|
Sezon başlayalı nereden baksan üç ay olmuş, Hornets hakkında yazı
yazmak için klavyeye ilk defa oturmuşum, okuldu,
işti derken yazmaya vakit bulamamışım resmen.
Yazıya başlamadan önce hafif bir offseason özeti
geçeyim, daha sonra geride kalan üç ayı
inceleyeceğim.

Offseason: Neydik, ne olduk?
Geçen senenin –ve bu senenin- daimi sakatı Tyson
Chandler’ı, Emeka Okafor karşılığında Charlotte
Bobcats’e gönderdik. Kontratı bitecek olan
Antonio Daniels’ı da, Darius Songaila ve Bobby
Brown karşılığında Minnesota’ya gönderdik.
Ayrıca Rasual Butler’ı para karşılığında
Clippers’a yolladık. Ike Diogu ile minimum
sözleşme imzaladık, Sean Marks ile sözleşme
yeniledik, Devin Brown oyuncu opsiyonunu
kullanarak takımda kaldı. Drafttan da Darren
Collison ve Marcus Thornton’u seçtik.
Sezon Başı: Byron Hoca ne yaptı öyle?
Bir önceki playofflarda Denver’ın attığı tarihi
fark ve ruhsuz oyun sonrası, Byron Scott
gönderilecek koçlar listesinin en tepesinde
gözüküyordu. Lakin, benim de çok desteklediğim
kararla kontratının son senesini kullanmasına
izin verildi. Durum şuydu: Ya Byron Hoca bu
takıma iki sene önce ne yaptıysa aynısından
yapacak ve o kara lekeyi temizleyecek, ya da sen
yoluna ben yoluma.
Bu yüzden sezon başında bazı değişikliklere
gitti Byron Hoca. Bir önceki sezonda benchte
oynayan oyuncuların sayı yönünden rezilleri
oynaması yüzünden, Julian Wright’ı ilk beşe
çekerek, Peja Stojakovic’i yedeğe çekti. Ayrıca
yılların müzmin satışçısı Morris Peterson’u da
her şeye rağmen ilk beşe koyarak yeni bir şans
verdi.
Ama bu değişikliğe takımın verdiği reaksiyon çok
kötü oldu. Julian Wright gibi hızlı hücumda
değerlenecek bir parçayı, belki de NBA’in en
yavaş hücum eden takımında ilk opsiyonlardan
biri olarak kullanmaya kalktı. Yarı saha
hücumunda Julian Wright’ın çok fazla katkı
vermesi beklenemez tabii; kendisinin ne düzenli
bir şutu var, ne de doğru düzgün pozisyon
bilgisi. Bu durumdan Wright da çok kötü
etkilendi, yıllardır yapması gereken patlamayı
yine yapamadı, işin kötüsü daha da geriye gitti.
Zaten bir süre sonra Byron Scott da duruma
dayanamadı ve Peja’yı yeniden ilk beşe çekmek
zorunda kaldı.
Mo-Pete için ayrı bir parantez açmak istiyorum.
Zamanında Arda Başkan’ın yazdığı bir yazıda
Desmond Mason’un şut stilini gösteren bir
illüstrasyon vardı. Keşke böyle birşey Mo-Pete
için yapılsa da size derdimi anlatabilsem.
Mo-Pete’in attığı şutlar, potaya giderken
bombeli değil düz gidiyor. Yani topun giderken
aldığı eğim, yolda hız kesilmek için bilerek
konulan tümseklerden bile az. Topun sayı olması
için, mutlak biçimde potadan deliksiz geçmesi
lazım. Yoksa “Takkkk” diye bir sesle aynı
doğrultuda geri sekiyor. Ronaldinho’nun topu
sürekli üst kale direğine vurdurduğu o reklamı
bir gözünüzün önüne getirin, daha sonra Morris
Peterson’un aynı hareketi eliyle yaptığını hayal
edin, ne kadar acı verici değil mi? Toronto’daki
yıllarıyla alakası yok Mo-Pete’in.
Yeniden oyuna dönersek, ligin neredeyse en
durağan hücumunu yaptığımız için rakip takımlar
takriben 10. dakikada hücumumuzu çözüyor,
önlemini alıyor ve bizi dımdızlak bırakıyordu.
Yaptığımız hücum da şuydu: Topu Chris Paul’e
ver, 20 saniye sektirsin, 4 saniye kala perde
gelsin, Paul de dripling üzerinden şut
kullansın. Ya da David West’e üçlük çizgisi
civarında topu ver, ordan potanın altına kadar
post-up yapmaya çalışsın, o sırada ikili
sıkıştırma gelsin, David West bir şekilde topu
olumlu kullansın diye bekle.
Aynı şekilde geride bıraktığımız iki senede bizi
ayakta tutan savunma etkinliği de kaybolmuştu.
Chris Paul topa eskisi gibi basmıyordu, Peja
soluna dripling yapan herkese potaya kadar eşlik
ediyordu. Bir tek Emeka pota altına gelenleri
bertaraf etmeye çalışıyordu ama rakip takımda
her oyuncu bizim pota altına rahatça girip
çıktığı için pek de etkili olmuyordu.
Maçlardaki bu ezik görüntü ve ruhsuz oyun
karşısında, Byron Scott’ın da en az oyuncular
kadar ruhsuz davranması sebebiyle, ilk 9 maç 3-6
gibi bir derece ile geçildi. Tünelin sonunda
ışık göremeyen Jeff Bower 9 maç sonunda Byron
Scott’ın biletini kesti ve yanına eskiden
yardımcılığını yaptığı Tim Floyd’u da alarak
takımın başına geçti.
