2010'da piyasaya sürülecek son model bilgisayarlara bütçe
ayırmak amacıyla bir senedir yaptığımız hamleler sonucunda,
takımımız sezon başında birbiriyle alakasız parçalardan meydana
gelen ucuz, özensiz hazırlanmış toplama bilgisayarları
andırıyordu. 2008 sezonunun başında, elimizdeki bilgisayar fena
değildi ancak parçalar yetersiz kalmaya başlamıştı. İstediğimiz
oyunları çalıştıramıyorduk. Gidebildiğimiz kadar uzağa gitmiştik
elimizdekilerle bir kere, çok önce. Eğer 2010'da satışa
sunulacak olağanüstü makinalardan birine sahip olmak istiyorsak,
harcayabilecek paramızın olması lazımdı. Hazır para ediyorlarken
eldekileri çıkarmaya karar verdik.
Bir zamanlar piyasanın en muazzam işlemcisi olan ama yavaş yavaş
teklemeye başlayan en önemli parçamızı, eski sahibinde hakettiği
değeri görmediği anlaşılan daha yeni ve daha ucuz bir işlemciyle
takas etmiştik. Yine aynı şekilde draft gecesi, çin malı bir
modem (duygusal sebeplerden ötürü dünyanın bir ucuna bağlanmamız
icap etti) karşılığında, hiç de fena katkı yapmayan ancak
2010'daki planlarımızı baltalayabilecek ekran kartımızı takas
ettik. 2000'li yılların başında herkesin istediği, havasından
geçilmeyen, ancak son yıllarda çok sık arıza çıkarmaya başlayan
narin diskimizi ise bir türlü elimizden çıkaramadık.
Çalmadığımız kapı kalmadı ancak bakan olmadı. Alırken sabit disk
olduğunu söylemişlerdi de dinlememiştik. Diğer parçalar ise “en
ucuzundan ver” diyip alınmış, power tuşuna bastığımızda
bilgisayar açılabilsin diye eklenmiş, performansa ekstra bir
şeyler eklemeyen, sadece gerekli olan parçalardı. Sonra metafor
kalmadı, draft gecesi Brook Lopez'i aldık. Temizlik bittiğinde,
Frank'in göreve geldiği 2004 yılında takımda bulunan 12
oyuncudan bir tanesi bile kalmamıştı. Geldik kurduk makinayı.
Aşılan Beklentiler & Sürprizler
Birçok kişinin 20 galibiyeti bile zor görür dediği, GM'imizin
bile sezon öncesi kendisine yöneltilen sorulara çaktırmadan
“2010 diyorum, rebuilding diyorum, dağılın.” dediği takım
Doğu'da sekizinci sırada bulunan Bucks'ın yarım maç arkasında.
Playoff'a kalmamız imkansız gibi ama yine de beklentileri
aşmadığımızı söylersem ayıp etmiş olurum. Beklenenden daha iyi
bir yerde bulunmamızın ve play-off yarışından kopmamamızın iki
sebebi var. İlki ve en önemlisi Kuzey Amerika'yı ortadan ikiye
böldüğümüzde New Jersey eyaletinin doğuda kalması. Şaka gibi bir
konferans. İkincisi ise isminin yanına şu ana kadar kafadan on
maç yazabileceğimiz Devin Harris'in performansı. Yıldız
oyuncular takas olduğunda genelde siteler “Breaking News: Kidd
to Dallas” tarzı bir haber geçip alta link koyarlar. Söz konusu
takasın malzemesi olan diğer oyuncuların adını ancak linke
tıklayınca öğreniriz. Ama takasın özeti ne olursa olsun “Oğlum,
Dallas Kidd'i aldı lan!” şeklindedir. Takas gerçekleştiğinde,
Harris herkesin gözünde Kidd'in Dallas'a gittiği takasta yer
alan biriydi. Ne var ki, oyun kurucumuz bu sene mükemmele yakın
bir performans gösterip, takımın Aralık ayından itibaren lotarya
takımı olmayacağını kanıtladı. Doğu'nun en iyi oyun kurucusu,
takımının herşeyi haline geldi. İstatistik derseniz, ne sayı ne
asist. Bu adam 2009 sezonunda ligin en çok faul alan üçüncü
oyuncusu. Eksikleri yok değil. Seyredebildiğim maçlarda şunu
farkettim, maç içerisinde izlemesi hem zevkli, hem de insanı
çıldırtabilen hareketleri bulunuyor. Belki beklentilerin bir
hayli düşük olması, dolayısıyla çoktan fazlasıyla
karşılanmasının verdiği rahatlık sebebiyle durduk yerde
sorumsuzlaşabiliyor. El üstünden atılan başarısız zorlama
şutlar, üçlük yüzdesi %30 olmasına rağmen dışarıdan sallamalar.
