AIV - Atlantic Immunodeficiency Virus

Reha ŞAHİN
11 ARALIK 2006

Nets taraftarlarına ve gönül verenlerine geçmiş olsun. Bütün Atlantik takımlarını etkisi altına alan o lanet virüse biz de yakalandık sonunda. Bilmiyorum atlatabilir miyiz ama şunu biliyorum ki bu takım oynaması gerektiği gibi oynamıyor. Birşeylerin yanlış gittiği gün gibi ortada.

........

G

M

Derece

MF

Konf.

Grup

İç saha

Depl.

Son 10

Seri

....

7

11

0.389

0.0

6-3

3-0

4-6

3-5

2-8

M 2

....

7

12

0.368

0.5

6-5

3-1

5-2

2-10

5-5

M 2

....

7

14

0.333

1.5

4-9

1-2

2-8

5-6

3-7

M 1

....

5

13

0.278

2.0

4-9

1-3

3-8

2-5

3-7

M 5

....

5

13

0.278

2.0

4-9

0-2

3-4

2-9

1-9

M 6

Aslında bu yukarıdaki tablo her şeyi anlatıyor. Mesela bu tabloyu, onun ne işe yaradığını ve onu okumasını bilen fakat bir süredir -meselâ yeni sezonda- NBA'i takip etmemiş birine versek ve neyi gösterdiğini sorsak, cevaben “Grup sonuncularını aralarında karşılaştırıp klasmana sokan bir tablodur" diyebilir. Ne yazık ki durum daha kötü. İşte tablonun aslı;

Atlantik G.

G

M

Derece

MF

Konf.

Grup

İç saha

Depl.

Son 10

Seri

New Jersey

7

11

0.389

0.0

6-3

3-0

4-6

3-5

2-8

M 2

Toronto

7

12

0.368

0.5

6-5

3-1

5-2

2-10

5-5

M 2

New York

7

14

0.333

1.5

4-9

1-2

2-8

5-6

3-7

M 1

Boston

5

13

0.278

2.0

4-9

1-3

3-8

2-5

3-7

M 5

Philadelphia

5

13

0.278

2.0

4-9

0-2

3-4

2-9

1-9

M 6



Özellikle verileri turuncu renkli olan son sütuna dikkatinizi çekmek istiyorum. Yorum yapmak bana acı verdiğinden, bu grubun ne kadar kalitesiz ve Nets'in de ne kadar şanslı olduğuna dair yorumları herkesin kendisine bırakıyorum. (Nets grupta 3-0; Raptors ve 76'ersı deplasmanda, Celtics'i sahasında yendi.)

İlk yazıdan sonra neler oldu

Aslında hedefim, arayı hiç uzatmayıp ilk yazıdan 10-15 gün sonra yeni bir yazı göndermekti. Kendime bir tarih de koydum. Gece oturup gündüz uyumayı seven biri olarak, 18 Kasım'da Continental Airlines Arena'da Portland'la oynadıktan sonra, maç sonucunu ve analizini de göz önüne alarak yazımı oluşturup postalamak, genelde olayları planlamaktansa oluruna bırakmayı tercih ettiğim düşünülürse, planlamış olduğum nadir işlerden biriydi. Plan yapıldığında hep beklenti içine girildiği ve olası hayal kırıklıkları da beraber geldiği için, ânı yaşamak daha güzel bence. Sonuçta da haklı çıktım; Portland'ı rahatça devirip keyifli bir yazı yazmayı düşünürken ve beklerken rezil bir yenilgi aldık ve o gün bu gündür takım belini henüz tam olarak doğrultamadı. Sonrasında da, birkaç galibiyet alalım ondan sonra yazarım, dedimse de takım hiç beni tatmin edecek o 'birkaç galibiyet'i alamadı.

