O DEDİ, BU KODU!!
KNICKS TARİHİNDEN
ENCORE
haftanın lafı, gafı ve safı...
TRANSITION
NBA'dan kısa kısa...
TÖRKİŞBASKETBOL
YUROBASKET
EFVAN
COURTSIDE
Bizi seyredenler, alkışlayanlar, yuh çekenler
vs.
|
(15
Eylül 2001, Cumartesi)
DEV
BİSİKLETKOLİK SHAQUILLE O'NEAL
"Kazaam"
filmini seyredenler bilirler; başrolde üç-beş bin yaşındaki modern
mizaçlı ve besili bir cin karakterini canlandıran Los Angeles
Lakers takımının şanlı şöhretli basketbol oyuncusu Shaquille O'Neal,
parke sahalarda sergilediği uçuş sanatını, sinemaseverlere enteresan
bir kalıpta takdim etmişti.
Geçmişte
benzerini destansı E.T. filminde seyrettiğimiz bir sahnede Shaq,
dev cüssesiyle üzerine kaykıldığı ve sahip olduğu cin kudreti
ile hurdahaş iken saf altına dönüşen babaç bir bisikletle, melekler
şehrinin Parliament mavisi semalarında, arkasından sarı kıvılcımlar
saçarak süzülüyordu.
Bisikletçi
gözüyle baktığınızda, Shaquille'in bisiklet üzerinde aldığı pozisyon,
sürüş tekniği ve pedallara basışı hiç de sakil durmuyordu (olumsuz
bir örnek verecek olursak; adını tam hatırlayamıyorum ama Kemal
Sunal'ın Almanya'da geçen bir filminde, evlendikten sonra müstakbel
eşiyle birlikte, düğün elbiseleri üzerlerindeyken, tandem bisiklete
kurularak kent sokaklarında cirit attıkları bir sahne vardı ki,
evlere şenlikti. Bisikleti, eşeğe biner gibi sürüyorlardı!)
Hem şanına,
hem heybetine yaraşır bir "özel yapım"
Konuyu dağıtmayalım,
Shaquille O'Neal'ın bisiklet olayıyla bağdaşımı, onun da bir bisikletkolik
olmasına dayanıyor. Bisiklet sevdası virüs gibi yapışmış adamın
yakasına bir kere, tedavisi imkansız. Öyle bir tutku ki bu, sahip
olduğu heybetli gövdeye (143 kilo ağırlık, 2.16 metre boy) uygun
bir bisiklet bulamamış ve tam 25.000 dolar sayarak zatına mahsus
bir çiftteker yaptırmış. Connecticut menşeli Cannondale marka
bu iriyarı aracın sürücüyü taşıyan kadrosu, anormal ölçülerdeki
aşırı etli boruların birleştirilmesiyle imal edilmiş. Aşağı yukarı
her komponenti, Shaquille için" terzi usulü" üretilmiş.
Mesela tekerlekleri çok hafif fakat dirençli karbon-fiber malzemeden
yapılmış. Pedalları, palet iriliğindeki 22 numara ayaklarını barındırabilecek
yapıda tasarlanmış (benim ayak numaram 45 ve ABD ölçüsünde 11
numara ayakkabı giyiyorum, varın gerisini siz hesaplayın artık!)
Antrenman
amacıyla kullandığı sabit bisikletlere sevgiyle bağlanan O'Neal,
bu ateş pahası velespitin siparişini verdikten sonra, konuya anlamsız
aşırılıkta ilgi gösteren gazetecilere şöyle bir yorum yapmış;
"Ne oluyorsunuz? Fransa Bisiklet Turu'na katıldığım veya
dağ bisikleti pistlerine gideceğim falan yok!"
Aslına bakarsanız Shaquille O'Neal, IMBA (Uluslararası Dağ Bisikletçiliği
Örgütü) organizasyonuna kayıtlı bir dağ bisikleti kullanıcısı.
Robin Williams, Madonna gibi ünlü ve etkili şahsiyetlerin de üye
olduğu bu örgütün düzenlediği ve "bisiklet kullanımının,
bisikletli yaşamın" özendirildiği her türlü aktivitede Shaq
etkin görevler alıyor.
NBA'de "bisikletkolik" bol!
Bu nevi faaliyetlerde rol alan tek NBA yıldızı Shaq değil. Vakti
zamanında Boston Celtics takımının kadrosunda yer alan Sherman
Douglas (halihazırda New Jersey Nets takımı oyuncusu, Nisan ayında
sağ baş parmağından geçirdiği ameliyatın ardından sezonu kapatmıştı),
Dee Brown (o da sabık Boston oyuncusu diye hatırlanır, Toronto
üzerinden geldiği Orlando'nun Magic ekibinden pek taze emekli
oldu) ve Robert Parish (yine Boston'dan bir efsane; "The
Chief" lakaplı ve "00" numaralı formayı taşıyan
Celtics ikonu) biraraya gelerek emniyetli bisiklet sürüşü üzerine
nasihatler içeren, koruyucu kask takmanın faydalarını, uyulması
zorunlu trafik kurallarını ve erişkinlerin çocuklara iyi birer
örnek olması gerektiğini izah eden kısa filmlerde boy göstermişlerdi.
Amerika'da
ikamet eden okurların gözünden kaçmamıştır; bir ara Shaquille
O'Neal ile yakın irtifadaki meslektaşı Hakeem Olajuwon (17 yıl
Houston Rockets takımına hizmet verdikten sonra bu sezon Toronto
Raptors'a geçen emektar yıldız), iki kişinin aynı anda binmesi
için tasarlanmış "Tandem" bisikletin üzerine kurulup,
kafalarına da enteresan pervaneli şapkalar geçirip Taco Bell firmasının
(Meksika yemekleri satan hazır yemek zinciri, bizim Tatlıses Lahmacun
gibi birşey) televizyon reklamlarında varyete yapmışlardı. (Meraklısı
için kısa bir bilgi aktarayım; söz konusu reklam filmini, bir
diğer NBA aşığı, New Yorklu yönetmen Spike Lee yönetmişti.) Bir
not da pervaneli şapkalarla ilgili; galiba bu eksantrik başlığı
Donald Duck çizgi romanlarındaki sivri zekalı fakat dalgın mucit
Profesör Gyro Gearloose'un bir icadı olarak görmüştüm.)
İki kişilik
bisiklet Tandem'e binmek göründüğü gibi kolay değildir, senkronizasyon
ister, yetenek ve tecrübe gerektirir. Bu durumu göz önüne alarak
ve düz mantık yürüterek, "Hakeem Olajuwon da NBA kökenli
bir bisikletkoliktir" sonucuna varabiliriz sanırım.
Evet kıymetli
okurlar, gördüğünüz gibi bisiklet aşkı yaş, cinsiyet, ırk, boy,
pos, istiap haddi dinlemiyor. Birkaç kez bu zevki tadan, artık
ondan vazgeçemiyor. Bana inanmıyorsanız, bari hayran olduğunuz
NBA yıldızlarına kulak verin ve bir an önce birer bisiklet edinin.
Sağlıklı ve
bisikletli günler dileğiyle.
EN BÜYÜK
ZAFER, HİÇ DÜŞMEMEK DEĞİL
HER DÜŞÜŞTE KALKABİLMEKTİR
Amerikalılar
hadiseleri birbirine bağlamaya, olayların benzer yönlerini ön
plana çıkarmaya bayılırlar. Lance Armstrong fenomeninde de aynı
üsluba rastlıyoruz. "Üç" sayısının kerametinden yola
çıkarak, Fransa Bisiklet Turu'nu üçüncü kez kazanan Lance Armstrong'un,
trompet mütehassısı Louis Armstrong ve uzay kovboyu Neil Armstrong'un
ardından, aynı soyadı taşıyan üçüncü ulusal kahraman olduğundan
bahsediliyor. Haksız da değiller hani. Aşağıdaki başarı öyküsünü
okuduktan sonra sizin de bu fikre katılacağınıza eminim.
Lance'in
yükselişi
Klasik
bir giriş olacak ama gerçekten de Lance Armstrong, 1971 senesinin
ılık bir Eylül gününde, Texas eyaleti sınırlarındaki Dallas kentinin
varoşlarında dünyaya gelmiş. Babası doğumundan kısa süre sonra
aileyi terk ettiği için, minik Lance, annesinin ve sürekli iletişim
çatışmaları yaşadığı üvey babasının yanında büyümüş. Gelişme çağında
ebeveynlerinden yeterli ilgiyi göremediği için, içe dönük, bağımsız
ve kendine yetebilen bir karakter edinmiş.
14 yaşında bisiklet sporuna meyleden Armstrong, atletik kariyerine
"triatlet" olarak başlamış. İlk profesyonel kontratını
Ağustos 1992'de Motorola takımı ile imzalamış. 1993'te Philadelphia'da
düzenlenen USPRO şampiyonasını kazanmasının ardından, yaşadığı
ilk Fransa Bisiklet Turu deneyimini, Verdun etabını birinci bitirerek
renklendirmiş. Aynı sezon Oslo'da, dünya yol yarış şampiyonu unvanına
erişerek, kariyerine sıradışı bir ivme kazandırmış.
