NBA TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ


KNICKS TARİHİNDEN

NBA WALLPAPERS

COURTSIDE

Batuğ Ş. EVCİMEN
4 MART 2006, CUMARTESİ


15-43, 5th in Atlantic

Merhaba. Yukarıdaki dereceyle lig sonuncusuyuz, son altı maçın tamamını, son 10 maçın dokuzunu ve son 24 maçın da 22'sini kaybetmiş durumdayız. Takımda takaslarla bazı değişiklikler oldu. Şöyle ki;

Antonio Davis'i gönderip gruptaki ve konferanstaki dişli rakibimiz Raptors'ın yıldız gardı, önemli all-around silahı, örnek basketbolcu Jalen Rose'u aldık.

Ardından da yine Doğu'da playoff yolunda çekiştiğimiz Orlando'yu bir takasla oyuna getirdik. Bir halta yaramayacağı hem tipinden, hem adından belli, kafayı savunmaya takmış, hatta oynadığı pozisyon bile belli olmayan Trevor Ariza ile durduğu yerde hiç bir şey yapmadığı halde takıma zarar veren Penny Hardaway'i Magic'e sokuşturarak, All-Star gard Steve Francis'i alıp kadrodaki gard boşluğunu doldurduk. Bu Jalen'dan daha da örnek basketbolcuyla 2009'a kadar mukavelemiz var, sadece 55 milyon dolara üstelik. Hem uzun vadeli, hem de ucuza kapattık.

Paradan bahsetmişten, bu sezonki toplam oyuncu ücretleri 123 milyon doların biraz üzerinde... Dahası, önümüzdeki sezon da NBA'in en çok para harcayan ve dolayısıyla en havalı takımı olmayı büyük ölçüde garantiledik. Mevcut kontratlarla önümüzdeki sezonun ücretleri şimdiden 126 milyon dolara yaklaştı. Ve ne, biliyor musunuz? Kulüp kâr ediyor...

Evet, NBA'de daima takip edilen, devamlı medyada bahsedilen, bir çok oyuncunun gelmek istediği, nice yıldızların ise barınamadığı büyük bir camia olmak için sahada iyi basketbol oynanması gerekmediğini, hatta basketbolla hiç ilgilenilmese de bir NBA takımı olunabileceğini takır takır ispatlıyor Knicks. Ve tıkır tıkır da paralar kazanılıyor. Bunun için Koç Larry Brown ve Başkan Isiah Thomas omuz omuza çalışıyorlar. NBA'in bu iki efsane adamı, takıma oynattıkları oyun ve yaptıkları takaslarla, ligin en ilginç, tuhaf, renkli ve çelişkili basketbolcularına aynı formayı giydirmeyi ve bunlar sahadayken tribünleri doldurmayı başarıyorlar. Yetenekleri inkâr edilemez fakat kişilikleri sebebiyle çoğu takımda kendini mutlu, rahat hissedememiş, kafasını basketbola verememiş bu basketbolcular, Knicks forması altında huzur ve yeni bir ev buluyorlar.

Zateh hafta içinde patron Dolan, bir Knicks antrenmanına katılarak, kulübü daha yukarılara taşımak amacıyla kimsenin aklının ucundan geçmeyecek hareketleri tam bir takım çalışması halinde planlayan ve gerçekleştiren Thomas-Brown ikilisine destek verdi. Dolan'ın açıklamaları, Knicks'in berbat basketbol oynadığını ve kulübün tarihinin en kötü sezonunu geçirdiğini iddia eden kimi çevrelere karşı bir birlik-beraberlik mesajı oldu. Knicks'in mâli durumunun ve hatta geleceğinin de son takaslarla iyice tehdit altına düştüğünü ileri süren kimilerine cevaben de Dolan, kulübün kâr etmeye devam ettiğini açıkladı. Umarım bu görüntü bazı çatlak sesleri susturur.

Tüm bunlar varken, basketbol olmayıversin. Şart mı canım!

Son yazıdan bu yana Knicks bir çok takımla bir çok maç yaptı, çoğunu kaybetti. Bu aralar Marbury, Francis veya Q-Rich, Rose, Rose ve Curry beşiyle oynuyorlar. Crawford'ın oyun süresi değişiyor, Frye şanslıysa 20 dakikayı görüyor, transfer edilen Woods zaman bulamıyor, daha önceki transfer James'in tecrübesine bu aralar pek ihtiyaç olmuyor. Diğer çaylaklar Lee ve Butler'ı da Brown dinlendiriyor bu aralar, playofflara güç toplasınlar diye muhtemelen.

Farklı bir konu; 1 Mart'ta Jim Jackson'ı serbest bırakan Phoenix'in, Chicago'nun da aynı gün saldığı Tim Thomas ile bugün anlaşmasından sonra Koç D'Antoni, "Sezon bu kadar ilerlemişken Tim gibi bir yeteneği kadroya dahil etmek sık görülen bir şey değil. Onunla çalışmayı dört gözle bekliyoruz. Boyu ve atletizmi kadroya uygun bir ekleme olacak" demiş. Ya kardeşim, bırak ya! Dalga mı geçiyorsun? Bizi mi kerizliyorsun? Tim Thomas'ı tanımıyoruz muyuz?! Yani illâ ki bir şey söylemek mi zorundasın? Zorundaysan, aklına başka bir şey gelmiyor mu? Diye diye bunu mu diyorsun yani? Tamam, 200-300 bin dolarcık verip Thomas gibi bir adamı veteran minimuma kadroda tutmak iyi, o paraya ölüsü bankta otursa zararı olmaz, öyle zararlı, dangalakça filan bir hareket yapmamışsınız da... Kardeşim bunu iyi bir halt gibi göstermeye niye çalışıyorsunuz?

Acaba bu Colangelo hadisesinin bu Jackson-Thomas işiyle bir ilgisi var mıdır?

Bu arada Jim Jackson'ın Lakers'a gitme olasılığı varmış. Phil Jackson hakikaten büyük basketbol adamı. Basketbolu seven herkesin onun bu oyuna bakış açısını bilmesi, anlaması gerekiyor bence. Benimsemese de olur ama bu bakış açısını kazanmak çok önemli, çok değerli.

Eyvallah.


31 ARALIK 2005, CUMARTESİ
7-21, 5th in Atlantic

Merhaba. Son yazdığım 16 Aralık'tan bu yana 7 maç yaptık, 1'ini kazandık sadece... Gördüğünüz gibi, bulduğum şablon başlık, yazıdan yazıya o kadar da sıkıcı olmuyor. Zira takımımız öyle renkli bir takım ki, bulunduğu grubun adı olan 'Atlantik' dışındaki tüm bölümleri değiştirtebiliyor bana! Son olarak "7-15, 4th in Atlantic" yazmıştım... Ama henüz oynanmamış Atlanta maçına 'kazanmışız' muamelesi yapmıştım orada... Hawks beni mahçup, Knicks'i de mağlup etti ve fakat Knicks beni utandırmamak için 23'ünde Jazz'i yenerek, en azından başlığın galibiyet bölümünde değişiklik yapma zahmetinden kurtardı.

Tabii hâl böyle olunca mağlubiyet bölümünde değişiklik kaçınılmaz oldu. Zira mâlumunuz, takım maç yapmak zorunda! E takım bir yandan bu işlerle uğraşıp öte yandan çuvalla yenilgi alınca, grupta Raptors'ın (8-22) altına ve sonunculuğa düşmek kaçınılmaz oluyor. Hazır 1986'dan bu yana en kötü sezon başlangıcı kaydımızı egale etmişiz, bir ödülü olması lâzım yani, değil mi?

Sonuç itibarıyla 7-21 ile Atlanta'yla aynı derecede ve fakat mâlum tie-breaker kurallarının işlemesiyle bu sefil Atmacaların da altında, sadece grubun değil, konferansın ve tüm ligin en dibine demiri attık, lider Detroit'in taa 17½ galibiyet uzağında.

İlk Hedefimiz Kanada... İleri!

Sizlere kasvetli, bendenize ise şuursuz gelmekte olan bu Kıyâmet yolculuğumuz boyunca mahallemizden-semtimizden yenilmediğimiz tek dandik takım kaldı bu esnada, o da sezon başından itibaren yazdığım bir-iki yazıda inceden maytap geçtiğim Toronto... Yani nedir? NBA'in Yeni Kaledonya - Vanuatu Adaları bölgesinde sessiz sedâsız sürüp gitmekte olan bu müthiş rekabette daha girilmemiş muharebeler, edilmemiş savaşlar var... Meselâ bugünden itibaren iki hafta boyunca Raptors ile Knicks bütün maçlarını kaybettikten sonra 15'inde Toronto'da gerçekleşecek müthiş Devlerin Savaşı, Atlantik Grubu'nun ve Doğu Konferansı'nın sonuncusunu belirleme açısından eşsiz bir karşılaşma olmaya aday! (Belki de lig sonuncusunu.)

Burada parantez açayım; dikkat etmişseniz "işler ayna, çal çal oyna" misâli züğürt tesellisi neşelenmelerimde zaten sadece Atlanta ve Toronto ile uğraşıyordum, Saygıdeğer Şarlot Bobkets Hanımefendi'ye dahi dil uzatmışlığım yoktu, onları bile üstünkörü bakışta bizimkilerden daha bir 'takım' görüyordum çünkü, haddimi biliyordum. Sonra bir gün bilemez oldum... Nasıl? Önceki yazıda, o akşam Hawks ile yapılacak maçı da başlıktaki galibiyet hanesine ekledim, sonuç patlıcan oldu. Aman canım ne yapayım, ters geleceğiz diye tahminde mi bulunmayacağız yani, oyun işte en nihayetinde, eğlenip vakit geçiriyoruz, günümüzü dolduruyoruz etrafa zarar ziyan vermeden. Nedir yani, Knicks-Hawks maçı için "alırız" dedik, çok mu radikal bir tahmin yapmış olduk sanki?! Ben değil, beni utandıranlar utansın. (Knicks'in genç çekirdek kadrosunu bu laftan tenzih ederim, kimi kasdettiğim bellidir, bu cümle de önceki ağabeylerinin izinden yapışacağı suratı bulur.)

Gidişattan anlamışsınızdır, bugün öyle fazla traş geçmeyeceğim, oynadığımız maçlara da, ilginç notları aktarmak için dahi olsa tek tek değinmeyeceğim, daha genel birşeyler karalamaya çalışacağım, sonra da tüyeceğim izninizle, saat olmuş 19:00, Kuştepe'de benden başka çalışan adam yok şu an itibariyle, üniversitenin güvenlik görevlileri bile kulübelerinde meyve ve şeker-çikolata yiyerek laflıyorlar bu tatil gününde.

Eski Oyuna Yeni Strateji

Önce bir evvelki maçımıza değinmek istiyorum... Hangi maç? Grant Hill'in dönüşünü Orlando'nun bize 105-95 koyarak kutladığı maç. Bakınız size ilk 5'tekiler ve oynama süreleri:
David Lee: 14 dk.
Antonio Davis: 13 dk.
Jerome James: 16 dk.
Q. Richardson: 16 dk.
S. Marbury: 40 dk.

Evet, fazla teknik detaylara, istatistiklere dalmanızı istemiyorum, sadece ilk 5'teki adamların isimlerine bakın, bu adların kafanızda canlandırdığı profilleri düşünün, bu bir...

İkinci olarak da sürelere dikkat edin, bir NBA takımının ilk 5'inde oynayan oyuncuların o karşılaşmada toplam kaçar dakika aldıklarına yani...

Değerlendirmeyi tamamen size bırakıyorum, yapınız ve geçiniz, yorumunuz ne olursa olsun şu noktada tekrar bana kulak veriniz; peki bu acayip durumun sorumlusu kimdir? Yani bir takımda ilk 5 çıkan oyunculara ve onların aldıkları dakikalara kim karar verir?

Hepsi birarada o maçta 34'te 6 şut isabeti bulan bu Knicks ilk 5'inden iki oyuncu da oynadıkları süre boyunca Magic potasındaki çemberde FG isabeti bulamadı, zaten toplamda attıkları da 20 sayıdan ibaret; bu da kötü kötü parıldayan bir not. Kim olduklarını söylemiyorum, gizli filan de değil tabii ama bence önemli de değil.

Bu maçta bizi yenen, öncesinde sonrasında başka iyi takımları da yenen ve şu anda Doğu playoff potasının son sırasında kendine yer bulan Orlando camiasını da kutluyorum.

Sis Kalktı, Düşman Göründü

Hemen bir sonraki, yani dünkü Milwaukee maçına da değineyim ve sadede geleyim: Knicks'in Bucks maçındaki ilk 5'i: A. Davis, D. Lee, E. Curry, S. Marbury ve N. Robinson...

Yani biz burda iki aydır neler anlatıp duruyoruz, koç hâlâ nerelerde dolaşıyor! Gerçekten aynı şeyleri tekrar edip durmak istemiyorum, zaten gerek de kalmadı sayılır artık çünkü böyle durumlar, sebebiyet verenlerin suyunu ısıtır... Bu çok açıktır, ayrıca doğrudur, öte yandan iyidir; geçmişteki sayısız örnek böyle demektedir bize.

Suyu ısınanların, hâlâ maçına göre ve sıklıkla 10'lu dakikalarda süre alan genç ümitlerimiz veya onların yetişmesine yardımcı olacak kaptanları, ağabeyleri olmadıklarını da ekleyeyim de, götlerini yakan kaynar suyu ılıtmak için bugün-yarın Marbury'yi harcamalarından çekindiğim bu iki adama, onlardan bahsedildiğini hatırlatayım, bu eylemi gerçekleştirirlerse de, şu anda olduğum kadar onlara karşı olmaya devam edeceğimi belirteyim. Marbury'ye bayıldığımdan filan değil, yanlış anlaşılmasın, mevzuun onunla bir ilgisini göremediğimden böyle diyorum.

Fazla kaşımayacağım, meraklı olan zaten açar maçların istatistik tablolarına bakar, sadece ve sadece ilk 5'leri, kimlerin ne kadar dakika aldığını ve nasıl performans gösterdiğini mukayese eder, görür. Ben usandım artık!

