tam saha pres
Mete ACAR
 

Home, home again
I'd like to be here when I can
"Breathe" - Pink Floyd

Bir Yaz Gecesi Rüyası

Japonya'da yapılmakta olan 15. Dünya Basketbol Şampiyonası, çöl ortasında susuzluktan dili damağına yapışmış bir kişi için vaha neyse, basketbolseverler için de aynısı oldu. Tabii milli takımımızın gayretli oyunuyla gelen peş peşe galibiyetler, biz Türk basketbolseverleri bir başka ferahlattı. Demek ki 2001 yılında ülkemizde oynanan Avrupa Şampiyonası finallerinde elde ettiğimiz Avrupa ikinciliği palavra bir başarı değildi. O zamanlar dahi başarının büyük kısmını seyircimize maleden basketbol düşünürleri(!) mevcuttu. Bu turnuvanın ardından günümüze kadar gelen başarısız sonuçlar, bu kişilerin “biz demiştik” lakırdılarının artmasına ve hatta “Bu turnuva Tanjevic'in son şansıdır” cümlesinin telaffuz edilmesine kadar varmıştı.

İstenen, beklenen ve özlenen, özverili ve gayretkeş bir milli takım yaratılmasıydı. Eldeki kumaşın kalitesinin farkında olmayan, bizlerdik belki de. Tanjevic hep iyi bir kadroya sahip olduğunu vurguladı. Başarı ise kapı arkasından başını, bu Dünya Şampiyonası'nda uzatıverdi.

Turnuva henüz bitmemesine rağmen, bu yazı için tuşlara keyifle vuruyorum. Evet, açıkçası ben milli takımımızın oyunundan tatmin olmuş durumdayım. İleride daha da başarılı olacakları ve bunun için eldeki oyuncular ve teknik kadronun yeterli olduğu kanaatindeyim. Ancak daha başarılı olmamız için şeytanın "gör" dediğini de görmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Şeytanın "gör" dediği...

Arjantin maçında iyi bir günümüzde değildik ve belki de elde ettiğimiz başarılardan dolayı belli bir doygunluğa ulaşmıştık. Fakat Arjantin'in pick and roll hücumunu hiç savunamadık. Rakip o kadar rahat şutlar buldu, o kadar kolaylıkla savunmamızı deldi ki, hayret etmemek elde değil. Kabul, Arjantin pick and roll oyununu mükemmellik derecesine taşımış durumda. Hatta finale çıkarlarsa ve şayet karşılarında ABD olursa -ben böyle tahmin ediyorum- bu oyunla rakiplerini çok şaşırtacaklarını ve dengelerini bozacaklarını düşünüyorum. Şu ana kadar turnuvanın en iyi basketbolünü Arjantin'in oynadığını sanıyorum. Tabii seyredebildiğimiz kadarıyla...

Gardlarımızın pick and roll savunmasını -tabii hücumunu da- iyi oynaması lazım. Bu ikili veya üçlü oyun basit gözükmesine rağmen, dünyada onu makine düzeninde oynayabilen çok oyuncu ve takım yok. Gözünüzün önüne John Stockton ve Karl Malone'u getirin. İşte pick and roll'ü mükemmel oynayan bir ikili! Son derece zeki bir oyun kurucu ve dünyanın en iyi uzun forveti iş başında. Sonuç: Mükemmeliyet.

X's & O's

X's & O's, oyunun taktik yönünü anlatmak için Amerikalılarca kullanılan bir deyim. Belki de Türk basketbolünün sahada başını ağrıtan problemlerden biri bu. Olmadığından dolayı değil, muhtemelen fazla kullanıldığından dolayı problem oluyor. Biraz açalım dilerseniz...

