2 resim arasındaki 7 fark arşivi
by Ercan GÜLTEKİn & Övünç ÖZBİLGİÇ

NBA SÖZLÜĞÜ

OFF-SEASON '01

SALARY CAP

TRANSITION

O DEDİ, BU KODU!

ENCORE

KNICKS TARİHİ

NBA WALLPAPERS

TÖRKİŞBASKETBOL

YUROBASKET

COURTSIDE


HIP HOP vs. COYOTE


1) Hip Hop, Bugs Bunny karizması ve Philedelphia'daki hâkim kültürün sonucu ortaya çıkmış bir maskottur.
Coyote ise Kuzey Amerika'nın meşhur Vahşi Batı'sının kırlarında yaşayan kısa boylu bir kurt cinsidir. San Antonio ile özdeşleşir.

2) Hip Hop, bandanalı, güneş gözlüğü takan imajıyla, çocuklara uzak bir tiptir.
Oysa Coyote, sevimli dış görünüşü ile çocuklara (ve cana) daha yakındır.

3) Hip Hop, asi görünüşü ile Allen Iverson'ı andırır.
Coyote ise mütevazı görünüşü ile Tim Duncan'ı.

4) Hip Hop'ın 76ers maçları dışında görülebiliritesi düşüktür.
Oysa Coyote, NBA TV'ye, hem de kendi fragmanıyla sızmayı başarmıştır.

5) Hip Hop seyirciyi daha çok müzik eşliğinde dans ederek coşturur.
Coyote ise dansın yanı sıra akrobatik hareketlerle, daha bir çeşitlilik arzeder.

6) Hip Hop, gerek imajıyla, gerekse Philedelphialı Rocky'den esinlenerek taktığı boksör eldivenleriyle, aslında sevimli ve munis bir hayvan olan tavşanı şiddet objesiyle birleştirmek suretiyle negatif bir tezat sunar.
Oysa Coyote, sevimliliğiyle, gerçekte vahşi bir hayvan olan kurdun hiçbir kötü yanını yansıtmadığı gibi, pozitif yönde bir tezat sergiler.

7) Hip Hop'ın, ismini aldığı alt kültürün geçmişteki çoğu benzeri gibi günün birinde yok olacak olmasından dolayı, uzun vâdede revaçta kalabilme olasılığı düşüktür.
Coyote içinse neslinin tükenmesi gibi bir sorun olmasına rağmen, bu durum onun değerini daha çok arttıracağından, revaçta kalma, hatta popülaritesini arttırma ihtimâli yüksektir.

ercang@hotpop.com



DEKE vs. SHAQ


1) Dikembe'nin ailesi, adını koyarken çok düşünmüş olsa gerek; çocuklarına, Dikembe Mutombo Mpolondo Mukamba Jean Jacque Wamutombo gibi, bir kilometre uzunluğunda bir isim bulmuşlar!
Shaq'ın ailesi ise bir zamanlar Malcolm X önderliğindeki siyah adam-İslâm yakınlaşmasından esinlenerek, minik tosuna "küçük savaşçı" anlamına gelen Shaquille Rashaun adını koymuşlar.

2) Mutombo, rakip oyunculara karşı yaptığı savunmasıyla ünlüdür.
Shaq ise kendisine karşı yapılması zorunlu, hatta onun için icat edilen meşhur (hack-a-Shaq) savunmayla.

3) Mpolondo'nun hiçbir müzik albümü ya da başrol oynadığı film yoktur.
Shaq'ın ise 5 rap albümü, 3 de filmi vardır.

4) Mukamba, NBA'deki yüzlerce ve ABD'deki milyonlarca siyahi gibi African American değil, gerçek bir Afrikalıdır. Kongo'da (Zaire) doğmuştur.
Shaq ise Afro-American'dır. Newark, New Jersey'de doğmuştur.

