'ın smacını gördüm. Bir yandan tıkınma vaziyetlerinde olduğumdan eleman ortalığı batırmama sebep oldu. Yıllardır beni bu kadar heyecanlandıran bir hareket gördüğümü hatırlamıyorum. Eline sağlık Air Canada! Ama o eskidendi, değil mi?
-
Francis'i sevmiyorum! İşte o kadar.
Bir sonraki yazıya kadar, kalın sağlıcakla!
12 ARALIK 2005, PAZARTESİ
Eğik Atış ve Serbest Düşüş
Haftanın en dingin zaman dilimi olan pazar öğleden sonraları, kafayı toparlayıp aklı selim yorumlar yapmak açısından da en elverişli anlardır. Her ne kadar “Pazar Konseri” aktiviteli sıkıcı pazarlar eskide kalmış olsa da, dışarıdaki soğuk hava, insanın üstüne sinen uyuşukluk sizi ister istemez klavyenin başına yöneltir zaten. Magic'in geçen hafta bize yaşattığı ızdırapları düşününce, ziyadesiyle çok keyifli bir yazı olmayacağı aşikar ama “Başlamak, bitirmenin yarısıdır” lafını düstur edinerek bir ucundan tutalım bakalım olayın.
Soru İşaretleri
Hayalkırıklığı ile dolu bir haftanın ardından, Denver maçı öncesi takıma saydırma potansiyelim en üst düzeyde iken, bir maç daha bekleyip sakinleştikten sonra olaylara daha geniş bir pencereden bakmanın daha mantıklı olacağını düşünmüştüm. Zira son yazının sonunda yaptığım tahminlerde iyi atmışım. Sayelerinde şebek olduğumuz takımıma bir şans daha vereyim dedim. Elbette skora göre yorum yapmak ya da oldukça kötü geçen bir dönemin ardından alınacak tek galibiyetle her şeye toz pembe bakmak değil amacım; ancak sezon başından beri savunduğum gerçeklerin de hâlâ devam etme olasılığını görmek beni rahatlatacaktı açıkçası. Her ne kadar takımı canlı olarak izleyememiş olsam da, nba.com'un başında kan çanağına dönmüş gözlerimle takip ettiğim güncellenen box score'da takımın savunma yaptığınının izlerini görebilmek beni bir miktar da olsa mutlu etmişti. Bütün takımların sezon içinde böyle dalgalanmalar yaşayabileceğinin farkında olmakla beraber, bizim bunu sıklıkla yaşayacağımız da apaçık ortada aslında. Ancak kafamda soru işaretleri oluşmasına neden olan durum, 5 maç arka arkaya kaybetmemiz değil, nasıl kaybettiğimizdir.
Sıralamadaki harmoni
7-7 bırakmıştık son yazıda. Dışarıdaki Chicago maçından başlamak kaydıyla, 5 maçlık tokatlanma serimize önceki gece Denver ile Waterhouse Center'da oynadığımız karşılaşmayla son verdik. 8-11'iz şu anda. Kazanma oranımız düşse de, Doğu'da 10'uncu ve grubumuz Güneydoğu'da 3'üncü sıradaki yerimizi koruyoruz. Çünkü biz kaybederken rakiplerimiz de boş durmuyor ve onlar da kaybediyor.
Geride kalan 19 maçlık performansımız gösterdi ki, konferanstaki yerimiz 9 ve 10'uncu sıralar arasında sık sık değişecek ve biz bu harmonik hareketimize bu kadar istikrarlı bir şekilde devam edersek, play-off yapamayacağız. Eğer bir şansımız olacaksa bu büyük ihtimalle son sıra için olacak gözüküyor. Civarımızda bulunan Chicago, New Jersey, Boston, Washington ve New York ile galibiyet oranlarımız çok yakın ve biraz Chicago dışında kalanları da en az bizim kadar istikrarsız. Geçelim Memphis hezimetine...
Fena Tokatlandık
“Memphis'in pota altı sorunu var. Biz de dinlendik. Ee alırız yani, daha ne diyeyim!” satırlarının sahibi olan bana büyük bir ders oldu bu maç; ancak sezonun şu ana kadar en kötü maçını Memphis'e karşı oyanayacağımızı da hiç düşünmemiştim. Kağıt üstünde en iyi savunmalara sahip iki takımın çarpışmasında, bize göre daha 'takım' olmalarına rağmen pota altı zaaflarını değerlendirebiliriz diye düşünmüştüm ama yanıldım, hem de çok fena. Francis yine “götüm başım ağrıyo” diye kenardaydı. Dooling de hâlâ dönmeyince, NBDL'e gönderilmesi konuşulan Travis Diener süre bulmaya başladı.
