AIV - Atlantic Immunodeficiency Virus

Reha ŞAHİN
11 ARALIK 2006

Nets taraftarlarına ve gönül verenlerine geçmiş olsun. Bütün Atlantik takımlarını etkisi altına alan o lanet virüse biz de yakalandık sonunda. Bilmiyorum atlatabilir miyiz ama şunu biliyorum ki bu takım oynaması gerektiği gibi oynamıyor. Birşeylerin yanlış gittiği gün gibi ortada.

........

G

M

Derece

MF

Konf.

Grup

İç saha

Depl.

Son 10

Seri

....

7

11

0.389

0.0

6-3

3-0

4-6

3-5

2-8

M 2

....

7

12

0.368

0.5

6-5

3-1

5-2

2-10

5-5

M 2

....

7

14

0.333

1.5

4-9

1-2

2-8

5-6

3-7

M 1

....

5

13

0.278

2.0

4-9

1-3

3-8

2-5

3-7

M 5

....

5

13

0.278

2.0

4-9

0-2

3-4

2-9

1-9

M 6

Aslında bu yukarıdaki tablo her şeyi anlatıyor. Mesela bu tabloyu, onun ne işe yaradığını ve onu okumasını bilen fakat bir süredir -meselâ yeni sezonda- NBA'i takip etmemiş birine versek ve neyi gösterdiğini sorsak, cevaben “Grup sonuncularını aralarında karşılaştırıp klasmana sokan bir tablodur" diyebilir. Ne yazık ki durum daha kötü. İşte tablonun aslı;

Atlantik G.

G

M

Derece

MF

Konf.

Grup

İç saha

Depl.

Son 10

Seri

New Jersey

7

11

0.389

0.0

6-3

3-0

4-6

3-5

2-8

M 2

Toronto

7

12

0.368

0.5

6-5

3-1

5-2

2-10

5-5

M 2

New York

7

14

0.333

1.5

4-9

1-2

2-8

5-6

3-7

M 1

Boston

5

13

0.278

2.0

4-9

1-3

3-8

2-5

3-7

M 5

Philadelphia

5

13

0.278

2.0

4-9

0-2

3-4

2-9

1-9

M 6



Özellikle verileri turuncu renkli olan son sütuna dikkatinizi çekmek istiyorum. Yorum yapmak bana acı verdiğinden, bu grubun ne kadar kalitesiz ve Nets'in de ne kadar şanslı olduğuna dair yorumları herkesin kendisine bırakıyorum. (Nets grupta 3-0; Raptors ve 76'ersı deplasmanda, Celtics'i sahasında yendi.)

İlk yazıdan sonra neler oldu

Aslında hedefim, arayı hiç uzatmayıp ilk yazıdan 10-15 gün sonra yeni bir yazı göndermekti. Kendime bir tarih de koydum. Gece oturup gündüz uyumayı seven biri olarak, 18 Kasım'da Continental Airlines Arena'da Portland'la oynadıktan sonra, maç sonucunu ve analizini de göz önüne alarak yazımı oluşturup postalamak, genelde olayları planlamaktansa oluruna bırakmayı tercih ettiğim düşünülürse, planlamış olduğum nadir işlerden biriydi. Plan yapıldığında hep beklenti içine girildiği ve olası hayal kırıklıkları da beraber geldiği için, ânı yaşamak daha güzel bence. Sonuçta da haklı çıktım; Portland'ı rahatça devirip keyifli bir yazı yazmayı düşünürken ve beklerken rezil bir yenilgi aldık ve o gün bu gündür takım belini henüz tam olarak doğrultamadı. Sonrasında da, birkaç galibiyet alalım ondan sonra yazarım, dedimse de takım hiç beni tatmin edecek o 'birkaç galibiyet'i alamadı.

İlk yazıdan itibaren takım Miami'ye bir kez daha, Seattle, Phoenix ve Portland'a ikişer kez, LA Lakers, Dallas ve Charlotte'a de birer kez yenildi, Lawrence Frank geldiğinden beri ilk kez altı maç üst üste kaybetti... Evimizdeki maçların %60'ını, dışarıdakilerin %62.5'ini kaybettik, genel galibiyet oranımız ise yukarıda da okuyabildiğiniz üzere onur kırıcı bir şekilde sadece 0.389... Ortada, gülmeyi mi yoksa ağlamayı mı gerektireceğini anlayamadığım bir durum var; bugün playofflar başlasa Doğu Konferansı'nın 4 numaralı koltuğunda biz oturuyor olacağız!

Motor mu dizel yoksa teker mi patlak?!?