5) Jean, İngilizce, İspanyolca, Fransızca, Portekizce ve 5 Afrika yerli dilini mükemmelen konuşmasına rağmen, sade yaşam tarzı nedeniyle salonların dışında karizma olmamıştır. Oysa kurduğu fon üzerinden ülkesine ve tüm Afrika'ya, özellikle çocuklar ve açlara yaptığı yardımlar, salgın hastalıklara ve yoksulluğa karşı verilen mücadelede oynadığı rol sayesinde spor ve insanlık tarihinde şimdiden çok mühim bir yere sahiptir. (1999'da, ABD'de verilen en üst seviyedeki insani ödül olan Başkanlık Hizmet Ödülü'ne lâyık görülmüş, aynı yıl da yine ABD'de en yardımsever sporculara verilen Henry P. Iba Citizen Athlete Award'u almıştır.)
Şak'ın ise adından kalıbına kadar herşeyi 80 türlü şamata âleminde karizmadır. Bu yüzden erken uyanıp kendi imajını kendi kurduğu firmalarla pazarlamaktadır.

6) Jacque, öldürücü bloklara sahip bir pota altı müdâvimi olduğundan, slam-dunk delisi oyuncuların kendilerini kanıtlamaları için bir boy hedefidir. Ama geçmişten bugüne hemen her yıldıza en az birkaç defa işaret parmağını sallayarak "hayır" demişliği vardır.
Shaq ise bir zamanlar içler acısı olan faul atma problemini nispeten düzelttikten sonra, özellikle playoff zamanı koçların daha bir korkulu rüyasıdır. Yine de "charity line"da ne zaman ne halt edeceği belli olmaz.

7) Wamutombo, Georgetown Üniversitesi'nden, yani Ewing, Mourning gibi NBA süperyıldızı olmuş dominant pivotların mezun olduğu okuldan çıkmıştır. Bu sebeple, Georgetown tarihinde Ewing'in gölgesinde kalmaktadır.
Oysa Oniyıl, Louisiana State Koleji'nin tarihinde tektir. Ve kolay kolay da kulak durumuna düşeceği yoktur zira henüz boynuzlar ortalıkta görünmemektedir.

(EVET, BURASI 7 FARK BÖLÜMÜDÜR FAKAT BU KEZ AĞIRLADIĞIMIZ BU İKİ SIRADIŞI ADAMIN ŞÖYLE BİR BENZERLİKLERİ VARDIR: İKİSİ DE TIPATIP AYNI ÖLÇÜ, 22 NUMARA AYAKKABI GİYMEKTEDİR!)



George KARL vs. Rick Carlisle


1) George Karl, annemin bile minimum 20 galibiyet aldırabileceği bir takımı playofflara sokamayarak, ilginç bir başarı(sızlık) elde etmiştir.
Oysa Rick Carlisle, daha ilk sezonunda, Detroit gibi yeniden yapılanma sürecindeki bir takımı Merkez Grubu birincisi ünvanıyla playofflara sokarak inanılmaz ve takdire şâyan bir başarıya imza atmıştır.

2) George Karl, sabırsızlığı ile "acele işe şeytan karışır" atasözünü kurban statüsünde doğrulamış ve uzun yıllardır ilk kez playoff dışı kalmıştır.
Oysa Rick Carlisle, takım kötü giderken "sabrın sonu selâmettir" diyerek yoluna devam etmiş, bunun mükâfatını da fazlasıyla almıştır.

3) Karl, takım kimyası ile çok rahat oynadığından, takımdaşlığa pek önem vermediği görülmektedir. Geçen yıl takır takır sayı atan Big-Three'nin aralarında, yönetimle ve kendisiyle sorunlar çıkmasına göz yumması, Tim Thomas'ı FA iken "takım ruhu" diye gazlayıp kandırması ve kulübün elinde patlatması, bunun yakın örnekleridir.
Oysa Carlisle, Detroit'te ilk önce bir takım havası yaratmıştır. Süperyıldız, süperskorer ve süperego Stack'i tam bir takım oyuncusu yapmış, takasla gelen Cliff, Corliss ve hatta Jon'dan, sahada Pistons'a ne lâzımsa onu almasını bilmiştir.

4) George Efendi, gerek oyuncularına yıkıcı eleştiriler yapması, gerekse All-Star organizasyonunu alaycı, Magic koçu Rivers'ı da tacizkaâr biçimde eleştirmesiyle, bir bunalım içerisinde olduğu (andropoz mu ki acaba?) izlenimi vermiştir.
Rick Beyabi ise takımı bir ara playoff potasının dışında kalmasına rağmen asla ne oyuncuları, ne de başkaları ileri-geri açıklamalar yapmayarak ve önündeki uzun yolun bilincine varmış şekilde davranarak, dengeli, güven veren bir kişi imajı sergilemiştir.

