bisikletkolik / arşiv haberler...
Köşeler


O DEDİ, BU KODU!

KNICKS TARİHİNDEN

ENCORE

haftanın lafı, gafı ve safı...

TRANSITION
NBA'dan kısa kısa...


TÖRKİŞBASKETBOL

EFVAN


COURTSIDE

Bizi seyredenler, alkışlayanlar, yuh çekenler vs.


PERİBACALARINDA HORTLAK
GÖRMÜŞE DÖNDÜK!

bisikletkolik muhabiri
Zafer Demirtaş
olay mahallinden
dokunduruyor!


(5 Temmuz 2001, Perşembe)

İkinci Uluslararası Kapadokya Dağ Bisikleti Festivali, 29-30 Haziran / 1 Temmuz 2001 tarihleri arasında Ürgüp-Göreme'de gerçekleştirildi. Uluslararası Bisiklet Birliğinin (UCI) D2 kategorisinde yarış takvimine aldığı ve 14 ülkeden 40, Türkiye'den yaklaşık 100 sporcunun festival kapsamındaki dağ bisikleti yarışlarına katıldığı organizasyon; Ayhan Şahenk Vakfı, Türkiye Bisiklet Federasyonu, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi ve Ürgüp Belediyesi tarafından düzenlendi. Organizasyonu ise Delta Bisiklet üstlendi.
Yıldızlar, Genç Erkekler, Büyük Erkekler, Elitler ve Bayanlar kategorilerinde mücadele eden sporcular, üç gün boyunca "Zamana Karşı", "Cross Counrty" ve "Noktadan Noktaya Varış" klasmanlarında yarıştılar.

Mekan gayet güzel de, ya organizasyon!..

İlk günkü "Zamana Karşı Yarış", Ürgüp şehir merkezinde yapıldı. Sporcular tek tek, birer dakikalık aralıklarla, özel yapılmış rampadan start aldılar. Parkurun uzunluğu 3.5 kilometreydi. Oldukça dik ve dar bir yokuştan tırmanışla devam eden yarış, parke taşların arasından inişle noktalandı. Zamanların düzgün tutulmadığı ve kestirmeden gelen bisikletçilerin olduğu söylentileri yayıldı. İtiraz sonucu, bazı düzeltmeler yapılabildi. Parkur deniz seviyesinden bir hayli yüksek olduğu için nefes alış-verişlerimizi kontrol altında tutmakta zorlandık.
İkinci gün yapılan "Cross Counrty" mücadelesinin koşulduğu parkur, Göreme şehir merkezinden başlayıp Peribacaları, bağ-bahçeler ve mağaraların içindeki tek bisikletin ancak geçebileceği genişlikteki yollarla (single track) ilerleyen, düzlüklerde ise plaj misali kumlarla kaplı rotaları izleyen, yapma köprülerin süslediği zor bir doğal mekandı. Bu arada hatırlatayım; yarışı bırakan veya tur yiyenler bir sonraki karşılaşmaya giremiyor. Girse bile, sıralama yapılırken dikkate alınmıyor. Aşağı yukarı tüm sporcular bu parkurda düştü (yarışçı deyimiyle "arsa aldı") ve yarış hatırası çizikler, yara-berelerle evlerine döndüler.
Bu ağır parkurda yönlendirme işaretleri özensizce yerleştirilmişti. Yine kestirmeden kaçanlar oldu. Kimisi yakalandı!

Yabancıları gördük, farkı bir kez daha idrak ettik

Taşkınpaşa'dan başlayıp Ürgüp şehir merkezinde sonlanan 45 kilometrelik üçüncü ve son etap, yarışların içerisinde en çetiniydi. Uzun tırmanışları, tehlikeli inişleri, inişli-çıkışlı küçük rampaları olan parkur, mukavemet ve teknik açıdan maharetli sporcuların sivrileceği bir arenaydı.
Yabancı sporcuları gıpta ile izledik. Bisikleti sürüş tarzları, kullandıkları teknikler ve dirençleri bizlerden birkaç gömlek üstün.
Tabii bunların asıl mesleği bisiklet yarışçılığı ve hayatlarını ona göre düzenliyorlar. Bizler ise müsait zaman kollayıp antrenman yapmaya çalışıyoruz, bir şeyler tercüme edip beslenmemizi düzenlemeye uğraş veriyoruz, hayat mücadelesi yanında, sevdaya düştüğümüz bisiklet sporunu yapmaya gayret gösteriyoruz. Bu elemanlar yarış sırasında muhtelif jeller, enerji barları, katkılı sıvılar tüketirken; bizler su içerek durumu idare etmeye çalışıyoruz.
Gelelim organizasyonda gördüğüm aksaklıklara.

Hangi birinden başlasak acaba?

