|
Böylesine iyi giden, geçen seneki galibiyet sayısına Ocak
ortasında ulaşmış bir takım varken ortada, yazı yazmama uykunun
tutmadığı bir gecenin sebep olması pek adil değil aslında. Hem
benim için değil (önemli sıkıntılarım olmamasına karşın uyku
problemi yaşıyorum), hem de Thunder için. İyimser bakarsak
olaya, en azından bu güzel yazıya vesile oluyor deriz (ki daha
yazıya başlamadığımı düşünürsek, yazının güzelliği yalnızca bir
varsayım), belki Türkiye’de henüz rastlamadığım Thunder
taraftarlarının yüzünü güldürürüz. (Forumda varsa eğer aklı
başında taraftarlar, beni bir görsünler, konuşalım biraz. Sonics
günlerinden kalma da olabilir, döneklik sayılmaz keza.)
Son parantez için bir paragraf açmak istiyorum. Daha önce de
değinmiştim bu konuya aslında ama vicdanımı tam rahatlatamamışım
sanırım. Şüphesiz ki Sonics’liyiz. Oklahoma City’nin bu takımı
nasıl zimmetine geçirdiğini unutmadık, unutturmayacağız.
Gerekirse mum yakarız. Ama oyuncuların, koçun, GM’in bu olayda
payı yok. Yeni taraftarların da herhangi bir yamuğu yok, aksine
fena olmayan bir destek veriyorlar. Tabi maça gelmesinler diye
bilet fiyatlarını yükseltenler olmadığı için kıyaslayamıyorum
hangi şehrin taraftarlarının takımı daha çok ittiğini.
Oklahoma’nın nasıl bir yer olduğunu az çok biliyorum
okuduklarımdan. Büyük paralar kazanan ve kazandığı paralarla
eğlenmek isteyen şöhretli oyuncuların yaşamak isteyeceği tipte
bir yer olmadığı kesin. Oysa Kevin Durant geçen gün twitter’dan
rastgele sorular cevaplarken Oklahoma’da mutlu olduğunu ve
ayrılmayı kesinlikle düşünmediğini söylüyordu. Buna sebep olarak
da takım kimyasını gösteriyor ve bu sezonki başarının
anahtarının da bu olduğunu savunuyordu. Şerefsiz takım sahibimiz
umarım ne kadar şanslı olduğunun farkındadır. Kevin Durant denen
adam, az biraz diğer süper yıldızlara benzeseydi, çoktan
hakkında Los Angeles’a mı gidiyor, Miami’ye mi gidiyor
makaleleri dizilmeye başlamıştı. Daha NBA’de bir dakika bile
oynamadan “ben oraya gitmem, beni şuraya gönderin” diyen
adamları da gördü bu gözler. Değişmez diye umuyorum. Değişmek
zordur, ama aynı adam olmak daha zordur yeğen.

Durant 21 yaşında ve sayı ortalaması 29’un üstünde. Henüz yeteri
kadar kuvvetli olmadığını, kendini savunan birçok oyuncuya karşı
boy avantajı olmasına karşın alçak post oyununun henüz bir hücum
silahı olmaktan çok uzak olduğunu, lige girdiğinden bu yana
neredeyse her ay sayı ortalamasını arttırdığını düşünürsek
Durant’in skor potansiyelinin ne seviyelerde olduğu hakkında
daha iyi bir fikrimiz olur. Neyse konu değil, zaten her türlü
NBA sitesinde onun gelişimini anlatan methiyelere
rastlıyorsunuzdur. Benim değinmek istediğim ve beni hayrete
düşüren durum bu adamın karakterinin kusursuzluğu. Kusursuzluk
demeyelim buna da, kendimize yakınlık diyelim. Harden ve
Green’le yaptıkları videoları görünce, ya da playstation
muhabbetlerini twitter aracılığıyla takip edince, böylesine
yetenekli bir insanın aynı zamanda böylesine normal olması beni
çok etkiledi. 21 yaşında ve yaşının gerektirdiği şekilde
davranıyor. ESPY Awards sunmuyor, talk show’lara katılıp önceden
yazılmış esprilerle bizi kırıp geçirmiyor. Pahalı arabalarla,
lüks club’lara gidip koluna kızları takmak yerine takipçilerine
“yakın arkadaşınızın eski kız arkadaşıyla çıkar mıydınız?” gibi
şöhretlerin dünyasına ait olmayan sorular soruyor.
