NBA TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ

NBA WALLPAPERS


COURTSIDE
Bizi seyredenler, alkışlayanlar, yuh çekenler vs.

Bir UFO gördüm sanki

KAAN
KURAL

yazdı


15 MAYIS 2004, CUMARTESİ

Normal bir zihnin tanık olduğu gerçeküstü olay sayısı günde "bir"i aşmamalı. Daha fazlası aşırı doz etkisi yaratıp akıl sağlığını tehlikeye atıyor. Los Angeles Lakers ile San Antonio Spurs arasında oynanan serinin beşinci maçını izleyenler için durumun bir hayli tehlikeli olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü iki tane mucize gördüler, üstelik aynı saniye içinde!

Maçın önemi malum. Lakers 74-73'lük bir galibiyetle, yedi maçlık seride 3-2 öne geçti. Muhtemelen serinin kaderini belirleyen, hatta yeni NBA şampiyonunu tayin eden bir galibiyet. Ancak o son 1 saniyede olanlar, belki de şampiyonluktan bile daha büyük anlamlar taşıyan, tanık olan her sporsever için yıllarca unutulmayacak, zihinlere kazınan büyülü bir an yarattı.

Şöyle bir zihnimi zorluyorum da, pek çok son saniye mucizesi aklıma geliyor. Hatta birbirinin peşi sıra gelen mucizeler de hatırlayabiliyorum. 1995'te Reggie Miller'ın 8.9 saniyede Knicks'e karşı 8 sayı attığı o ünlü karşılaşma, 1988 Olimpiyat finalinde Sovyetler Birliği'nin son 45 saniyede 9 sayı geriden gelip Yugoslavya'ya karşı uzatmaya götürdüğü maç gibi efsane anılar ilk aklıma gelenler. (Bu arada bu örneklerin ikincisi basketbola aşık olmamı sağlayan en önemli maçtır.)

Ancak mucize veya mucizelerin karşılıklı olarak gerçekleştiği böyle bir anı hatırlayamıyorum. Buna en yakın olay, 1989 Doğu play-off ilk tur beşinci maçında Michael Jordan'ın o ünlü "The Shot"ı ile biten maçtı sanırım. Kariyeri boyunca belleklere kazınan yüzlerce basketi olan, onlarca son saniye mucizesi yaratan Michael Jordan'ın mucizeleri içinde "O Şut" olarak anılmayı hakedecek kadar özel bir yere konulan o maç, Spurs-Lakers mücadelesine en yakın olanıydı ama o bile bunun yanında biraz sönük kalıyor. (Hatırlayamayanlara küçük not: Kazananın turu geçeceği o maçta Jordan bitime 4.5 saniye kala bire bir oynayarak savunmacısı Craig Ehlo'nun üzerinden çok zor bir şutla Bulls'u öne geçirmiş, Cleveland olağanüstü bir kenar oyunu organize ederek topu oyuna sokan Ehlo'yu hemen çizgiden sahaya sokup topu geri vererek boş bir turnike bulup yeniden öne geçmişti. Ancak kalan 0.8 saniyede Michael Jordan yine kenardan atılan topu alıyor, havaya sıçrayıp önündeki Craig Ehlo'dan sola doğru uçarak kurtulup topu çembere gönderiyordu.)

NBA'in yeni tanıtımlarını biliyorsunuz: "Bu oyunu sevmek için 1000 sebep." Bu karşılaşma, eğer bu sebepler arasında bir sıralama yapılacaksa, listeye direkt ilk 10'dan girmiş olmalı. Böyle maçlar, böyle anlar için bu oyunu seviyorum.

Lakers şalter indirdi

Lakers üçüncü çeyreğin bitimine 4 dakika kala 61-45 öne fırladığında, maç bitmiş gibi duruyordu. Fakat Lakers bu sezon içinde çokça yaptığı gibi yine bir anda şalter indirdi ve 26-7'lik bir Spurs serisi, ibreyi tamamen tersine döndürdü. Ancak bu kadar değişken bir maçta bile o ibrenin son bölümde bir Formula 1 otomobilinin devir saati gibi delireceğini kimse tahmin etmiyordu. Spurs bitime 29 saniye kala 1 sayı öndeyken, farkın erimesinde en önemli sebep gibi görünen ve üst üste şutlar kaçıran Kobe Bryant bir defa daha en kritik topu kullandı ve 11.9 saniye kala soktuğu şutla takımını 72-71 öne geçirdi.