Arada bir maçlardan kopuyor ve hücumda saçmalamaya başlıyor.
Savunması kötü olmamasına rağmen, adam (maç) seçebiliyor.
Marbury'de Marbury olduğu yıllarda böyle bir izlenim
bırakıyordu.
Bir diğer sürpriz isim ise Brook Lopez. Ocak ve Şubat ayında
ayın çaylağı ödülünü aldı. Son zamanlarda, “rookie calls” diye
tabir edilen, daha çok çaylaklara çalınan, yoruma açık düdükler
yüzünden çoğu maçta faul problemi yaşamasına rağmen maç başına
12.5 sayı, 8 ribaund, 1.9 blok ortalamaları ile oynuyor.
Senelerdir adam gibi uzunu olmayan, maç başına en çok ribaund
alan oyuncusu oyun kurucusu olan bir takım için büyük ikramiye.
Çaylak yılında ortalamaları Howard'ın çaylak ortalamarıyla
neredeyse aynı ancak bunun bir gösterge olmadığı açık, zira
Okafor'unki ikisinden de iyiydi. Üstüne bir şeyler ekleyecek mi
yoksa yerinde mi sayacak seneye göreceğiz. Her şeyden önemlisi
20 yaşında ulan daha.
3 ve 4 numara sorunsalı
Frank, Ocak sonunda sakatlandıktan sonra geçen ayın ortasında
geri dönen Simmons'ı niye ilk beşe almıyor anlamış değilim.
Hassell takımın en iyi perimeter savunmacısı olabilir ama sayı
tehdidi olmayan biri. Simmons ise takımın bu sene en istikrarlı
şut kullanan oyuncusu ve o olmayınca ilk beşte şut tehdidi olan
bir tek Carter kalıyor. Zaten Carter ve özellikle Harris içeri
girip sayı bulan, faul alan veya pas çıkaran adamlar oldukları
için 3 sayı çizgisinin arkasında bir Simmons daha faydalı olur
kanaatindeyim. Lopez'e artık her maç uygulanan double-team'ler
de bir başka gerekçe olabilir. Simmons neredeyse yedekten gelen
Hayes ile aynı süreyi alıyor. Hassell'ı da yedeğe çekip rakip
takımın skorerlerini savunmak için kullanmak en mantıklısı.
Simmons'ın tek handikapı savunmasının biraz zayıf kalması ve
Frank'in bu sene small ball uyguladığı maçlarda 4 numara oynamak
zorunda kalıp devamlı faul alması. 3 numara demişken Hayes'den
bahsetmemek ayıp olur. Açıkçası Simmons'tan daha iyi bir skorer,
hatta genel olarak daha iyi bir oyuncu. Gerek savunmada gerek
hücumda istikrarlı bir biçimde katkı sağlıyor sene başından
beri. Dooling'le birlikte en fazla katkı aldığımız yedeğimiz.
Aldığı parayı da göz önünde bulundurursak, takımda tutulması
gereken bir oyuncu. Dooling de aslen Harris'i yedeklemesine
rağmen CDR'ın patlak çıkmasından dolayı bir nevi Carter'ın da
yedeği konumuna geldi, combo guard takılıyor.
4 numarada ise vaziyet evlere şenlik. Yi denen balonun savunmayı
pek iplediği yok. 2.10 boyunda, üçlüğü var ama ribaund alamıyor,
pota altına bulaşmıyor, garip bir adam. Ben ne anladım şimdi
böyle 4 numaradan. Aslında sakatlanana kadar fena gitmiyordu,
bir ritm tutturur gibi oldu sonra da yattı aşağı zaten. Bir
diğer 4 numara Ryan Anderson ise pota altında nispeten daha
aktif ama onun da Yi'den çok fazlası yok. Frank ikisi arasında
kafasına göre takılıyor. En çok opsiyonumuz olan pozisyon gibi
gözükmesine rağmen hücum anlamında en vazıfsız bölgemiz aynı
zamanda. Mart ayında Sean Williams az süre almasına rağmen
özellikle savunma da göz doldurdu ama onun da sayı bulmakla pek
alakası yok.
