Thunder yazarı, sevgili dostum Alp, son 3-4 sezondur
bildiğim en azılı play-off izleyicisi. Sağlam parametrelere
göre yorum yapar, iki takımı da enine boyuna değerlendirir
(tuttuğu takım uzun zamandır sağlam başarı görmediği için
olabilir) ve yine de resmin genelinden kopmayarak
tahminlerini yapar. Ben daha farklıyım. Hele konu Celtics
olunca, mevzu da bir play-off kapışması ise psikolojik
faktörlerin dışında neredeyse hiçbir şeyi devreye katmam,
zaman zaman açıklaması işkenceye dönen cümleler kurarım.
Geçtiğimiz sezon belki de bu takıntım sebebiyle Magic'i itin
götüne soktum, çünkü Cavs'in o kadar yıllık beraberlik ve
tecrübe ile, en az KG'siz Celtics kadar sağlam duracağını
tahmin ediyordum. Nitekim Celtics'in civarında bir
konsantrasyonu bütün seri tutturmayı başaran Lakers
neredeyse hiç zorlanmadan finali kazandı. Peki Cavs'i bu
kadar aciz düşüren Magic karşısında şov yapan Lakers çok mu
üstündü? Hayır, değillerdi ama play-off'ta başarı için en
önemli unsurlar olan konsantrasyon ve bilinç kategorilerinde
çok öndelerdi.
Cavs serisinin beşinci maçından sonra Alp ile laflıyorduk.
Celtics üçüncü çeyrekte dönülmesi çok zor bir fark yapmış,
dördüncü çeyrekte rutin travmasını yaşamış ve 10 civarı bir
farkla maçı önde götürürken, Lebron'un transition hücumda
yaptığı bir penetrede Rondo'ya faul çalındı -üçlük
çizgisinin hemen içinde. Faul kararı ortadaydı ama Rajon
havayı yumruklayıp sert bir tepki verdi. Bana göre, bu bir
tepkiden fazlasıydı. Faulün tartışılabilirliği bu tip bir
itirazı kesinlikle hak etmiyordu, Celtics maçı ne olursa
olsun rahat kazanacak gibiydi ve suni gözüken bir tepkiydi.
Öbür yandan, Rondo o kadar doğaldı ki, karakterini bu ufak
karede çözümlemek mümkündü. Bir an önce kazanmak, oyundan
hiç çıkmadan rakibe verebildiği kadar zarar vermek ve bir
sonraki maçı beklemek istiyordu. Bu karenin, benim için hem
serinin, hem de şampiyonluğun işareti olduğunu söyledim
Alp'e. Celtics'in o maçın o anına kadar iki hafta boyunca
gösterdiklerinden sonra, belki mâlum başarıyı hissetmek için
daha fazlasına ihtiyaç duymamam gerekiyordu. Uzunca konuştuk
bu konu üzerine.
O an Rondo bana daha fazlasını verdi. Altıncı maçta daha da
fazla. Sonra Magic serisinde biraz daha fazla. Sadece
kendisi değil, etrafındakiler de büyüdü, bitti denilen
Garnett potanın bir arşın üzerinde Carter'ı blokladı,
formsuzluğu dillere destan olan Pierce altıncı maçta
büyüdükçe büyüdü, bacakları çekmiyor denilen Allen Magic
potasına iki sağlam smaç patlattı. Ben bu sezonu üçe
ayırıyorum. Birinci kısım, sezon başında yazdığım yazıyı
gerçeğe döken ve Noel'e kadar olan süreçti. İkinci dönem
sıkıntıyla başlayan, sonra korkunç mağlubiyetlerle soru
işaretine dönen, son 15 maçta resmen yatmamız ve en
nihayetinde son maçta Bucks'ı çekmek için gösterdiğimiz
çabayla umutları tüketen; Garnett'in Heat serisinde ceza
almasıyla son bulan dönem oldu. Heat serisinin ikinci
maçından sonra Garnett hep gerektiği kadar oynadı, Heat
serisi Pierce ve Allen'ın uyandırma servisiydi, Cavs
serisinde Doc hoca ağırlığını koydu ve son olarak Magic
karşısında Rondo'nun sırtına atladık.
