NBA TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ
COURTSIDE
Bizi seyredenler, alkışlayanlar, yuh çekenler vs.
|
Sezon sonu
ödülleri ve
playoff çeşitlemeleri
Uzun bir aradan sonra yeniden birlikteyiz. İnsan bir denemeye
veya hikâyeye başlarken genelde giriş sıkıntısı çekmez ama böyle
bir yazıya giriş yaparken durum farklı oluyor. "Geçen yazımdan
bu yana şöyle böyle gelişmeler oldu, takım olarak çok bıdı bıdı
durumdaydık" gibi klişe girişler yerine, 'ne yapalım da orijinal
dursun?' diye düşünüyoruz ve o da çok vaktimizi alıyor. Her neyse,
yeterli uzunlukta bir girişimiz oldu yine de...
Playofflarla alakalı düşüncelerimizi iletmeden evvel sezon
sonu ödüllerinden biraz bahsetmek iyi olacak. Genelde ödüller
verilmeden önce otoriteler tahminde bulunur, sonra ödüller verilir.
Bu sefer de ödüllerin doğru ya da yanlış kişilere gittiğine dair
yorumlarında bulunur otoriteler. Yani konuşmak için onlara her
fırsatta gün doğar. Otorite olmadığım için tutan ve tutmayan tahminlerimi
ödüller dağıtıldıktan sonra aktarmanın daha uygun olacağını düşünerekten,
dökelim bakalım eteğimizde ne var ne yoksa...
EN DEĞERLİ OYUNCU: Nash'ten daha az hak ettiğini
bilmeme rağmen tahminim Shaq'tan yanaydı. Yani en azından
onun almasını istiyordum. Birinci sebebi, birkaç sene önce Jason
Kidd'e haksızlık yapıldığını düşünmemdi. O yüzden "Kidd
alamadı, Nash de alamasın" diyordum. MVP'nin çeşitli
bileşenleri var. Mesela oyuncu ne kadar iyi istatistiklere sahip,
takımı ne kadar başarılı, yeni geldiyse takımına nasıl bir etkide
bulunmuş gibi şeyler... Kidd bu özelliklerin hepsine sahipti.
Yani Nash'in yaptığı katkıyı aynen yapmış, istatistik olarak her
zaman triple-double tehdidinde bulunmuş, üstüne savunmasını da
eklemiş ve de takımı başarılı yapmıştı. Ne var ki Duncan engeline
takılarak kaybetmişti. Bu haksızlık beni üzmüştü; çünkü Duncan
sonraki sene de MVP olurken, Kidd ise belki de bu ödülü bir daha
hiç alamayacaktı. İkincisi ise 2000'li yılların en dominant oyuncusu
Shaq'ın sadece bir MVP ödülü almasıydı. Sen tut herkesi denize
dök, sonra tek MVP'de kal. Fakat ödül açıklandıktan sonra daha
sakin kafayla düşünüp Dallas serisini de teraziye ekleyince, fikirlerim
"Kidd alamadı, bari Nash alsın" şekline büründü.
YILIN KOÇU: İki adayım vardı ve ikisi de alamadı. Aslında
tek adayım vardı ve o alamazsa bari buna versinler diyerek ikinci
bir aday da belirlemiştim. Gönlümden ilk geçen Nate McMillan'dı,
ki hâlâ öyle. Öncelikle şu çelişkiyi aydınlatalım: Tamam Nash'in
etkisi çok büyük ve MVP. O zaman niye D'Antoni yılın koçu?
Takımı kim bu hale getirdi? Antoni sadece kadroya baktı ve uygun
olanı yaptı. Suns'un başına kimi geçirseniz zaten small ball oynatırdı.