Birinci gün "Zamana Karşı Yarış" yapıldı ve her kategorinin en iyiden kötüye doğru sıralaması belli oldu.
Soruyorum; ikinci günkü "Cross Country" yarışının start noktasındaki diziliş neden rasgele yapıldı? Yani ilk günkü yarışın sonuçları, yapılan dereceye göre çıkış pozisyonlarını belirlemek için kullanılamaz mıydı?
Zamana karşı mücadelede son sıralarda kalan, bagaj ve karpiye donanımlı amatör ötesi bisikletiyle yarışa giren bir sporcu, nasıl oldu da en ön sırada start aldı? Herhangi bir mantık kuralına uymaksızın, yarışmacılara gelişigüzel start verilmesi, zamana karşı yapılan yarışta güzel dereceler yapan bisikletçilerin iyi çıkış yapmasını engelledi ve kısa bir mesafe sonra ancak tek bisikletlinin yol alabileceği dar parkura girilmesi, yığılmalarla sonuçlandı.
Bunların olabileceğini düşünmek, çok mu zordu?
Üçüncü gün, "Noktadan Noktaya Yarışı"nın startı, kategorilere göre 5'er dakika arayla verilecekti.
Önce "Bayanlar" kategorisindeki sporcuları çıkış noktasına çağırdılar. Az sonra yeni bir anonsla, "Elitler" grubunun daha önce start alacağını duyurdular. Bu arada, yarışmaya katılan yabancı bir bisikletçi, asabı bozulmuş bir şekilde "Neden durmadan değişiklik yapıyorsunuz?" diye çıkışarak kızgınlığını belirtti. Tabii kimseden tıs çıkmadı ve yanıt veren yetkili bir vatandaş olmadı.
Zaten yarışma boyunca da istikrarsız, mantıksız, tutarsız ve sık sık değişen kararlar ile yığınla belirsizliklere tanık olduk.

Yabancılar esasoğlan, bizler ise figüran!

Yarış brifingi ve basın toplantısında düzen ve olaya hakimiyet yoktu. Bir bilgi veriliyor, söze Türkçe başlanıp İngilizce bitiriliyor; İngilizce söylenen Türkçe'ye çevrilmiyor; Türkçe anlatılan İngilizce'ye tercüme edilmiyor. Kimse konuşmacılara odaklanamadığı için ikili konuşmalar çoğalıyor, laçkalık başlıyor ve imdada belirlenmiş zaman yetişiyor...
Yarışın, uluslararası bir organizasyon olduğu ilan ediliyor ancak start noktalarında elektronik kronometre gözümüze ilişmedi. Bu nasıl iş?
Bitiş noktasına gelen sporculara, en azından nezaket icabı meyve suyu falan ikram edilir. Finiş çizgisini geçtiğimizde değil meyve suyu, bir damla su bile bulamadık. Etrafı sorgularken bir çocuk durumu fark etti ve kendi çabalarıyla bir yerlerden bulduğu suyu bana getirdi.
Yarışın bir çok sponsoru vardı. Hepsi olaya ticari kaygılarla yaklaştıkları için ikramlarını halka, izleyicilere sundular ve olayın gerçek emekçileri olan bisikletçileri kaale almadılar. Sporcular üç gün boyunca hırpalandıklarıyla kaldılar. Organizasyon komitesi ve sponsor firmalar, birazcık da sporcuları düşünüp en azından kapanış gecesinde yapacakları güzel bir organizasyonla hem kaynaşmayı sağlar, hem de biraz moral verebilirlerdi.
Federasyon başkanı diyor ki, "Tüm yabacı sporculardan, çıkan aksaklıklar için özür dilerim."
Eee haklı tabii, 100 kadar Türk sporcudan özür dilemesine gerek yok. Nasıl olsa onlar alışkın krizlere, aksaklıklara, organizasyon bozukluklarına... Adam yerine koymaya ne lüzum var onları canım!
Her kategoride ilk 15'e giren Türk sporculara harcırah verileceği ilan edildi. Kalanlar sporcu değil mi? Sen ödül değil, harcırah veriyorsun, neden böyle?

Parkuru tanımak isterken izci olduk, telef olduk!

Benim de içinde bulunduğum bir grup yarışmacıya parkur gezdirilecek. Bunun için görevlendirilmiş arkadaş, yanında iki yabancı sporcuyla geldi. Sözde parkuru beraber turlayacağız. Yol gösteren işret, levha gibi yönlendiriciler henüz yollara konulmamış. Bunlar önden yola çıktılar ve görevli parkuru iyi bildiği, yabancı sporcular da üst düzeyde sürüş yapabildikleri için bir çırpıda gözden kayboldular. Sanki yarışacak olan sadece bu iki yabancı, biz ise turistik seyahate geldik... Kaldık parkurun ortasında. Ne yöne gideceğimizi bilmeden, karmakarışık patikaların orta yerinde... Kızılderili gibi iz sürerek bir çıkış yolu bulduk. Yarış parkurunu tanıma amaçlı gezimiz, oryantasyon mücadelesine dönüştü. Bu ne biçim yarış alanı tanıtımı?
Belki küçük bir ayrıntı ama parkur içindeki su istasyonlarında görev yapanlar tek tarafa dizilmişler. Sağlı, sollu ve karşılıklı durmaları gerekmez mi? Kimi bisikletli sağ elini kullanır, kimisi ise solu... Parkur zaten bozuk, suyu ters eliyle alan sporcu dengesini rahatlıkla kaybedebilir.
Kısacası biz bacalardan periler yükselecek diye beklerken, hortlakların gazabına uğradık. Umarım, ilerideki organizasyonlar daha bilinçli ve uluslararası standartlara uygun olarak düzenlenir.
Bir de merak ettiğim, düzenlenen bu yarış gerçekten UCI'ın onayından geçti mi ve geçerli sayıldı mı?

demirtaszafer@hotmail.com

sixth man



Selim ATAZ

bilardo-mobil

Ali BAŞKAN



rikonunyeri