|
Uzun zaman
sonra merhaba. Atlanta Hawks yazısı beklediğinizi
biliyorum, ancak
Ornette Coleman Double Quartet modunda
olduğumuzdan
free jazz esintili bir NBA yazısı olacak,
bilginize.
İstikrarsızlığın istikrar olarak kabul edilmesini de
Cecil Taylor’ın sıklıkla bahsettiği atonal müziğe
benzeterek Hawks’un son dönem gerçekten hard bop - cool
jazz savaşlarından sıyrılarak, Coleman’ın “No chords, no
harmony, any player can take the lead” cümlesini
gerçekleyerek, cazın özgür halini yansıttığına emin
olabiliriz.
Ornette Coleman Double Quartet 1959 baharında toplanıp
kendince bir şeyler denediğinde çoğu cazcı tarafından
eleştirilmiş, negatif yorumların odağı haline gelmişti.
Jamal Crawford’ın Hawks için çok da gerekli olmadığını
söyleyen (zamanında bulundukları takımdan
uzaklaştırılmış) GM’ler, Al Horford’ın hala
bekleneni(?!) veremediğini iddia eden yorumcular, Joe
Johnson’ın liderlik vasfını yerine getiremediğini (yuh!)
vurgulayan Steve Kerr ve diğerleri. Coleman 21 Aralık
1960’da
Free Jazz: A Collective Improvisation’ı sessiz
sedasız piyasaya çıkardığında New York City hiçbir şeyin
farkında değildi,
Eric Dolphy’nin bas klarneti ve
Freddie Hubbard’ın trompeti arasındaki uyumun tamamen
tesadüfi olamayacağını anlayıncaya kadar.

Yılın altıncı adamı ödülünü beklemektense -kanımca-
çoktan elde etmiş Jamal Crawford’ı Chicago ve New York
yıllarının aksine winner ve ikinci adam olarak izlemek
bana keyif veriyor. Öte yandan korkulan gerçekleşmedi ve
Josh Smith/Marvin Williams’ın Crawford’a tavır koyacağı
ve top paylaşımı konusunda sıkıntı olacağı fikirlerinin
aksine, leziz bir uyum sağlandı. Tıpkı Scott LaFaro’nun,
Charlie Haden’ın bile bile bozduğu armoniyi tamamlamak
için özel bir çaba sarf etmemesi ve kendince Left
Channel’da takılması gibi. Burada Ornette Coleman’ın
yaptığı improvizatif uyumu, Vietnam Gazisi görünümlü
Mike Woodson’ın nihayet coaching yeteneğini göstererek
takımını toparlamasıyla eşleştirebiliriz. (Coach of The
Year?)
Sezon sonunda gönderileceğini tahmin ettiğim
Rookie-Teague’in yarattığı duygudurum pek de hayal
kırıklığı değil aslında, özellikle takım doğunun üçüncü
sırasındayken ve nihayet bench’ten gelen tek adamın
Crawford olmamasına seviniyorken.
1960 sonunda Coleman için büyük bekleyiş sona ermiş ve
müziğini isimlendirebilmiş, Miles Davis dahil “Bu
kaçığın yaptığı şey de nedir böyle?” diyen cazcılara
kendince yanıtını vermiş ve özgür kulvarını açmıştı.
Aslında son yıllarda Hawks için yöneltilen acımasız
eleştiriler, “Yine/yeniden yapılanmaya girecekler!”
iddiaları ya da JJ’in şampiyonluk iddiası olan takımlara
birkaç kalburüstü kısa forvet karşılığında gönderileceği
söylentileri (Sanki şampiyonluk iddiası olan takımlardan
biri değiliz?), yerini home/road fark etmeksizin -arada
tökezlese de- maç kazanan ve güven veren atmacaların
kabul görülmesine bıraktı.
Doğunun ikincisi Celtics üç yenilgisini bizden alırken
(Bulut Bey’e selam ederim), üst üste kazandığımız maç
sayısı son on yılın en yüksek rakamını bulmuşken,
Raptors potasını 146 sayıyla aşındırmışken acı
gerçeklerden de kaçmamak gerekiyor. Cavs ve Magic
yenilgileri can sıkıyor, üstelik kıl payı yenilgiler de
değil bunlar. Hadi, diyelim ki güçlü takımlar. Knicks,
Heat ve Bulls yenilgileri hazmedilir değil. (Özellikle
Bulls yenilgisinin bizim açımızdan çok Chicago’nun gaza
gelişi yönünden değerlendirirsek vahametin gözler önüne
serileceğini düşünmekteyim.)
