| Eline sağlık
Murat Can EGE
1 HAZİRAN 2007
Keşke şu maçın sonrasında şu klavyenin başındaki kişi ben olmasaydım. Benim için farkeden bir durum olmazdı ancak maçı izlemiş pek çok okuyucu, daha büyük laflarla dolu daha duygusal bir yazı bekliyor, biliyorum. Ancak çok sevinçliyken duygularımı kağıda pek kolay dökemem. Mesela, rica etsek de Selçuk Ormancı yazsa bu yazıyı, yeniden...
Kaan Kural'ı okumanızı tavsiye ederim ki, bu yazıyı okuyan, o sütunu her halükârda okuyordur. Benim hayatımda böyle bir şeye rastlamadığımı tahmin etmeniz zor olmasa gerek; ancak dediğim gibi, hikayenin altını uzun uzun cümlelerle doldurup bir efsaneye dönüştüremem. Ama bu demek değil ki, hiç bir şey olmamış gibi davranıp seriyle ilgili teknik analiz falan yapacağım.
Aşlfjaşsfljaşljalşdajşlfajlşsdfmalşm wşafmpwajcalcalşwcmalşcafafalfaşfmaşlmacaşcmaş lcmaşlcma-
şlcmaşlcmaşlcma şlsaşjfafka lşaşlcmacaşfjaşfda şacaşlcma caşfjaş.
Pek tabii ki hiçbir şey anlamadınız. Maçtan sonra sarfettiğim cümleyi aynen yazdım yukarıya. Anlamsız olması daha güzel, orijinal bir cümle nihayetinde.
Seri başında ve seri boyunca; kimi zaman haklı, kimi zaman da bokunu çıkartırcasına Pistons'a güvendi, senelerdir bu işi takip eden, aklı başında insanlar. Başlarda, sinir bozucu olsa da alıştım sonradan. Daha önce pek çok eşiği atlamış bir organizasyonun arkasında durmak ve tercih yapmak gerektiği zaman, o organizasyonu güvenilir bulmak, akıl kârı bir durum. Ancak, geçen sezon Dwyane Wade'e tanık olan kişilerin, LeBron James'i biraz daha ciddiye alması gerektiğini düşünürdüm.
İnanılmaz sözlerle şişirilen bir genç olarak, hiç bir zaman kimseyi tatmin edemediğini düşündüm, hep. Michael Jordan'ın veliahtı olarak pek çok oyuncu lanse edilmişti bugüne kadar; ama "ondan daha iyisi" şeklinde bir sıfatı, yakıştırmayı anımsamıyorum. LeBron'un da katkısı oldu, bu tatminsizlik durumunda. Yetenekleri ortadaydı ve sergilemekten hiç geri adım atmıyordu; ancak kimi zaman verdiği yanlış kararlarla bazı maçları bitiremedi ve belki de hiç bir oyuncuda olmadığı kadar göze battı, bu teknik ve mental hataları.
Bu sütunda zannediyorum hiç bir zaman LeBron'la ilgili çok büyük satırlar yer almadı. Bunun sebebi şuydu: En başından beri LeBron'un bu ligin üzerinde bir oyuncu olduğuna inanıyordum ve henüz yeterli belgeyi sahaya koymamışken de, zamanımı onu överek harcamak istemiyordum. Bu günün geleceğinden adım gibi emindim. Tarih konusunda yanıldım; başka bir acı mağlubiyetten sonra, seneye çok garip şeyler seyredeceğimi planlamıştım.
Bahsettiğim şey, onun ne kadar saygı görüp, görmediği ile ilgili değil. Eminim ki pek çok insan, geride bıraktığımız son iki maçta Detroit'ten convincing bir performans bekliyordu. "Baskı altında daha iyi oynuyorlar, mesaj verecekler" gibi argümanlar ortaya sunulabilirdi ve objektif olarak bakılınca da mantıklı argümanlardı. Ancak bu kişilerin atladığı noktanın ne olduğunu açıkça gördük sanırım.
Demek istediğim, garip bir şekilde küçümsenip durdu LeBron; burada "küçümseme" derken, İstanbul takımının Anadolu takımını küçümsemesinden bahsetmiyorum, benim kriterlerime göre küçümsenen şey, yine bana göre bulunduğu grubun en iyisi olduğundan, insanlar birtakım noktaları kaçırdı... İyi oyuncu olduğunu kabul ettikten ve büyük oyuncu olduğuna ikna olduktan sonra, LeBron'la ilgili hadiseyi rafa kaldırabileceklerini zannettiler. Kendisine gösterilen saygı ve ilgi bir kademe alttaki Anthony, Carter, McGrady, Garnett gibi oyuncular için yeterli olabilirdi, LeBron için değil. (Kobe ve Wade'i bu cümlede bilerek geçirmedim, unuttuğumdan değil.)
Halil Mutlu'nun her kaldırışından sonraki sırıtışını her görüşümde, Popescu'nun penaltısını her izleyişimde, hatırlayışımda, Hamza Yerlikaya'nın hers ters taklasında gözleri dolan biriyim. Ancak, bu ve buna benzer hiçbir greatest moment'ta bir milyonluk çekirdek bitirmedim. Gerçi LeBron attığını vurmaya başladıktan sonra toteme dönüştü biraz; ama bu müsabaka&performans, kalp sıkıştıran bir heyecan dalgasından çok, bu lige olan ilgimi küllerinden doğuran bir serinin tepe noktasından aldığım hazzı doruğa ulaştıran bir sekans idi. (Bu cümleyi dikkatli takip ederseniz, salakça bir yerde durduğumu farkedersiniz.)