Dediğim gibi, takımın çekirdek kadrosundan (bana göre olanından tabii ki) memnunum, alınan sonuçlarla da ilgilenmiyorum bu yeniden yapılanma sezonunda. Sadece yeniden yapılanmanın sürmesini istiyorum çünkü sürecini tamamlamadan bitmesine olanak yok, bu kavramın temsil ettiği anlam itibarıyla.

Neyi idrak ediyorum peki? Takımı yöneten iki adamın bu yeniden yapılanmayı sürdürecek güç ve kabiliyette olmadıklarını... Yepyeni bir kadro, normal sezondan içeriye iki ay ve oynanmış 28 maç sonrasındaki vaziyet, insana bu konuda gayet olgun fikirler veriyor. Ne de olsa NBA takip etmeye yeni başlamadık, gördüğümüzden bildiğimizden hareketle ötüyoruz burda.

Yol Yakınken Dönmek...

Sözün özü; koçun suyu ısınıyor, tepesindekinin de... Genelde koçlar daha önce yolcudur, bizdeki tuhaf bir ikili, bu kural burada işler mi emin değilim. Fakat bu tip vaziyetlerde sık rastlandığı üzere, yetkisi daha yüksek olan genellikle zaman kazanmak için ötekini harcayıverir, tüm ipleri elinde tutanlar ondan daha önce davranmazlarsa tabii...

Yakın zamanda Larry ve Isiah'nın bu camianın dışında olacaklarını düşünüyorum. Beraber mi giderler, ayrı mı; hangisi önce gider, hangisi ötekini harcar, şu an bilemiyorum. Dolayısıyla sonra olacakları tartışmak için de beklemek gerektiğini düşünüyorum, boş laf olmasın diye.

Bir korkum; eninde sonunda gideceği belli Larry ne kadar kalır umrumda değil, Isiah gitmeden önce başka ne gibi zararlar verebilir, bugün iyi noktalardaki bir çok takımın yeniden yapılanma çekirdekleriyle benzer kalitedeki bu altyapıyı dağıtabilir mi? Evet, buna biraz endişeleniyorum, ne de olsa biz Layden görmüş adamız, "düşüşün sonu yoktur" lafına inanmam ama biraz daha muğlak "beterin beteri vardır" cümlesi zaman zaman karşımıza dikilmiş, kendini tanıtmıştır hayatta yani.

Kurunun Yanında Yaş da Yanmasın

Son bir nokta; başta adamım Trevor - Channing - Nate üçlüsü ve Marbury olmak üzere, kafayı böyle tutacaksa Jamal, kafayı toparlayacaksa Quentin, tecrübeleriyle fayda sağlayabilecek Antonio ve Malik, belki diğer çaylak David'in kalmaları gerektiğini düşünüyorum. Bu takımın şu anda herhangi bir takasa ihtiyacı yok (Jerome ile Mo için illâ ki "kalsınlar" demiyorum tabii fakat Artest gibi herifler geleceğine onlar dursun, daha iyi).

Evet, oyuncularda şu yaşananlara dair bir sorun, pürüz göremiyorum, onun için isim sayıp "gitmesinler, kalsınlar" diyorum... Diyorum ama; sümüklü Nate'in, Stephon Abi'sinin çantasını taşıması, havlusunu tutması gerekirken çıkıp donunda boku kurumamışken hakemleri eleştirmesini istemiyorum, anlamıyorum. Onu değil, buna izin vereni istemiyor ve anlamıyorum!

Larry Brown'dan, oturmuş ve şampiyon adayı başarılı bir kadroda böyle şeyler olduğunda arkasına yaslanıp vaziyeti önce değerlendirecek, sonra gerekeni yapacak Phil Jackson tevekkülü beklemiyorum. Çünkü biz onu bu kadroyu şampiyon yapsın diye değil, adam eğitsin, takım yapsın diye getirdik. Takımın sahadaki patronu, o takımın kaptanıyla bir süredir konuşmayacak, basın aracılığıyla haberleşip laf sokacak kadar iç huzursuzlukta taraf olacak denli egoist ve kompleks sahibi ise o takımın çaylağı da "destur" demeden hakem eleştirir maç sonrası röportajda. Ben böyle tablolar, böyle manzara istemiyorum.

İyi seneler, hadi eyvallah.
16 ARALIK 2005, CUMA
7-15, 4th in Atlantic

Merhaba, önce genel durum: 5-11'de bırakmışız çocukları, 9 günde 1 galibiyet ve 4 mağlubiyetle mehter gidişatı berdevam. 0.286 ile grubumuzda sondan ikinciliği koruyoruz aslanlar gibi, Raptors'ın 2½ galibiyet önünde ve Celtics'in 3 galibiyet arkasında.

Bunun dışında Qyntel Woods geldi, Q-Rich'in kardeşi öldürüldü, KG'den sonra şimdi de, Indy'ye ayıp etmiş ve halen etmekte olan Ron Artest'in Knicks'e gelmek istediğine dair dedikodular ortaya çıktı, eleştirilen Larry Brown'da ilk 5'e istikrar getirme çabaları gözlendi falan. Şu 5 maça sırayla bakıverelim biz. Let's go.

Jamal'in dönüşü muhteşem oldu

Boston'a MSG'de yenildikten sonra valizleri toplayıp Pasifik kıyısına uçtuk, 3 maçtır kazanmakta olan Seattle'ı Indiana zaferinin taze sarhoşluğunda yakalayıp 104-101 yendik. Burada bir kaç ilginç notum var, şöyle:

Jamal ve Nate'in evlerine dönüşü kutlandı bu maç ile... Jamal için, "Okuyup basketbol oynadığı Rainier Beach High'ın 'Crawford Court' adı verilen salonundan sonra, Key Arena'yı da kendi sahası yaptı Jamal" dendi recap'te. Nasıl? Banktan 33 dakikada attığı 31 sayının tamamını ikinci yarıda ve 19'unu son çeyrekte kaydetti, bunlara 22 ve 14 saniye kala soktuğu ve galibiyeti mühürlediği ikişer serbest atış dahil. 2 sene önce Bulls formasıyla bu salonda 31 atan ama takımı kaybeden Jamal, hem galibiyete, hem de onu takımına getirmiş olmasına çok memnun oldu bittabii ve NBA'deki en baba gününü yaşadığını söyledi. Öte yandan onun bu performansı aynı lisenin mezunu Nate kardeşinin de evine dönüşünü gölgelemiş oldu elbet... Nate de 10 sayı attı, mahçup olmadı hemşehrilerine.

Bu maçta benim asıl ilginç ve memnunluk verici bulduğum, Brown'ın evlerine dönen bu ikiliyi jest olsun diye ilk 5'te çıkartmak ve Marbury'yi bankta başlatmak istemesi üzerine gençlerin buna itiraz etmeleri oldu. Jamal ile Nate, 16 maçta 11 değişik ilk 5 çıkartan Larry amcalarına, "Hocam Steph abinin 261 start ile sürmekte olan bir serisi var, bizim iş o kadar önemli değil, onunkini bozmayalım, ayıp olur" dediler. Larry de "Yapmayın yav, ben hiç dikkat etmemişim bak. Tamam o zaman. Aferin size de çocuklar" diye cevap verdi ve şu ana kadar yapmakta olduğu gibi Marbury ve Robinson ile başladı (diğerleri de Davis, Rose ve Jerome James... Allah'ım, akıllara zarar!)

Maçta başka fazlaca bir halt yok, 5/6 üçlük iyi bir isabet oranı, zaten genelde üçlükleri temkinli ve titiz kullanma konusunda bir istikrar oluşuyor takımda sanki, sonraki maçlarda da gördüğümüz kadarıyla. FG isabeti de fena değil genel itibarıyla, bu maçta %50, serbest atışlarda zorlanıyoruz fakat... Savunmadaki lakayıtlık da sürüyor, gerçi Sonics'te bize 20-30 atacak uzun yok fakat Radman'dan 5/7 üçlük yiyoruz, adama sezonun en iyi maçını oynatıyoruz, Allah'tan Ray 3/12 ile üçlük kullandı, gününde değilmiş yoksa bu maçı da alamazdık.

Seri biter, seri sürer

Ertesi gün güneye inip LA'in esas takımına Staples Center'da 7'nci defa mağlup olduk... Zaten Clippers'a karşı Staples'da galibiyetimiz yok. Bu seri böyle devam ederken, kendi 1 maçlık galibiyet serimize(!) de son vermiş olduk. Nasıl? Clippers son çeyrekte sağlam defans yaptı, bizimkiler de bu çeyreği 29-16, maçı 84-75 kaybetti. Neymiş, bu ana kadarki 12 galibiyetin 5'i 5 sayı veya daha az farklaymış. Hiç bir önemi olduğuna inanmıyorum arkadaşım ben bunun, her boku da istatistik diye önümüze koymasınlar. Şu kendini bulmaya, buldurmaya çalışan takımın, kaç galibiyeti kaç sayıyla alıp kaç maçı ne farkla verdiğinin ne önemi var be?! İstatistiktirin gidin!

Curry ilk 5'e dönüp 38 dakikada 24-11 ve 3 de blok yaptı, iyi güzel ama Channing niye 17 dakika, adamım Trevor niye kenarda hiç oynamadan oturdu da Penny ile Mo Taylor 20'şer dakika oynadı? Jerome'un oynatılmayışında Brown'ı kutlamasını bildiğimiz gibi, bu sorulara da cevap isteriz. Peki o ne der: "That team is playing great, and I don't think it's a fluke. I reminded our guys during our shootaround that this is not the Clippers that we remembered from the past. They're a much different club, and they want to win. And they've got a great opportunity, because the Lakers aren't as dominating as they were."

Ba ba ba! Larry efendi idmanda oyuncularına "Bakın bu, o bildiğimiz, hatırladığımız eski Clippers değil. Artık acayip oynuyolar, Lakers'ı geçtiler. Ayağınızını denk alın, kazanmak isteyecekler" demiş. Allah Allah... Kardeşim sen sokaktan adam çevir sor, o da söyler zaten aynısını... Sanki devlet sırrı açıklıyor. Coach diye bu var işte başlarında çocukların, Allah yardımcıları olsun.

Maçtan detay; 11 bloğa 3 blokla, 20 asiste 12 ile karşılık veriyoruz, FG isabeti biraz düşük, FT yine istediğim gibi değil, 3PT 0/3 fena değil, en azından 2/15 değil, temkinli atıyorlar üçlüğü. Bir de şu var; şut yüzdelerine (onların 39, bizim 36.5, üçlüklerde onlar 33, biz 0) ve fast break sayılarına (2-2) bakıldığında, hoş bir maç olmamış.

Al Sun'a kıyak

Biraz hızlanalım GS-Kayseri maçına yetişeceğim... Dönüş yolunda Arizona çölünde Phoenix'e de uğradık, 8 maçtır kazanıyorlardı, bu güzelliğe bok sıçratacak halimiz yoktu, biz olmamalıydık o oyunbozan, varsın başkası olsundu, yine de maça asılıp en azından iyi bir antrenman verdik Suns'a... Onlar da ertesi gün Clippers'a yenilip seriyi 9 galibiyette kestiler, o 9'uncu takım biziz yani, değerimiz biline, yoksa seri 8'de de kalırdı.

Nasıl oldu maç? Burası önemli, çünkü NY Post'ta ve NY Daily News'da "Brown artık ilk 5'e karar versin be kardeşim" mealinde yazılar çıktıktan sonra Larry Bey nihayet bas bas bağırdığımız ilk 5 ile çıktı: Stephon, Nate, Ariza, Channing ve Eddy, 6'ncı da Jamal... (Bu arada Q-Rich takımla değildi, mâlum kardeşi öldürüldü, başı sağolsun, Allah sabır ve geride kalanlara sağlık versin. Brown, "İstediğin zaman gel, acele etme, yasını tut, ailene destek ol" dedi, Quentin "Ölenle ölünmez, hayat devam ediyor, en kısa zamanda dönüyorum" dedi, budur.) Sonuçta 85-81 yenildik, Suns zaten bizden iyi takım tartışmasız, asistlerde 20-9, top kaybında 23-15, FT'de %87,5'a %66,7 geride kalırsan olacağı bu. Mühim değil, bu ilk 5 birbirine alışsın, derdimiz odur...

Al Santa da kıyak!

Neyse, eve döndük yine, Geyikler 'hoşgeldin'e geldi, Krismıs arifesinde zaten işleri çok olur, bozmadık, yormadık, 20 sayı averaj verdik; Merkez karışık biliyorsunuz, biz de kulüp geçmişimiz itibarıyla orada Bucks ve Cavs'e empatiyle bakabiliyoruz, Pistons, Pacers, Bulls, onları çok sevmiyoruz, canımızı yakmışlıkları var bolca... Geyikler "eyvallah" deyip gittiler, uğurlar olsun, Klaus'a selam!

Bu maçta Quentin geri dönmüştü, Brown ilk 5'te varyasyon yapayım dedi, Ariza'nın yerine bunu oynattı. Channing 30 atarak ilk bahse değer career high'ını yaptı. Curry 15 sayıda kaldı, onun 5 ribaundu Nate Robinson tarafından geçildi! Dahası Jerome James 7 dakikada 0 ribaundla "haram olsun" dedirtti. Adamım Trevor 16 dakika, Allah'ından bul Larry!

Knicks Grant'ed Magic a win

Dün de Magic takımı New York'taydı, Grant Hill fıtık ameliyatından sonra bu sezon ilk maçını MSG'de oynamayı tercih etti... Bu önceden duyurulmuştu zaten, okuduğumda "niye Orlando'da değil" diye düşünmüştüm, anlam veremeyip açtım fikstürlerine baktım... Son maç geçen cumartesi sahalarında Nuggets ileymiş, o zaman hazır değildi, arada 4 gün boşluk, sonraki gün de Dallas'a gidiyorlar... E yani Grant sahaya Orlando'da dönecek diye boğazlık Knicks'i yenme şansını niye çöpe atsınlar canım? Onların grup da zayıf dolayısıyla playoff şansları var, alacakları her bir galibiyete ihtiyaçları da... Peki ne oldu? Kaybettik tabii ki...

