NBA TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ

NBA WALLPAPERS


COURTSIDE
Bizi seyredenler, alkışlayanlar, yuh çekenler vs.

Amerikan ağaçları yaşken eğilmiyor

KAAN
KURAL

yazdı


12 NİSAN 2004, PAZARTESİ

Çok değil 10 yıl önce ilk NBA'in profesyonel oyuncuları 1992 Barcelona Olimpiyatları'nda ABD adına forma giydikleri zaman kendilerine Rüya Takım ismi uygun görülmüştü. Çünkü onlar rüyalarımızın yıldızlarıydılar. Gerçekten de unvanlarının hakkını verdiler. Amerika elemeleri ve Olimpiyatlar'da toplam 13 maçta tek bir mola bile almadan ortalama 47 sayı farkla rakiplerini mağlup ettiler. Üstelik sadece yenmekle kalmadılar. Basketbolun en doğru, en iyi ve en saf şekilde nasıl oynanması gerektiğini gösterdiler. Farklı galipken bile rakiplerini küçümsemediler. Eğlendiler, herkesi de eğlendirdiler.

Şimdilerde geçtiğimiz 10 yıl içerisinde dünyada basketbolun gelişmesine bu takımın herkesi sarmalayan bir 'Beyaz Gölge' etkisi yaptığından bahsedilir oldu. Bu etkinin derecesi tartışılabilir ama varlığı inkar edilemez.

Ancak günümüze baktığımızda Rüya Takım'ın yarattığı örneği ABD'den çok Dünya'nın takip ettiği görülüyor. Bu sporun anavatanında basketbolun öğrenim sürecinde önemli değişiklikler var ve bu gidiş kesinlikle iyiye doğru değil. 2000 Olimpiyatları'nda kendilerine halen Rüya Takım unvanını yakıştıran ABD (nedense bu tabiri artık Dünya basını pek kullanmamaya başladı) şampiyon oldu olmasına ama oynadığı oyunla kimseleri tatmin edemedi. Rusya ve Fransa'ya karşı başa baş giden karşılaşmaları son çeyrekte zorla kazanırken, Litvanya önünde son 45 saniyeye mağlup girdiler. Litvanya daha iyi faul atsa ya da sondan bir önceki pozisyonda Antonio McDyess'a o hücum ribaundunu vermese veya son saniyede Jasikevicius'un o zor şutu bir tesadüf eseri çemberden geçse Litvanya kazanabilirdi.

Turnuvadan sonra herkesin bahsettiği konu, bu takımın gerçek Rüya Takım olmadığıydı. Eksiklerden bahsediliyordu. Allen Iverson ve Shaquille O'Neal gibi eksikler. Iverson olsa da durum çok fazla değişmezdi kanımca. Elbette sahaya çıktığı zaman 12-13 yaş grubu oyuncular arasındaki 7 yaş küçültme adam gibi görünen Shaq'in önemli bir fark yaratacağı kesin. Ama önemli olan fark o değil. Shaq olsa ve ABD maçlarını 30'ar farkla kazansa da bir şey değişmeyecekti. Bu takım artık Rüya Takım değil.

Nitekim ABD, en iyi oyuncularını yollamadığı, bir nevi B Takımı ile geldiği 2002 Dünya Şampiyonası'nda oynadığı 8 maçın 3'ünü kaybetti ve 6. sırayı aldı. Ancak B Takımı derken yanlış anlaşılmasın. Bu takım, en iyi 7-8 oyuncu dışında kalan en iyilerden oluşuyordu. İkinci sınıf değil, ikinci takımdı.