Doc Rivers, basına yaptığı açıklamalarda normal sezonun son
bölümünde sakatların iyileşmesi ve play-off'a hazır girmek
gibi bahanelerle takımın hafiften yaydığını söylüyor.
Oyuncuların da bunu doğrular nitelikte şeyler söylediğini
duyduk. Ben bunun pek doğru olduğuna inanmıyorum, istisnalar
dışında. Mesela Garnett sezon başında gerekirse 20-8'lik bir
uzun olabileceğini göstermişti, sonra dizini zorlamadı.
Pierce hafif sakatlıklarla oynuyordu ve bir türlü kendi
standardını tutturamıyordu -son iki sezonki standardı olan
18-7-5 tipi ortalamalardan bahsediyorum- ve pek maçlara
takılmadı. Tony Allen bu dönemde aldığı dakikalarla şu an
çok değerli olan katkısını veriyor. Buraya kadar tamam,
ancak tüm takımın sezonun son bölümünde umutsuzluğa
kapıldığına eminim, Bucks'ı çekmek için sergilenen çaba da
bunun göstergesi. Geçtiğimiz sezon alt tablonun en enerjik
takımın Bulls'u Garnett yokken elemiş, finalist Magic'i yedi
maça götürmüş kadro, Bucks ile Heat arasında seçim yapmaz.
Herkes play-off'ta bir şeyler olmasını ve takımın uyanmasını
bekliyordu. Bunu da, paçoz bir hareket olan Garnett'in
dirseği değil, o dirseğe verilen ceza sağladı.
Ceza takıma enerji kazandırdı. Heat de büyük bir
yanılsamayla maça rahat girdi, akabinde Pierce ve Allen
havalarını buldular. üçüncü maçta son saniye basketi atan
Pierce'ın kendine güveni tazelendi. Doc rotasyonun işe
yaradığını gördü. Wade hâlâ yeterli savunma
konsantrasyonunun sağlanamadığını gösterdi. Sonuç olarak
takım performansının karesini alarak, eksiklerini görerek
Cavs serisine hazır çıktı.
O seri öncesinde bir yazım mevcut. Cavs'in, Celtics'in zayıf
noktalarına nasıl da ters geldiğini, ne kadar enerjik
olduklarını, hücum ribaundu ve köşe üçlükleri konusunda ne
kadar güçlü olduklarından bahsetmiştim. İlk maç başlarken,
konferans finaline çıkmak adına sadece iki umudum vardı:
Brown'un Varejao ve Hickson'ın alması gereken süreleri
Shaq'a vermesi, bir de favori olmamanın getirdiği
motivasyon.
Motivasyon mevzuu, play-off'ta Celtics'in her maç normalden
fazla ve her maç bir öncekinden daha fazla -istisnalar
hariç, Cavs 3. maç ve Magic 4. maç gibi- efor vermesinin
sebeplerinden biri oldu. Bu takım, büyük üçlü bir araya
geldikten sonra sadece bir seri kaybetti ve o seride de
üçlünün bir ayağı yoktu. Buna rağmen bütün uzmanlar
tarafından Cavs ve Magic'in favori gösterilmesi sahaya daha
fazla performans koymak için bir sebep verdi. Öyle ki, Magic
seriyi 3-2'ye getirdikten sonra yine malum sitenin ana
sayfasında "Magic close to the biggest upset" şeklinde bir
başlık gördüm, yuh artık! Cavs karşısında da sezon serileri
iki yıldır 2-2 iken, oynanmış tek seriyi Celtics kazanmışken
çok ağır bir Cavs furyası oluştu -itiraf etmek gerekir ki
ben de kapıldım buna. Zaten Cavs serisi boyunca, Celtics bu
sezon gördüğüm en iyi Celtics idi.