Hem Nash-Antoni zıtlığında Amare'yi ve Marion'u unutuyoruz. Amare,
Nash sayesinde de olsa o patlamayı yapmasa, Suns buralarda olur
muydu? Ya da Marion her gece kendinden uzun forvetlere iyi savunma
yapmasa?.. Bu kadar etkenin arasında Antoni'yi koç seçmek ne kadar
doğruydu? Acaba kaç kere MVP ve yılın koçu aynı takımdan çıkmış
son 25 yılda? Bu yıl hariç sadece dört kez. Phil Jackson şimdiye
kadar sadece bir kere yılın koçu seçildi. Ama Jordan beş kere
MVP oldu. Demek ki Jordan'ın rolü çok daha fazlaydı. MVP'yi ve
koçu aynı takımdan seçersen hemen şu soru çıkar: Bu başarıda
pay hangisine ait? Burada pay kesinlikle Nash'e ait; zira
Nash'in yokluğunda Amare'nin ve Phoenix'in sefilleri oynadığına
hep beraber şahit olduk. Gerçi, Amare'nin de yakın zamanda Nash'e
ihtiyaç duymayacak kadar iyi bir oyuncu olacağını umuyorum; ama
durum şimdilik böyle. Nash, Antoni olmasa da bu takımı götürürdü;
ama ya Antoni, Nash'siz bir şey yapar mıydı? McMillan'ı birinci
sıraya koyan ise her maç büyük otoritelerin boynunu eğdiren başarısıydı.
McMillan elindeki kısıtlı imkânları sonuna kadar kullanmasını
bilerek ha bugün ha yarın onun tökezlemesini bekleyenlerin heveslerini
kursaklarında bıraktı. Sinekten yağ çıkarırcasına harika bir verim
elde etti takımdan ve bunu Batı'da yaptı. Son bir şey; Seattle
önce favori olmadığı seride Sacto'yu 4-1'le resmen alaşağı etti.
Spurs'ten ise iki maç almayı bildi. Hem de maçın birinde Radmanovic
ve Lewis yoktu. Çok övülen Antoni'nin takımı Phoenix'in şu ana
kadar Spurs karşısında elde ettiği galibiyet sayısı 0 (yazıyla
sıfır). İkincim kim miydi? Tabii ki Carlisle.
YILIN ÇAYLAĞI: Ben Gordon olmasını isterdim, sırf yaptıklarından
ötürü. Bazı arkadaşlar Gordon'un yaptıklarının en iyi altıncı
adamlara yakışan türden olduğunu söyleyerek fakiri epey güldürdüler.
Hani sanki şöyle bir şey var, en iyi altıncı adamlık yaptığın
zaman en iyi çaylak olamazsın. Kardeşim ne alakası var? Asıl bu
ikisi birbirini destekler. Bir oyuncu topun el yaktığı zamanda
muhteşem oynuyor ve bunu bir çaylakken yapıyorsa, ona hak ettiğini
vereceksin. Şöyle uç bir örnek düşünelim: Bir adam kenardan gelerek
30 dakikada 25 sayı, 10 ribaunt, 5 asist, 2 top çalma ve 1 blokla
oynuyor ve takımı lig lideri ve takımındaki diğer oyuncular 15-5-2,
10-2-7, 9-9-3, 13-4-4, 11-10-2 vb. istatistiklere sahip. Takımın
galibiyet sayısı 65-70 arasında ve takım lig lideri. Siz MVP ödülünü
ve en iyi altıncı adam ödülünü kime verirdiniz? Tabii ki 25-10-5'lik
adama değil mi? Hiç, "Ama bu adam en iyi 6'ncı adam olmaya
layık bir oyun sergiliyor?" der miydiniz? Kimse çıkıp
da "30 dakika yedek süresi değil" demesin. Biraz
fazla olabilir; ama normal süreden 5-6 dakika fazla. Gordon'a
dönecek olursak, kendisi bence nevi şahsına münhasır (yani kendine
özgü özellikleri olan) bir oyuncu. 90'lı yıllardan bu yana bir
bakalım, Gordon ayarında ve potansiyelinde başka bir altıncı adam
gösterebilir misiniz? Biraz Jamison yaklaşır, biraz da Detlef
Schrempf. Kariyerinin sonlarında 6'ncı adamlığa geçiş yapan Starks'ı
ve 90'ların öncesindeki Walton ve McHale'ı saymıyorum. Okafor
kaç maç kazandırdı Bobcats'e? Bobcats bu kadar başarılıysa lütfen
Knight, Brezec gibi oyuncuların da hakkını görmezden gelmeyelim.
