yağmur bardaktan boşalırcasına yağıyordu, kendimi
otobüs durağına atmıştım fakat zerre faydası yoktu,
rüzgar yağmuru üstüme üstüme atıyordu, ayağımdaki
ayakkabılar pek bir inceydi ve ayaklarım sırılsıklam
olmuştu, bir umutla dolmuşun gelmesini bekliyordum,
hani saat kaçta geleceği de belli değildi, benden
başkada durakta kimseler yoktu, yoldan geçen
arabaların üstüme daha da çamur sıçratmaması için
debelenip dururken dolmuş durağa yanaştı, biner
binmez hemen oturuverdim, içim ürpermiş çok
üşümüştüm, her yerim sırılsıklamdı, bir an evvel
murat'ın evine ulaşmak istiyordum, dolmuş yolunda
ilerlerken ellerimle pantolonumu ısıtmaya ve üzerimi
kurulamaya çalışıyordum ama nafile, boş bir çabaydı,
dolmuşun sıcaklığının da dışarıdan pek bir farkı
yoktu.
bir kaç dakika sonra indim yağmur şiddetini
kaybetmişti, murat’ın evi indiğim yerin hemen
karşısındaydı, eski bir binaydı yapıldığından belli
hiç bakım görmediği belliydi, bir apartman değil de
bir depoymuş gibi büyük demir bir kapısı vardı,
hızlı adımlarla apartmanın içine daldım, girer
girmez merdivenlerden aşağıya murat’ın kot da kalan
dairesinin kapısının önünde dikildim, elim bir türlü
kapıyı çalmaya gitmedi, ne diyecektim ne diye
gelmiştim ki buraya, bir amacım vardı halbuki ama
bir amacım da yoktu, bu cümleyi murat’a kuramazdım,
ya da bir şey demem gerekiyor muydu o benim
arkadaşımdı, "n’aber hocu ben geldim" diye içeri
dalmalı mıydım, yok böyle olamazdı yapamazdım, bir
şey uydurmalı mı derken karar bile vermeden kapıyı
çalıverdim, çok geçmeden kapıyı açtı, uykusuz ve
bitkin bir hâl vardı üstünde, bir fanila ve altında
eşofmanları ile kapıya çıktı, kıyafetlerine
bakılırsa ev sıcaktı diye düşündüm, "hoşgeldin"
diyerek buyur etti.
Murat’ın evine girdiğimde hep ilk geldiğim gün gibi
bir çekingenlik oluşurdu, her zaman değişik gelirdi
gözüme, hiç bir zaman onun evine öğrenci evi
kisvesini koymamıştım bambaşkaydı benim için, enseye
şaplak göte parmak geyiklerin döndüğü, sabaha kadar
batak partilerinin döndüğü bir yer değildi; akşamın
erken saatleriydi hemen yan odada murat'ın ev
arkadaşı uyumuştu, eski evi gibi yıpranmış kapısı
yarım açıktı, içerisi gözükmüyordu ama müziğin
sesini duyuyordum; sordum murat'a "arkadaşın uyuyor
mu?" odanın kapısına doğru baktı, hafif dudağını
bükerek, "uyuyor ama müzik açık olması lazım, yoksa
kesinlikle uyuyamıyor" dedi, kelimeler ağzından
çıkarken sanki amansız bir hastalığa yakalanmış,
yataklara düşmüş bir hastadan bahsediyor gibi ses
tonu vardı, belli ki onunda sorunları vardı yada
bana öyle gelmişti.