5) George Karl, en azından biz denizaşırı NBAseverler için bir nebze sır olan Bucks soyunma odasını NBA TV ve nba.com'dan herkese göstererek, içeride olup bitenlerin (dolayısıyla da koçluk karizmasının) gizemini yitirmesine neden olmuştur.
Oysa Rick Carlisle böyle şoven bir zıpırlığı asla yapmamıştır. O, soyunma odasının gizemine inanlardandır ve ne oyuncularına attığı fırçanın, ne verdiği gazın, ne de taktiklerinin Pistons oyuncularından başka kimseyi alâkadar etmediğini düşünmektedir.

6) Sayın Karl, kaybettikleri maçların son anlarındaki traş mimikleriyle ve anlamlı gülümsemesiyle, mağlubiyeti mağruriyetle kabul eder halini, çok yanlış bir şekilde oyuncularına da yansımaktadır.
Oysa Mister Carlisle, son saniyeye 4 sayı farkla yenik girseler dahi, ciddiyet içinde, "nasıl bir üçlük+faul ile 4-point-play yaptırabiliriz de şu maçı kurtarabiliriz" hesaplarındadır.

7) Corç Karl, CBA ve Avrupa (Real Madrid) kariyeri olan deneyimli bir çalıştırıcı olsa da, çok takım dolaştığından dolayı ne ismi, ne kendi herhangi bir takımla özdeşleşememiştir. (Ayrıca 1973 draftinde New York tarafından seçilmesine rağmen San Antonio ile anlaşmıştır.)
Rik Karlayl ise 11 yıl asistan koçluk yaptıktan sonra Detroit ile uzun bir serüvene çıkmıştır. Dilerim adını "Pistons franchise tarihindeki 23. koç" olmaktan daha ötelere taşır. (Ki gidişat da bunu göstermektedir, en azından şimdilik.)



Reggie MILLER -- vs. -- Tim HARDAWAY


1) "Reggie Miller"ın okunuşunda vurgu ilk kelimede, yani isimdedir.
"Tim Hardaway"in ismi okunurken ise vurgu soyaddadır.

2) Reggie kimilerine Bob Marley'i çağrıştırır.
Tim ise karizmatik soyadı ile New York'un arka sokaklarındaki rap müziğini.

3) Reggie Miller, sert olmayan ve popüler "Miller" biraları gibi bir dış görünüşe sahiptir.
Oysa Tim Hardaway, tıknaz görünümü, güçlü kasları ile ucuz ama sert ve güzel, soğuk bir "Rolling Rock" gibi görünür.

4) Reggie'nin rol aldığı, NBA'in "Reading is Fundamental" reklamı, onun oyunculuk yeteneğine göre hazırlanmıştır.
Tim'in "Reading is Fundamental" versiyonu ise bizzat çocuklarla olup mesaj dolaysız, direkt olarak adresine ulaşmaktadır.

5) Reggie Miller'ın şimdiye kadar hiçbir takma adı olmamıştır. Ki bu NBA'de sık rastlanan bir durum değildir... ("It's Miller Time!" sloganının MGD biralarına ait olduğunu ilâve edelim.)
Oysa Tim Hardaway'in takma adı çocukluğundan beri "Tim Bug"dır.

6) Reggie Miller (şu ana kadarki) kariyerinin tamamını Pacers'da geçirmiş ve adını bu takımın tarihine altın harflerle kazımıştır. NBA'in eskilerde kalmakta olup yitirilen saygıdeğer bir geleneği olduğu üzere, "bir takımla özdeşleşme" konusunda herhangi marazla karşılaşmamış, talihi yâver gitmiştir.
Oysa Tim Hardaway, Warriors'ta başladığı kariyerini Miami'de sürdürmüş, bu sezon Mavs'e, oradan da Nuggets'a gitmiş, haketmediği şekilde, "journeyman" pozisyonuna düşürülmüştür.