NBA'de yabancıların yükselişi ve bunun nedeni

Artık NBA'e oyuncu seçiminin yapıldığı draftler'de neredeyse yarı yarıya oranda ABD dışında yetişmiş gençler seçiliyor. NBA kapısı dışardan gelen oyunculara ardına kadar açıldı ve o kapıdan girenlerin çoğu böyle başarılı olmayı sürdürdükçe bu trend yükselerek sürecek gibi. 10 yıl önce NBA'deki yabancı oyuncu sayısı bir elin parmaklarını geçmiyordu. Şimdi ise bu sayı 80'leri buldu. Üstelik bu oyuncuların çoğu takımlarında önemli görevler yapıyor. ABD'de basketbolla ciddi olarak ilgilenen ve bu ilgiyi takip etmek için imkanı olan genç sayısının dünyanın geri kalanından fazla olduğu düşünülünce, bu gerçekten dramatik bir rakam.

Peki ne oldu? Ne değişti de Amerika en sevdiği, kendi icat ettiği sporda bir anda bu kadar geriledi? Ya da dünyanın geri kalanı nasıl oldu da 10 yılda bu kadar hızlı ilerledi? Dünya'nın da ilerlediği kesin ama aradaki uçurumun kapanmasının esas nedeni, ABD'deki gerileme.

Amerika'nın pek çok sporda üstünlüğünü esas yaratan öge, siyah ırkın üstün atletik vasıflarının doğru şekilde yönlendirilmesi ile oluşturulan süper oyuncular.

Ancak son 10 yılda burada önemli bir değişiklik oluşuyor. ABD'de siyah ırkın ortak yaşam dili haline gelen "hip-hop ve gangsta rap" tarzı genç siyahları daha asi, daha bağımsız ve daha başına buyruk yapıyor. Artık 11-12 yaşında genç siyahlar 'Hayatımı nasıl yaşamam gerektiğini söyleme bana' düsturu ile hareket ediyor, her şeyi biraz şova ve kendini ispat yarışına dönüştürüyorlar. Bu nedenle hiçbiri artık coach'larını tam olarak dinlemez oldu. Yoksa dünyanın en fazla sayıda iyi coach'u halen ABD'de. Sydney'de ABD'yi yenmeye çok yaklaşan Litvanya'nın coach'u bile bir Amerikalı, Dallas Mavericks'de babası Don Nelson'ın asistanlığını yapan ve kulüp başkan yardımcılığını yürüten Donnie Nelson'dı.

İki ekol arasında oluşan farklar ve etkileri

Artık genç siyahlar için hemen hemen her alan bir kendini ispat platformu. Çok popüler olan basketbol sahaları da bunun en net görülebildiği alanlar. 11-12 yaşında taze oyuncuların hepsinin aklında sadece smaç veya 3-sayılık atış var. Basketbolun en can yakıcı, kaydedeni en göklere çıkaran atışları. Ve elbette fiziksel güç. Vücut vücuda mücadelede üstün gelmek istiyorlar. Sahada kimseye boyun eğmemek için güçlü olmak istiyorlar. Bu nedenle ağaç, yaşken eğilmek yerine dik durmak istiyor. Temel yetenekler ve fundamental yerine daha çok bunlar üzerine yoğunlaşıyorlar. Kimsenin öğrenme süreci sırasında sayısız saat temel fundamental bilgisi çalışmaya niyeti kalmadı. Herkes topu alıp potanın içine vurmak istiyor. Beklemek değil, hemen yıldız olmak istiyorlar.

Elbette ABD'nin spor endüstrisi de bunu körüklüyor. Dev spor malzemesi üretici firmalar oyuncuları 13-14 yaşında bulup hemen markalarına bağlamaya çalışıyor. Basketbol kampları, okullar bu markalara bağlanıyor. Bu markalar da bu mücadeleleri destekliyor. Oyuncu ajanları, genç beyinleri milyon dolarlarla büyüleyip kendini öne çıkarmasını öğütlüyor.

