Batuhan KAYHAN

NBA TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ


NBA WALLPAPERS

COURTSIDE

Basketbol Seyircisi(!) - 1

batuhankayhan@gmail.com
31 ARALIK 2005, CUMARTESİ

Dilimizde 'seyirci kalmak' diye leziz bir tabir vardır. Bir adım ötesi 'Fransız kalmak'tır. Türkiye'de basketbola gönül veren kişiler, şartlar vesilesiyle ikisi arasında gidip gelmektedir.

Kezâ kendi topraklarında oynanan basketbol maçlarına dışarıdan bir gözlemci gibi bakabilmekte, bir hayvanat bahçesindeki ördeği sever gibi dokunabilmektedir. Sevdiği spor için takdir edilesi bir dayanıklılık testini geçmektedir.

Mesela çişini maç sonuna kadar tutabilmeli, maça gelmeden 1-2 saat önce tıka basa doymalı, ya soğuktan poposu donmalı ya da aşırı sıcak ortamda onlarca sigaradan çıkan tütün kalıntılarını ciğerine çekebilmelidir. Bir de dramaya hazırlıklı olmalıdır. Bir hafta önce hınca hınç dolu olan salonda 200 kişi görünce gözyaşlarını tutabilmelidir. Trafik altyapısı için 116 çözüm ancak 21'inci yüzyılda çözülmeye başlanan bir şehirde envai çeşit taşıt aracığıyla gık demeden gidip gelebilmelidir.

Trajik olan ise bu testi tamamladıktan sonra karşısına bu testin çıkacağını bilmek ve buna ses çıkarmamalıdır. İşte Türk basketbolunun kımıldanmaya başladığı son 15 senedir basketbol seyircisinin bir türlü atlayamadığı statünün özeti budur. Sevdiği spora seyirci, çektiği sıkıntılara ve kaybettiği haklara Fransız kalan bir yapı.

Hangi Kapıyı Çalsam...

Oysa o çok güzel sınavlar vermiştir. Saha içi profesyonel adımları uluslararası standartlara uygun atan Efes ve Ülker'e desteği esirgememiş ve bu oyuna olan açlığını ilan etmiştir. Bu örneği Bursa (Tofaş) ve Kayseri'de (Meysu) de gayet başarıyla göstermiştir. Fiyatları haylice el yakan Magic Johnson gösteri maçında salonu tamamen doldurarak ve harika bir atmosfer yaratarak “ben buradayım” demiştir. Fiyatları yine ülke standartlarının üstündeki iki Dream Team - Türkiye maçında kapalı gişe yaparak bu tarz atmosfere olan açlığını ve susuzluğunu haykırmıştır. Fakat pek duyan olduğunu söylemek fazla iyimser bir yaklaşım olur.

Kezâ o bu çığlığının duyulması için federasyona bakınca 'meşgul' ışığı görmektedir. Oysa federasyonun tek görevi ülke için turnuva koparmak, milli takım kimyası için uğraşmak olmasa gerek. Ülke sınırları içindeki takımların ve basketbol seyircilerinin sağlıklı ve kalıcı bir şekilde birbiri ile buluşması öncelikli amaç olmalı. Seyirci takımı itecek, seyirci oyunu alkışlayacak, akabinde takımlar bu ortamdaki motivasyonla ve getirilerle adım atacak ve bu oluşum neticesinde henüz pratiğe dökülmemiş basketbol kültürünün kokusu, tahtını spor salonlarındaki sigara kokusundan alacaktır.

Federasyondan ümidi kesen basketbol seyircisi(!) bu kez bir umutla kendi kulübüne bakar. Fakat asıl darbeyi oradan yer. Saha içi her türlü profesyonel hamleyi dünya standartlarında yapmayı ilke edinen müessese kulüpleri, seyirci konusunda kamuoyuna şirinlik yapmaktan öte bir harekette bulunmaz. Bu satırların yazarı, 11 sene önce şevk ile maç için yolları aşındırdığı ve tribün altyapısının yerlerde süründüğü dönemlerden bugüne bir adım bile atılmamış olduğunu görüp üzülür. Keza müessese kulüpleri tribün altyapısının hala fabrikasyon bayrak, toplu otobüs ve civar okullara verilen davetiyelerden oluştuğunu düşünmektedir. Bu aymazlığı bir mantığa oturtmaktan vazgeçmekte fayda vardır. Kezâ, mantık yoktur.