Jeff Bower: Yeniköy Kasabı Reloaded
Jeff Bower’ın koçluk yaptığı ilk maçta Chris
Paul’ün sakatlanması, biz vefakar taraftarlarda
bir kıllanma yaratmadı değil. Gönderdiğimiz
maillerde, “Hoca, bir yıkan da öyle gel” yazsak
da, içeride oynadığımız üç maçlık seride
Bower’ın (daha doğrusu Floyd’un) farkını görme
şansımız oldu. Bower, takıma oynatması gereken
oyunu oynatıyordu. Chris Paul’ün yokluğunda
Darren Collison yaldır yaldır koşarak tempolu
hücumu sürekli korumayı başarıyordu. Bunun
sonucunda hem Peja hem de David West, daha rahat
sayı yapmaya başladı. Ayrıca Byron Scott’ın
zaman zaman 12 kişilik kadroya bile almadığı
Louisiana’nın öz evladı Marcus Thornton’u
rotasyona sokarak, benchten gelip sayı
yapabilecek çok önemli bir oyuncuyu kullanmaya
başladı. Byron Scott döneminde fütursuzca şut
sallamaktan başka bir iş yapmayan, yine de 20
dakikanın altına inmeyen Bobby Brown’a inceden
ayar vererek sürelerini kıstı. Mo-Pete’i
neredeyse kadro dışı bırakarak, Devin Brown’ı 2
numaraya yerleştirdi. Devin Brown’dan bir Rasual
Butler yaratmayı başardı. Gerçi ben o an anladım
ki, Hornets’in 2 numara pozisyonuna Morris
Peterson haricinde birini koysak, hatta Cem
Pekdoğru’yu koysak en az 10 sayı ortalama
tutturur. Öyle sihirli bir gücü var oranın.
Zaman geçtikçe, Jeff Bower’ın gelişinin gazı
kaybolmaya, takım da tek tük kaybetmeye başladı
ama dönüp baktığımızda Byron Scott’ın takımından
fersah fersah iyi oynayan bir takım var
karşımızda. Özellikle Bower’ın kurduğu rotasyon
çok başarılı. Byron Scott gibi takımın guard
bölgesini Chris Paul-Morris Peterson-Bobby Brown
üçlüsüne sıkıştırmaktansa; Darren Collison,
Marcus Thornton ve Devin Brown’u oraya monte
etti.Böylece Chris Paul’ü daha rahat dinlendirme
şansını yarattı. Zaten Byron Scott’ın gidişine
en çok sevindiğim nokta budur. O eğer takımın
başında olsaydı Darren Collison ve Marcus
Thornton’u büyük ihtimalle D-League’de
görecektik. Zaten Chris Paul dışında, Byron
Scott’ın doğru düzgün davrandığı bir tane çaylak
olmadı, kendini her zaman oyuncudan üstün
görmesi yüzünden oyuncularla sürekli takıştı,
özellikle gençlere hiç acımadı. Harcadığı
oyuncuların listesine baktığımda hep gözlerim
yaşarır: JR Smith, Arvydas Macijauskas, Brandon
Bass, Julian Wright, Hilton Armstrong...
Guard bölgesini açmakla beraber, gereksiz
oyuncuları da takımdan postaladı Bower. Üç
senedir oynayan ama olumlu bitirdiği maç sayısı
3’ü geçmeyen Hilton Armstrong’u Kings’e
postaladı. Bir de gereksiz olmasa da, cap
boşaltmak adına Devin Brown’ı Minnesota’ya
göndermişti ki, takas son anda iptal oldu.
Bundan Sonra Ne Olur: Shinn Does Crescent City

“Bundan sonrası artık topçuların elinde” gibi
birşey demek isterdim ama saçma olur burada.
David West özellikle son dönemde eski
performansına çok yaklaştı. İki sene önce
hakederek, geçen sene de Byron Scott’un
maillist’i sayesinde All-Star seçilen bir
oyuncunun tüm yükü Chris Paul’ün omuzlarına
bırakmaması gerekiyor. Bunun dışında lüks
vergisinin altına inmek adına takımdan
gönderilecek oyuncu da önemli. Eğer Ike Diogu’yu
veya Sean Marks’ı bir şekilde ittirebilirsek,
rotasyonu bozmadan devam ederiz. Ama Devin
Brown’u da göndermek gerekiyorsa, şu anki
durumuna filan bakmaksızın göndermek şarttır.
Sona saklamak istedim, sahip George Shinn’e
prostat kanseri teşhisi kondu, ameliyet ve
kemoterapi dönemi başladı. Bu konuda kaynaklarda
çok sağlıklı haberler bulamadım, bazısı
hastalığın son evresinde olduğunu ve sahibin
fazla ömrünün kalmadığını yazıyor; bazısı da
hastalığın erken düzeyde teşhis edildiğini ve
kurtulma şansının yüksek olduğunu yazıyor.
Sahibin durumu da takım için çok önemli.
Gecinden gelsin, herhangi bir vefat durumu söz
konusu olursa, yönetimdeki dengeler değişeceği
için bu takıma da yansıyabilir. Bu arada birinin
vefatını çıkarcı açıdan yorumlamak da ne pis
şeymiş arkadaş?
Tahminim o ki, All-Star arasına kadar bu düzeyde
devam edeceğiz. Memphis ve Oklahoma City’nin de
ciddi şekilde dahil olduğu 11 takımlı play-off
yarışında da herhangi bir sakatlık olmazsa ilk 8
içinde olacağız diye düşünüyorum. Tabi şu an
sadece öngörüde bulunabiliyorum, zaman geçtikçe
oluşan gelişmeleri başka bir yazıda dile
getiririz.
Sağlıcakla kalın.
http://twitter.com/IsikSaban
|