NBA TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ


O DEDİ, BU KODU!

KNICKS TARİHİNDEN

ENCORE

Haftanın lafı, gafı ve safı...

TRANSITION
NBA'dan kısa kısa...





COURTSIDE

Bizi seyredenler, alkışlayanlar, yuh çekenler vs.

satranç köşemiz
CHESSMAN
(kafanı kullan bilader)

TIKLAYIN

EFVAN

Ahmet SOYSALER
Alim KARASU
Emre YALÇIN

TIKLAYIN


Selim ATAZ

TIKLAYIN

PROGRESSIVE

Levent GÖKGÜNNEÇ
TIKLAYIN

rikonunyeri

TIKLAYIN

bilardo-mobil
"HIZ ÖZGÜRSE, ŞİDDET DE ÖZGÜRDÜR!"

Ali BAŞKAN


Yaşamın raconu...

Bugünlerde 74 model bir VW Kaplumbağa kullanıyorum. Eski teknoloji, kullanımı zor bir araba. "Otomobil" diyemiyorum çünkü o bir "araba"!

Fren mesafesi uzun. Tahmini 100 km/s hızla giderken, durmak için herhalde 70 metre geçiyordur. Yeni teknoloji otomobillerin 100-0 durma mesafesinin 40 metre civarında olduğunu düşünürsek işin vehâmeti ortada. Park halindeyken direksiyonu çevirebilmek için üç aygır gücü gerekiyor.

El freni çalışmıyor, zor hızlanıyor, ara hızlanmalarsa Allah'a emânet. Frene basınca Bursa Selimiye Camii yanı alt geçidi tuvalet önündeki masaj âletinin üstündeymiş hissi veren bir vibrasyonla karşılaşılıyor.

Her ne olursa olsun, ben gene de tenteli vibratörü seviyorum. Bana nostalji yaşatıyor.

YENİLMEDEN YENMEYİ ÖĞRENEMEZSİN

Bu durum, âdi mermerden yapılmış, zemini çukur çukur, çuhası yırtık, bantları düşük bir masada, uç köselesi düşmek üzere yamuk ıstakayla bilardo oynamaya benziyor.

Böyle masalarda çok bilardo oynadım. Boş geçen ders zamanlarında biz köhne kahvelerin tangır tungur bilardo masalarında top koştururduk.

Kimseden birşey öğrenemezdik. Herkesin yanlış oynadığı bilardoyu, kahve köşelerinin müdâvimleri mi bize öğretecekti?

Tüm harçlığımı bilardoya yatırırdım. Çünkü; hep benden daha iyi olanlarla (herhalde kendimi geliştirebilmek için) oynamak isterdim. "Yenilmeden, yenmeyi öğrenemezsin" derlerdi. Koskoca bir yalan. Senelerce oynayıp da hiçbir şey öğrenememiştim (senelerce otomobil kullanıp da bilgisiz olanlar gibi...) Taaaa ki Euro Sport'ta Snooker seyredene kadar.

Kimsenin kimseye öğretecek bilgisi olmadığı gibi, yeteneği de yoktu. Araştırdım, okudum, izledim ve geliştirdim. Çok yetenekli olmasam bile doğru tekniğin başarının yolu olduğunu keşfettim. Mümkün olsa, boşa vakit kaybettiğim bilardo geçmişimi silip atmak isterim.

Fakat hayatta unutmak istemediğim anılar da var.

HOMURTULU 8'LİKLER

Yok olmaya yüztutmuş, yerini Ford'un 8'liklerine bırakan dolmuşlar vardı ya. Genellikle çok benzin yakıyor diye üstündeki V8 motorlar sökülüp araca uyumsuz, 2 litre hacimli, homurdayarak çalışan dizel motor takılırdı.

İşte o otomobillere de çok bindim. Üsküdar-Kadıköy, Beşiktaş-Taksim, Taksim-Kadıköy, Sirkeci-Cağaloğlu ve daha birçok semte gidip gelen emektarlar.

Ancak onları kullanmak hüner isterdi. Çünkü o sarsıntılı araçların koldan vitesi iptal edilip "çakma" diye tâbir edilen yerden vites monte edilirdi. Kırılan, eskiyen aynaları herhangi bir aracın aynasıyla değiştirilirdi. Çatlayıp dökülen direksiyon simidi yerine bambaşka birşey takılıydı. Hele bir tanesi vardı ki, eksantrik bir direksiyon simidi takılmıştı, yuvarlak bile değildi!

Yerinde dursun diye ön koltuğun arkası "roll-bar"ı andırır demir çubuklarla desteklenirdi. 5 kişilik Dodgelar, Chevroletler, Fordlar ve daha niceleri 8'lik hale getirilirdi. Ergonomik olmayan orta üçlüde oturmak bir hayli zordu. Mesafe darlığından iki büklüm oturulur, nefes dahi almakta zorlanılırdı. Camları açılmayan dolmuşların içi, kesif bir kokuyla, "hemen in bu arabadan" der gibiydi.

Neredeyse her kısa yolculukta bir tartışma çıkardı. Bıçkın şoför, "bozuğun yok mu?" birader der, yolcu da "Vallahi olan biten bu şoför bey" diye cevap verirdi. Şoför oralı olmaz, bütün parayı para kesesine atardı. İnecek olan yolcu "birader bizim para üstü vardı" diyecek olsa, "yarın gel al kardeşim" gibi bir cevapla karşılaşabilirdi.

PEYGAMBER VİTESİ

İşte o dolmuşları kullanmanın bir raconu vardı. O araçlar ağırdı, bu nedenle yavaş kullanılmalıydı. Sağ kol dirseği cam kenarına konur, koltukta kapıya doğru kaykılınarak oturulurdu.

Vites değiştirirken ara gazı verilirdi. Uzun kollu vitesin ancak öyle geçtiği sanılırdı. Yokuş aşağı peygamber vitesinde (boş vites) gidilir, inen yolcunun yerine yenisini alabilmek için göz yoldan ayrılmazdı.

İşte bu araba bana böyle bir his veriyor. Bit pazarına nur yağsın istemem ama üstünü açabildiğim sportif canavar, bana ulaşımdan öte haz veriyor.

Düşüncenin vuruşa ve hıza, teorinin pratiğe dönüşmesi özlemiyle...

(9 Aralık 2001, Pazar)

abaskan@dbr.com.tr