Bir sezon
daha başladı, bir hasret daha sona erdi.
Ya bizim hasretimiz? Neyin hasreti mi?
Tabi ki bir şampiyonluk, başa oynamanın
hasreti değil ki o kurulduğumuz günden
yana olan ve olmaya devam edecek bir
hasret bu. Peki, neyin özleminden
bahsediyorum?

Savaşmanın, mücadele eden bir takım
olmanın hasreti.
Ben bu takıma ilgi duymaya başladığımda
şu anki konumdan hiçbir farkı yoktu.
Sezonu 15-25 arası galibiyetlerle
tamamlar, draft’tan seçeceği oyuncuyu
beklerdi. Neydi bize bu takımı sevdiren?
Sadece Garnett olamaz, değil mi?
Yenilse de, hatta fark yese de
mücadeleyi bırakmayan, rakibini ısıran,
oyundan kopmayan, savaşan bir ruh vardı.
Bu belirttiğim özellikleri, uzun
yıllardır takımı takip edenler çok iyi
anlayacaktır.
Her takım belli bir zaman sonra
kadrolarında revizyona gider, NBA’in
doğası bu. Biz de Garnett’i takas
ederken böyle bir yola girmiştik ama o
yolda -gerçek anlamda- kaybolduk ve
şimdi daha kapsamlı ve adam akıllı bir
revizyona gittik. Öncelikle tüm bu
saçmalıkların altında yatan kişi, yani
McHale ile yollar ayrıldı. O kadar uzun
bir süreçti ki, gerçek olduğuna bir süre
inanasım gelmedi. Onun revizyonunda
yapılan hamleler bir bir temizlendi.
Burada ‘tek bir kişi hariç’ diyip konuyu
ona bağlayacağım.
Brewer, seçildiğinden beri doğru dürüst
oynamadı yaşadığı ağır sakatlıktan
dolayı. Bu onun için bir dezavantaj,
evet ama ben de onu ilk zamanlarından
beri dikkatle takip ediyorum. Bu adamdan
bize hayır gelmez. Bir takımın en çok
top kullanan oyuncularından biri Brewer
ise, vay o takımın haline. Bu sene
birçok maçımızı izleme şansı buldum,
takıma daha sonra geleceğiz de, bu sene
Brewer ilk beş başlıyor ve bence resmen
batırıyor. Çünkü üst düzey bir oyuncu
değil, hücum gücü süper olan biri hiç
değil ancak buna rağmen takımın her şeyi
olmaya çalışıyor. Memphis maçına 5/6
isabetle başlayıp, 7/19 ile bitirdi,
yani 2/13 attı maçın kalan kısmında.
Hiçbir oyuncu şut yüzdesine göre
değerlendirilmez ama Brewer gayet
istikrarlı bir şekilde böyle. Şut
tercihlerinin yanlışlığından bahsetmeye
gerek yok sanırım. Flynn de çok dağınık
ve çok top kaybı yapıyor; ancak iyi
olacağına dair işaretler
görebiliyorsunuz ve henüz ilk senesi.
Brewer iyi bir rol oyuncusu olabilir.
Hatta bench’ten bile gelebilir -ki bu
daha iyi olur kanımca. Ramon’u ilk beşe
yerleştirip çift oyun kurucu ile oynamak
gibi bir değişime gidilebilir, tabii
Love’ın sezon başlamadan, Al Jeff’in de
şimdi sakatlanması sonucu tam kadro
performansımızı henüz göremedik. Love ve
Al Jeff dönünce Pecherov ve Brewer
bench’in yolunu tutmalılar. Ramon’dan
daha iyi verim almamız gerek, zira şu an
beklentimizin çok altında bir performans
ortaya koymakta. Bunda bench’ten
gelmesinin etkisi büyük tabi.
TAM YOL GERİ
Bu lafın orijinali böyle değil tabi ama
bize uygun hali bu şekilde olur. Aldık
başımızı gidiyoruz ve işin kötüsü hiçbir
umut vaad etmiyoruz. Her sezon biraz
daha ilerlememiz gerekirken biz her sene
daha da geri gidiyoruz. Gözünüzün önüne
Lakers ile konferans finali oynadığımız
takımı getirin ve o günden şu güne kadar
takımın geldiği duruma bir bakın.
İstikrarlı bir şekilde gerileme var.
Batı finali oynadığımız o dönemin
üzerinden beş sene geride kaldı. O
günden bugüne hep play-off yarışından
uzak kaldık (bu noktada, en uzun süre
play-off yapamayan takım, kaç yılla,
hangisidir? diye sorayım*).
Play-off resminin içinde olduğumuz
yıllarda ise yedi yıl üst üste ilk
turdan öteye gidememiştik. Onun
öncesinde de takım kurulup lige
katıldıktan sonra ilk yedi senede
play-off görememişiz. Ne olmuş da bu
değişmiş? Takımın başına Saunders
gelmiş. Evet yedi sene ilk turda elenme
de bu dönemde ancak şu yirmi sene
içindeki tek başarılı sezonun altında da
onun imzası var. Bu yirmi sezonda
rakiplerden yediğimiz sayı ortalamasında
sadece bir kez 100'ün altında kalmışız.