Larry'nin en azından aynı 7 adam arasında bir ilk 5 oturtma çabası görüldü, bu kez Nate de Jamal ile banktaydı, Steph, Q, Trevor, Channing ve Eddy ile çıktık, bence umut verici. İlk 5'teki herkes double-digit yaptı, bu bir işarettir bak Larry Bey... Yine de banktaki Jamal ve Nate'e az dakika düştü (24 ve 13), bu da iyi ayarlanıp ısrar edilirse bu yedi adamın altısının double-digit yapacağı maçlar gelecektir, bırak biraz böyle oynayıp uyum sağlasınlar be koç, hadi be güzelim!

Bakın beyler, bu yazıyı böyle planlamamıştım, yazacak bir sürü halt vardı notlar aldığım; KG, Artest, Qyntel, taraftarın Brown'a tepkisinin sertleşmesi filan... Ama maça 10 dakika kaldı ben Kuştepe'deyim hâlâ, Süper'e yetişemeyeceğim zaten, bari Kanat'ta seyrederim, kaçıyorum şimdi, haftaya telâfi ederiz.

Ha unutmadan, Artest filan gelmiyor. Bu akşam da Atlanta'da Ülker'le oynuyoruz, 21 maç yapmış ve şu an itibarıyla 6-15 olmamıza rağmen yazının başlığının 7-15 olması hata değil, şaka yollu bir öngörüdür.

Bu yazı hiç istediğim gibi olmadı kusura bakmayın, idare edin, zaten geciktirdim iki gün, sözümü tutup koymak için acele ettim. Dediğim gibi telâfi edeceğim, ederim bilirsiniz.

Hadi eyvallah.


6 ARALIK 2005, SALI
5-11, 4th in Atlantic

Tekrar merhaba. Kaldığımız yerden devam edelim; en son Knicks 3-8 ve Atlantik'te 4'üncü iken yazmışız 24 Kasım'da, üstüne 5 maç daha yaptı takım, 2-3 gitti, bu 3 kayıptan 2'si deplasmanda Miami ve Detroit'e karşı beklenen mağlubiyetlerdi zaten, ayrıca MSG'de Boston'a kaybettik, yine evde Philly ve Chicago'yu yendik, ilki uzatmada... Netice başlıkta, ilerleme mehter adımı misali, klasmanda pozisyon aynı.

Arada şunu belirteyim; biliyorsunuz fazla maç özeti ve istatistik vermekten, daha doğrusu oynanan maçları yazıya bu şekilde koymaktan hoşlanmıyorum zira sitenin okuyucu profilini düşündüğümde böyle bir hareket 'boş laf etmek' gibi geliyor. Onun yerine Knicks'in maçlarını, dikkatimi çeken ilginç noktalar, istatistikler vs. üzerinden vermeye çalışıyorum. Şimdi hem aldığım diğer notlara bakıp hem de bu maçlara dair söylemeyi gerekli gördüklerime geçelim.

Philly ile MSG'de yaptığımız ve uzatmada 105-102 kazandığımız maç, çaylak Nate Robinson'ın vaftiz töreni gibi oldu. (Ya da isterseniz sünnet deyin, ne derseniz deyin, yanlış anlayıp başka taraflara çekmeyin de.) Bu maçı, onu naklen izlemekte olan Alim ile messenger'da laflarken, ESPN'in 30 saniyede bir otomatik güncellenen short-chart ve play-by-play bölümlerinden takip ediyordum, bir yandan da siteyle uğraşmakta olduğum için. Normal sürenin sonu yaklaşırken 93-90 öne geçtik Stephon'un basketiyle, 10 saniye kala Webber çıktı Ollie girdi ve bir oh çektim; bu esnada Iguodala iki faul atışını soktu ve Salmons derhal Jamal'e faul yaptı, tedirgin beklerken bitime 8 saniye kala C-Webb tekrar Ollie'nin yerine oyuna girdi ve Alim'e messenger'dan "sıçtık oğlum, bu herif s.kecek bizi şimdi" dedim. Bu esnada Jamal ilk faul atışını soktu (94-92), Alim "abi Jamal alıyo maçı" diye cevap yazdı, bu beni hiç ümitlendirmedi, Jamal ikinciyi kaçırdı ve Ivy de turboya takıp 1-2 saniye kala topu kullandı, girmedi, C-Webb aynen tipledi ve Alim'den "Haydaa! Webber uzattı abi" cümlesi geldi, ben zaten küfrediyordum... Kalan sürede Channing, Dalembert'ten kafaya yedi ve uzatma!

Burada çıkmak zorundaydım, 102-102 iken Nate'in buzzer'la birlikte 76ers'ı yendiği üçlüğü ertesi gün ESPN Motion'dan seyredebildim. Şimdi bu maçla ilgili görüşlerime geçeyim çünkü o gün Knicks'in sahada önemli bir değişikliğin sinyalini, kendileri de yaşayarak verdiğini düşünüyorum. Bu benim için sadece grubumuzun lideri ve güçlü takımı Philly'yi uzatmada yenmemizin zaferi değil, çok daha fazla anlam yükledim bu maça, onu izah edeyim, her maçı bu kadar uzatmayacağım.

Yeni bir neslin doğuşu

Bu maç esnasında Knicks takımında gözle görülür, hatta otomatik güncellenen play-by-play'de takip edilirken dahi hissedilir bir değişim, yepyeni bir hava vardı. Gençlerin attıkları sayılar öncesinde aralarında paslaşmaların olmasından, birbirlerine asist yapmalarından tutun, Marbury'nin kendini tekrar bu takımın hem oyuncusu, hem lideri hissetmesine kadar... Hemen her Knicks taraftarının haftalardır "Niye daha çok oynatılmıyorlar?" diye bar bar bağırdığı gençlerin daha çok dakika alıp hem kendilerine, hem birbirlerine duydukları güvenle etkili olmaya başlamalarından tutun, bu adamların en uzunu olan Channing'in kendisini Ayın Çaylağı seçtirecek etkili performansında istikrar sağlayacağına dair ümit vermesine kadar...

Düşünün ki Larry Brown bu çocuğa ancak Curry sakatlandığında doğru dürüst şans vermeyi akıl etti, kaldı ki bunda da gecikmişti, ilk göze battığı karşılaşma (13 Kasım'daki Kings maçını saymıyorum) Curry sağlamken Lakers ile 16 Kasım'da oynanan ve 21 sayıyla takımın en skoreri olduğu maçtı. Bundan önce 20 dakikanın üzerinde süre almıyordu, 10'lara düştüğü oluyordu...

Niye bu laf salatası? Channing, 16 Kasım'dan itibaren 15 günlük oyunuyla Ayın Çaylağı seçilebilecek bir eleman ve Brown, daha önceki 1-2 sağlam performansına rağmen ancak Curry sakatlanınca bu gence ilk 5'te yer lûtfediyor! Diyebilirsiniz, "e adam kadroda boşluk açılmadan nereden bilebilirdi, n'apaydı ki? Curry varken beraber mi oynatsaydı ikisini?" Ben de, bu soruya biraz yukarıdaki "çocuk zaten Curry varken de göze batmıştı" yorumunu cevap kabul etmeyenlere, Larry Brown'ın 30 Kasım'daki açıklamasına işaret ederek birşeyler anlatmaya çalışayım. Rotoworld'den aynen alıntıdır:
"Larry Brown said last night that Channing Frye will remain in the starting lineup when Eddy Curry returns. The Knicks will probably eventually settle on a starting lineup that includes Nate Robinson, Stephon Marbury, Trevor Ariza, Frye and Curry."
Yani; Brown demiş ki, Curry döndüğünde de Frye ilk 5'te kalacak. Ardındaki cümle ise sitenin yorumu, zaten haftalardır benimki de öyle; Knicks muhtemelen sonuçta Nate, Stephon, Ariza, Frye ve Curry'den oluşan bir ilk 5'i oturtacaktır.

Eh be kardeşim, budur işte, budur ya!

Unutmayalım, Brown bu açıklamayı yaptıktan 1,5 gün sonra Channing, Kasım'da Ayın Çaylağı seçiliyor, ki Brown bunu iki gün önceden biliyordur, ardından gelen iki maçta Pistons ve Celtics karşısında eleman yine bench'te! Birinde 21, ötekinde 25 atıyor... Delirmemek işten değil!

Nihayet... Yeniden yapılanıyoruz

Fakat delirmiyorum, sağlam duruyorum çünkü içimde belirmekte olan yepyeni ümit artık ışık veriyor. Knicks nihayet gerçek anlamda yeniden yapılanıyor. Ben sahada bambaşka bir havada oynamaya başlayan bu çocuklara baktığımda, Maggette'li, Q-Rich'li, Odom'lu Clippers'ı hatırlıyorum. Hâlâ loser kabul edilirken bir anda herkesin izlemeye başladığı, birbirlerini seven ve beraber oynamaktan zevk alan gençlerin insanlara şaşkınlık ve keyifle maçlarını izletmeye başladığı o Clippers'ı... LA'in 'öteki takım'ı iken, şu günkü Clippers haline gelme yolunda ilk kıvılcımının çaktığı, ilk heyecanın doğduğu sezonu hatırlıyorum. Ve Selim Ataz'ın o sezon duyduğu heyecanı duyuyorum.

Büyük pazar takımı olması, medyası vs. gibi bir çok engel nedeniyle sezonlardır yeniden yapılanması gerekirken yeniden dağılmakta olan Knicks'te, (gelmesi belki uzun vadede faydalı olacak ama bu tamamen ona bağlı) Larry Brown'ın az ama önemli hatalarına, durum tespiti yanlışlarına rağmen gerçek anlamda yeşermekte olan yeni takımı görebiliyorum artık... Adamım Trevor'da, şebek Nate'de, iki haftada Ayın Çaylağı seçilen Channing'de, hatta (belki bir süre sonra harcanabilirler ama) David Lee'de ve Jackie Butler'da, kendine bu ligde yer edinme derdinde olan, çaylak kontratının ardından iyi bir mukavele çakma hesabı yapan Amerikan rüyası peşindeki siyahi körpeler değil; geçen sezonki Warriors, Bulls gibi, bu sezonki Hornets gibi, takım olma ışığını görmüş ve bunun zevkine varmış, gayretlerinin hedefiyle birlikte dozu da değişmiş bir ekip görüyorum. Ve...

Tabii ki benden daha önce bu ışığı görmüş ve kısacık süre içinde anlamış olan Stephon'daki değişikliği izliyorum. Onun bu takımda rolünün ne olması gerektiğini farketmesi bence büyük bir gelişme ve tartışılmayan gerçek yıldızlığa geçişte önemli bir adım, umarım Stephon bunun tam olarak bilincindedir, ki o Philly maçından itibaren bana öyle görünüyor. Brown kendi kendini 2 gün sonra yalanlayarak Frye'ı bench'e çekerken ve yine kendi yanlış taktiğiyle önceki maçta Nate'i aslanların önüne atarken bunları henüz göremiyordu bence. Bu yüzden Stephon'un Philly maçından önce, yani hem de AI'ın karşısına çıkacakken, Brown'a gidip "Madem memnun değilsin, beni 2 numarada dene, bu tartışmalar ve dedikodular da bitsin, ne olacaksa olsun" demesini buna bağlıyorum. Nate'in o maçı almasında ve bu çocuğa Knicks'in gelecekteki gardı (1 numara olur, 2 olur farketmez) olma şansının verilmesinde Stephon'a büyük pay ayırıyorum. O maçtan itibaren Stephon'un 23 sayı, 8 asist, 4 ribaunt ortalamalarıyla oynuyor olmasına da dikkatinizi çekiyorum. E artık Larry Brown da eşşek değil, o da görüyor, diyordur zaten "hacı yaşlanıyoruz ya, bak 2 hafta zaman kaybetmişim" diye, emin olun görüyordur hatasını, alıyordur dersini. Ümit ederim. (Ediyorum işte.)

Heyecan duyuyoruz be kardeşim!

Gördüğünüz gibi adamın tuttuğu takımda böyle güzel, heyecan verici birşeyler olduğunda, oturup Toronto'nun, Atlanta'nın vaziyetleriyle uğraşmıyor. Hoş, onu da zaten latife olsun diye iki paragrafta yapmıştık, yazının sonrası Knicks'e aitti yine, pek de kısa yazmam genelde bilirsiniz. Ama yine o durumlara dönersek yakın veya uzak gelecekte bir gün, yine onla bunla matrak da geçeriz iki paragraf, bunlar da bizim Knicks taraftarlığında kuluçkaya yatma dönemlerimizdir (şimdi "tavuk abi" diye taşak geçenleriniz olmuştur, mühim değil ben iyiyim), orada öylece durur bekleriz uygun zamanı, yardım edebileceğimiz, destek verebileceğimiz bir zemin oluşmasını, tetikteyizdir, kötü zamanda boşa atılacak kurşun yoktur. Knicks'i ben kurtaracağım diye değil, mevzu New York'un basketbol takımı da değil, taraftarlık böyle birşeydir işte, böyle olmalıdır, böyle hissedilmelidir.

Sanırım asıl demek istediklerimi dile getirebildim. Dahası da var tabii, mevzu ne sığ, ne kısa, dün akşam Bedri Özgür aradığında da çenemi kapatamadım, 20 dakika Knicks'i anlattım heyecanla, bayılttım çocuğu. Neyse, işin bu basketbol ruhuyla ilgili kısmı sürdükçe bunları daha konuşacağız, orasının NY olduğunu düşünüp "umarım sürer" veya "nah sürer!" diyenleriniz de vardır, bence de umarım sürer ama bu kez sürecek gibi, öyle görünüyor fena halde.

Başka ne demek lazım, diyelim kısaca da kapatalım, baskete yetişeceğim, saat olmuş 19:30, geciktim, ilk maçı da kaçırdım zaten.

Nerde kalmıştık...

Ardından Miami'ye gittik, yenildik orda. Channing yorgun gibiydi, Dwyane 33 taktı, Alonzo 9 blok verdi beynimize, zaten kendine ait olan Heat rekorunu 5'inci kez egale etti, tebrikler, helâl olsun... Skor 107-94; şimdilik bu kadarız, sorun değil, memnunum ben. (Lan uyuşturucu gibi oldu bu Knicks ha, kaybediyoruz ve memnunuz! Allah Allah.)

