NBA
TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ
COURTSIDE
Bizi seyredenler, alkışlayanlar, yuh çekenler
vs.
|
AH
BE LINDA!
(20 OCAK 2005,
PERŞEMBE)
Gerek e-postalarınızda, gerek evime gönderdiğiniz mektuplarda
en sık sorulan sorulardan biri; ''Hocam, NBA'de en beğendiğiniz
oyuncular kim?''
Beğendiğim oyuncu çok tabii, orada olan herkesin bir niteliği
var ama soruyu "sevdiklerim" diye değiştirirsek,
cevabı epey sınırlamış oluruz. Şahsen, Özgün Özdede gibi, her
yıldız oyuncuya sempatiyle bakamıyorum. Saygı başka bir olay,
Duncan'dan herkes güzel kelimelerle bahseder ama sevgi bambaşka
bir his. Hararetli bir Lakers taraftarıyım ama diğer 29 takım
içinde de çeşitli sebeplerle özel ilgi duyduğum, iyi oynasınlar
istediğim 3-5 kişi var. Onlara olan sempatimin çok geçerli sebepleri
yok ama sporda taraf olurken etki eden unsurların ne kadarı ciddi
şeylerdir ki zaten?
Kimdir peki bunlar?
Enteresan fiziği ve buna karşılık dalga geçer gibi süper atletik
bir herif olması, löp löp üçlük atması, cins ismi gibi sebeplerden
ötürü Baron Davis güzel bir insandır ama sanırım onu sevmemin
en önemli sebebi, 2002 playofflarının ilk turunda, bir türlü sevemediğim
T-Mac'i büzüştürmesidir. T-Mac'li Orlando deplasmanda 1-0 öne
geçmiştir, Baron 1-1 yapmıştır. Orlando yolunda McGrady ''onların
kıçını evde tokatlayacağız'' gibi talihsiz bir beyanda bulunmuştur,
lakin üçüncü maçtan sonraki demeci ''aaaabi siz çok güçlüsünüz,
benim takımda adam yok'' şeklinde olmuştur. Bunun üzerine
Baron ''kes lan!'' mealinde bir son maç oynayıp seriyi
oracıkta bitirmiştir.
Marcus Camby'ye sempatimin sebepleri; uzun ve başbelası
bir sakatlıktan taş gibi dönmesi, sık sık 10 sayı, 15 ribaunt,
4 blok, 3 top çalma gibi bayıldığım istatistikler yapması, Çince
dövme modasının daha başlamadığı günlerde sağ koluna yaptırdığı
Çince dövme (''Çarşı'' yazıyomuş orada) ve özellikle zor
maçlarda formasyon geçiren, kafa tutmayı seven bir oyuncu olmasıdır.
99 playofflarında Patrick Ewing o dönem hep olduğu gibi tam konferans
finali vakti sakatlandığında Camby benchten ilk beşe terfi etmiş
ve tecrübesizliğine rağmen Rik Smits-Antonio Davis-Dale Davis
gibi bir üçlüye kök söktürmüştü.
Gilbert Arenas'a bayılıyorum. Sanırım yine all around
oyuncu zaafımdan kaynaklanan bir durum. Ama bu kadar yoğun olmamalıydı.
Tamam tamam buldum, durun! Evet, Arenas'ı çok sevmemin sebebi
Uğur Dündar. Pekala, yalnızca şakaydı, gerçek sebeplerin ilki,
eski afrosu. Kobe'nin afrosunu andırdığı için olabilir mi? Şarkıda
söylendiği gibi, ''Dün gece hiç tanımadığım bir erkeğe, sırf
sana benziyor diye 'Merhaba' dedim''. Olabilir, lakin ikisinin
de kısa saçlı hallerinin daha şık olduğuna kanaat getirdim. İkinci
hakiki sebep ise, evvelden de bir yazıda bahsettiğim, geçen sene
Sacramento'yu yendikleri maçta oynadığı oyun. 9/29 atan bir oyuncu
genelde Sacramento'yu tutan biri için sempatik olabilir ama herif
8 top çalmıştı be arkadaşlar!
Shane Battier lige girerken önemli bir yıldız olacağı
söyleniyordu. Her ne kadar Pau Gasol'un gölgesinde kalsa da, çaylak
sezonu da çok iyiydi. Ama sonra hep düşüş yaşadı, bench oyuncusu
oldu. Takım forvet yığınına döndü, Battier'nin dakikaları azaldı.
Bunu hakeden adam olduğunu düşünmüyorum, özgüvenini geri kazanırsa
şu an bulunduğu seviyenin yukarısına çıkabilir. Ki nihayet çıkıyor
galiba. Temiz bileği vardır, iyi savunmacıdır ama böyle Bruce
Bowen kalibresinde bütün kariyerini geçirmesini istemem. Çaylak
sezonunda 14.4 sayı, 5.4 ribaunt, 1.55 top çalma yapmış bir adamdan
bahsediyoruz.
Kirk Hinrich'e tapıyorum. Hem iyi şutör, hem takımı iyi
oynatıyor (henüz bir Kidd değil belki ama), hem de iyi savunmacı.
Ayrıca sempatik bir tipi var, filmlerdeki çekingen kahraman çocuklara
benziyor. Peter Parker gibi adam. İlk defa geçen yıl Umut Abi'yle
(mutluluklar dileriz) bir Bulls-Philly maçındayken karşımıza çıkmıştı.