Dikkatinizi çekerim; Armstrong, II. Dünya Savaşından beri bu şampiyonluğu
elde eden en genç bisikletçi olmuştu ve sürüş yeteneği, efsane
bisikletçi Greg LeMond ile kıyaslanmaya başlamıştı.
Kariyerinin
zirvesinde gelen çelme
Kariyerindeki
yükselişi zirveye doğru devam ederken, 1996 yılının sonlarında
Armstrong, ölüm olgusu ile karşı karşıya geldi. Aynı senenin Nisan
ayında Flèche Wallone klasiğini zaferle tamamlayan sporcuya, yumurtalık
kanseri teşhisi kondu.
İllet hastalık karın bölgesine, ciğerlerine ve beynine kadar sıçramıştı.
Alelacele yapılan ameliyatın ardından, aylarca sürecek kemoterapi
tedavisi başlamıştı.
Armstrong, inanılmaz bir enerjiyle kansere karşı savaş verdi.
Bisiklet sporundan 518 gün ayrı düştükten sonra, Şubat 1998'de
yarışlara geri döndü. Başlangıçta ideal sürüş ritmini ve balansını
bulmakta güçlük çektiyse de, konsantre idmanların ve yorucu çalışmaların
ardından tekrar formunu kazanmaya başlayan Armstrong'u, zaten
olağandışı hikayelerden hoşlanan Amerikan halkı, hemencecik bağrına
basıverdi.
Bir savaş,
iki başarı inşa etti
Kuşkusuz bu
geri dönüş öyküsü görünenden daha derin anlamlar taşıyor. Kanser
deyip geçmeyin, bu felaketi yaşayan bilir. İnsanlar, başarılı
bir tedavi geçirip kanseri yenseler bile, onunla yaşamaya devam
ediyorlar. Bırakın bisikletçilik gibi son derece ağır bir sporu
sürdürmeyi, gündelik hayatı bile son derece dikkatlice ve diken
üstünde devam ettiriyorlar.
Fiziksel rahatsızlıkların, sporcular üzerinde yarattığı psikolojik
etkilerden de bahsetmek gerekli. Kanser öncesinde Lance Armstrong'un
yaşam çevrimi, bisiklet tekerlekleri üzerinde dönmekteydi. "Bisikletçi",
onun için bir sıfat değil, kendi ismiydi. 1996'daki ürkütücü durum,
bu döngünün içine çomak sokarak Armstrong'u
"bisikletçilik"ten uzaklaştırıp "kanser hastası"
konumuna sürükledi.
Önemsediğiniz ve tüm düzeninizi üzerine kurduğunuz tek şey elinizden
zorla alınırsa ne yapardınız? Savaşırdınız!
Armstrong da kanseri altedebilmek için bir testisini kaybetti
ve vücudunun diğer bölgelerine de bulaşan lanetin kökünü kazımak
üzere agresif bir kemoterapi tedavisine girişti. Adını taşıyan
kanser araştırma vakfı kurdu. Sonuçta, kanser öncesi yaşantısını
domine eden "bisiklet", varlığının tek gerekçesiyken,
şimdi sürdürdüğü çok yönlü yaşamın çeşitli yüzlerinden biri haline
geldi.
Armstrong hala dünyanın en prestijli sporcularından birisi. Lakin
kanser ona yitirdiklerinden daha fazlasını kazandırdı. Artık bastığı
her pedal, insanlara umut dağıtıyor, örnek oluyor.
Tamamımızın bildiği üzere, 1999'daki ilk Fransa Turu zaferinde
Armstrong, dağları çevreleyen sarp tırmanış ve zamana karşı mücadele
etaplarında tüm rakiplerine toz yutturarak yarışı domine edip,
son gün Paris'te koşulan geleneksel Champs-Elyseés etabında, omuzlarında
dalgalanan Amerikan bayrağı ve elinde şampanya kadehi ile hayranlarını
selamlamıştı.
O sırada aynı coşkuyu duyan iki özel kadın, VIP bölümünde ayağa
kalkmış, gururla şampiyonu alkışlıyorlardı: Sağlığı ve hastalığı
boyunca yanından ayrılmayan annesi ve daha doğmamış çocuğunu karnında
taşıyan eşi...
2000'e gelindiğinde tüm otoriteler Armstrong'a "kesin favori"
gözüyle bakıyorlardı ve tahminler boşa çıkmadı. 2001'de yine düzen
bozulmadı, iki yıldır hayranlık ve takdirle izlenen film, üçüncü
kez tekrar gösterime girdi.
Efsanenin
ardındaki gizli kahramanlar
Aslında bu
yazıda, Armstrong'un başarı öyküsünün medyaya pek yansımayan yönüne
de odaklanmak istiyorum.
Hatırlatmak isterim, Fransa Turu sadece bireysel çabayla kazanılamaz.
Öykünün esas erkeği Lance Armstrong olduğu için, bu güzel eserin
prodüktörleri geri planda kalıyorlar.
Mesela emekli Belçikalı bisikletçi ve US Postal takımının direktörü
Johan Bruyneel... Yani Armstrong'a "Fransa Turunu kazanma"
hedefini belirleyen adam. Bakınız; hedef katılmak değil, yarışı
birinci bitirmek! Halbuki Armstrong'un bu fikre karşı çıkmak için
her türlü sebebi vardı o dönem. Kendini hiç kimseye kanıtlama
zorunluluğu yoktu. Zaten en görkemli zafer olan yaşam savaşını
kazanmış, tedavi olmuş ve hayatını yeniden düzene koymaya çalışıyordu.
Sadece tura katılması bile şapka çıkartılacak bir hareketti. Yarışı
sonunda sarı mayoyu sırtına geçirmek ise ütopyaydı.
Ardı sıra ulaşılan üç zaferin kotarılmasında Armstrong'un takım
arkadaşlarının önemli payları var. 1997 yılında, şampiyonun takımı
US Postal Service ilk kez Fransa Turuna katıldığında, Lance Armstrong
Teksas'daki evinde kanser ile savaşıyordu. O sene takımın göstermek
istediği en büyük başarı, George Hincapie'nin açılış etaplarında
Sarı Forma'yı giymek için verdiği mücadeleydi. Hincapie amacına
çok yaklaşmış fakat başaramamıştı. O sene takımın dokuz sürücüsün
de yarışı sonuna kadar götürebilmesi, USP takımı için diğer büyük
heyecan verici olaydı.
Oysa son üç yıldır, Armstrong'un karizmasının etkilerini takım
üzerinde hissedebiliyoruz. Takım arkadaşları kendilerini düşünmeden,
Armstrong'un liderliğini korumak için çok çalışıyorlar ve görevlerini
hatasız gerçekleştiriyorlar. Başarının keyfini de, turun son etabında
yarışmacı topluluğunu yönlendirmek, şampiyonun yanına yaklaşmak
isteyen kimseye göz açtırmamak için fedailik yapmak ve oluşturdukları
rüzgar koridoruyla sarı mayonun sahibi Lance Armstrong'u sürükleyip
finiş çizgisine götürmek amacıyla, pelotonun ön cephesini parselleyerek
çıkartıyorlar.
ABD Posta
Hizmetleri'nin vefası ve desteği
Laf buraya
gelmişken, US Postal Service takımından sözetmemek olmaz. 1998
yılında, herkes Armstrong'a sırt çevirmişken, Amerikan Posta Hizmetleri
takımı ona ihtiyacı olan tüm desteği sağlayarak belki de takım
için en iyi yatırımı yaptılar.
Armstrong, sık sık yarışlara katılmaktansa her gün düzenli antrenman
yaparak form tutmayı tercih ediyor. Üç kez arka arkaya şampiyonluk
kazandıran bu idman stratejisinin mimarı koç Chris Carmichael'in
programı; haftanın yedi günü "düşük şiddette uzun süreli
eksersiz yapma" (aerobic) temeline dayanıyor ve kaslardaki
laktik asit oluşumunu yapılandırıyor.
Bisiklet üzerindeyken ağırlıklı olarak yokuş yukarı çalışan Teksaslının
günlük bazda iki ila sekiz saat arasında yaptığı antrenmanlarının
niteliğini yönlendiren beş değişik bileşen var. Bu bileşenler;
o gün kullanılacak vites kombinasyonları, idman yoğunluğuna göre
ölçülen nabız, pedal çevirme ritmi, egzersizler arasındaki duraklamalar
ve idmanın zorluk derecesi. Bisiklet sürüşleri dışında Armstrong,
sadece karın ve kalça bölgesine yönelik ağırlık çalışması -vücudun
üst kısmı için ağırlık çalışmıyor- ve jogging yapıyor.