Daha da güzel olanı, takımın çekirdeğini oluşturan diğer
oyuncuların da benzer özellikler taşıması. Mutlaka esas oğlanın
böylesine mütevazı olması, diğerlerini de etkiliyordur, ama
dışarıdan edindiğim izlenim, bu adamların birlikte hakikaten iyi
zaman geçiriyor olduğu. Sam Presti’nin yaptığı Jeff Green,
Russel Westbrook ve James Harden seçimleri birçoğumuzu şaşırttı
elbette. Hatta geçen gün Ozan’la Thunder’ın Westbrook ve Harden
yerine Lopez ve Evans’ı seçebileceğini düşündük. Kağıt üzerinde
hakikaten güzel durdu ki kağıda yazmadık bile. Ama Presti takım
kimyasını öncelikli hedef olarak belirlemişti. Madem Portland
Durant’i bize ikram etti, buradan sonraki tüm hamleler Durant’in
karakterine ve oyun stiline uygun olarak yapılmalıydı. Green,
Westbrook ve Harden’ın ortak özellikleri eğlenceli tipler
olmaları ve ön plana çıkmak gibi bir dertlerinin olmaması. Zaten
tatsız bir yerde yaşıyorlar, 20’li yaşların başındaki bu
gençlerin sıkılmamaları için birbirleriyle çok iyi anlaşmaları
gerekiyor, yoksa çatlak sesler çıkmaya başlayacak.
Harden daha ilk günlerinde iyi ki Oklahoma’ya gelmişim
diyebiliyor mesela. Şehre âşık olduğu için değil tabi, ortamı
çok sevdiği için. Takım sporlarında başarılı olmanın en basit ve
en düz yolu bu değil midir? E takımızda Durant gibi ekstra bir
adam olduğu sürece, daha iyi kimya için yetenekten feragat
edebilirsiniz. Kaos ortamından da başarı elde edilebilir, ama bu
daha karmaşık bir yoldur. Phil Jackson, Pat Riley gibiler anca
kontrol altında tutabilir ki tutamadıkları da görülmüştür.
Saha içindeki durum da çok farklı değil uyum açısından.
Westbrook klasik bir point guard değil, agresif savunma yapan,
kuvvetli, atletik bir arkadaş. Pass-first bir oyun kurucu ile
Kevin Durant’ten daha iyi verim alınacağı düşünülebilir, ama
Westbrook’un tempoyu sürekli forse etmesi, direk potaya
gidebilmesi, ribauntlara ciddi katkı yapması oldukça işimize
yarıyor. Ve görüldüğü üzere Kevin Durant’in 30 sayı atmak için
Nash ya da Kidd’e ihtiyacı yok. Zaten Thunder hücumları
çoğunlukla birebir üzerine kurulu. Buna ilk birebir girişiminde
savunmanın dengesini bozduktan sonra ilk pas ya da ikinci pasla
boş şutu bulmak da dahil. Durant ve Green’le birlikte iki ince
uzun forvetin ikisinin de standart bir 4 numara ayarında
ribauntçu olmamaları, şu an elde Collison dışında iyi ribauntçu
uzunun da bulunmaması gibi eksiklerimizi de kısmen dengeleme
şansı buluyoruz Westbrook’un kendi tarafına gelen topları
çoğunlukla alması sayesinde.