Daha önceki maçlarda gösterdiğimiz hırs ve enerji bu maçta yoktu . Daha başlamadan maçı bıraktığımız belliydi. İlk periyot sonunda 18, devre olduğunda 23 ve son periyoda girerken de 32 sayı gerideydik. Kısacası kazanmak için hiç bir çaba göstermedik. Gasol 9 sayıda kalmasına rağmen, eski oyuncumuz Mike Miller'ı coşturduk, kendi oyuncumuz Howard'ı coşturamadık. Hem de rakibin tek işe yarar uzunu Lorenzon Wright erken faul problemine girmesine rağmen.
Şu bir gerçek ki kazanmamız için mücadele etmemiz, takım olarak iyi oynamamız şart. Bir Iverson'a, T-Mac'a, James'e sahip değiliz ki kötü oynasak da çekip çıkarsın bizi bu pisliğin içinden. Bu maç da oyuncularımızın bu gerçeği kavramasına biraz daha yardımcı olmuştur herhalde.
Travis Diener diye bir çocuk...
Francis'in göğsündeki ve omzundaki problemler yüzünden götürülmediği Milwaukee deplasmanında, Hidayet de hastalığı sebebiyle oynayamadı. Zaten sezon başından beri olmayan Hill'in yanına bu oyuncular da eklenince, pek fazla bir şey de beklenmiyor kalan takımdan. Hele Bucks gibi, evinde iyi oynayan bir takıma karşı alınacak galibiyet, mucize olurdu bu koşullar altında. Ama Memphis maçının aksine, eldeki oyuncular oldukça iyi direndi ve son periyoda kadar da oyundan düşmedi. 2 ve 3'üncü periyodlarda savunmamızı güçlendirdik ancak son periyodda Gadzuric'i savunamadık. Bucks, onun üzerinden oynadığı pick-and-roll'ler ile sayı buldu, inanılmaz bir şekilde %83 ile attı ve oyunu kopardı. Travis Diener'in bu maçtaki 14 sayısı bizim için gerçek bir sürpriz oldu. Mezun olduğu Marquette Koleji'nin maçı öncesi eski okulunu ziyaret etmesi, büyük destek görmesi onun için kuvvetli bir motivasyon oldu. Geri kalan maçlar için ekstra bir performans beklemesem de kendisinden, sakatlıklar sebebiyle gard rotasyonunda sıkıntıya gireceğimizin belli olduğu bu sezonda Diener katkı yapabileceğini gösterdi.
Henüz değil!
4 maçlık deplasman turunun ardından evimize döndüğümüz bu maçta da ardı ardına 4'üncü yenilgimizi aldık. Çok şaşırmadım açıkçası. Francis, dönmesi beklenirken yine oynayamadı. Aslında maça oldukça iyi başladık. Devreyi de 46-46 berabere bitirdik. Tecrübe eksikliği ve Duncan'ın maça ağırlığını koyması, ikinci devrenin başlamasıyla takımın çözülmesine sebep oldu.
Bu maçın izlenmeye değer yanlarından biri de Duncan-Howard eşleşmesiydi. Yıldız adayımız, gelecek günlerimizin umudu Dwight, veliahtı olarak gösterildiği Duncan'ın karşısında kendinden beklenen savunma direncini gösteremedi. 4/18 gibi oldukça kötü bir isabetle şut kullandı. Duncan'dan yediği 4 blokla da, katetmesi gereken daha çok yol olduğunun farkına vardı. Hidayet de bir maç aradan sonra geri döndü ancak attığı 11 sayının dışında istatistik kağıdına elle tutulur başka bir şey yazdıramadı.
"Her maç karşı takımın bir şutörünü yıldız yapalım"
Kampanyamızda gecenin şanslı ismi Jannero Pargo oldu. Sezon başından beri doğru dürüst oynamayan Pargo'yu durduramadık ve 23 sayı atmasına izin verdik. “Her maçtan önce en az bir tane sakat verelim” kampanyamızda da piyango bu sefer Kelvin Cato'ya vurdu. Ayak bileğindeki sorun nedeniyle bu maçta yoktu yeteneksiz pivotumuz.
Devreye kadar yine iyiydik ama ikinci devre başındaki 'savunmayı unutma' hastalığımız yine baş gösterdi. Bu sezon ben sayamıyorum artık bu kaçıncı 3.periyot sendromunu yaşayışımız. Ayrıca klasik 'çok top kaybetme' alışkanlığımız da aynı düzeyde devam etmekte. Brian Hill maçtan sonra nerde yanlış yaptığımızı gayet güzel özetledi: "As long as we continue to turn the ball over at the rate we're turning it over, we're not going to improve. We have to make some definite improvement in that area and until we do, we're going to continue to struggle. We made the game extremely difficult tonight and even some of the shots we took were just incredibly ill-advised and difficult shots." Kaybettiğimiz son 5 maçta ortalama 17.2 top kaybı yaptık. Sorunu bulmuşsun koç; ama neşteri de vuracaksın o zaman.