Ardından Bulls geldi, Curry iyileşip de eski takımına karşı oynayamadı, Nate ve Stephon back court'ta beraber başladılar, Frye'ın yanında A. Davis ve M. Rose vardı; ama artık bizde moral iyi olduğundan ve işe galibiyet-mağlubiyet olarak bakmadığımızdan, sadece "hmm, garip, Brown hâlâ tam çözemiyor vaziyeti ama yakında anlayacak" deyip geçtik. Yendik diye değil yani. Jamal ve Nate giderek düzelirken Q-Rich iyice dibe vurdu bu maçta, daha doğrusu hiç oynamadı, "DNP-Coach's Decision" yazdı ama hafif bir sakatlığı da vardı.

Sonra Detroit'e gittik, yenildik pek tabii ama bu korktuğumuz şey değildi, sadece beklediğimiz şeydi, kabullenmişlikten değil, saygıdan ve yerimizi-haddimizi bilmekten dolayı bunu bekliyorduk. Yine de Brown o eski pis ve kişisel hırslarını tam atamamıştı içinden ki, nâhoş ayrıldığı eski takımının ve taraftarının karşısına çıkarken ve "yuuh!"lar alkışları bastırırken, aklında hâlâ bencilce boktan küçük hesaplar vardı, Stephon, Q-Rich, Rose, Taylor ve Davis gibi bir ilk 5'le çıktı! "Artık görüyor muhtemelen yapması gerekeni de, kendi tabiatının ve gerçeğinin son barutunu atıyor Larry" dedik, yine fazla üzerinde durmadık. Q-Rich için iyi oldu yalnız, bu maçtan sonra kendine geldi, o şansın verildiği iyi olmuş yani. Bu arada adamım Trevor'un Benvalas'ın üzerinden koyduğu acayip smacı görmüşsünüzdür umarım, görmediyseniz bulun bir yerlerden, hakikaten seyre değer. Adamım Trevor işte, n'olacak!

Ha pardon, Rip de 40 salladı maçta, hakkını unutmadan teslim edelim, severiz baştan beri adamı, kafasıyla oynamayı bilir bu güzelim oyunu. Bir şey daha, sadece Benvalas'ın bu maçtaki 15 sayısı ve 11 ribaundu üzerine yazmıyorum bunu da, bir süredir takip ediyorum rakip front court'ların istatistiklerini, Benvalas'ınki 'artık yazmak lazım' sinyalini verdi; Channing'in ufak ufak savunma üzerine yoğunlaşmaya başlamasının zamanı geldi, şu andaki hali ümit verir, iyidir hoştur ama seneye bu ribaundlarla, bu savunmayla üzer bizi, kızarız, şimdiden nasihat etmek lazım. Mo Taylor sığırı asla değil de, Rose ve Davis bu konuda gerçekten birşeyler öğrenilecek adamlardır, onlar da bu kadar parayı almışken camiaya verebileceklerini versinler, şu çocuğun savunmasına destek çıksınlar, ileride hayır duasını alırlar, usta muamelesi görürler.

Son olarak MSG'de PP&RD ikilisine yenildik; Celtics 102 attı, biz 99. Mühim değil, olur. Curry döndü bu maçla, tam iyileşememiş, ilk 5 çıkıp 14 dakika oynadı, etkisizdi, zorlamamak lazım zaten çocuğu, kalbi var. Channing bench'ten 34 dakika aldı ve 25 attı -- bakın bu noktada 3 ribaundu da artık göze batmaya başlıyor değil mi, yok yok biraz daha vakit vereceğiz ona... Stephon abisi de 25 sayı ve 9 asistle elinden geleni yaptı. Bench'teki Channing, adamım Trevor ve Jamal ilk 5'te olsalardı belki yenerdik, kimbilir.

Jerome James de döndü bu arada, bench'ten 11 dakika oynadı, niye anlatıyorum bunu, ben de bilmiyorum, siktiredin zaten. Bu maçta Jamal ve Trevor'un 20 dakika civarında oynamaları, Brown'ın işi hâlâ çözemediğini söylüyor bize, sorun değil, artık an meselesi, bazı durumlarda koşullar öyle zorlar ki adamı, ne kadar yanlış düşünsen de, egon şişmişse de duramazsın önünde, s.ke s.ke boyun eğersin. Bu takımın sahada mücadele edeceği 7 kişi ve onların en sağlam destekçileri bellidir, ortadadır, bu takım bu halden ancak bunlarla kurtulur bu koşullarda.

Ha peki "ya koşullar değişirse" mi? Garnett dedikodusu mu geldi aklınıza?

Olacağı varsa, çok çok kritik bir karar

Pistons'la beraber Garnett'in peşinde olduğumuz yayınlandı; Pistons'ın Sheed ve Darko'yu, bizim Penny ve Davis'in biten kontratlarını teklif ettiğimiz yazıldı. Güya KG Knicks'i istiyormuş, kulisini yapıp duruyormuş, bence olmayacak şey değil, Wolves'la işi bitmiş gibi hissediyor olması doğal, en azından şu anda bu koşullarda. (Ha, Wolves bir de Frye'ı filan istiyormuş, aman ha, sakın!)

İlk aklıma gelen şudur; Garnett gelmese iyi olur, severim çok düzgün, sağlam karakterli adamdır, oyununu tartışmayalım zaten fakat çok kendine has, sivri (kötü anlamda söylemiyorum), etkin bir şahsiyettir kendisi, bu tip bir rebuilding'e, atmosfere uymayabilir, Brand gibi, Sheed gibi olmayabilir, bence olmaz sanki; ilâveten Stephon'un kafasını bulandırır (bizzat KG değil tabii ama onun gelişi), aklına playoff sokar, Doğu finali sokar... Çocukları ikinci plana iter KG'nin gelişi, uzun vadede Knicks'i kötü etkileyebilir, 3-4 sezon sonra bıkmış bir KG ve yine kafayı bozmuş bir Stephon'la kalıveririz ortada, ne Trevor kalır, ne Nate, ne Channing, kapıverirler elimizden. Baştan "kesinlikle olmaz, o gelirse ağzımıza sıçılır" diyemiyorum tabii, ne de olsa Garnett bu; ama şu aşamada çok çok iyi düşünülmesi, tartılması, ölçülüp biçilmesi gereken bir hareket... Ve karar verilirken Brown'ın lafına fazla değer yüklememek lazım, onun mizacı belli, "alın, sizi şampiyon yaparım" der, sonra ölür veya sıçınca bırakır kaçar, her şey de boşa gitmiş olur. Elde oyuncuların yetenekleriyle ölçülmeyecek parlak bir gelecek duruyor olabilir, çuvalın içini iyi görmek lazım, incir var ise korumalı, gözümüz gibi bakmalı.

* * *

Bu gece Sonics ile oynuyoruz, bilemiyorum, Sonics geçen sezonki gibi değil ama toparlanıyor, onlar bizden çok daha takım şu an için, normal şartlarda kaybederiz bence, kazanırsak da ben öncelikli olarak böyle bir zaferde herkesin payını görmek isterim.

Son bir not: İki çaylak Nate ve Channing ile adamım Trevor'a fazla yağ çekiyorum sanılmasın, onları Stephon liderliğindeki çekirdek kadro olarak görüyorum, akıllarını başlarına devşirirlerse Quentin ve Jamal'in önemli katkılarıyla tabii... Devşirmezlerse zaten NBA'de adlarının hangi tip oyuncuya çıkacağını biliyoruz, umarım onlar da biliyorlardır artık ve formalarını gururla taşıyacak fiziksel ve mental gayreti gösterirler. Diyeceğim, Butler ve Lee'de de ışık görüyorum, şu yeni oluşan havayı soluyup parçası olmak istediklerini tahmin (belki de hayal) ediyorum; Curry'li ve zorunlu olarak James'li kadroda barınamayıp gidebilirler, bence iyi olmaz ama her şey de en iyisinden olmuyor. Umarım uygun ortam oluşur da şu uzun adam halleriyle kalabilirler, Jerome, Eddy, Maurice filan gitsin isterim ben tabii ama kolay da değil o kadar.

Pekâlâ, görüşürüz çok yakında, Knicks böyle giderse yazacak tonla malzememiz olacak, gitmezse de yine Atlanta-Toronto yazarım, yazacak çok şey var ve bundan sonra da böyle, artık yazıyorum yeniden, başka takımın yazarları yazmazsa onların yerine de yazarım.

Hadi eyvallah.
24 KASIM 2005, PERŞEMBE
3-8, 4th in Atlantic

Anladığım kadarıyla, eğer üstteki başlığı sezon boyunca kullanmaya karar verirsem, sadece Knicks yazılarına başlık arama derdinden kurtulmuş olmayacağım, aynı zamanda o başlığı yazma derdini de büyük ölçüde bertaraf etmiş olacağım. Zira virgülden önceki dereceyi değiştirmek yeterli olacak, hatta orada da çoğu hafta tire işaretinden sonraki mağlubiyet sayısında oynama yapmak kâfi gelecek (bakınız esasen dün başladığım ve bitirip yayınlamaya niyetli olduğum bu yazının başlığı da "3-7, 4th in Atlantic" idi.) Atlantik Grubu'nda 5 takım olduğu düşünüldüğünde de (sanki diğer gruplarda farklı!), takımın sezonun tamamını grubunda sonuncu geçirmesi gibi berbat bir durumla karşılaşmıyor ve karşılaşmayacak olmak dahi zarardan kâr gibi geliyor, Knicks'in bir kaç sezondur bize yaşattıklarından sonra sabrımızın taşma noktasında olduğu şu halet-i ruhiyede.

Peki bu züğürt tesellisinin kaynağı nedir? Elbette güzide grubumuzun en alt sırasındaki yerini yaptığı 12 maçta aldığı 11 mağlubiyetle aslanlar gibi koruyan Toronto Raptors... Kimse alınıp gücenmesin, onlar da aynı maytabı düne kadar 0-9 dereceyle Güneybatı'nın, Doğu'nun, NBA'in dibinde kazıntı şeklinde duran Atlanta ile geçebilirdi. Acıyıp geçmedilerse hallerine yansınlar, Hawks dün hem Celtics'e takıp ilk galibiyetini aldı, hem de konferansta bunları altına aldı. Şimdi isteseler de ağızlarını bıçak açmaz. Aman canım, kendi bilecekleri iş, ben dalgama bakarım, neticede sonunculara kupa verilen bir spor değil basketbol, Knicks bu aralar batıyor diye hayatı kendime zindan edecek değilim, 'the lighter side of ...' hesabı keyfime bakacağım ben de, elimdeki olanaklarla.

"Acaba 1 ayda 3 galibiyet alabilmiş bir takımın yazarı olarak bahsettiğin o elindeki olanakları da fazlaca zorluyor olmayasın?" diye düşüneniniz var mı, bilmiyorum; benim aklıma gelmedi değil, abartılı bir özgüvenle hareket ettiğimi sanmayın, bir kaç haftaya Raptors da üstümüze çıkarsa (klasmanda diyorum tabii) en azından tornistan eder Hawks'a takılmaya başlarım, diye düşünüyorum en kötüsü. Acaba NBDL mi yazsam bundan sonra?

"Abicim neden bahsediyorsun? Knicks hakkında birşeyler okuyacak mıyız, yoksa takımının yaşadığı mahalleyi mi anlatacaksın bize?"
-- Ne yapayım kardeşim, bunları yazarsam, takım hakkında yazacaklarımdan daha keyifli, rahat, seviyeli bir yazı okumuş olursunuz, diye düşündüm. Anladık, hoşlanmadınız; peki, siz istediniz.

Olan-biten

Son yazı yayınlandığı sırada Batı'da 0-4 ile geziyorduk, akşamında bize o 4 mağlubiyetin birini 5 gün önce evimizde yaşatmış olan GSW'a yine 2 sayıyla yenildik ve böylece bu muharip arkadaşlarla sezon serimizi galibiyetsiz noktalamış olduk. Yani ne demek; bunlarla finalde karşılaşırsak, dereceler de aynı olursa, saha avantajı Warriors'un olacak.

Bundan sonra Kings'i demarke vaziyette yakalayıp ilk galibiyetimizi aldık, akabinde grogi pozisyonda kıstırdığımız Jazz'e vurup kaçtık... (Dibe vurunca daha da aşağısı varolmuyor, orada duracaksın, bir yerde de kazanacaksın nihayetinde, tarihinde ligi galibiyetsiz tamamlayan takım varsa da ben bilmiyorum. Öte yandan, hem dibe vuran, hem de orada biraz daha uzun kalacak başka takımlar da var yani, bizi tek mi sandınız?!)

Sezonun ilk galibiyetini aldığımız Sacramento'daki Kings karşılaşmasının, NBA TV'nin bu sezonki ilk ve Kasım'daki tek Knicks maçı yayını olması da pek güzel denk geldi, unutmadan...

Orgazm sigarasını yaktıktan ve eleştirenleri 1-2 haftalığına susturduktan sonra, cepte 2 galibiyetle artık bizim için 'hoş bir gezinti' haline dönüşmüş Batı turunun sonraki durağı LA'e geçtik; burada karşımıza, 3 maçlık mağlubiyet serisini noktalamak için mükemmel fırsatı yakalamış Lakers çıktı, onları sevindirdik... Yapmasaydık bizden sonraki Clippers ve Bulls mağlubiyetleriyle vaziyetleri '11 günde 0-6' gibi bir rezalete dönüşecekti, Phil Jackson'ı bu kadar üzmek sıkmak istemeyiz, biz üzülmenin sıkılmanın ne demek olduğunu biliyoruz. (Evet, Kobe'ye kılız herkes gibi ama Phil'i de Larry'den çok sevdiğimizi saklamıyoruz. En azından Larry bize aksini hissetmemiz için sebep oluşturana dek.)

"Bak aralıktan sızdı dışarıya, gitti yine bize Lakers anlatıyor. Abicim Knicks diyorum..."
-- Tamam be, tamam! Anladık...

