NBA TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ



O DEDİ, BU KODU!

KNICKS TARİHİNDEN

ENCORE
Haftanın lafı, gafı ve safı...

TRANSITION
NBA'dan kısa kısa...


TÖRKİŞBASKETBOL

YUROBASKET


COURTSIDE

Bizi seyredenler, alkışlayanlar, yuh çekenler vs.






efvan
Ender İlhan
yazdı


Sıkıntı One ve FIBA World Cup


(3 Ekim 2002, Perşembe)

Uzun bir aralıktan sonra (Batuğ babanın tamir aralığı ve benim sınav aralığım) tekrar yazmaktan dolayı mutlu, gururlu ve de kibirliyim, bir yerde ilk defa milli oluyorum.

Aşağıda şeydeceğim bazı satırların biraz geç kaldığını düşünebilirsiniz ama olsun, sizinle paylaşmak istedim. Diğer bir kısmı ise zaten esas işimiz.

FIBA World Cup için yazdıklarımı, aynen maçları seyrederken yazdığım şekli ile aktaracağım. Sıkıntı One'dan başlayalım…

1) F1'deki herşey kader gibi, bütün ayrıntılar sanki önceden yazılmış. Hiçbirşey heyecan vermiyor artık. Çünkü taşlar yerinde değil. Tamam, kırmızıları kapatıp yarışı seyredelim ama diğerlerinde de bir numara yok. Ah keşke 90'lı yılların başına dönebilsek. Şu güvenlik olayı bu kadar abartılmasa.

2) Bu işin tek yolu, beş tane ama güçlü takımda yarışan üçer pilot. Madem ekonomik çarkı tersine çevirmek mümkün değil, o zaman o sisteme uymak lâzım. Bu düşünceyi, çoksesliliği kutsal bir şeymiş gibi gösteren bir yazıya tepki olarak yazmıştım ama zaman geçtikçe beynime kazınıyor.

3) Indianapolis, hakikaten uzun süredir seyretmediğim kadar iyi bir kuru hava yarışıydı. (Silverstone ve SPA'yı, yani en heyecanlı iki yarışı takvimden çıkartacakmış Ecclestone, iyice bunadı bu adam!) Ekrandaki istatistikler de tuzu-biberiydi. İnanmayacaksınız belki ama Schumi'nin bunu yapacağını anlamıştım, üzülerek. Bu kaçıncı be abicim?! Al gülüm, ver canım, sanki ilkokul kermesindeyiz.

4) İşte gördüğünüz gibi, yazacaklarım bu kadar... Sıkıntı One olmasının sebebi bu. Monotonluğu sırf Ferrari'ye bağlamak da biraz ucuzculuk, yorum yapan arkadaşlar lütfen aynı şeyleri geveleyip durmasınlar.

… VE ANLI ŞANLI 2002 FIBA WORLD CUP

1) Bu takımdan gözyaşartıcı mesajlar çıkmıyor (Nowitzki'nin sigorta olayı ya da Arjantin'in "yıkılmadık ayaktayız" şekli gibi); imaj, İstanbul'a yeni gelmiş, saçlarını jölelemiş görgüsüz imajı.

2) Ben Kerem'in ne işe yaradığını anlayabilmiş değilim. Hele o devamlı parmaklarıyla ve formasını çekiştirerek oyun göstermesi, ampul gibi durup etrafına bakması ve oyunu kansere çevirmesi yok mu? Tam da bizim takımın ruhunun tersine... Biz set adamları değiliz, savaşçı göçebeyiz.

3) Bir maçtan sonra Hidayet, Batur Abi ve Kosova'ya röportaj veriyor: "Allah yardım etti, sağolsun, soktum."

4) Hidayet'ten devam: "Ben liderlik yine yapıcam, arkadaşlarım da eminim bana yardımcı olucaktır." - Canım kardeşim, senin liderlik yapabilmen için bazı koşullar olması gerekir:

a) Tecrübeli ve baba bir oyuncu olman (PG olmak tercih sebebidir) ve/veya

b) Herkesle ilişkisi iyi olan, winner ruhlu, gaza getirici ve de en önemlisi rüşdünü ispat etmiş bir süperyıldız olman (gaza getirici olduğun doğru ama bu sadece seyirciye şov yapmak bâbında oluyor - diğerleri de değilsin, hele süperyıldız hiç değilsin. Tamam kendini geliştirdin ama K. Bryant olmadığın da açık... Bu kadar hava yapman komik oluyor sadece.)