Olabilir, Coleman 2006’da Pulitzer Ödülü aldığında
yadırganmaya devam ediyordu; son elli yılda yaşadığı
üzere.
Wynton Marsalis bile bu duruma şaşırdığını dile
getirirken, Coleman’ın umrunda bile değildi bu ödül, o
Sound Grammar’ıyla yine sahnedeydi ve özgür cazın
ruhuyla odamıza girme nezaketinde bulunuyordu.

The Art of The Improvisers
Hawks’un oyun tarzı için ‘sanatsal’ yorumunda
bulunacağımı sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Horford’un
ribaund alırken nadiren Mourningleşmesi, Joe Johnson’ın
sıkıntılı zamanlarda yüreklere su serpen kahramanca
davranışları, Crawford’ın geçtiğimiz hafta Suns’ı
deviren enfes
buzzer-beater’ı göz önüne geldiğinde,
takımın aslında bu “sanatın” bir parçası olduğunu
kanıtlanıyor; ancak şampiyonluk yüzüklerini taktığı
1959’dan bu yana istikrarsızlığın istikrar olduğu
Atlanta’da (seksenler de buna dahil pek tabii) sanat
kavramından öte süreklilik aranıyor, isteniyor. Bu
bağlamda Collins ve Pachulia’nın ipinin çekilmesi
ihtimalinin olduğunu, hatta Al Jefferson için teklif
götürüleceği kulislerde konuşuluyor. (Tam da takım
kimyası yerine oturduğunda yapılacak işler bunlar,
tebrikler!)
Önümüzdeki günlerde deplasmanda oynanacak olan Houston
ve San Antonio maçları gerçek anlamda riskli. Üstüne,
3-0 geride olan Boston’ın gurur meselesi yaptığı bir
home game ve deplasmanda intikam alma amacı güttüğümüz
Orlando maçları ocak sonunda Hawks için zor günler
olacağını göstermekte. Uyumsuzluk eskisi gibi değil,
yenik durumdan geri gelme çabalamaları esnasında daha az
hata yapan bir takımız artık ve bana kalırsa Woodson’dan
da öte Joe Johnson’ın kişisel payı var bu başarıda.
Ornette Coleman 1958 ortalarında
Charlie Haden,
Don
Cherry ve
Billy Higgins’le birlikte çalmayı denediğinde
gerçek uyumun birbirlerini armoni bazında takip
etmektense sıklıkla armoniyi bozarak kendi istedikleri
çalmaları yönünde band arkadaşlarını uyarıyordu. Üç
kişinin üzerine 1960 kışında yedi kişiyi idare ederken
de zorlandığını söylüyor hatta, 2001’deki Münih Konseri
çıkışında verdiği röportajında. Düşünün, iki adet dörtlü
ve biri sol, diğeri sağ kanalda yer alırken, aynı
zamanda kendi uyumlarını yer yer baltalayarak kutsal
müziğe; cazın özgür ruhuna ulaşmaya çalışıyorlar.
Heyecan verici, öyle değil mi?
Özet, Haberler, vs.
Kendimi bildim bileli Hawks taraftarıyım, son iki yılda
yaşadığım heyecanı önceki senelerde bulamadığım için
şanslı mıyım, değil miyim bilmiyorum. Ne Shareef’li,
Big-Dog’lı yıllarda ne de Mutombo’lu, Blaylock’lı
geçmişte hiçbirini bulamamışım, bunu tekrar fark
ediyorum. En azından NBA’de bir takımı gönülden
destekleyen biri olarak bugünleri görmek bir parça
mutluluk veriyor.
• Her türlü soru, görüş ve eleştiri için mailim:
nedensiz@gmail.com
• Mezuniyet, nöbetler, TUS derdinden yazı gönderme
aralığım iyice uzamış, eylülden sonra telafi edeceğimi
umuyorum.
• Beauty Is A Rare Thing mükemmel bir compilation,
tavsiye ederim.
• Joshua Redman İş Sanat’a geliyor!
Daha çok savunma ve daha isabetli dış şut yüzdesine
ihtiyacımız olduğunu belirtir,
Albert Ayler’dan Ghosts
ile siz saygıdeğer batug.com okurlarını selamlarım.
Sevgiyle kalınız.
|