Sonra Denver'da da yenildik, kıyımıza döndük, MSG'de Blazers'dan intikam aldık, bunlarla sezon serimizi de böylece 1-1'e bağladık. Yani ne demek; bunlarla finalde karşılaşırsak, dereceler de aynı olursa, saha avantajı için iki takımın konferanslarındaki maç kazanma oranları karşılaştırılacak. Bu açıdan bir fikir edinmek gerekirse, iki takımın şu anki konferans vaziyetlerini incelediğimizde.... İyi be, iyi bee! Geçiyorum.

10 maçta 3 galibiyet takıma aşırı oksijen gibi geldi ve sıradaki deplasman için NC'ya uçarken başımız döndü, gözümüz karardı. ½ galibiyet arkamızda Doğu'nun sondan 3'üncüsü olan Şarlot Bobkets'e (şarkıcı ismi gibi oldu bunların adı ya!) yenilerek ligin çaylak takımıyla yer değiştirdik. Böylece Derin Doğu'da bir aydır kıyasıya süren Toronto-Atlanta rekabetine taze soluklu alternatif getirmiş olduk... Bu mağlubiyetin altında başkaca da bir şey aranmasın; Bobkets ile sezon serimize dikkat edecek değiliz, nasılsa finallerde karşılaşma ihtimalimiz yok, oraya onları eleyip de çıkmış oluruz, çıkarsak. (Hoş, bu körpeler playoffa da kalamaz gerçi de, uzatmak istemiyorum, bozuluyorsunuz.)

Kim ne yapıyor, nasıl yapıyor?

KÖRİ, PİLAV YAPTI: GSW'a sezon serimizi kaybettiğimiz maçta çaylak Channing Frye, kendisine verilen 20 dakika ile gaza geldi ve canını dişine taktı, 8 sayı atıp 4 ribaunt aldı, 3 de top çaldı. Buna sevinirken aynı maçta adamım Trevor Ariza'nın 9 dakika oynaması hem beni, hem onu (2 top çalma, 1 blok, başka da bir bok yok) üzdü tabii... Tam da o gün yayınlanmış olan bir önceki yazıda, Trevor'u daha çok oynatmamasını bahane edip Larry Brown'ı katrana bulamışken, yaşlı başlı adam bana "sen ver o tüyleri, ben başka yerde kullanacağım" demiş gibi oldu. Bu maçta son haftaların günah keçisi Marbury hareketlendi: 22-4-7 (10-17 FG). 39 dakikada 21 sayı atan Crawford da tekrar ilk 5'e kapağı atmış olmanın rahatlığına kavuşmuştu sanki. Başka başkaa... Hah, Eddy Curry 12-11 ile (benim bildiğim kadarıyla) sezonun ilk double-double'ını yaptı. O kadar.

YENDİK, DÜNYA İZLEDİ!: NBA TV verdiği için mi kazandığımızı, yoksa NBA TV'nin Knicks'in ilk galibiyetini olsa olsa anca bu aralar alabileceğini öngörerek mi programı böyle düzenlediğini ve 12'den vurduğunu tam olarak kestiremediğim Sacramento'daki maçta, Channing Frye bahşedilen 19 dakikayı da iyi kullandı, bir o kadar sayı atıp leading scorer oldu (Knicks için bittabi). E bu da sezonun ilk galibiyeti olduğundan, gurur duymuştur çocukcağız. Duysun tabii, o duysun, Larry Brown da utansın!

Bu maçta Marbury fena değildi, kafayı toparlamış göründü, Jamal ise yine bench'te başlarken "ne oluyoruz yahu, aptala döndük birader!" diyordu içinden, dediğini görüyorduk yani; yine de 16 sayı sıkıştırdı 22 dakikaya ama insan 15 dakikanın üzerinde oynayıp da ribaunt alamayan herhangi bir oyuncuyu gözleriyle görünce üzülüyor, hele ki tuttuğu takımda.

Q-Rich yine vasatın altında performansla form düşüklüğünü sürdürdü. 34 dakika sahada kalan ve bu anlamsız oyun süresi istikrarsızlığında halen maymuna dönmemiş olmasını takdirle karşıladığım adamım Trevor Ariza, 13 sayı, 5 ribaunt, 6 asist ve 4 top çalma ile bu maçın Larry Brown'ı utandıran adamı oldu, sonra da babası yaşında adamın fazla üzerine varmamak için 6'ncı faulünü alıp çıktı, efendi çocuk. Diğer çaylaklardan bahse değer bir halt yok, halbüsü onları da iyice görmek isterdik fırsattan istifade. Bu maç da bu kadar.

AKRANIMIZA ÇATTIK: Oradan Salt Lake City'ye gittik, Jazz'in hali bir başka garip zaten, iki takımdan al birini vur ötekine. Aman kim ne yaptı sıkıldım, bunları da yendik işte... Frye 11, adamım Trevor 19 dakika, burada fitili alıyorum zaten, ne yaptıklarına geçemiyorum dahi! Bu da 2'nci galibiyet oldu, maçın Larry Brown'ı utandıran adamı olarak, kadroları kıyaslama yöntemiyle Jerry Sloan'u seçiyorum.

ATMA KOBE, DİN KARDEŞİYİZ: LA'de adamım Trevor ilk 5 çıktı, Frye 33, David Lee 25, Nate Robinson 13 dakika oynadılar. Afferin Larry Daum, deneyeceksin böyle adamları ki, göreceksin kim nerede ne yapıyor... Önümüzdeki sezon playofflarda birbirine ve yerlerine alışmış sabit kadroyu babalar gibi oynatırsın. Şaka bir yana, bence bütün sezonu böyle geçirmesi lâzım adamın. Başka işin ne? (Dikkat ederseniz Antonio Davis, Malik Rose ve Matt Barnes'ın dakikalarından, performanslarından filan bahsetmiyorum hiç, ruh sağlığım bozuluyor çünkü, küfür ediyorum sonra.) Neyse, Marbury gecesinde değildi, Q-Rich iyice batıktı, adamım Trevor da kötüydü, Kobe'nin de bismillah demeden season-high 42 atmasıyla bu maçı bunlara verdik. (Kobe sonra da Bulls'a destursuz bir 43 salladı ama Lakers'a yetmedi. Tamam tamam, geçiyorum Lakers'ı, anladık bee, iki satır havayı dağıtalım dedik!)

A STAR IS FRYING: Yenileceğimizi tahmin ettiğimiz Denver'a geçtik; ilk 5'ten sadece Crawford 17 ile double-digit yaptı (anam, o yine ilk 5'te mi? lan takip edemiyoruz be). "İlk 5'te kimler vardı?" diye sormayın, sayarken belli isimlere geldiğimde çirkinleşiyorum. Channing 22-8 ile formunun zirvesine ulaştı ve Doğu'nun sayılı pivotları arasına adını yazdırdı, hatta bunlar arasındaki tek bench oyuncusu center olarak ayrı bir özelliğe de sahip oldu. Adamım Trevor 9 dakika... Ananzkim Larry! (Bu arada Camby'nin performansını da takdirle karşılıyorum, bu maçın Larry'yi utandıran adamı da o oldu.)

KAZANINCA SORUN YOK: MSG'ye dönüp Blazers maçıyla 3'üncü ve sezonun sahamızdaki ilk galibiyetimizi aldık. Bana bir halt ifade ettiğinden değil, Larry Brown tırmalayıp duruyordu, MSG'de daha fazla yuhalanmamak için. Yoksa nedir ki, zaten sahandaki 3'üncü maç, bu anlamda çok da gecikmiş bir galibiyet değil yani.

Maça bakarsak; sümüklü kuzeni Telfair'e Portland'da yenilmek koymuş olmalı ki, Marbury çocuğun üstüne üstüne gitti: 27 sayı, 8 asist, 1 ribaunt, 1 top çalma... Lâkin Sebastian'ın, pek tabii Stephon ağabeyine değil, fakat Knicks'e saygısı kalmamıştı, bunu bir 27 de o atarak (8-12 FG, 3-5 3FG), 6 ribaunt çekip 7 asist yaparak, 3 top çalarak ifade etti, Marbury kişisel almamıştır, almamalı. Laf buradayken, Larry'den bir post-game quote: "I thought Steph was phenomenal. I loved the way he was being aggressive. I told people before the game he would play great." 3-5 gün önce Stephon'u itin götüne sokup çıkaran Larry'nin bu Hıncal'lığına diyecek bulamıyorum ve onu da bu maçın kendisini utandıran adamı olarak belirliyorum. Maçın Larry'yi utandıran adamı olarak Stephon'u seçebilirdik tabii fakat onun maç sonrasındaki "It's always great to win... Winning for coach being that it was his first game" demeciyle yaptığı yalakalık buna engel oldu. Blazers koçu Nate McMillan ise "It's all about numbers and points, we had no focus on the defensive end. We have too many people concerned about numbers, touches, and the way they look as opposed to playing the right way" sözleriyle, Stephon ile Larry'nin birbirlerini yalayarak barışmalarına kendini fazlaca kaptıranlara, maçı kaybetmelerinin sebebinin kendileri olduğunu hatırlattı. Bu esnada yeri gelmişken Blazers Çetesi'nin başında gözle görülür iyi işler yapmakta olan Nate McMillan kardeşimi kutluyorum, onu seviyorum, hep sevdim zaten, Sonics'de oynarken de.

Bu maça çok yer ayırdım biliyorum ama n'apayım, içi dolu, sabredin bitiyor... LA'de iyice rezilleşen ve Denver'da 7 dakikada "sırtım ağrıyor" diye çıkan Quentin, Knicks'in zafer sevincine takımla değil ama takım elbiseyle iştirak etmek durumunda kaldı, o ağrıyan sırtında spazmlar oluyormuş, oynayamamış. Eddy Curry de bu maçta iyi oynuyorken baldırından sakatlanıp çıktı, 17 dakikada 12 sayı atmıştı. (Curry sonraki Bobcats maçında da oynayamadı. Aman aman, hayatta kalsın yeter!)

İlk 5'te ardarda ikinci maçına çıkan ve bu sebeple kendisini 'banko' görmeye başlayan Jamal 19-5-4, Channing 24 dakikada 20-6 (8-10 FG), Nate Robinson 17 dakikada 7-5-1 yaptılar, David Lee de 12 dakika oynadı, buraya kadar pek güzel. Güzel tabii, bu artık gençlerin takımı, bırakacaksın oynaya oynaya kazanmayı öğrenecekler de, adamım Trevor niye 11 dakika peki? Bunu bana izah etmediği sürece koçu 'önyargılı' ilân ediyorum ve maçın Larry'yi utandıran adamı olarak da kendimi seçiyorum.

SINIF DÜŞMEK: Ve geldik Bobkets faciasına... Şu maçın box score'una bir göz atın, ilk 5'lerdeki oyuncuların performanslarını istatistikleriyle karşılaştırırken, iki takımı temsil eden adamların yaşlarını başlarını dikkate almayı da unutmayın lütfen. Bakınız, ESPN'de ve başka yerlerde bu maçın recap'lerinin başlığı genelde, Bobcats takımında Wallace'ın sakatlıktan dönüp game high 24 atmasıyla ilişkilendiriliyor. Hangi Wallace? Gerald Wallace... Hmm. Bakalım diğerlerine; Kareem Rush 22, Emeka 19-11, Brezec 11, May 2-6, Felton 7-4... E böyle bir takıma Gerald Wallace gibi bir süperstar da iyileşip dönmüşse yenilmemiz normal tabii... Hatta bir ara Bobkets 22 sayı açıyor arayı, bizimkiler iyi kapatmış yine. Sezonun ilk 100+ sayısını da (normal maç süresinde) Bobkets'den yemiş olduk böylece. (Hayır, insan tedirgin oluyor, bunun Cleveland'ı, Phoenix'i, Dallas'ı, Miami'si, Clippers'ı var, Pistons'ı, Spurs'ü bilmemnesi var daha!)

Maçı Marbury 21 sayı, 5 ribaunt ve 8 asistle velâkin 6 top kaybıyla tamamladı, fakat ilk periyodda kendisine çalınan 2'nci faulü müteakip yerini çaylak Nate'e bırakmak zorunda kaldıktan sonra oyuna da bir daha konsantre olamadı. Körpe Nate ise kendini bir anda aslanların - pardon vaşakların ortasında bulunca berbat bir gece geçirdi, kafaya bir-iki yeyip bir kaç pis top kaybı yaptı, yer yer ve özellikle üçüncü periyodun sonunda komik durumlara düştü, seyircilerin alaylarına maruz kaldı, hepsinin günahı bence Christoph Brown'a aittir. Bir diğer çaylak Frye, 33 dakikada 12-6-2-2-2-2-2 yaptı. Quentin'in sırtındaki spazmlar geçmiş olmalı ki, bench'ten 10 sayı fayda sağladı.

Bu noktada, maça ilk 5'te çıkan ve 26 dakikada attığı sayı (4), aldığı ribaunt (1) ve yaptığı asist (3) toplamıyla yaptığı top kaybı sayısını (5) geçmeyi başaran genç gardımız Jamal'i de yürekten kutluyorum. Kendisi maçtan sonra, bize 8'de 5 üçlük tıkalayan Gerald biraderi hakkında "We didn't expect Wallace to come and shoot like he did. He hit some shots while we were making a run, but we shouldn't have been in that position" buyurmuş. Peki güzel kardeşim, kim tutacaktı bu Wallace'ı, bir de 22 sallayan Rush'ı? Ne konuştunuz maçtan önce, Larry amcanız ne dedi ki size? Lan bunlar senin tutacağın adamlar değil mi? Bu arada bu Wallace'ın kariyerindeki 3-sayı isabet oranı da %24, hatırlatayım.

Curry mâlum sakat, yoktu, Brown onun dönüşünü zorlamak istemediğini, cumartesi günkü 76ers maçında da olmayabileceğini söyledi. Tabii tabii, zorlamayın çocuğu, hatta bir de efor testine sokun boşluktan istifade. Curry'den laf açılmışken geçişi onun üzerinden yapayım ve şu beni sinirlendiren isimleri en azından parmacıklarımla yazmış olmadan, maç analizine şöyle bir alıntı ile devam edeyim, recap'ten: "The Knicks played without starting center Curry, who has a strained left calf. With Jerome James still out with a hamstring injury, Antonio Davis moved from power forward to center and Maurice Taylor started at power forward." Başlayacağım ama tutuyorum kendimi, biliyorsunuz.