***
Dijital tasarım araçları, her alanda olduğu gibi bisiklet sektöründe
de başarıya ulaşabilmenin vazgeçilmez şartı. "TREK"
markası telaffuz edildiğinde gerçek bir bisiklet tutkunu kayıtsız
kalamaz, heyecanlanır. Armstrong, katıldığı Fransa Bisiklet Turlarında,
TREK firmasının bünyesindeki ACG (Advanced Concept Group) tarafından,
özel bir endüstriyel dizayn yazılımı kullanılarak tasarlanan üç
ayrı bisiklet kullandı. Tur boyunca geçilecek yolların karakteristiklerine
göre hazırlanan bisiklet modellerinden birincisi düz yol etaplarında,
hafif malzemeden üretilen ikincisi dağ etaplarında ve üçüncüsü
zamana karşı mücadele etaplarında kullanıldı.
Lance Armstrong
adı, artık bir simge
Hayatlarını
belirlenmiş hedefler doğrultusunda yaşayan her bireyin ulaşmak
istediği son durak, ebediyet terminalindedir. Ancak oraya giden
vesaitlere bilet bulmak zordur. Armstrong'un rezervasyonu şimdiden
teyit edilmiş gözüküyor. Neden mi?
Bakın kendisi de prostat kanseri ile boğuşan New York Valisi Rudolph
Giuliani, Fransa Turu'nun ardından Manhattan'ı ziyaret eden şampiyonun
şehre ayak bastığı tarihi "Lance Armstrong Günü" olarak
ilan etti.
Sporcuların isimleri taşınmaz metalara verilmeye başlandı mı,
o kişi evrensel niteliklere ulaşmış demektir. Şubat ayında Armstrong
ve Nike firmasının başkanı Phil Knight, şirketinin Oregon'daki
dünya kampüsüne eklenen yeni bir tesisin, yani "Lance Armstrong
Spor ve Form Merkezi'nin" tanıtımını yaptılar.
Yazdığı "It's Not About the Bike: My Journey Back to Life"
adında, yaşam, ölüm, aile, düşüşler ve zaferler üzerine bir kitabı
ve "The Lance Armstrong Performance Program" isminde,
antrenmanlarını, çalışma prensiplerini, performans arttırıcı yöntemlerini
anlattığı bir başvuru kaynağı var.
Testis ve diğer kanser türlerinin araştırılması ve erken teşhisinin
yaygınlaştırılması için faaliyet gösteren, kansere yakalandıktan
kısa süre sonra kurduğu "Lance Armstong Foundation"
adlı bir vakfı var.
En önemlisi de, hiç tanıma fırsatı bulamayacağı yığınla insana
esin kaynağı olup; başardıklarıyla kanser ve diğer hastalıklarla
pençeleşen dertli insanlara mücadele ettikleri illetin üstesinden
gelebilmek için ihtiyaç duydukları umudu, dayanma gücünü ve motivasyonu
sağladı.
Takdirler, saygılar ve alkışlar sana Armstrong.
Bu yazıyı,
kanserin alıp götürdüğü güzel insan Bultay Öğretmen'e ithaf ediyorum.
S.A.
atazs@superonline.com
(30
Temmuz 2001, Pazartesi)
TOUR DE
LANCE!
(Tour
de France'ın kuralları ve kısa tarihçesi bu makalenin altındadır)
Fransa Bisiklet
Turu, rekabete dayalı bisiklet sporları sözkonusu olduğunda, gücün
ve dayanıklılığın sınandığı en çetin er meydanıdır. Bu yıl 7 Haziran-29
Temmuz
arasında 88'incisi gerçekleştirilen turun geçilen toplam 3.454
kilometrelik yirmi değişik etabında; dünyanın en seçkin bisiklet
sporcuları dağlarda, vadilerde, şehir caddelerinde pedal basarak
kafa kafaya yarıştılar.
10 düz etapta pedal basılan, 3 orta dereceli ve 4 yüksek dağ etabında
yokuş tırmanılan, ikisi bireysel ve birisi takım kategorisinde
zamana karşı mücadele edilen Fransa Bisiklet Turu'nun son gününde
Paris'te koşulan geleneksel Champs-Elysées etabında, iki yıldır
yaşanan görüntüler tekrarlandı.
US Postal Service (Amerikan Posta Servisi) takımı, sarı mayonun
sahibi Lance Armstrong'a fedailik yapmak için pelotonun ön cephesini
parselleyerek hem yarışmacı topluluğunu yönlendirdiler, hem de
Armstrong'un yanına yaklaşmak isteyen kimseye göz açtırmadılar.
Ve meşakkatli geçen 23 günün ardından Armstrong, arka arkaya üçüncü
kez dünyanın en prestijli bisiklet yarışını zaferle sonuçlandırdı.
Kimse zorlayamadı
bile...
Amerikalılar
bu başarıya öyle alıştılar ki, Fransa Turu'nu artık "Tour
de Lance" adıyla anıyorlar. Hat-trick yapan Armstrong, bu
son zaferiyle Jacques Anquetil, Eddy Merckx, Bernard Hinault ve
Miguel Indurain gibi efsane isimlerin yer aldığı, Fransa Turu'nu
üç veya daha fazla kez kazanan elit sporcular kategorisine de
adını yazdırdı.
Bu seneki tur sırasında, kimse Armstrong'un yanına yanaşamadı.
Şampiyonun 6 dakika 44 saniye gerisinde kalan Alman bisikletçi
Jan Ullrich ve takımı Team Deutsche Telekom, yarışa her zamankinden
daha iyi hazırlanmışlar ve turu kazanma iddiasındaydılar. Ancak
tırmanma etapları bittiğine ortaya çıkan sonuç bu güveni çürütmeye
yetti ve Teksaslı bisikletçinin ne kadar muteber bir sporcu olduğu
da zabıtlara geçti.
Dağ etapları boyunca Armstrong, kaptığı liderliği öldürücü ataklarıyla
takviye etti ve Cuma günkü zamana karşı yarış mücadelesinde kazandığı
dördüncü etap galibiyetiyle de olası rakiplerinin havalarını boşaltarak,
herkesin umut ışıklarını besleyen santrali dinamitledi.
Başarılı
takımlar ve bisikletçiler
Turun ilk
haftası, yarışmacıların dengesini bozan sert çapraz rüzgarlar
ve tehlikeli yollarda geçti. Onu, Alp ve Pirene dağlarının çevresini
saran sarp yokuşlar izledi. Ardından, Fransa'nın orta kesimini
Paris'e bağlayan, sıcak ve nemli havanın dalgalandırdığı yolların
altı gün süreyle kat edilmesiyle, bisikletçiler başkenti kuşattılar.
Fransa Bisiklet Turu'nda 144 sporcu finiş çizgisini görebildi.
KELME - COSTA BLANCA takımlar kategorisinde birinciliği kazanırken,
genç sürücülerin en iyisine verilen beyaz formayı aynı takımdan
Oscar Sevilla kaptı.
CSC - TISCALI takımından Laurent Jalabert, tur boyunca sergilediği
saldırgan sürüş tarzıyla iki etabı lider bitirdi ve hem en mücadeleci
sürücü seçildi, hem de Kırmızı Benekli "Dağların Kralı"
Forması ödülüne layık görüldü.
TEAM DEUTSCHE TELEKOM takımından Erik Zabel, puan sınıflandırmasında
birinciliği alarak yeşil formayı sırtına geçirdi.
Lance Armstrong
adı, geleneğin önüne geçti
Tur sırasında
gözlemlediğimiz olay, Lance Armstrong'un çizdiği "karizmatik
kişiliğin" ve "kanseri yenerek başarılar kazanmış sporcu"
profilinin, Fransa Bisiklet Turu organizasyonunun önüne geçmiş
olmasıydı. Doğal olarak tüm spor branşlarında olduğu gibi, bu
tür organizasyonlar, bazı ilahların ortaya çıkmasına olanak sağlıyor.
Ancak sporcuların, bir başlarına organizasyonları gölgeleri altında
silik bırakmaları pek alışılmış bir hadise değil. Tabii bisikletçiliğin
bireysel bir spor dalı olmasının, Armstrong fenomeninin yaratılışına
katkısı büyük.
Adamın vakti zamanında ciğerlerinde 12, beyninde iki tümör ve
kanserin tahrip ettiği limon boyutunda yumurtalığı varmış. Zaten
bunların üstesinden gelebilmiş bir ademoğluna, herhalde Alplerin
dik yokuşları çocuk oyuncağı geliyor diye düşünüyor insan.
İnanın Fransa Turu, beklenildiği gibi çok durağan geçti. Doping
çalkantılarından etkilenmeyen ve bisiklet sporunun bu ağır lekeden
temizlenmesi yolunda büyük bir adım atılmasını sağlayan organizasyonda
tek bahsedilesi olay, geçen sene de temcit pilavı gibi önümüze
sunulan "Armstrong, kanser, zafer" üçlemesiydi. Eğer
meraklıysanız, tur hakkında yorumları okumak üzere, medyada çıkan
yazıları taramış ve yazılanları görmüşsünüzdür. O yüzden zaten
bildiğiniz şeyleri tekrar tekrar yazmak istemiyorum.