Cavs serisinin kilit eşleşmesi Garnett-Jamison oldu. Jamison
bazı maçlarda fena istatistikler yapmadı, ama gerçek şu ki
altı maç boyunca Garnett, Jamison'ı vasat bir oyuncu gibi
gösterdi ekranda. İlk maç ve son maçın ilk yarısı dışında,
Mo neredeyse hiç katkı vermedi, hücumda fazlalık gibi
gözüken Anthony Parker, dakikaları kısılan Hickson, savunma
konsantrasyonunun bir kısmı üzerinde olunca etkisi tükenen
Varejao gibi. Shaq, tahmin ettiğim gibi, gereğinden fazla
sahada kaldı, kısaların havaya girmesini engellemeyi
amaçlayan yardımlı savunmanın etkisiyle fena gözükmediğini
belirtelim. Beşinci maçta 21 sayı attı yanılmıyorsam. Vay
koca Shaq!
Rasheed'e değinmeden olmaz. Bu adamdan sezon başında neler
beklediğimi cümle âlem biliyor. Sonra hepimizi çıldırttı,
keşke çıldırtmakla kalsaydı. O kadar kötü oynadı ki, en koyu
Rasheed fanları bile (Gökhan Özşahin mesela) adamın dakika
almaması gerektiğini söylediler. Cavs serisi ilk maçtan
sonra, Rasheed'i iyi gördüğünü, ikinci maçta birşeyler
yapabileceğini söyleyen belki de tek insan benim. Şu anda
sahadayken adamının önünde duruyor, ribaund alıyor, blok
yapıyor, savunma yapıyor. Yamuk yumuk şutlarını sokmaya
başladı ki bu iyiye işaret. Şimdi belki de en sevdiği tipte
uzunla karşılaşacak: ondan daha zayıf, ondan daha çabuk
ancak boy avantajı olmayan Pau Gasol. Buna sonra geliriz.
Magic kesinlikle çekinmediğim bir takımdı. Bir kere
adamların en önemli iki skoreri Lewis ve Carter. Garnett
sezon içinde Matt Bonner'a bile geçiliyordu ama play-off'a
hazır girdi ve Magic serisinde zirvedeydi, bu sebeple çok
ağır bastı Lewis'e karşı. Sezon başında bu ikisinden de
ciddi bir uyanış bekliyordum, ne de olsa pota altında Howard
vardı ve 'modern basketbol' işlemediğinde birebirlerde
çekinmeden sallayarak ağırlıklarını koyabilirlerdi. Onlar
topu düzenli olarak birebirde skor üretemeyen Howard'a
aktardılar, Carter zaten kendi kendini iptal eden bir adam,
üç tane sert faule maruz kaldıktan sonra penetre falan
etmiyor, el üstü sallıyor. Oyunu yönlendirmesi gereken
Nelson'ın Rondo karşısında üstün çıkması teknik olarak
mümkün değil, Barnes ilk beşte zayıf bir halka. Bu durumda
doğru olanı yaptık ve Howard'ı refleks yardımlar dışında
sıkıştırmadık, Perkins'e karşı sadece iki maç iyi
oynayabildi. Lewis neredeyse sahada yoktu, Carter çabalar
gibi ama çok sunî, Nelson o stille bir maçta soktu onu da
çalıp gittiler zaten. Howard ağırlığını koymalıydı ama
gördük ki Perkins karşısında oyunu domine etmesi uzun süre
gerçekleşmeyecek.
Bu serilere daha sonra değiniriz, asıl konuma döneyim.