Sonuç itibarıyla Bickerstaff da Brown'a koydu; evet haklısınız, bu maçın Larry'yi utandıran adamı da Bernie baba oluyor.

Wallace'ın maç sonrası demecine de bakalım son olarak, zira vaziyeti güzel özetliyor: "Obviously, in the scouting report, I'm sure it says [he's not a 3-point shooter]. I don't think they were in any hurry to run out there. I'm sure they thought the first one was luck, the second one was luck. I mean, I thought the first one was luck. But when they're falling, they're falling." Son cümlede fall eylemine maruz kalan they'in Gerald'ın şutları olduğunu düşünebilirsiniz, benim bakış açımdan Knicks gibi görünüyor. Yine de pek güzel demişsin, ağzına bir parmak bal süreyim Gerald kardeşim de, Knicks'e teşhis koyma otoritesinin 3 günde McMillan'dan bu oğlana eldeğiştirmesinin utancını kim yaşasın? (Acaba maçın Larry'yi utandıran adamını değiştirsek mi? Ama yok, Bernie'nin hakkını yemiş oluruz, zaten onun da bizden koca bir tebrik alacağı var, Bobkets ile yaptıklarından dolayı.)

Sona yaklaşırken yazdıklarımdan hisse çıkarmak gerekirse, "İşler ayna, çal çal oyna" cümlesi eşliğinde dikkatinizi aşağıdaki fotoğrafa çelmek istiyorum, takımdan daha enteresan zira.


En öndeki yavru Kimberlee, hemen solundaki de (bize göre) Julie, ötekiler ayrı telden çalıyor zaten.

Evet, var daha yazacak şeyler ama bokunu çıkarmayalım, bu haftalık bu kadar yetsin.

Ha pardon, son bir not; önceki yazımda 6'ncı adamların yazıya girişle ilgili sorunlarına, bu yazımda da yazılarına başlık atmakla ilgili problemlerine görece alternatif çözümler getirmek suretiyle, takımın yazacak-yorumlayacak pek bir halt beceremediği şu dönemlerde Knicks sayfasına sosyal içerik kazandırmış olmaktan ilâveten gururluyum, eylemlerim sürecek, hizmette sınır yoktur. Sonraki yazıda ara başlıklar ile ilgili muhtelif kolaylıklar önerebilirim, belki de önermem, size bağlı.

Hadi eyvallah.
11 KASIM 2005, CUMA
0-4, 4th in Atlantic

Pek çok batug.com 6'ncı adamı, özellikle de yazmaya muhtelif sebeplerle ara verdikten sonra gönderdiği yazılarının ilk kısımlarında, yazıya giriş yapma zorluğundan bahseder zaman zaman. Yazacak şey vardır, doludur hatta ama başlaması sıkıntı verir, öyle derler. Bende bu sıkıntı pek olmaz, sebebi de şu: Knicks yazmak için oturduğumda boş sayfanın yanına bir önceki yazıyı açarım ve göz atarım; neler demişim, ne tür değerlendirmeler yapıp takımın vaziyetini nasıl yorumlamışım, hangi tahminlerde bulunmuşum... Bazı ifadeler saçma mı olmuş, vaziyeti doğru mu analiz etmişim, görürüm. Tabii ki şu anki durumla karşılaştırarak, geçen zaman beni haklı mı çıkarmış, haksız mı, ona bakarım. Ben demiştim, demek için değil, sonuçlardan ders almak, daha doğru değerlendirmeler yapmak vs. için. Önceki yazdıklarım ışığında mevcut durumu düşündüğümde, yazıya girmek için cümle aramak yerine, aklıma doluşan cümlelerden hangisiyle başlayacağımı seçmek, yazımı yazarken karşılaştığım tek zorluk olur böylece, buna 'zorluk' diyebilirseniz.

Üstteki paragrafın Knicks ile ilgisi yok, biliyorum. Zaten bu yazının girişi filan da değil. Yeni yazıma hep yaptığım şekilde başlamaya çalışırken aklıma takılıverdi kimi yazarlarımızın bu 'nerden başlasak' sıkıntısı, bu konuyu yazılı biçimde düşünüverdim, belki bazılarının işine yarar diye. Şimdi bakalım bizim New York Chicks'in durumuna; açalım ağzımızı, yumalım gözümüzü, başlıktaki gerçeğin de izin verdiği, hatta teşvik ettiği üzere.

Rockamlarla NBA'deki New York basketbolcular topluluğu

Ligin en pespaye grubundaki beş takım arasında 4'üncü Knicks. Şu ana dek yaptığı ikisi deplasmandaki 4 maçın hepsini kaybetti. Grubun 5'incisi Raptors da aynı dereceye sahip fakat iki takım hiç oynamadığı ve onlar 4 mağlubiyetin 3'ünü Doğu takımlarından aldıkları için 5'inci sıradalar. Knicks Doğu'da 13'üncü sırada, altında benzer hesapla Raptors var, sonuncu da 0-5 ile Hawks. Lig geneline baktığımızda Knicks, konferansındaki gibi sondan üçüncü, altındakiler mâlum: Raptors ile Hawks... Zaten bu üçü dışında da ligde şu ana dek galibiyet alamamış takım bulunmuyor. Maç başına 85 civarında atıyor NYK, grubunda sonuncu, Doğu'da ve tüm ligde sondan ikinci (altında Magic var). Yediği sayı averajı 94.5 ama attığın 10 az olunca, bu kategoride nerede kaçıncı olduğunun bir önemi yok.

Henüz ligin başı, geçen sezonun bir çok flaş takımı kötü başlangıç yaptı, Clippers Batı'da lider, Suns playoff potasında bile değil, bu kadarcık zaman içinde bu kadar az veriyle takımın genel durumu hakkında değerlendirme yapılmaz, şimdiden hiç bir halt belli olmaz vs... Başlangıçta beklentilerin altında kalan her takım için bunlar söylenebilir biliyorum da, peki niye 2-3 maçla değişebilecek sayıları dayıyorum? Çünkü evet bu işin istatistiksel boyutu ama ben öteki tarafını da göz önüne alıp beraber değerlendiriyorum ve bu sonuca varıyorum. Çünkü daha ilk haftanın ardından sadece takımın derecesi hakkında değil, görüntüsü ve oyunu ile ilgili olarak da memnuniyetsizlik hakim ve beklenen laflar piyasaya çıktı bile: Marbury yolcu... Isiah Thomas, koç Brown'ın oyun sistemine adapte olamayan ve şu anda bir halta yaramayan, yarayacakmış gibi de görünmeyen yıldız gardını takas edecek. (NY Post)

Edin .mına koyayım, onu da takas edin, takım düzelir o zaman!

Brown'a göre, Knicks'in yetersiz yapılandırılmış kadrosunda bir çok adam pozisyonu dışında oynuyor. Brown diyor ki; "SF Q-Rich'i ve SG Crawford'ı mevkileri dışında oynatıyoruz ve Marbury'yi de PG olarak bu iki adamla nasıl oynatabiliriz, onu bulmaya çalışıyoruz. PG yedeğinin kim olabileceğine ve sahaya hangi SF ile çıkabileceğimize bakıyoruz" (NY Post)

Sanki ben oynatıyorum adamları pozisyonu dışında .mına koyayım. Koç sensin, kararı sen veriyorsun! Kadro yetersizmiş... Yok ya! Yeni mi farkettin? İmzayı atarken kadro süperdi de, senin bilgin dışında Isiah hepsini takas mı etti? Her biri herhangi bir takımda 20 küsur sayı ortalamasıyla oynayabilecek üç tane gardın var, sen bunlardan maç başına toplam 30 sayı alabiliyorsun, sonra bana martaval okuyorsun, kısa forvet yokmuş zart zurt... Bir yandan da GM'in Thomas hâlâ takas peşinde, Darius Miles'ı kovalıyor. Aman alsın da, şu SF sorunumuz da hallolsun, takır takır maç kazanmaya başlayalım, biz de rahat edelim bari!

Bu sorulara bir cevabı olmadığını Brown zaten, Blazers mağlubiyeti sonrasında da şu sözlerle itiraf ediyor: "We have more turnovers every game than assists and I don't have an explanation for it. But that's my fault. I've got to coach this team better."

Aferin, şimdi oldu. Sadede gel, adam gibi oturup konuşalım biz de.

Artık Larry Brown'ın korkacak kimi, neyi var?

Bakınız şimdi Knicks'in ilk beşiyle, rotasyonuyla, Brown'ın yaptıkları ve fikirleriyle ilgili hiç de öyle detaylı konulara girmeyeceğim. Benim gördüğüm şudur ki, Brown'ın, şu sezon Knicks'e kurduğu rotasyon ve oynattığı oyun açısından, ne Herb Williams'tan, ne Lenny Wilkens'tan hiç bir farkı yok. Ha, tabii ki Brown onlardan farklı bir koç, değişik bir sistemin adamı, o sistemi oturtacak ki verim alacak falan filan... Bunları biliyoruz ama Brown ne yaptığıyla, ne dediğiyle böyle olacağına dair bir şey göstermiyor ki. Çıkıp Knicks'i takip eden her insan evladının zaten bildiği geyikleri demeç niyetine verip adamı ayar ediyor, arada da oyuncularına sokuşturuyor, kadroyu kötülüyor. "Kardeşim rahat bırakın da işimizi yapalım, şurada enkaz devraldık, takımı yeniden yapılandırıyoruz, adamların oyununa bakıyorum, deniyorum, bir süre de böyle gidecek, ondan sonra şunu keserim, bunu takas etmeyi, ötekini de almayı öneririm. A'yı burada oynatırım, yedeği B'dir, C'ye şuralarda şans veririm, hakederse formayı kapar; ama bunlar iki ay sonrasının işleri, biz o zaman kadar maç kaybedeceğiz kardeşim, peşinen söylüyorum, kapıya doluşup durmayın" diyeceğine, Daum gibi ince ince oyunculara laf takıyor.

Isiah Bulls'tan Jamal'i alırken de, extension verirken de, üzerine Quentin'i getirirken de, K. Thomas ile Naz'r'ı gönderirken de, Jerome James'le kontrat yaparken de, Sweetney'i harcayıp Curry ile Davis'i alırken de biz bunları hep söyledik durduk, şimdi bir de Larry Brown efendiden mi duyacağız aylardır dediğimiz lafları? Geldiğinde söyleseydi ya, "Ben Jerome James'i filan oynatmam arkadaş, kazmanın teki! Jamal sevdiğim türde bir gard değil, Stephon öyle bir PG hiç değil. Ben skorer veya değil sağlam front court adamlarıyla oynamayı severim, SF pozisyonu çok önemlidir, hücumda-savunmada kilit noktadır, burada savunması iyi, fundamentali yüksek ağır işçi isterim, takımda denge oturunca da öyle eline geleni savurmayan, en rahat şutu bulana dek top çevirmeyi bilen gardlarla içeriden dışarıdan skora giderim, bence başarı buradadır, Knicks'te de ne böyle bir pota altı, ne böyle bir kısa forvet, ne de böyle bir gard kombinasyonu var. Ama bakacağız, elimizdekiyle ne olur, kim uyar, kim gider, göreceğiz. Burada çok iş var, herkes ucundan tutarsa önümüzdeki sezona ortaya birşeyler çıkar" deyiverseydi. Diyemez ama... O zaman Isiah'yı itin götüne sokup çıkarmış olacaktı, tırstı tabii! 'Ben bunları demeden de bunları yaparım' diye düşündü ama Knicks öteki takımlara benzemez, burada kazın ayağı perdeli. (Hazır lafın geçmişken, Isiah Thomas, senin de .mına koyayım!)

Contender Knicks, tek zayıf noktasını da Brown ile kapattı

Neyse, geçeyim bunları, söylenmekle bitecek gibi değil çünkü. Kıssadan hisse; Brown'a koca bir sıfır verdim gitti. Şu ana kadarki kısa sürede olanların Brown'ın Knicks'e getirilme amacıyla ve ondan orta vadede beklenenlerle ilgili olmadığını biliyorum tabii ki de, o sıfır'ı onun yavşaklığına veriyorum. Belli açılardan iyi hocadır şudur budur ayrı mesele, senelerdir sözleri eveleyip geveler, oyuncularını madden ve manen satar, açık cevaplar vermekten kaçar, dolambaçlı ve sinsi konuşur; bu laf yavşaklıklarını yapa yapa şampiyon da oldu nihayetinde, muradına erdi, yeter be kardeşim, artık nedir beklediğin, nereye varmak istiyorsun?

Jamal Crawford'dan PG yapmaya uğraştı... Olur, olmaz ayrı mesele, kardeşim senin Marbury'n var. Kaldı ki ondan oyun kurucu olmaz, bunu bizden mi öğreneceksin artık ya! Sonra sezon başında kesik attı, yedekten soktu, herifte zaten kişilik ve ego sorunu var, iyice kafası karıştı. Böyle adama böyle muamele olmaz. Hep dedik gerçi, bu Brown genç oyuncuları sevmez, sistemi onlara şans vermeye ve onlardan adam yaratmaya uygun değil, bu sistemi oynata oynata da zaten NBA'de basketbolcu yetiştirmeyi unutmuş, diye... Bu özelliğinden dolayı, sadece Knics'e değil, yeniden yapılanmanın bu kadar başında olan, daha çekirdek kadro oluşturmakla uğraşması gereken herhangi bir takıma Brown gibi koç uymaz, diye. Aha bakın, Trevor Ariza yine geçen sezonki gibi maç başına 15-20 dakika... Ne farkı var coaching'in geçen sezondan? Kardeşim bu adam duracaksa oynatın adam gibi, olmayacaksa gönderin ama yerine Matt Barnes'ı başlatma yahu! Draft etmişin David Lee'yi, Channing'i, sahada Antonio Davis, yok Mo Taylor, Malik bilmemne... Bu çocuklar ne zaman yetişecek? Kardeşim sen çaylaklarınla oynayacaksın, sen Hornets gibisin, Bobcats gibisin, Hawks gibisin... Onlar kadar berbatsın, ancak onlar kadar iyisin. Klasmanda beraber sürünüyorsun, yeniden yapılanıyorsun, bunlar iki-üç sezon sonrasına çekirdek kadro oluşturayım diye genç yetenekler alıp bunları kazanmaya çalışıyorlar, sen sanki Pistons'sun, Heat'sin de sahada bu işin kaşarı olmuş moruklarla grup birinciliğine oynayacaksın! Bi siktirgit be!