5) Klasik bir milli takım savunması: Kerem'in tuttuğu gard screen ister, eleman perdeyi koyar, Kerem onun solundan ya da sağından "ce-ee" yapar gibi ve uzunun koluna dokunarak bekler, gard biraz daha çekilir, üçlüğü lambalar.

Bu, futbolda Okan'ın yaptığı şeyin basketboldaki versiyonudur, ayı gibi koşman yeterli değildir, sadece yorulur, driplingi ya da sayıyı yediğin zaman "ulan yaptık işte savunmayı, bi boka yaramıyor" der ve demoralize olursun. İmân değil, akıl gücü gerekir.

Genelleme: Bizim takımdaki herkes screen yer.

6) Devamlı aportta olmazsan, karşı takımın oyuncularında "pis şımarıklar, alın size bomba" motivasyonu yaratır ve sarı saçlarından sen suçlu olursun.

Mücadele: Porto Riko (Ulan helal olsun size be)
Artiz : Ortiz
(baba)

7) TUR-YUG : Batur Abi bazı aksaklıklardan bahseder, Kosova "artık bunları konuşmayalım" der. Neden konuşmayalım, neden kimse teknik yetersizliğe dokunmuyor? Orada duranların bilmediğimiz kutsal özellikleri mi var yoksa?

8) Avrupa basketbolü Latinler karşısında zıçtı... Stankoviç-Pesiç oyunlarını saymazsak tabii.

9) Ampul gibi durarak, nereye pas atılacağını web sayfamızda yayınlayarak oynuyor, dripling yapan adamlara karşı nasıl savunma yapılacağını bilmiyoruz - bu işi Kings'te çok iyi yapan Hido bile çaresiz. Yıllardır basketbol oynayan ve yetenekli olduklarına inandığım adamların ne yapacaklarını bilmemeleri imkânsız. (Buna Kerem de dahil, aslında ben onun çok yetenekli olduğuna inanıyorum.) Takımın üzerinde dolaşan "sokak basketbolu havası" ve "inançsızlıkları" yüzünden.

10) İyi uzunları durdurmanın tek yolu adama top aldırmamak ve önden almak. Bu taktikle Divac, O'Neal'ın bütün gazını almıştı. (Bence Divac'a saçmasapan fauller çalınmasaydı Kings işi götürecekti, tek sebep budur.) Pota altı savunması adına rezalettik.

11) Kerem'e nâçizâne bir tavsiyem var; lütfen biraz NBA seyretsin. Her gece yatarken "acaba nasıl savunmaları döt ederim?" diye düşünsün... Böyle oyun kurucu olunur. Onun oyun tarzı 20 sene öncesinde kaldı. Baba, al şu Kidd'in bütün maç CD'lerini, çalış ders gibi. Oyun içinde neler yaratabileceğini önceden ezberlersen, durup bakınma sorununu halledersin. Ha, bir de "hata yapmış, bunu kabul eden iyi ilkokul çocuğu ruhiyeti"ni bırakması ve biraz ego yapması lâzım bunların yanında. Ayrıca onun ne yapacağını kimse bilmiyor, bunlar maçlardan önce ve sonra hiç konuşmuyorlar mı? PG'nin bizzat forvetlerle varyasyonlar üzerinde çalışması gerekmez mi?

12) Hazırlığın anlamı nedir? Eğer hazırlık yapıldıysa neden bütün bunlar oldu?

a) Eğer herşey yapıldı ve buna rağmen sahada o dangalak oyun oynandıysa, otorite boşluğu var demektir. Eğer bu doğruysa -ki doğru- neden korkuyorlar? Hidayet'ten mi? Ne olacak bir Hidayet olmasa? Evet, bir star kaybına uğrayacaksın ama takım oyunu, otorite denen şeyleri oturtacaksın. Ben olsam "yeter ulan, ne haliniz varsa görün, oynayın kendi kendinize" derdim.

b) Ya da teknik olarak zayıfsın, bu, motivasyonu da içine alıyor. Tamam Avrupa Şampiyonası'nda seyirci ve şans destekleriyle çok maç kazandık ama bu da bir kâbiliyettir. Giden yardımcı antrenörlerin çok şeyi birlikte götürdükleri açık. Bunda da federasyonun büyük hatası var.

