|
|
Emrah GÖLBAŞI
8 NİSAN 2006, CUMARTESİ
Waterhouse Centre
Cehennemi
Herkese merhaba. Bu sabaha karşı canlı izleme fırsatını bulduğumuz Orlando-Detroit ve San Antonio-Dallas maçlarının getirdiği uykusuzluğa rağmen, uyanmak ve bilgisayarın başına geçmek için bu kadar hevesli olmamın sebebini az çok tahmin edersiniz. Öyle ki, çalışan insanlar için tek sosyalleşebilme günü olan cumartesinin, bu kış hep olduğu gibi yine yağmurlu ve kasvetli olması bile keyfimi kaçıramadı.
Neler yapmışız?
Son yazıyı 18 Mart'ta yazmışız ve o günden bu yana oynadığımız 10 maçın yedisini kazanmışız, ki aldığımız bu mağlubiyetlerden ikisini, bu 10 maçlık serinin Atlanta ile Charlotte'a karşı deplasmanda oynadığımız ilk iki maçı oluşturuyor. Bir diğeri de, Minnesota deplasmanında son ana kadar kovalayıp kaybettiğimiz maç idi.
TD Waterhouse Centre'da oynadığımız son sekiz maçın ise tamamını kazandık ve bu haftaki yazıda da başlık yaptık vaziyeti. Hâlâ matematiksel olarak playoff şansımız olsa da, şu aşamadan sonra böyle bir hedefi bu genç takıma gösterip oyuncuları baskı altına almak yerine, malum takasın ardından herkesi umutlandıran yeni yapılanmamızı geliştirmek ve oyuncuların bir arada oynamaya alışmalarına katkıda bulunmak, daha mantıklı bir karar gibi gözüküyor.
Her ne kadar koç Hill de "Playoff için her şey bitmedi" türünden laflar etse de, kendisi de asıl önemli ve üzerinde durulması gerekenin bu olmadığının farkında. Takımın iskeletini oluşturan oyuncular seneye hâlâ kontrat altındalar ve bir-iki takviye olacağını düşünürsek, gelecek sezon da bu takımla devam edeceğiz.
Geçen yazıdan hatırlayacaksınız, bu kadroya ve potansiyeline inancım tam. Takasla gelen oyuncuların uyumu, Francis'in gidişinin ardından takıma yerleşen belirgin huzur ve istikrar, gerekli takviyelerin yapılması ve eksiklerin giderilmesi durumunda seneye playoff yarışında daha fazla söz sahibi olabileceğimizi gösterdi.
Şimdi, dün gece canlı izlediğimiz Detroit maçının ışığında, gördüğümüz artıları ve eksileri ele alalım.
Artılar - eksiler
Genç bir takım olmamızın şu aşamada bize getirdiği en büyük katkı, uzun süredir pek bize uğramayan takım ruhu ve heyecanın tekrar ortaya çıkması oldu. Gerek istatistiklere, gerekse de imkan bulduğumuzda izleyebildiğimiz maçlara bakınca, bu alenen ortada. Pek tabii ki tecrübe ve lider eksikliği bizim için dezavantaj. Ancak dün geceki maçta, üçüncü çeyrekte kontrolü kaybetmemizle Detroit'in farkı kapatmasının getirdiği şoku atlatmamız ve maçtan kopmamamız, beni umutlandırdı. Özellikle Hidayet'in kritik anlarda sorumluluk alması, takımı etrafında toplaması ve görev paylaşımında saha içerisindekileri uyarması mükemmeldi. Aynı şekilde, her ne kadar kötü bir maç çıkarsa da, Jameer Nelson da bize galibiyeti getiren son topları kendinden emin bir şekilde kullanmasıyla ve sayıyla çevirmesiyle bizi sevindirdi.
Elbette dün akşamki Detroit'de Rip Hamilton yoktu ve maçın sonlarında bile banktaki uzunlar ile oynamayı tercih ettiler, ancak hep gördüğümüz dört-beş dakikalık sert Detroit savunması yine iş başındaydı. Bu bölümde oldukça bocalamamız, bizim için çıkarılması gereken en büyük dersti. Bu baskıya karşı kimi bölümlerde çift PG ile oynadık. Şu bir gerçek ki PG'lerimiz savunmada dökülüyor. Cüsse olarak da standartın altında kaldıkları için, Billups, Joe Johnson gibi güçlü ve yapılı gardlara karşı çok yetersiz kalıyorlar. Özellikle dün gece Billups bu eşleşmeleri iyi değerlendirdi ve yanılmıyorsam beş hücum art arda faul çizgisine gitti.
Savunmadaki bu eksikliğimizin yanında, gerek Dooling'in gerekse de Nelson'un oyun içinde ısrarla yanlış şut tercihlerinde bulunması, topu içeriye bir türlü indirmemesi de soru işaretlerine sebep oldu. Özellikle Darko, repertuvarındaki hücum varyasyonlarının hiç de az olmadığını gösterdi fırsat bulduğunda. Hook'ları, feykleri ve gerektiğinde başvurduğu dış şutu hiç de fena değil. Şut yüzdesindeki istikrarla da, daha fazla üzerinden oynanmayı hak ediyor. Aynı şekilde Dwight Howard da sadece aldığı ribaundların devamını getirerek ya da 10 hücumda bir üzerinden oynanarak sayı bulmak zorunda bırakılmamalı.