İlk yazıdan itibaren takım Miami'ye bir kez daha, Seattle, Phoenix ve Portland'a ikişer kez, LA Lakers, Dallas ve Charlotte'a de birer kez yenildi, Lawrence Frank geldiğinden beri ilk kez altı maç üst üste kaybetti... Evimizdeki maçların %60'ını, dışarıdakilerin %62.5'ini kaybettik, genel galibiyet oranımız ise yukarıda da okuyabildiğiniz üzere onur kırıcı bir şekilde sadece 0.389... Ortada, gülmeyi mi yoksa ağlamayı mı gerektireceğini anlayamadığım bir durum var; bugün playofflar başlasa Doğu Konferansı'nın 4 numaralı koltuğunda biz oturuyor olacağız!

Motor mu dizel yoksa teker mi patlak?!?

Aslında Nets'in son dört sezondaki başlangıç performanslarına baktığımızda hiç bir zaman parlak bir giriş göremiyoruz. Son üç senenin kasım ayı sonu performanslarına bakıldığında örneğin, sırayla 7-9, 3-11 ve 7-8'lik sonuçlar görüyoruz. Bu da bize gösteriyor ki, Nets öyle sezona çok hızlı giren, öyle devam eden ve ilk aylarda fırtınalar estiren bir takım değil. Sezona hep biraz durgun girdik, ortalara doğru vites arttırdık ve hep iyi bitirdik. Bu sene de öyle olmaması için hiç bir neden yok.

AMA...

“... But I don't remember holding my breath as the Nets slogged their way through the second half of ball games, waiting for the inevitable concentration lapses on defense, the careless turnovers on offense, the stick-a-knife-in-the-game missed free throws, because even with a team supposedly lacking depth, they came to play and seemed to do whatever it took to win a game… ”
(Bir fan sitesinden alıntı.)
Kısaca meali; "... Daha önce, ikinci yarılarda Nets sanki angaryaymış gibi maça tutunmak isterken, defansta kaçınılmaz olarak oluşacak boşlukları ve hücumdaki dikkatsiz top kayıplarını, kaçan serbest atışları kollarken nefesimi tutup izlediğimi hatırlamıyorum... Çünkü Nets, daha sığ ve yetersiz kadrolarla sahaya çıktığında bile, maçı kazanmak için gerekeni yapacakmış hissi veren bir takımdı..."

Evet, belki tecrübeli oyuncuların ağırlıkta olduğu Nets bu yüzden geç form tutan bir takım, senelerdir hiç çok iyi bir başlangıç yapmadı falan filan ama takım kimliğimizi hep sahaya yansıttık; dövdük, dayak yedik, kısacası savaştık, kaybetsek de sahayı gazi olarak terk ettik. O yüzden takım, bu sene gösterdiği performansla, benim o alışılan geri dönüşün yapılacağına dair umutlarımı ciddi şekilde zedelemeye devam ediyor..

BİR KİŞİ HARİÇ...

Kendisine sözlerle anlatamayacağım hayranlığımı ne derece hak ettiğini bir kez daha gösterdi. Hiç bir zaman istikrarlı bir şutör olmadı ama ona ihtiyacı olan takımına asla sırt çevirmedi, savunmada karşısındakinin belası oldu hep (Kobe ve T-Mac'i 10'lu sayılarda tuttuğunu dün gibi hatırlarım), en önemlisiyse, bu takımın simgesi oldu, geldiğinden beri... Carter'ı adeta diriltti, belki şimdi adını bile hatırlayamadığınız Jabari Smith'e üç kişi arasından yerden sektirerek (bounce) pas atmayı öğretti... Onu en iyi tanımlayacağını düşündüğüm cümleyi ise Kaan Kural söyledi (M. Kosova'ya); “Biz de Nets'de oynasak, bize de bi' beşer-onar sayı attırır herhalde!”

Eğer Nets bugün daha kötü bir durumda değilse bunda en büyük pay hiç şüphesiz Jason KIDD'in.

