|
“-İki hafta sonra hazırım.”
“-Bayramdan sonra geliyorum.”
“-Şu an çok çalışıyorum, yeni yıldan itibaren bomba
gibi aranızdayım.”
Bu sözler bir çoğunuz tahmin ettiği üzere Tracy
McGrady’ye ait değil; bana ait. Batug.com yeni dönem
heyecanı ortalığı kavururken, ben çok geçerli
mazaretlerim sebebiyle olanları uzaktan izlemekle
yetindim. Pöh, ne büyük aptallık. Herkesin sorunları
var. Ben askerlik problemi ile uğraşırken bir
başkası on beş aylık askerlik görevinin
ortasındaydı. Okulla problem mi var; kimin yok ki?
Takımdaki tek sakat sen misin be adam! Herkesin
orasında burasında bir çürük, bir ağrı, burkulmuş
eklemler, çatırdayan kemikler var. Diğerleri sahada
ribaunt peşinde koşarken dişini kırarken sen “Sırtım
ağrıyor” diyerek oynamıyorsun. Yazık.
Quantum of Solace
12 Ocak’taki Lakers maçı öncesi idi. McGrady
dizindeki sakatlık çok rahatsızlık verdiği için iki
haftalık bir dinlenmeye daha gireceğini açıkladı. Bu
haberi okurken ilk defa olarak Tracy McGrady’nin
takımdan gidişini arzuladım. Beş yıl beklemek
yetmişti bana; artık sırtını sıvazlayacak, moral
verecek ne gücümün ne de isteğimin kalmadığını fark
ettim. Sürekli ağlayan ve bahaneler bulan bir süper
yıldız. Acıya katlanamayan, sahada olmayan bir
lider. Kim isterdi böyle bir oyuncuyu. Haber
sitelerini ve forumları dolaşınca gördüm ki hiç
kimse. Rockets taraftarı için bardak taşmıştı.
Dokunulmazlar’dan biri olan T-Mac için takas
senaryoları sayfaları dolduruyordu artık. Açıkçası
benim de aklımda isimler uçuşuyordu.
Piyangodan para çıkan insanlar gibi alışveriş
çılgınlığına kapılmıştı herkes. Belki yarısı işe
yaramaz, hayal takaslardı ama diğer yarıdaki
isimleri gördükçe bıkkınlığım McGrady’ye karşı bir
öfkeye dönüştü. Wafer yerine o son şutu Vince Carter
atabilirdi; Landry’nin alamadığı o savunma
ribaundunu Elton Brand alabilirdi; Brooks’un kaçırdı
o adamı Caron Butler savunabilirdi. Ya da McGrady
sahada olup bunların hepsini yapabilirdi,
yapmalıydı.
Bu günlerde ateş biraz sönmüş durumda. McGrady iki
haftalık dinlenmesini tamamladıktan sonra döndü ve
maçlara çıktı. ‘Neyse artık, işimize bakalım’
diyerek sakinleşmeye çalışıyorduk. Üç maç oynadıktan
sonra (%39 fg, 20s, 5a, 4r ortalamaları ile 1
galibiyet 2 yenilgi) ayak bileğini burkup bir
maç daha kaçırdı Tracy McGrady. İçimizde kalan son
yakınlık kırıntısını da yok etti böylece. Huh.
Suç Ortakları
Pastanın çoğunu McGrady’ye verdim ama diğerlerinin
tabağına da birkaç dilim düştü tabii. En büyüğü
genel menajer Morey’e gidiyor. İstatistik delisi bir
adamın kuracağı takım ancak NBA Live’da şampiyonluğa
oynar. Sezonun yarısını Yao Ming’in yedeği olmadan
geçirmek, her pozisyon için undersized adamlar
toplamak, takım kimyasından anlamadığı için
kurtarıcı olarak Ron Artest’i getirmek ve tabii ki
koç olarak Adelman’ı seçmek. GM hakkında daha fazla
konuşmak istemiyorum. Oyuna bakışını hiç sevmiyorum,
zerre onaylamıyorum ama hiç değilse tutarlı.