Yıllardır basketbol camiasının problem olarak vurguladığı şeylerden biri de, oyuncuların çok genç yaşlardan itibaren antrenörleri tarafından adeta taktikle yoğrulmaları ve temel basketbol eğitiminin yoğunlaştırılması yerine, antrenörlerin ön plana çıkma sevdası yüzünden oyuncuların birer 'taktik esiri'ne dönmeleriydi. Bunu basketbol dergilerinde ve gazetelerin spor sayfalarında defalarca okuduk, tv programlarında duyduk. Benzer problemin ABD'de dahi olduğu yabancı yazarlarca söyleniyor. Ancak bizim ABD'ye ulaşmak için çok yolumuz var.

Bence bir minik veya yıldız takım antrenörü, bir oyuncuyu, takım için en iyi neleri yapabileceğini kendisinin görebileceği, sahada kendisinin karar verebileceği bir seviyeye getirebilirse, görevini layıkıyla yapmış demektir. Kısaca, oyuncular inisiyatif sahibi olmalı, sadece bir taktiğin parçası değil.

Güzel günler göreceğiz

Bunu söylemek kolay tabii. Fakat genç, yıldız ve ümit milli takımlarımızın turnuvalardaki performanslarını görünce telaffuz etmemeye imkan yok. Arkadan yetenekli ve geniş bir basketbolcü kitlesi (nesli) geliyor. Yani suratlarımıza bir gülücük kondurmanın vaktidir.

Ülkemizde 2010 yılında yapılacak olan Dünya Basketbol Şampiyonası'na çok fazla süre kalmadı ama o zaman gelince kadroda bambaşka isimler görebiliriz. Ümitleri biliyoruz, çünkü birçoğu A milli oldu bile. Birkaç yıl içinde onlara gençlerden Doğuş Balbay, Can Özcan, Bora Paçun, Caner Öner, Barış Hersek, Mutlu Demir, Alican Kocabalkan ve diğerleri, yıldızlardan ise Maksim Mutaf, Barış Erlim, Volkan İncekara, Birkan Batuk, Andrey Kislitsin, Melih Mahmutoğlu ve diğerleri eşlik edebilir. Gerçekten büyük ümit vaat ediyoruz.

Azıcık ucundan NBA

İlk yazımın ardından aldığım e-posta adedine bakarak, rahatlıkla “Ben buradayım, ya sen neredesin ey okuyucu?!” diyebilirim. Yine de dükkanı tatil arasında Dünya Şampiyonası onuruna (ve hatta biraz da milli takımın sayesinde) açtığımızı ve sezona bu ayın sonlarında başlayacağımızı da hatırlatalım. Tabii sizin görüşlerinizi göndermenize engel değil.

İlginçtir, yazan arkadaşlar genelde Iverson konusunda benimle hemfikir - olmayanları da ikna ettim. Yani, şu haliyle kadronun ve yaşlanan Iverson karışımının Sixers'a sağlıklı bir sonuç vermeyeceği konusunda aynı fikirleri paylaşıyoruz. Iverson yaşlanıyor dediysek, yarın bastonuyla Sixers bankının arkasında yerini alacak demiyoruz. Sayısını yine atar, asistini de yapar ama ne kadar galibiyet getirir, o tartışılır. Iverson topu paylaşmadığı için, Iguodala'nın beklenen çıkışı yapamadığı bile Amerikalı bazı yorumcularca dile getirildi. “O kadar asisti babam mı yapıyor?” sorusuna ise “Iverson topa o kadar çok sahip oluyor ki, bir asist yapılacaksa, onu da Iverson yapıyor” diyerek cevap veriyor ve Indiana Pacers'a geçiyorum.

Eh, haydi artık!

Bu değerli takım son yıllarda beni o kadar hayal kırıklığına uğrattı ki, bilhassa geçen sezon onlara hiç şans tanımadım. Fakat yapılan "Al Harrington - birinci tur draft seçim hakkı" takası Pacers'ı bir seviye ilerletti bence. Bakın buraya yazıyorum, Harrington yıldız olmaya en yakın basketbolcülerden biri.