Benchten geliyordu, çaylaktı, sezonun başıydı ama eline aldığı
topu müthiş kararlı kullanıyordu. Güzel stilli, iyi bir şutu vardı
ve o tip adamlar hep hoşuma gitmiştir. Sonraları kendini hızla
kabul ettirdi. Beyaz olması da Hinrich'i tutmamda bir etkendir.
Irkçılıkla alakalı olduğumdan değil, beyaz oyuncu (özellikle yeteneklisi)
az olduğundan.
Elton Brand ''su getir'' dese kalkar götürürüm.
Temiz adamdır, vukuatı olmaz, pas verme yeteneği mevcuttur, boy
dezavantajına rağmen sağlam blokçudur, iyi savunma yapar, orta
mesafe şut atar, kötü şut seçmez, satmaz. Senelerdir dandik takımlarda
oynar, üzülürüm, üzüldükçe sempatim artar, başarılı olsun isterim.
Bunun çok benzeyeni de Shareef'tir. Daha playoff yüzü görememiştir,
oysa her daim 20-10 seviyesini tutturan ve daha hoşu, 3 asist
barajını geçen uzunlardandır. Bu adamların ''ulan amma sattın
bugün be'' dedirttiği maç genelde yoktur, çok nadirdir.
Elbette Joe Johnson... Eli her işe yatkındır; şut atar,
içeri girer, atletiktir, savunma yapar ve hiçbir zaman ön plana
çıkmamış bir oyuncudur. Daha dördüncü sezonunu oynuyor ama bence
yine de underrated kümesine dahil bir adam. Underrated adam sempatik
gelir her zaman, hakkı yenmektedir çünkü. Bir de Joe Johnson ikinci
yarıları iyi oynar ki bu da çok hoşuma giden bir nitelik.
Shawn Marion o gudik stiliyle bir sezonda 141 üçlük (%38.7
gibi iyi bir isabet oranıyla, ki sezona çok kötü başlamıştı) attığından
beri gönlümde yer etmiştir. Tabii bunun yanısıra hem göze hitap
eden, hem de her sezon 20 civarı sayıyı sadece bitirici bir oyuncu
olarak tutturan veya mutlaka zorlayan, Batı'nın uzun ve güçlü
front court'larının lige hükmettiği dönemde dahi undersized haliyle
SF pozisyonunda 10 ribaunt-2 top çalma-1.5 blok seviyesine alışık
elit bir heriftir. Sıcak bir yüzü vardır, her fotoğrafta güler,
sorunlu adam değildir.
Andre Miller sophomore yılında 16 sayı, 8 asist ortalama
yaptığında içim gitmişti, bir sonraki yıl asist ortalamasını 11'e
çıkarınca hop hop hoplamaya başladım. Ne var ki takip eden üç
sezonda 6 civarında bir asist ortalamasıyla gezinmesi ve daha
önemlisi o inanılmaz Clippers takımında (Miller-Maggette-Odom-Brand-Olowokandi
/ Quentin Richardson) %40 isabetle şut atıp (Cleveland'da %45'le
atıyordu) buna karşılık asist değerini de bir önceki sezona göre
4.2 gibi korkunç bir düşüşe uğratması beni çok kırdı. Yine de
seviyorum işte, var mı diyeceğin? Pek makul bir sebebim yok ama
hiç dış şutu olmadığı için pıtır pıtır içeriye girişleri hoşuma
gidiyor belki de, bilemiyorum tam olarak. Mesela benzer tipteki
Speedy Claxton da Laker olmamasına rağmen sevdiğim bir
oyuncudur.
Son olarak da Grant Hill... Daha önce tamamen nötr olduğum
bir oyuncuydu, Duncan ya da Garnett gibi. Hatta sezon başında
''bu sezon da oynayamazsa Haziran'da player option'ı kullanmasın,
şerefsizlik eder'' yazmıştım foruma. Keşke yazmasaymışım...
Belki yanlış bir şey yazmadım, sadece bir olasılık üzerine yorum
yaptım ama düşünmemek daha iyi olurmuş. Sezon başında hazırlık
kampındaki ilk maçta çok kötü oynayınca içim cız etti. Sonraları
iyi oynadığı her maçın box score'una, recap'ine heyecanla baktım.
Herkes onun maç başına 20 dakika civarı oynamasını, vasat bir
katkı yapmasını bekliyordu ama o, tam olarak eski Grant Hill olmasa
da, en azından yıldız bir oyuncu gibi döndü. Eskisi gibi muazzam
bir atlet değil tabii, Mutombo'nun üzerinden kolunu soktuğu smacı
gibi jeneriklik hareketleri Hill'den artık çok fazla beklememeli.
Üstelik hiçbir zaman örnek bir şutu da yoktu ve o tuhaf stili
hiç de bir yıldızınkine benzemiyor. Fakat o şut, Hill'in masalında
güzel bir detay bence. Her defasında sanki sokamayacakmış gibi
geliyor değil mi? Ama o yanıltıyor. Ve yanılttıkça da, gülümseyip
''yürü be oğlum'' demeyen basketbolsever var mı?
orkunco@excite.com
|