7) Reggie Miller, takımı Pacers'ın Doğu playofflarında zırt pırt kafa kafaya tokuştuğu Knicks'le özellikle New York, Madison Square Garden'daki deplasman maçlarında, NYK fanatiği ünlü siyah yönetmen Spike Lee ile sık sık ağız dalaşına girmiş, bu yüzden New York'ta sevilmeyen biri haline gelmiştir.
Tim Hardaway ise Knicks'in kanlısı Miami Heat'in formasıyla playofflarda defalarca MSG'a ayak basmasına rağmen New Yorkluların gözünde asla antipatik bir imajı olmamış, genelde sevilmiştir.

ercang@hotmail.com

SPURS Silver Dancers -- vs. -- 76ers DANCE TEAM


1) San Antonio'nun kızları, duruşlarıyla seksi bir imaj yaratıyorlar.
Sixers kızları ise nispeten daha mütevazı bir imaj sergiliyorlar.

2) Spurs kızlarının samanların üzerinde oturmaları, Texan (Teksaslı) olduklarını vurgulamak için düşünülmüş olsa da, insanın aklına yine de cinselliği getiriyor.
Oysa Sixers kızlarının altında yayılan meçhul zemin insanın aklına hiçbirşey getirmiyor.

3) Spurs kızlarının bazıları, taktıkları kovboy şapkalarıyla, Playboy'a poz verir havasındalar.
Sixers kızlarının tamamı hadiseye profesyonel açıdan yaklaşıp bireyselliği geri plana atmışlar.

4) Gümüş Dansçıların kimisi etek, kimisi pantolon giymiş. Hepsi ayrı telden çalıyor.
Sixers kızları ise takım ruhunu yansıtacak biçimde, bir örnek giyinmişler. Âhenk var.

5) San Antonio dansçıları arasında, saçları civciv sarısı renginde olan bir kız var. Resimde bir bando majörü gibi hemen göze batıyor.
Philadelphia kızlarının üç tanesi civciv sarısı saç rengine sahip ve farklı yerlerde oturuyorlar. Göze batmadıkları kesin.

6) Spurs kızları daha çok esmer ve kumrallardan oluşuyor... Üstüne kıyafetlerinin de siyah oluşu, tabloya cansız bir hava veriyor.
Sixers kızları ise esmer, kumral, sarışın; koyu ve açık tonlar, ne ararsan var! Ayrıca kıyafetlerinin rengi de canlı bir hava veriyor resme.

7) Spurs kızları, samanların üzerinde verdikleri pozların konuyla çok da ilgili olmayan seksapel arzını, ellerindeki basketbol topuyla telâfi etmeye çalışıyorlar.
Oysa Sixers kızlarının telafi etmeleri gereken bir durum sözkonusu olmadığı gibi, hanım hanımcık duruşları ve göğüslerindeki 76ers logosu da herşeyi özetliyor.

 


AIR JORDAN














1) Air Jordan'ın isim babası, majesteleri Michael Jordan'dır. 1990'lı yıllarda MJ'in halihâzırda tepeye kazınmış adını kullanarak kendini kabul ettirmiştir.
Chuck Taylor ismi ise sadece lisede basketbol oynamış bir şahsiyete aittir. 20. yüzyılın ilk yarısında Amerika'yı arşınlayıp sattığı ayakkabılarıyla kelimenin tam anlamıyla kendini bu yola adamış bir "gönül adamı"dır.

2) Air Jordan, gerek yapılış amacı, gerekse fiyatıyla, zamanla kapitalizmin simgelerinden biri haline gelmiştir.
Chuck Taylorlar, basketbol sevgisini insanlara aşılamak amacıyla çıkarılmıştır. O, gerçek basketbol tutkunlarının simgesidir.

3) Air Jordan bir seridir. Sürekli yeni modelleri çıkar. Tipi, renkleri, çizgileri değişir. Tabii fiyatı da.
Oysa Chuck Taylor ayakkabıları, çıktığı günden beri hep aynı kalmıştır. Modelinde değişme olmamıştır. Ayrıca asla "çok pahalı" olmamıştır.

4) Air Jordan bir salon ayakkabısıdır. Mahalledeki ve/veya okul bahçelerindeki potalarda basketbol oynarken giymeye pek müsait değildir.
Chuck Taylor, basket topu ve potasının olduğu her yerde basketbol ayakkabısı olarak kullanılabilir. Kot pantolonla sağladığı mükemmel uyum da cabasıdır.