Digitürk'e,
NBA'den sonra Tour de France'ta da kırık not!
Eh, bize de bundan
sonraki yazıda Lance Armstrong üzerine bir makale döşenmek düşer.
Unutmadan, Digitürk yetkillerine söylemek istediğim bir çift laf
var. Böylesine önemli yarışmaları anlatan kişilerin, hakkında saz
çaldıkları konularda bilgi birikimine sahip olmaları gerekir diye
düşünmekteyim.
Sadece ekrandan sporcunun adını, milliyetini, takımını, derecelerini
okuyarak; geçtikleri yerlerin güzelliklerini anlatarak, ya da orijinal
anlatımı yapan yorumcunun laflarını tercüme etmeye çalışıp çorba
gibi cümlelerle ahkam keserek bu iş olmaz.
Bisikleti bilmeden, adamları tanımadan ve Fransa Turu'nun önemini
kavramadan, sadece "Eurosport'u Türkçe yayınlıyoruz!"
propagandasını doğrulamak amacıyla, laf olsun diye oraya bir adam
koymakla kotarılmaz bu kabil hadiseler.
Ya hiçbir fikrin olmayan bir konuda Türkçe yayın yapıp rezil olma,
ya da bul bu meselenin ruhunu bilen bir elemanı; bisikletseverlere
güzel bir hizmet götürmüş ol.
Boru değil bu, Fransa Turu!
Biraz saygı lütfen...
atazs@superonline.com
TOUR DE FRANCE - KURALLAR VE KISA TARİHÇE
Fransa Bisiklet
Turuna katılan sürücüler ve takımlar, aşağıdaki beş klasmanda
yarıştılar:
1. Bireysel
Zaman Klasmanı
2. Bireysel Puan Klasmanı
3. Bireysel En İyi Tırmanıcı Klasmanı
4. Genç Sürücüler Klasmanı
5. Takım Zamanı Klasmanı
6. En Mücadeleci Sürücü Klasmanı
1. Bireysel
Zaman Klasmanı'nın sonuçları, her sürücünün 20 etapta elde
ettiği zamanların toplanması ile belirleniyor. Alınan cezalar
ve kazanılan zaman ödülleri, toplam zamanın hesaplanmasında dikkate
alınıyor. Bu klasmanda lider olan sürücü, Sarı Formayla ödüllendiriliyor.
Ödül formanın
sarı renkte seçilmesinin nedeni, Fransa Turu'nun yaratıcısı ve
organizatörü L'Auto gazetesinin sarı renk sayfalara basılmasıydı.
Günümüzde "Société du Tour de France" adlı kuruluş tarafından
organize edilen Fransa Turu'nun ilki, 1903'te L'Auto gazetesinin
direktörü ve editörü Henri Desgrange'ın girişimleri ile gerçekleşti.
İlk kez 1919'da başlatılan sarı forma uygulaması, bir gazetecinin,
o zamanki tur yönetimine, lider sürücünün pelotonda gözle daha
kolay seçilebilmesi için istekte bulunmasının ardından başladı.
Fransa Turu tarihindeki ilk sarı formayı, 19 Temmuz 1919 sabahı,
Grenoble etabı öncesi, Fransız Eugene Christophe almıştı.
2. Bireysel
Puan Klasmanı'nın sonuçları, her sürücünün etap sonunda elde
ettiği bireysel puanların toplanması ile belirleniyor. Zaman cezaları
ve etapların özelliklerine göre belirlenmiş puanlama sistematiği
dikkate alınıyor. Sürücülerin düz etaplardan, inişli-çıkışlı etaplardan
ve dağ etaplarından kazandıkları puanlar farklı farklıdır. 1953
yılında tur direktörleri, bu klasmandaki lider sürücüyü yeşil
forma ile ödüllendirerek fark edilir hale getirmeye karar verdiler.
Yeşil formayı kazanan ilk sürücü İsviçreli Fritz Schär olmdu.
Ancak Schär, 1953'teki ilk etap sonunda sarı forma giymeye de
hak kazandığı için, yeşil formayı üzerine ilk geçiren, ilk etabın
ikincisi Hollandalı Wout Wagtmans'tır. 1905-12 arasında Fransa
Turu galipleri, aldıkları puanlara göre belirlenmekteydi. Etapları
bitirdikleri sıraya göre puanlandırılan yarışmacılardan (birinci
1, ikinci 2 puan vs.) tur sonunda en düşük puana sahip sürücü
yarışmayı kazanıyordu. Daha sonra bundan vazgeçildi. 1953-58 döneminde
de benzer bir sistem, bireysel puan klasmanı hesaplamaları için
kullanıldı.
3. Bireysel
En İyi Tırmanıcı Klasmanı'nın sonuçları, tüm dağ ve tepe etaplarında
kazanılan puanların toplanması ile belirleniyor. Puanlama sistematiğinde,
etaplarda tırmanılan dağ ve tepe eğimlerinin zorluk dereceleri
de göz önüne alınıyor. Kırmızı benekli "Dağların Kralı"
forması ilk kez 1975'te ortaya çıkmış ve bu formayı ilk giyen
Hollandalı Joop Zoetemelk olmuştur.
4. Genç
Sürücüler Klasmanı, 25 yaş altı sürücüler için geçerli. Bu
klasmanının şartlarına uyan ve bireysel zaman klasmanının sonuçlarına
göre en üst sırada bulunan yarışmacı, günlük etapların sonunda
genç sürücüler klasmanının günlük lideri, final etabın sonunda
ise bu klasmanı kazanan yarışmacı olur. Genç sürücüler ile ilgili
ilk uygulama 1975'te yapıldı ve beyaz forma ödülünü ilk kazanan,
İtalyan yıldız Francesco Moser oldu. 1983'ten 1986'ya kadar bu
klasman, Fransa Turu'na ilk kez katılan sürücülere açıktı. 1987
yılında, şimdiki şekliyle uygulanmaya başlandı. 1997'den bu yana
da, 1995 Fransa Turu sırasında hayatını kaybeden İtalyan sürücü
Fabio Casartelli anısına veriliyor.
5. Takım
Zamanı Klasmanı sonuçları, tüm etaplar için her takımın en
iyi üç bireysel zamanlarının toplanmasıyla belirleniyor.
6. En Mücadeleci
Sürücü Klasmanı'nda ise ödül, tur sırasında en fazla çaba harcayan
ve sportmenlik sergileyen sürücüye veriliyor. Organizasyon yönetimi
tarafından oluşturulan jüri heyetinin düz yol etapları sırasında
verdiği puanlar, bu klasmanın galibini belirliyor. Bu ödülü kazanan
yarışmacının giyeceği özel bir forma yok. Ancak kırmızı fon üzerinde
yer alan beyaz yarışma numarası, bu sürücüyü diğerlerinden ayırır.
Diğer yarışmacıların numaraları beyaz fon üzeride siyah renktedir.
atazs@superonline.com
Köpekler
bisiklet sevmez!
(6 Temmuz
2001, Cuma)
Bu kez bahsedeceğim konu hayvanseverleri biraz rahatsız edebilir,
ancak "köpekler insanın en iyi dostudur" tezinin her
ortamda doğruyu yansıtmadığını, bisiklete binenler çok iyi bilirler.
Köpekler, bisikletçiler için trafikten sonra gelen, nereden ve
ne zaman ortaya çıkacağı belirsiz en büyük tehlikedir. Amerika'da
yapılan istatistikler, bisiklet kazalarının %50'sinin sürücülerin
kendi kendilerine düşmesinden, %17'sinin motorlu araçlar ile çarpışmalarından,
%16'sının diğer bisikletçilerle çarpışmalarından, %8'inin köpekler
ile çarpışmalarından ve %9'unun da diğer sebeplerden kaynaklandığını
göstermektedir. Birleşik Devletler'de sahipsiz ve başıboş köpeklerin
az sayıda olduğunu göz önüne aldığımızda, ülkemizdeki durum daha
ciddi boyutlardadır.
Nedir bu
hayvanın derdi...
Köpeklere
karşı etkili mücadele edebilmek için onların davranış biçimleri
hakkında bilgi sahibi olmak gerekir. Köpeklerin doğasında, diğer
yırtıcı hayvanlarda
olduğu gibi, yiyecek için avlanma içgüdüsü saklıdır. Hazır yiyecekler
ile beslendiklerinden beri avlanmaya gerek duymayan köpeklerin
canları sıkılır ve kendilerine alternatif eğlenceler ararlar.
Köpekler size ve altınızdaki gösterişli bisiklete, "çekici
bir oyun aracı" veya "potansiyel yiyecek" gözüyle
bakarlar.
Yanlarından geçerken kendilerine ait bölgeyi istila ettiğinize
ve mutlaka incelenmeniz veya kovalanmanız gerektiğine inanırlar.