Lakers'ı öyle derinlemesine analiz etmeyeceğim, bunu iki
sezon önce yaptık zaten. 2008 kadrosunda Radmanovic ilk beş
çıkıyordu ama arkasından süre alan Walton-Vujacic gibi
adamların üstünde ya da altında değildi. Pek çok maçta
savunmak zorunda olduğu Pierce karşısında zor durumlara
düşmüş, Lakers'ın sık sık kısa beş kullanmasını sağlamıştı.
Jackson'ın o seride pek kullanmadığı Ariza -Orkun sakatlık
diyor, ben o kadar kısa geçemiyorum- bir sonraki sezon
adaptasyonu tamamladı ve Lakers'ın ilk beşini Bynum'un da
eklenmesiyle daha komple bir hâle getirdi. Bu sezon onu
Artest ile değiştiler, belki beklenen sorunlar çıkmadı ama
kendisi, savunmasında ciddi gedikler bulunan Suns'a karşı
oynadığı iki iyi maç haricinde, sıradan bir oyuncu
görüntüsünü geçemedi (savunmasını da işin içine katıyorum).
Artest, Bruce Bowen rolü için uygun bir adam değil,
özellikle baskı arttığında içindeki şut atma, top kullanma
güdüleri harekete geçebilir. Ariza şu anda Artest'in
oynadığı rolü çok daha başarılı taşıyordu, ilginçtir ikisi
de birbirlerine ait kimliklerle sahadalar bu sene.
Masaya Fisher'ın yaşlanmasını, P-Jax'in 10 şampiyonluk
sonrası hafiften sermesini, bench'in güçlenmek yerine
zayıflamasını ekleyin. Mesela Bynum sakatlandığı veya faul
problemine girdiği takdirde, ki muhtemeldir, Gasol-Odom
arkasına koyacak güvenilir bir uzunu yok Lakers'ın. Odom,
bench'ten istikrarlı ve çok yönlü katkı veren tek oyuncu.
Kobe 2008'e göre daha hazır ve kuvvetli ama Gasol hâlen
Celtics tipi fiziksel pota altlarına karşı bir soru işareti.
Celtics'in bazı oyuncularında düşüş ve istikrarsızlık iki
sezon öncesine göre daha fazla ama Rondo idareten oynatılan
yetenekli bir oyuncudan ligin en iyi 2-3 oyun kurucusu
arasına terfi etti. PJ-Baby/Powe şeklindeki uzun yedeği daha
garantici ve Garnett'in sağlıklı olmasından dolayı yeterli
gibiydi ama şu anda Gasol'le birebirde eşleşebilecek ve
fazla ezilmeyecek potansiyele sahip Wallace var kenarda.
Tony Allen enerjik, savunmacı ve Rondo ile birlikte hızlı
hücumlara koşan faydalı bir parça oldu -ben olsam sezon
bitince Rondo'nun evine gider, temizlik-bulaşık-ütüyü falan
hallederdim. Rondo'nun gelişimi sayesinde, Big Three'nin
hepsi istedikleri kadar topu kullanıyorlar. Savunma
ribaundları ve hızlı oyun dahil, Celtics'in göze çarpan bir
zaafı yoktu, konferans finallerinde.