Okafor kendinden bekleneni yaptı ve Gordon'dan neredeyse bir periyot
daha fazla oynayarak bu ödülü aldı. Neyse, hayırlı olsun. Umarım
Gordon'u gelecek yıldan itibaren yavaş yavaş ilk beşte görmeye
başlarız. Çünkü altıncı adamlık görevi ya iyi oyuncuların kariyerlerinin
sonlarında bürüneceği (Starks, Walton) bir görevdir, ya da hiçbir
zaman yıldız oyuncu olamayacakların kenardan ciddi destek verecekleri
(Aaron McKie, Rodney Rogers, Bobby Jackson) bir vazife. Bunun
tek istisnası geçen sene Jamison olmuştur. Gordon'u ise
çok parlak bir gelecek bekliyor.
EN ÇOK GELİŞME KAYDEDEN OYUNCU: Üçte sıfır yaptıktan sonra
burada Bobby Simmons ile doğruyu bulduk. Wade'in
olamayacağı belliydi. Sebebi şu: Bu ödül biraz da kendisinden
beklenmeyen bir çıkış yapan oyunculara veriliyor. Simmons'ın bu
çıkışını kim tahmin ediyordu? Hepimiz Wade'in bu patlamayı yapacağını
az-çok tahmin ediyorduk. Shaq'ın da varlığıyla daha çok boş şut
imkânı ve pozisyon fırsatı bulacağının farkındaydık. Yine eskilere
döndüğümüzde, McGrady'nin bir sene içinde 15'lerden 26'lara fırlayacağını
kim tahmin ediyordu? Hemen hemen hiç kimse; çünkü Tracy'nin takımına
Shaq adında biri gelmiyordu.
EN İYİ SAVUNMACI: Kirilenko ve Artest çeşitli nedenlerden
ötürü boy gösteremeyince meydan kötülere kaldı! Herhalde bu ödül
uzun zamandır ilk kez pek de hak etmeyen birilerine verilecekti.
Kim seçilirse seçilsin çok da tatmin edici olmayacktı ve nitekim
öyle de oldu. Big Ben seçildi; ama hepimiz onun bu sene
eski Wallace gibi oynamadığını biliyoruz. Yani "kötünün
iyisi" hüküm sürdü gitti. Benim adayım ise Marion'du.
Belki ligin en çok sayı yiyen takımında oynuyor olabilir; ama
Suns lig boyunca 120 atıp karşılığında da 119 yerine 110-111 yediyse,
bunu Marion'a borçlu. Kolay mı her gece çıkıp Garnett-Duncan-Nowitzki-Martin-Webber-Gasol-Brand
gibileriyle boğuşmak, üstüne de ribaunt alıp top çalarak yaklaşık
15-20 sayı atmak?
EN İYİ ALTINCI ADAM: Gordon'u tahmin etmek zor olmadı.
Allah'tan Hidayet sakatlandı. Yoksa duygularım mantığımı yenerdi
ve oyumu Hidayet'e verirdim. (Umarım bu şakayı yanlış anlayan
bir kısım zevat çıkıp da "Sen sadist misin kardeşim? Ne zevk
alıyorsun milletin sakatlanmasından?" demez).
Playoff serileri: Ordan burdan
Gelelim playofflarla ilgili alakasız birkaç kelam etmeye. Doğu'da
konferans finalinin oynandığı geçtiğimiz hafta içinde, işi bitirip
dinlenmeye çekilen San Antonio'nun rakibi kim olur, çok da merak
etmiyordum. Çünkü tahminim, San Antonio'nun Doğu'dan gelen
takımı tokatlayacağı yönündeydi; nitekim ne Suns dört maç
üst üste kazanıp inanılmazı başardı, ne de Shaq Doğu Finali'nde
2001'deki gibi oynamayı... Pistons Doğu Şampiyonu oldu ve bu gece
NBA Final Serisi başlıyor, düşüncelerimde değişiklik yok. Spurs'ün
inanılmaz geniş bir kadrosu var. Sadece bench'lere baktığımızda
Spurs, çok kaliteli bir beşin ardında Brent Barry gibi
tecrübeli şutöre, Glenn Robinson gibi acil durumlarda sayı
atabilen bir adama, Horry gibi playoff profesörüne sahipler.
Nesterovic, Udrih gibi playofflarda yedek olarak çok da
sırıtmayacak adamları saymıyoruz bile.
Playoffun şu ana kadarki sürprizi kim? Bence Jerome
James. Ama üzülmeyin, Külkedisi masalı çok uzun sürmez: Seneye
multi-year kontratı kapar ve sonra da üstüne yatar. Takımı da
dua eder, "şu kontrat hemen bitsin" diye.