Bazıları sadece meraklıdır. Tuhaf bir aletin üzerine binmiş, garip
giysiler içindeki yabancıyı keşfetmek isterler ve sizinle tanıştıktan
sonra bir daha rahatsız etmezler.
En tehlikeli köpekler, kovalamak ve hatta saldırmak üzere eğitilenlerdir.
Sahipleri, kimi zaman zevk olsun diye, bir işaret vererek onları
bisikletlilerin üzerine salarlar.
Bir de intikam peşinde olanlar vardır. Geçmişte bisiklet sürücüleri
ile tatsız deneyimleri bulunan bu köpekler, yaşadıkları olayın
acısını sizden çıkartmaya çalışırlar.
Nelere
hazırlıklı olmalısınız
İşin kovalama
ve saldırı kısmında, köpeklerin değişik tarzları vardır. Kimileri
sadece havlar ve hiçbir harekette bulunmaz. Bazıları, kendi dolaşım
sınırlarını geçtiğinizde takibi sona erdirirler. Belirli bir mesafe
bırakıp havlayarak izleyenler; etrafınızda dolaşarak koşanlar
da vardır. Direkt bisiklete odaklanıp sürücüyü düşürmeyi hedefleyen,
bisikletin önüne geçerek sizi durdurmaya çalışan, çalıların arasına
usulca saklanıp aniden ön tekerleğinize doğru zıplayan ve ne yapacağını
kendi de bilmeyen köpek karakterleri ile karşılaşmak da mümkündür.
Köpek saldırılarında uygulanacak en basit strateji, pedallara
yüklenip, kaçmaktır. Tabii formda ve antrenmanlıysanız...
Köpekler çoğunlukla sesli komutlara tepki verirler. Abartılı bir
"Hoşt!" çığlığı, size kaçmak için zaman kazandırabilir.
Yumuşak bir ses tonuyla "gel kuçu kuçu" veya "ooo
cici köpek" diyerek yaklaşmak, kafalarını karıştır çoğu zaman.
Bu tavrınız onlardan ürkmediğinizi, oyuna katılmayacağınızı gösterir
ve kovalama işinin zevkini kaçırır. Bir de "Otur!" komutunu
denemelisiniz. Köpek eğitimli ise bu komutu mutlaka anlayacaktır.
Güzergahınızda her zaman karşılaştığınız bir köpek varsa, durup
onu yakından tanımak ve dost olmak da iyi bir yöntemdir. Su matarası
bazen mucizeler yaratabilir. Mataranızı sıkarak suratına fışkırtacağınız
su, hedefe kilitlenmiş bir köpeğin geri çekilmesini sağlar.
Birkaç
tedbir daha...
Köpekler yüksek
sesten nefret ederler. Tecrübeli bisikletçiler yanlarında yüksek
ses çıkaran aletler veya "ultrasonik köpek caydırıcısı"
taşırlar. Yüksek ses çıkaran aletlere bir süre sonra alışabilen
köpekler, caydırıcıdan ise her zaman rahatsız
olurlar. Gelişmiş ultrasonik teknolojisini kullanan bu cihaz,
sadece köpekler tarafından duyulabilen, rahatsız edici, güçlendirilmiş
yüksek ses üretir.
Saldırıda bulunan köpek başıboş değil ise durup sahibiyle konuşmak
kalıcı bir çözüm yaratabilir. Bu görüşme sırasında sinirli ve
saldırgan tavırlardan kaçınmanızı öneririm. Öfkelenmeden, köpeğin
yaratacağı tehlikeleri ve size verebileceği zararları anlatın
sahibine. Büyük ihtimalle bu kötü davranışı yüzünden köpeğini
cezalandıracak ve olayın bir daha tekrar etmemesini sağlayacaktır.
Ne yaparsanız yapın, ama sakın bisikletinizi köpeğin üzerine sürerek
ondan kurtulmayı denemeyin. Mutlaka dengenizi kaybedip düşersiniz
ve oyunu rakibiniz kazanır.
Farz edelim yere kapaklandınız ve saldırgan köpeğin size doğru
taarruza geçtiğini gördünüz. Hemen bisikletinizi kavrayıp, ayağa
kalkın ve onu kendinizle köpek arasında bir set oluşturacak şekilde
tutun. Bu hareket, mütecaviz çomarın size ulaşmasını engelleyecektir.
Okurken kolay gibi gözüken teknikleri uygularken dikkat etmeniz
gereken en önemli nokta, herşeye rağmen hakimiyetinizi korumaktır.
Özellikle grup halinde dolaşıyorsanız, bisikletinizin kontrolünü
kaybetmemeye çalışın. Köpekle uğraşırken akan trafiği göz ardı
etmeyin.
Daha dişli
köpekler ve gaddar bisikletçiler
Tüm ince stratejilere
aldırmayan, sivri metalli boyunluk takan, iri cüsseli bir köpek
tarafından kovalanıyorsanız, size önerebileceğim en son çare dua
etmeye başlamaktır!
Her bisikletseverin, fanatik birer hayvansever ve doğasever olduğunu
sanıyorum. Bu yüzden köpeklere fiziksel tepki verilmesine de karşıyım.
Köpeklerin takibinden tekmeler atarak veya bisiklet pompasını
savurarak kurtulmaya çalışmak, bana çok zalimce geliyor. İnanın
bu yöntemler hiçbir işe yaramayacak ve acemi sürücü ya pompasından
ya da ayakkabısından olacaktır. Dahası, köpek sinirlendiği için,
geçerli bir ısırma sebebi doğacaktır.
Daha gaddar bisikletçilerin köpekler ile kimyasal savaşa girdiklerini
de biliyorum. Göz yaşatıcı sprey sıkmak gibi çirkin yöntemlere
başvuranlar, köpeklerin kin tuttuğu herhalde bilmiyorlar. Eğer
rüzgar ters yönden eserse veya iyi nişan alamazlarsa, sıkılan
spreyin kendi suratlarında patlayacağının da farkında değiller
bence.
Köpek ile
bisiklet, ebedi düşman değiller
Aslında "Köpek-Bisiklet"
ilişkisinin yapıcı örnekleri de yaşanıyor. Bunlardan bana en ilginç
geleni, 1930'lu yıllarda Rus ordusunun, soğuk iklimli geniş alanlardaki
nöbet görevi için geliştirdiği "bisiklet-köpek-asker birliği"
modelidir. Bu birliğe bağlı bölüklerde, özel eğitimli köpekler,
arka tekerleğe bağlanmış veya elde tutulan tasmalar yardımı ile
bisikletli askerlerin yanlarında koşuyorlardı. Arazide dolaşan
bisikletlilere aynı hızla eşlik eden köpeklerin görevi, etrafı
koklayarak olası tehlikeleri haber vermek ve askerler uyurken
bölüğü savunmaktı. Günümüzde de, köpekli bisikletçiler için, arka
tekerlek göbeğine bağlanan ve köpekle bisiklet arasında belirli
emniyet mesafesi bırakan özel tasmalar satılmaktadır.
Ülkemizdeki büyük yerleşim merkezlerinde bisikletli yaşama geçişi
zorlaştıran en büyük etkenlerden biri de, kent sokaklarında cirit
atan başıboş hayvanlardır.
Avrupa şehirlerinde sahipsiz hayvanlar görmek çok zordur . Ayrıca,
serbest bırakıldıkları zaman tehlike yaratan veya zarar veren
hayvanların sahipleri, korkunç tazminat ve hapis cezalarına çarptırılmaktadır.
Yerel yönetimlerin, insaniyet sınırları içerisinde, başıboş hayvanlara
yönelik bir denetim mekanizmasını hayata geçirmesini, bisiklet
dostu, eğitimli ve sahipli köpeklerin bulunduğu bir çevrede keyifli
sürüşler yapabilmeyi ümit ederek yazımı sonlandırıyorum.
Yakında görüşmek üzere...
atazs@superonline.com
Karikatür:
Zafer DEMİRTAŞ demirtaszafer@hotmail.com
Bisikletli
Polisler
(21 Haziran 2001, Perşembe)
İzmir'den gelen güzel haberler var! Şehrin Emniyet Müdürlüğü,
"Bisikletli Polis" uygulamasını başlattı. Bisikletli
polislerin devriye gezeceği pilot bölge olarak, kısa zaman önce
yeni çehresiyle halkın kullanımına açılan Birinci Kordon seçilmişti.
Türkiye'de
daha yeni gündeme gelen bisikletli polislere ilk kez 1896 yılında
New York'ta rastlıyoruz. 4 kişiden oluşan bisikletli polis ekibinin
görevi, hız sınırını aşan bisiklet sürücülerini yakalayıp tutuklamakmış.
19. yüzyılın sonlarına ve 20. yüzyılın başına doğru, bisikletli
polis modeli, ABD'nin yanı sıra diğer ülkelerde de bir hayli yaygınlaşmış.