Last game without Him!
Çok büyük bir ihtimalle ve yeni bir sakatlık olmazsa elbette Grant Hill'siz oynadığımız son maçtı. Francis de uzun bir aradan sonra geri döndü. Waterhouse Center'in Denver'a uğursuz gelmesinden midir, yoksa üst üste yeterince kaybettiğimizden mi, bilinmez; ama sonunda kazanmayı başardık.
Stevenson'ın skora katkısı ve Howard'ın potaaltında daha iyi bir gününde olması sayesinde maça tutunduk. 3'üncü periyot sendromu bu maçta tersine döndü. İyi konsantre olunan bir ikinci devre, yine haddinden fazla yapılan top kayıplarına (21) rağmen maçı bize getirdi. Box Score'da gözüken güzellik, herkesten aldığımız katkıydı. Kötü olan ise Hedo'nun erken faul problemine girip sadece 13 dakika sahada kalabilmesiydi. Grant Hill'in dönüşü ile baraber bench'e dönecek olma olasılığının getirdiği stresten ya da hastalığının etkisinin hâlâ devam etmesinden olabilir, son maçlarda performansı oldukça düştü Hedo'nun. Umarız yakın zamanda toparlar kendisini zira takımın kazandığı kimliği koruyabilmesinde etkisi olan en önemli parçalardan Hidayet. Benchte ya da ilk 5'te fark etmez, her zaman all-around bir Hedo bu takıma çok lazım.
Hill dönüyor
Ha döndü ha dönecek, derken sonunda çarşamba günü MSG'de Knicks maçı ile bu sezon ilk kez oynayacak Grant Hill. Kariyerini bitirme noktasına gelen ayak bileği sakatlığından şu an için bir şikayeti yok. Ancak onu nasıl bir halde bulacağımız muamma olmakla beraber, ona ne kadar ihtiyacımız olduğunu söylemeye bile gerek yok. Brian Hill ona henüz çok süre vereceğe benzemiyor. Zira yaptığı açıklamada tamamiyle hazır olana dek SF'de Hedo'ya back-up olacağını söyledi. Bu Hedo açısından da şimdilik iyi olacak çünkü sürelerinin birden azalması ya da direkt olarak kendini benchte bulması kesinlikle moralini etkileyecektir. Hill ise böyle bir role soyunmanın kendisi için zor olduğunu, benchten gelmenin problem olabileceğini ve yeterince hazır olduktan sonra direkt ilk 5'te başlamak istediğini imâ etse de, o bu tip durumlarda olay yaratmayacak kadar efendi bir adamdır. Takımın ona ne kadar ihtiyacı olduğunu biliyor. Ayrıca Magic'e geldiğinden beri sakatlığının geçmesini sabırla bekledi bu organizasyon. Şimdi kapris yapmasının hiç zamanı değil.
Peki Grant Hill'in dönmesi ile neler düzelecek? Öncelikle sayı bulma konusundaki sıkıntılarımıza iyi geleceği kesin ancak dayanıklılığı ne durumda ve takımın oturan savunma düzenine ne kadar uyum sağlayacak, bunu zamanla göreceğiz. Pas kabiliyeti yüksek bir forvetin rotasyona girmesi de, sezon başından beri sıkıntı olarak dile getirdiğimiz asist ortalamamamızı yükseltecek ve hücumlarda belli bir rahatlama getirecektir.
Bitiriyorum
Önümüzde sırasıyla Knicks ve Mavericks deplasmanları var. Ardından evimizde oynayacağımız 6 maçlık bir seri başlıyor. Bunlardan Toronto, New Jersey, New York, LA Lakers gibi olanlarından galibiyet almalıyız ki gözümüzü diktiğimiz o son sıra için iddiamızı koruyalım. Bir sonraki yazıya kadar bir ara o 8'inci sıraya çıkmış oluruz umarım ya da hâlâ çıkma umudumuzu koruduğumuzu yazabilirim sizlere. Şimdilik hoşçakalın.
1 ARALIK 2005, PERŞEMBE
Savunma yapıyoruz; o halde varız!