Aslında Nets'in son dört sezondaki başlangıç performanslarına baktığımızda hiç bir zaman parlak bir giriş göremiyoruz. Son üç senenin kasım ayı sonu performanslarına bakıldığında örneğin, sırayla 7-9, 3-11 ve 7-8'lik sonuçlar görüyoruz. Bu da bize gösteriyor ki, Nets öyle sezona çok hızlı giren, öyle devam eden ve ilk aylarda fırtınalar estiren bir takım değil. Sezona hep biraz durgun girdik, ortalara doğru vites arttırdık ve hep iyi bitirdik. Bu sene de öyle olmaması için hiç bir neden yok.

AMA...

“... But I don't remember holding my breath as the Nets slogged their way through the second half of ball games, waiting for the inevitable concentration lapses on defense, the careless turnovers on offense, the stick-a-knife-in-the-game missed free throws, because even with a team supposedly lacking depth, they came to play and seemed to do whatever it took to win a game… ”
(Bir fan sitesinden alıntı.)
Kısaca meali; "... Daha önce, ikinci yarılarda Nets sanki angaryaymış gibi maça tutunmak isterken, defansta kaçınılmaz olarak oluşacak boşlukları ve hücumdaki dikkatsiz top kayıplarını, kaçan serbest atışları kollarken nefesimi tutup izlediğimi hatırlamıyorum... Çünkü Nets, daha sığ ve yetersiz kadrolarla sahaya çıktığında bile, maçı kazanmak için gerekeni yapacakmış hissi veren bir takımdı..."

Evet, belki tecrübeli oyuncuların ağırlıkta olduğu Nets bu yüzden geç form tutan bir takım, senelerdir hiç çok iyi bir başlangıç yapmadı falan filan ama takım kimliğimizi hep sahaya yansıttık; dövdük, dayak yedik, kısacası savaştık, kaybetsek de sahayı gazi olarak terk ettik. O yüzden takım, bu sene gösterdiği performansla, benim o alışılan geri dönüşün yapılacağına dair umutlarımı ciddi şekilde zedelemeye devam ediyor..

BİR KİŞİ HARİÇ...

Kendisine sözlerle anlatamayacağım hayranlığımı ne derece hak ettiğini bir kez daha gösterdi. Hiç bir zaman istikrarlı bir şutör olmadı ama ona ihtiyacı olan takımına asla sırt çevirmedi, savunmada karşısındakinin belası oldu hep (Kobe ve T-Mac'i 10'lu sayılarda tuttuğunu dün gibi hatırlarım), en önemlisiyse, bu takımın simgesi oldu, geldiğinden beri... Carter'ı adeta diriltti, belki şimdi adını bile hatırlayamadığınız Jabari Smith'e üç kişi arasından yerden sektirerek (bounce) pas atmayı öğretti... Onu en iyi tanımlayacağını düşündüğüm cümleyi ise Kaan Kural söyledi (M. Kosova'ya); “Biz de Nets'de oynasak, bize de bi' beşer-onar sayı attırır herhalde!”

Eğer Nets bugün daha kötü bir durumda değilse bunda en büyük pay hiç şüphesiz Jason KIDD'in.

Kidd bu sezonki 13.4 sayı, 9.4 asist, 8.6 ribaund ve 1.47 top çalma ortalamaları, ayrıca istatistiklerin hiç bir zaman yansıtamayacağı katkıları ve önemi ile bu takımın “The Priest”idir, an itibarıyla ligin en iyi iki oyun kurucusundan ve NBA'in gelmiş-geçmiş en büyük oyuncularından biridir. (Rahip anlamına gelen “priest” lakabı, "takıma ruh veren, önderlik eden" anlamında, Derek Fisher için kullanılmaktadır.)

Kidd vs. Nash

'O maç'ın iki baş kahramanından biri tabii ki O, bu yazıyı yazabilmek için yeterli enerjiyi bulmamı sağlayan performansıyla... Her zaman çok saygı duysam da üst üste iki MVP almasını âdil bulmadığım Steve Nash'le girdikleri düello, gerçekten de klasikler arasındaki yerini hemen aldı (instant classic).

Bu noktada paragraf açıp bir açıklama yapma gereği hissettim. Kidd, geldiği ilk iki sezonda Nets'i NBA Finali'ne taşıdı, üstelik takımın ondan sonraki en önemli ve etkili oyuncusu da Kenyon Martin'di. Oysa Nash Suns'a geldiğinde, kendini kanıtlamış bir Matrix ve büyük bir yıldız olacağı belli olan Amare zaten oradaydı. Kazandıkları başarılar da ortada... Benim kararım belli, herkes kendi kararını kendi versin.