Green’e gelelim. Çekirdeğin en önemli parçalarından biri olan bu
adam fizik özellikleriyle Durant’e bir hayli benziyor aslında
(ikisi de 6-9, ağırlıklar 230 ve 235). Uzun kollu, boyuna göre
hareketli, topla fena olmayan bir adam. Yapabileceklerinin
sahada gösterdiklerinden daha fazla olduğunu düşünüyorum ama
bizim takımdaki görevi çok net aslında ve şu an o yolda
ilerliyor olması yeterli. Yapması gerekenler Durant’in
yapmadıkları diyebiliriz kısaca. Pota altı itişmelerine girmek,
ters taraf yardımlarını kovalamak, penetre eden oyuncuya kendini
boşa çıkararak pas opsiyonu sağlamak gibi. Bunların dışında boş
şutları sokması, ribauntlara daha iyi konsantre olması ve
Durant’in oyunda olmadığı bölümlerde hücumda biraz daha fazla
sorumluluk olması beklenebilir ki istikrarlı olmasa da yaptığı
şeyler bunlar. Son iki galibiyette müthiş iki clutch hareket
yaptığını da not düşelim. (Josh Smith’e verdiği ‘Potaya Giriş
101’ dersi ve Minnesota maçındaki blok)

Çekirdeğin draft’ten alınan dördüncü ve son parçası da James
Harden. Presti’nin en kafa karıştıran seçimi de bu olsa gerek.
Topla çok haşır neşir, 1 numaradan bozma bir 2 numaranın bu
takıma nasıl bir faydası olabilir ki? Şöyle olur anca. Adama iki
ayrı rol verirsin. Birinci rolü boş şutları sokmak olur. Çok
etliye karışmaz, boşu bulduğunda atar ya da içeri dalar. Ama
takımın (Durant hariç) en iyi şutörüdür, ve şutu gelişmeye çok
müsaittir stil itibariyle. İkinci rolü ise second unit’in skor
yükünü üstlenmek olur. Oyun bilgisi, sakinliği, hücum etmeye
elverişli donanımıyla, ilk beş çıkan üç yıldızımızın en az
ikisinin oyunda olmadığı sürelerde ona ihtiyaç duyarız. Henüz
çaylaktır ve çok fazla sorumluluk yüklenmez üstüne ama
rahatlıkla kotarabileceği bir roldür bu aslında. Terry ve
Ginobili bunun güzel örneklerini sergilerler diyelim daha
açıklayıcı olmak adına. Şu ana kadar bu ikisini de fena
götürmedi Harden, ancak ilerleyen günlerde ya da sezonlarda ilk
beşe de yerleşebilir. Duruma göre tekrar konuşuruz bu konuyu.
Temeli attıktan sonra, gerisi kolay yeğen. 1 numaralı pozisyonun
yedeği sıkıntılıydı mesela. Ne amaçla takımda olduğunu tam
kestiremediğim ve sahada bulunduğu sürelerde idare etmekten
fazlasını yapamayan, yapmaya da uğraşmayan bir Kevin Ollie ile
oynadık sezon başını. Kendisi takım kimyası için iyi bir parça
olabilir, buna lafım yok, ancak sahaya çıkmasına lüzum yok.
Garip bir şekilde aynı anda 3 yedek oyun kurucumuz
sakatlanmasaydı, şu an belki hâlâ Ollie’nin üçüncü sınıf oyununa
göz yumuyor olacaktık. Ya da yıllardır potansiyelli genç-müzmin
sakat aralığında gidip gelen Livingston’dan mucize beklemeye
devam edecektik. Neyse ki takım bir süre için gardsız kaldı ve
imdadımıza Utah yetişerek lüks vergisinden kaçmak adına Eric
Maynor’ı hibe etti. Böylece takım kuruluşunun detaylarından
birini halletmiş olduk. Maynor henüz takımı oynatmaktan uzak
görünse de, ana grupla çabuk kaynaşması ve twitter’cı olması
gibi özellikleriyle kendini kabul ettirdi. Dribbling üstü orta
mesafe şutları hiç fena değil.