Pacers-Pistons serisindeki savunma -yoksa beceriksizlik
mi demeliydim?- gerçekten can sıkıcıydı. Allah'tan seri çabuk
bitti.
Miami ise balık Nets ve Wizards serilerinden
sonra "gerçek bir rakip" buldu ve kendisine nazaran
avantajları hem "ciddi playoff tecrübesi", hem
de "gerçek bir takım olmak" olan Pistons'a boyun
eğerek 2005 macerasına veda etti. Heat'in Doğu Finali'nden galip
çıkarak Spurs ile şampiyonluk savaşına gireceğini umut edenler
veya buna ihtimal verenler için Pistons serisi esnasındaki can
acıtan soru ise şuydu: Bu Miami, geçen seneki Lakers'tan daha
mı iyi? Seri devam ederken kendilerine bu soruyu sorup da
"hayır" cevabını verenler ise Heat'in Pistons'ı elemesini
beklemiyordu zaten, beklememeliydiler de. Yok "evet"
cevabını verenler de oldu ise eğer, bir bakalım: Shaq'ı
aynı kabul edelim. Wade için "Kobe'den daha
iyi" diyebilir miyiz? Biraz daha büyümesi lazım. Damon
Jones geçen seneki Payton'dan daha iyi kabul edilebilir, takıma
katkı açısından. Ama Fisher benzeri bir adam yok Miami'de.
Aslında bence eşit durumdalardı; fakat Shaq bu seneye daha ciddi
önem vererek "benim bir görevim var" demeli ve sakatlığına
rağmen çok daha fazla coşmalıydı, takımını finallerde getirebilmek
için. Seri tahmini yapmak çok zordu zaten ama Shaq bunu beceremedi
ve böyle oldu. Zaten çok da önemli değildi. Nasıl olsa sırada
Spurs vardı.
Celtics-Pacers serisinde aklıma futbolda ürettiklerimize
benzer komplo teorileri geldi. Mesela; "Abi Reggie Miller'ın
bu sene veda senesi, onu ilk turda elemezler" gibi.
Finalden sonra daha çok konuşabilme ümidiyle…
NOT: Son yazımdan hemen sonra şöyle bir konuşmaya şahit
oldum:
X: Falan filan oyuncu … (şöyle bir düşünür)
o takım için eeee (ne diyeceğini yoklar. Önce doğrudan söylemek
ister, sonra aklına bir şey gelircesine duraklar) yaaniii (nihayet
kararını verir) tanrıdır. Evet evet, tanrıdır.
Y: Kobe Bryant da Lakers'ın tanrısıdır zaten. Hatta büyük bir
tanrıdır. Her dediği olur.
Bu karşılıklı konuşmaya şahit olunca, aldı mı beni bir gülme!
Bu mantıkla, evde sözü geçen birçok koca da tanrı oldu mu? Buyurun
buradan yakın:)) Bu adamlar herhalde son yazımızı okuyunca üstlerine
alındılar ve galiba şöyle düşündüler: "Eyvah, yakayı ele
verdik. Bu adam bizim basketçilere taptığımızı fark etmiş. Ne
yapalım, hemen açıkça ilan edelim onların tanrılıklarını. Ha evet
ne diyordum, Kobe gerçekten de büyük bir tanrıdır. Ehem şey kem
küm gak guk…"
Bir akl-ı evvel de çıkıp "Yahu biz onu edebi anlamda kullanmıştık"
derse ne halt ederceğiz? Onları da hemen yeniden yazıyı okumaya
davet eder ve "... meseleye biraz edebi yönden bakabilmek"
cümlesine göndeririz. Sorun da burada ey Nalkapon ve saz arkadaşları.
Edebi olarak böyle bir kullanımın yanlış olduğunu anlattık bir
yazı boyunca. İşin garip yanı da şu: Eleman hiç tanrı falan demiyor
normalde. Diyorsa da 50 seferde bir diyor. Bizim yazıyı okuyunca
bir seferde dört kez diyeceği tutuyor her ne hikmetse. God blesses
everyone(!) Merhaba, ben perhiz, ben de lahana turşusu…
Hadi Allahaısmarladık.
kemalbudak@hotmail.com
9 HAZİRAN 2005, PERŞEMBE
|