İki uzatma sonucunda 161-157 Suns üstünlüğüyle biten maçta Nash 42 sayı, 6 ribaunt ve 13 asist ile oynayıp normal sürenin bitiminde bir de 3-sayılık sokarken, Kidd 38 sayı, 14 ribaunt ve 14 asist ile karşılaşmayı tamamladı, iki son saniye şutu kaçırmasına rağmen kişisel neticesinde 78'inci triple-double'ını yaparak Wilt Chamberlain'i yakaladı. Nash'in maç sonrasındaki -kendi mütevaziliğini de gösteren- açıklamasıyla Kidd konusunu kapatıyorum:
The thing I admire most about Jason is, that he's a winner. He competes, he gives his team a chance. That's what makes him - regardless of the numbers - the premier guard in the league. ” Yani diyor ki; “Biz point guard'ların point god 'ı Jason'dır.” (Yazıyla "nokta"!)

Takas söylentileri

Takımın performansı memnun (ve hatta tatmin) edici olmayınca haliyle takas söylentileri kaçınılmaz oluyor. Gönderilmesi konusunda fikir birliğine varılan Twin'in rotasının neresi olacağı konusunda şimdilik en büyük olasılık Portland. Jamal Magloire'ı isteyen Nets, Collins ve ikinci tur draft hakkı verirken, Blazers ise birinci tur draft seçim hakkı istiyor. Eğer bu takas gerçekleşmezse, alternatif isim, yazın da gündeme gelen ve şu sıralar Charlotte Bobcats bankının derinliklerinde uykuda olan Melvin Ely.

Takım şu sıralar dışarıdan çok düşük yüzdeyle şut soktuğu için, bize gerekli olan, savunmada olduğu kadar diğer pota altında da ribaunt kovalayacak ve hücumda içeriyi işleyebilecek bir uzun... All-Star olduğu sezon gerçekten takdir edilen bir performans ortaya koyan Magloire, eğer bol sıfırlı kontratın üzerine yatan türden bir oyuncu olmadığını kanıtlamak istiyorsa, bence Nets onun için ve o da Nets için biçilmiş kaftan. Eğer yatmak istiyorsa Portland'da kalsın, biz almayalım.

Ely ise henüz kendini kanıtlamamış bir isim. Bobcats'de çok süre bulamadığı düşünülürse, takasın sorunu çözüq çözemeyeceği belirsiz. Bu tür bir takasın ne kadar yararı/zararı olur, kimle değiş-tokuş edilebilir, risk nedir? Cevaplar bulunduktan sonra bu riski alıp almamak da artık Başkan Thorn ve GM Stefanski'ye kalmış durumda.

Thorn demişken, vaziyetten ve oyundan memnun olmadığını açıkça belirttiği beyanatının* ardından, dün de Koç Frank ile ilgili övgü dolu sözler** edip ve onun yerinin sağlam olduğunu söylemesi, takas ihtimalinin ne olduğuna dair size de fikir verebilir. Tabii takas senaryolarının sayısı da artabilir.
* "It was late last week that Thorn finally got around to addressing his stumbling team, which a team president usually saves as a last resort. The message he gave his players was direct. "Basically, it was that we need to come together and play better," Thorn imparted last night. "And that for the 48 minutes, we've been inconsistent. Some nights it's starters, some nights it's guys off the bench. But it has to change." NEWARK STAR-LEDGER
** Lawrence Frank, whom Thorn praised again yesterday as a "terrific" coach who is "not the problem in any way," couldn't predict where this season is going, either. He added that he has never told his superiors that the personnel needs to be changed -- just to shake up the chemistry -- and never would." NEWARK STAR-LEDGER

Son olarak...

Nets, takımdan bir şampiyonluk adayına yakışır performans ümit eden taraftarlarıyla, yetenekli gençleri ve süperyıldızlarıyla, kendisinden beklenen savaşı vermek için gerekli potansiyele sahip. Zaten Kidd'in ve hem sağlam hem de formda bir Vince Carter'ın olduğu bir takımın herhangi bir maçta kolay kolay teslim bayrağını çekmesi beklenmiyor, beklenemez de. Takımın artık daha da kenetlenmesi ve nasıl bir takım olduklarını bir kez daha göstermeleri gerekiyor. Takım kimyasında sorun olduğuna, kadro içinde kişilik çatışmaları bulunduğuna ve oyuncuların birbirlerine güvenme ve sorumluluğu paylaşma konularında anlaşamadıklarına dair fısıltılar da artarken, burada en büyük iş kenar yönetimine düşüyor. NBA'in en genç koçlarından Lawrence Frank, bakalım arkasında Thorn'un desteğiyle bu yükün altından kalkabilecek mi? Zaman gösterecek, fakat çok da uzun bir zaman olmayacak bu.

Her ne kadar ciddi şüpheler olsa da, New Jersey Nets her zaman Atlantik Grubu'nun favorisi ve Doğu'nun iddialı takımlarından biridir. Biz aksine tanık olana kadar da öyle kalacak.

Biraz uzun oldu, aradan geçen zamanın çokluğuna ve dertli oluşuma verin.

Dertsiz günler dileklerimle...