Kidd bu sezonki 13.4 sayı, 9.4 asist, 8.6 ribaund ve 1.47 top çalma ortalamaları, ayrıca istatistiklerin hiç bir zaman yansıtamayacağı katkıları ve önemi ile bu takımın “The Priest”idir, an itibarıyla ligin en iyi iki oyun kurucusundan ve NBA'in gelmiş-geçmiş en büyük oyuncularından biridir. (Rahip anlamına gelen “priest” lakabı, "takıma ruh veren, önderlik eden" anlamında, Derek Fisher için kullanılmaktadır.)

Kidd vs. Nash

'O maç'ın iki baş kahramanından biri tabii ki O, bu yazıyı yazabilmek için yeterli enerjiyi bulmamı sağlayan performansıyla... Her zaman çok saygı duysam da üst üste iki MVP almasını âdil bulmadığım Steve Nash'le girdikleri düello, gerçekten de klasikler arasındaki yerini hemen aldı (instant classic).

Bu noktada paragraf açıp bir açıklama yapma gereği hissettim. Kidd, geldiği ilk iki sezonda Nets'i NBA Finali'ne taşıdı, üstelik takımın ondan sonraki en önemli ve etkili oyuncusu da Kenyon Martin'di. Oysa Nash Suns'a geldiğinde, kendini kanıtlamış bir Matrix ve büyük bir yıldız olacağı belli olan Amare zaten oradaydı. Kazandıkları başarılar da ortada... Benim kararım belli, herkes kendi kararını kendi versin.

İki uzatma sonucunda 161-157 Suns üstünlüğüyle biten maçta Nash 42 sayı, 6 ribaunt ve 13 asist ile oynayıp normal sürenin bitiminde bir de 3-sayılık sokarken, Kidd 38 sayı, 14 ribaunt ve 14 asist ile karşılaşmayı tamamladı, iki son saniye şutu kaçırmasına rağmen kişisel neticesinde 78'inci triple-double'ını yaparak Wilt Chamberlain'i yakaladı. Nash'in maç sonrasındaki -kendi mütevaziliğini de gösteren- açıklamasıyla Kidd konusunu kapatıyorum:
The thing I admire most about Jason is, that he's a winner. He competes, he gives his team a chance. That's what makes him - regardless of the numbers - the premier guard in the league. ” Yani diyor ki; “Biz point guard'ların point god 'ı Jason'dır.” (Yazıyla "nokta"!)

Takas söylentileri

Takımın performansı memnun (ve hatta tatmin) edici olmayınca haliyle takas söylentileri kaçınılmaz oluyor. Gönderilmesi konusunda fikir birliğine varılan Twin'in rotasının neresi olacağı konusunda şimdilik en büyük olasılık Portland. Jamal Magloire'ı isteyen Nets, Collins ve ikinci tur draft hakkı verirken, Blazers ise birinci tur draft seçim hakkı istiyor. Eğer bu takas gerçekleşmezse, alternatif isim, yazın da gündeme gelen ve şu sıralar Charlotte Bobcats bankının derinliklerinde uykuda olan Melvin Ely.

Takım şu sıralar dışarıdan çok düşük yüzdeyle şut soktuğu için, bize gerekli olan, savunmada olduğu kadar diğer pota altında da ribaunt kovalayacak ve hücumda içeriyi işleyebilecek bir uzun... All-Star olduğu sezon gerçekten takdir edilen bir performans ortaya koyan Magloire, eğer bol sıfırlı kontratın üzerine yatan türden bir oyuncu olmadığını kanıtlamak istiyorsa, bence Nets onun için ve o da Nets için biçilmiş kaftan. Eğer yatmak istiyorsa Portland'da kalsın, biz almayalım.

Ely ise henüz kendini kanıtlamamış bir isim. Bobcats'de çok süre bulamadığı düşünülürse, takasın sorunu çözüq çözemeyeceği belirsiz. Bu tür bir takasın ne kadar yararı/zararı olur, kimle değiş-tokuş edilebilir, risk nedir? Cevaplar bulunduktan sonra bu riski alıp almamak da artık Başkan Thorn ve GM Stefanski'ye kalmış durumda.