Rotasyonu tamamlayalım hazır girmişken. 2 numarada şu an ilk beş
çıkan Sefolosha, kelepir kontrata oynayan, rakibin skorerini
tutan, faydalı bir adam. Bu takım birkaç seneye contender olduğu
zaman önemli bir parça olmaya devam edecektir. Bu sezonki
çıkışımızın en belirgin sebebi olan sert savunmamızın kilit
adamlarından biri. Ama bu alanda da asıl farkı yaratan Durant,
aslında. Geçen sezon hücumda yine şahaneydi ancak +/-
istatistiğinde beklenmedik bir şekilde eksilerde dolaşıyordu.
Onun oyunda olmadığı bölümlerde daha iyi bir istatistik
çıkıyordu. İlla bir şey ifade etmek zorunda değil bu sayılar,
ama kafaları bulandırıyordu yine de. Oysa bu sezon durum normale
döndü ve Durant’in oyunda olduğu dakikalarda rakibin pts per 100
poss. (100 hücum denemesinde atılması beklenen toplam sayı)
istatistiği Durant’in oyunda olmadığı dakikalara göre 4 sayı
daha düşük. Geçen sezon bu istatistik terse doğru 8 sayıydı.
Yani ortada belirgin bir gelişim var. (Evet artık ben de
advanced istatistikler kullanıyorum.)
5 numara pozisyonunda ise Jack Sikma’dan beri yüzü gülmeyen
takım bu sene de Kristic’le idare ediyor. Durant veya
Westbrook’la zaman zaman yaptıkları ikili oyunlarda boş şutu
güzel sokuyor ama pota altı savunmamız da ciddi anlamda hasarlı
onun sayesinde. Kötü ribauntçu değiliz takım olarak, ama
savunmada gösterdiğimiz gayretin tam olarak karşılığını
alamıyoruz. Gururlanmamız gereken, müthiş bir savunma
istatistiğimiz var mesela. Rakipleri Lakers’tan sonra en düşük
yüzdede tutan takım biziz. Ancak rakibe en çok hücum ribaundu
veren üçüncü takımız aynı zamanda. Baba bir ribauntçumuz olsa
rakiplere ortalama attığımız sayı farkı 2,7’den contender
seviyesi olan 5 civarlarına çıkabilir. Yani bir seviye daha
atlamak istiyorsak bu konuda bir şeyler yapmamız gerekecek. Bunu
yazının ilerleyen bölümlerinde konuşacağız zaten.
Yedek uzun konusunda ise durumumuz çok iyi. Yıllar sonra
draft’ten seçtiğimiz bir pota altı oyuncusundan verim
alabiliyoruz. Ibaka’nın bazı konularda çok ham olduğu gerçeğini
inkar etmiyorum; ancak çok ihtiyacımız olan ribaunt ve blok
işlerini yapabilecek bir adam olduğuna dair belirgin işaretler
veriyor. Collison ise her zaman faydalı, istikrarlı. Ayrıca
takımın Presti öncesi döneminden kalma tek adam. Gelecek sezon
sonunda kontratı bitecek, ama tahminimce uygun bir meblağ
karşılığı takımda kalacaktır.
Bunlara ek olarak çok övülen bir Mullens var ki kendisini çok az
izleme fırsatım oldu. Alçak postta birkaç hareketi olan, yakın
mesafelerde yumuşak eliyle sonuca giden bir oyuncu olarak çarptı
gözüme. Gelişimini takip edeceğiz tabi ki. Büyük ihtimal
Kristic’in kontratı bittiğinde kendisiyle yollar ayrılacak ve bu
yeni arkadaşımıza daha çok şans vereceğiz.