Bu haftaki yazımın başlığından sakın ola “Hacım en kötü konferans finali oynarız” ya da “Tek rakibimiz Spurs” tarzı anlamlar çıkarmayın zira böyle birşeyi iddia edecek kadar hayal dünyasında yaşamıyorum. Hatta adama gülerler, değil mi? O halde kendime güldürmeden bu savunma bizi nerelere taşıyor, bunu görelim.
4-6 ile bırakmıştık ve şu an 7-7'yiz. Chicago mağlubiyetinden önce de, uzun zaman sonra ilk defa 0.500'ün üzerine çıkmıştık. Bu bizi sıralamada bir yerlere taşımadı gerçi. Doğu'da 10'uncu bırakmıştık ve ancak bir basamak tırmanabildik. Ancak rakamlardan ziyade oyun anlayışımızdaki değişiklikler benim açımdan daha önemli. Çünkü biz gelişmekte olan genç bir takımız ve şu sıralar kazanmaktan çok takımda bazı taşların yerine oturmasına ihtiyacımız var.
Öncelikle, artık kolay teslim olan ve maçtan çabucak kopan hüviyetimizden yavaş yavaş kurtuluyoruz. Gerek oyun içinde gerekse sezon genelinde iniş-çıkışlarımız olsa da, genel anlamda mücadele etmeyi öğreniyoruz. Şutların girmediği, farkın açıldığı periyodlarda takım olarak kendimizi koyvermiyoruz. Öyle ki, Francis bile oyun disiplinine sadık kalabiliyor ve hatta takımı ateşlemede birincil rol oynayabiliyor. Son yazıdan bu yana oynadığımız 4 maçta 12.5 gibi oldukça düşük bir sayı ortalamasıyla oynamasına rağmen, canlı izlediğim Miami ve Boston maçlarında oyunun kimi bölümlerinde tam bir lider gibi davrandı ve sorumluluk aldı. Arkadaşlarını motive etti, tempoyu düşürdü, en önemlisi kenara baktı. Açıkçası bu özellikleri Francis'de görebilmek, beni attığı sayılardan daha fazla tatmin etti. Yine de ihtiyatlı konuşmak lâzım çünkü onun kontrolden çıkış zamanlarını bilmek gibi bir lüksümüz yok.
Wizards galibiyeti ile başlayan 4-0'lık serimiz, Chicago mağlubiyeti ile iki gece önce bozuldu. Şimdi sırası ile Portland, Miami, Boston ve Chicago maçlarını değerlendirip maç neler yaptığımızı görelim ve takımın genel performans resmini ortaya koyalım.
vs. Portland: W 104-89
Şov Başlıyor!
Uzatmaya giden ve kaybettiğimiz Cleveland maçıyla beraber ikinci kez 100 sayıyı gördük. Tadını çıkarın zira bu sezon pek sık görebileceğimiz bir tablo değil bu. Tabii Hill'in süpermen modunda dönmesi durumunda bu sayı biraz daha artabilir. Portland maçına, bu sezon bizi alıştırdıklarının aksine, kötü savunma ve yenilen 35 sayı ile başladı yavrularımız. Şu ana kadar bir periyodda yediğimiz en çok sayıydı bu. Peki bu kadar kötü başladığımız halde nasıl geri döndük? İşte "takımdaki en büyük mentalite değişikliği" diye üstünde durduğum nokta da bu. Kalan kısımda özellikle Jameer Nelson'ın itmesi ile takım olarak çok iyi savunma yaptık ve Portland'a periyot başına 20'den fazla sayı vermedik. Ayrıca ribaundlarda da 49-29 gibi ezici bir üstünlük kurduk ve Dwight Howard aradaki bu farkı sağlayan adamımızdı. Kezâ Brian Hill, maçın ardından, yukarıda sorduğumuz soruya şu cevabı veriyor tek cümlede. “From that point on (ilk periyod sonundan itibaren diyor yani), we did a much better job keeping people off the glass. Jameer came in and gave us a huge lift and Dwight had a great game on the glass. I'm just happy we were able to get the win." Biz de sevindik koç, eksik olmayın! Bu maçla beraber Francis bir maçlık aradan sonra döndü, çok kasmadı, asist takıldı, takımı oynattı. Ayrıca Stacy Augmon da bu sezon ilk kez süre aldı ve bench'e bir miktar derinlik kazandırdı. Maalesef Dooling ikinci periyodda sağ ayak bileğinden sakatlandı ve bir daha da dönemedi. Dönüşü için verilen bir süre yok ancak bir süre gard rotasyonumuz daralacak gibi gözüküyor. Eğer Jameer Nelson bu performansını sürdürürse bizim için büyük bir kayıp olmayacak.
vs. Miami: W 80-77
Hey gidi Alonzo!