Dünya'nın geri kalanında ise genç oyuncular halen 'En iyisini hocamız bilir' diyerek saatlerce, günlerce, aylarca ve yıllarca temel pas, şut ve dripling tekniklerini geliştirmek için ter akıtıyor. ABD'de sıradan bir lise takımının Dünya'nın bütün lise takımlarını perişan etmesi sürpriz olmaz ama zaman ilerledikçe görüntü tersine dönüyor. Oyuncular 18-19 yaşlarına geldiği zaman ABD'liler hoplayıp zıplayan kas yığınları ve köşede pozisyon alıp üçlük atan sabit şutörlere dönüşürken, geri kalanlar sahanın her yerinde etkili olabilen komple oyuncular oluyor. Özellikle ayak fundamentalinin çok önemli olduğu --pas ve şut yeteneklerinin işlenmesi çok daha uzun süren uzunlar için çok daha belirgin şekilde-- ortaya çıkıyor.

Basketbolda topu alınca öncelikle 'üç tehdit' pozisyonuna geçilir. Yani hücumdaki toplu oyuncu; aynı anda pas, şut ve penetre tehditlerine sahip olmalıdır. Ne kadar çok tehdit, o kadar çok seçenek. Ama ABD'liler artık potadan uzak kaldıkları zaman bu üç tehdidi yaratacak temel vasıflarından yoksun yetişiyorlar.

Duruma bir kaç kayda değer örnek

Bir oyuncuya ağırlık çalıştırarak belli bir yaştan sonra güç kazandırabilirsiniz ama ağaç yaşken eğilir. Fundamental bilgisi küçükten verilir.

Darius Miles, Kenyon Martin, Stromile Swift, Jason Richardson gibi genç neslin yetenekli oyuncuları bire sıfır hücum ettiklerinde, yani pota ile baş başa kaldıklarında envai çeşit basket bulabiliyor. Ama beşe beş bir maçta top ellerine geldiğinde ne yapacakları konusunda en ufak bir fikirleri olmuyor, olsa bile bunu yapacak temel tekniklere sahip değiller. Topu alıp hemen birilerinin üzerinden uçarak smaç yapmaya çalışıyorlar. Ancak kaç kişinin üzerinden, ne kadar mesafeden uçabilirler ki... Zaman zaman bu uçuşlar gerçekleşiyor ve yine ABD'nin pazarlama stratejisinin bir uzantısı olarak akşam haberlerinde defalarca tekrar gösterimde yer alıyor. Diğer tarafta ise Predrag Stojakovic'in tek dripling üzerinden attığı bir orta mesafe şut kimsenin ilgisini çekmiyor. Kimse açık açık daha az doğal yeteneği olduğu halde Stojakovic'in Miles, Swift, Martin veya Richardson'dan daha iyi bir oyuncu olduğunu söyleyemiyor.

Miles, Swift, Martin ve Richardson aslında iyi örnekler. Çünkü NBA'e geldikten sonra eksiklerini biraz gören, 12 yaşında yapmaları gereken çalışmaları 22 yaşında yapacak kadar gönül indiren isimler. Elbette geç kaldıkları için asla tam olarak bu özellikleri edinemeseler de, bu dört oyuncu da ligde kendilerine öyle ya da böyle bir yer edinmeyi başardılar ve her geçen gün daha da iyiye gidiyorlar.

Öte yandan, liseden NBA'e geliş arttıkça daha felaket örneklerle karşılaşıyoruz. Bir de adını hiç duymadığınız yüzlerce isim var ki, ya NBA'e giremiyorlar, ya da girdikten hemen sonra basketbolu değil, zıplamayı bildikleri anlaşıldığı için yok olup gidiyorlar.

Bu yeni siyah hayat tarzı etkinliğini sürdürdükçe, bu trend artarak devam edecek gibi. Hatta Fransa'nın en önemli genç yetenekleri arasında yer alan ve bu yıl NBA'e adım atan Boris Diaw ve Mickael Pietrus'a bakınca (onlar da siyah), bu tarzın başka ülkelere ve hatta başta sporlara da sıçradığını görmek mümkün.

Sporun hep bir hayat simulasyonu olduğu söylenir. Sosyal hayattaki devinimlerin bu kadar net bir şekilde sahaya yansıması, belki de bunun en büyük ispatı.

kkural@gazetevatan.com