Bütün suç Marbury'de ya, satalım gitsin!

New York'u bir expansion team ayarında görüyorum. Onlara New York Bobcats demememin iki sebebi var; birisi Bobcats'in yakın zamanda daha iyi olacak olma ihtimalinin yüksekliği ve Charlotte taraftarlarının bu lafımı bana yutturacak olmaları, ikincisi ise samimi olarak Charlotte camiasını incitmek istememem. Bu yüzden artık New York Chicks de derim, New York Fuckheads de derim, Old Fart Pimps de derim, ne dersem derim. (Isiah, senin de .ötüne koyayım, tüm laflarımın aynısından bir ölçü de sana!)

Ya abicim şu istatistiklere bakın: Blazers maçı, sahada Stephon Marbury, karşısında kuzeni Sebastian Telfair... Marbury 37 dakika sahada, 3-8 FG, 0 ribaunt, 4 asist, 5 top kaybı, 0 top çalma. 13 sayının 6'sı serbest atışlardan. Kariyerinde 669 maç oynamış, şut atma ortalaması 17 olan bir PG karşısında doğru dürüst matchup yokken sadece 8 top kullanıyor. Kariyerinde maç başına 8 küsur asist yapmış bu adamın bu sezonki ortalaması 5, sanki vasat bir PG... İstatistiklerini siktiredin, adamın hevesi düşüyor, 4 maçta 8 tane 3-sayılık şut kullanmış. Savunma desen aynı, bakın 4 maçta karşısında Delonte, Gilbert, Baron ne yapmış! Bu adam sorunlu olabilir, en sorunlu dönemlerinde oynadığı takımlardan postalanmadan hemen önceki istatistiklerine bakın ya! Herifte basketbol oynama hevesi bırakmamışsınız, sonra neymiş; Knicks artık Marbury'yi postalayacakmış, Stephon takas tezgahındaymış, Isiah 'yeter' demiş, biletini kesmiş! Külahıma anlatın hıyarağaları, siz bugün Marbury'ye "seni takas ediyoruz birader" deseniz, adamın ilk tepkisinin "nereye?" diye sormak olacağına eminim, yüzünde de hayal kırıklığı, küskünlük gibi bir ifade belireceğini hiç ama hiç sanmıyorum, daha çok sevincini gizlemeye çalışacaktır, bir kuşku gölgesi görürseniz de bilin ki "Hornets" cevabını alacağından tırsmıştır (takım olarak değil, kent olarak düşünelim), bir saniyede onun da imkansız olacağını düşünüp tebessüm eder zaten.

Şimdi Marbury'nin takası mevzuunu çıkarttılar, oturalım onu konuşalım nereye gitsin, kim alır, karşılığında kimi verir, bizim neye ihtiyacımız var, bunu tartışalım. Herşey tamam, Marbury takası konuşacağız. Ortada iki buçuk sezondur doğru dürüst takım yok, götü kollayacağımıza Stephon'un takasıyla vakit öldüreceğiz, iki ay da öyle geçecek. Yok ebenizin .mı! Ne yani, onu gönderip Kidd'i, Nash'i, Wade'i alsan takım kuyruğu doğrultacak mı sanki? Ne alakası var kardeşim takımın müptezel halinin Marbury ile? Sen kendini takas et, bir zahmet Brown dahil kendi döneminde doldurduklarını da beraberinde götür (Layden'den tek farkı bu kaldı ama onu yaparsa, gelirken değil giderken yapacağı için bizim işimize yarar hiç olmazsa... Isiah Thomas kardeşim, bizde zaten bir adet Layden vardı, sen ondan olacaksan bir zahmet başka takıma ol, biz biliyoruz, istemiyoruz.)

Diyorum ya, siz adamı sadece takımdan değil, basketboldan soğutursunuz.

Rekor kıralım da, isterse götten olsun!

Şimdilik bu kadar yeter. Gördüğünüz gibi çok fazla "ben demiştim" diyerek önceki yazılarıma atıfta bulunmadım, zaten arşivde duruyorlar, isteyen tekrar okur, takımın durumuna bakar, diyeceğini der. Benim diyeceğim, 5 maç daha sürecek şu Batı turunun başlarında, takımda Warriors, Kings, Jazz, Lakers ve Nuggets'dan herhangi birini yenecek hırs, kabiliyet, niyet, velhasıl vaziyet göremiyor olduğumdur.

Elbet Knicks de maç kazanacak, o galibiyet bu Batı turunda da gelebilir, NBA burası, olursa şaşıracak değiliz. Ama korkutucu olan, o galibiyetin bu Batı turunda gelmesi ihtimali değil, gelmemesi ve eve 0-9 dönmemiz ihtimali bulunması, bu ihtimalin de pek küçük olmaması.

İnsan bu aşamada fikstürün ilerilerine bakıyor, 'ulan 0-9 dönersek ilk galibiyeti acaba ne zaman, kimden alırız?' filan diye de; klasmandaki vaziyete, takımın oyununa, sahadaki-kenardaki tiplere, bunların dediklerine bakıyorum, bir de öteki takımlara... Abicim bizim fikstür komple zor zaten. Çünkü herkes bizden iyi.

Not: Önceki ve bir önceki yazılarımın başlığı olan "Let's Find an Identity" ifadesi ve türevleri rahatlıkla bu yazının da başlığı olabilir, hatta her hafta yazacağımı düşünsek bu başlıkla en az iki-üç ay idare ederim gibime geliyor ama okuyucunun beynini .ikmek istemiyorum. Yoksa bu kadar sürede "Let's Find an Identity" kampanyası yapsaydık, sırf yan etki itibarıyla yirmi-otuz şizofreni hastasını ruh sağlığına kavuştururduk neredeyse.

20 TEMMUZ 2005, ÇARŞAMBA
Find a Fucking Identity!

Layden'in gidişinin, Isiah Thomas ve Stephon Marbury'nin gelişinin ardından tüm Knicks taraftarları gibi heyecanlanıp ümitle dolduktan sonra, bu sayfada benim kalemimden üç bölümlük Knicks Revolutions adlı bir dizi yayınlandı. Bu hamleler, sportif başarı ve finansal durum açısından batmakta olan kulüp için bir dönüm noktası, bir U dönüşü oluşturabilirdi. En azından yeni bir başlangıç sayılabilirdi. Arkası getirilebildiğinde, kulübü eski güzel günlere döndürebilecek kadar radikal değişikliklerdi zira. Dolayısıyla o üç yazı da, bu durumdan ve ihtimallerden kaynaklanan heyecan ve ümidin izlerinin bir çok satırda görülebileceği yazılardı.

Gelin görün ki Knicks Devrimi, Bolşevik Devrimi'ne benzedi... Benzedi diyorum ama sadece başlangıcı ve takip eden süreci itibarıyla... Yoksa ortada ne 70 küsur sene sürecek bir alternatif medeniyet var, ne de onun beslediği ve ona inanan insanlar... Hatta daha da kötüsü, Knicks Devrimi, sonradan, önayak olup liderliği ele geçirenlerin gerçek yüzlerinin belli olduğu Bolşevik Devrimi gibi, 'gizli-kapaklı ve art niyetli olmakla birlikte kendi içinde mantığı ve hedefleri olan bir hareket' olmaktan çok uzaktı.

Kıyaslamaya bununla girdik, bununla bitirelim; Knicks Devrimi, başarısız olup 10 sene sonra bir karşı devrimle çarlık rejiminin ve o dönemin kusurlarının daha da berbat halde geri geldiği başarısız bir Bolşevik Devrimi'ne benzedi. Niye ve nasıl?

İlk adımı attı, yan gelip yattı!

Yazmaya bir seneden fazla süre ara vermiş olduğum için, bu yazıya, sıkça yapacağım ve uzunca olabilecek alıntılarla devam edeceğim, sizlere sıkıntı vermem ihtimali var, kusura bakmayın.

Son olarak yayınlanan "Knicks Revolutions Part III: Let's Find an Identity" başlıklı yazımın ilk paragrafında şöyle demişim:
"Thomas'ın gelişi, ardından takıma Marbury'yi getirişi, sonra takas döneminin bitmesi, takımın yakaladığı hava ile playofflara kalacak gibi görünmesi ve buna odaklanılması, zaten herhangi bir manevra için gerekli ve yeterli ne maddi, ne manevi kaynak bulunmasını engelliyordu. Kaldı ki, bir anda yönetimin tepesinden sahadaki oyunculara dek tesir etmiş değişikliklerin ardından şöyle bir mola verip arkaya yaslanarak oluşan tabloya, bunun kulübü nereye götürebileceğine, neresine ne rötuş yapılmasının lazım olduğuna bakmak gerekiyordu. Kısaca, yeni yönetici, koç ve oyuncuların bir arada, takımın sahadaki oyununa ve lig klasmanındaki performansına ne gibi bir etkide bulunabileceklerini görmek, sonraki hamlelerin vâdesini ve niteliğini, niceliğini buna göre tasarlamak, yapılması gereken en sağduyulu hareket olacaktı."

Bugün gelinen noktaya bakıp başarısızlığın sebeplerini araştırdığımızda, kulübe U dönüşü yaptırabilecek o radikal hamlelerin ardından yapılanlarda, yukarıda bahsettiğim sağduyudan eser olmadığını görebiliyoruz. O sezonun sonunda takım playofflara kaldı, bunu yaparken de ilk turda Pacers ve Pistons ile eşleşmektense Nets'i gözüne kestirdi. İlk turdaki 4-0'lık sweep, netice itibarıyla Knicks'in bu aşamada yaptığı tercihin boş olduğunu, daha doğrusu henüz böyle bir tercih yapacak vaziyette olmadığını gösterdi herkese. Konuyla ilgili yorumum ise şöyleydi:
"Layden'in gidişi ve Marbury'nin gelişinin yarattığı heyecanın dinmesinin ardından, playoff gerçeği pembe gözlüğümüzü beklendiği gibi düşürdükten sonra artık hepimiz takımımızı daha iyi biliyoruz, tanıyoruz; tamamlanması gereken eksiklikler iyice ortaya çıktı, hâlâ bazı yanlışlar var düzeltilmesi lâzım gelen... Ve tüm bunlar için imkânlar da asla fazla fazla değil, 'yeterli'nin de altında, kısıtlı. Velhasıl, daha yapacak çok iş var."

Sonra da oturup o "sağduyuyla yapılması gereken çok iş"i tanımlarken kendimce mühim bir noktaya parmak bastım:
"Nasıl bir takımız? Nasıl olmalıyız? Knicks denince şu an akla, belli bir tarzı, havası, hedefi olan bir takım gelmiyor. Basketbolda bazı şeyleri iyi yapan, bazılarında yetersiz olan, artı ve eksilerini bilip buna göre sahaya çıkan ve bu çerçevede stratejilerle oynayan, kendisi hakkındaki bilgi ve tecrübesini kazanmak için kullanabilecek bir takım değil Knicks... Yani bir kimliği yok! Her maça çıkarken Knicks, rakibini kendisinden iyi tanıyor."

Zaten bu, o son yazının başlığıydı aynı zamanda... Peki çıkarın baştaki "Knicks Revolutions Part III" kısmını, kalan "Let's Find an Identitiy", aynı zamanda bu yazının başlığı da olamaz mı? Bence bal gibi olur. Çünkü takım, bırakın eski haline gelmeyi, NBA'de o noktalara gelmek için başlangıç oluşturabilecek başarılara ulaşabilmek için en gerekli olan o engeli dahi hala aşamadı, aradan 1,5 seneye yakın zaman geçmiş olmasına rağmen... Hala aynı hendeğin önünde eşelenip duruyor. Buyrun:

Nereden nereye mi? Oradaydık, oradayız!

Takımın o dönemki payroll'u, yanlış hatırlamıyorsan 100 milyon dolar civarında ve Portland'ın ardından ikinci... Şu anki payroll 99 milyon 990 bin dolar, herkesin üstünde, birinci!

O dönemki kadroda bulunup da hem işe yaramadıkları, hem takıma yük oldukları için bir şekilde çoktan gönderilmesi gereken Penny, Shandon, Tim Thomas (ki burada Allan Houston'ı da sayabilirim, takımda olması onun suçu olmasa dahi) gibi adamlar kadroda kaldı ve o 100 milyonluk payroll'un yarısından fazlası, salary cap'in de hayli üstü, onlara ödendi. (Evet, amnesty clause ile Houston'ın -şu geride kalan sezonda Shaq'dan sonra en çok para kazanan oyuncu!- bu sezonki 20, toplamda 40 milyonluk alacağı, kontratı waive edilerek lüks vergisinden muaf hale getirilebilir, bu da bizi 80 milyona düşürür, bravoo, şak şak şak!)

Yetmiyormuş gibi, bırakın bu grubu dağıtmayı, onu takviye eden takaslar var: 2005 Şubatı'nda gelen ve bu sezon 10 milyona yakın para ödenecek Mo Taylor gibi... Geçen yaz Bulls'dan alınan Jamal Crawford gibi...

Esasen önceki sezon Layden gidip Ocak'ta Marbury geldiğinde duyduğumuz heyecan ve ümitten sonra, Ağustos'ta Crawford alındığında değil belki fakat sonradan ona 2010'a kadar giden extension verildiğinde kıllanmalıydık. Daha o zaman Isiah Thomas'ın bu işin ardını getiremeyeceği ihtimalinin çok yüksek olduğu kabul etmeliydik. O takdirde, sezon içinde Mohammed-Rose takası olduğunda da, geçenlerde geride kalmış tek çalışkan, vefalı takım oyuncusu Kurt Thomas Suns'a gönderilip Quentin Richardson alındığında da, belki bu kadar saç baş yolmaya gerek kalmazdı. Bekliyor olurduk, "kötü"nün "daha beter" olacağına hazırlıklı olurduk.