Bir dönem motorlu araçların popüler hale gelmesiyle bisikletli
polisler yavaş yavaş ortadan kalkmaya başladıysa da, dağ bisikletlerinin
keşfi, iki tekerlekli mucize aracın emniyet güçleri içersindeki
yerini sağlamlaştırmış. Bugün Amerika'daki yaklaşık 4 bin polis
şubesi, güvenliği sağlamak için bisikletli devriyeler kullanmakta.
Bu da ülke geneline yayılmış emniyet güçlerinin aşağı yukarı %10'unu
oluşturuyor.
Bisikletli polislerin artışı sadece Amerika'ya özgü bir durum
değil. Avrupa'da, özellikle Belçika ve Hollanda'nın emniyet güçlerinde
de bu uygulama çok benimsenmiş.
Dernekleri
var, profesyonel eğitim alıyorlar
Genellikle
"Dağ Bisikleti" kullanmayı tercih eden bisikletli polisler,
Amerikan Bisikletçiler Birliği'ne (League of American Bicyclists)
bağlı Uluslararası Dağ Bisikleti Polis Derneğini (IPMBA) kurmuşlar.
Derneğin desteğiyle, 1993'ün Nisan ayında, Birleşik Devletler'in
değişik eyaletlerinden 10 eğitmen Florida'da ilk kez biraraya
gelerek, Amerika ve Kanada'dan katılan 90 memura dört günlük "Bisikletli
Polis Eğitimi" vermişler. Bu organizasyonda uygulanan ve
temel bisiklet sürüş becerisi, polis taktikleri, bisiklet bakımı-onarımı,
emniyet kuralları ile yasal konuları içeren müfredat programı,
uluslararası standart olarak kabul edilmiş.
İzmir Emniyet Müdürlüğü'nün bu dernekle iletişime geçmesi, geçmiş
deneyimlerin paylaşımı ve alınacak eğitimler açısından faydalı
olabilir.
Bisikletli
polisin avantajları neler
Çağımızda
emniyet güçlerinin giderek karmaşıklaşan görevlerine yardımcı
olabilecek yenilikçi çözümler aranmakta ve 'Toplum Odaklı Polislik'
denen bir kavram gelişmekte. İşte emniyet güçlerinin uygulamaya
aldığı "Bisikletli Polis" modeli, bu doğrultuda, hem
kanunların uygulanması işlevini, hem de halkın polisle kaynaşmasını
sağlayabilmektedir.
Bisikletle devriye gezen polisler, sıkça halkla sıcak ilişki kurma
olanağı bulacaklardır. Bisiklet üzerindeki memurlar, şehir sakinlerine
daha sempatik gözükecekler
ve halk, sorunlarını kanun koruyucularına çekinmeden taşıyabilecektir.
Bisikletli polislerle yapılacak kişisel etkileşim sayesinde toplum,
polislerin fonksiyonlarının ve sorumluluklarının bilincine varacak;
polisler ise, toplumun isteklerini daha etraflıca anlayabileceklerdir.
Bisikletli devriyeler, toplumda bisiklet kullanımının ve emniyetli
sürüş bilincinin artmasında da önemli bir rol oynayacaktır. Bisiklet
ile ilgili her konuda yetkin olacak şekilde yetiştirilecek bisikletli
polisler, halkı; doğru bisiklet sürüş teknikleri, koruyucu kask
kullanımı, bisiklet kazaları ve olası sakatlanmalar, alternatif
toplu ulaşım aracı olarak bisikletten yararlanma gibi konularda
eğitebileceklerdir. Belki de şehirlerimizin büyük eksiği "bisiklet
yollarının" yapılmasına ön ayak olacaklardır.
Hem maliyeti
düşük, hem de çok etkili
Dünyadaki
uygulamaları incelediğimizde, bisikletli polislerin, motorize
ekipler ile yaya devriyelerinin erişemediği, özellikle turistik
yerleşim birimleri ile sahil şeritleri gibi yerlerdeki boşlukları
doldurduklarını görüyoruz. Diğerlerine nazaran oldukça düşük maliyetli
ve şaşırtıcı derecede etkili olabilen bisikletli ekiplerin, sürekli
olarak belirli bölgelerde görevlendirilerek; devriye gezmek, olay
bildirilen yakın bölgelere müdahale etmek, caydırıcılık, taktiksel
operasyonlar, kuşkulu kişilerin takibi, gözetim, suçluların tutuklanması,
halka açık etkinliklere katılmak, yabancılara yardımcı olmak ve
yön göstermek gibi fonksiyonları yerine getirdiğini gözlemliyoruz.
Peki bu kadar geniş kapsamlı yükümlülükleri yerine getirecek "Bisikletli
Polis" ünitelerinin kuruluşu nasıl yapılıyor ve personel
hangi yöntemle seçiliyor?
Sağlam
fizibilite ve eksiksiz görev planı
Öncelikle
"Bisikletli Polislerin" yapacakları görevler ve çevre
şartları detaylı bir şekilde tanımlanıyor. Polisler gece karanlığında
sürüş yapacaklarsa, soğuk hava koşullarında da göreve çıkacaklarsa,
kuruluş aşamasında bisiklet ve kıyafet donanımlarının tespit edilmesinde
bu kriterler göz önüne alınıyor. Ardından, "Bisikletli Polis"
ekiplerinin kuruluş amacını ve hedeflerini ifade eden, ünitenin
düzenini sağlayacak kuralları, prosedürleri, talimatları ve disiplin
yönetmeliğini içeren bir çeşit el kitabı yazılıyor.
Polis memurlarının, zor görevleri ve ağır eğitimleri yerine getirebilecek
fiziksel form ve dirence sahip olması bekleniyor. Bu yüzden, personel
seçiminde adaylar öncelikli olarak komple sağlık kontrolünden
geçiriliyor.
Eleman
ve bisiklet seçimi...
"Bisikletli
Polis" kadrosuna girebilmek için iyi bir bisiklet sürücüsü
olmak veya fiziksel açıdan yeterli seviyede bulunmak yetmiyor.
Bu yüzden emniyet güçleri, mevcut kadrolarındaki deneyimli, atılgan
ve sokakları tanıyan polislere gerekli eğitimleri vererek ve ileri
bisiklet sürüş tekniklerini öğrenmelerini sağlayarak "Bisikletli
Polis" ünitelerini kuruyorlar. En önemli aşamalardan biri
de, kullanılacak bisikletlerin seçimi. En ideali, ünitedeki her
polis memuru adedi kadar bisiklet satın alınması ve aracın ayarlarının
sahibine göre yapılması. Değişik vardiyalarda görev yapacak memurların
aynı bisikleti paylaşmaları halinde, uyum problemi yaşanacaktır.
Her göreve çıkışta ayarları değiştirilen bisikletlerin bakım-onarım
masrafları artacağı gibi, bisikletler sahiplenilmediği için yeterli
özen gösterilmeyecektir.
Kadro malzemesini seçerken "Alüminyumun" daha hafif
bir metal olmasına rağmen, direncinin düşüklüğü ve tamir edilmesinin
zorluğu; "Çeliğin" ise daha ağır olmasına rağmen direncinin
yüksekliği ve onarımının kolaylığı göz önünde bulundurulmalıdır.
Bisikletlerin bakımı, onarımı için ünitenin içerisinde mutlaka
eğitimli bir personel, alet-ekipman ve sıkça değiştirilen parçaların
stoklaşacağı bir yedek parça deposu bulunmalıdır.
Bisikletli
polis, neler taşıyor
Amerikan "Bisikletli
Polislerinin" standart donanımlarını şöyle sıralayabiliriz:
Telsiz, kelepçe, cop, silah, gidon uçlarındaki destek çubukları
(Bar-ends), ayakların içine yerleştirildiği pedal kafesleri, park
sırasında bisikletin dengede durmasını sağlayan yan ayak, su mataraları,
temel bisiklet aletleri ile iki adet yedek iç lastik, levye, pompa,
basınç ölçer ve ilk yardım malzemesinin taşındığı arka çanta,
görev yapılan araziye uygun lastikler ve kilit.
Çevre şartlarına göre de bisikletler; aydınlatma sistemi (gece
vardiyaları için), amortisörler (ön ve arka), bisiklet taşıyıcı
(devriye arabalarına monte etmek için), çamurluk, kompozit malzemeden
yapılmış jantlar ve korna-siren ile donatılmış olabilirler. Üniformalara
gelince, memurların giysileri hem emniyetli ve rahat olmalı, hem
de topluluklar içinde güvenlik görevlisi olarak fark edilmelerini
sağlamalıdır.
Koruyucu kask kullanılması zorunlu tutulmalıdır. Kaskların ANSI,
Snell veya ASTM sertifikasyonları taşımasına dikkat edilmelidir.