Thorn demişken, vaziyetten ve oyundan memnun olmadığını açıkça belirttiği beyanatının* ardından, dün de Koç Frank ile ilgili övgü dolu sözler** edip ve onun yerinin sağlam olduğunu söylemesi, takas ihtimalinin ne olduğuna dair size de fikir verebilir. Tabii takas senaryolarının sayısı da artabilir.
* "It was late last week that Thorn finally got around to addressing his stumbling team, which a team president usually saves as a last resort. The message he gave his players was direct. "Basically, it was that we need to come together and play better," Thorn imparted last night. "And that for the 48 minutes, we've been inconsistent. Some nights it's starters, some nights it's guys off the bench. But it has to change." NEWARK STAR-LEDGER
** Lawrence Frank, whom Thorn praised again yesterday as a "terrific" coach who is "not the problem in any way," couldn't predict where this season is going, either. He added that he has never told his superiors that the personnel needs to be changed -- just to shake up the chemistry -- and never would." NEWARK STAR-LEDGER

Son olarak...

Nets, takımdan bir şampiyonluk adayına yakışır performans ümit eden taraftarlarıyla, yetenekli gençleri ve süperyıldızlarıyla, kendisinden beklenen savaşı vermek için gerekli potansiyele sahip. Zaten Kidd'in ve hem sağlam hem de formda bir Vince Carter'ın olduğu bir takımın herhangi bir maçta kolay kolay teslim bayrağını çekmesi beklenmiyor, beklenemez de. Takımın artık daha da kenetlenmesi ve nasıl bir takım olduklarını bir kez daha göstermeleri gerekiyor. Takım kimyasında sorun olduğuna, kadro içinde kişilik çatışmaları bulunduğuna ve oyuncuların birbirlerine güvenme ve sorumluluğu paylaşma konularında anlaşamadıklarına dair fısıltılar da artarken, burada en büyük iş kenar yönetimine düşüyor. NBA'in en genç koçlarından Lawrence Frank, bakalım arkasında Thorn'un desteğiyle bu yükün altından kalkabilecek mi? Zaman gösterecek, fakat çok da uzun bir zaman olmayacak bu.

Her ne kadar ciddi şüpheler olsa da, New Jersey Nets her zaman Atlantik Grubu'nun favorisi ve Doğu'nun iddialı takımlarından biridir. Biz aksine tanık olana kadar da öyle kalacak.

Biraz uzun oldu, aradan geçen zamanın çokluğuna ve dertli oluşuma verin.

Dertsiz günler dileklerimle...



Hedefleri büyütme zamanı


Reha ŞAHİN
10 KASIM 2006

Doğru, belki tüm NBA'in en sıkıcı formalarına sahibiz... Haklısınız, Atlantik'i ilk sırada bitirmek de çok şey ifade etmiyor olabilir... Kadroya hiç bir heyecan verici takviye yapılmamış, en azından tatmin edici bir uzun dahi katılmamış olması da önemli tabii. Ama bu takım hâlâ NBA'in en iyi ön alan üçlüsüne ve NBA'in belki de gelmiş geçmiş en iyi PG'lerinden birine sahibiz (belki'si fazla hatta).Yani herşeye rağmen bu takımı izlemek ve takip etmek için çok fazla sebep var.

Çok da fazla hareketin olmadığı bir yazdan ve Nej Jersey yazılarının olmadığı yaklaşık dokuz aylık bir aradan sonra, her ne kadar diğer takımların yazılarını keyifle okusam da, Nets hakkında hiç bir yazının yayınlanmamış olması açıkçası bana dokundu. Görüşlerimi ortaya koyabilmenin verdiği haz bir yana, yazılarını zevkle okuduğum insanlarla aynı siteyi paylaşabilmek bile çok hoş bir duygu. Onun için MERHABA diyorum, bu sitede emeği olan ve takip eden herkese, sonra da tabii ki yeni sezona...