Yaptıklarını anlayabiliyorum en azından, buna saygı
duymak gerek. Adelman’a gelirsek…
Adelman’ın sistemini az çok herkes biliyordur. Yine
de
Princeton Offense’in kısa bir özetini geçmek
gerekirse: Yayın gerisindeki dört oyuncu ve serbest
atış çizgisinin etrafındaki uzun oyuncunun bol bol
paslaşması ile bir mismatch yada boş turnike
fırsatının yakalanmasıdır. Topun kontrolünü
kaybetmemek en önemli şeydir. Bu sistemin en önemli
uygulayıcısı Rick Adelman yönetimindeki Rockets’ın
rakamlarına bakılınca benim gördüğüm ise çok farklı
bir durum. Rockets %44.5 saha içi yüzdesi ile lig
genelinde yirmi dördüncü. 20.3 maç başına asist
ortalamasıyla lig genelinde yirminci. Asist/Top
Kaybı oranında ise 1.45 ile on beşinci. En sevdiğimi
en sona sakladım, yapılan ve yaptırılan top kaybı
farkında 1.6 ile otuzuncu, lig sonuncusu. Eh
bunların sonucu olarak da atılan sayı maç başına
97.9, lig on sekizincisi. Eh savunmayı zaten boş
vermiştik, ne yapacağız şimdi.
Sakatlıklar yüzünden Adelman’ın düzenli bir kadro
rotasyonu oturtamamasını anlıyorum; anlıyorum da
izlediğim maçlarda sorunumuz bu değil ki zaten.
Hücumda hiçbir akıcılık yok. On saniyelik gösterme
bir paslaşmadan sonra hücum saçma bir şut veya top
kaybı ile sona eriyor. Bu saçmalıklar birkaç hücum
üst üste tekrarlanınca da ritim yakalamak
imkansızlaşıyor. Atılan şutlar girse sorun olmayacak
–şutları sokmak ne zaman sorun olur ki- ama Wafer
dışında .400 üzerinde yüzde ile şut atan gard
olmadığını düşünürsek… belki de düşünmesem daha iyi.
Açıkçası bu noktada tıkanıyorum, söyleyecek hiçbir
şey gelmiyor aklıma. Takımın en etkili gardı Von
Wafer ise ne denebilir ki! Kendisine bir gıcığım yok
ama ikinci tur 39. sıradan seçilmiş, Rockets öncesi
üç senelik kariyerinde toplam 46 maçta maç başına 5
dakika ortalama ile 1.43 sayı, 0.23 asist, 0.58
ribaund yakalamış bir adamdan bahsediyoruz. Bu
seneki gelişimi keyif verici. Lakin bu, ilk beşin
kilit oyuncusu olmasıyla değil, takımın 7th, 8th
Man’i olarak oyuna girdiği anlarda getirdiği
dinamizm ile olmalıydı.
Diğerleri
Özellikle iki kişi için söyleyeceklerim var. İlki
Ron Artest. Geçen sene adını o kadar çok duydum ki
Rockets forumlarında, takas gerçekleştiğinde önce
tam olarak kavrayamadım. Dedikodular zamanında da
neden bu kadar istenildiğini anlamamıştım. Battier
varken niye Artest’e ihtiyaç duyar ki bir takım.
Evet Ferrari, Aston Martin’den daha iyi bir makine
ama oturduğun evin çatısı yokken yapılacak
iyileştirme burada mı olur? Neyse yine de bu takası
kabullendim. Çünkü kaybettiğimiz sertliği Artest’in
geri getirebileceğini sanıyordum; öyle yanılmışım
ki. Indiana günlerini göreceğimi düşünmüyordum tabii
ama sayfiye yerine emekliliğini geçirmeye gelmiş
amcalar gibi içi geçmiş, mızmız bir Artest göreceğim
aklıma gelmezdi. Geçen günlerde yaptığı bir açıklama
var: “Şu an ilk okul seviyesindeyiz. Nasıl
Doktora seviyesine çıkarız bilemiyorum ama bunu
deneyeceğiz”. Bu noktada kendisine “Oyna ve
oynat o zaman yiğidim.” demek istiyorum. Hani bunun
farkındasın madem bir süper yıldız olarak bunu
düzeltmek sana düşer. Yılın Savunmacısı ödülü
almışsın, NBA tarihinin en büyük kavgasına
karışmışsın, playoff’larda her seviyede maça
çıkmışsın ve daha kim bilir benim bilmediğim neler
yaşamışsın. Ah ama bu açıklamasından bir iki gün
önce yaptığı “Kıçım ağrıyor, Allstar arasına kadar
dinlenebilirim.” açıklaması geliyor aklıma. McGrady
ile yatan şaşı kalkar desenize.