5) Air Jordan'ın bağcıkları genellikle ayakkabının üzerinde hazır gelir. Hazır değilse de, çıkarıp tekrardan çapraz bağlamak gerektiğinden, işkence gibidir.
Oysa Chuck Taylor'ın bağcıkları apayrıdır. Zira benim gibi bazı insanlarda onları bağlamak bir hobi haline gelmiştir.

6) Air Jordan'ın üreticisi Nike, şimdiye kadar basketbolda kalıcı hiçbir eser bırakamamıştır.
Converse, basketbol tutkunlarına All-Star'ı hediye etmiştir. "All-Star Game", adını Chuck Taylor'dan alır.

7) Air Jordan ayakkabıları günün birinde elbet unutulup gidecektir. Zira onu yaratanlar, varlıklarını devam ettirebilmek için yeni Michael Jordanlar bulmak zorundadır.
Chuck Taylor ise kuşaktan kuşağa aktarılan ortak bir değerdir. Üretici firması batsa da, o kalplerde asla batmayacak.



Chuck Taylor

















 


1) David Robinson, Deniz Harp okulunda okumuş olmasından dolayı "Amiral" lâkabını almış, işlerinde ve hayatında disiplini seven ciddi bir insan, bir aile babası imajı verir.
Patrick Ewing ise devasa cüssesine ve"Godzilla" lakabına rağmen eşsiz gülümsemesiyle daha cana yakın ve kolay dost olunabilecek biri gibi gözükür. Süt reklamında boy gösterecek kadar sempatiktir.

2) Robinson, "Alamodome"dan sonra San Antonio'nun ikinci simgesi olmayı başaramamıştır.
Oysa Ewing, "Özgürlük Anıtı"ndan sonra New York'un ikinci simgesidir.

3) Robinson'ın ailesi o çocukken hiç taşındı mı bilmiyorum ama en azından kariyeri boyunca Spurs'de oynadığından dolayı ayrılık acısı çekmediği söylenebilir. Nispeten sakin bir hayat geçirmektedir.
Ewing Ailesi ise Patrick 11 yaşındayken Jamayka'dan Amerika'ya göçetmiştir. Ewing ayrıca iki sezon önce tüm gençliğini yoluna ve uğruna adadığı Knicks'den gözyaşlarını içine akıtarak ayrılmak zorunda kaldığından, Koca Adam ayrılık acısını çok iyi bilir.

4) David Robinson başarılı kariyerini 1999'daki şampiyonlukla tescil etmeyi başarmış, NBA şampiyonu olmanın ve şampiyonluk yüzüğü takmanın saadetini tatmıştır.
Patrick Ewing ise şampiyonluğa defalarca yaklaşsa da bir türlü ulaşamamış, hele 1999'da final serisindeki dramatik sakatlığı ile hem kendini, hem de New Yorkluları kahretmiştir. Buna rağmen, şampiyonluk yüzüğü olmadığı halde efsane olmayı başarmış ender oyunculardan biridir.

5) David Robinson, San Antonio'da uzun yıllar takımın ruhani liderliğini üstlendiyse de, son yıllarda bu görevini Tim Duncan'a devretmiştir.
Oysa ki Ewing, New York'ta bu özelliğini hiçbir oyuncuya kaptırmamıştır. Halen Magic'de oynamasına rağmen, MSG'a ayak bastığında en çok ilgiyi o görür.

6) Amiral, üstün basketbol yeteneğine rağmen maç esnasında seyirciyle etkileşime girmeyi pek sevmez. Ayrıca doğduğundan beri aynı saç stiline sahiptir.
Ewing ise maç esnasında seyirciyle etkileşim kurmayı çok iyi bilir. Karizmatik kişiliği ile benchten bile maça etki edebilir. Hatta seyircilerin arasında otururken dahi... Bu yüzden Miamililer onu çok severler(!)