hiç sorgulamadım, niye diye sormadım, esasında hiç
şaşırmadım; müzik ortama eşlik ediyordu, kulak
kesildim, tiz bir ses "yakın gel gülen mor yel,
yakın kara düşlerime" diyordu, hüznün mabedine uyan
bir ses tonu ve şarkıydı, bu şarkı ile uyumasına
yada uyuyabilmesine hiç şaşırmadım, salona girdik ve
ortamı zayıf bir ampul aydınlatmaya çalışıyordu, pek
bir eşya yoktu, duvar diplerini doldurmak boş
bırakmamak istercesine koyulan sedirler, bir iki
tane çok eski sehpa ve çok yıpranmış bir halıdan
başka pek bir şey yoktu, tabii ki bizi ısıtmaya
çalışan elektrikli sobayı unutmazsak; televizyonu
yoktu sadece murat'ın ev arkadaşının uyku hapı
niteliğindeki radyosu tek farklı ses kaynağıydı,
gündeme ait hiç bir şey yoktu ne bir gazete ne de
bir dergi, sadece bulunduğumuz anları sonsuzlaştıran
şarkıları dinliyorduk, çok fazla konuşmuyorduk,
geyik yapılacak bir ortam yoktu, sadece sigaramızdan
bir duman daha çekip tavanda sallanan lambaya hafif
dalarak iç çekiyordum, murat'a baktığımda kendisini
çok uzun süredir tanımama rağmen hala tanıyamadığım
bir dehliz gibi görüyordum, yüzlerce binlerce soru
işaretine bezenmiş biri gibiydi; benim için her daim
gizemliydi, ama ben bu gizemi hiç sorgulamadım onu
sadece dinledim, onun iç acıtan kelimelerini, onun
mesaj kaygısı olmayan ruhumun derinliklerine işleyen
sözlerini hep dinledim, biliyordum söylediği
kelimeler beni gerçek dünyadan daha da
uzaklaştırıyor iyice itkisel hayata itiyordu ama
bunu ben istiyordum, mutsuzluğumla ve kendimle baş
başa kalmak benim tatilimdi, bu ev, bu olmamışlık bu
kaybedilmişlik, bendim...
hep büyük laflar kullanırdı ya da bana öyle gelirdi,
bir filozofu dinler gibi dinlerdim kendisini, ona
bir umut bağlardım çünkü o da benimle aynı mutsuzluk
nehrinin içinde yüzüyordu, sadece akşamları
görüşüyorduk yada ben öyle istiyordum gecenin
yalnızlığında konuşmak istiyordum, marketten bir
paket sigara alırken karşılaştığında geyik
çevireceğin ya da karşılıklı bilardo oynayarak zaman
harcayacağın bir adam hiç değildi, "yoruldum" dedim,
-çok yoruldum
-mücadele ettin mi?
-hayır
-ne istiyorsun?
-bilmiyorum
-.....
bir şey istemiyordum, üzgündüm; hep, her daim yalnız
kalmak istiyordum yalnız kaldığımda yalnızlığıma
lanet ediyordum, kız arkadaşım olurdu, seviyordum,
sevdiğimde ise mutluluk ağır geliyordu istemiyordum,
içim darlanıyordu, hani biri sorsa o anlar neden
sıkıntılısın "mutluluktan abi" diyemezdim, beni
sorunlu adledeceğini bilirdim, belki de öyleydim,
dedim ya mutluluk birini sevmek ve onunda beni
sevmesi ağırdı bana, sorunsuz bir ilişki benim için
ütopya idi, ilişkilerimde hep kaybeden olmalıydım
ama hep bu kaybedilmişliğe de sövmeliydim lanet
etmeliydim bu paradoksta yüzmeliydim, sorulduğunda
hiç bir zaman "evet abi x ile çok mutluyuz ya süper
anlaşıyoruz" diyemezdim, bu ben değildim, hep bir
şeyler olmalıydı, hep bir sıkıntı yaşamalıydım ama
buna karşı delicesine sevmeliydim, bir parçam
olmalıydı, olmazsa olmazım olmaydı, o benim sevgim
değil acım olmalıydı, kim olduğu nasıl olduğu neye
benzediği nelerden hoşlandığı… hiçbir şey önemli
değildi, sadece benim aynı zamanda hem herşeyim hem
en büyük acım olmaydı, benim yanımda değil uzağımda
olmalıydı, hem içimde hem uzağımda olmalıydı,
yanımda birini istemiyordum
-"ben acıyı seçtim murat" dedim,
yüzüme baktı, uzun uzun baktı, kelimeler ağzında idi
ama söylemiyordu, hemen birasından bir yudum daha
aldı, söyleyeceği şeylerden korkmuyordum "kafayı
yemişsin lan sen" diyecek, gülüp geçecek biri
değildi, onun rahatlığı vardı üstümde ama merakla
söyleyeceklerini bekliyordum.