Evet, Shaq yoktu; haklısınız, Wade bünyeyi oyuna vermedi; ancak bunlar yine de aldığımız bu galibiyeti daha az önemsenir hale getirmez efendim. Son 8 maçtır elimize vermekte olan Miami'ye “ee yeter artık bi dur!” demesini bildik nihayet.
Wade hakikaten kötü bir günündeydi. Kötü şut seçimleri, top kayıpları ve gerekli anlarda sorumluluk almaması Miami'yi hücumda zor durumda bıraktı. Batuğ Abi'nin maçın ardından sıcağı sıcağına değindiği Wade'in J-Will'den rahatsız olma hadisesinin etkisi olabilir. Gerçi adamın suratı çok ifadesiz, birşeyler anlamak mümkün değil ama veriler gerçekten yalan söylemiyor ve ayrıca J-Will'den kim rahatsız olmaz ki? Burada Stevenson'a da hakkını teslim etmemiz gerekir. Bu sezon göklere çıkardığımız savunmamızın en önemli parçası belki de. Bülent Korkmaz misali bacağı elinde oynuyor ayrıca, ki bu kendisine ayrı bir sempati ile bakmamıza sebeptir. İstikrarlı bir skor katkısı da var.
İlk periyodda başa baş giden oyun, ikinci periyodun ortalarından itibaren Miami'de Walker'ın tuğlaları ve bizde de Hido'nun mismatch'leri iyi değerlendirmesi ile lehimize dönmeye başladı. Farkın açılmamasındaki en büyük etken ise Alonzo Mourning'in eskilerden bir resital sunması oldu. Takdire şayan bir çaba ile muazzam rakamlara ulaştı o gece Zo. Son periyodda ise Miami geri döndü ve bir ara “n'oluyoruz yahu?!” dedirtti bana. Howard ve Francis uzun süre kenarda kaldı ancak sonlara doğru Hidayet'in kritik sayıları ve bitime çok yakın Payton'un Heat 2 sayı gerideyken çizgiye basıp topu kaybetmesi maçı bize getirdi. Maç sonrası neden bu kadar ağladı, onu çözemedim ben. Temiz temiz çizgine basmışsın, yakışıyor mu sana böyle uzatmak?!
Biraz da Hidayet'i büyüteç altına alalım yeri gelmişken... Bu sezonki serbest atış yüzdesi mükemmel. Takımda teknik faulleri de onun kullanması, kendisine bu açıdan ne kadar güvenildiğini gösteriyor. Şut isabet oranını düşürdüğü anlarda top kullanmaktan çekindi bu maçta. Savunması, savunmacısına göre değişik hücum varyasyonları denemesi ve ihtiyaç olduğu anlarda ribaundlara daha fazla katkı vermesi, onun oyununun sezon başına göre biraz daha gayretli olduğunu gösterdi bize. Devam Hido, devam Magic!
@ Boston: W 87-83
Biri bizi durdursun!
4 maçlık deplasman turumuzun ilk durağıydı Boston... Kazanmamız gereken maçlardan biri idi ve de kazandık. Yine savunma ışıltıları gösterdik maçın ilk bölümlerinde ancak yolunda gitmeyen şeyler de vardı. Pota altı savunmamız alarm veriyordu. Özellikle Howard ve Battie bir kaç pozisyonda dışarıda yakalandılar ve boş turnikeler yedik. Adam paylaşımında sorun yaşamalarının bu maçta bizim başımıza bela olması, muhtemel durumun göstergesiydi. Tahmin ettiğimiz gibi de, içeride 28 atarken 40 sayı yedik. Ama ön alan savunmacılarımız yine günündeydi. Stevenson Davis'e, Hido da PP'ye oldukça iyi savunma yaptılar maç boyunca. Nelson bench'ten 16 sayılık katkı ve çokça da mücadele gücü getirdi takıma. Howard 10-10 ile double-double yapsa da, sadece 3 şut kullanarak hücumu unuttu. Serbest atışlarını da kesinlikle geliştirmesi lazım yolun başında iken. Ayrıca birileri ona pota altında her pozisyonda çemberin içine vurmak gibi bir zorunluluğu olmadığını da söyleyebilir. Ama eksiksiz yaptığı bir şey var ki, o da savunma. Bitime 13.9 saniye kala maçı bize getiren bloğu ise kusursuzdu. Maç sonunda Brian Hill'in kendisini Bill Russell'a benzetmesi de bu yaştaki bir oyuncu için oldukça büyük bir övgü. Bu galibiyetle beraber geçen sezon bizi süpüren Celtics'den ve Doc'dan ufak çapta bir intikam almış olduk böylece.
@ Chicago: L 85-76
Eee, yorulduk ama!