Aklınıza hemen Nowitzki'yi getirmeyin öyle. Zaten, GM Larry Bird hızlı bir basketbol oynayacaklarını beyan etse de, maç başına kaç sayı atacaklarını merak ediyorum. Yani değişen kuralların etkisiyle basketbol vites atsa da, Pacers ligin en çok sayı atan takımlarından biri olmayacaktır bence. Fakat Harrington 18-20 sayı ve 8-9 ribaunt yapan bir oyuncu olabilir. Zaten Atlanta Hawks'da böyle oynadı ve böyle oynamaya devam edeceğini sanıyorum. Üstelik Indiana onu çok ucuza almış oldu ve Hawks yine bir takımı fazlasıyla memnun etti.

Şu anda Pacers, Doğu Konferansı'nda dikkatimi çekenlerden. Tek kötü manevraları, Anthony Johnson'ı Dallas'la takas etmeleri oldu. Tinsley yine yürürken sakatlanır, işte o zaman ne yapacaklar merak ediyorum. Darrell Armstrong'a çok güvenmeseler iyi olur. Armstrong'un savunma dışında çok fazla saha içi meziyeti olduğu söylenemez. Jasikevicius ise bir türlü istenen seviyeye gelemedi. Yine de Pacers, 1 numaralı pozisyonu Tinsley, Jasikevicius, Armstrong üçlüsüne emanet edip ekleme yapmayacağa benzer.

Başka bir takasla yine Dallas'tan Marquis Daniels'ı almaları da çok iyi oldu. Daniels hızlı oyunda etkili olabilen bir oyuncu. Dallas koçu Avery Johnson onu gözden çıkarmıştı ama, ben takımın değerli bir parçası olacağını düşünüyorum.

Kısaca, oyun kurucu eksikliğine karşın Pacers'ın iddialı takımlardan birisi haline geldiği kanaatindeyim. Yıllardır beklenen başarıya bir türlü ulaşamayan Pacers artık hedefe kilitlenmeli. Teknik kadrosu, ligin kalburüstü kenar yönetimlerinden birini oluşturuyor. Pacers'ın kazanacağı sezon bu sezondur.

Eğer...

Eğer eşiniz yeni taşınacağınız evinizde mutfağın nasıl olacağını ballandıra ballandıra anlatırken, siz en son gerçekleşen takasın tarafların kadrolarını ne hale getirdiğini ve buna göre ligin güç dengesinin kimin lehine değiştiğini düşünüyorsanız, kafanızı basketbolle yemişsiniz demektir.

Eğer günün herhangi bir saatinde, seyretmeseniz dahi NBA TV açıksa, siz kafanızı basketbolle yemişsiniz demektir.

Eğer NBA'de basketbol sezonu bittikten sonra “İşte gerçek basketbol sezonu başlıyor” diyerek draftı, takasları, serbest oyuncuların yeni sözleşmelerini öğrenmek için internette sezon sırasında harcadığınızdan daha fazla süre harcıyorsanız, siz kafanızı basketbolle yemişsiniz demektir.

Eğer iki yaşındaki kızınızın ileride profesyonel basketbolcü olup bir WNBA takımında basketbol oynayacağını hayal ediyorsanız, siz kafanızı basketbolle yemişsiniz demektir.

Eğer dünya kupası maçlarını seyrederken “Dur şu NBA TV'de ne var bir bakayım” deyip kanalını değiştiriyor ve bir WNBA maçına takılıp kalıyorsanız, siz kafanızı basketbolle yemişsiniz demektir.

Eğer yeni taşındığınız evde kitaplığı yerleştirmeden adsl hattı çektirip NBA haberlerini sektirmeden takip ediyorsanız, siz kafanızı basketbolle yemişsiniz demektir.

Eğer seçimlerin ertesi günü interneti açıp ilk olarak nba.com'u tıklıyorsanız, siz kafanızı basketbolle yemişsiniz demektir.

Eğer bu satırları okurken “şu eksik kalmış” deyip kendi maddelerinizi ekliyorsanız, siz kafanızı basketbolle yemişsiniz demektir.

30 AĞUSTOS 2006
meteacar2000@yahoo.com