NBA
TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ
NBA
WALLPAPERS
COURTSIDE
Bizi seyredenler, alkışlayanlar, yuh çekenler
vs.
|
Basketbolun
7'nci Harikası...
KAAN
KURAL
yazdı
6 MAYIS 2004, PERŞEMBE |
Miami-New Orleans maçının başlamasına yaklaşık 1.5
saat var. İçim içime sığmıyor. NBA TV son anda programı değiştirip
Minnesota-Sacramento Batı yarı finali yerine bu maçı vermekle
ne kadar doğru bir iş yaptı.
Basketbol açısından her zaman Sacramento-Minnesota maçını tercih
ederim. Ama bu Heat-Hornets maçı sıradan bir maç değil. Bu bir
Game 7. Açıkça söylüyorum. Kimin oynadığı umurumda bile
değil. Şu maçı T-Mac'siz Orlando ile Hinrich'siz Chicago bile
oynuyor olsa yine ağzım sulanırdı. (Bu arada, 98'de Jordan
takımı bıraktığından beri o kadar draft ve takasa rağmen Bulls'un
izlemeye değer tek oyuncusunun bu sene seçildiğinde herkesin kendisine
şüpheyle baktığı beyaz bir gard olması ne kadar acı). Çünkü
bu bir yedinci maç. Burada mesele basketbol falan değil.
Bu başka bir şey. Başka bir hikâye. Bu, iki tane çok kararlı takımın,
altı değişik cephede savaştıktan sonra yenişemedikleri için son
bir kez düelloya çıkışları. Yağmurda, karda, dağda, ormanda, her
şartta, her tür farklı ekipmanla savaştılar. Üçer kez zaferi tattılar,
üçer kez yenilgiyi... Farklı skorlar oldu, son saniye basketleri.
Yıldızlar sahne aldı, fazla kullanılmayan bench oyuncuları clutch
sayılar üretti. Sakatlıklar yaşandı, bireysel rekabetler vs...
Duygu ve akıl oyunları
Bu takımlar 17 gündür birbirleriyle yatıp kalkıyorlar. Zaten yeni
scouting teknikleri sayesinde daha sahaya çıkmadan, karşılarına
gelecek oyuncuların alçak postta top aldığında ne tarafa hereketlenmeyi
sevdiğinden, çayı kaç şekerli içtiğine kadar her şeyi biliyor
oluyorlar. Ancak bu 17 günün sonrasında o 7'nci maçın hava atışı
sırasında acaba George Lynch, Caron Butler'ın yanına geldiğinde
ne hissediyordur? Ya da ilk hücumda sağ köşede Butler topu alınca,
Lynch'in kafasından neler geçiyordur?
"İlk iki maçta genelde dip çizgiye ani penetreler yapıyor
ve pota dibinde sayıyı bitiriyordu. 3'üncü maçtan itibaren oraya
Magloire ve Brown'la yardım getirdiğimiz, ben de pas yolunu kapattığım
için bunu artık yapmıyor. Çok top kaybı yaptı orada. 5'inci maçta
ortaya girer gibi yapıp iki veya üç dripling üzerinden geriye
çekilerek şut atmaya başladı. Ama 6'ncı maçta hafif solunu kapattığım
için ortaya giremedi ve hemen topu içeri indirip kat yapmayı tercih
etti. Acaba şimdi ne yapacak?"
7'nci maçın ilk hücumu... Butler sağ köşede topu alır almaz kaldırıp
şutu attı. "Heey! Bu da nereden çıktı?"
demiş midir acaba Lynch içinden. Yüzünden bir hayalkırıklığı ifadesi
okumak zor.
"Ne yaptım, ne yaptı? Ne yapacak? Ne yapmalıyım?!"
Peki ya Brian Grant? Seri başından beri Doğu standartlarında
çok iyi bir pivot olan ve çok iyi bir sezon geçiren Magloire'la
bir maç daha boğuşmak zorunda. Seri öncesinde Hornets'in buradan
üstün olacağını sanıyordu herkes ama Grant geri adım atmadı. Magloire
bu defa artık ölüm-kalım maçında kimin patron olacağını göstermek
isteyecektir. Onların rekabeti biraz +130 kilo grekoromen güreş
gibi. 48 dakika boyunca birbirlerini itiyorlar. "O pes
etmeden, ben etmeyeceğim" diyorlar mıdır ki?