Geçen yaz, bu yaz veya herhangi bir yaz...

Aslında bu yazın da Nets taraftarları için geçmiştekilerden pek farklı bir tarafı yoktu. Zira beklentiler aynıydı, hayâl kırıklıkları da... Yıllardır beklediğimiz uzuna bu sene de kavuşamadık, kavuşabileceğimiz de pek olası görünmüyor. Bu yaz free-agent'lardan birşey beklemiyorduk zaten, gerçi Reggie Evans ve Chris Wilcox isimleri gündemi meşgul etti...

Asıl önemli olan, bu yaz takasını istemesine kesin gözüyle bakılan KG için herhangi bir teklif yapılıp yapılmayacağıydı. Sezonun hemen bitiminde Rod Thorn'un RJ veya Carter'dan bir tanesini bu takas uğruna feda edeceği de ortalıkta dolaştı bir süre, dedikodu olarak. Peki sonra ne mi oldu? KG, batan gemiyi terketmek yerine, suya dalıp onu tekrar yüzeye çıkarmaya karar verdi (helâl olsun, başka bir şey yakışmazdı zaten, ona da, Paul Pierce'a da). Bize de, geçen sene draft ettiğimiz İliç ve Sonics'ten gelen Mikki Moore'la yetinmek düştü.

İliç'ten kısa süreli bir katkı yapmasını beklemekle beraber, 31 yaşındaki Moore'un en azından işin savunma yönüne biraz yardım edeceğini düşünüyorum. Şurası kesin tabii; beklediğimiz, özlediğimiz uzunların yanlarından bile geçemezler.

Her şeye rağmen teselli(ler)

Free-agent piyasasından birşey çıkaramasak ve takasla doğru dürüst bir oyuncuyu kadroya katamasak da, kısır olduğu söylenen 2006 draftından, elde edebileceğimiz en iyi oyuncularla çıktığımızı düşünüyorum. İlk beş sırada seçilmesi beklenen oyun kurucu Marcus Williams, muhtemelen freshman yılında karıştığı bir olay yüzünden (12 laptopun çalınması ve laptopların Williams'ın dolabından çıkması) aşağılara düştü fakat 22'ye kadar kalması da beklenmiyordu (iki üstte NY ve Phoenix'in olmaları da şans sayılabilir). Williams'ın Connecticut'tan takım arkadaşı Josh Boone (23. sıra) ve ikinci turda Arizonda'dan Hassan Adams da açıkçası beni çok umutlandırdı. Çünkü...

İlki, 33 yaşındaki Jason Kidd'i zaman zaman dinlendirebilmek için uzun zamandır aradığımız PG... Kim ne diker belli olmaz ama kumaşının kaliteli olduğu biliniyor. Ki daha geçen gün Kidd, Knicks'in M. Williams'ı draftte atladığını iddia eden bir haber için görüş bildirirken, çaylağı idmanlarda beğendiğini söyledi. Haberiyse boşverin, Marbury ve Francis'li bir takımın oyun kurucu almamasını tartışıyor zira.

Boone, orta vadede uzun rotasyonuna derinlik katabilecek ve savunması sağlam bir forvet/pivot...

Atletikliği ve iyi savunmasıyla ikinci turdan lige kapağı atan Adams da, son sezonunda 17.5 sayı, 5 ribaunt, 2.9 asist ortalamalarını yakalamış bir şutör gard.

Williams ve Boone yaz liginde etkileyici performanslar gösterdiler, ama şanssızlık bu ya, Boone omzundan sakatlandı ve sezona henüz başlayamadı. Önce şubattan önce oynayamayacağı söylendi, ameliyattan sonra ise çabuk iyileşti ve dün şut idmanlarına başladı, gelecek ay da hazır olmayı umuyor.