13) ARG-USA: Bizimkiler sumocu gibi. Oysa burada devamlı ayakkabı gıcırtısı, kol bacak sesi ve patırtılar var, her topa müdâhalede birilerinin kolu kırılacakmış gibi. Yani bunlar mahalle takımı da biz Lakers mıyız?

14) Arjantin'den sonra USA artık herkese yenilebilir (netekim yenildi) çünkü devasa bir psikolojik bariyer yıkıldı.

15) TUR-CHI: Kosova neden eleştirilere devamlı "ama olsun, yine de" türünde eşlikler yapıyor? Bu, iyi oynayıp kazanamadığın ya da Lübnan gibi olduğun zaman söylenir.

16) Bizimkilere ceza olarak Nowitzki seyrettirilmeli, bizdeki lâubaliyetin bir sebebi de bunların bir alternatifinin olmaması, en azından şu an için. Bu da fazla artistliğe neden oluyor. NBA gibi büyük bir pazarda bunların hiçbirisi olmuyor. Adam olman için seni DNP yapacak bir ligin olması lâzım. Yav, niye bu topraklarda iki olumlu şey yapan, Michael Jordan oluveriyor?

17) Şampiyonanın bence Türkiye açısından kazancı Mehmet Okur'dur. Kimse "şahsi oynadı, Dumars'a poz yaptı" falan demesin. Ne yapsaydı yani, herkesle aynı fikirrde olup bu rezalete o da mı eşlik etseydi? Aldığı ribaundları görünce karşımda başka bir oyuncu var zannettim, ne kadar atikleşmiş bu adam.

18) Genel olarak dikkatimi çeken şey, yüksek post denen yerden kimsenin (diğer takımlar da dahil) şut atmaması. Üçlük ve dunktan başka bir şekil yok mu? Ah Memo, oysa sen bununla çok canlar yakabilirdin.

19) Final: Basketbol tanrıları - Bodiroga'nın hiçbir şeye benzemeyen ama sonuç alan basketbolü ve gözlerde hep o "biz biliyorduk zaten" bakışı...

-- Yunan hakemin katliamı hakkında "her hakem hata yapabilir, kem küm" türünden yorumlar yapanları şiddetle kınıyorum. Bunları gerçeklik olarak kabul edersek, olayın da içine ederiz. Asshole, bütün o terin içine tükürdü.

-- Murat Kosova -galiba bizim bir maçtı - karşı takımdan bir oyuncuya "kâtil" demiş, sonra defalarca özür dilemişti. Ve onun bu davranışı bende "hah işte, adam gibi adam" hissi uyandırmış ve neden bilmiyorum, harbiden gözlerimi sulandırmıştı. Bunu yeni bir eleştirinin öncesinde söylüyorum çünkü sanki adama düşmanmışım gibi oldu. Hayır, son derece doğru-düzgün, olması gereken tipte bir adam. Ama sanki varolan düzene karşı çok teslimiyetçi. Finalde "bütün bunlar sahanın içinde kaldı, bakın ne kadar sevinçli Arjantinliler" demesi beni çıldırttı. Spor bir rekabettir, yani hayvanî duygularımızın çerçevelenmesidir. Güzel ve korunması gereken taraf budur. "Abi hepimiz ekmek parası kazanıyoruz, n'apalım oyunun kuralları bu" demek, sadece dejenerasyona ve popülaritenin kaybolmasına yol açar. Bırakın da sinirlenelim, nedir bu hep fair play havası?

20) Şu takımı Pesiç yönetse sonuç aynı olur muydu? "Aynı olurdu" diyen varsa, lütfen bana bir e-mail atarak nedenlerini söylesin.

Hörmetler…

ilhanender@hotmail.com