İşin açığı, bu takıma bu üç oyun kurucu, tarz olarak fazla. Bence Dooling'i bir şekilde elden çıkararak yerine daha takıma oynayan ve lider özellikli, tecrübeli bir PG bulunmalı.
SG konusunda da problemlerimiz var. O bölgeden almamız gereken dış şut katkısı, yok denecek kadar az. Stevenson gerçi savunması ve dinamizmiyle övgüyü hak ediyor ancak mutlak suretle iyi bir şutöre ihtiyacımız var. Şu an takımda bu işi yapabilecek Nelson ve Hedo var ancak her ikisi de tüm sezon aynı tempoyla oynayabilen istikrarlı şutörler değil. Bu yüzden belki gelecek sezon Grant Hill'in biten kontratını ya da üst sıralardan gelecek bir draft pick'i, kalburüstü bir SG karşılığında feda etmemiz gerekebilir. Takım yeterince genç ve ihtiyacımız olan poziyona da acilen adam bulunmalı, bir gence yatırım yapıp sonucunun alınmasını bekleyemeyeceğimiz kadar acilen hem de.
Bunların dışında, hep dediğim gibi, pota altımız esnekliği ve atletizmi ile bizi taşıyacaktır. Ayrıca SF pozisyonunda Hidayet, Francis gidip Hill de kenara alındıktan sonra, inanılmaz maçlar çıkardı. Sadece şuta dayalı stilini bir kenara bırakıp içeriye de girdiğinde çok yönlü oyununun daha etkili olabileceğini gösterdi. Buna kendisinin de inanması çok önemli. Hep yapılan yorumların aksine, ben Hedo'nun pas özelliğinin de fena olmadığını düşünüyorum. İçeri drive'ları esnasında dış adamları görebilmesi, bunun en büyük kanıtı. Sorun şu ki, bu takımın en iyi şutörü de Hedo. O yüzden avaz avaz bağırıyorum; acilen bir şutör lütfen!
Dün geceki mükemmel oyununun ardından, maçın son pozisyonunda Hidayet'in sağ bacağı McDyess'ın altında kaldı. Açıkçası Nelson'ın ve Howard'ın başından ayrılmaması ve bir süre ayağa kalkamaması yüzünden çok endişelendim. Ayağa kalktığında ise yere basamıyordu. Sabah ilk işim son duruma bakmak oldu. Neyse ki ilk sonuçlarda herhangi bir olumsuzluğa rastlanmamış. Ancak durumu MR'dan sonra kesinlikle belli olacakmış. Umarız en formda döneminde Hedo bir sakatlığa kurban gitmez.
Kontratı bitenler
Genel olarak toparlamak gerekirse, gidişat iyi. Gelecek sezon için Gidecekler-Kalacaklar listesi de belli oluyor yavaş yavaş. Bu sene FA olan oyunculardan Stevenson'un player option'ı var ve büyük ihtimalle kullanmayacaktır. Tony Battie de daha makul bir ücrete oynamayı kabul etti. Augmon'ın büyük ihtimalle son sezonu. Kasun ve Outlaw'un tutulacaklarını sanmıyorum. En büyük soru işareti Trevor Ariza'da... Hill son yazıda bağırıp çağırmalarımı duydu mu bilmem ama süresini arttırdı ve Trevor da fena olmayan performanslara imza attı. Ben kalması ve üzerinde durulması gerektiği kanısındayım.
Tavanarası
-
Cuma akşamı NBA Stüdyo'da MVP konusundaki biraz fazlaca uzayan tartışmada, MVP seçerken göz önünde bulundurulan kriterler ele alındı. Takım katkısı ve bireysel performansın, yüzdelere vurulacak kadar ayrıma uğraması gerektiğini düşünmüyorum. Şahsi kanaatim, Kobe Bryant'ın, bu sezon hem Lakers'ı bu kadro ile playofflara taşıması, hem de mucize oyunlar çıkarıp mucize şutları sokması sayesinde, MVP ödülünü hak ettiği yönündedir.
-
Nets'in performansı inanılmaz. Kağıt üstünde mükemmel gözüken Big Three, adlarına yakışır bir sezon çıkardı. Bankı güçlendirip Detrot ve Miami'ye karşı dayanabilecek sert uzunları bulurlarsa, seneye Doğu finalinde onları görebiliriz.
-
Chris Paul bu sezonun en övgüye layık performanslarından birini gösterdi. Geçen hafta yaptığı iki triple-double ve -aynen Kobe gibi- playofflara girmesi imkansız görülen bir takımı bu düzeye getirmesi, alkışlanacak bir çaba ve yeteneğe dayanıyor.
-
Amare'ye çok üzüldüm. Döndüğü ilk maç onun adına masal gibiydi. Umarım sonu Penny'e ya da diğer sakatlık mağdurlarına benzemez ve onu uzun yıllar izleriz.
Bitiriyorum. Sağlıcakla kalın.
egolbasi@ku.edu.tr
|