Marbury yönetiminde yepyeni ve kimliği olan bir takım oluşturmak, bu yolda gençlere zaman ve imkan vermek, onlardan "kendilerini başarılı olma hırsı ve çabası içindeki bir takımın oyuncuları olarak gören görev adamları" yaratmak yerine Thomas'ın tercih ettiği yol şu oldu: Sahada Tim Thomas, Penny, Shandon gibi adamlarla, olur da kalabilirsek playoffların ilk turunda elenmeden kaç galibiyet alabileceğimizi hesap ederek boktan basketbol oynamak, bu esnada Sweetney, Ariza gibi adamları kenarda oturtmak, hala Vin Baker'dan medet ummak, takımın tek istikrarlı ve çalışkan tarafı front court'u, onun tamamını oluşturan iki adam Kurt Thomas ve Naz'r Mohammed'i kimsenin anlam veremediği şekilde göndererek dağıtmak... Tüm bunlar olurken de, yeni bir başlangıç yapmak için takıma lider olarak getirilen Stephon Marbury'yi harcamak... (Eminim geldiğine memnun değil ve şu anda çok daha az paraya başka bir takımda başka tarz bir basketbol oynayabiliyor olmayı çok ister.)

Örnek çok, bakıp öğrenen, ders alan yok

Rebuilding'i beceren veya en azından bu yolda belli aşamalar kaydeden takımları biliyoruz, görüyoruz... Nuggets ve Grizzlies, titiz ve planlı yönetim, dikkatli harcanan ve yüksek olmayan meblağlarda para, gençlere inanılması, onlar için çaba sarfedilip yatırım yapılması ve fırsat tanınması, doğru veteranlarla saha içinde ve dışında tecrübeden faydalanılması, ortaya çıkan kadronun çeşitli ve dengeli yapısı itibarıyla oluşan ve ortaya konan kazanma isteği ve mücadele gücü, bunların da oynanan basketbola yansıması sayesinde bir kaç yılda bulundukları yerden çok daha üst seviyelere geldiler. Artık playofflara kalamama korkularını aştılar. Şu anda oyuncu alıp verirken çok daha rahat ve emniyetli davranabiliyorlar. Vardıkları noktadan kısmi ve geçici gerilemeler yaşayabilirler fakat çıktıkları "dip"e dönmeleri sözkonusu değil...

Düşünün ki bir dönemin iflâh olmaz takımları Warriors ve Clippers dahi beş sene önceki gibi değiller. Bulls benzer yöntemlerle başardı, kezâ Wizards... Jazz çok uzun ve ciddi bir dönemi noktaladıktan sonra dahi, yeniden yapılanma sancıları içinde yine de Knicks'in bulunduğu kadar aşağıda değil. Mavs biraz da paranın gücüyle Batı Konferansı'nda artık bir powerhouse, peki New York'un o kadar parası yok mu? Var, hatta fazlasını zaten harcıyor bir yandan! Lakers bir dönemi kapatıp yenisini açarken bocalıyor ama çekirdek kadrosu en azından ümidi koruyor, güven de veriyor. Heat bir takasla işi bitirdi, artık bambaşka bir takım statüsünde takas ve off-season planları yapabiliyor, hedefi bir anda çok fazla yükseltmeyi başardı. Cavs ve Bucks, dipte geçirdikleri dönemin kendilerine tanıdığı draft imkanlarıyla yeni takımlarını kurdular, geliştirme çabası içindeler ki becerdiklerinde amaçları direkt olarak playoff ikinci tur oluverir. Peki draft lotaryasını kazanma şansı yüksek "berbat" takımlarla aynı vaziyette olup daha kötü basketbol oynayan Knicks'in, NBA'de takımlar arasındaki rekabeti koruma amaçlı bu olanaktan niye bir türlü faydalanamadığını bilen var mı?

Ve aradan geçen iki-üç yıllık süre sonunda ligde tüm gelişmeler olurken, NBA'in şu anki tablosu bizi, Hornets, Bobcats, Hawks ve belki bir-iki takımla daha "losers club"ın içine koyuyor; üstelik "en çok para harcayan takım" sıfatıyla, sokakta alnında "ben bir geri zekalıyım" yazılı bir etiketle gezen adam misâli.

New York Who?!

Vaziyet işte budur... Ben oturup da şurada Marbury'nin yeteneklerinden, önümüzdeki sezon bitecek kontratlardan, bir sonraki sezon payroll'un 42 milyona düşeceğinden, Sweetney ve Ariza'nın gelecek vaadeden yeteneklerinden, Channing Frye'ın pişip belki iki-üç sezonda iyi bir front court elemanı olabileceğinden, Junk Yard Dog ile Malik'in gençlere iyi örnek olacak veteran role playerlar olmalarından, Larry Brown'ın head coach olarak gelebileceğinden bahsetsem, ne olan-biteni değiştirebilirim, ne de olup-biteceklerin en azından iki-üç sezon daha hayrımıza olacağını iddia edebilirim. Bunlar hem boş konuşmak, hem de boş lafın üzerine hayal kurmak olur. Zira yapılması gereken şey halen 1,5 sene öncekinin aynısı: Bir kimlik bulmak, kimliği olan bir takım olmak.

Marbury, Q-Rich, Crawford, Jerome, Rose, Sweetney, Ariza, Taylor, TT... Bunlar kağıt üzerinde berbat bir takım değil. Gelin görün ki sahada berbat bir takım.

Aralarında ciddi kafa veya sakatlık sorunlarına sahip oyuncu yok... Evet, tüm kabiliyetine rağmen TT, potansiyelini harcamış aylağın teki ama bu zaten eğer onu ilk beşe çakıp skor opsiyonu yaparsan sana zarar verir. Crawford, kimliksiz, stilsiz bir takımın eline her geleni potaya sallayan karavanacı Don Kişot'u olabilir, bu gençten mevcut kabiliyetleriyle katkı alamayana suç bulmak lazım biraz da... Marbury dünyanın en iyi niyetli, içten pazarlıksız, efendi adamı olmayabilir, peki ona ne verdiniz ki ne istiyorsunuz? Elinin altında, gözünün önünde sahada hangi takım var ki, "ben bunların lideriyim" diyebilsin, o sorumluluğu ve motivasyonu hissetsin?!

Bu sayfada yer alan Knicks Revolutions dizisinin ikinci bölümü olan "The Starbury Era"de farklı bir niyetle ara başlık olarak şu lafı sarfetmişim: "Sisteme adam değil, adama sistem..." Bu o zaman Marbury için ve o alındıktan sonra yapılması gerekenler üzerine söylenmiş bir cümle (ki Kidd'in gelişiyle benzer durumda kalan Nets, bu prensipten vazgeçmeyerek belli başarılara ulaştı, geriye düşüşü zor olacak şekilde çıtayı yükseltmeyi becerdi).

Velâkin o aynı cümle, bambaşka bir anlamda takımın şu anki durumuna da lappadanak uyuyor... Knicks; bir Suns, bir Spurs, bir Mavs, Nuggets gibi, basketbol ve mücadele tarzı belli, sistemi oturmuş ve takımla ilgili hamleleri de bu sistemi destekleyecek biçimde olması gereken, kısaca kimliği ve çekirdeği ortada bir takım değil. Elinde de zaten, işte tam da bu sebeple sahada mahalle basketbolu oynayan adamlar var. Yapılması gereken, eldeki değerlerle kişilikli bir basketbol hedefi koyup kısa zamanda başarı beklemeden, sadece bu stili oturtmak için çalışmak. Elindekilerle becerebileceğin şeyleri çok iyi analiz edip playoffu mlayoffu değil, sadece yapabileceklerini en iyi şekilde yapmayı, ilk etapta bunu başarmayı hedef koymak. Ve ardından bu sisteme uyacak oyuncuları takıma getirmeye çalışmak, gençlerden bu sisteme uygun oyuncular yaratmak. O zaman oynadığın basketbolda da bir tarz olur, takımının da bir kimliği, kişiliği olur. Bunun için sahada veya kenarda büyük isimlere, büyük paralara gerek yok... Önceki sezonki Jazz gibi; sahaya yüreğini koy, adam gibi mücadeleni ver, bana da yeter, emin ol sana da.

Vaziyet böyle olduğunda zaten takımın eksiklerini de bilirsin, fazlalarını da... Arayacağın, almak isteyeceğin oyuncular bellidir; onlar sadece bilinen isimler değildir, belli şeyleri yapabilen, belli bir mentaliteye sahip adamlardır. Bu şartlara uyan adamlara bakarsın, harcayacak paran veya takas gücün yokken her tezgaha çıkana veya FA olana, her waive-buyout edilene arsızca ve şuursuzca sulanmak yerine... Aksi takdirde, elinde Kurt Thomas gibi NBA pota altlarının tozunu yutmuş bir tecrübe abidesi varken onun yanındaki gelecek vaadeden Nazr Mohammed'i Malik Rose karşılığında takas edersin ve bunun sebebini, anlamını kimseye izah edemezsin. Tabii bir sebebi, anlamı varsa.

Benzer haltı, Houston dururken Crawford'ı alıp ona bir de extension verdiğinde, ardından Quentin Richardson'ı takasla getirttiğinde de yemiş olursun. Kazanabileceğin genç Jamal'i takımdaki pozisyonu ve geleceğiyle ilgili şüpheler içinde bıraktığınla, yapması gerekeni bilerek sahada mücadele edeceği yerde kafasını meşgul edip elini kolunu bağladığınla kalırsın. Ne diyeceksin, "Ben yeni CBA'de bir amnesty clause olacağını biliyordum, Houston'ı yok saydım" mı?

Peki eski Knicks ruhunun takımda kalan son temsilcisi Kurt Thomas'ı niye harcadığın sorulduğunda ne palavra sıkacaksın artık? Cevabın "Jerome James ikisinin yaptığı işin fazlasını yarı fiyata yapacak, beş yıl boyunca Knicks pota altını sırtında taşıyacak" olabilir mi?

Thomas, bu kafayla olmaz!

Bir sistem ve bir kimlik konusundaki fikirlerimi zırt pırt her yazıda tekrarlamak istemiyorum ama takımın battığı çamurdan çıkamamasını da öncelikle buna bağlıyorum. Ne yaptığını, ne yapacağını bilmemek, düşünmemek kadar kötüsü yok bu işte. O zaman her yaptığın, seni daha da batıracak beyhude ve şuursuz bir çırpınış oluyor. Geçen gün Jerome James takasının ardından Kaan Kural ile konuşuyorduk. Önce Layden'in, ardından şimdi de Isiah Thomas'ın deli saçması hamlelerinin zırvalığından ve takımın gördüğü zarardan bahsederken Kaan dedi ki, "Abicim peşpeşe bu kadar aptalca hareket, sadece kötü yönetim değil, olamaz. Hiç bir kötü yönetim bu kadar yaptıklarından ders almadan, hiçbirşey öğrenmeden ve ardından daha kötülerini yapacak şekilde bir süreklilik gösteremez. Ortada sanki kasıt var!"

Kasıt mevzuunu Layden zamanında dile getirmiştim, şakayla karışık. "Layden'in Nets ajanı olduğundan şüpheleniyorum" benzeri bir cümleyle... Isiah Thomas da Pistons ajanı mı acaba?!

Şaka bir yana, ortada böyle bir kasıt arayacak kadar paranoyak bir komplo teorisyeni olmadığımı sanıyorum, geriye de tek seçenek kalıyor: Isiah ne bok yediğini bilmiyor. Kafasında takımla ilgili değil ama kendisiyle ilgili bir plan var; ne devam ettikçe takımı düze çıkaracak, ne de herhangi bir sonuca ulaşıp ona fayda sağlayacak... Onun derdi, büyük paranın üstünde oturup acayip bir takasla Knicks'i bir anda contender bir takım haline getirmek, sonra da hem GM, hem coach olarak başarının yüzde 90'ını cebe indirmek... Fakat olacak olan bu değil zira kendi zekâsını abartıyor. O hala bu hayalleri koyarken aynısını Riley pekâlâ Miami'de başardı, hatta tekrar takımın başına geçmek için bir nabız bile yokladı da henüz erken olduğunu farkedip çarketti, bizimki 1,5 sene önce olduğu yerden habire daha da geriye gidiyor! En sonunda işler iyice sarpa sardığında tüyecek, adım gibi eminim, üstelik seksen tarafa çamur sıçratıp herkesi suçlayacak bunu yaparken, Knicks gibi başka bir takım daha bulabilmek için sonraki durağında.

Umarım Thomas, kendisiyle ilgili bu planının Knicks'i kullanarak hayata geçirmeyi tasarladığı bölümünün gerçeklerle ilgili olmayan bir saçmalık olduğunu görür... Kendi başarısı için önce takımın başarısının şart olduğunu anlar... Emrindekilerle birlikte, kimlik ve sistem sorununu aşmak için orta ve uzun vadeli akılcı planlar yapıp sebatla bunlar üzerinde çalışır. Vandeweghe'in, West'in, Colangelo'nun, Grunfeld'in başardıklarını, ancak onların yaptıklarını yaparak, gittikleri yoldan giderek başarabileceğini idrak eder.

Yoksa, kimliksiz-kişiliksiz, sistemsiz ve takım olmayan bir basketbolcular topluluğunun başına, asla bu tip bir kadroyu yönetemeyecek, geçmişteki başarılarında böyle bir üstesinden gelmenin izi bulunmayan ve sağlığı nedeniyle kariyerinin geleceği zaten belirsiz Larry Brown'ı getirmek, sadece ve sadece ortaya sıçıp her transaction'da üzerinde bir parça daha eklediği pisliğin üzerine tüy dikmek olur.

Adam orada hâlâ ne yaptığını bilmeden, sonuçlarından ders almadan takımı mahvetmeyi sürdürürken, biz de oturup burada sistemdi, kimlikti diye dizimizi döveriz.

"Kimbilir, belki de Kaan haklıdır, herifçioğlu Detroit ajanı, kasıtlı yapıyor" diye düşüneceğim ama...

New York Knicks kaç zamandır Detroit'in ajan sokup mahvetmesine değecek bir rakip değil ki!

batug@bilgi.edu.tr