Ancak "en kritik" toplar bitmemişti. Spurs oyunu başlattı. Tim Duncan üç sayı çizgisi üzerinde topu verecek kimseyi bulamayıp, dev Shaquille O'Neal'ın yanından da geçemeyince, son bir gayretle topu atabileceği tek noktaya, potaya fırlattı. Shaq dibindeyken blok yememek için yana devrilerek adeta degaj kullanan bir kaleci gibi havaya diktiği ancak bu zor durumda, dengesiz olsa bile elinden düzgün bir şekilde çıkarmayı başardığı top çok geniş bir eğri çizerek potaya giderken dengesiz Duncan yere düştü ve potayı göremediği için ancak arkadaşlarının ve tribünlerin sevincinden şutun basket olduğunu anlayabildi. Duncan şutu attıktan sonra sanki zaman yavaşlamıştı. Belki topun çok yüksek bir eğri çizmesinden olabilir ama sanki top Duncan'ın elinden çıktıktan potaya gidene kadar geçen süre ağır çekim gibiydi. İmkansız bir şekilde bitime 0.4 saniye kala top çemberden geçti. Normal çekimde şutu ilk seyrettiğimizde topun, daha sonraki yavaş çekimlerden daha yavaş bir şekilde potaya gittiğine yemin edebilirim. (Bu arada Duncan'ın şutunun maçın bitimine 0.4 saniyeden daha fazla kalmışken sayı olduğunu ileri sürenlerin yanı sıra, top çemberden geçerken shot-clock'ın 0.8'i gösterdiğini belgeleyen fotoğraflar da var. Her nedense Lakers ve Phil Jackson, molayı aldıktan sonra bu konuda herhangi bir itirazda bulunmadı.)

Son topu anlatmak ise daha güç. 0.4 saniyede zaten topla ne kadar oynayabilirsiniz ki? Süre 0.3 veya daha az kaldığı zaman NBA kuralları oyuncunun topu tutmasına izin vermiyor. 0.3 saniyenin topun tutulup anında atılmasına yetmeyecek bir süre olduğu kurallarla belirlenmiş. Bu sürede ancak topa dokunabiliyor oyuncular. Sadece dokunmaya izin veren bir zaman dilimine saniyenin onda biri gibi bonkör bir ekleme yapıldığı zaman değişen ne olabilir ki? En fazla, tuttuğu gibi atabilir potaya oyuncu. Havada yakalarsa, yere inecek vakti bile olmayacaktır. Hatta top eline geldiğinde, elinin dengesini ayarlayabilecek, ne dengesi, potaya bakabilecek zamanı bile olmayacak. Peki ne yapılabilir ki? Normalde 0.4 saniye kalmış bir maç bitmiştir. O süre formalite olarak izlenir.

Topun kime gideceğini sen de biliyorsun, ben de...

Ama sanki "havada bir sıkıntı var". Yağmur yağacak gibi. Tanımlanamayan bir gariplik hissi. Bir şey olmasını bekler gibi sanki herkes ve her şey. Biraz önceki Duncan şutunun uyuşukluğu halen üzerimizde. Belki de onun yan etkileridir.

Özetle, önce Lakers hücumu organize etmek için mola aldı. Sonra Spurs savunmayı düzenlemek için... Lakers topu oyuna sokamayınca son bir mola daha aldı ve topu ya Kobe'ye, ya da pota altında Shaq'e vermek için bir oyun planladı. Bunu sonradan Phil Jackson'ın demecinden öğrendik ama zaten bunu itiraf etmesine gerek yoktu. Maçı izleyen, NBA'i biraz takip eden herkes gibi biz de bunu biliyorduk. Nitekim Spurs de biliyordu. İki oyuncuyu da müthiş savundular. Nitekim sahadaki beş Spurs oyuncusu da dört Lakers oyuncusunun topla buluşmasını engellemeye çalışırken (ve bu arada her nasılsa Bowen da bench'te otururken) önünde kendisine savunma yapan hiç bir rakip oyuncu olmayan Gary Payton, topu ilk iki opsiyona ulaştıramayınca kendisine doğru koşan Derek Fisher'a attı. Ancak duruma uyanan Ginobili, Fisher'ın arkasında koşuyordu. Fisher topu havada yakaladığında zaten hareketine başlamıştı. Top eline geldiğinde havada potaya doğru yarım dönmüştü bile. Dönüşünü uçarken tamamlayarak, potadan uzağa doğru düşerken topu potaya, kollarını açıp bir kartal gibi üzerine uçan Ginobili'nin parmaklarının hemen üzerinden fırlattı ve...

Sonrası biraz bulanık. O an yaşanan kişisel deneyimi kelimelere dökmek imkansız. Sadece maçı beraber izlediğim dört dostumla birlikte birbirimize anlamsız bir şekilde baktığımızı söyleyebilirim. Sanki UFO görmüş ama gördüğüne inanamıyor ve yanımızdakilerden teyid bekliyor gibiydik.

Dediğim gibi, zihnin kolay kolay kaldırabileceği bir şey değildi bu...

kkural@gazetevatan.com