bilardo-mobil
"HIZ
ÖZGÜRSE, ŞİDDET DE ÖZGÜRDÜR!"
Ali BAŞKAN
Yaşamın raconu...
Bugünlerde
74 model bir VW Kaplumbağa kullanıyorum. Eski teknoloji, kullanımı
zor bir araba. "Otomobil" diyemiyorum çünkü o bir "araba"!
Fren
mesafesi uzun. Tahmini 100 km/s hızla giderken, durmak için herhalde
70 metre geçiyordur. Yeni teknoloji otomobillerin 100-0 durma
mesafesinin 40 metre civarında olduğunu düşünürsek işin vehâmeti
ortada. Park halindeyken direksiyonu çevirebilmek için üç aygır
gücü gerekiyor.
El freni çalışmıyor,
zor hızlanıyor, ara hızlanmalarsa Allah'a emânet. Frene basınca
Bursa Selimiye Camii yanı alt geçidi tuvalet önündeki masaj âletinin
üstündeymiş hissi veren bir vibrasyonla karşılaşılıyor.
Her
ne olursa olsun, ben gene de tenteli vibratörü seviyorum. Bana
nostalji yaşatıyor.
YENİLMEDEN
YENMEYİ ÖĞRENEMEZSİN
Bu durum,
âdi mermerden yapılmış, zemini çukur çukur, çuhası yırtık, bantları
düşük bir masada, uç köselesi düşmek üzere yamuk ıstakayla bilardo
oynamaya benziyor.
Böyle
masalarda çok bilardo oynadım. Boş geçen ders zamanlarında biz
köhne kahvelerin tangır tungur bilardo masalarında top koştururduk.
Kimseden birşey
öğrenemezdik. Herkesin yanlış oynadığı bilardoyu, kahve köşelerinin
müdâvimleri mi bize öğretecekti?
Tüm
harçlığımı bilardoya yatırırdım. Çünkü; hep benden daha iyi olanlarla
(herhalde kendimi geliştirebilmek için) oynamak isterdim. "Yenilmeden,
yenmeyi öğrenemezsin" derlerdi. Koskoca bir yalan. Senelerce
oynayıp da hiçbir şey öğrenememiştim (senelerce otomobil kullanıp
da bilgisiz olanlar gibi...) Taaaa ki Euro Sport'ta Snooker seyredene
kadar.
Kimsenin kimseye
öğretecek bilgisi olmadığı gibi, yeteneği de yoktu. Araştırdım,
okudum, izledim ve geliştirdim. Çok yetenekli olmasam bile doğru
tekniğin başarının yolu olduğunu keşfettim. Mümkün olsa, boşa
vakit kaybettiğim bilardo geçmişimi silip atmak isterim.
Fakat hayatta
unutmak istemediğim anılar da var.
HOMURTULU
8'LİKLER
Yok olmaya
yüztutmuş, yerini Ford'un 8'liklerine bırakan dolmuşlar vardı
ya. Genellikle çok benzin yakıyor diye üstündeki V8 motorlar sökülüp
araca uyumsuz, 2 litre hacimli, homurdayarak çalışan dizel motor
takılırdı.
İşte
o otomobillere de çok bindim. Üsküdar-Kadıköy, Beşiktaş-Taksim,
Taksim-Kadıköy, Sirkeci-Cağaloğlu ve daha birçok semte gidip gelen
emektarlar.
Ancak onları
kullanmak hüner isterdi. Çünkü o sarsıntılı araçların koldan vitesi
iptal edilip "çakma" diye tâbir edilen yerden vites
monte edilirdi. Kırılan, eskiyen aynaları herhangi bir aracın
aynasıyla değiştirilirdi. Çatlayıp dökülen direksiyon simidi yerine
bambaşka birşey takılıydı. Hele bir tanesi vardı ki, eksantrik
bir direksiyon simidi takılmıştı, yuvarlak bile değildi!
Yerinde dursun
diye ön koltuğun arkası "roll-bar"ı andırır demir çubuklarla
desteklenirdi. 5 kişilik Dodgelar, Chevroletler, Fordlar ve daha
niceleri 8'lik hale getirilirdi. Ergonomik olmayan orta üçlüde
oturmak bir hayli zordu. Mesafe darlığından iki büklüm oturulur,
nefes dahi almakta zorlanılırdı. Camları açılmayan dolmuşların
içi, kesif bir kokuyla, "hemen in bu arabadan" der gibiydi.
Neredeyse
her kısa yolculukta bir tartışma çıkardı. Bıçkın şoför, "bozuğun
yok mu?" birader der, yolcu da "Vallahi olan biten bu
şoför bey" diye cevap verirdi. Şoför oralı olmaz, bütün parayı
para kesesine atardı. İnecek olan yolcu "birader bizim para
üstü vardı" diyecek olsa, "yarın gel al kardeşim"
gibi bir cevapla karşılaşabilirdi.
PEYGAMBER
VİTESİ
İşte o dolmuşları
kullanmanın bir raconu vardı. O araçlar ağırdı, bu nedenle yavaş
kullanılmalıydı. Sağ kol dirseği cam kenarına konur, koltukta
kapıya doğru kaykılınarak oturulurdu.
Vites değiştirirken
ara gazı verilirdi. Uzun kollu vitesin ancak öyle geçtiği sanılırdı.
Yokuş aşağı peygamber vitesinde (boş vites) gidilir, inen yolcunun
yerine yenisini alabilmek için göz yoldan ayrılmazdı.
İşte bu araba
bana böyle bir his veriyor. Bit pazarına nur yağsın istemem ama
üstünü açabildiğim sportif canavar, bana ulaşımdan öte haz veriyor.
Düşüncenin
vuruşa ve hıza, teorinin pratiğe dönüşmesi özlemiyle...
(9
Aralık 2001, Pazar)
abaskan@dbr.com.tr
|