-.....
hiç bir yorum yapmadı, hiç bir şey söylemedi,
gözlerinin içine baktım, ne düşünüyorsun
gibilerinden, hiç bir şey söylemedi öylece hiç bir
şey olmamış gibi masanın üstündeki sigarasına elini
uzattı içinden bir dal çekti ve yaktı içli içli, hiç
bir şey söylemedi , ne mana çıkarmalıydım anlamadım,
sormadım da ne diyorsun diye, soramazdım.
öylece sustu hiç bir şey demedi, dinlememiş gibide
davranmamıştı ama bir yorum da getirmemişti, hayal
kırıklığına uğramıştım ama belli etmemeye çalıştım,
hiç bir şey söylemedim, bir sigara da ben yaktım, o
anlar çocukluğumu düşündüm çünkü benim için en güzel
kaçış yoluydu bu, hesapsız kitapsız beş dakika bile
sonrasını düşünmeden yaşadığım yıllar, “ne güzeldi
lan” dedim içimden, mis gibi, özgürdün bi’ kere
kardeşim, inanılmaz kredin vardı, dertmiş tasaymış
hep hikaye, en büyük derdin misketlerinin ya da
gazoz kapaklarının ütülmesi idi, hayat o zamanlar
çok hızlı gibi geçmişti benim için ama bir o denli
de çok yaşamış, çok şey görmüş geçirmiş gibiydim,
kiracı olduğumuzdan dolayı lise ilk yıllarıma kadar
birkaç farklı semtte geçti çocukluğum, yazın da
dedemlerin köyünde alırdım soluğu, hep güzel
şeyleri, güzel anıları düşünürdüm, hani askerlik
yapmış gelmiş adam askerde yaptığı hep güzel anıları
anlatır, aklında onlar kalır ya ben de hep güzel
şeyleri düşünüyordum, çünkü onlar benim tutunacak
dalımdı, bir nevi onlarla avunuyor onlarla mutlu
olmaya çalışıyordum, üşür gibi oldum, uykusuzluk ve
sıkıntı bünyemi yoruyordu, yüzüm bembeyaz gözlerimin
altı mordu, hayata karşı direncim kalmamış gibiydi,
çok çabuk hasta oluyordum, hemen başıma ağrılar
giriyor ve çok çabuk üşüyordum, kışın kısa kollu ile
deli gibi sokağa çıkan çocuk artık biraz büyümüş ve
osuruktan bir rüzgarda montun içine kaplumbağa gibi
kafasını sokmaya çalışan birine dönüşmüştü, zaman
hızla bir sessizliğin içinde ilerleyip gitti, çok
şey beklememiştim halbuki, ortaya üzüntümü benliğimi
koymuştum, bir lokma bir hırka hesabı sadece
içimdekileri dökmeye çalışmak, bir şeyleri
paylaşmaktı, cevap bulmak değildi ki amacım, yoktu
ilacı zaten, sadece içimi dökmek istemiştim hepsi
bu, büyük beklenti feci sarsmıştı, murat birden
doğrultu tuvalete doğru yöneldi, sanki birazdan
yapacağı şey benim gecemi tanımlıyordu, gider gitmez
ayaklandım hemen montumu giydim, sessiz bir şekilde
ayakkabılarımı da, yine sessiz bir şekilde kapıyı
çekip çıktım, yine her zaman olduğu gibi
kendimleydim ve yine baş başa idim, kapıdan dışarı
attığımda yağmur sicim gibi yağıyordu, hızlı
adımlarla hemen apartmandan dışarı çıktım, sokaklar
bomboştu haliyle, geçen birkaç araba dışında pek bir
şey yoktu, sokaklar boş, dükkanlar kapalı, lambalar
kısık gibiydi; bu yorgun bu ıssız bu yalnız şehir
bendim, boş sokaklarda o ve ben yine özdeşleşmiştik,
yine beni koynuna almayı başarmıştı yine soğuk yine
ıslaktı, gözlerim gibi, ne zaman bitecek diye
düşündüm, daha ne kadar sürecek diye,
yağmur daha da
hızlandı....
-devam edecek...
DAHA ÖNCE
düştü
bi durun ya!
farkında olmadan, denize...
aklıma gelmişken; gideyim dedim
aklıma gelmişken; bunalayım dedim
|