Gözlük takılması, gözlerin UV ışınlarından etkilenmemesine, sürüş
esnasında memurlara zarar verebilecek aşırı rüzgarın, tozların,
böceklerin veya yabancı maddelerin gözlere ulaşmamasına yardımcı
olacaktır. Yazın kullanılacak parmaksız eldivenler ve kışın tercih
edilecek sıcak el giysileri sürücünün konforlu, kontrollü bir
sürüş yapmasını sağlayacaktır. "Bisikletli Polis" üniformasının
vazgeçilmez bir parçası olan bu eldivenler, ani düşüşlerde elleri
koruma görevini de yerine getirecektir.
Benim gibi bütün bisiklet-severlerin bir an önce "Bisikletli
Polisleri" yollarda dolaşırken görmek için sabırsızlandığını
biliyorum.
Yazımı bitirirken, bu çağdaş uygulamanın başlamasında katkısı
bulunan herkesi kutluyorum. Umarım "Bisikletli Polislerin"
varlığı uzun soluklu olur ve yurt çapında yaygınlaşır.
atazs@superonline.com
Kaynaklar
Western New England College / Department of Public Safety
IPMBA News / Tom Northfell of Chicago PD, IL.
San Marcos Police Department / Downtown Patrol
Bikeable Planet-War and Peace / David. B. Perry

Karikatür:
Zafer DEMİRTAŞ demirtaszafer@hotmail.com
Bisiklet
bağımlılığı: Bikeaholism!
(08
Haziran 2001, Cuma)
Bisiklet,
alkol, sigara veya uyuşturucu gibi bağımlılık yaratabilir mi? Kendinizi
bir bisiklet müptelası olarak görüyor musunuz? Geçenlerde okuduğum
şakayla karışık bir yazının konusu, araştırmacıların "Bikeaholism"
adını verdikleri, nadir rastlanan rahatsızlık hakkında ortaya çıkardıkları
bulgularla ilgiliydi. Yazının içeriğinde, bisiklet sürücülerinin
kendilerini test etmelerini ve teşhis koyabilmelerini kolaylaştırmak
niyetiyle söz konusu verilerin bir listesi verilmiş. Ben ilginç
buldum... Çevremdeki bisiklet bağımlılarının * katkılarıyla zenginleştirerek
sizlere aktarmak istedim. Bir göz atın ve bisiklet bağımlısı olup,
olmadığınıza karar verin.
- Günlük konuşmalarınızda sıklıkla "Shimano", "Campagnolo", "Kevlar",
"Zincir Hattı", "Dişli Oranları", "Carbon-Fiber", "Rock Shox" gibi
tuhaf kelimelerin karıştığı anlaşılmaz bir dil kullanıyor musunuz?
- Bisikletinizi evinizin içerisine -özellikle oturma odasına veya
yatak odasına-
getirmek için karşı konulmaz şiddette bir istek duyuyor musunuz?
-
Daha mevcut bisikletiniz yıpranmadan, yeni bir bisiklet satın almak
üzere karar verme aşamasında, kendi kendinizi rahatlıkla kandırıp,
muhaliflere -özellikle eşinize- karşı mantıken haklı çıkabiliyor
musunuz?
- Lastik supap tiplerinden hangisinin "Amerikan", hangisinin "Dunlop",
hangisinin "İğne" olduğunu hatırlayabiliyor ve kullanım tarzınıza
göre size uygun olanını seçebiliyor musunuz?
- Eşiniz kendiliğinden, her hafta sonu sizin bisiklet gezisi yapacağınızı
ve evde bulunmayacağınızı varsayıyor mu?
- Siz bisikletinizle son derece titizlenerek ilgilenirken, evinizin
önünde duran milyarlık arabanız sessizce paslanıyor mu?
- Yaş günlerini, yeni yıl kutlamalarını ve diğer yıldönümlerini
hediye olarak bisiklet parçalarının ve aksesuarlarının değiş tokuş
edildiği zamanlar olarak mı algılıyorsunuz?
- Hiçbir şeye ihtiyaç duymadığınız halde sürekli bisiklet satan
dükkanların önünde takılıp kalır mısınız?
- Bisiklet ve parça kataloglarını biriktirip, her yeni sayıda sipariş
edilebilecek bir şeyleri gözünüze kestirir misiniz?
- Kusursuz ve mükemmel işleyen bisikletinizin parçalarını; azıcık
daha iyileştirmek, birkaç gram hafifletmek veya modaya uydurmak
üzere değiştirmek için geçerli bir neden bulup, işi rahatlıkla kılıfına
uydurur musunuz?
- Beslenme alışkanlığınız değişti mi? Genelde karbonhidrat yönünden
zengin gıdaları, ve özellikle bisiklet gezintisinden bir gün önce
bol bol makarna, tur sabahı ise mısır gevreği ve bal yemeyi mi tercih
ediyorsunuz? Besinleri, türlerine göre "iyi yakıt!" veya "kötü yakıt!"
diye mi tanımlıyorsunuz?
- Bisikletinizin üzerinden söküp değiştirdiğiniz parçaları, hatta
aşınmış veya patlamış lastikleri ve iç lastikleri saklıyor musunuz?
- İşinize veya okulunuza; sorun çıkarıcı, sıkıntı veren ve değerli
bisiklet sürüş zamanınız ile çakışan faaliyetler gözü ile mi bakıyorsunuz?
- Arkadaşlarınızı; bisiklete binenler ve bisiklete binmeyenler diye
iki gruba ayırdınız mı?
- Lance Armstrong gibi şöhretli bisiklet sporcuları hakkında konuşurken,
onlardan çok yakın dostlarınızmış gibi mi bahsediyorsunuz?
- Bütün
gün dondurucu soğuk ve ağır yağmur altında sürüş yaptıktan sonra
evdeki aralanmış pencereden üzerinize süzülen hafif esintiden şikayet
ediyor musunuz?
- Aile fotoğraf albümünüz, bisikletli fotoğraflar ve jant telleri
arasından çekilmiş artistik manzara resimleriyle dolmaya başladı
mı? Diğer yandan, uzun zamandır eşinizi ve çocuklarınızı fotoğraflamayı
aksattınız mı?
- Bisiklet ile kat ettiğiniz her kilometreyi ve performans gelişiminizi
kaydediyor musunuz?
- Hastalık veya sakatlığınızın derecesini, yeniden bisiklete binebilene
değin geçen zaman aralığına göre mi sınıflandırıyorsunuz?
- Su içerken bardak kullanma alışkanlığından vazgeçip, suyu direkt
şişenden mi yudumluyorsunuz?
- Sağ bacağınızın baldırında kalıcı siyah gres yağı izi var mı?
- Renkli bisiklet kıyafetleri ile işe gitme eğiliminiz var mı? Ya
da bisiklete binmeyeceğiniz günlerde bile içinize bisiklet kıyafetlerini
giyip, gezi çantanızla dolaştığınız oluyor mu?
- Yırtık pırtık ve yıpranmış olsalar bile, favori bisiklet kıyafetlerinize,
bebeklerin oyuncak ayılarına gönüllerini kaptırdıkları gibi, bağlı
mısınız?
- Bisiklete binemediğiniz bir günün ardından kendinizi stresli ve
sinirli hissediyor musunuz?
- Yaşayacağınız mekanı seçerken "bisikletlerimi nereye koyabilirim?"
sorusu kriterleriniz arasında mıdır?
- Arabanın camından güzel manzaralı yerleri seyrederken, "buradan
bisikletle ne güzel geçilir..." der misiniz?
- Piyango bileti alıp, kazanma hayalleri kurduğunuzda, ilk aklınızdan
geçen şey, bu kadar parayla kaç tane bisiklet alınabileceğini hesaplamak
mıdır?
- Aile ortamında, bisikletiniz, size karşı, istemediğiz şeyleri
yaptırmak amacıyla, bir koz ya da pazarlık aracı olarak kullanılıyor
mu?
- Uzun bir bisiklet turuna çıkmadan bir gece önce, performansınızı
olumsuz etkileyebilir kaygısıyla, cinsel ilişkilerden kaytardığınız
oluyor mu?
(Listeyi uzatmak mümkün. Ekleyecekleriniz varsa, lütfen bana gönderin.)
Bisikletkolikler, yol müptelaları...
Kendilerini gerçek ve katıksız bisiklet tutkunları olarak varsayan
"bisikletkolikler", kendi aralarında da değişik kategorilere ayrılıyorlar.
Bunları sıralamaya çalışırsak; yeni parça sevdalısı makine-kafalı
teknoloji üşütüklerini, bisiklet tarihini yaşatan kıdemli sürücüleri
ve eski zaman bisiklet koleksiyoncularını, hep yeni bir zafer kazanmak
için sürüş yapan rekabetçi bisikletçileri, İtalya'da "Tifosi" lakabıyla
tanınan ve sürekli kahramanlarını takip eden bisiklet sporu hayranlarını,
yaşamlarını yeme-içme-uyuma dışında aralıksız bisiklet üzerinde
geçiren "yol müptelalarını" ve bisikletli yaşam tarzını benimseyerek
motorlu araçlar kullanmayı reddeden "bisiklet yandaşlarını" sayabiliriz.