7) David Robinson'ın adı bize "Robinson Crusoe"yu çağrıştırır. Robinson hayatının büyük bir kısmını Cuma'yı eğitmekle geçirdiğinden, kent yaşamından uzak bir kahramandır.
Patrick Ewing'in adı ise "Dallas" dizisinin kötü adamı JR Ewing'i aklımıza getirir. JR, şirketini ayakta tutabilmek için en büyük rakibi Barnes ile sürekli rekabet eden, ayrıca güzel kadınlara ilgi duyan biridir. Bu yüzden aşk ve iş ilişkilerinde bize daha faydalı olabilir.



1)
Ailesi Kobe'nin adını, anası buna hamileyken bir restoran menüsünde gördükleri bir "biftek" türünden esinlenerek koymuştur.

Carter Ailesi ise oğullarına sıradışı bir isim yerine "Vincent Lamar" gibi sıradan iki isim koymuştur. (Öte yandan, "göbekadı" geleneğine uyarak atalarına da saygıda kusur etmemişlerdir.)

2) Kobe'nin babası Joe "Jelly Bean" Bryant, daha önce NBA'de oynamıştır. Bu yüzden Kobe, NBA'e yabancı değildir. İlâveten, varlık içinde büyümüştür.
Vince'in ise böyle bir şansı hiç olmamıştır. Kuzeni Tracy McGrady ondan sadece bir sene önce NBA'de oynamaya başlamıştır -ki bu sonradan gelip onun gölgelemeyi başarmıştır. Vince, çocukluğundan üniversite yıllarına kadar sıradan, gösterişsiz bir hayat sürmüştür.

3) Kobe'nin babası, NBA'de oynamış olsa da, pek iz bırakamamıştır.
Oysa ki Vince'in kuzeni T-Mac de kendisi gibi bir yıldızdır.

4) Kobe liseden direkt olarak NBA'e geçmiştir. Bu açıdan, eğitime pek önem vermediği görülmektedir.
Carter ise Kuzey Karolayna Üniversitesi'nden draft edilmiştir ve yaptığı bağışlarla eğitime büyük destek vermektedir. (Dahası Vince, bu üniversitenin tarihine müthiş kariyeriyle devâsâ bir iz kazıyan Michael Jordan'ın gölgesinin dışında, aydınlıkta durmaktadır.)

5) Kobe'nin yanında NBA'i alt üst eden Shaq gibi süper bir dev ve Phil Jackson gibi yüzüklerin efendisi, filozof bir koç vardır. Bu da onun üzerine düşen yükü hafifletir ve şampiyonluğu kolaylaştırır.
Oysa ki Vince, tek başına Toronto Raptors'ın bütün yükünü üstlenmektedir. Yanında ona yardımcı olacak Shaq gibi bir dominant süperyıldız olmamasına rağmen takımını her geçen sezon daha ileri götürmeyi başarmıştır. (Üstelik, yıldız dahi olamayan pek çok oyuncunun tercih etmediği Kanada'da kalmayı alçakgönüllülükle kabullenerek, takımına ancak eski zamanlarda görülen bir vefa göstermiştir.)

6) Kobe, NBA'e geldiği ilk günden beri Jordan'ın veliahtı olarak gösterilmiştir. Fakat bir türlü Mike gibi tüm NBA fanatiklerinin gönlünde taht kurmayı başaramamıştır. NBA genelinde kabul görmüş bir takma adı da yoktur. (Ki babasının bile vardı!)
Vince de zaman zaman Jordan'a veliaht gösterilse de, kendine özgü farklı tarzını yaratmış, bunu geliştirmiş ve özel hayran kitlesini yaratmayı başarmıştır. Air Canada,Vinsanity gibi takma adları vardır.

7) Kobe, zenginliğin, eğlencenin, şöhretin ve her türlü çılgınlığın anavatanı Los Angeles'da lüks ve rahat içinde yaşamaktadır. Bu yüzden, dıravdan "evleneceğim" mazereti salarak Dream Team ile birlikte Sydney Olimpiyatları'na gitmeyi reddetmiştir.
Oysa Vince daha sosyal ve mütevazı biridir. Dream Team ile Sydney'e gitmiş, orada ülkesini başarıyla temsil etmiştir. Buna ilâveten Vince, şımarıp kendini pahalı satacak kadar değerli gören Kobe'nin aksine, NBA'den arkadaşlarıyla birlikte yardım amaçlı "Charity All Star Game" düzenlemiştir.

ercang@hotmail.com