Bir adım öteye, kulüp takımlarına gidildiğinde ise tam bir facia ile karşı karşıya kalınır. Mutfak tezgahında bir paket un, bir paket şeker, bir şişe de yağ vardır ama helva yoktur. Yurt genelinde her türlü ortamda bir şekilde bahsi geçen kulüpler ve yukarıdaki örneklerde varlığını kanıtlayan basketbol seven kitle, bir türlü buluşamamıştır. Kezâ bu kulüpler, bıraktık saha dışı organizasyonları, saha içi adımlarda bile yıllar boyu çuvallamış ve spor kültürü kendilerinin çeyreği etmeyecek klüplere boyun eğmiştir. Bunu da kendi taraftarlarına bir güzel kabul ettirmiştir. Tüm dünyada para musluğu olan bir kanal, bu yöneticiler için devlet vergisi gibi can sıkan bir hale dönüşmüştür. Can acıtan bölüm ise bu düşünce yapısının basketbol seyircisine tamamen sırtını dönmesidir. Keza 'taraftarın bağıranı makbûldür' anlayışı ile tribün dolsun diye doluşturduğu kişileri 'salonların efendisi' seçmiş ve o salonların asıl sahiplerini (basketbol seyircisi) 'saray köşesinde hadım edilen haremağası' statüsüne indirgemiştir.

Yöneticimiz Uyuyor Mu?

Bu kısır döngünün çözülmesi için hiç kuşku yok ki federasyonun tepesinde durduğu piramidin her noktasının harekete geçmesi gerekmektedir. Bu durumdan şikayetçi olan ve basketbol seyircisinin(!) de başı çektiği bir kımıldanma olması, tünelin sonuna ışık yakabilir. Aşağıdaki maddeleri piramidin her katı özümsemelidir. Özümsemeyen, piramidin, yani diğer ifadeyle Türk Basketbolu'nun dışında kalmalıdır.

1) Evet efendim... Basketbol seyircisi de bağırır. Hem de öyle bir bağırır ki, karşı bench'teki rakip koçun ceketi bile havalanır. Ama basketbol gibi anlık değişen ve maç içi değişimlerin Kuzey Irak'taki kırmızı çizgiler gibi önemli olduğu bir oyunla bütünleşen, takımın arkasından ittiren bir bağırmadır bu. Takıma ve spora hizmet eder. Basketbol atmosferine çeşni katar.

2) Evet efendim... Basketbol seyircisi para vermeyi sever. Bunun sebebi tiki (ticky) olması değildir. Hak edene elindeki mevcudu vermekten çekinmez. Bu spordan ve sevdiği takımdan aldığına karşılığı vermeyi sever. Gerekirse Duncan'ı izlemek için 70 YTL de verir. Gerekirse taksiye bineceğine hava güzel diye otobüse biner.

3) Hayır efendim... Basketbol seyircisi, NBA tribünleri gibi, takımı 20 sayı gerideyken ön koltuktan şebek gibi sırıtmaz. Sosisli kuyruğu, periyot sonu skordan daha önemli değildir. Ama bilir ki 20 sayı geride olmak dünyanın sonu değildir. O da insandır, karnı acıkır. Birşeyler yiyip içmek ister.

Türkiye'de basketbol konusunda yüksek bir potansiyel enerji var. Bu, yanardağın patlama öncesi homurdanmasına benziyor. Bunu kinetiğe çevirecek olan da, salonları dolduracak basketbol seyircisidir.

Fakat can sıkan nokta, farklı bir yanardağın patlamasına eğilim gösteren adımlar. O yanardağdan basketbol ve ona bağlı kinetik enerji değil; aksa aksa şiddet ve gerginlik akar..

"Seyirci gelsin de, nasıl gelirse gelsin" demek, "Yanardağ patlasın da, nasıl patlarsa patlasın" demektir.

Eğer yanlış dağı patlatırsak lavların altında Türk Basketbolu kalır.

Bu teoriler nasıl pratiğe döner?.. O da ikinci bölümde artık...