Son 5 günde oynadığımız 4'üncü maçtı galibiyet serimizi bozan Bulls deplasmanı. Çok top kaybettik, kötü hücum ettik, Hinrich'i savunamadık vs. Fazla gevşemeden biraz dinlenmeyi hak ettik. Francis 2-9 ile oynadı ve 6 top kaybetti. Kafasının yarılmasına veriyoruz (Sweetney'in dirseği geldi ve 6 dikiş atıldı), yukarıda söylediğimiz lafları bize yalattırmamasını temenni ediyoruz. Kendine gel genç!
Hido'nun 20 sayısı bizim için bu maçın güzel olan tek yanıydı. Howard'ın 19 ribaundunu da unutmamak lazım. Son 4 maçtır 15.75 ribaunt ortalaması ile oynuyor. Devam Howard!
Son Gelişmeler
-
Sevindirici haber! Grant Hill antrenmanlara başladı. Hatta Outlaw ile bire bir maçlar yapıyormuş. Yine de en iyi ihtimalle iki haftası var gözüküyor.
-
Dooling ve Stevenson'ın belirsiz durumları nedeniyle piyasadaki FA SG'lere yavaştan bakmaya başladık. Casey Jacobsen, Qyntel Woods, Matt Walsh adaylar arasında. Hatta Cato ya da Battie'den birisinin takası bile söz konusu olabilir. Cato daha yakın bir ihtimal.
-
Çaylak Travis Diener'i NBDL'e gönderiyoruz.
-
Şükür ki 'Sprewell' ve 'Magic' isimlerini bu hafta yan yana görmedim hiç!
Gelecek Neler Getirecek
-
@ Memphis, Dec 2 - Memphis'in pota altı sorunu var. Biz de dinlendik. Alabiliriz yani, daha ne diyeyim!
-
@ Milwaukee, Dec 3 - Maç sonunda “Daha sezon sonuna kadar 67 maçımız var. Önümüze bakıyoruz” açıklamasını yaparız.
-
vs. Spurs, Dec 5 - Henüz o kadar iyi değiliz. Daha yolumuz uzun. Geç!
-
vs. Chicago, Dec 7 - Galibiyetin tam zamanı!
Bir dahaki yazıya kadar hoşçakalın!
25 KASIM 2005, CUMA
Hill dursun, Francis gitsin!
Sezonun ilk yazısının zorluğunun yanına, 6'ncı adam olarak kariyerimin ilk yazısını tasarlamanın zorluğu da eklenince, bu işi yapmanın aslında hiç de kolay olmadığını anlamış oldum. Sıradan bir batug.com okuru iken sık sık başvurduğum " neden hâlâ site güncellenmedi?" sorusunu sormanın ne kadar kolay olduğunun da farkına varmış oldum böylece. Bundan sonra bu tür sızlanmalarım olmayacağından eminim.
İlk yazımda draft, off-season hareketleri, pre-season maçları, kalanlar-gidenler gibi, Magic okuyucusunun bu sezona girerken sitede okuyamadığı bölümleri, Batuğ abinin de önerisiyle geçiyorum,,, Neticede sezon başlayalı bir aya yaklaştı, 10 maç geride kaldı, bu noktada herhangi bir takım hakkında yazın olan-bitenden bihaber site ziyaretçisi zaten pek bulunmaz. Dolayısıyla bugün, geride kalan 10 maçtaki performansımızı değerlendireceğim ve sezon sonunda kendimizi nerede bulacağımıza dair sorulara cevap arayacağım.
Ne haldeyiz?
4-6'lık derece ile Güneydoğu'da 3'üncü ve Doğu'da 10'uncu durumdayız. İlk 2'si evimizde Indiana ve Memphis'e olmak üzere, 3 maçlık mağlubiyet serisi ile berbat bir başlangıç yaptık. Ardından deplasman turunda Houston ve New Orleans'dan kazanarak döndük ve biraz olsun toparlandık. Cleveland'a 1'i uzatmada 2 maçta da kaybetmemiz, Charlotte galibiyeti, New Orleans mağlubiyeti ve son olarak da Wizards galibiyeti, hepimizin bildiği tek bir gerçeği ortaya koyuyordu 10 maç sonunda: Hâlâ istikrarsızız ve hâlâ yeterince mücadele etmiyoruz.
Teşhisi koymuşken bunu biraz açalım bari...
Kaybettiğimiz maçların nerdeyse tümünde son çeyrekleri kötü oynadık. En azından geride götürdüğümüz maçları çevirmek için bir çaba sarfediyor görünmüyoruz. Ancak savunmamızda gözle görülür bir gelişme olduğu da bir gerçek. Geçen sezon maç başına 101.9 yerken, bu sene bu istatistiği 89.6'ya kadar düşürerek, en azından savunma konsunda iyi yolda olduğumuzu gösterdik.
