| Ölü sezon değil, yeni sezon başladı
Bu yeni köşemizde sadece NBA'ydeki gelişmeleri ve bunlarla ilgili düşüncelerimizi aktarmakla kalmayacağız, Türkiye ve Avrupa liglerini de (Euroleague, ULEB vs.) mercek altına alacağız. Sıcağı sıcağına başlayalım…
Malum, dünyanın birçok yerinde ligler tatil oldu. (Tabii güney yarımküredeki liglerin yeni başlamış olmaları lazım.) Gözlerin en çok üstünde olduğu lig NBA'de ise off-season, draft seçimleri, serbest oyuncuların yeni sözleşmelere imza atması ve oyuncu takasları demek oluyor. Ve bu son derece stratejik kararlar tüm lig dengelerini altüst edebileceği için her anı zevkle izlenebilir. Öyle ki, birçok basketbol yiyen-içen-soluyan insan tarafından yaz dönemi, 'gerçek sezon' olarak adlandırılabiliyor.
Chicago'da gerçek bir boğa!
NBA'de yaz döneminin şu ana kadarki en önemli bombası, Pistons'ın “Big Ben”'i Ben Wallace'ın Chicago Bulls ile anlaşacağının haber kanalları tarafından duyurulmasıyla patladı. Malum, Wallace malum free agent (yani serbest) bir oyuncuydu. Bulls'un büyük oynadığı aşikar. Zaten şu son playofflarda, sonradan şampiyonluğa ulaşan Miami Heat'i bir hayli zorlamışlardı. Şimdi Wallace gibi hırslı bir savunmacı ve ribauntçuyu alınca, havaları bambaşka olacaktır. Ancak Chandler ile Big Ben'i yan yana oynatmayacaklardır. İçeriden maç başına 10-15 sayı bulmak için milyonlarca doları harcamak akıllıca olmaz. Bu yüzden Chandler'i takas edecekleri, gideceği takımın da New Orleans Hornets olacağı söyleniyor. Pinti patron George Shinn delirmiş olmalı!
Yazılanlara göre, Tyson Chandler karşılığında J.R. Smith ve PJ Brown'ın gönderilmeleri konuşuluyor. Bence Bulls için harika bir takas olur. Brown'un bir yıllık sözleşmesi daha var. Yani 2007 yazında terliklerini giyer, mayosunu altına çeker ve havlusunu omzuna atıp Florida sahillerinin yolunu tutar. Bulls da kontrat yükünü uzun süre taşımamış olur. Ya drafttan, ya da piyasadan bir uzun oyuncu bulurlar.
Hornets'den tecrübe transferleri
Gelelim New Orleans Hornets'e... Aslında patron George Shinn'in delirdiğine falan inanmıyorum. Birileri onu para harcamanın zamanının geldiğine ikna etti. Zaten Chris Paul'ün bu sezonki performansını görünce çok laf kalabalığına gerek yok. Bu yüzden önce serbest olan Peja Stojakovic'le anlaştılar (hiç de fena değil) ve sonra Memphis Grizzlies'den Bobby Jackson ve onun üç yıl / 15 milyon dolarlık sözleşmesini aldılar (kötü bir manevra olduğunu düşünüyorum). Bir de atletik Chandler gelirse, iyi bir yapılanma gerçekleştirmiş olacaklar.
Öncelikle Koç Byron Scott hızlı bir basketbol oynatmayı seviyor ve hızlı oynatınca başarılı olabiliyor. Bu iş için ideal oyun kurucuyu buldu: Chris Paul. Koşan bir forvet (Stojakovic'i Kings'den hatırlayın) ve atletik uzunlar Chandler ve David West'le gayet iyi bir takım olacaklar. Bir de beğendiğim J.R. Smith kalsaydı daha iyi olacaktı. Bobby Jackson ise geçirdiği sakatlıklarla hayli yıprandı ama hızlı oyunda Grizzlies'de gösterdiği performanstan daha iyisini göstereceğini sanıyorum.
Hacı Radman, şimdi de Lakers'da
Ve sırada Batı Yakası'nın en çok kazanan takımı Los Angeles Lakers var… Vladimir Radmanovic'i komşu Clippers'dan apartıyorlar. Öyle komik bir beyanatları vardı ki, sanki Radmanovic'i alınca şampiyonluk kazanacaklar. Radmanovic yok Lakers'ı ‘vaat edilen yer'e (şampiyonluk oluyor) götürmek üzere çok çalışacakmış, yok üçlük tehdidiyle Kobe'ye alan boşaltmış olacakmış... Mış mış da mış mış…
Kabul, adam iyi bir üç sayı tehdidi, ama makine değil! Üstelik beşinci sezonunda üçüncü takımına transfer oldu, ki bu rookie journeyman durumu da kayda değer bir NBA kariyeri için pek iyi bir altyapı sayılmaz, istisnai durumlar hariç ve de sözkonusu olan Horry değilse! Neyse, Radmanovic oyun zekâsına sahip, çok yönlü ve fiziğiyle de bu özelliklerini destekleyebilen bir oyuncu... Kobe'ye faydası da dokunabilir. Ama Lakers'ın şampiyonluk için eksiği, şöyle 2.15 boyunda ve 130 kilo ağırlığında biriymiş(!) gibi geliyor bana. Yalan mı? Elindekini neredeyse beleşe ver, sonra o şampiyon olsun, sen sızlan dur.