Özetle, üçünün de uzun vadede Nets'in işine çok yarayacağını düşünüyorum. Uzun vade biçmeme takılanlar için burayı açayım: Açıkçası, Lawrence Frank gibi tecrübeli oyuncularla oynamayı seven (kader / tercih?) bir koçun, grup liderliği hedefiyle girilen bu sezonda çaylaklara uzun süreler vermesini beklemiyorum. Zaten o da, benim gibi düşünenlerin beklentilerini karşılarcasına, önce Cliff Robinson'la sözleşme yeniledi. Ardından eski Chicago'lu Jay Williams'ı kadroya aldı, ki bu hamleyle kimin beklentisini karşıladığını çözemedim. Fakat bu durum, kendisinin çaylak Marcus'tan beklentisi ve rekabet yaratarak motivasyon sağlama sivriakıllılığı ile ilgili olabilir. Öyle veya değil, kampta ve hazırlık sezonunda denendikten sonra Jay kadrodan kesildi, çaylak Marcus 20 dakikaya yakın ortalama süre alıyor, gelişmesi ve pişmesi için harika koşullar.

Carter ve kontratı

Gündemden düşmeyen bir başka konu da Vince Carter ve kontratıydı. Gelecek yaz için oyuncu opsiyonuna sahip Vinsanity için Toronto ve Orlando ile ilgili söylentiler dolaştı. Floridalı olmasından dolayı Magic'e gitmeye sıcak baktığı, Nets'ten teklif gelmemesinden dolayı Rod Thorn'a kırgın ve kızgın olduğu söylendi. Bu arada, kendisi bir de Orlando'da ev almış, güle güle otursun. Tabii arada sırada...

Dedikoduların ötesinde, sezon sonunda Carter'a bizim verebildiğimiz ölçüde kontrat verebilecek sadece üç takım var. İyi geçireceği bir sezon sonunda Thorn ona maksimum ücret üzerinden uzatma teklif etmekte tereddüt göstermeyecektir. Zaten kendisi de, sezon açılışında yaptığı konuşmada, bunları aralarında hallettiklerini ve kariyerini Nets formasıyla sürdürüp bitirmek istediğini söyledi: “I love it here.

Bu sezon yeni bir kontrat için daha istekli ve daha hırslı oynayacağını düşünerek, zaman zaman Thorn'un yaptığı seçimi akılcı bulsam da, sonuçta büyük bir risk aldığını da söylemeden geçemeyeceğim. Bu takıma çok şey veren bir oyuncuya daha fazla güven gösterilmeli miydi? Bence, kesinlikle evet. Kimin doğru kimin yanlış olduğunu tabi ki zaman gösterecek..

Sonuçta burası NBA; kesin diye birşey yok..

Doğu Konferansı, sezon, playoff, final, şampiyonluk

Sezon öncesinde, güçlenen takımların artması nedeniyle Doğu'da Nets'in elitler arasında kalmakta zorlanacağı tartışması yapıldı. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, Miami'yi bir kenara koyarsak, diğer elit takımların (Pistons, Pacers, Cavs, Bulls...) final için ne kadar şansları varsa, bizim de en az onlar kadar var. NBA'ın en iyi iki oyun kurucusundan birine, en etkili, kendini geliştiren ve spektaküler süperyıldızlarından birine, RJ gibi oyunun her alanında her an herşeyi yapabilecek fizik ve kabiliyette bir çok yönlü gard/forvete sahibiz... Oturmuş bir kadromuz, sorunsuz ve uyumlu bir teknik ekibimiz, iyi bir savunmamız var. Kenardan gelip katkı yapabilecek, gelecek vâdeden çaylakların, tecrübeli görev ve skor adamlarının (Eddie House da çok olumlu bir transfer kanımca, sakatlıktan iki haftaya dönecek), birbirleriyle oynamaya alışmış ve iyi anlaşan süperyıldızların, kendini geliştirmeye devam edenlerin (Nenad Krstic'in yanı sıra Antoine Wright'ın da bu yaz çok gelişme gösterdiği söylendi, sezonu 20 dakikada 8 sayı ortalamalarla oynuyor) olduğu bir kadroyla nereye kadar gideceğimizi zaman gösterecek.