Ancak savunmamızı geliştirirken sayı atmayı da unutmuşuz bir yandan. Gerçi Hill'in takımda olmamasının etkisi oldukça fazla bu durumun oluşmasında ancak yine de skorda maç başına 99.5'tan 86.1'e kadar düşmemiz azımsanacak gibi değil.
Özetle, geçen sezona göre 10 sayı daha az yiyoruz ancak 10 sayı da daha az atıyoruz. Batı cephesinde değişen bir şey yok, diyebiliriz; ancak bu noktada vaziyete biraz geniş açıdan bakarsak, savunmamızın geliştiğini göz önüne aldığımızda ve Hill'in iyi ya da kötü döneceğini de bildiğimizde, defans böyleyken ofansta güçleneceğimiz ve daha iyi olabileceğimiz konusunda umutlu olmamamız için de bir neden yok.
Brian Hill de rotasyonu iyice oturtmuş vaziyette. Bir-iki ufak değişikliği saymazsak takım 10 maça da aynı ilk 5 ile çıktı ve herkes yavaş yavaş rolünü kabullenmeye başladı. Francis-Stevenson-Hedo-Howard-Battie değişmez ilk 5'imiz. Dooling-Nelson-Outlaw-Morris-Cato ise rotasyonda düzenli olarak yer buluyorlar. Şu ana kadar kadroyu olabildiğince verimli kullandı Hill.
Geçen sene olduğu gibi takımın sayı yükü yine Steve Francis'de. Ancak maç başına asist oranı biraz daha düştü, ki bu pek hayra alâmet değil. Wizards maçından önce “kaza yaptım dayı, eyirbeg açılmadı, boynum incindi, yanlarım da ağrıyo, bugün oturayım ben kenarda” demesi de pek inandırıcı değil. Zaten takım, onsuz çıkılan bu maçta, düşüşte yakaladığı güçlü Wizards'ı yenerek, bu palavrayı yemediğini gösterdi. Bence eninde sonunda takas edilecek Francis ancak değeri de giderek düşüyor, karşılığında alabileceklerimizin değeri de elbette.
Herneyse, gelelim daha güzel haberlere. Dwight Howard sayı ve ribaunt ortalamalarını şu an için 2 arttırmış olarak hızlı gelişimine devam ediyor. Onun savunma yönü zaten oldukça iyi ama üstüne kurulan setlerin artması ve içeriye daha çok top inmesiyle, hücum yönü de gelişecektir, ki bunun izlerini bu sene göstermeye başladı. Çok değil birkaç seneye kadar, elimizde de tutabilirsek, Howard bu takıma çok şeyler kazandıracak.
Biraz da Hidayet'e değinmek gerekirse, bu sene savunmaya ve ribaundlara daha çok konsantre olduğu bir gerçek. An itibari ile Hill'in yokluğunda ilk 5 çıkıyor ve onun dönüşü ile de takımın 6'ncı adamı olacak. Son 2 maç hariç pek istikrarlı bir oyun oynamadı Hido. Bunda, boştaki Latrell Sprewell'in Orlando ile anlaşacağına dair dedikoduların kimilerince Hido'nun sezona iyi başlamamasıyla ilişkilendirilmesinin ve Hidayet'in de bu atmosferden olumsuz etkilenmesinin payı olduğu söylendi, muhtemelen de öyleydi. Fakat son 2 maçta düzeldi. Kaybedilen Hornets maçında 9-14 isabetle (3-5 3FG) 22 sayı atarak Dooling ile birlikte takımın en skoreri oldu, 3 gün aradan sonra Francis'in oynamadığı Wizards galibiyetinde de 23 sayı, 7 ribaunt, 3 asist ile önemli rol oynadı. Son maçlarına bakıldığında, top çalma ve blok kategorilerine, ondan görmeye alıştığımızın aksine nadiren 1'ler ve genelde 0'lar yazdırması, Hido'nun oyunun farklı alanlarına, özellikle savunma yönüne fazla konsantre olamadığını gösteriyor, kezâ ribaunt averajı; fakat geneldeki gibi top kayıplarının düşük seyretmesi de vaziyetin olumlu bir tarafı. Umarız son 2 maçtaki çıkışı, sezona yaptığı kötü girişi noktalamakta olduğunun habercisidir; ve ilk 5'te de, Hill döndüğünde rolünün aynı önemde devam edeceği 6'ncı adamlıkta da ondan beklenen performansı sergileyip hem oyun, hem de istatistik olarak Magic'e katkısını artırır. Ondan bir Nowitzki olmasını beklemiyor hiç kimse ama bu sezon Boris Diaw'ın yaptığı çıkışı ve all around oyununu görünce, bir o kadar potansiyele sahip olduğunu bildiğimiz Hidayet'i o çerçevede görmek istiyoruz haliyle. Bu geceki Blazers maçında da 2 maçlık başarı serisini devam ettirmesini bekliyoruz.