Shaq, bir elin parmaklarını doldurur
Bu arada Shaq da yedi sene içinde dördüncü kez şampiyon olarak dikkatleri bir kez daha üstüne çekti. Onu aynı şekilde Robert Horry takip ediyor. Tabii Horry'nin Houston Rockets'la 1994 ve 1995'te iki şampiyonluğu daha bulunuyor. Adam modern zamanların Bill Russell'ı! Alın, kazanın! Bu ikilinin ardından Tim Duncan ve Kobe Bryant üçer şampiyonlukla geliyorlar. Shaq ve Tim Duncan, en az birer kupaya (ve yüzüge tabii) daha sahip olma şansına, Kobe'den daha fazla sahipler bence. En azından şu an öyle görünüyor.
Ve hâlâ dünyanın dört bir köşesinde “Shaq, Kobe ve Phil Jackson yollarına ayrılmadan devam etselerdi, acaba kaç şampiyonlukla bu ortaklılarını bitirirlerdi?” diye düşünen kim bilir kaç kişi vardır.
Bargnani için Toronto'dan iyisi yok!
Toronto Raptors'ta, GM olarak Brian Colangelo göreve getirildikten sonra, hareketli bir yaz yaşanacağı belliydi. Ancak İtalyan uzun Andrea Bargnani'yi birinci sıradan seçen Raptors'ın, başarılı bir çaylak sezonu geçiren Villanueva'yı oyun kurucu T.J. Ford karşılığında Milwaukee Bucks'a vermesini doğru bulanlardan değilim. Tabii Mike James çok para veren bir takımla anlaşmak isteyeceği için böyle bir yol seçtikleri aşikar. Ama kayıp büyük. Yıldız olacak bir oyuncuyu kaybettiler ve onun eksikliğini Bargnani'nin kapatbileceğini umut ediyorlar.
Öncelikle, hemen tüm NBA şehirleri içinde Bargnani için en uygun yerin Toronto olduğunu belirtelim. Nüfusunun önemli bir kısmı İtalyan kökenli olan kent, Bargnani'yi bağrına basacaktır. Adeta bir İtalyan kenti olan Toronto'da minimum hasret çekecek olan Bargnani'nin NBA'e uyum süresi nispeten kısalacaktır.
Ayrıca Avrupa basketbolünü izleyen bizler de onun ne kadar yetenekli olduğunu biliyoruz. Mesela şakır şakır üçlük atabiliyor. Boyuna göre hızlı ve içeri topla girebiliyor. Eksiği, henüz istenildiği kadar güçlü olmaması. Pota altında itilip kakılabilir. Bunu da NBA'in yardımcı koçları kolayca giderebilirler.
T.J. Ford bir Magic Johnson değil! Kabul, lige katıldığı yıl müthiş bir giriş yapmış, belirli bir şöhretle gelmesine rağmen, ondan etkili bir oyun bekleyenlerin dahi beklentilerinin üstüne çıkmıştı. Ancak omuriliğindeki sakatlık onun geri kalmasına ve uzun iyileşme döneminin ardından da oyuna ürkek bir şekilde dönmesine sebep oldu. Belki artık arzulanan gelişmeleri gösteremeyecek ve aynı seviyede kalacak, ki o bile kötü bir seviye değil. Ancak Toronto'yu nereye taşır, bilinmez.
Bargnani ise Villanueva'nın geçen sezonki performansını gösterirse, bu, tavlada taşları toplarken peş peşe üç defa düşeş atmaya benzer. Kısaca, riskli bir takas gerçekleştirdi GM Colangelo. Yine devam edelim… Colangelo'nun Mike James'in başka takıma gitmesine izin vermesini, ona bir sözleşme uzatmamasını da kendi içinde mantıklı buluyorum. O da, babası da oynayan değil, oynatan gardları tercih ederler. James kendine oynayan, yani kendisi sayı bulan bir oyun kurucu. GM Colangelo ise T.J. Ford gibi oynatan bir gard istiyor takımda. Doğrusu ben de bunu tercih ederdim ama Ford'un fiziksel zayıflığı beni düşündürüyor.