Play-off ?
Geçen hafta Pistons - Warriors maçını seyretme imkanım oldu.
Warriors'ın neyin peşinde olduğunu bilen biri varsa söylesin.
Barkley'nin tabiriyle oyuncular “Let me get mine” derdinde.
Sezon sonu yaklaştıkça iddiası kalmayan takımların oyuncularında
sıklıkla rastlanan bir olay bu. Sahaya çıkan her oyuncu, maç
içinde bir an önce sezon ortalamalarını yakalayıp (eğer mümkünse
arttırıp) oyundan çıkmak istiyor. Savunma yok, hücumda 5 saniye
içinde sallanan toplar...Warriors oyuncularının hepsi bu tanıma
cuk oturuyor. Dün gece bu Warriors'a yenildik. Warriors
savunmasını kötü diye nitelemek yanlış olur, zira ortada bir
savunma yok. Buna rağmen ikinci yarıda neredeyse yirmi dakika
boyunca %18 ile şut kullandık, yedi top kaybettik. Sen gidip bu
takıma üçüncü çeyrekte 14 sayı önde olmana rağmen yeniliyorsan,
play-off’a kalmayı istemiyorsun, haketmiyorsun. Takım
forumlarında birçok kişi maç sonrası Nets oyuncularının
güldüğünü, pek takar gözükmediğini yazmışlar. Nets yazarı
D'Alessandro oyuncularda maçtan sonra “Kalsak ne olacak?” tarzı
bir hava sezdiğini belirtmiş. Bu ne umursamazlık anlamak mümkün
değil. Hemen şunu da belirteyim, “Kalsak ne olacak, Celtics ya
da Cavs tokatlar” kadar saçma bir düşünce olamaz. Hele yüzüp
yüzüp kuyruğuna gelmişsen. Bu kadar kovaladıktan sonra,
lotaryaya oynayan takımlar gibi sorumsuz oynamak basketbolun
ruhuna tamamen aykırı bir davranış. Tamam bir sürpriz yapmamız
çok zor ama geçen sene Hawks ve iki sene önce Warriors
gerçekleri de var. Kısacası Bulls ve Milwaukee maç vermeye devam
ederken, böyle kritik bir maçı böyle kıytırık bir takıma
vermemiz inanılır gibi değil. Zaten belki de sezonun geri
kalanında en dandik fikstüre sahip olan takımız. Bu maçı
alsaydık da play-off'a kalamayabilirdik, ama gelen gidenin
okşadığı Warriors'a da maç verilmez, en azından bu kadar
umursamaz bir şekilde maçın elinden kayıp gitmesine izin
vermemelisin. Kalan on sekiz maçtaki fikstürümüz de aşağıda,
yalan oluruz.
@Blazers(0-1) / @LAC(1-0) / @Denver(1-0) / @Knicks(1-1) /
Wade(0-2) / Cavs(0-1)
@Cavs(0-1) / Lakers(0-1)
/ @Wolves(1-0) / Bucks(2-1) / Pistons(1-1)
/ @Bulls(1-2)
Philly(3-0) / @Celtics(0-3) / @Pistons(1-1)
/ Magic(0-2) / Bobcats(1-1)
/ @Knicks(1-1)
Mavi fontla yazdığım takımlar, kendilerine karşı hiç
galibiyetimizin bulunmadığı, ligin en iyi derecesine sahip dört
takımı. Geriye kalan on bir takım arasından ise hiçbir iddiası
kalmayan takım sayısı sadece üç. Bu takımlarla olan maçlarımız
da hepsi deplasmanda (Knicks ile iki deplasman maçımız var).
Takım kendine gelmediği sürece, Warriors maçından sonra Clippers
maçına bile şüpheyle bakıyorum. Hadi hayırlısı.