Ne yapacağız?
Elimizde umutlu olmak için sebeplerimiz var. Dwight Howard gibi tutunabilecek bir dalımız var. Ancak Pazartesi günkü antrenmandan gelen kötü bir haber, güçlükle oturttuğumuz rotasyonumuza bir darbe vurdu. Bu sene SG pozisyonunda pek de fena bir performans sergilemeyen DeShawn Stevenson dizinden sakatlandı. Önüne konan ilk seçenek tabii ki operasyon oldu, bundan geri dönme süresi ise en az 2 ay olarak açıklandı. DeShawn bu noktada bir delikanlılık gösterdi ve "I think I can get through the whole year. I got to have a broken leg to get me out of a game" diyerek, dizindeki ağrıyı yok saymak suretiyle sezonu tamamlamaya çalışacağını açıkladı. Umuyoruz bu kahramanlık sonradan genç gardımızın kariyerini tehdit edecek veya en azından zora sokarak Magic'e gelecekte vereceklerini sınırlayacak bir duruma yol açmaz.
Yani şu andaki vaziyet, DeShawn'ın ilk 5'te devam etmesi yönünde... Eleman da Wizards'ın mağlup edildiği son maçta 41 dakika oynayarak 15 sayı attı. Fakat diz ağrıları olur da yok sayamayacağı hale gelirse, ilerisini düşünerek, off-season'ı beklemeden operasyon geçirmesinin de bir ihtimal olduğunu unutmamak lâzım. Peki bu durumda ne yapılabilir, bu bize ne getirir?
Öncelikle Francis ve Dooling ile çift gardla oynarız ve böylece Howard'ın kariyerini inceden inceye bitiririz. Bu bir seçenek. Diğeri ise Jameer Nelson'ı PG başlatıp Francis'i de SG ye kaydırmak olabilir. Tabii buna Francis dengesizi nasıl bir tepki verir, orası bilinmez. Yine eline her geçeni sallamaya devam ederse bizim açımızdan iyi olmaz.
Neticede kasım başında ameliyat olan Grant Hill açıklandığı gibi aralık ayı ortasında sağlam bir şekilde döndüğünde, daha uygun bir seçim yapma şansımız doğacak. DeShawn'ın da, eğer en kötü olasılıkla sezonu bu dizle götüremeyecekse bile iki hafta daha idare edebileceğini umalım, ki eder. Sonrasında Hill döndüğünde, en azından Hido'yu SG'ye kaydırıp bir alternatif daha yaratabiliriz, Stevenson'ın olası yokluğunda. (Ya da yukarıda Hido'yu olumsuz etkilediğinden bahisle değinmiş olduğum mevzua dönüp iyice saçmalayarak Sprewell ile imzalarız, ki ona istediği yüklü miktarı veremeyeceğimiz de ortada öte yandan. Neyse, umarım bu gereksiz hamleyi yapmayız.)
Özetlemek gerekirse, bu sezon da bizi tatmin edecek bir perfomansa ulaşacak gibi gözükmüyoruz. Artık yeni bir rebuilding lafını da kimse duymak istemiyor. Bir süre daha bekleyip takımın ne halde gittiğini görmeliyiz. Hedefimiz playoffları son sıradan da olsa zorlamak olmalı. Zira playoff yapmak şu an için başarı gözüküyor bizim açımızdan.
Önümüzde içeride oynayacağımız Portland (bu gece) ve Miami (yarın) maçları var. Ardından oldukça zor 4 maçlık bir deplasman turunda Boston, Chicago, Memphis ve Milwaukee karşısına çıkıyoruz. Özellikle Chicago, Boston ve Milwaukee'ye karşı göstereceğimiz performanslar oldukça önemli. Zira üçü de playoffun son sıraları için aday takımlar, yani bizim asıl rakiplerimiz. Bu maçların ardından bu sezonki performansımız ve umutlarımız için daha net ifadeler kullanabiliriz.
Yeni yazıya kadar sağlıcakla kalın, eyvallah.
egolbasi@ku.edu.tr
NOT: Emrah biladerime tüm site yazarı arkadaşlarım adına hoşgeldin diyorum. -batuğ
|