Özetle, Doc Rivers'ın dediği gibi, bu ilk beş beraber seri
kaybetmedi. Daha az zaafı olan ve beraber oynamayı daha iyi
bilen bir kadro, biri formsuzken onun açığını kapatmak için
daha fazla çaba sarf edecek taşağa sahip 9 oyuncu ve onları
bu doğrultuda motive eden Rivers var -"You gotta do it
TOGETHER". Basında sürekli Kobe'nin nasıl formda, nasıl
istekli olduğundan bahsediliyor, gerçi bu muhabbetleri her
sene dinliyoruz. Ben Kobe savunmasının çok problem olacağını
zannetmiyorum, bu işi takım olarak iyi biliyoruz. Demek
istediğim, "Biz takım savunması yapıyoruz" klişesi değil,
Kobe'nin etkinliğini öyle sıkıştırmalarla, baskılarla,
zorlanmış şutlarla bozmak mümkün değil zaten. Kobe'nin
ortamını bozmak gerekiyor. Kritik bir hücumda onun el üstü
şut sokmasına izin vermemek, akabinde az evvel dirsek yemiş
yaşça küçük oyuncu misali ekstra hareketli ve daima tolere
edilen savunmasının kucağına tuttuğu oyuncuyu bırakmamak
gibi küçük detaylar. Yıldız oyuncuların en büyük özelliği,
bu tip seriler başladığında doğru karar verme yüzdelerini
arttırmalarıdır. Son dakikaları iyi oynamak falan hep bu
kavramla ilişkili. Mesela Lebron James istediği pozisyonda
penetre edebilir, alçak postta top alabilir, şut atabilir ya
da boş adamı bulabilir, yeteneklerinin sınırı yok. Ama asla
ikili sıkıştırma geldiğinde zorlamaz, ki bazen doğru olan ya
da yapması gereken budur, her ne kadar basketbol normlarında
yanlış gözükse de. 2007 Pistons serisinde bunu yapmasının
ancak üç maç süren medya baskısı sonrası olduğunu
hatırlatalım.
Kobe'de bu içgüdü daha sağlam, tek eksiği maç içinde dönüşüm
göstermekte zorlanması. Bu dönüşüm eksikliği, doğru
savunmayla kafasının karışmasına ve yanlış tercihler
yapmasına, ya da etkinliğinin kısıtlanmasına sebep olabilir.
Seri tahminim 4-2. Çok iyi bir deplasman takımıyız, artık
iç-dış dengesizliklerine pek rastlanmıyor. Rondo Fisher'a
karşı istediği gibi at koşturacak, ona Kobe'yi vereyim,
Allen'ı Fisher tutsun falan derken sağlam giden rotasyonu
bozması Jackson'ın hatası olur. Kobe 42-8-8 tarzı ekstra
istatistikler yapmadığı takdirde arka alanda daha derli
toplu bir takımız ve burada üstünlüğü alırsak geri kalan
alanlarda da avantajlı olacağımızı düşünüyorum.
Kilit maç ilk maç olacak. Lakers hızlı girer, rahat
sayılabilecek bir galibiyet alır ve güvenini tazelerse geri
kalan maçlar çok zorlaşır. Celtics'in, tıpkı önceki
serilerde olduğu gibi kendi temposunu kendi belirlemesi
gerekiyor. Rondo olduğu için bu konuda şüphem yok.
Normal şartlarda daha objektif kalmaya çalışır ve Lakers'ı
daha derin analiz ederdim. Ama geçtiğimiz sezonun
şampiyonluğuyla başlayan süreçte Lakers'ın kayıtsız şartsız
en iyi takım kabul edilmesi fazlasıyla sinirimi bozdu. Bir
an önce Gasol'ü, Artest'i görmek istiyorum, merak ediyorum
ne yapacaklarını. Çok iyi bir takımlar ama zor anlarda
birbirini kollayacak, sorunları dondurup sadece ve sadece
basketbol oynayacak bir havaları yok. Serinin Celtics'e
geleceğini düşünmemin en önemli sebebi de, iki takımın
sahadaki, özellikle de savunma ve hustle konusundaki
tavırları.
Sezon başında 1986 takımı düzeyinde oynayabileceğimizi
söylemiştim. Sezon çok büyük hayal kırıklığı oldu, moraller
bozuldu, kafalarda sorular oluştu ama play-off'taki
basketbol, benim o topu elime aldığımda oynamak istediğime
çok benziyor. Bu çekirdeği aynı sebeple her gün biraz daha
seviyorum. Onlar da birbirlerine yaklaşıyorlar sanki.
Yenilsek de, iki takımın ota-boka karışmadığı, birbirlerine
saygı duyduğu ve basketbol oynamak için sahaya çıktığı bir
seri olsun dilerim. Herkese hayırlı finaller.