Kidd açılış töreninde “Kadro benim geldiğim zamana çok benziyor” demiş ve gelecek sezondan da çok umutlu olduğunu söylemiş. Kaptan demişse bir bildiği vardır, o bizim yüzümüzü kara çıkarmadı şimdiye kadar. (Bu arada, hatırlayamayanlar için; Kidd'in geldiği sezonun sonunda Nets, NBA Finali'nde Lakers'a kaybetmişti.)

Son olarak... 

Kidd Nets'e katıldığından beri -ve özellikler Vinsanity de geldiğinden bu yana- bu takım, ligin en zevkli basketbolunu oynayan takımlarından biri oldu hep. Ayrıca Nets artık hücumuyla ve savunmasıyla genel açıdan da daha oturmuş bir takım. Koç, geçen sezon ligde fast-break sayılarında dokuzuncu olduğumuzu ve maç başına 12.6 sayı attığımızı, bunu en az 16'ya çıkarmak ve ligde hızlı hücumdan üretilen skor kategorisinde ilk beşe girmek istediklerini söylemiş. Oyunun seyir zevkini kesinlikle arttıracak bir hücum anlayışı ve tarzı olduğu mâlumunuz, hele ki top Kidd'in elindeyse, Vince ve Jefferson da bitirmek için onu bekliyorlarsa...

•  Nitekim sezon başladı ve ilk maçımızda kaptan, evimizde Toronto Raptors'ı 102-92 devirdiğimiz maçta kariyerinin 76'ncı triple-double'ını yaptı, bu kategoride tüm zamanların üçüncüsü Wilt Chamberlain'i (78) yerinden indirmeye de bir adım daha yaklaştı. Üç adım kaldı.

•  Kidd'in 8.000 asist barajını geçmesine de sadece otuz asist kaldı. Bu olduğunda, kariyerinde 12,500 sayı, 8,000 asist, 5,500 ribaunt ve 1,500 top çalma istatisliklerini yakalayabilen ikinci oyuncu olacak. Magic onu bekliyor.

•  İkinci maçımızda Miami'ye kaybettikten sonra, ben bu satırları yazarken, takım da nâmağlup Jazz'i devirmekle meşguldü..Maç 96-89 bitti. (Bu arada, Memo'nun Detroit karşısında Rip'e son saniye bloğundan sonra, bugün de Hido'nun son saniyede Sonics'i yenmesiyle gurur duydum, belirtmeden geçmedim.)

•  Josh Boone gitti, Cliff Amca gitti derken, şimdi de Eddie House sakatlandı! Allah'tan Wright, Nachbar ve Williams kenardan biraz katkı yapıyor da, takım idare ediyor..

•  Son sözlerimi Marcus Williams için söylemek istiyorum. Her ne kadar çok olumlu ve gelecek vaad eden bir çaylak olsa da, daha geliştirmesi gereken çok fazla şey var: 1. Savunma - T.J. Ford her defasında içeri daldı karşısında onu görünce. Tamam, bu takım savunmasıyla da ilgili birşey, ama rakibin karşısında kalabilmek önemli. 2. Şut - Çok istikrarsız bir şutu var ve şut seçimlerinde de bazen kötü. 3. Takım yönetimi - İşte bunun için önünde daha iyi bir lider olamazdı. Nerede şut kullanman gerektiği, hem savunmada hem hücumda takıma liderlik etmenin ne demek olduğunu öğrenmesi lazım.

Herkese son topa kalmış maç tadında günler dilerim... Sağlıcakla kalın.