Son paragrafları hızlı geçtim, çünkü asıl heyecan verici konuya
bir an önce girmek istedim. Sezon sonunda bütün bunları çok daha
detaylı yazmaya çalışırım elbet, ama şu an için Thunder
taraftarının aklını en çok yapılacak bir sonraki hamle meşgul
ediyor. All-star arasından sonra artık playoff’taki şansımız
(John Hollinger’ın garip değerlendirmesine göre
büyük ihtimal playoff’tayız), neler yapabileceğimiz ve sezon
sonlarına doğru yaşanan gelişmeler ile ilgili yazmaya
başlayacağım için, gelecek plânlarına giriş bölümünü, zaten
haddinden fazla uzayan yazıyı biraz daha uzatsam zarar gelmez
mantığıyla buraya iliştiriyorum.
2010 yazı için 15 milyonluk biten kontratımız var. Tutup da bir
adama maksimum verecek cap space oluşur mu muamma, ama zaten
böyle bir şeye girişeceğimizi sanmıyorum. Wade, Bosh, Lebron vs
bize uzak adamlar, gelmelerini başta açıkladığım takım kimyası
sebebiyle istemem pek. Bu takım Kevin Durant’in takımı olmak
zorunda şu saatten sonra. Yüksek egolu bir süper yıldız riskine
girmek çok manasız. İstesem de gelmez zaten bu adamlar. Amare,
Boozer ve Joe Johnson’a bakacak olursak Amare dışındakilere
“neden olmasın” derim ama emin olamam. Boozer hep sıkıntılarla
gündeme gelmiş bir isim ama sahadaki oyunu iyidir hep,
tamamlayıcı rolünü de kabullenir. Ama o da riskli işte, Sam
Presti’nin tercih edeceği tipte bir oyuncu değil. Joe Johnson’ı
severiz, efendi adamdır, gelirse takıma boyut katar, ancak bu
pozisyon için zaten 2 tane iyi oyuncu var. Biraz lüks olur, ve
pota altı savunması artı ribaunt vaziyeti eski yerinde kalır.

Benim kafamda belirlediğim aday David Lee. Şan şöhret peşinde
koşacak bir adam değil. Takımın yapısına, arkadaş ortamına uyum
sağlar. Topu domine etmez, işini yapar, sesi soluğu çıkmaz.
Kevin Durant twitter’dan Lee’yi öven mesajlar atınca dank etti
bende de.
Belki KD’nin de istediği adam odur. Ribaunt işini çözeceği
kesin. Kötü savunmacığı olduğu söylense de ben çok gerçekçi
bulmuyorum bunu. Savunma yapmayan, amaçsız bir takımda oynuyor.
Ortadan gelen penetreleri mi kapatacak, adamını mı durduracak,
seken topu mu kovalayacak? New York savunmasında Lee’nin tek
görevi ribaunt ve bunu da layıkıyla yerine getiriyor. Undersized
oluşu sebebiyle tabi ki Howard’ı ya da Bynum’u tutamaz, ama
tutmasın problem değil o kadar da.
Şimdi depth chart’ımıza bir bakalım.
Westbrook / Maynor
Sefolosha / Harden
Durant / Childress
Green /Ibaka
Lee / Collison
Kötü olmadı bence. Childress nereden çıktı demeyin, elbet NBA’e
dönmek isteyecektir, ikna edilebilir. Haldun Üstünel’den yardım
istenebilir. Kristic ve yanında genç oyuncu veya pick vererek
Childress ve Lee’yi beraber imzalayacak boşluk yaratılabilir. Bu
kadro da her türlü kafaya oynar.
Sedat Koç’la birlikte ürettiğimiz bir takas senaryosuyla
neticelendiriyorum yazıyı. Bynum artı Farmar, Mbenga ve
Powell’un biten kontratlarına karşılık Westbrook, Kyle Weaver
artı Etan Thomas’ın biten kontratı ve 1. tur pickimiz. Lakers
Fisher’la oynamaktan kurtuluyor ve yeni neslin en iyi
PG’lerinden birini alıyor. Bynum yerine Odom ilk beşe
yerleşiyor. Biz ise pota altı sorununu çözüyoruz. Yazın Kyle
Lowry ya da Randy Foye’u kovalıyoruz.
http://twitter.com/alpakbulut

|