Ülkemizde de, sürüş için tüm şartların olumsuzluğuna rağmen, bir
hayli bisiklet bağımlısı olduğunu düşünüyorum. Ve tahmin ediyorum
ki, bu son ekonomik krizin ardından aramıza pek çok yeni arkadaş,
mecburen katılacak.
atazs@superonline.com
Kaynaklar
Wheeling (IL)Wheelmen Dick Sorensen
Bicycle Mind - Cycle-Logical People David Perry
Team Bikeaholics Web Site

Karikatür: Zafer DEMİRTAŞ demirtaszafer@hotmail.com
Sihirli Tekerlekler
(17 Mayıs 2001)
Yeni sitemiz hayırlı, uğurlu olsun!
Köşemin adı "Bisikletkolik". Hep yaptığım gibi, bisiklet
kültürü üzerine yazmaya çalışacağım. Yani kaldığımız yerden, bu
adreste devam edeceğiz. Ama ilk yazımda, Tekerlekli Sandalye Basketbolünden
bahsetmek istiyorum. Basketbol sevdasının sınır ve engel tanımazlığını
hatırlatmak için... Çevremizdeki farklı yaşam kulvarlarının ve özel
insanların farkına varabilmek düşüncesiyle..."Tekerlekli
Sandalye Basketbolü", 1946'da, II. Dünya Savaşı zamanında sakatlanan
ve bu spora gönül vermiş Amerikalı basketçiler tarafından icat edilmiş.
Günümüzde, 80'i
aşkın ülkede, 25.000'in üzerinde fiziksel engelli erkek, bayan ve
çocuk tarafından yapılan bir spor haline gelmiş. Tekerlekli sandalye
basketbol karşılaşmaları; bölgesel, ulusal ve uluslararası platformda
yapılıyor.
1993'te, bu sporun yönetsel işlevlerini tek çatıda toplamak üzere,
50 üye ülkenin katılımıyla Uluslararası Tekerlekli Sandalye Basketbol
Federasyonu (IWBF) kurulmuş (merak edenler olabilir, üye ülkeler
arasında Türkiye de var).
Söz konusu bağımsız federasyonun işlevleri arasında, tekerlekli
sandalye basketbolünün oyun kurallarını, FIBA'nın kuralları ile
tutarlı olacak şekilde geliştirmek, gözlemek ve değiştirmek de var.
FIBA'nın oyun kuralları, tekerlekli sandalyeye adapte edilecek biçimde,
küçük değişiklikler yapılarak uygulanmaya çalışılıyor. Örneğin,
oyuncunun; topu sürmeden, pas vermeden veya şut çekmeden önce, tekerlekli
sandalyesinin tekerlerini iki kez itmesine izin veriliyor. Ayrıca
"tekerlekli sandalye", tüm temas ve saha sınırı ihlallerinde,
oyuncuların bir parçası olarak dikkate alınıyor.
Kısaca oyun kurallarına değinmek istiyorum. 12'şer oyuncudan oluşan
takımlar, sahaya 5'er kişi ile çıkıyorlar ve 7 sporcu yedek kulübesinde
oturuyor. Takımlar, 10'ar dakikadan oluşan dört devrede mücadele
ediyorlar. Dördüncü devre sonunda skorda eşitlik söz konusuysa,
5 dakikalık uzatma devresi yapılıyor. Skordaki dengenin değişmemesi
halinde, beraberlik bozulana değin, 5'er dakikalık uzatmalar uygulanmaya
devam ediyor. Takımlar 24 saniye içerisinde hücum etmek zorundalar.
Topu oyuna 5 saniyeyi aşmadan sokmak mecburi. 8 saniye içinde topu
rakip sahaya taşımak gerekli. Ve rakibin pota altı bölgesinde 3
saniyeden fazla durmak yasak. Yani hepimiz aşina olduğu kurallar,
bu spor için de geçerli. İsteyen olursa, Uluslararası Tekerlekli
Sandalye Basketbol Federasyonu'nun (IWBF), 99 sayfalık resmi kurallar
kitapçığını yollayabilirim.
Ülkemizdeki Engelliler Spor Federasyonu 1990 yılında kurulmuş. Federasyon,
Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü'ne bağlı ve Türkiye Tekerlekli Sandalye
Basketbol Ligi'ni organize ediyor.
28 Şubat 2000 tarihli ve 23978 sayılı Resmi gazetede, "Bedensel
Engelliler Tekerlekli Sandalye Basketbol Hakem Yönetmeliği"
ve "Bedensel Engelliler Tekerlekli Sandalye Basketbol Müsabaka
Yönetmeliği" yayımlanmış.
Türkiye liginde başarılı sonuçlar elde eden takımlarımız, maharetlerini
uluslararası platformda da sergiliyorlar. Örneğin, Tekerlekli Sandalye
Avrupa Kulüpler Basketbol Şampiyonası 1. tur karşılaşmalarına katılma
hakkı kazanan ilk Türk takımı olan İzmir Büyükşehir Belediyesi,
dördüncülüğü elde etmiş. Ayrıca "Turnuvanın En Centilmen Takımı"
ödülünü almaya da hak kazanmışlar.
Tekerlekli Sandalye Basketbolü, dört senede bir, yaz olimpiyat oyunları
ile aynı dönemde düzenlenen "Paralimpik Oyunlar" kapsamında
da yer almakta. Bakın Uluslararası Olimpiyat Komitesi, bu spordan
nasıl bahsetmekte:
"Çok yüksek bir fizik kondisyon ve teknik beceriyle birlikte
süratli bir biçimde yer değiştirmeyi gerektiren tekerlekli sandalye
basketbol karşılaşmaları, Paralimpik sporlar arasında çok önemli
bir yere sahiptir. Tekerlekli sandalye basketbol karşılaşmaları,
Uluslararası Tekerlekli Sandalye Basketbol Federasyonu (IWBF) tarafından
belirlenen kurallar ve sınıflandırmalar çerçevesinde yapılır. Bu
düzenlemeler, ayakta oynanan basketboldekine eş saha büyüklüğü ve
pota yüksekliği gibi konuları da içerir.
Tekerlekli
sandalye basketbol karşılaşmaları ayakta oynanan basketbol karşılaşmalarıyla
önemli ortak özelliklere sahip olmakla beraber, kendine has, benzersiz
stiliyle farklı ve ayrı bir yere sahiptir. Yardımlaşma esasına
dayalı alan savunması ve adam adama savunma çok sık kullanılır.
Sporcuların tekerlekli sandalyedeki hareketlerini ayarlamak için
geliştirilen farklı bir top saydırma kuralı ve yüksek bir yoğunluğu
olan bu spor, kendi atak sistemini yaratmıştır. Sahadaki hareketi
arttırmak için, bir takım genellikle üç defans oyuncusu ve iki
pivottan oluşur. Topu alıp yuvarlama en etkili hücum taktiğidir."
Internet üzerinde, WWB Net adında, bu büyük sporu destekleyen
ve onunla ilgili bilgileri aktaran bağımsız bir tekerlekli sandalye
basketbolü e- dergisi mevcut. Derginin yazım ekibinde bir Türk'te
var. 16 Şubat 2001 tarihinde uluslararası ilk sayısı yayımlanan
derginin, Utku Ertan'ın çevirisiyle, Türkçe versiyonuna da ulaşmak
mümkün. Dergiye, http://www.wsa.org.au/nwbl/WWBNet/default.htm
adresinden erişebilirsiniz. Eğer Türkiye ve Türkçe konuşulan ülkelerden
"Tekerlekli Sandalye Basketbolü" üzerine haber ve makaleleriniz
olursa, bunları Utku Ertan'ın librandon@usa.net adresine gönderebilirsiniz.
Fırsat bulabilirseniz,
maçlara gidip bir göz atın. Tekerlekli sandalye basketbol sporcuları,
takım çalışmasının ve başarının heyecanını, bu oyunu ayakta ve
koşarak oynayanlar kadar tadıyorlar. Seyirciler açısından bir
değerlendirme yaptığımızda ise; engelli sporcular üzerine varılmış
önyargıların, oyuncuların gösterdiği atletik yeteneklerle dağıldığını
söyleyebiliriz.
Biz bisiklet-severler ile tekerlekli sandalye basketçilerinin
ortak duygular ve heyecanlar paylaştığını düşünüyorum. Her ikimiz
de tekerleklerin sihrine ve hayatımıza kattığı renklere inanıyoruz.
Ünlü bisiklet sürücüsü Dave Cullinan'ın, geçirdiği açık kalp ameliyatının
ardından söylediği gibi:
-Doktorum hayatta kaldığım ve nefes alabildiğim için şanslı olduğumu
söyledi. Ben de ona dedim ki; evimdeki bitkiler de yaşıyor ve
soluk alıp, veriyor. Ben sadece tekerlekler üzerinde süzülürken
mutluyum.
Şimdilik hoşçakalın...
atazs@superonline.com
|