Evet, final oynadığımız sezon.
Saunders ile hep %50 galibiyet
yüzdesinin üstünde kalmışız ve hepsinde
de play-off trenine binmişiz
(takımın
başına sezon ortasında geldiği 95-96
sezonu hariç). Son beş senedir ve lige
girdikten sonraki ilk yedi sene play-off
dışında kaldığımız dönemlerde iki yıldan
fazla takımın başında kalan koç olmamış.
(Musselman 2 sezon, Rodgers 1.5, Lowe
1.5, Blair 1.5, Casey 1.5, Wittman 1 + 2
yarım, McHale ???)

Saunders dışında hiçbir koç tek sezonda
30 galibiyetin üzerine çıkamamış. Tek
istisna 2005-06 sezonunda Casey'nin
aldığı 33 galibiyet var. Pek tabi ki
Saunders'tan başka hiçbir koç bizi
play-off'a sokamadı. Saunders takımın
koçu olduğu sürece bu takım hep play-off
yaptı. Tam sekiz kez. Tabi yine sezon
ortası göreve geldiği seneyi saymıyorum.
Saunders adını oldukça güzel andık.
Wizardseverler bu satırları okurken
umutlanmışlardır. Geriye dönüp
baktığımızda böylesi acı bir tablo
ortaya çıkıyor. Daha da acı verecek bir
detay vereyim. Miami Heat'in kurulup,
lige katıldığı sene ile bizimki aynı.
Yorum yok, sizlere bırakıyorum.
Peki tek sıkıntı yanlış koç seçimleri
mi? İyi basketbol iyi oyuncularla
oynanır. Bizim kadromuz ne yazık ki çok
fazla iyi oyuncu barındırmıyor, rol
oyuncuları var ama bu takıma liderlik
yapabilecek, takımı taşıyabilecek bir
oyuncusu yok; Al Jefferson da buna
dâhil. Böylesi bir oyuncu eksikliği
artık iyiden iyiye kendini gösterdi. Her
takım için böyle bir isim sayabilirsiniz
ama bizim için öyle bir isim şu an için
yok, Garnett gittiğinden beri yok
aslında. Yazın bu açığı kapatmak adına
gerekli girişimleri yapacağımızı
umuyorum. Tabii, en büyük dezavantajımız
Minnesota’nın ne kadar cazip bir tercih
olacağı, en fazla parayı vermek bile
bize yetmeyebilir. Bu dezavantaja rağmen
birilerinin aklını çeleriz, çelmeliyiz.
Çünkü bu gidişatın sonu ya şehir
değiştirmek, ya da konferans
değiştirmekle sonuçlanacak.
Zira geçmişimiz hatalarla, skandallarla
dolu. En temizi sıfırdan başlamak diyip,
bir anda yer-yurt, kısacası her şeyi
değişmiş olarak görebiliriz. Ama ne
olursa olsun bazı hatalardan ders
çıkarmalıyız artık: öncelikle gömlek
değiştirir gibi koç değiştirmenin hiçbir
getirisi olmadığını gördük, uzun vadeli
koçla neler yaptığımızı da. İyi
basketbol, iyi oyuncularla oynanır
dedik. Bunun için de iyi oyuncuları
seçmeli ya da tercih etmeliyiz.
Draftlarda insanı çok sinir eden bir
başarımız var. Yıllardır aldığımız
cezadan dolayı bundan yoksun kalmış ve
daha kötüsü takım çıkış yakalarken
Garnett'in yanına eklemeler
yapamamıştık. Şimdilerde de drafttan iyi
seçimler yapıyoruz ancak ne yazık ki
elimizde tutmuyoruz. Tutmadığımız gibi
yerine tercih ettiğimiz oyuncu ya aynı
çizgi de olmuyor ya da esas ihtiyacımız
olanın yerine başka tercihler yapıyoruz.
Bunları iki başlık altında gruplayıp
bakınca insanın içi acıyor gerçekten de.
Bu sezon gösteriyor ki yine draft’ta
önemli bir yerden seçim yapacağız.
Umarım ki artık 1. sıra şansı da bize
güler. Daha 14-15 maç oynandı ve biz
draft’ı düşünüyoruz. Bu sene bizim için
her şeyiyle tam bir değişim süreci.
Takım yenilendi, koç yenilendi. Bunlar
her sezon başında olan değişimlerdi
bizim için ama esas önemlisi artık
McHale’in bizimle bir alakası kalmamış
olması. Bu detay insanın bir nebze
geleceğe umutla bakmasını sağlıyor.
* NBA tarihinde en uzun süre play-off
göremeyen takım, 1977-1991 arasında üç
değişik isimle Clippers (önce Buffalo
Braves, sonra San Diego Clippers ve son
olarak LA Clippers). Arkalarından 12
sezon ile Warriors geliyor, onların
serisi 2006’da sonlandı. Timberwolves,
beş sezon ile aktif listenin tepesindeki
takımlardan biri (Knicks ve Bobcats ile
birlikte).