Bu kadar dinamik bir taktik mücadelesine en son rastladığımda, deliler gibi Detroit'i tutuyordum. Bunun en geçerli sebeplerinden biri Spurs ile olan nâhoş ilişkimdi. Ancak bu sezon daha henüz Rasheed'e nefret beslemeye başlayamadan seri bitiverdi... 4'te değil de, 6'da falan bitseydi keşke.
Bir efsanenin gelişimine, bu kadar sahiplenerek tanık olmak da ayrı bir zevk. Teşekkürler NBA, eline sağlık LeBron.
Not: Sevdiğim herkesin Barcelona'da uzunca bir süre hiç bir şey yapmadan yaşamasını istiyorum.
"I have trust issues..."
Bir senedir yazı yollamayarak, altıncı adam logosunun sitenin en üstünden kalkmasına sebep olanlardan biri olduğum için özür dilerim öncelikle. Değiştiremeyeceğim ya da öyle olduğuna inandı(rıldı)ğım birçok şey olup biterken, böyle bir konuda bu kadar pasif kalmak üzdü beni açıkçası.
Cavaliers ile ilgili birşeyler söylemem gerekirse; klasman derecesinin pek birşey ifade etmediği bir konferansta ya da garip bir güç dengesizliğinin olduğu bir ligdeyken, henüz All-Star arası öncesinde Doğu'nun ikincisi olmak çok fazla şeyler ifade etmiyor, etmemeli. Tabii ki, konferansın kıyağı diye kolay yoldan ev sahibi avantajını kazanmaktan vazgeçecek halimiz yok; ancak Miami'nin grubunu kazanacağı, Detroit ve Chicago'nun ataklarına karşı sahadaki “pathetic” hâl yetmeyecek, ne yazık ki.
Hücumda tıkanmış hâlde takım, ne yazık ki. Hughes'un 2 numaradan oyun kurma fasilitesi, hücumları akıcı hale getireceğine durağanlaştırıyor; oyun kurucu pozisyonunda oynayan adam yeterli değil, ek olarak iki tane de “oyun kurma yetisine” sahip adamla sahada 3*0.5 oyun kurucu ile yer alıyoruz ve bu durum yalnızca 1 tane ile oynamamızdan daha kötü.
Ilgauskas ve Gooden orta mesafe şut kullanımı işini zaman zaman çok abartıyorlar; mesela Z'nin faul atışı denemesi ve isabeti yarı yarıya düşmüş, geçen sezon ile karşılaştırılınca. Gooden'ın istatistiklerinde artışlar var. Ancak dört tane orta mesafe deneyip üçünü sokmasıyla; üç kere içeriyi zorlayıp bir steps veya hücum faul yapması, bir faul, bir basket-faul alması arasında negatif fark var, bir üstteki paragrafla bağlantılı olarak. Faullerin hepsini sokması şartıyla, bir sayı eksik kazanılsa da üstteki senaryoda; belirgin hücum setlerinin ve bireysel yeteneğe dayanan ince “asistler” dışında, kimse istediği yerde topu alamadığı için, pota altı oyuncularının, pota altından hücum etmemeleri sonucu, en kötü durumda bile bir sayı fazla kazandıran senaryonun, dakikalar&maçlar ilerledikçe terse döneceğini görüyoruz, göreceğiz.
Kadro yönetimi, kadronun gidişatı ile ilgili düşüncelerimi de forumdan direk alacağım, 9 Aralık 2006 tarihli kısa bir yazımla belirteyim:
“Hughes + Z <---> Francis + Jerome James + 1st Round pick
Ama; Z'ye Gooden'a falan acayip acayip kontratlar yaptıımız için, New York bu işe girmez. Bu takım Garnett'li Minnnesota'ya, Iverson'lı Philadelphia'ya döner; şampiyon mampiyon olamaz. Şu halimizle cap'in üstündeyiz, daha LeBron'unki gelecek oraya... Snow iki sene sonra 7.3 milyon alacak, öbür tarafta Damon Jones'u, Donyell Marshall'ı... Saçma sapan heriflerle uğraşıyoruz. Hazır üç-beş değeri varken Varejao'yu falan bu salaklardan biriyle paket yapın; bir tane biten kontrat, bir tane de draft pick alın. Ulan, sürekli aptal saptal takaslar oluyor, bi' tane keriz düşüremeyen biz varız. Yalan yanlış takım yönetiyorsunuz lan geri zekâlı herifler.”
Tamamen farâzi, bir anlık sinir ile yollanmış bir reply idi. New York yapar mı, yapmaz mı, düşünmeden salladığım birşeydi; ancak Flip'i tutmayan ve gidişattan memnun gibi gözüken yönetime de kırgın ve kızgınım.
Francis'in çürümesine sinir oluyorum; takımı nereye kadar götürecekleri belli, LeBron'un elinden hücum inisiyatifini az da olsa alamayacak adamlarla uğraşılacağına, ters tepmesi çok olası, büyük kontratlarla risk almak tercih edilmeli. Murat Can EGE
25 OCAK 2007, PERŞEMBE
|