Diğer isim, hakkında iyi konuşacağım isim ise Luis
Scola. Diğerleri doğru düzgün sürekli katkı
yapmadığı için takımı sürükleyen kişinin Yao Ming
olduğunu rahatlıkla söylenebilir. Fakat bu hareketin
devamlı olmasını sağlayan Luis Scola.
Double-Double’a (12.1 sayı, 8.1 ribaund) yakın olsa
da sadece istatistiklerine bakarak Scola’nın sahada
Rockets için yaptıklarını anlayamazsınız. Her
ribaundu kovalayan bu Aslan Yeleli, ortada kalan
toplar için yere atlıyor, savunmada her oyuncunun
karşısına çıkıyor vs. Şampiyonluğu yıldızlar
kazanabilir ama oraya gelebilmek için Scola
gibilerine ihtiyacımız var.
Diğer oyuncular için de üç beş kelam edeyim:
Battier, bu kadar silik oynamamalı. Kolejdeki daha
skorer halini hatırlamalı. Rafer & Aaron ikilisini
birbirinden ayıramıyorum. Ne kadar sayı atarlarsa
atsınlar sonrası için hiç güven vermiyorlar.
Savunmada undersized kalıyorlar ve herhangi bir
ortaçağ işkencesine başvurmadan bunu çözmek de pek
mümkün gözükmüyor. Landry & Hayes de yine birbirine
çok benzeyen iki herif. Tek farkları, Landry daha
fazla süre alıyor ve bu yüzden istatistikleri daha
iyi. Bir de geçenlerde kariyerinin ilk üç sayılık
basketini attı. (Oh humanity.) Mutombo’ya hoş
geldin, Wafer’a da çemberden blok yeme be
artık.diyorum. Son olarak da Luther Head. Umarım
takımda kalır ama onun da kendini geliştirmesi
lazım. Önce bench’de sonra da sahada sonuna kadar
mücadele.
All Star Haftasonu & Takas Son Tarihi
All-Star’a üç kişi gönderiyoruz. Ming (All Star
Game) Scola ve Brooks (Rookie Challenge), Bu maçlar
için henüz oynanmadan uzun uzadıya yorum yapmaya
gerek yok. Seçilen ve seçilmeyen oyuncularımız
doğru, hakkı yenen yok. Yao Ming ve all star maçı
hakkında sadece şuna dikkat edeceğim. Koçlardan,
diğer oyunculardan ve hakemlerden ne kadar saygı
görüyor. Geçen sene ki gibi bir on küsur dakikalık
oyun beni kesinlikle tatmin etmez. Takas konusunda
ise öne çıkan bir dedikodu duymadım henüz. Fakat
Artest’in markette olduğu kesin. Ben bir hamle
bekliyorum açıkçası.
Son Söz
Birkaç nokta daha (son çeyreklerdeki çöküş, 2010’a
hazırlık, NBA TV’nin Rockets’a olan sinir bozucu
tutumu vb.) kaldı aklımda konuşmak istediğim ama
yoruldum. Onlar da bir sonraki yazıya kalsın;
yazacak konumuz olsun. İki senelik bir arayı daha
kaldırmaz bünyem. Herkese sevgiler ve saygılar.
PS: Ben yokken takımı ayakta
tutmak adına yazı yazan Eralp Demirkul kardeşime de
teşekkür ediyorum. Eyvallah biraderim.

|