Miami pas kanallarına baskı yapıp özellikle köşede ikili sıkıştırma
ve tuzaklı bir savunma yapmak zorunda. Tempoyu yükseltmek için
tek çareleri bu. Ancak bu aynı zamanda, top hızlı geri dönerse
Grant'in Magloire'la başa baş kalması demek. Acaba Hornets'in
özellikle Darrell Armstrong oyundayken soldan başlattığı
sevdiği 4-down seti sırasında Magloire'ın önüne mi geçse?
Ama 3'üncü maçta bunu denediğinde, arkasına atılan iki topta alley-oop
yemişlerdi. En iyisi klasik göğüs göğüse çarpışmak...
Maçın daha başında Miami bench'i taktik tahtasını sürekli saklamaya
gayret ediyor. Malum, 6'ncı maçta Baron Davis, koçların
kendisine verdiği 72 tane Heat seti arasında hiç görmediği bir
tanesinin oynanması üzerine merak edip Miami bench'inde setin
çizilişini incelemeye kalkmıştı. Bu defa dikkatli olmak zorundalar.
Rekabetin basketbolun önüne geçtiği yer
Tam 17 gün... Tam 17 gündür birbirlerinin sınırlarını test ediyorlar.
Kimin daha fazla fedakarlığa katlanacağını, kimin daha fazla istediğini
öğrenmeye çalıştılar. İkisi de "yeter be" diyen
taraf olmamak için, artık biraz da inattan , oynamaya, mücadele
etmeye devam ediyor. İş artık basketbolu falan aşmış durumda.
Bu denli büyük bir mücadelenin ardından, her ne kadar kazanmayı
dünyada her şeyden çok isteseler de, aralarında oluşan bir kader
birliği var. 17 günde, zaferde ve hüzünde birarada oldular. Birbirlerini
çok iyi tanıyorlar. Sevmiyor olabilirler ama en az kendileri kadar
çaba harcayan bu rakibe saygı duyduklarına eminim.
Game 7... "Artık bütün numaralar bitti" dediğiniz
anda Caron Butler'ın çıkardığı o şutun (üst üste üç tane atması
daha bir ayıp tabi) yarattığı psikolojik etkiyi görmek, bütün
o hikayelerin son sahnesini, nasıl bittiğini görmek demek... Küçük
bir dereden bir nehre dönüştükten sonra suyun denize kavuştuğu
an bu. Bu iki takım çok uzun bir yoldan geliyor. Aynı acıları
çekip aynı mutlulukları yaşadıkları için ister istemez çok şeyi
paylaştılar. Şimdi biri, diğerinden ayrılmak zorunda. Ve evet,
sanki hiç bitmeyecek gibi süren bu macerada birinin kalması, diğerinin
devam etmesi gerekiyor. Hayatın döngüsü böyle. Biri artık gitmek
zorunda. Hayatta kalan olabilmek için sonuna kadar savaşacaklarına
eminim.
Ama yenilen de başı dik olarak ayrılabilir sahadan. Tarih kazananı
yazsa da, hafızalar böyle rekabetleri asla unutmaz. Kazananlar
yazılı arşivden gider, kaybeden ise dilden dile bir efsane gibi
anlatılır. Chicago Bulls'un 1998 şampiyonluğu ile ilgili
sayısız kaynaktan, sayısız hikaye okuyabilirsiniz. Ama o sezonu
takip eden birine sorarsanız, size anlatacağı ilk hikaye Doğu
finali ve Indiana Pacers serisi olacaktır.
Game 7 bitti. Skoru hiç hatırlamıyorum ama fark "yakın"
diyebileceğim bir düzeydeydi. Miami kazandı ama dediğim gibi,
konu basketbol değildi zaten. O yüzden kimin kazandığını pek umursamıyorum.
Ben zaten kazananın hikayesini bundan sonraki seride takip edeceğim.
Ona da sıra gelecek. Ben bugün maçın sonunda değil, başında ve
ortasında olanları takip etmek istiyordum.
Maç sonrası taraflar birbirlerini nazikçe tebrik etti. Yine de
çoğu maçın sonunda gördüğümüz ağdalı, suni ve göstermelik gülüşlerle
bezenmiş değildi bu ritüel. Daha durgun ama çok daha anlamlı ve
gerçek birkaç bakış vardı. Sanki sürekli kavga ettiğiniz yatakhane
arkadaşınızla yıl sonunda ayrılırken, onu en azından bir süre
göremeyeceğinizi bir anda idrak etmeniz gibiydi. Tanımlanamayan
bir boşluk sanki. Lynch acaba o anda içinden "Hadi
Caron, göster şu kendini beğenmiş Artest'e gününü. Yılın Savunmacısı'ymış.
Hadi be! Caron'la oyna da görelim" demiş midir?
kkural@gazetevatan.com
|