Olur mu? Olursa, uyar mı? |
Iverson bu kez 'soru' oldu!
Allen Iverson… NBA'deki 30 takımdan 29'uyla takas dedikoduları konuşuluyor bu günlerde. İlginç… Adam matematiği bile alt üst edebiliyor! Peki ama Sixers onu takas ede(bile)cek mi? Koç Brown dışında biriyle hiçbir zaman 'kazanan' olmayı başaramayan Iverson'ı kim ister? Biliyorum, yine e-postalar alacağım, 'Iverson düşmanı' olduğuma inanılarak... Kobe hakkında yazdığım zaman da öyle diyorlar. Neyse ki hep yazmaya devam ediyorum… Takımınızda Iverson'ı görmeyi ister misiniz? Niye? Evet, sorumuz bu. Bakalım sizlerden ne gibi cevaplar gelecek. Bu çocuğu NBA'ye adımını attığı zamandan beri izlerim (gariptir; bunu Magic Johnson için bile söyleyebiliyorum, ama o zaman sadece 14 yaşımdaydım). Sahada yaptığı şeyler gerçekten inanılmaz. Çıplak gözle İstanbul'da Milli Takım'a karşı izleyince, ne kadar yetenekli ve özel bir oyuncu olduğunu bir kez daha gördüm.
Birçok kişi Shaq'in, 130 kilo ve çok da güçlü olduğu için, aslında çok iyi bir oyuncu olmadığını, oyunu gücüyle oynadığını söylüyor. O zaman Iverson da iyi bir oyuncu değil; çünkü sahada cıva gibi hareket eden bu oyuncu, hızıyla diğerlerine avantaj sağlıyor. Bunların tümü yanlış! Merak edenler Shaq'in 2000 Sezonu'ndaki maçlarını izlesinler ve rakiplerin ne kadar 'çevik bir dev' ile karşı karşıya olduklarını görsünler. Kezâ Iverson; hızlı, ama başka hızlı oyuncular da var ve hiçbiri Iverson değil. Bu kadar çok yere düşüp sonra hiçbir şey olmamış gibi ayağa kalkan başka bir oyuncu görmedim ben.
Ve yine de takımımda görmek ister miyim onu diye düşünüyorum. Gittikçe yaşlanıyor ve iki-üç sezon içinde eski hızında olamayacak. Şut isabet yüzdesini yükseltip asist ortalamasını arttırması, onun bu oyunu hangi düzeyde bildiğini ve oynadığını gösteriyor. Eğer böyle oynarsa çok daha iyi olur. Bence, iyi bir oyun kurucusu olan bir takımda 2 numara oynamalı. Oyun kurucu olarak oynadığında, topa fazla hükmettiğini düşünüyorum. Ama NBA basketbolü de bu değil mi? Yıldızlar hep topun ellerinde olmasını istemişlerdir.
* * *
Sanırım 2006-2007 sezonunda Detroit Pistons'ın yavaş yavaş inişini ve Chicago Bulls'un yükselişini göreceğiz. Baştan söyleyelim: Bulls gelecek sezon Doğu Finali adaylarındandır.
Ülker-Fenerbahçe!
Kendi ligimize, yani anlı şanlı TBL'imize bakmazsak olmaz.
Ülkerspor'un basketbol şubesini kapatabileceği ve bunun yerine sponsorluklara yöneleceği, ta geçen yazdan beri yazılıp çizilmiyor muydu?
Şimdi bu gerçekleştiğine göre, sırada Efes Pilsen var... Çünkü Efes'in de kapanabileceğine dair yorumlar daha Ülker'in basketbol şubesi kapanmadan yankı bulmuştu.
Bu arada, Ülker altyapısının kapatıldığı da, gelen haberler arasında. Bana sorarsanız, bu vahim bir olay. Yüzlerce oyuncu yetiştiren Ülkerspor, bilhassa son yıllarda, yıldız ve genç milli takımların iskeletini oluşturuyordu. Bakalım bu genç oyuncular nerelere dağılacaklar? Umarım altyapımız bir sarsıntı geçirmez.
Fenerbahçe de 100. kuruluş yıldönümünde ülkemizi Avrolig'de temsil edeceği için çok şanslı. Pardon, Ülker-Fenerbahçe demem gerekiyor. Buna alışmak zaman alacak. Nasıl Beşiktaş - Cola Turka veya Galatasaray - Cafe Crown'a hemen alışamadıysak, buna da alışmak çok kolay ve çabuk olmayacak. Ancak İtalya ve İspanya'da takımlar hemen hep güçlü sponsorlarla destekleniyor ve böylece güçlü bir organizasyon ortaya çıkıyor. Takımlar birinci lige çıkmadan bu gibi destekleri almalılar ki ileride maddi zorluk çekmesinler.
|